Diyanet İşleri
Eğer yüz çevirirlerse, onlara de ki: "Ben sizi Ad ve Semud kavimlerini çarpan yıldırım gibi bir yıldırıma karşı uyardım."
Fussilet suresi · 13–18. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Fussilet suresi, 13. ayet. فَإِنْ أَعْرَضُوا۟ فَقُلْ أَنذَرْتُكُمْ صَٰعِقَةً مِّثْلَ صَٰعِقَةِ عَادٍ وَثَمُودَ
Eğer yüz çevirirlerse, onlara de ki: "Ben sizi Ad ve Semud kavimlerini çarpan yıldırım gibi bir yıldırıma karşı uyardım."
Yüz çevirirlerse de ki: "Sizi Âd ve Semûd'un (başına gelen) yıldırım gibi bir yıldırıma (afete) karşı uyarıyorum!"
Bu (cömertliğimize) rağmen yüz çevirirlerse, de ki: "Sizi Ad ve Semud'u çarpan yıldırıma benzer bir (bela) yıldırımıyla uyarıyorum!"
(Bütün bu kozmik gerçeklere rağmen) onlar yine de yüz çevirirlerse de ki: "Sizi, 'Ad ve Semud (kabilelerinin başına düşen) yıldırımlara benzer bir yıldırıma karşı uyarıyorum!"
Eğer yüz çevirirlerse, de ki: "Sizi, Ad ve Semud'un yıldırımı benzeri bir yıldırım ile uyarıyorum!"
Bu durumda eğer onlar yüz çevirirlerse, artık de ki: "Ben sizi, Ad ve Semud (kavimlerinin) yıldırımına benzer bir yıldırımla uyardım."
Eğer onlar yüz çevirirlerse de ki: İşle sizi Âd ve Semûd'un başına gelen kasırgaya benzer bir kasırgaya karşı uyarıyorum!
Yine de yüz çevirirlerse, şunu söyle: "Âd ve Semud'un yıldırımına benzeyen bir yıldırıma karşı sizi uyardım!"
Eğer yüzçevirirlerse, de ki: "Ben, 'Ad ve Semud toplumlarını helak eden yıldırıma benzer bir yıldırımla sizi uyarıyorum."
Yüz çevirirlerse De ki: "Sizi Ad ve Semud yıldırımına benzer bir yıldırımla uyardım."
Yüz çevirirlerse de ki, 'Sizi Ad ve Semud yıldırımına benzer bir yıldırımla uyardım.'
Bunun üzerine yine başlarını çevirirlerse, o zaman de ki: "Size Ad ve Semud'u (çarpan) yıldırım gibi bir yıldırım haber veriyorum."
Bunun üzerine yine başlarını çevirirlerse o vakıt de ki: size Ad ve Semud saıkası gibi bir saıka haber veriyorum
Eğer hala yüz çevirirlerse, onlara de ki: "Ad ve Semud'un yıldırımı gibi bir yıldırıma karşı sizi uyardım."
Eğer hala yüz çevirirlerse, onlara de ki: "Âd ve Semud'un yıldırımı gibi bir yıldırıma karşı sizi uyardım."
Eğer hala yüz çevirirlerse, onlara de ki: "Adn ve Semud'un yıldırımı gibi bir yıldırıma karşı sizi uyardım."
Bu durumda eğer onlar yüz çevirirlerse, artık de ki: "Ben sizi, Ad ve Semud (kavimlerinin) yıldırımına benzer bir yıldırımla uyardım."
Eğer onlar (bu beyandan sonra yine imandan) yüz çevirirlerse de ki: "Aad ve Semud (u çarpan) yıldırım gibi size de bir azabı (n gelib çatabileceğini) hatırlatırım".
Eğer yüz çevirecek olurlarsa; Ad ve Semud'un yıldırımına benzer bir yıldırımla sizi uyarırım, de.
