Diyanet İşleri
Elif Lam Mim Sad.
A'râf suresi · 1–10. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
A'râf suresi, 1. ayet. الٓمٓصٓ
Elif Lam Mim Sad.
Elif. Lâm. Mîm. Sâd. dipnot 1
Elif-Lam-Mim-Sad!
Elif-Lam-Mim-Sad.
Eliif, Laam, Miiim, Saaad.
Elif, Lam, Mim, Sad.
Elif.Lâm. Mîm. Sâd.
A. L. M. SS.
Elif, lam, mim, sad.
A1 L30 M40 S90 dipnot 1
A.L.M.SS.
Elif, Lam, Mim, Sad.
Elif, lam, mim, sad.
Elif, Lam, Mim, Sad.
Elif, Lam, Mim, Sad.
Elif, Lam, Mim, Sad.
Elif, Lam, Mim, Sad.
Elif, lam, Mim, Saad.
Elif, Lam, Mim, Sad.
(1-10) Elif Lam Mim Sad, sana indirilen kitaptır ve müminlere bir hatırlatmadır. Onunla uyarı yapmandan dolayı göğsünde / sadrında bir zorluk / bir haraç olmasın. Rabbinizden size indirilene uyun / tâbi olun. Onun dışındaki dostlar / veliler / evliyalar bilip uymayın / tâbi olmayın. Ne de a z hatırlayıp düşünüyorsunuz. Nice yerleşkeleri / karyeleri helak et tik. Onlara sertliğimizi / be'simiz ya geceleyin geldi veya öğlen dinlenirken geldi. Hışmımız geldiğinde, çağrıları / duaları ise kesinlikle biz zalimler olduk demeleriydi. Kendilerine Resul gönderilenleri sorgulayacağız, Resulleri de sorgulayacağız. Ve dahi onlara belli bir ilimle kesinlikle anlatacağız. Biz kayıp değiliz ki / gayb değiliz ki. Tartı / mizan, o gün gerçektir. Kimin tartısı ağır ise işte onlar kurtulurlar / felaha ererler. Kimin mizanı hafifse onlar, ayetlerimize zulmediyor olmaları nedeniyle kendilerini / nefislerini hasara uğratanlardır. Biz sizi arza yerleştirdik / mekân ettirdik. (Hayatı idame ettiren şeyler, imkânlar) sizin için onda geçim / maişet sağladık. Az teşekkür ediyorsunuz.
Elif, Lâm, Mîm, Sâd. dipnot 1
Elif lam mim sad.
Elif-Lam-Mim-Sad dipnot 1 !
Elif, Lam, Mim, Sad.
Elif Lâm Mîm Sâd.
Elif Lam Mim Sad.
Elif, Lam, Mim, Sad.
A'râf suresi, 2. ayet. كِتَٰبٌ أُنزِلَ إِلَيْكَ فَلَا يَكُن فِى صَدْرِكَ حَرَجٌ مِّنْهُ لِتُنذِرَ بِهِۦ وَذِكْرَىٰ لِلْمُؤْمِنِينَ
Bu, sana, kendisiyle (insanları) uyarman için ve mü'minlere öğüt olarak indirilmiş bir kitaptır. Artık ondan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın.
Kendisiyle uyarman için ve müminlere (gerçeği) hatırlatma olsun diye sana indirilen bu kitaptan dolayı kalbinde hiçbir sıkıntı olmasın!
Bir sure indirildi sana, artık bundan dolayı için daralmasın ki, onunla (insanları) uyarabilesin ve mü'minlere de (şu) öğüdü verebilesin:
(Yücelerden) bir ilahi kelam indirildi sana artık gönlünde bu konuda herhangi bir şüpheye yer verme ki, onunla, (yoldan sapanları) uyarabilesin ve (böylece) inananlara da öğütte bulunabilesin:
Sana inzal edilen bu Hakikat ve Sünnetullah BİLGİsi (Kitap), Onunla, (iman etmeyenleri) uyarman ve iman edenlere (neye - nasıl iman edip, neleri yapmaları konusunda) öğüt vermen içindir. . . Artık içinde, bundan dolayı bir sıkıntı olmasın.
(Bu,) Bir Kitap'tır ki onunla uyarman için ve mü'minlere bir öğüt olmak üzere sana indirildi. Öyleyse bundan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın.
(Ey Muhammed! Bu Kur'ân), kendisiyle insanları uyarman için ve müminlere de bir öğüt olmak üzere sana indirilen bir kitaptır. Artık bu hususta kalbinde bir şüphe, bir sıkıntı olmasın.
Bu, hem Onunla uyarman hem de inananlara öğreti olması amacıyla, sana indirilmiş bir Kitap'tır. Artık, Ondan dolayı gönlünde bir sıkıntı olmasın.
Bu, kendisiyle insanları uyarman ve insanlara öğüt olsun diye sana indirilen bir kitaptır. Artık bu hususta kalbinde bir şüphe olmasın.
Bu, sana indirilen bir kitaptır. Onunla uyarman ve iman edenlere öğüt vermen konusunda göğsünde bir kuşku ve sıkıntı olmasın.
Bu, sana indirilen bir kitaptır. Onunla uyarman ve inananlara öğüt vermen konusunda göğsünde bir kuşku ve sıkıntı olmasın
Bu, kendisiyle uyarasın diye ve mü'minlere bir ihtar olmak üzere sana indirilen bir kitaptır; sakın bundan dolayı yüreğinde bir sıkıntı olmasın!
Bir kitab ki sana indirildi, sakın bundan dolayı yüreğinde bir sıkıntı olmasın da bununla inzar edesin, mü'minlere de şu bir ıhtar:
Bu, sana indirilen bir Kitap'tır. Onunla uyarıda bulunman ve Mü'minlere öğüt vermen konusunda göğsünde bir sıkıntı olmasın.
Bu, sana indirilen bir Kitap'tır. Onunla uyarıda bulunman ve mü'minlere öğüt vermen konusunda göğsünde bir sıkıntı olmasın.
Bu, sana uyarıda bulunman ve mü'minlere öğüt vermen için indirilen bir Kitap'tır. Bundan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın.
(Bu) Bir kitaptır ki onunla uyarman için ve inançlılara bir öğüt olmak üzere sana indirildi. Öyleyse bundan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın.
(Bu sure, yahud Kur'an) — onunla (halkı) inzar etmekliğim için, mü'minlere de bir öğüd olmak üzere — sana indirilen bir kitabdır. Artık bundan dolayı göksünde bir sıkıntı olmasın.
Bir kitab indirilmiştir sana. Ondan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın. Onunla uyarman için. Ve iman edenlere bir öğüt.
