Diyanet İşleri
De ki: "Şüphesiz bana, dini Allah'a has kılarak O'na ibadet etmem emredildi."
Zümer suresi · 11–20. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Zümer suresi, 11. ayet. قُلْ إِنِّىٓ أُمِرْتُ أَنْ أَعْبُدَ ٱللَّهَ مُخْلِصًا لَّهُ ٱلدِّينَ
De ki: "Şüphesiz bana, dini Allah'a has kılarak O'na ibadet etmem emredildi."
De ki: "Bana, dini O'na özgü kılarak Allah'a kulluk etmem emrolundu.
De ki: "Elbet, ben, dini Allah'a has kılarak yalnız O'na kulluk etmekle emrolundum;
De ki (ey Muhammed): "İçten bir inançla Allah'a bağlanarak yalnız O'na kulluk etmekle emrolundum;
De ki: "Kesinlikle hükmolundum ki, sistem ve düzeninde O'ndan başka etken görmemek üzere Allah'a kulluk edeyim. "
De ki: "Ben, dini yalnızca O'na halis kılarak Allah'a ibadet etmekle emrolundum."
De ki: Bana, dini Allah'a hâlis kılarak O’na kulluk etmem emrolundu.
De ki: "Kuşkusuz, dini yalnızca Allah'a özgüleyerek, O'na hizmet etmem, bana buyruk verildi!"
De ki: "Bana, dini Allah'a has kılarak O'na kulluk etmem emrolundu."
De ki: "Dini yalnız ALLAH'a has kılarak O'na hizmet etmekle emredildim." dipnot 1
De ki, 'Dini yalnız ALLAH'a has kılarak O'na tapmakla emredildim.'
De ki: "Ben Allah'a dini kendisine halis kılarak ibadet edeyim diye emrolundum.
De ki: ben Allaha, dini onun için halis kılarak, ıbadet edeyim diye emrolundum
De ki: "Ben, dini yalnızca Kendisine özgü kılarak, dipnot 1 Allah'a kulluk etmekle emrolundum."
De ki: "Ben, dini yalnızca Kendisine özgü kılarak dipnot 1 , Allah'a kulluk etmekle emrolundum."
De ki: "Ben, dini yalnızca Kendisine özgü kılarak, Allah'a kulluk etmekle emrolundum.
De ki: "Bana, dini yalnızca O'na halis kılarak Tanrı'ya ibadet etmem buyruldu."
De ki: "Ben, Allaha, Onun dininde ıhlas edici olarak, ibadet etmemle emrolundum".
De ki: Ben, dini yalnız Allah'a tahsis ederek ibadet etmekle emrolundum.
(11-20) De ki muhakkak ki Allah’a katışıksız olarak ibadet etmekle emredildim , din O’nundur ve teslim olanların ilki olmakla emredildim. De ki Rabbime isyan etmekten büyük bir azap gününden korkuyorum, De ki Allah’a katışıksız bir şekilde / halis bir şekilde, ibadet edin, din O’nundur, sizler de O’nun dışındaki istediğinize ibadet edin. De ki hasara uğrayanlar kendilerini ve yakın çevrelerini kıyamet günü hasara uğratmışlardır. Dikkat edin! işte bu a paçık bir hasar değil midir? Onlara üstlerinde ateşten gölge katmanlar altlarında yine gölge katmanlar vardır, Allah işte bununla kullarını korkutuyor, ey kullarım benden sakının. Taşkınlık edene / Tağuta ibadet etmekten çekinip Allah’a yönelenlere, onlara müjde var, müjdele kullarımı! Onlar ki söz işittiklerinde işittiklerinin en güzeline tabi olurlar, Allah onları yola iletmiştir / hidayet etmiştir, işte onlar akıl ulularıdır. Sen mi, Azap kelimesi kendisine hak olmuş kimseyi, ateştekini kurtaracaksın? Rablerinden sakınanlara, onlara da odalar ve onların üzerlerinde de bina edilmiş ayrıca odalar vardır. (Apart yahut rezidans benzeri) Altlarından nehirler akar / cereyan eder, Allah’ın söz vermesidir / vaadidir, Allah sözleşmesi aksine / hilafına davranmaz.
De ki: “Ben, dini yalnızca Allah'a halis kılarak O'na ibadet etmekle emrolundum.”
De ki: "Bana dini yalnız Allah'a halis kılarak, O'na kulluk etmem emredildi."
De ki: "Bana, bu dine bir şey katmadan Allah'a kulluk etmem emredildi dipnot 1 .
De ki "Bana verilen emir şudur: Bu dine hiçbir şey katmadan dipnot 1 kulluğu Allah'a yap!
De ki: Ben, dini Allah’a halis kılarak O'na ibadet etmekle emrolundum.
De ki: -Ben, dini Allah'a tahsis ederek ona kulluk etmekle emrolundum.
De ki: "Bana, dini yalnız Allah'a özgüleyerek, O'na ibadet/kulluk etmem emredildi."
Zümer suresi, 12. ayet. وَأُمِرْتُ لِأَنْ أَكُونَ أَوَّلَ ٱلْمُسْلِمِينَ
"Bana, müslümanların ilki olmam da emredildi."
Bana müslümanların ilki (öncüsü) olmam emrolundu." dipnot 1
bir de, Allah'a teslim olanların önderi olmakla emrolundum."
ve Allah'a teslim olanların öncüsü olmakla".
"Hükmolundum ki, teslim olmuşluğunun farkındalığını yaşayanların ilki olmakla!"
"Ve ben, müslümanların ilki olmakla da emrolundum."
Bana müslümanların ilki olmam emrolundu.
"Ve teslim olanların öncüsü olmam, bana buyruk verildi!"
"Bana Müslümanların ilki olmam emrolundu."
"Ve en ileri derecede Müslüman olmam emredildi."
'Ve en ileri derecede müslüman olmam emredildi.'
Ve O'nun birliğine teslim olan müslümanların ilki olayım diye emrolundum"
Hem onun birliğine teslim olan müsliminin evveli olayım diye emrolundum
"Ve bana teslim olanların ilki dipnot 1 olmam buyruldu."
"Ve bana teslim olanların ilki dipnot 1 olmam buyruldu."
"Ve bana teslim olanların ilki dipnot 1 olmam buyruldu."
"Ve bana müslümanların ilki olmam da buyruldu."
"Bana (Allaha teslim olan) Müslümanların evveli olmam emredildi".
Ve ben, müslümanların ilki olmakla emrolundum.
(11-20) De ki muhakkak ki Allah’a katışıksız olarak ibadet etmekle emredildim , din O’nundur ve teslim olanların ilki olmakla emredildim. De ki Rabbime isyan etmekten büyük bir azap gününden korkuyorum, De ki Allah’a katışıksız bir şekilde / halis bir şekilde, ibadet edin, din O’nundur, sizler de O’nun dışındaki istediğinize ibadet edin. De ki hasara uğrayanlar kendilerini ve yakın çevrelerini kıyamet günü hasara uğratmışlardır. Dikkat edin! işte bu a paçık bir hasar değil midir? Onlara üstlerinde ateşten gölge katmanlar altlarında yine gölge katmanlar vardır, Allah işte bununla kullarını korkutuyor, ey kullarım benden sakının. Taşkınlık edene / Tağuta ibadet etmekten çekinip Allah’a yönelenlere, onlara müjde var, müjdele kullarımı! Onlar ki söz işittiklerinde işittiklerinin en güzeline tabi olurlar, Allah onları yola iletmiştir / hidayet etmiştir, işte onlar akıl ulularıdır. Sen mi, Azap kelimesi kendisine hak olmuş kimseyi, ateştekini kurtaracaksın? Rablerinden sakınanlara, onlara da odalar ve onların üzerlerinde de bina edilmiş ayrıca odalar vardır. (Apart yahut rezidans benzeri) Altlarından nehirler akar / cereyan eder, Allah’ın söz vermesidir / vaadidir, Allah sözleşmesi aksine / hilafına davranmaz.