(13-18) Eğer ki sırt çevirirlerse deki Ad’ın yıldırımı gibi Semud’un yıldırımı gibi sizi uyardım, önlerinden ve artlarından Allah’a ibadet edin diye resullerimiz geldiği zaman , dediler ki Rabbimiz eğer isteseydi melekler indirirdi (insan indirmezdi) Onunla (insan resulle) bize gönderilenleri yok sayıyoruz / görmezden geliyoruz. Daha sonra da Ad kavmi haksız yere kibirlendiler ve bizden kuvvetçe kim daha şiddetlidir ki? Dediler, görmediler mi? Muhakkak ki kuvvetçe onlardan daha şiddetli olan Allah, onları yarattı. A yetlerimize karşı çıktılar, Onların aleyhine, kavurucu rüzgârı, uğursuz günlerde, rezillik azabını dünya hayatında tattırmak için gönderdik, ahiretteki azap daha da rezil edici ve onlara yardım da edilmeyecek. Semud’a gelince; onları da yola ilettik onlar ise hidayet yerine körlüğü sevdiler onları da kazandıklarından ötürü, onur kırıcı / aşağılayıcı yıldırım azabı çarptı, iman edenleri kurtardık, onlar sakınanlar idiler.
Eğer yüz çevirirlerse de ki: "Ben sizi Âd ve Semûd'un yıldırımları gibi bir yıldırımla uyarırım."
Eğer yüz çevirirlerse, de ki: "Ben sizi 'Ad ve Semud'un başına düşen yıldırım gibi bir yıldırıma karşı uyardım."
Yine de yüz çevirirlerse de ki: "Ben, Ad ve Semud'u çarpan yıldırımın dengi olan bir yıldırıma karşı sizi uyarıyorum dipnot 1 ."
Yüz çevirdiklerinde de ki "Sizi uyarıyorum; Ad halkı ve Semud halkına verilen ceza gibi bir cezaya çarptırılabilirsiniz."
Eğer yüz çevirirlerse, onlara de ki: Sizi, Ad ve Semûd’un yıldırımına benzer bir yıldırımla/azapla uyardım.
Eğer yüz çevirirlerse, onlara de ki: -Sizi, Ad ve Semud'un yıldırımına benzer bir yıldırımla uyardım.
Yüz çevirirlerse şöyle de: "Sizi, Ad ve Semud'a çarpan yıldırıma benzer bir yıldırıma karşı uyarıyorum."
Fussilet suresi, 14. ayet. إِذْ جَآءَتْهُمُ ٱلرُّسُلُ مِنۢ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ أَلَّا تَعْبُدُوٓا۟ إِلَّا ٱللَّهَ قَالُوا۟ لَوْ شَآءَ رَبُّنَا لَأَنزَلَ مَلَٰٓئِكَةً فَإِنَّا بِمَآ أُرْسِلْتُم بِهِۦ كَٰفِرُونَ
Hani onlara peygamberler önlerinden ve arkalarından gelmiş, "Allah'tan başkasına ibadet etmeyin" demişler, onlar da, "Eğer Rabbimiz dileseydi (Peygamber olarak) melekler indirirdi. Bu sebeple, biz sizinle gönderilenleri inkar ediyoruz" demişlerdi.
Hani elçiler onlara önlerinden ve arkalarından gelerek "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin!" dedikleri zaman, (onlar) "Rabbimiz (peygamber göndermek) isteseydi elbette melekleri gönderirdi. dipnot 1 Onun için biz sizinle gönderilen şeyleri inkâr ediyoruz!" demişlerdi. dipnot 2
Hani elçiler onlara önlerinden ve arkalarından gelerek "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin!" demişlerdi. Onlar, "Rabbimiz (böyle bir şey) isteseydi, kesin melekleri indirirdi; şu halde biz, sizinle gönderildiğini (söylediğiniz) şeyleri ısrarla reddediyoruz" dediler.
Hani, onlara (Allah'ın) elçileri gelmişti ve önlerine serilmiş olanla (halen) bilgi ve kavrayış alanlarının dışında tutulan hakkında konuşmuşlardı, (ve onlara): "Yalnız Allah'a kulluk edin!" (diye çağrıda bulunmuşlardı). Onlar, "Eğer" demişlerdi, "Rabbimiz (sizin söylediklerinize inanmamızı) dileseydi, (mesajının tebliğcisi olarak) melekler gönderirdi. Bakın işte biz, getirdiğiniz(i iddia ettiğiniz) şeyde bir gerçek payı bulunduğunu inkar ediyoruz!"