(1-10) Elif Lam Mim Sad, sana indirilen kitaptır ve müminlere bir hatırlatmadır. Onunla uyarı yapmandan dolayı göğsünde / sadrında bir zorluk / bir haraç olmasın. Rabbinizden size indirilene uyun / tâbi olun. Onun dışındaki dostlar / veliler / evliyalar bilip uymayın / tâbi olmayın. Ne de a z hatırlayıp düşünüyorsunuz. Nice yerleşkeleri / karyeleri helak et tik. Onlara sertliğimizi / be'simiz ya geceleyin geldi veya öğlen dinlenirken geldi. Hışmımız geldiğinde, çağrıları / duaları ise kesinlikle biz zalimler olduk demeleriydi. Kendilerine Resul gönderilenleri sorgulayacağız, Resulleri de sorgulayacağız. Ve dahi onlara belli bir ilimle kesinlikle anlatacağız. Biz kayıp değiliz ki / gayb değiliz ki. Tartı / mizan, o gün gerçektir. Kimin tartısı ağır ise işte onlar kurtulurlar / felaha ererler. Kimin mizanı hafifse onlar, ayetlerimize zulmediyor olmaları nedeniyle kendilerini / nefislerini hasara uğratanlardır. Biz sizi arza yerleştirdik / mekân ettirdik. (Hayatı idame ettiren şeyler, imkânlar) sizin için onda geçim / maişet sağladık. Az teşekkür ediyorsunuz.
Bu sana indirilen bir kitaptır. Öyleyse Müminleri bununla uyarman ve öğüt vermen için kalbinde hiçbir sıkıntı olmasın.
(Bu,) Sana indirilen bir Kitaptır. Onunla (insanları) uyarman ve insanlara öğüt (vermen) hususunda göğsünde bir sıkıntı olmasın (hiç kuşkulanma, tasalanma, bu tamamen Allah tarafındandır. Sen hemen insanları uyar).
Bu, sana indirilen kitaptır. Bundan dolayı içinde bir sıkıntı olmasın. Bununla uyarıda bulunasın ve inanıp güvenenlerin akıllarında tutmaları gereken bir bilgi olsun diye indirilmiştir.
Bu, sana indirilen Kitap'tır. Bu kitaptan dolayı içinde bir sıkıntı olmasın. Bununla uyarıda bulunasın ve inanıp güvenenler (müminler) onu, akıllarından çıkarmasınlar diye indirilmiştir.
İman edenlere öğüt olarak ve onunla uyarasın diye sana indirilen kitaptan dolayı sakın kalbinde bir sıkıntı olmasın.
İnananlara nasihat olarak ve onunla uyarasın diye sana indirilen kitaptan dolayı sakın içinde bir sıkıntı olmasın.
Bir kitaptır bu; sana indirildi, onunla uyarıda bulunasın diye ve inananlar için bir öğüt ve düşündürme olarak... O halde, bundan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın.
A'râf suresi, 3. ayet. ٱتَّبِعُوا۟ مَآ أُنزِلَ إِلَيْكُم مِّن رَّبِّكُمْ وَلَا تَتَّبِعُوا۟ مِن دُونِهِۦٓ أَوْلِيَآءَ قَلِيلًا مَّا تَذَكَّرُونَ
Rabbinizden size indirilene uyun. Onu bırakıp başka dostlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!
Rabbinizden size indirilene (Kur'an'a) uyun! dipnot 1 O'nun peşi sıra (onu bırakıp da) başka dostlara uymayın! dipnot 2 Ne kadar da azınız (gerçeği) hatırlıyor!
"Uyun Rabbinizin katından size indirilene! O'nun dışında birtakım otoritelere de asla uymayın!" Ne kadar da kıt hafızalısınız!
Rabbinizin katından size indirilene uyun; Ondan başka önderlerin ardından gitmeyin. Ne kadar az tutuyorsunuz aklınızda bunu.
Rabbinizden size inzal olunana tabi olun. . . Rabbinizin dununda velilere (dışsal {rabbani hakikatinizden ayrı düşürecek bilgi verenler} veya içsel {nefsani - şehevi}) tabi olmayın. . . Bunu ne kadar az hatırlayıp, üzerinde derin düşünmüyorsunuz!
Rabbinizden size indirilene uyun, O'ndan başka velilere uymayın. Ne az öğüt alıyorsunuz?
(Ey Müslümanlar!), Rabbinizden size indirilene (Kur'an'a) uyun; O'nun dışındakileri dostlar edinip de onlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!
Efendinizden size indirilene bağlı kalın. O'ndan başka bir de ayrıca dostlar edinmeyin. Ne denli az öğüt alıyorsunuz?
Rabbinizden size indirilene uyunuz! O'nu bırakıp da başka dostların peşlerinden gitmeyiniz! Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!
Efendinizden size indirileni izleyin, O'ndan başkalarını dost edinerek izlemeyin. Ne kadar az öğüt alıyorsunuz!
Rabbinizden size indirileni izleyin, O'ndan başkalarını dost edinerek izlemeyin. Ne kadar az öğüt alıyorsunuz!
Rabbinizden size indirilene uyun, O'nsuz başka velilere uymayın! Sizler pek az düşünüyorsunuz!
Rabbınızdan size indirilene ittiba' edin, onsuz bir takım veliylere ittiba' etmeyin, siz pek az düşünüyorsunuz
Rabb'inizden size indirilene uyun. O'nun yanı sıra başka velilere dipnot 1 uymayın. Ne kadar az öğüt tutuyorsunuz!
Rabb'inizden size indirilene uyun. O'nun yanı sıra başka velilere dipnot 1 uymayın. Ne kadar az öğüt tutuyorsunuz!
Rabb'inizden size indirilene uyun. Ondan başka velilere dipnot 1 uymayın. Ne kadar az öğüt tutuyorsunuz!
rabbinizden size indirilene uyun, O'ndan başka velilere uymayın. Ne kadar az öğüt alıyorsunuz!
Rabbinizden size indirilen (Kur'an-ı kerim) e uyun, ondan başka (larını) veliler (edinib de kendilerin) e uymayın. Ne kadar az öğüd tutuyorsunuz!
Rabbınızdan size indirilene uyun. O'ndan başka dostlara uymayın. Ne de az öğüt dinliyorsunuz.