“Ve ben, Müslümanların ilki olmakla da emrolundum.”
"Ve bana müslümanların ilki olmam emredildi."
Ben, Müslümanların en önünde olma emri de aldım dipnot 1 ."
"Bir de Müslümanların içinde en önde olmam emredilmiştir."
Teslim olanların da ilki olmakla emrolundum.
Teslim olanların da ilki olmakla emrolundum.
"Ve bana, müslümanların ilki olmam emredildi."
Zümer suresi, 13. ayet. قُلْ إِنِّىٓ أَخَافُ إِنْ عَصَيْتُ رَبِّى عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ
De ki: "Eğer ben Rabbime isyan edersem, şüphesiz büyük bir günün azabından korkarım."
De ki: "Rabbime isyan edersem elbette büyük günün azabından korkarım." dipnot 1
Duyur: "Eğer ben Rabbime isyan etmiş olsaydım, korkunç bir günün azabından dehşete düşmem gerekirdi."
De ki: "Rabbime isyan etseydim, o müthiş (Hesap) Günü'nde (başıma gelecek) azaptan dehşete kapılırdım".
De ki: "Gerçektir ki, ben muazzam bir sürecin yaşanacak azabından korkarım, eğer Rabbime isyan edersem (varlığımdaki mutlak tedbirini görmezden gelirsem)!"
De ki: "Ben, Rabbime isyan ettiğim takdirde, büyük bir günün azabından korkarım."
De ki: Rabbime karşı gelirsem, doğrusu büyük günün azabından korkarım.
De ki: "Kuşkusuz, Efendime karşı gelirsem, Büyük Gün'ün cezasından korkarım!"
De ki: "Rabbime karşı gelirsem doğrusu büyük günün azabından korkarım."
De ki: "Efendime karşı gelirsem Büyük Günün azabından korkarım."
De ki, 'Rabbime karşı gelirsem Büyük Günün azabından korkarım.'
De ki: "Rabbime isyan edersem büyük bir günün azabından korkarım."
De ki: ben korkarım rabbıma ısyan edersem büyük bir günün azabından
De ki: "Eğer Rabb'ime karşı gelirsem, büyük günün azabından korkarım."
De ki: "Eğer Rabb'ime karşı gelirsem, büyük günün azabından korkarım."
De ki: "Eğer Rabb'ime karşı gelirsem, büyük günün azabından korkarım."
De ki: "Ben, rabbime isyan ettiğim takdirde, büyük bir günün azabından korkarım."
De ki: "Eğer ben Rabbime isyan edersem, hakıykat, büyük günün azabından korkarım".
De ki: Rabbıma karşı gelirsem; doğrusu büyük günün azabından korkarım.
(11-20) De ki muhakkak ki Allah’a katışıksız olarak ibadet etmekle emredildim , din O’nundur ve teslim olanların ilki olmakla emredildim. De ki Rabbime isyan etmekten büyük bir azap gününden korkuyorum, De ki Allah’a katışıksız bir şekilde / halis bir şekilde, ibadet edin, din O’nundur, sizler de O’nun dışındaki istediğinize ibadet edin. De ki hasara uğrayanlar kendilerini ve yakın çevrelerini kıyamet günü hasara uğratmışlardır. Dikkat edin! işte bu a paçık bir hasar değil midir? Onlara üstlerinde ateşten gölge katmanlar altlarında yine gölge katmanlar vardır, Allah işte bununla kullarını korkutuyor, ey kullarım benden sakının. Taşkınlık edene / Tağuta ibadet etmekten çekinip Allah’a yönelenlere, onlara müjde var, müjdele kullarımı! Onlar ki söz işittiklerinde işittiklerinin en güzeline tabi olurlar, Allah onları yola iletmiştir / hidayet etmiştir, işte onlar akıl ulularıdır. Sen mi, Azap kelimesi kendisine hak olmuş kimseyi, ateştekini kurtaracaksın? Rablerinden sakınanlara, onlara da odalar ve onların üzerlerinde de bina edilmiş ayrıca odalar vardır. (Apart yahut rezidans benzeri) Altlarından nehirler akar / cereyan eder, Allah’ın söz vermesidir / vaadidir, Allah sözleşmesi aksine / hilafına davranmaz.
De ki: "Eğer Rabbime isyan edersem, elbette ben büyük bir günün azabından korkarım!"
De ki: "Ben, Rabbime isyan edersem, büyük bir günün azabından korkarım."
De ki: "Ben, Rabbime karşı gelirsem o azametli günün azabından korkarım dipnot 1 ."
De ki "Ben ahibime (Rabbime) karşı gelirsem o büyük günün azabından korkarım."
De ki: Eğer Rabbime karşı isyan edersem, elbette ben büyük bir günün azabından korkarım!
De ki: -Eğer Rabbime karşı gelirsem, elbette ben büyük bir günün azabından korkarım!
De ki: "Eğer Rabbime isyan edersem büyük bir günün azabından korkarım."
Zümer suresi, 14. ayet. قُلِ ٱللَّهَ أَعْبُدُ مُخْلِصًا لَّهُۥ دِينِى
De ki: "Ben dinimi Allah'a has kılarak sadece O'na ibadet ediyorum."
De ki: "Ben dinimi O'na özgü kılarak yalnızca Allah'a ibadet ederim."
İlan et: "Ben, dinimi yalnız Allah'a has kılarak sadece O'na kulluk ederim.
De ki: "İçten bir inançla yalnız O'na bağlanarak O'na kulluk ederim.
De ki: "Sistem ve düzeninde O'ndan başka etken görmemek üzere Allah'a kulluk edeyim. . . "
De ki: "Ben dinimi yalnızca O'na halis kılarak Allah'a ibadet ederim."
De ki: Ben dinimde ihlâs ile ancak Allah'a ibadet ederim.
De ki: "Ben, dinimi, yalnızca Allah'a özgüleyerek, O'na hizmet ederim!"
De ki: "Ben dinimde ihlas ile ancak Allah'a ibadet ederim."
De ki: "Dinimi yalnız ALLAH'a has kılarak O'na hizmet ediyorum."
De ki, 'Dinimi yalnız ALLAH'a has kılarak O'na tapıyorum.'
De ki: "Ben dinimi O'na has kılarak yalnız Allah'a kulluk ederim,
De ki: ben yalnız Allaha kulluk ederim, dinimi ona halis kılarak,
De ki: "Ben, dinimi Allah'a özgü kılarak dipnot 1 O'na kulluk ederim."
De ki: "Ben, dinimi Allah'a özgü kılarak dipnot 1 O'na kulluk ederim."
De ki: "Ben, dinimi Allah'a özgü kılarak O'na kulluk ederim."
De ki: "Ben dinimi yalnızca O'na halis kılarak Tanrı'ya ibadet ederim."
De ki: "Ben dinimde, kendine İhlas edici olarak, ancak Allaha ibadet ederim".
De ki: Ben, dinimde muhlis olarak Allah'a ibadet ederim.