Hani onlara Rasulleri önlerinden (bildiklerine dayanarak) ve arkalarından (bilmediklerini bildirerek) gelip: "Başkasına tapınmayın; sadece Allah'a kulluk, ibadet edin!" (dedi). . . Onlar da dediler ki: "Eğer Rabbimiz dileseydi elbette melekler inzal ederdi. . . Zaten biz, kendisi ile irsal olunduğunuz şeyi (hakikat bilgisini) inkar edenleriz. "
Onlara "Yalnızca Allah'a kulluk edin" diye önlerinden ve arkalarından elçiler gelince, dediler ki: "Eğer dileseydi Rabbimiz melekler indirirdi. Bundan dolayı biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi inkar edicileriz."
Peygamberler onlara: «Önlerinden ve arkalarından gelerek Allah’tan başkasına kulluk etmeyin.» dedikleri zaman, «Rabbimiz dileseydi elbette melekler indirirdi. Onun için biz sizinle gönderilen şeyleri inkâr ediyoruz» demişlerdi.
Allah'tan başkasına hizmet etmemeleri için, önlerinden ve arkalarından elçiler geldiğinde, şöyle dediler: "Efendimiz dileseydi, kesinlikle melekleri indirirdi. Aslında, sizinle gönderileni bu yüzden inkar ediyoruz!"
O vakit onlara, önlerinden ve arkalarından peygamberler gelmiş, "Allah'tan başkasına kulluk etmeyiniz" demişlerdi. Onlar da, "Eğer Rabbimiz dileseydi bize melekler gönderirdi. Biz, sizinle gönderilenleri inkar ediyoruz" demişlerdi.
Onlara, "ALLAH'tan başkasına hizmet etmeyin" diye önlerinden ve arkalarından elçiler gitmişti. Onlar ise, "Efendimiz dileseydi bir melek indirebilirdi. Bundan ötürü getirdiğiniz mesajı onaylamıyoruz" dediler.
Onlara, 'ALLAH'tan başkasına tapmayın,' diye önlerinden ve arkalarından elçiler gitmişti. Onlar ise, 'Rabbimiz dileseydi bir melek indirebilirdi. Bundan ötürü sizin getirdiğiniz mesaja inanmıyoruz,' dediler.
Onlara: "Allah'tan başkasına tapmayın!" diye önlerinden ve arkalarından peygamberler geldiği zaman "Rabbimiz dileseydi, melekler gönderirdi. Onun için biz sizin gönderildiğiniz şeylere inanmayız!" dediler.
Onlara Allahdan başkasına tapmayın diye Resuller önlerinden ve arkalarından geldiği vakıt, "rabbımız dilese idi Melaike gönderirdi, onun için biz sizin gönderildiğiniz şeylere inanmayız" dediler
Hani! Onlara, onlardan önceki ve sonrakilere, "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin." diye Resuller gelmişti. Onlar, "Eğer Rabb'imiz isteseydi kesinlikle melekler indirirdi. O halde biz kendisiyle gönderilmiş olduğunuz şeylere kafirlik dipnot 1 ediyoruz." demişlerdi.
Hani! Onlara, onlardan önceki ve sonrakilere, "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin." diye resuller gelmişti. Onlar, "Eğer Rabb'imiz isteseydi kesinlikle melekler indirirdi. O halde biz kendisiyle gönderilmiş olduğunuz şeylere Kafirlik dipnot 1 ediyoruz." demişlerdi.
Hani! Onlara, onlardan önceki ve sonrakilere, "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin." diye rasuller gelmişti. Onlar, "Eğer Rabb'imiz isteseydi kesinlikle melekler indirirdi. O halde biz kendisiyle gönderilmiş olduğunuz şeyleri inkar ediyoruz." demişlerdi.
Onlara "yalnızca Tanrı'ya kulluk edin" diye önlerinden ve arkalarından elçiler gelince, dediler ki: "Eğer dileseydi rabbimiz melekler indirirdi. Bundan dolayı biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeye kafir olanlarız."
Onlara "Allahdan başkasına tapmayın" diye önlerinden ve arkalarından peygamberler geldiği vakit dediler ki: "Eğer Rabbimiz dileseydi elbette (üstümüze) melekler indirirdi. Onun için biz sizinle gönderilen şeylere küfredicileriz".
Onlara; Allah'tan başkasına ibadet etmeyin, diye önlerinden ve arkalarından peygamberler geldiğinde demişlerdi ki: Şayet Rabbımız dileseydi; elbette melekler indirirdi. Doğrusu biz, sizinle gönderilen şeyi inkar ederiz.