(1-10) Elif Lam Mim Sad, sana indirilen kitaptır ve müminlere bir hatırlatmadır. Onunla uyarı yapmandan dolayı göğsünde / sadrında bir zorluk / bir haraç olmasın. Rabbinizden size indirilene uyun / tâbi olun. Onun dışındaki dostlar / veliler / evliyalar bilip uymayın / tâbi olmayın. Ne de a z hatırlayıp düşünüyorsunuz. Nice yerleşkeleri / karyeleri helak et tik. Onlara sertliğimizi / be'simiz ya geceleyin geldi veya öğlen dinlenirken geldi. Hışmımız geldiğinde, çağrıları / duaları ise kesinlikle biz zalimler olduk demeleriydi. Kendilerine Resul gönderilenleri sorgulayacağız, Resulleri de sorgulayacağız. Ve dahi onlara belli bir ilimle kesinlikle anlatacağız. Biz kayıp değiliz ki / gayb değiliz ki. Tartı / mizan, o gün gerçektir. Kimin tartısı ağır ise işte onlar kurtulurlar / felaha ererler. Kimin mizanı hafifse onlar, ayetlerimize zulmediyor olmaları nedeniyle kendilerini / nefislerini hasara uğratanlardır. Biz sizi arza yerleştirdik / mekân ettirdik. (Hayatı idame ettiren şeyler, imkânlar) sizin için onda geçim / maişet sağladık. Az teşekkür ediyorsunuz.
Rabbinizden size indirilmiş olana uyun, Onun dışında dost edindiklerinize uymayın. Ne kadar az öğüt alıyorsunuz!
(Ey insanlar), Rabbinizden size indirilene uyun ve O'ndan başka velilere uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!
Rabbinizden /Sahibinizden size indirilene uyun; Allah ile aranıza koyduğunuz velilere dipnot 1 uymayın. Doğru bilgileri ne kadar az kullanıyorsunuz!
Rabbinizden dipnot 1 size indirilene uyun; Allah'a daha yakındır diye evliyaya dipnot 2 uymayın. Bilgilerinizi ne kadar az kullanıyorsunuz!
Rabbinizden size indirilene uyun; ondan başka velilere uymayın. Ne kadar az öğüt dinliyorsunuz!
Rabbinizden size indirilene uyun; ondan başka velilere uymayın. Ne kadar az öğüt dinliyorsunuz!
Rabbinizden size indirilene uyun; O'nun berisinden bir takım velilerin ardına düşmeyin! Siz ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!
A'râf suresi, 4. ayet. وَكَم مِّن قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَٰهَا فَجَآءَهَا بَأْسُنَا بَيَٰتًا أَوْ هُمْ قَآئِلُونَ
Nice memleketleri helak ettik. Onlara azabımız gece uykusuna dalmışken, yahut gündüz istirahat halinde iken gelmişti.
Nice şehirler vardı ki biz onları helak etmiştik. Azabımız onlara gece veya gündüz uyurlarken gelmişti.
Biz nice (asi) toplulukları helak etmişizdir; kahredici gazabımız bir gece vakti ya da gün ortasında dinlenirken gelip çatıvermiştir.
Biz (baş kaldıran) topluluklardan nicesini, gece vakti ya da güpegündüz dinlenirken ansızın gelip çatan cezamızla yok etmişizdir.
Nice şehirlerdeki toplulukları helak ettik; gece veya gündüz uykusu içindeyken, azabımız onlara geldi!
Biz nice ülkeleri yıkıma uğrattık. Geceleri uyurlarken ya da gündüzün dinlenirlerken bizim zorlu azabımız onlara geliverdi.
Nice memleketler var ki biz onları helâk ettik. Azabımız onlara geceleyin yahut gündüz istirahat ederlerken geldi.
Nice kentleri yıkıma uğrattık; gece zamanı veya gündüz dinlenirken cezamız onlara geldi.
Nice memleketler var ki biz onları helak ettik. Azabımız onlara geceleyin yahut gündüz istirahat ederlerken geldi.
Yok ettiğimiz nice topluluklar, uyurlarken yahut gündüzün işlerine dalmış haldeyken azabımız kendilerine ulaştı.
Yok ettiğimiz nice topluluklar, uyurlarken yahut gündüzün işlerine dalmış haldeyken azabımız kendilerine ulaştı.
Biz, nice memleketler helak etmişizdir ki, onlara baskınımız gece yatarlarken veya gündüz uyurken gelmiştir.
Biz nice memleket helak etmişizdir ki gece yatarlarken yahud gündüz uyurlarken baskınımız ona gelivermiştir
Biz, nice kentleri yok ettik. Gece uyurlarken veya gündüz uykusundayken dipnot 1 onlara azabımız gelip çattı.
Biz, nice kentleri yok ettik. Gece uyurlarken veya gündüz uykusundayken dipnot 1 onlara azabımız gelip çattı.
Biz, nice kentleri yok ettik. Gece uyurlarken veya gündüz uykusundayken dipnot 1 onlara azabımız gelip çattı.
Biz nice ülkeleri (veya toplulukları) yıkıma uğrattık. Gece uyurlarken ya da gündüz dinlenirlerken bizim zorlu azabımız onlara geliverdi.
Biz nice memleketler (ehalisin) i helak etdik. Öyle ki (kah) geceleyin, kah onlar kaylule ederlerken azabımız gelib çatdı onlara.
Nice kasabalar vardır ki; Biz, onları helak etmişizdir. Geceleyin uyurken, öğleyin dinlenirken, baskınımız gelip çattı onlara.
(1-10) Elif Lam Mim Sad, sana indirilen kitaptır ve müminlere bir hatırlatmadır. Onunla uyarı yapmandan dolayı göğsünde / sadrında bir zorluk / bir haraç olmasın. Rabbinizden size indirilene uyun / tâbi olun. Onun dışındaki dostlar / veliler / evliyalar bilip uymayın / tâbi olmayın. Ne de a z hatırlayıp düşünüyorsunuz. Nice yerleşkeleri / karyeleri helak et tik. Onlara sertliğimizi / be'simiz ya geceleyin geldi veya öğlen dinlenirken geldi. Hışmımız geldiğinde, çağrıları / duaları ise kesinlikle biz zalimler olduk demeleriydi. Kendilerine Resul gönderilenleri sorgulayacağız, Resulleri de sorgulayacağız. Ve dahi onlara belli bir ilimle kesinlikle anlatacağız. Biz kayıp değiliz ki / gayb değiliz ki. Tartı / mizan, o gün gerçektir. Kimin tartısı ağır ise işte onlar kurtulurlar / felaha ererler. Kimin mizanı hafifse onlar, ayetlerimize zulmediyor olmaları nedeniyle kendilerini / nefislerini hasara uğratanlardır. Biz sizi arza yerleştirdik / mekân ettirdik. (Hayatı idame ettiren şeyler, imkânlar) sizin için onda geçim / maişet sağladık. Az teşekkür ediyorsunuz.
Nice yurtları helak ettik. Onlara azabımız gece uykusuna dalmışken yahut gündüz istirahat hâlinde iken gelmişti.