(11-20) De ki muhakkak ki Allah’a katışıksız olarak ibadet etmekle emredildim , din O’nundur ve teslim olanların ilki olmakla emredildim. De ki Rabbime isyan etmekten büyük bir azap gününden korkuyorum, De ki Allah’a katışıksız bir şekilde / halis bir şekilde, ibadet edin, din O’nundur, sizler de O’nun dışındaki istediğinize ibadet edin. De ki hasara uğrayanlar kendilerini ve yakın çevrelerini kıyamet günü hasara uğratmışlardır. Dikkat edin! işte bu a paçık bir hasar değil midir? Onlara üstlerinde ateşten gölge katmanlar altlarında yine gölge katmanlar vardır, Allah işte bununla kullarını korkutuyor, ey kullarım benden sakının. Taşkınlık edene / Tağuta ibadet etmekten çekinip Allah’a yönelenlere, onlara müjde var, müjdele kullarımı! Onlar ki söz işittiklerinde işittiklerinin en güzeline tabi olurlar, Allah onları yola iletmiştir / hidayet etmiştir, işte onlar akıl ulularıdır. Sen mi, Azap kelimesi kendisine hak olmuş kimseyi, ateştekini kurtaracaksın? Rablerinden sakınanlara, onlara da odalar ve onların üzerlerinde de bina edilmiş ayrıca odalar vardır. (Apart yahut rezidans benzeri) Altlarından nehirler akar / cereyan eder, Allah’ın söz vermesidir / vaadidir, Allah sözleşmesi aksine / hilafına davranmaz.
De ki: “Ben dinimi yalnızca Allah'a halis kılarak O'na ibadet ederim.”
De ki: "Ben, dinimi yalnız Allah'a halis kılarak O'na kulluk ediyorum."
De ki: "Ben, dinime bir şey katmadan sadece Allah'a kulluk ederim dipnot 1 .
De ki "Ben, bu dine bir şey katmadan sadece Allah'a kulluk ederim.
Dinimi kendisine halis kılarak (sadece) Allah’a ibadet ederim! de.
Dinimi kendisine tahsis ederek Allah'a kulluk ederim! de.
De ki: "Ben, dinimi yalnız kendisine özgüleyerek, Allah'a ibadet ediyorum."
Zümer suresi, 15. ayet. فَٱعْبُدُوا۟ مَا شِئْتُم مِّن دُونِهِۦ قُلْ إِنَّ ٱلْخَٰسِرِينَ ٱلَّذِينَ خَسِرُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ وَأَهْلِيهِمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ أَلَا ذَٰلِكَ هُوَ ٱلْخُسْرَانُ ٱلْمُبِينُ
"Siz de Allah'tan başka dilediğiniz şeylere ibadet edin!" De ki: "Şüphesiz hüsrana uğrayanlar, kıyamet gününde kendilerini ve ailelerini hüsrana sokanlardır. İyi bilin ki bu, apaçık hüsranın ta kendisidir."
Siz de O'nun peşi sıra dilediğinize tapın (bakalım)! De ki: "Şüphesiz ki kaybedenler, kıyamet günü kendilerine ve ailelerine (destekçilerine) yazık edenlerdir. Dikkat edin! Asıl apaçık kayıp işte budur.
Artık siz de, O'nu bıraktıktan (sonra) neyi dilerseniz onu kulluk edin!" Uyar: "Gerçek şu ki, asıl hüsrana uğrayanlar, Kıyamet Günü hem kendilerini hem de yakınlarını hüsrana uğratanlardır: bakın bu, işte bu değil midir açık kayıp?
(Siz de, ey günahkarlar,) O'nun dışında dilediğinize kulluk ed(ip etmemeniz kendi elinizdedir)!" De ki: "(Gerçekten) hüsrana uğrayanlar, Kıyamet Günü hem kendilerini, hem de dost ve akrabalarını kaybedecek olanlardır: bu (ap)açık bir kayıp değil midir?
"Siz de O'nun dununda dilediğinize tapının!" De ki: "Gerçek şudur ki; kıyamet sürecinde hüsranı yaşayacak olanlar, hem nefslerini (bilinçlerini/kendilerini) hem de ehillerini (o günkü eşi olan bedenini) hüsrana uğratacak şekilde yönlendirenlerin ta kendileridir! Dikkat edin! İşte o apaçık bir hüsranın ta kendisidir!"
"Siz, O'nun dışında dilediklerinize ibadet edin." De ki: "Gerçekten hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem kendilerini, hem yakınlarını hüsrana uğratanlardır. Haberiniz olsun; bu apaçık olan hüsranın kendisidir."
(Ey Allah'a eş koşanlar!): Siz de O'ndan başka dilediğinize tapın! De ki: Gerçekten hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem kendilerini, hem de ailelerini ziyana sokanlardır. Bilesiniz ki, bu apaçık hüsrandır.
"Artık, siz, O'ndan başka ayrıca, istediğinize de hizmet edin!" De ki: "Gerçekten yitime uğrayanlar, Yeniden Yaratılış Günü'nde, hem kendilerini hem de ailelerini yitime uğratanlardır. İyi bilin ki, apaçık yitik, işte budur!"
"Siz de O'ndan başka dilediğinize kulluk ediniz!" De ki: "Gerçekten iflas edenler, kıyamet günü kendilerini ve ailelerini zarara uğratanlardır. Dikkat ediniz, apaçık kayıp işte budur."
"Siz de O'nun dışında dilediğinize hizmet ediniz." De ki: "Asıl kaybedenler, ahiret gününde kendilerine ve ailelerine kaybettirenlerdir." Apaçık kayıp budur.
'Siz de O'nun dışında dilediğinize tapınız.'De ki, 'Asıl kaybedenler, ahiret gününde kendilerine ve ailelerine kaybettirenlerdir.' Apaçık kayıp budur
siz de O'ndan başka dilediğinize kul olun." De ki: "Asıl hüsrana düşenler, kıyamet günü kendilerine ve mensuplarına ziyan verenlerdir. Evet, işte asıl açık hüsran budur."
siz de onun berisinden dilediğinize kul olun, de ki: asıl husrana düşenler Kıyamet günü kendilerine ve mensublarına ziyan edenlerdir. Evet, odur işte asıl açık husran.
"Siz de O'nun yanı sıra istediğinize kulluk edin." De ki: "Asıl kaybedenler, kıyamet gününde kendilerini ve yakınlarını kayba uğratacak olanlardır." Dikkat edin! İşte apaçık kayıp budur.
"Siz de O'nun yanı sıra istediğinize kulluk dipnot 1 edin." De ki: "Asıl kaybedenler, Kıyamet Günü'nde kendilerini ve yakınlarını kayba uğratacak olanlardır." Dikkat edin! İşte apaçık kayıp budur.
Siz de O'ndan başka istediğinize kulluk edin. De ki: "Asıl kaybedenler, Kıyamet Günü'nde kendilerini ve yakınlarını kayba uğratacak olanlardır." Dikkat edin! İşte apaçık kayıp budur.
"Siz, O'nun dışında dilediklerinize ibadet edin." De ki: "Gerçekten hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem kendilerini, hem ehlini (yakınlarını) hüsrana uğratanlardır. Haberiniz olsun, bu apaçık olan hüsranın kendisidir."
"Artık siz de Onu bırakıb dilediğinize tapın"! De ki: Hakıykat hüsrana düşenler, kıyamet günü kendilerini de, mensublarını da hüsrana uğratanlardır. Dikkat et ki bu, apaçık hüsranın ta kendisidir".