(13-18) Eğer ki sırt çevirirlerse deki Ad’ın yıldırımı gibi Semud’un yıldırımı gibi sizi uyardım, önlerinden ve artlarından Allah’a ibadet edin diye resullerimiz geldiği zaman , dediler ki Rabbimiz eğer isteseydi melekler indirirdi (insan indirmezdi) Onunla (insan resulle) bize gönderilenleri yok sayıyoruz / görmezden geliyoruz. Daha sonra da Ad kavmi haksız yere kibirlendiler ve bizden kuvvetçe kim daha şiddetlidir ki? Dediler, görmediler mi? Muhakkak ki kuvvetçe onlardan daha şiddetli olan Allah, onları yarattı. A yetlerimize karşı çıktılar, Onların aleyhine, kavurucu rüzgârı, uğursuz günlerde, rezillik azabını dünya hayatında tattırmak için gönderdik, ahiretteki azap daha da rezil edici ve onlara yardım da edilmeyecek. Semud’a gelince; onları da yola ilettik onlar ise hidayet yerine körlüğü sevdiler onları da kazandıklarından ötürü, onur kırıcı / aşağılayıcı yıldırım azabı çarptı, iman edenleri kurtardık, onlar sakınanlar idiler.
Hani onlara rasûlleri önlerinden ve arkalarından gelip: “Allah’tan başkasına ibadet etmeyin” dediklerinde onlar: “Eğer Rabbimiz dileseydi elbette melekler indirirdi. Bu sebepten muhakkak biz sizinle gönderilenlere kâfir olanlarız” dediler.
Onlara: "Yalnız Allah'a kulluk edin!" diye önlerinden ve arkalarından elçiler gelmişti. "Rabbimiz dileseydi, melekler indirirdi. Biz sizinle gönderilen mesajı tanımıyoruz." dediler.
Bir zamanlar onlara; önlerinden ve arkalarından /her yandan elçiler gelip de dipnot 1 "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin!" dediklerinde şöyle demişlerdi: "Rabbimiz (böyle bir şey) isteseydi dipnot 2 elbette melekler indirirdi dipnot 3 . Bu yüzden biz sizinle gönderilen mesajları tanımıyoruz dipnot 4 ."
Kendilerinden önce (Ad'a) onlardan sonra (Semud'a) gelen elçiler "Allah'tan başkasına kul olmayın." dediklerinde şu karşılığı almışlardı: "Rabbimiz (Sahibimiz) elçi gönderecek olsa melekleri gönderirdi. Biz, sizin elçiliğinizi tanımayız."
Onlara peygamberleri “Allah’tan başkasına ibadet etmeyin” diye önlerinden ve arkalarından geldiği zaman: Rabbimiz isteseydi melekleri gönderirdi. Rabbimiz dileseydi elbette melekler indirirdi. Onun için biz sizinle gönderilen şeylere küfrediyoruz, demişlerdi.
Onlara peygamberleri "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin" diye önlerinden ve arkalarından geldiği zaman: Rabbimiz isteseydi melekleri gönderirdi. Bunun için biz sizin gönderildiğinize inanmıyoruz, demişlerdi.
Hani, resuller onlara önlerinden, arkalarından gelerek şöyle demişlerdi: "Allah'tan başkasına ibadet/kulluk etmeyin!" Şöyle cevap vermişlerdi: "Eğer Rabbimiz isteseydi, kesinlikle melekler indirirdi. Bu yüzden biz sizinle gönderileni tanımıyoruz."
Fussilet suresi, 15. ayet. فَأَمَّا عَادٌ فَٱسْتَكْبَرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ بِغَيْرِ ٱلْحَقِّ وَقَالُوا۟ مَنْ أَشَدُّ مِنَّا قُوَّةً أَوَلَمْ يَرَوْا۟ أَنَّ ٱللَّهَ ٱلَّذِى خَلَقَهُمْ هُوَ أَشَدُّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَكَانُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا يَجْحَدُونَ
Ad kavmi ise yeryüzünde haksız olarak büyüklük taslamış, "Bizden daha güçlü kim var?" demişlerdi. Onlar, kendilerini yaratan Allah'ın onlardan daha güçlü olduğunu görmediler mi? Onlar bizim ayetlerimizi inkar ediyorlardı.