Nice kent(ler)i helak ettik; gece yatarlarken, yahut gündüz uyurlarken, azabımız onlara geliverdi.
Nice kenti helak ettik. Onlara baskınımız, ya gece uykusunda ya da öğlende dinlenirken dipnot 1 geldi.
Biz nice kentleri etkisiz (yaşanmaz) hale getirdik. Baskınımız onlara, ya geceleyin ya da gündüz uykusunda dipnot 1 iken gelmiştir.
Nice memleketler helak ettik. Kahredici azabımız, onlara gece ya da öğle vakti uyurlarken gelip çattı.
Nice memleketler helak ettik. Kahredici azabımız, onlara gece ya da öğle vakti uyurlarken gelip çattı.
Nice yurtları ve medeniyetleri yere batırdık biz. Öyle ki, geceleyin yahut öğle uykusu uyumakta oldukları bir sırada azabımız tepelerine iniverdi.
A'râf suresi, 5. ayet. فَمَا كَانَ دَعْوَىٰهُمْ إِذْ جَآءَهُم بَأْسُنَآ إِلَّآ أَن قَالُوٓا۟ إِنَّا كُنَّا ظَٰلِمِينَ
Azabımız kendilerine geldiğinde, "(Biz bunu hak ettik.) Gerçekten biz zalimler olmuştuk" demekten başka söyleyecekleri kalmamıştı.
Azabımız kendilerine geldiğinde "Biz zalimlermişiz!" diye sızlanıp yalvarmaktan başka sözleri kalmamıştı.
Kahredici gazabımız kendilerine gelip çatınca, "Kesinlikle bizdik haksız olan, evet biz!" itirafından başka bir savunmaları olmayacaktır.
Ve cezamız başlarında koptuğu zaman, kendi kendilerine, "vah bize! Biz gerçekten zalim kimselerdik!" demekten başka söyleyecek sözleri olmamıştır.
Azabımız onlara geldiğinde, onların seslenişleri: "Biz gerçekten zalimlermişiz" demekten başka bir şey olmadı.
Zorlu azabımız onlara gelince yakarabildikleri: "Biz gerçekten zulme sapanlardandık" demelerinden başka olmadı.
Azabımız onlara geldiğinde çağırışları, «Biz gerçekten zalim kişilermişiz» demelerinden başka bir şey olmadı.
Cezamız geldiğinde, şunu söylemekten başka yalvarmaları olmadı: "Belli ki, haksızlık yapanlardan olmuşuz!"
Azabımız onlara geldiğinde çağırışları, "Biz gerçekten zalim kişilermişiz" demelerinden başka bir şey olmadı.
Kendilerine azabımız geldiği vakit, "Gerçekten bizler zalimler imişiz" demekten başka sözleri olmadı.
Kendilerine azabımız geldiği vakit, 'Gerçekten bizler zalimler imişiz,' demekten başka sözleri olmadı.
Azabımız kendilerine geldiğinde: "Bizler, gerçekten zalimlerdik!" demekten başka bir iddiaları olmadı.
Azabımız kendilerine geldiği vakıt da "bizler hakıkaten zalimler idik" demekten başka da'vaları olmadı
Azabımız onlara geldiğinde tek feryatları, "Biz gerçekten zalimlermişiz." demelerinden başka bir şey olmadı.
Azabımız onlara geldiğinde tek feryatları, "Biz gerçekten zalimlermişiz." demelerinden başka bir şey olmadı.
Azabımız onlara geldiğinde tek feryatları, "Biz gerçekten zalimlermişiz." demelerinden başka bir şey olmadı.
Zorlu azabımız onlara gelince yakarabildikleri: "Biz gerçekten zulme sapanlardandık" demelerinden başka olmadı.
Kendilerine azabımız geldiği zaman çağrışları "Biz hakikaten zaalimlerdendik" demelerinden başka (bir şey) olmadı.
Baskınımız geldiği zaman, çağırışları: Biz gerçekten zalimlerdendik, demekten başka birşey olmadı.
(1-10) Elif Lam Mim Sad, sana indirilen kitaptır ve müminlere bir hatırlatmadır. Onunla uyarı yapmandan dolayı göğsünde / sadrında bir zorluk / bir haraç olmasın. Rabbinizden size indirilene uyun / tâbi olun. Onun dışındaki dostlar / veliler / evliyalar bilip uymayın / tâbi olmayın. Ne de a z hatırlayıp düşünüyorsunuz. Nice yerleşkeleri / karyeleri helak et tik. Onlara sertliğimizi / be'simiz ya geceleyin geldi veya öğlen dinlenirken geldi. Hışmımız geldiğinde, çağrıları / duaları ise kesinlikle biz zalimler olduk demeleriydi. Kendilerine Resul gönderilenleri sorgulayacağız, Resulleri de sorgulayacağız. Ve dahi onlara belli bir ilimle kesinlikle anlatacağız. Biz kayıp değiliz ki / gayb değiliz ki. Tartı / mizan, o gün gerçektir. Kimin tartısı ağır ise işte onlar kurtulurlar / felaha ererler. Kimin mizanı hafifse onlar, ayetlerimize zulmediyor olmaları nedeniyle kendilerini / nefislerini hasara uğratanlardır. Biz sizi arza yerleştirdik / mekân ettirdik. (Hayatı idame ettiren şeyler, imkânlar) sizin için onda geçim / maişet sağladık. Az teşekkür ediyorsunuz.
Azabımız onlara geldiği vakit; “Biz, gerçekten zalim kimselerdik!” demekten başka söyleyecek sözleri olmadı.
Azabımız onlara geldiğinde "Biz gerçekten zalimlermişiz!" demelerinden başka yalvarıları kalmadı.
Baskınımız gelince şunun dışında söyleyecek sözleri kalmamıştı: "Biz, gerçekten yanlışlar içindeyiz!"
Baskınımız gelince şundan başka bir haykırışları olmamıştır: "Biz, yanlışlar içindeydik!"
Azabımız onlara geldiği vakit, sözleri: “Biz, gerçekten zalimler idik!” demekten başka bir şey olmadı.
Azabımız onlara geldiği vakit, feryatları "Biz, gerçekten zalimler idik!" demekten başka bir şey olmadı.
Azabımız onlara gelip çattığında, yaptıkları, şu çığlığı yükseltmekten başka birşey olmamıştır: Biz gerçekten zalimlerdik!
A'râf suresi, 6. ayet. فَلَنَسْـَٔلَنَّ ٱلَّذِينَ أُرْسِلَ إِلَيْهِمْ وَلَنَسْـَٔلَنَّ ٱلْمُرْسَلِينَ
Kendilerine peygamber gönderilenlere mutlaka soracağız. Peygamberlere de elbette soracağız.