Artık siz de O'ndan başka dilediğinize tapın. De ki: Hüsrana uğrayanlar; kıyamet gününde kendilerini de, ailelerini de hüsrana uğratanlardır. İyi bilin ki; apaçık hüsran işte budur.
(11-20) De ki muhakkak ki Allah’a katışıksız olarak ibadet etmekle emredildim , din O’nundur ve teslim olanların ilki olmakla emredildim. De ki Rabbime isyan etmekten büyük bir azap gününden korkuyorum, De ki Allah’a katışıksız bir şekilde / halis bir şekilde, ibadet edin, din O’nundur, sizler de O’nun dışındaki istediğinize ibadet edin. De ki hasara uğrayanlar kendilerini ve yakın çevrelerini kıyamet günü hasara uğratmışlardır. Dikkat edin! işte bu a paçık bir hasar değil midir? Onlara üstlerinde ateşten gölge katmanlar altlarında yine gölge katmanlar vardır, Allah işte bununla kullarını korkutuyor, ey kullarım benden sakının. Taşkınlık edene / Tağuta ibadet etmekten çekinip Allah’a yönelenlere, onlara müjde var, müjdele kullarımı! Onlar ki söz işittiklerinde işittiklerinin en güzeline tabi olurlar, Allah onları yola iletmiştir / hidayet etmiştir, işte onlar akıl ulularıdır. Sen mi, Azap kelimesi kendisine hak olmuş kimseyi, ateştekini kurtaracaksın? Rablerinden sakınanlara, onlara da odalar ve onların üzerlerinde de bina edilmiş ayrıca odalar vardır. (Apart yahut rezidans benzeri) Altlarından nehirler akar / cereyan eder, Allah’ın söz vermesidir / vaadidir, Allah sözleşmesi aksine / hilafına davranmaz.
Siz de, ondan başka dilediğinize ibadet edin. De ki: "Hüsrana uğrayacaklar, kıyamet günü hem kendilerini hem de ailelerini hüsrana uğratanlardır. Dikkat edin! Apaçık hüsran işte budur."
"Siz de O'ndan başka dilediğinize kulluk edin." De ki: "Ziyana uğrayanlar kıyamet günü hem kendilerini, hem de ailelerini ziyan edenlerdir. Dikkat edin, işte bu, apaçık bir ziyandır!"
Siz de Allah'ın dışında dilediğinize kulluk edin dipnot 1 ." Onlara şunu da söyle: "Asıl hüsrana uğrayanlar, kıyamet /mezardan kalkış günü kendini ve ailesini hüsrana uğratanlardır. Bilin ki apaçık hüsran işte budur dipnot 2 ."
Haydi, Allah'tan önce neyi tercih ediyorsanız ona kulluk edin." De ki "Asıl kaybedenler, (mezardan) kalkış günü kendini ve ailesini kaybedenlerdir." Bilin ki apaçık hüsran işte budur.
Siz de, ondan başka dilediğinize ibadet edin. De ki: Hüsrana uğrayacaklar, kıyamet günü hem kendilerini hem de ailelerini hüsrana uğratanlardır. Dikkat edin, apaçık hüsran işte budur!
Siz de, ondan başka dilediğinize kulluk edin. De ki: -Hüsrana uğrayacaklar, kıyamet günü hem kendilerini hem de ailelerini hüsrana uğratanlardır. Dikkat edin, apaçık hüsran işte budur!
"Siz O'nun dışında dilediğinize kulluk/ibadet edin." De ki: "Hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem kendilerini hem de ailelerini hüsrana atanlardır. Dikkat edin! Apaçık hüsranın ta kendisi işte budur."
Zümer suresi, 16. ayet. لَهُم مِّن فَوْقِهِمْ ظُلَلٌ مِّنَ ٱلنَّارِ وَمِن تَحْتِهِمْ ظُلَلٌ ذَٰلِكَ يُخَوِّفُ ٱللَّهُ بِهِۦ عِبَادَهُۥ يَٰعِبَادِ فَٱتَّقُونِ
Onlar için üstlerinde ateşten katmanlar, altlarında (ateşten) katmanlar vardır. İşte Allah, kullarını bununla korkutur. Ey kullarım, bana karşı gelmekten sakının.
Onların hem üstlerinden ateşten karanlıklar (tabakalar) hem de altlarından (ateş) karanlıkları (tabakaları) olacaktır. İşte Allah kullarını bununla korkutuyor. Ey kullarım! Yalnızca bana karşı takvâlı (duyarlı) olun!
Onları, üstlerinden ateş tabakaları kuşatacak, altlarından da (ateş) tabakaları..." İşte bu yolla Allah kullarının kalbine korku salıyor. Ey kullarım! Bana karşı sorumluluğunuzun şuurunda olun!
Onların üstünde ateş bulutları toplanacak ve altlarında da (benzer ateş) tabakaları bulunacaktır..." Allah kulların(ın kalbin)e işte bu yolla korku salar. Ey kullarım! Öyleyse, Bana karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun;
Onların, fevklerinden (bilinç boyutu itibarıyla) de yakıcı - ateşten gölgelikler (katmanlar) vardır, altlarından (bedenleri itibarıyla) da gölgelikler (katmanlar) vardır. . . İşte (gerçek) bu; Allah onun korkusunu kullarında açığa çıkarıyor! Ey kullarım, benden korunun (Sünnetim gereği sizden açığa çıkan her şeyin sonucunu kesinlikle yaşatacağım için)!
Onların üstlerinde ateşten tabakalar, altlarında da tabakalar vardır. İşte Allah, kendi kullarını bununla tehdit edip korkutuyor. Ey kullarım öyleyse Benden sakının.
Onların üstlerinde ateşten tabakalar, altlarında da (öyle) tabakalar var. İşte Allah kullarını bununla korkutuyor. Ey kullarım! Yalnızca benden korkun.
Onların üzerinde, ateşten katmanlar, altında da katmanlar vardır. Allah, kullarını, işte bununla korkutur. Ey kullarım! Artık, Bana karşı sorumluluk bilinci taşıyın!
Onları üstlerinden ve altlarından gölgeler gibi ateş kaplayacaktır. İşte Allah kullarını sürekli böyle sakındırıyor. "Ey kullarım! Artık emirlerime karşı gelmekten sakınınız."
Onların üstünde de altlarında da kat kat ateş vardır. ALLAH kullarını böylece uyarır. Kullarım, beni sayın.
Onların üstünde de altlarında da kat kat ateş vardır. ALLAH kullarını böylece uyarır. Kullarım, beni sayın
Onların üstlerinden ateş çatılır, altlarından da çatılır; duydunuz ya, işte Allah kullarını bundan sakındırıyor, "Ey kullarım, onun için bana (sığınıp) korunun." (diyor).
Onlara üstlerinden ateş çatılır, altlarından çatılır, duydunuz a, işte Allah kullarını bundan tahzir buyuruyor: ey kullarım onun için bana korunun.
Onların üstlerinde de altlarında da ateşten katmanlar vardır. İşte Allah'ın, kullarını uyarıp sakınmalarını istediği şey budur. Ey kullarım, Bana karşı takvalı olun!
Onların üstlerinde de altlarında da ateşten katmanlar vardır. İşte Allah'ın, kullarını uyarıp sakınmalarını istediği şey budur. Ey kullarım, Bana karşı takvalı dipnot 1 olun!
Onların üstlerinden ve altlarından ateşten gölgeler vardır. İşte Allah'ın, kullarını uyarıp sakınmalarını istediği şey budur. Ey kullarım, Bana karşı takvalı dipnot 1 olun!