Âd kavmine gelince, yeryüzünde haksız yere kibirlenmiş ve "Bizden daha kuvvetli kim var!" demişlerdi. Onlar, kendilerini yaratan Allah'ın, onlardan çok daha kuvvetli olduğunu görmediler mi? Onlar, ayetlerimizi inkâr ediyorlardı. dipnot 1
Ad kavmine gelince... Nitekim onlar da yeryüzünde haksız yere büyüklendiler ve "Bizden daha güçlü kim var?" dediler. Ne yani onları yaratan Allah'ın kendilerinden daha güçlü olduğunu da mı düşünemediler? Bir de kalkmışlar, ayetlerimizi bile inkar ediyorlar.
'Ad (kavmine) gelince, onlar, doğru olan her şeye karşı (çıkarak) yeryüzünde küstahça dolaştılar ve "Bizden daha güçlü kim varmış?" diye böbürlendiler. Hayret! Onları yaratan Allah'ın kendilerinden daha güçlü olduğunu görmediler mi? Ama onlar mesajlarımızı reddetmeye devam ettiler;
Ad'a (Hud'un kavmine) gelince, Hak'sız olarak arzda benlik tasladılar ve dediler ki: "Kuvvetçe bizden daha güçlü kimdir?". . . Görmediler mi ki kendilerini yaratmış olan Allah, kuvvetçe onlardan daha şiddetlidir! Bilerek (kasten) işaretlerimizi inkar ediyorlardı! (Esma kuvvelerimizi vehmettikleri benliklerine ait sanıyorlardı. )
Ad (kavmin)e gelince; onlar yeryüzünde haksız yere büyüklendiler ve dediler ki: "Kuvvet bakımından bizden daha üstünü kimmiş?" Onlar, gerçekten kendilerini yaratan Allah'ı görmediler mi? O, kuvvet bakımından kendilerinden daha üstündür. Oysa onlar, bizim ayetlerimizi (bilerek) inkar ediyorlardı.
Âd kavmine gelince, yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve: Bizden daha kuvvetli kim var? dediler. Onlar kendilerini yaratan Allah'ın, onlardan daha kuvvetli olduğunu görmediler mi? Onlar bizim âyetlerimizi (mucizelerimizi) inkâr ediyorlardı.
Âd'a gelince; yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve şöyle dediler: "Güç yönünden, bizden üstün kim vardır?" Kendilerini yaratan Allah'ın, güç yönünden onlardan üstün olduğunu görmediler mi? Ayetlerimizi de inkar ediyorlardı.
Ad kavmi, yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve "Bizden daha kuvvetli kim vardır?" dediler. Kendilerini yaratan Allah'ın onlardan daha kuvvetli olduğunu görmediler mi? Onlar ayetlerimizi inkar ediyorlardı.
Ad'a gelince, onlar yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve "Bizden daha güçlü kim var?" dediler. Kendilerini yaratan ALLAH'ın onlardan daha güçlü olduğunu anlamadılar mı? Onlar ayet ve mucizelerimizi bilerek inkar ediyorlardı.
Ad'a gelince, onlar yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve 'Bizden daha güçlü kim var?' dediler. Kendilerini yaratan ALLAH'ın onlardan daha güçlü olduğunu anlamadılar mı? Onlar ayet ve mucizelerimizi bilerek inkar ediyorlardı.
Sonra Ad (kavmi) yeryüzünde haksız yere kibirlenmek istediler ve: "Bizden daha kuvvetli kim var?" dediler. Ya kendilerini yaratmış olan Allah'ın onlardan daha kuvvetli olduğunu bir düşünmediler de mi? Fakat ayetlerimizi inkar ediyorlardı.
Sonra Ad, Arzda bigayri hakk kibirlenmek istediler ve bizden daha kuvvetli kim var? dediler, ya kendilerini yaratmış olan Allahın onlardan daha kuvvetli olduğunu bir düşünmediler de mi? Fakat ayetlerimizi inkar ediyorlardı
Ad'a gelince, onlar yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar: "Bizden daha güçlü kim olabilir?" dediler. Kendilerini yaratan Allah'ın, kendilerinden daha güçlü olduğunu görmediler mi? Ayetlerimizi bile bile reddediyorlardı.