Elbette kendilerine elçi gönderilenleri de elçileri de sorgulayacağız. dipnot 1
Hem kendilerine ilahi mesaj gönderilenleri, hem de (onlara) ilahi mesajı iletmekle görevli olanları elbet hesaba çekeceğiz.
Ve bu yüzden, kendilerine (ilahi) bir mesaj gönderilen herkesi, hiç şüphesiz, (Yargı Gününde) hesaba çekeceğiz. Ve yine hiç şüphesiz mesajla gönderilenleri(n kendilerini) de hesaba çekeceğiz.
Andolsun ki, kendilerine Rasul irsal edilenlere de soracağız; irsal olunan Rasullere de soracağız!
Andolsun, kendilerine (peygamber) gönderilenlere soracağız ve onlara gönderilenlere (peygamberlere) de elbette soracağız.
Elbette kendilerine peygamber gönderilen kimseleri de, gönderilen peygamberleri de mutlaka sorguya çekeceğiz!
Sonunda, gönderildikleri kişilere kesinlikle soracağız; gönderilenlere de kesinlikle soracağız.
Elbette kendilerine peygamber gönderilenleri de, gönderilen peygamberleri de sorguya çekeceğiz.
Kendilerine mesaj gönderilenleri de sorguya çekeceğiz, elçileri de sorguya çekeceğiz.
Kendilerine mesaj gönderilenleri de sorguya çekeceğiz, elçileri de sorguya çekeceğiz.
Sonra kesinlikle, Peygamber gönderilen ümmetlere soracağız; kesinlikle gönderilen peygamberlere de soracağız;
Sonra elbette Peygamber gönderilen ümmetlere soracağız, elbette gönderilen Peygamberlere de soracağız
Kendilerine elçi gönderilenlere de gönderilen elçilere de mutlaka soracağız.
Kendilerine elçi gönderilenlere de gönderilen elçilere de mutlaka soracağız.
Kendilerine elçi gönderilenlere de gönderilen elçilere de mutlaka soracağız.
Andolsun, kendilerine (elçi) gönderilenlere soracağız ve onlara görderilenlere de soracağız.
Kendilerine (peygamber) gönderilenlere de mutlak soracağız, onlara gönderilen (peygamber) lere de her halde soracağız.
Andolsun ki; kendilerine peygamber gönderilmiş olanlara da soracağız, peygamber olarak gönderilenlere de.
(1-10) Elif Lam Mim Sad, sana indirilen kitaptır ve müminlere bir hatırlatmadır. Onunla uyarı yapmandan dolayı göğsünde / sadrında bir zorluk / bir haraç olmasın. Rabbinizden size indirilene uyun / tâbi olun. Onun dışındaki dostlar / veliler / evliyalar bilip uymayın / tâbi olmayın. Ne de a z hatırlayıp düşünüyorsunuz. Nice yerleşkeleri / karyeleri helak et tik. Onlara sertliğimizi / be'simiz ya geceleyin geldi veya öğlen dinlenirken geldi. Hışmımız geldiğinde, çağrıları / duaları ise kesinlikle biz zalimler olduk demeleriydi. Kendilerine Resul gönderilenleri sorgulayacağız, Resulleri de sorgulayacağız. Ve dahi onlara belli bir ilimle kesinlikle anlatacağız. Biz kayıp değiliz ki / gayb değiliz ki. Tartı / mizan, o gün gerçektir. Kimin tartısı ağır ise işte onlar kurtulurlar / felaha ererler. Kimin mizanı hafifse onlar, ayetlerimize zulmediyor olmaları nedeniyle kendilerini / nefislerini hasara uğratanlardır. Biz sizi arza yerleştirdik / mekân ettirdik. (Hayatı idame ettiren şeyler, imkânlar) sizin için onda geçim / maişet sağladık. Az teşekkür ediyorsunuz.
Andolsun ki, kendilerine peygamber gönderilenleri de, peygamberleri de elbette sorgulayacağız.
Hem kendilerine elçi gönderilmiş olanlara soracağız, hem de gönderilen elçilere soracağız.
Kendilerine elçi gönderilenleri mutlaka sorguya çekeceğiz. Elçileri de mutlaka sorguya çekeceğiz dipnot 1 .
Kendilerine elçi gönderilenlere elbette soracağız. Elbette elçilere de soracağız.
Kendilerine (peygamber) gönderilenlere mutlaka soracağız; gönderilen peygamberlere de elbette soracağız.
Kendilerine (peygamber) gönderilenlere mutlaka soracağız; gönderilen peygamberlere de elbette soracağız.
Yemin olsun, kendilerine elçi gönderilenleri muhakkak hesaba çekeceğiz; gönderilen elçileri de mutlaka hesaba çekeceğiz.
A'râf suresi, 7. ayet. فَلَنَقُصَّنَّ عَلَيْهِم بِعِلْمٍ وَمَا كُنَّا غَآئِبِينَ
Andolsun, onlara (yaptıklarını) tam bir bilgi ile anlatacağız. Çünkü biz onlardan uzak değiliz.
Onlara (bütün olup bitenleri) tam bir bilgi ile elbette anlatacağız. Zaten biz onlardan habersiz değildik.
Ardından onlara (haklarındaki) bilgi arşivimizi mutlaka açacağız; hoş, onlardan hiç uzak olmadık ki...
Ve sonra kendilerine mutlaka (yapıp ettikleri hakkındaki şaşmaz) bilgimizi açacağız: çünkü hiçbir zaman (onlardan) uzak değildik.
Elbette onlarda olup bitenin hakikatini açacağız! Biz "gaib"ler (olanlardan bihaber olan) değiliz (Batın - Zahir O'dur - Görünenin melekutu Esma'mızdandır).
Andolsun (yapıp etmelerini) onlara bir ilimle mutlaka haber vereceğiz. Ve biz gaibler (onlardan uzakta olan habersizler) de değildik.
Ve onlara (olup bitenleri) tam bir bilgi ile mutlaka anlatacağız. Biz, onlardan uzak değiliz.
Böylece, bir bilgiyle, kesinlikle anlatacağız; habersiz değildik.
Onlara bir bilgi ile mutlaka anlatacağız. Biz, onlardan habersiz değiliz.
Onlara bir bilgiyle bildireceğiz; biz onlardan hiç uzak kalmadık.
Onlara bir bilgiyle bildireceğiz; biz onlardan hiç uzak kalmadık.
Soracağız da kendilerine karşı olup biteni mutlak bir ilim ile herhalde anlatacağız; çünkü Biz, her an onların yanındaydık.
Soracağız da kendilerine karşı olan biteni mutlak bir ılim ile behemehal anlatacağız, öyle ya biz onlardan gaib değil idik
Kesin bir bilgi ile onlara yaptıklarını anlatacağız. Zira Biz yaptıkları hiçbir şeyden habersiz değiliz.