Onların üstlerinde ateşten tabakalar, altlarında da tabakalar vardır. İşte Tanrı, kendi kullarını bununla tehdit edip korkutuyor. Ey kullarım öyleyse benden sakının.
Onların üstlerinde ateşden tabakalar, altlarında (ateşden) tabakalar vardır, işte Allah, kullarını bununla korkutuyor. Ey kullarım, benden korkun.
Onların üstlerinde kat kat ateşler, altlarında kat kat ateşler vardır. Allah, kullarını bununla korkutur. Ey kullarım, benden korkun.
(11-20) De ki muhakkak ki Allah’a katışıksız olarak ibadet etmekle emredildim , din O’nundur ve teslim olanların ilki olmakla emredildim. De ki Rabbime isyan etmekten büyük bir azap gününden korkuyorum, De ki Allah’a katışıksız bir şekilde / halis bir şekilde, ibadet edin, din O’nundur, sizler de O’nun dışındaki istediğinize ibadet edin. De ki hasara uğrayanlar kendilerini ve yakın çevrelerini kıyamet günü hasara uğratmışlardır. Dikkat edin! işte bu a paçık bir hasar değil midir? Onlara üstlerinde ateşten gölge katmanlar altlarında yine gölge katmanlar vardır, Allah işte bununla kullarını korkutuyor, ey kullarım benden sakının. Taşkınlık edene / Tağuta ibadet etmekten çekinip Allah’a yönelenlere, onlara müjde var, müjdele kullarımı! Onlar ki söz işittiklerinde işittiklerinin en güzeline tabi olurlar, Allah onları yola iletmiştir / hidayet etmiştir, işte onlar akıl ulularıdır. Sen mi, Azap kelimesi kendisine hak olmuş kimseyi, ateştekini kurtaracaksın? Rablerinden sakınanlara, onlara da odalar ve onların üzerlerinde de bina edilmiş ayrıca odalar vardır. (Apart yahut rezidans benzeri) Altlarından nehirler akar / cereyan eder, Allah’ın söz vermesidir / vaadidir, Allah sözleşmesi aksine / hilafına davranmaz.
Onların üstlerinde ateşten tabakalar, altlarında da tabakalar vardır. Allah, kullarını işte bununla korkutuyor. Ey kullarım! Benden sakının.
Onların üstlerinden ateşten gölgeler, altlarından da (ateşten) gölgeler var. İşte Allah kullarını bu durumdan korkutur. Ey kullarım, benden korkun!
Üstlerinde ateşten gölgeler, altlarında da gölgeler olur dipnot 1 . İşte Allah kullarını bununla korkutuyor. Ey kullarım, bana yanlış yapmaktan sakının dipnot 2 .
Üstlerinde ateşten tabakalar, altlarında da tabakalar olur. İşte Allah kullarının başına bunların gelebileceği uyarısında bulunmaktadır. Ey kullarım, benden çekinin.
Onların üstlerinden ateşten tabakalar, altlarından da tabakalar vardır. Allah, kullarını işte bununla korkutuyor. Ey kullarım! Benden sakının!
Onların üstlerinden ateşten tabakalar, altlarından da tabakalar vardır. Allah, kullarını işte bununla korkutuyor. Ey kullarım! Benden korkun!
Onların üstlerinde ateşten gölgeler, altlarında da gölgeler vardır. İşte Allah, kullarını bundan korkmaya çağırıyor. "Ey kullarım, benden korkun!"
Zümer suresi, 17. ayet. وَٱلَّذِينَ ٱجْتَنَبُوا۟ ٱلطَّٰغُوتَ أَن يَعْبُدُوهَا وَأَنَابُوٓا۟ إِلَى ٱللَّهِ لَهُمُ ٱلْبُشْرَىٰ فَبَشِّرْ عِبَادِ
Tağut'tan, ona kulluk etmekten kaçınan ve içtenlikle Allah'a yönelenler için müjde vardır. O halde, kullarımı müjdele!
Tağut'a dipnot 1 (azgınlık edene) kulluk etmekten kaçınıp, Allah'a yönelenlere müjde vardır. (Bu) kullarımı müjdele!
Allah'a isyanı sistemleştiren güç odaklarına kulluğa yanaşmayan ve Allah'a yönelen kimseler var ya: işte asıl müjdeyi onlar hak ediyor: şu halde bu kullarımı müjdele!
şeytani güçlere kulluk yapma (eğilimin)den kaçınanlara ve Allah'a yönelenlere (öteki dünya için mutluluk) müjdeleri vardır. Öyleyse bu müjdeyi kullarıma ver;
Bedenini tanrılaştırarak (tagut) ona tapınmaktan kaçınıp, Allah'a (hakikatlerine) yönelenler var ya, onlar için Büşra (müjde; vuslat) vardır. . . Kulları müjdele!
Tağut'a kulluk etmekten kaçınan ve Allah'a içten yönelenler ise; onlar için bir müjde vardır, öyleyse kullarıma müjde ver.
Tâğut'a kulluk etmekten kaçınıp, Allah'a yönelenlere müjde vardır, kullarımı müjdele.
Katışıksız dini kirletmek için uğraşanlara hizmet etmekten kaçınanlar ve Allah'a yönelenler için, sevinçli haberler vardır; artık kullarıma, sevinçli haberleri ver.
Tağut'a kulluk etmekten uzak durup Allah'a yönelenlere müjdeler olsun. "Sen, bu kullarımı müjdele!"
Kim Tağut'a (azgına/küstaha) hizmet etmekten kaçınır ve ALLAH'a yönelirse onlar için müjde vardır. Kullarımı müjdele.
Kim Tağut'a (Azgın'a) kulluk etmekten kaçınır ve ALLAH'a yönelirse onlar için müjde vardır. Kullarımı müjdele.
Tağuttan, ona kulluk etmekten kaçınıp da tam gönülle Allah'a yönelenlere gelince, müjde onlaradır. Haydi müjde ver kullarıma,
Tağuttan, ona kulluk etmekten kaçınıp da tam gönülle Allaha yönelenlere gelince onlarındır müjde; haydi tebşir et kullarıma.
Tağuta dipnot 1 kulluk etmekten kaçınan ve Allah'a yönelenlere müjdeler olsun. O halde bu kullarımı müjdele.
Tağuta dipnot 1 kulluk etmekten kaçınan ve Allah'a yönelenlere müjdeler olsun. O halde bu kullarımı müjdele.
Tağuta dipnot 1 kulluk etmekten kaçınan ve Allah'a yönelenlere müjdeler olsun. O halde bu kullarımı müjdele.
Tağut'a kulluk etmekten kaçınan ve Tanrı'ya içten yönelenler ise; onlar için bir müjde vardır, öyleyse kullarıma müjde ver.
Taağutdan, ona tapmakdan kaçınıb da Allaha yönelenler (e gelince): Onlar için de müjde vardır. O halde kullarımı müjdele.
Tağut'a tapmaktan kaçınıp Allah'a yönelenlere; işte onlara müjde vardır. Öyleyse kullarımı müjdele.