Âd'a gelince, onlar yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar: "Bizden daha güçlü kim olabilir?" dediler. Kendilerini yaratan Allah'ın, kendilerinden daha güçlü olduğunu görmediler mi? Ayetlerimizi bile bile reddediyorlardı.
Ad'a gelince, onlar yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar: "Bizden daha güçlü kim olabilir?" dediler. Kendilerini yaratan Allah'ın, kendilerinden daha güçlü olduğunu görmediler mi? Ayetlerimizi bile bile reddediyorlardı.
Ad (kavmin)e gelince; onlar yeryüzünde haksız yere büyüklendiler ve dediler ki: "Kuvvet bakımından bizden daha üstünü kimmiş?" Onlar, gerçekten kendilerini yaratan Tanrı'yı görmediler mi? O, kuvvet bakımından kendilerinden daha üstündür. Oysa onlar, bizim ayetlerimizi inkar ediyorlardı.
Aad (kavmin) e gelince: Onlar yer (yüzün) de haksız yere büyüklük tasladılar ve "Kuvvetçe bizden daha güclü kimmiş?" dediler. Onlar kendilerini yaratıb durmakda olan Allahı — ki O, bunlardan pek çok kuvvetlidir — hiç düşünmediler mi? Onlar bizim mu'cizelerimizi bilerek inkar ediyorlar.
Ad'a gelince; yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamış ve bizden daha kuvvetli kim var? demişlerdi. Onlar, kendilerini yaratan Allah'ın daha kuvvetli olduğunu görmüyorlar mıydı? Onlar ayetlerimizi bile bile inkar ediyorlardı.
(13-18) Eğer ki sırt çevirirlerse deki Ad’ın yıldırımı gibi Semud’un yıldırımı gibi sizi uyardım, önlerinden ve artlarından Allah’a ibadet edin diye resullerimiz geldiği zaman , dediler ki Rabbimiz eğer isteseydi melekler indirirdi (insan indirmezdi) Onunla (insan resulle) bize gönderilenleri yok sayıyoruz / görmezden geliyoruz. Daha sonra da Ad kavmi haksız yere kibirlendiler ve bizden kuvvetçe kim daha şiddetlidir ki? Dediler, görmediler mi? Muhakkak ki kuvvetçe onlardan daha şiddetli olan Allah, onları yarattı. A yetlerimize karşı çıktılar, Onların aleyhine, kavurucu rüzgârı, uğursuz günlerde, rezillik azabını dünya hayatında tattırmak için gönderdik, ahiretteki azap daha da rezil edici ve onlara yardım da edilmeyecek. Semud’a gelince; onları da yola ilettik onlar ise hidayet yerine körlüğü sevdiler onları da kazandıklarından ötürü, onur kırıcı / aşağılayıcı yıldırım azabı çarptı, iman edenleri kurtardık, onlar sakınanlar idiler.
Âd kavmine gelince, yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve; "Bizden daha kuvvetli kim var?" dediler. Onlar kendilerini yaratan Allah’ın, onlardan daha kuvvetli olduğunu görmediler mi? Onlar bizim ayetlerimizi (mucizelerimizi) inkâr ediyorlardı.
'Ad (kavmi), yeryüzünde haksız olarak büyüklük tasladılar ve: "Bizden daha kuvvetli kim var?" dediler. Onları yaratan Allah'ın kendilerinden daha güçlü olduğunu görmediler mi? Bizim ayetlerimizi de inkar ediyorlardı.
(Hud'un kavmi) Ad, yeryüzünde haksız yere büyüklendi ve "Bizden güçlü kimmiş!" dediler dipnot 1 . Onları yaratan Allah'ın daha güçlü olduğunu görmediler mi? Onlar ayetlerimizi bile bile inkar ediyorlardı.
Ad halkı, yeryüzünde haksız yere büyüklenmiş ve "Bizden güçlü kim var?" demişlerdi. Onları yaratan Allah'ın daha güçlü olduğunu görmüyorlar mıydı ki ayetlerimiz karşısında bile bile yalana sarılıyorlardı.
Ad, haksız yere yeryüzünde büyüklenmiş: Bizden daha kuvvetli kim var? demişlerdi. Kendilerini yaratan Allah’ın, kendilerinden daha kuvvetli olduğunu görmüyorlar mı? Onlar, ayetlerimizi bilerek inatla inkâr ediyorlardı.