Kesin bir bilgi ile onlara yaptıklarını anlatacağız. Zira Biz yaptıkları hiçbir şeyden habersiz değiliz.
Kesin bir bilgi ile onlara yaptıklarını anlatacağız. Zira Biz yaptıkları hiçbir şeyden habersiz değiliz.
Andolsun (yapıp etmelerini) onlara bir ilimle mutlaka haber vereceğiz. Ve biz gaibler (onlardan uzakta olan habersizler) de değildik.
(Soracağız da) kendilerine karşı (olub biteni mutlak) bir ilim ile her halde anlatacağız. (Çünkü) biz (onlardan hiç bir zaman) gaaib değildik.
Andolsun ki; onlara bilerek anlatacağız, zaten gaibler de değildik.
(1-10) Elif Lam Mim Sad, sana indirilen kitaptır ve müminlere bir hatırlatmadır. Onunla uyarı yapmandan dolayı göğsünde / sadrında bir zorluk / bir haraç olmasın. Rabbinizden size indirilene uyun / tâbi olun. Onun dışındaki dostlar / veliler / evliyalar bilip uymayın / tâbi olmayın. Ne de a z hatırlayıp düşünüyorsunuz. Nice yerleşkeleri / karyeleri helak et tik. Onlara sertliğimizi / be'simiz ya geceleyin geldi veya öğlen dinlenirken geldi. Hışmımız geldiğinde, çağrıları / duaları ise kesinlikle biz zalimler olduk demeleriydi. Kendilerine Resul gönderilenleri sorgulayacağız, Resulleri de sorgulayacağız. Ve dahi onlara belli bir ilimle kesinlikle anlatacağız. Biz kayıp değiliz ki / gayb değiliz ki. Tartı / mizan, o gün gerçektir. Kimin tartısı ağır ise işte onlar kurtulurlar / felaha ererler. Kimin mizanı hafifse onlar, ayetlerimize zulmediyor olmaları nedeniyle kendilerini / nefislerini hasara uğratanlardır. Biz sizi arza yerleştirdik / mekân ettirdik. (Hayatı idame ettiren şeyler, imkânlar) sizin için onda geçim / maişet sağladık. Az teşekkür ediyorsunuz.
Andolsun, onlara (yaptıklarını) tam bir bilgi ile anlatacağız. Biz onlardan gâib/uzak değildik.
Ve elbette onlara, olan biten herşeyi bilgi ile anlatacağız, zira biz onlardan uzak değiliz.
Ne yaptıklarını bildiğimiz için dipnot 1 onlara bir bir anlatacağız dipnot 2 . Çünkü onlardan uzakta değildik.
Yaptıklarını, bilgiye dayalı olarak onlara bir bir anlatacağız. Zaten onlara uzak değiliz.
Sonra da onlara, (yaptıklarını) ilim ile açıklayacağız. Biz onlardan gaib/uzak değildik.
Sonra da onlara, belge ile açıklayacağız. Zira biz uzak değildik.
Onlara bir ilmin tanıklığında bütün serüveni mutlaka anlatacağız. Biz olup bitenlerden habersiz değildik.
A'râf suresi, 8. ayet. وَٱلْوَزْنُ يَوْمَئِذٍ ٱلْحَقُّ فَمَن ثَقُلَتْ مَوَٰزِينُهُۥ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ
O gün amellerin tartılması da haktır. Kimlerin sevabı ağır basarsa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
O günkü terazi tamamen hakka uygun olacaktır. Kimin terazi(de sevap)ları ağır gelirse, işte onlar kurtulanlardır.
Ölçme ve değerlendirme o gün hakkıyla gerçekleşir; sonuçta kimin sevabı tartıda ağır gelirse, işte o kesintisiz mutluluğa erişir.
Ve ölçme-tartma işi o Gün dosdoğru gerçekleşecek; ve tartıda (doğru ve yararlı davranışlarının) yükü ağır gelenler; işte böyleleridir mutluluğa erişecek olanlar;
O süreçte vezn (her şeyin Allah hükümlerine göre artısıyla eksisiyle değerlendirilmesi) Hak'tır. . . Artık kimin mizanları (değerlendirilmeleri) ağır basarsa (nefsinde), işte onlar, engelleri yarıp kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
O gün tartı haktır. Kimin tartıları ağır basarsa, işte kurtulanlar onlardır.
O gün tartı haktır. Kimin (sevap) tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
O gün, tartı gerçektir. Artık, kimin tartısı ağır gelirse, kurtuluşa erişenler, işte onlardır.
O gün, tartı haktır. Kimin tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
O gün tartı dosdoğrudur. Tartıları ağır gelenler başarmış olanlardır.
O gün tartı dosdoğrudur. Tartıları ağır gelenler başarmış olanlardır.
O gün tartı tam hakkiyle yapılacaktır. Artık kimin tartıları ağır basarsa, işte onlar, arzularına ereceklerdir.
Hem vezn o gün tam hak, artık kimin mizanları ağır basarsa işte onlar, o felah bulacaklar
O Gün dipnot 1 tartı tam doğrudur. Kimin tartısı ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
İzin Günü dipnot 1 tartı tam doğrudur. Kimin tartısı ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
İzin Günü dipnot 1 tartı tam doğrudur. Kimin tartısı ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
O gün tartı haktır (dosdoğrudur). Kimin tartıları ağır basarsa, İşte kurtulanlar onlardır.
(Herkesin dünyada yapıb etdiğini) tartmak da o gün hakdır. Artık kim (ler) in terazileri ağır basarsa işte onlar murada erenlerin ta kendileridir.
Tartı, o gün haktır. Kimin terazisi ağır basarsa; işte onlar, felaha erenlerin kendileridir.
(1-10) Elif Lam Mim Sad, sana indirilen kitaptır ve müminlere bir hatırlatmadır. Onunla uyarı yapmandan dolayı göğsünde / sadrında bir zorluk / bir haraç olmasın. Rabbinizden size indirilene uyun / tâbi olun. Onun dışındaki dostlar / veliler / evliyalar bilip uymayın / tâbi olmayın. Ne de a z hatırlayıp düşünüyorsunuz. Nice yerleşkeleri / karyeleri helak et tik. Onlara sertliğimizi / be'simiz ya geceleyin geldi veya öğlen dinlenirken geldi. Hışmımız geldiğinde, çağrıları / duaları ise kesinlikle biz zalimler olduk demeleriydi. Kendilerine Resul gönderilenleri sorgulayacağız, Resulleri de sorgulayacağız. Ve dahi onlara belli bir ilimle kesinlikle anlatacağız. Biz kayıp değiliz ki / gayb değiliz ki. Tartı / mizan, o gün gerçektir. Kimin tartısı ağır ise işte onlar kurtulurlar / felaha ererler. Kimin mizanı hafifse onlar, ayetlerimize zulmediyor olmaları nedeniyle kendilerini / nefislerini hasara uğratanlardır. Biz sizi arza yerleştirdik / mekân ettirdik. (Hayatı idame ettiren şeyler, imkânlar) sizin için onda geçim / maişet sağladık. Az teşekkür ediyorsunuz.