(11-20) De ki muhakkak ki Allah’a katışıksız olarak ibadet etmekle emredildim , din O’nundur ve teslim olanların ilki olmakla emredildim. De ki Rabbime isyan etmekten büyük bir azap gününden korkuyorum, De ki Allah’a katışıksız bir şekilde / halis bir şekilde, ibadet edin, din O’nundur, sizler de O’nun dışındaki istediğinize ibadet edin. De ki hasara uğrayanlar kendilerini ve yakın çevrelerini kıyamet günü hasara uğratmışlardır. Dikkat edin! işte bu a paçık bir hasar değil midir? Onlara üstlerinde ateşten gölge katmanlar altlarında yine gölge katmanlar vardır, Allah işte bununla kullarını korkutuyor, ey kullarım benden sakının. Taşkınlık edene / Tağuta ibadet etmekten çekinip Allah’a yönelenlere, onlara müjde var, müjdele kullarımı! Onlar ki söz işittiklerinde işittiklerinin en güzeline tabi olurlar, Allah onları yola iletmiştir / hidayet etmiştir, işte onlar akıl ulularıdır. Sen mi, Azap kelimesi kendisine hak olmuş kimseyi, ateştekini kurtaracaksın? Rablerinden sakınanlara, onlara da odalar ve onların üzerlerinde de bina edilmiş ayrıca odalar vardır. (Apart yahut rezidans benzeri) Altlarından nehirler akar / cereyan eder, Allah’ın söz vermesidir / vaadidir, Allah sözleşmesi aksine / hilafına davranmaz.
Tağuta ibadet etmekten kaçınıp Allah'a yönelenlere müjde vardır. Kullarımı müjdele!
Tağut'a kulluk etmekten kaçınan ve Allah'a yönelenlere müjde var. Müjdele kullarımı:
Tağuta dipnot 1 kulluk etmekten uzak duran ve Allah'a yönelen kimselere gelince; müjdeler onlar içindir. Sen, kullarıma müjde ver!
Azgınlardan uzak duranlar, onlara kulluk etmeyip Allah'a yönelenler, işte onlar için müjde vardır. Sen kullarıma müjdeyi ver.
Tağut'a ibadet etmekten kaçınıp, Allah'a yönelenlere müjde vardır. Kullarımı müjdele!
Tağut'a kulluktan uzak duran ve Allah'a yönelenler, müjde onlara! Müjde ver onlara...
Tağuttan, ona kulluk etmekten kaçınıp Allah'a yönelenlere müjde var. Muştula kullarıma!
Zümer suresi, 18. ayet. ٱلَّذِينَ يَسْتَمِعُونَ ٱلْقَوْلَ فَيَتَّبِعُونَ أَحْسَنَهُۥٓ أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ هَدَىٰهُمُ ٱللَّهُ وَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمْ أُو۟لُوا۟ ٱلْأَلْبَٰبِ
Sözü dinleyip de onun en güzeline uyanlar var ya, işte onlar Allah'ın hidayete erdirdiği kimselerdir. İşte onlar akıl sahiplerinin ta kendileridir.
Onlar (her) sözü dinler; en güzeline uyarlar. dipnot 1 İşte onlar Allah'ın doğru yola ulaştırdığı kişilerdir. Öz akıl sahipleri de işte sadece onlardır.
O kullar ki, sözün tamamını dinlerler ve en güzeline uyarlar: İşte Allah'ın kendilerine doğru yolu gösterdiği kimseler bunlardır; ve işte onlar, akletme yetilerini kamil manada kullananlardır.
(şu) söylenen her sözü (dikkatle) dinleyen ve onların en güzeline uyan (kullarım)a: (çünkü) Allah'ın hidayetine mazhar olanlar onlardır ve onlar (gerçek) akıl iz'an sahipleridir!
Onlar (o kullarım) ki, Hak sözü işitip, onun en güzeline (en koruyucu olanına) tabi olurlar. . . İşte onlar kendilerini Allah'ın hakikate erdirdiği kimselerdir ve işte onlar derin düşünen akıl sahiplerinin ta kendileridirler!
Ki onlar, sözü işitirler ve en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah'ın kendilerini hidayete erdirdiği kimselerdir ve onlar, temiz akıl sahipleridir.
(Ey Muhammed!) Dinleyip de sözün en güzeline uyan işte Allah'ın doğru yola ilettiği kimseler onlardır. Gerçek akıl sahipleri de onlardır.
Sözü duyarlar ve en güzeline bağlı kalırlar. Allah'ın doğru yola eriştirdikleri, işte onlardır. Sağduyulu olanlar da işte onlardır.
Sözleri dinleyip en güzeline uyanları müjdele. İşte Allah'ın doğru yola ulaştırdığı bunlardır. Gerçek akıl sahipleri de bunlardır.
Onlar ki sözü (kavl) dinlerler ve en güzeline uyarlar. Onlar, ALLAH'ın yol gösterdiği kimselerdir. Onlar akıl sahipleridir. dipnot 1
Onlar ki sözü (kavl) dinlerler ve en güzeline uyarlar. Onlar, ALLAH'ın yol gösterdiği kimselerdir. Onlar akıl sahipleridir
onlara ki, sözü dinler, sonra da en güzelini uygularlar. İşte onlar Allah'ın kendilerine hidayet verdiği kimselerdir, işte temiz akıllılar da onlardır.
Onlar ki sözü dinlerler, sonra da en güzelini tatbık ederler, işte onlar Allahın kendilerine hidayet verdiği kimselerdir ve işte onlardır o temiz akıllılar
Sözü dinleyip, en iyisine uyarlar. İşte onlar, Allah'ın doğru yola ilettiği kimselerdir. İşte onlar sağlıklı düşünen akıl sahipleridir.
Sözü dinleyip, en iyisine uyarlar. İşte onlar, Allah'ın doğru yola ilettiği kimselerdir. İşte onlar sağlıklı düşünen akıl sahipleridir.
Sözü dinleyip, en iyisine uyarlar. İşte onlar, Allah'ın doğru yola ilettiği kimselerdir. İşte onlar sağlıklı düşünen akıl sahipleridir.
Ki onlar, sözü işitirler ve en güzeline uyarlar. İşte onlar, Tanrı'nın kendilerini hidayete erdirdiği kimselerdir ve onlar, temiz akıl sahipleridir.
(O kullarım ki) onlar söze (dikkatle) kulak verirler de onun en güzeline uyarlar. İşte bunlar Allahın kendilerine hidayet etdiği kimselerdir, işte bunlar temiz akıl saahibleri olanların ta kendileridir.
Onlar ki; sözü dinlerler de, en güzeline uyarlar. İşte bunlar; Allah'ın kendilerini hidayete eriştirdiği kimselerdir. Ve işte bunlar; akıl sahiblerinin kendileridir.
(11-20) De ki muhakkak ki Allah’a katışıksız olarak ibadet etmekle emredildim , din O’nundur ve teslim olanların ilki olmakla emredildim. De ki Rabbime isyan etmekten büyük bir azap gününden korkuyorum, De ki Allah’a katışıksız bir şekilde / halis bir şekilde, ibadet edin, din O’nundur, sizler de O’nun dışındaki istediğinize ibadet edin. De ki hasara uğrayanlar kendilerini ve yakın çevrelerini kıyamet günü hasara uğratmışlardır. Dikkat edin! işte bu a paçık bir hasar değil midir? Onlara üstlerinde ateşten gölge katmanlar altlarında yine gölge katmanlar vardır, Allah işte bununla kullarını korkutuyor, ey kullarım benden sakının. Taşkınlık edene / Tağuta ibadet etmekten çekinip Allah’a yönelenlere, onlara müjde var, müjdele kullarımı! Onlar ki söz işittiklerinde işittiklerinin en güzeline tabi olurlar, Allah onları yola iletmiştir / hidayet etmiştir, işte onlar akıl ulularıdır. Sen mi, Azap kelimesi kendisine hak olmuş kimseyi, ateştekini kurtaracaksın? Rablerinden sakınanlara, onlara da odalar ve onların üzerlerinde de bina edilmiş ayrıca odalar vardır. (Apart yahut rezidans benzeri) Altlarından nehirler akar / cereyan eder, Allah’ın söz vermesidir / vaadidir, Allah sözleşmesi aksine / hilafına davranmaz.