İşte o gün amellerin tartılması bir hakikattir. Tartıları ağır gelenler, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
O gün tartı tam doğrudur. Kimin (sevap) tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtulanlardır.
O gün terazi kurulacağı gerçektir dipnot 1 . Kimin tartıları (sevapları) ağır gelirse, işte onlar umduklarına kavuşacak olanlardır.
O gün tartı kurulacağı gerçektir. İyilikleri ağır basanlar, umduklarına kavuşacak olanlardır.
İşte o gün tartı haktır. Tartıları ağır gelenler, işte onlar, kurtulmuş olanlardır.
İşte o gün tartı haktır. Tartıları ağır gelenler, işte onlar, kurtulmuş olanlardır
O gün, iyi ve kötüyü ayıran ölçü haktır. Artık kimin ölçülüp tartılacak şeyleri ağır basarsa kurtuluşa erenler onlar olacaktır.
A'râf suresi, 9. ayet. وَمَنْ خَفَّتْ مَوَٰزِينُهُۥ فَأُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ خَسِرُوٓا۟ أَنفُسَهُم بِمَا كَانُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا يَظْلِمُونَ
Ama kimlerin sevabı da hafif gelirse, işte onlar ayetlerimize haksızlık etmiş olmaları sebebiyle kendilerini ziyana sokanlardır.
Kimin de terazi(de sevap)ları hafif gelirse, işte onlar ayetlerimize karşı haksızlık ettiklerinden dolayı kendilerine yazık edenlerdir. dipnot 1
Fakat sevabı tartıda hafif gelen kimseler var ya: işte onlar, mesajlarımıza ettikleri haksızlık yüzünden kendilerini harcayan kimselerdir.
Oysa, tartıda yükü hafif çekenler; işte, mesajlarımıza inatla karşı çıkmaları yüzünden kendilerini bedbahtlığa sürükleyecek olanlar da bunlardır.
Kimin de mizanları (değerlendirilmeleri) hafif gelirse, işte onlar da delillerimize zulmetmeleri dolayısıyla nefslerini hüsrana uğratanların ta kendileridir.
Kimin tartıları hafif kalırsa, bunlar da ayetlerimize zulmedegeldiklerinden dolayı nefislerini hüsrana uğratanlardır.
Kimin de tartıları hafif gelirse, işte onlar, âyetlerimize karşı haksızlık ettiklerinden dolayı kendilerini ziyana sokanlardır.
Kimin de tartısı az gelirse, ayetlerimize karşı çıkmaları yüzünden, kendilerini yitime uğratanlar, işte onlardır.
Kimin de tartıları hafif gelirse, işte onlar, ayetlerimize karşı haksızlık ettikleri için kendilerini ziyana sokanlardır.
Tartıları hafif gelenler ise ayetlerimize karşı haksız davranarak kişiliklerini yitirmiş olanlardır. dipnot 1
Tartıları hafif gelenler ise ayetlerimize karşı haksız davranarak kişiliklerini yitirmiş olanlardır.
Kimin de tartıları hafif gelirse, bunlar da ayetlerimize haksızlık etmeleri yüzünden, kendilerine yazık edenlerdir.
Kimin de mizanları hafif gelirse bunlar da işte ayetlerimize zulmetmelerile kendilerine yazık edenler
Kimin de tartısı hafif gelirse, işte onlar, ayetlerimize haksızlık etmelerinden dipnot 1 dolayı kendilerine yazık edenlerdir. dipnot 2
Kimin de tartısı hafif gelirse, işte onlar, ayetlerimize haksızlık etmelerinden dipnot 1 dolayı kendilerine yazık edenlerdir. dipnot 2
Kimin de tartısı hafif gelirse, işte bunlar da ayetlerimize karşı haksızlık etmeleri dipnot 1 nedeniyle kendilerini mahvetmiş olanlardır. dipnot 2
Kimin tartıları hafif kalırsa, bunlar da ayetlerimize zulmedegeldiklerinden dolayı nefslerini hüsrana uğratanlardır.
Kimin de tartıları hafif gelirse bunlar da, ayetlerimize zulmeder oldukları için, kendilerine çok yazık etmiş kimselerdir.
Kimin de tartısı hafif gelirse; işte onlar da ayetlerimize zulmeder oldukları için kendilerini ziyana uğratmış olanlardır.
(1-10) Elif Lam Mim Sad, sana indirilen kitaptır ve müminlere bir hatırlatmadır. Onunla uyarı yapmandan dolayı göğsünde / sadrında bir zorluk / bir haraç olmasın. Rabbinizden size indirilene uyun / tâbi olun. Onun dışındaki dostlar / veliler / evliyalar bilip uymayın / tâbi olmayın. Ne de a z hatırlayıp düşünüyorsunuz. Nice yerleşkeleri / karyeleri helak et tik. Onlara sertliğimizi / be'simiz ya geceleyin geldi veya öğlen dinlenirken geldi. Hışmımız geldiğinde, çağrıları / duaları ise kesinlikle biz zalimler olduk demeleriydi. Kendilerine Resul gönderilenleri sorgulayacağız, Resulleri de sorgulayacağız. Ve dahi onlara belli bir ilimle kesinlikle anlatacağız. Biz kayıp değiliz ki / gayb değiliz ki. Tartı / mizan, o gün gerçektir. Kimin tartısı ağır ise işte onlar kurtulurlar / felaha ererler. Kimin mizanı hafifse onlar, ayetlerimize zulmediyor olmaları nedeniyle kendilerini / nefislerini hasara uğratanlardır. Biz sizi arza yerleştirdik / mekân ettirdik. (Hayatı idame ettiren şeyler, imkânlar) sizin için onda geçim / maişet sağladık. Az teşekkür ediyorsunuz.
Tartıları hafif gelenler, ayetlerimize yaptıkları zulümlerden ötürü kendilerini hüsrana sokanlardır.
Kimin (sevap) tartıları hafif gelirse, işte onlar da ayetlerimize haksızlık etmelerinden ötürü kendilerini ziyana sokanlardır.
Kimin tartıları (sevapları) hafif gelirse onlar da ayetlerimiz karşısında yanlış davranmaları sebebiyle kendilerini hüsrana uğratmış olacaklardır. dipnot 1
İyilikleri hafif gelenler ise ayetlerimiz karşısında yanlış davranmaları sebebiyle zararı kendi vücutlarına vermiş olurlar.
Tartıları hafif gelenler ise, işte onlar da ayetlerimizi inkar etmekle kendilerini ziyana uğratmış olanların ta kendileridir
Tartıları hafif gelenler ise, işte onlar da ayetlerimize haksızlık etmekle kendilerini ziyana uğratmış olanların ta kendileridir
Ölçülüp tartılacak şeyleri hafif kalanlara gelince, işte onlar, ayetlerimize karşı zalimce davranışlar sergilemiş oldukları için, öz benliklerini hüsrana itmiş olacaklar.
A'râf suresi, 10. ayet. وَلَقَدْ مَكَّنَّٰكُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَجَعَلْنَا لَكُمْ فِيهَا مَعَٰيِشَ قَلِيلًا مَّا تَشْكُرُونَ
Andolsun, size yeryüzünde imkan ve iktidar verdik. Sizin için orada birçok geçim imkanları da yarattık. Ama siz ne kadar az şükrediyorsunuz!
Yemin olsun ki sizi yeryüzüne biz yerleştirdik ve orada sizin için (gerekli) geçim vasıtaları sağladık. Ne kadar da azınız şükrediyor!
(Ey insanlar!) Doğrusu sizi yeryüzüne yerleştirdik ve orada geçiminizi sağlayacak bir ortam hazırladık: (Bu gerçeğe rağmen) şükredenleriniz ne kadar azdır?
Evet, (ey insanlar), sizi yeryüzüne gerçekten (bolluk içinde) yerleştirdik ve size orada geçiminizi sağlayacak şeyler verdik: (Hal böyleyken) ne kadar az şükrediyorsunuz!
Andolsun ki, sizi arzda yerleştirdik ve sizin için orada yaşamınızı devam ettirecek nimetler oluşturduk. . . Ne kadar az değerlendiriyorsunuz!
Andolsun, sizi yeryüzünde yerleşik kıldık ve orda size geçimlikler yarattık. Ne az şükrediyorsunuz?
Doğrusu biz sizi yeryüzüne yerleştirdik ve orada size geçim vasıtaları verdik. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!
Gerçek şu ki, sizi yeryüzünde yerleştirdik ve orada size geçimlikler verdik. Ne denli az şükrediyorsunuz?
Doğrusu biz sizi yeryüzünde yerleştirdik ve orada size geçim vasıtaları verdik. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!
Sizleri yeryüzüne yerleştirdik ve orada size yaşama imkanları sağladık. Ne kadar da az şükrediyorsunuz.
Sizleri yeryüzüne yerleştirdik ve orada size yaşama imkanları sağladık. Ne kadar da az şükrediyorsunuz.
Andolsun ki, sizi yeryüzünde yerleştirdik ve sizin için onda birçok geçim kaynakları yaptık. Siz, pek az şükrediyorsunuz.
Şanım hakkı için sizi Arzda yerleştirdik ve sizin için onda bir çok geçimlikler yaptık, siz pek az şükrediyorsunuz
Doğrusu Biz, sizi yeryüzüne yerleştirdik ve orada size geçimlik verdik. Ne kadar da az şükrediyorsunuz.
Doğrusu Biz, sizi yeryüzüne yerleştirdik ve orada size geçimlik verdik. Ne kadar da az şükrediyorsunuz.
Doğrusu Biz, sizi yeryüzüne yerleştirdik ve orada size geçimlik verdik. Ne kadar da az şükrediyorsunuz.
Andolsun, sizi yeryüzünde yerleşik kıldık ve orada size geçimlikler yarattık. Ne kadar da az şükrediyorsunuz.
Andolsun, sizi yer (yüzün) de yerleşdirmişiz, size orada bir çok geçim vasıtaları yaratmışızdır. Ne az şükredersiniz!
Andolsun ki; sizi, yeryüzüne yerleştirdik. Ve size orada geçimlikler yarattık. Ne de az şükrediyorsunuz.
(1-10) Elif Lam Mim Sad, sana indirilen kitaptır ve müminlere bir hatırlatmadır. Onunla uyarı yapmandan dolayı göğsünde / sadrında bir zorluk / bir haraç olmasın. Rabbinizden size indirilene uyun / tâbi olun. Onun dışındaki dostlar / veliler / evliyalar bilip uymayın / tâbi olmayın. Ne de a z hatırlayıp düşünüyorsunuz. Nice yerleşkeleri / karyeleri helak et tik. Onlara sertliğimizi / be'simiz ya geceleyin geldi veya öğlen dinlenirken geldi. Hışmımız geldiğinde, çağrıları / duaları ise kesinlikle biz zalimler olduk demeleriydi. Kendilerine Resul gönderilenleri sorgulayacağız, Resulleri de sorgulayacağız. Ve dahi onlara belli bir ilimle kesinlikle anlatacağız. Biz kayıp değiliz ki / gayb değiliz ki. Tartı / mizan, o gün gerçektir. Kimin tartısı ağır ise işte onlar kurtulurlar / felaha ererler. Kimin mizanı hafifse onlar, ayetlerimize zulmediyor olmaları nedeniyle kendilerini / nefislerini hasara uğratanlardır. Biz sizi arza yerleştirdik / mekân ettirdik. (Hayatı idame ettiren şeyler, imkânlar) sizin için onda geçim / maişet sağladık. Az teşekkür ediyorsunuz.
Andolsun sizi yeryüzüne yerleştirip orada sizin için geçimlikler sağladık. Buna rağmen ne kadar da az şükrediyorsunuz!
Doğrusu biz sizi yeryüzünde yerleştirdik, orada size geçimlikler verdik; ne kadar da az şükrediyorsunuz!
Sizi yeryüzüne biz yerleştirdik, orada size yaşama imkanları oluşturduk. Görevlerinizi ne kadar az yapıyorsunuz!
Geçinebileceğiniz imkanlar oluşturarak sizi yeryüzüne yerleştirdik. İmkanlarınızı ne kadar az değerlendiriyorsunuz!
Sizi yeryüzünde yerleştirdik. Orada sizin için geçimlikler sağladık. Buna rağmen ne kadar az şükrediyorsunuz.
Sizi yeryüzünde yerleştirdik. Orada sizin için geçimlikler sağladık. Buna rağmen ne kadar az şükrediyorsunuz!
Andolsun, sizi yeryüzünde yerleştirdik ve sizin için orada, geçiminize yarayacak nimet ve imkanlara vücut verdik. Ne de az şükrediyorsunuz!
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.