Onlar, sözü dinleyip en güzeline uyarlar. Onlar, Allah’ın kendilerine hidayet ettiği kimselerdir. Onlar, akıl sahibi kimselerdir.
Onlar ki, sözü dinlerler ve onun en güzeline uyarlar. İşte onlar Allah'ın kendilerini doğru yola ilettiği kimselerdir ve onlar sağduyu sahipleridir.
O kullarım, sözü dinleyip en güzeline uyanlardır dipnot 1 . Onlar, Allah'ın doğru yola kabul ettiği kimselerdir. İşte onlar, aklıselim sahibi olanlardır dipnot 2 .
Sözü dinleyip en güzeline uyanları, Allah'ın doğru yola ileteceği müjdesini ver. Onlar, sağlam duruşlu olanlardır.
Onlar, sözü dinleyip en güzeline uyarlar. Onlar, Allah’ın kendilerine hidayet ettiği kimselerdir. Onlar, akıl sahibi kimselerdir.
Onlar, sözü dinleyip en güzeline uyarlar. Onlar, Allah'ın kendilerine doğru yolu gösterdiği kimselerdir. Onlar, sağduyu sahibi olanlar onlardır.
Onlar ki, sözü dinler de en güzeline uyarlar. İşte bunlardır, Allah'ın kılavuzladıkları; işte bunlardır, akıl ve gönül sahipleri.
Zümer suresi, 19. ayet. أَفَمَنْ حَقَّ عَلَيْهِ كَلِمَةُ ٱلْعَذَابِ أَفَأَنتَ تُنقِذُ مَن فِى ٱلنَّارِ
Hakkında azap sözü (hükmü) gerçekleşenler, hiç onlar gibi olur mu? Cehennemlikleri sen mi kurtaracaksın?
Hakkında azap sözü gerçekleşmiş kimse (diğerleri gibi olur mu)! Ateşte olanı sen mi kurtaracaksın! dipnot 1
Ne o, hakkında azap vaadi gerçekleşmiş olan kimseyle (böyle olmayan) kimse bir olabilir mi? Şimdi, ateşin göbeğine düşmüş birini sen kurtarabilir misin?
Peki, ya (Allah'ın) azabına çarpılmış olan kimse(yi insanlar kurtarabilir) mi? Ateşi hak eden kimseyi sen kurtarabilir misin?
Yanan kimseyi sen mi kurtaracaksın, azap çekmesi için varolmuş (şaki) ise?
Azab sözü kendisi üzerinde hak olmuş kimse mi (onlarla bir tutulur)? Ateşte olanı artık sen mi kurtaracaksın?
(Rasûlüm!) Hakkında azap hükmü gerçekleşmiş kimseyi ve ateşte olanı sen mi kurtaracaksın!
Üzerine ceza sözü gerçekleşenlere gelince; ateşte olanı, sen mi kurtaracaksın?
Hakkında azap kesinleşmiş olanı, ateştekini, sen mi kurtaracaksın?
Azap sözünü hakedenlere gelince, sen ateştekini kurtarabilir misin?
Azap sözünü hakedenlere gelince, sen ateştekini kurtarabilir misin?
Ya üzerine azap hükmü sabit olan kimse de mi (böyledir)? Artık o ateşteki kimseyi sen mi çıkaracaksın?
Ya üzerine "kelime-i azab" hakk olmuş kimse de mi? Artık o ateşteki kimseyi sen mi çıkaracaksın?
Hakkında azap kararı gerçekleşmiş olana gelince; ateşte olanı sen mi kurtaracaksın?
Hakkında azap kararı gerçekleşmiş olana gelince; ateşte olanı sen mi kurtaracaksın?
Hakkında azap kararı gerçekleşmiş olana gelince; ateşte olanı sen mi kurtaracaksın?
Azab sözü kendisi üzerinde hak olmuş kimse mi (onlarla bir tutulur)? Ateşte olanı artık sen mi kurtaracaksın?
Kendisine azab hükmü hak olmuş kimseyi, (bu yüzden) ateşde bulunan kişiyi artık sen mi kurtaracaksın (Habibim)?
Hakkında azab hükmü gerçekleşmiş kimseyi mi? Ateşte olanı sen mi kurtaracaksın?
(11-20) De ki muhakkak ki Allah’a katışıksız olarak ibadet etmekle emredildim , din O’nundur ve teslim olanların ilki olmakla emredildim. De ki Rabbime isyan etmekten büyük bir azap gününden korkuyorum, De ki Allah’a katışıksız bir şekilde / halis bir şekilde, ibadet edin, din O’nundur, sizler de O’nun dışındaki istediğinize ibadet edin. De ki hasara uğrayanlar kendilerini ve yakın çevrelerini kıyamet günü hasara uğratmışlardır. Dikkat edin! işte bu a paçık bir hasar değil midir? Onlara üstlerinde ateşten gölge katmanlar altlarında yine gölge katmanlar vardır, Allah işte bununla kullarını korkutuyor, ey kullarım benden sakının. Taşkınlık edene / Tağuta ibadet etmekten çekinip Allah’a yönelenlere, onlara müjde var, müjdele kullarımı! Onlar ki söz işittiklerinde işittiklerinin en güzeline tabi olurlar, Allah onları yola iletmiştir / hidayet etmiştir, işte onlar akıl ulularıdır. Sen mi, Azap kelimesi kendisine hak olmuş kimseyi, ateştekini kurtaracaksın? Rablerinden sakınanlara, onlara da odalar ve onların üzerlerinde de bina edilmiş ayrıca odalar vardır. (Apart yahut rezidans benzeri) Altlarından nehirler akar / cereyan eder, Allah’ın söz vermesidir / vaadidir, Allah sözleşmesi aksine / hilafına davranmaz.
Üzerine azap kelimesi hak olmuş kimseye (hidayet edemezsin), ateşte olanı da sen mi kurtaracaksın?
Üzerine azab kararı hak olanı mı, sen ateşte bulunanı mı kurtaracaksın?
Peki, aleyhinde azap hükmü kesinleşen biri (onlar gibi) midir? dipnot 1 Ateşte olan birini sen mi kurtaracaksın?
Azap konusunda söylenenleri hak eden biri, (sözün en güzeline uyan) o kişi ile aynı olur mu? Ateşte olanı kurtarmak senin elinde mi?
Üzerine azap kelimesi hak olmuş kimseye (hidayet edemezsin), ateşte olanı da sen mi kurtaracaksın?
Hakkında azap verilen kimseyi sen mi ateşten kurtaracaksın?
Üzerine azap sözü hak olanı, ateşe dalmış olanı sen mi kurtaracaksın?
Zümer suresi, 20. ayet. لَٰكِنِ ٱلَّذِينَ ٱتَّقَوْا۟ رَبَّهُمْ لَهُمْ غُرَفٌ مِّن فَوْقِهَا غُرَفٌ مَّبْنِيَّةٌ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ وَعْدَ ٱللَّهِ لَا يُخْلِفُ ٱللَّهُ ٱلْمِيعَادَ
Fakat Rabbine karşı gelmekten sakınanlar için (cennette) üst üste yapılmış ve altlarından ırmaklar akan köşkler vardır. Allah, gerçek bir vaadde bulunmuştur. Allah, va'dinden dönmez.
Fakat Rablerine karşı takvâlı (duyarlı) olanlara, Allah'ın vaadi olarak üst üste yapılmış, altlarından ırmaklar akan köşkler vardır. Allah verdiği sözden dönmez. dipnot 1
Öte yandan Rablerine karşı sorumlu davrananlar, altından ırmakların geçtiği üst üste inşa edilmiş yüce cennet köşklerine sahip olacaklar. Bu Allah'ın vaadidir: Allah vaadinden asla dönmez.
Buna karşılık, Rablerine karşı sorumluluklarının bilincinde olanlar, (öteki dünyada) üst üste bina edilmiş altından ırmaklar akan yüksek köşklere sahip olacaklardır: (Bu,) Allah'ın vaadi(dir); (ve) Allah vaadinden asla dönmez.
Fakat Rablerinden korunanlara gelince, onlar için fevkinde (bilinç boyutunda) bina olunmuş, altlarından nehirler (kendilerinde açığa çıkan ilmin getirisi marifetler) akan ğuraf (cennet makamları) vardır. . . (Bu) Allah'ın vaadidir. . . Allah vaadi asla değişmez!
Ancak Rablerinden korkup sakınanlar ise; onlara yüksek köşkler vardır, onların üstünde de yüksek köşkler bina edilmiştir. Onların altında ırmaklar akmaktadır. (Bu,) Allah'ın va'didir. Allah, va'dinden dönmez.
Fakat Rablerinden sakınanlara, üstüste yapılmış, altlarından ırmaklar akan köşkler vardır. Bu, Allah'ın verdiği sözdür. Allah, verdiği sözden caymaz.
Fakat Efendilerine karşı sorumluluk bilinci taşıyanlar için, üst üste kurulmuş ve altlarından ırmaklar akan konaklar vardır. Allah'ın verdiği sözdür. Allah, verdiği sözden asla dönmez.
Fakat Rabblerine saygı duyanlar için, üst üste yapılmış, altlarından ırmaklar akan köşkler vardır. Bu, Allah'ın vaadidir. Allah, verdiği sözden dönmez.
Ancak Efendi'lerini sayanlar için üst üste kurulmuş köşkler vardır; altlarından ırmaklar akar. ALLAH'ın sözüdür. Kuşkusuz ALLAH sözünden caymaz.
Ancak Rab'lerini sayanlar için üstüste kurulmuş köşkler vardır; altlarından ırmaklar akar. ALLAH'ın sözüdür. Kuşkusuz ALLAH sözünden caymaz
Fakat o Rablerine sığınarak korunanlar için altlarından ırmaklar akan kat kat yapılmış odalar ve balkonlu köşkler vardır. Bu Allah'ın va'didir. Allah va'dinden dönmez.
Fakat o rablarına korunanlar, onlara şehnişinler var ki üzerlerinde şehnişinler yapılmış, altlarından ırmaklar akar Allahın va'di, Allah miadını şaşırmaz.
Fakat Rabb'lerine takvalı olanlar için kat kat bina edilmiş, önlerinde nehirler akan köşkler vardır. Bu Allah'ın verdiği sözdür. Allah verdiği sözden dönmez.
Fakat Rabb'lerine takvalı olanlar için kat kat bina edilmiş, önlerinde nehirler akan köşkler vardır. Bu Allah'ın verdiği sözdür. Allah verdiği sözden dönmez.
Fakat Rabb'lerine takvalı dipnot 1 olanlar için kat kat bina edilmiş, önlerinde nehirler akan köşkler vardır. Bu Allah'ın verdiği sözdür. Allah verdiği sözden dönmez.
Ancak rablerinden korkup sakınanlar ise; onlara yüksek köşkler vardır onların üstünde de yüksek köşkler bina edilmiştir. Onların altında ırmaklar akmaktadır. (Bu,) Tanrı'nın vaadidir. Tanrı, vaadinden dönmez.
Fakat Rablerinden korkanlar (yok mu?) onlar için üzerlerinde (başka başka) konaklar bina edilmiş, altlarında da ırmaklar akan yüksek (cennet) menziller (i) vardır. (Bu) Allahın va'di (dir). Allah sözünden caymaz.
Fakat Rabblarından korkanlar için, üzerlerine konaklar yapılmış, altlarında ırmaklar akan yüksek menziller vardır. Bu, Allah'ın verdiği sözdür. Allah, verdiği sözden caymaz.
(11-20) De ki muhakkak ki Allah’a katışıksız olarak ibadet etmekle emredildim , din O’nundur ve teslim olanların ilki olmakla emredildim. De ki Rabbime isyan etmekten büyük bir azap gününden korkuyorum, De ki Allah’a katışıksız bir şekilde / halis bir şekilde, ibadet edin, din O’nundur, sizler de O’nun dışındaki istediğinize ibadet edin. De ki hasara uğrayanlar kendilerini ve yakın çevrelerini kıyamet günü hasara uğratmışlardır. Dikkat edin! işte bu a paçık bir hasar değil midir? Onlara üstlerinde ateşten gölge katmanlar altlarında yine gölge katmanlar vardır, Allah işte bununla kullarını korkutuyor, ey kullarım benden sakının. Taşkınlık edene / Tağuta ibadet etmekten çekinip Allah’a yönelenlere, onlara müjde var, müjdele kullarımı! Onlar ki söz işittiklerinde işittiklerinin en güzeline tabi olurlar, Allah onları yola iletmiştir / hidayet etmiştir, işte onlar akıl ulularıdır. Sen mi, Azap kelimesi kendisine hak olmuş kimseyi, ateştekini kurtaracaksın? Rablerinden sakınanlara, onlara da odalar ve onların üzerlerinde de bina edilmiş ayrıca odalar vardır. (Apart yahut rezidans benzeri) Altlarından nehirler akar / cereyan eder, Allah’ın söz vermesidir / vaadidir, Allah sözleşmesi aksine / hilafına davranmaz.
Fakat Rabbine karşı gelmekten sakınanlar için (cennette) üst üste yapılmış ve altlarından ırmaklar akan köşkler vardır. Allah, gerçek bir vaadde bulunmuştur. Allah, va’dinden dönmez.
Fakat Rablerinden korkanlar için üstüste yapılmış odalar var. Odaların altından da ırmaklar akmaktadır. Bu, Allah'ın va'didir. Allah va'dinden caymaz.
Rablerine karşı yanlış yapmaktan sakınanlar için ise (cennette) alt taraflarından ırmaklar akan köşkler ve üst taraflarında yapılmış başka köşkler vardır. Bunu Allah vaad etmiştir. Allah vaadinden dönmez dipnot 1 .
Rablerinden çekinerek kendini korumuş olanlar için ise kat kat yapılmış, altlarından ırmaklar akan yüksek konaklar vardır. Bu Allah'ın sözüdür. Allah sözünden caymaz.
Oysa, Rablerinden sakınanlar için üstüste yapılmış, altlarından ırmaklar akan odalar/köşkler vardır. Bu, Allah’ın vaadidir. Allah, vaadinden dönmez.
Oysa, Rab'lerinden korkanlar için (altlarından ırmaklar akan) üst üste bina edilmiş köşkler vardır. Bu, Allah'ın vaadidir. Allah, vaadinden dönmez.
Hayır, kurtaramazsın! Rablerinden korkanlara gelince, onlar için üstüste bina edilmiş odalar var; altlarından ırmaklar akar. Allah'ın vaadidir bu, Allah vaadine ters düşmez.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.