Ad, haksız yere yeryüzünde büyüklenmiş: -Bizden daha kuvvetli kim vardır? demişlerdi. Kendilerini yaratan Allah'ın, kendilerinden daha kuvvetli olduğunu görmüyorlar mı? Onlar, ayetlerimizi bilerek inkar ediyorlardı.
Ad toplumu yeryüzünde haksız bir biçimde büyüklük tasladı da şöyle dediler: "Bizden daha güçlü kim var?" Onlar, kendilerini yaratan Allah'ın, evet O'nun, onlardan daha kuvvetli olduğunu görmediler mi? Bunlar, bizim ayetlerimize de karşı çıkıyorlardı.
Fussilet suresi, 16. ayet. فَأَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًا صَرْصَرًا فِىٓ أَيَّامٍ نَّحِسَاتٍ لِّنُذِيقَهُمْ عَذَابَ ٱلْخِزْىِ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا وَلَعَذَابُ ٱلْـَٔاخِرَةِ أَخْزَىٰ وَهُمْ لَا يُنصَرُونَ
Biz de onlara dünya hayatında zillet azabını tattırmak için o mutsuz kara günlerde üzerlerine dondurucu bir rüzgar gönderdik. Ahiret azabı elbette daha rezil edicidir. Onlara yardım da edilmez.
(Bu nedenle) biz de onlara dünya hayatında alçaklık azabını tattıralım diye o kara günlerde soğuk bir rüzgâr göndermiştik. dipnot 1 Ahiret azabı elbette daha çok rezil edicidir. Onlara yardım da edilmez.
Nihayet bu dünya hayatında alçalışın azabını kendilerine tattırmak için kara günler boyunca üzerlerine iliklere işleyen bir rüzgar gönderdik: ama ahiretin azabı kesinlikle daha alçaltıcıdır ve onlar yardım da göremeyecekler.
Bunun üzerine, bu dünya hayatında aşağılanmanın azabını tattırmak için o bahtsız günlerde üzerlerine dondurucu bir rüzgar gönderdik. Onların öteki dünyadaki azap(lar)ı ise daha da aşağılayıcı olacak ve bir yardımcı da bulamayacaklar.
Bu yüzden, dünya hayatında onlara rezillik - zillet azabını tattıralım diye, o bahtsız günler içinde, onların üzerine dondurucu bir rüzgar irsal ettik! Sonsuz gelecek yaşamının azabı elbette daha rezil - rüsva edicidir. . . Onlar yardımcı da bulamazlar!
Böylece biz de onlara dünya hayatında aşağılanma azabını taddırmak için, o uğursuz (felaketler yüklü) günlerde üzerlerine 'kulakları patlatan bir kasırga' gönderdik. Ahiret azabı ise daha (büyük) bir aşağılanmadır. Ve onlara yardım edilmeyecektir.
Bundan dolayı biz de onlara dünya hayatında zillet azâbını tattırmak için o uğursuz günlerde soğuk bir rüzgâr gönderdik. Ahiret azabı elbette daha çok rüsva edicidir. Onlara yardım da edilmez.
Sonunda, dünya yaşamında aşağılayıcı cezayı tattırmak için, o uğursuz günlerde, dondurucu bir rüzgarı, onların üzerine gönderdik. Sonsuz yaşam cezası ise kesinlikle daha aşağılayıcıdır. Onlara yardım da edilmeyecektir.
Bundan dolayı biz de, onlara dünya hayatında rezillik azabını tattırmak için o uğursuz günlerde, üzerlerine dondurucu bir rüzgar gönderdik. Ahiret azabı ise daha çok perişan edicidir. Onlara hiç yardım da edilmeyecektir.
Nihayet, onlara dünya hayatında aşağılayıcı azabı tattırmak için uğursuz günlerde üzerlerine sert bir rüzgar gönderdik. Ahiret azabı ise daha aşağılayıcıdır ve onlar yardım görmezler.
Nihayet, onlara dünya hayatında aşağılayıcı azabı tattırmak için uğursuz günlerde üzerlerine sert bir rüzgar gönderdik. Ahiret azabı ise daha aşağılayıcıdır ve onlar yardım görmezler.
Biz de kendilerine dünya hayatında zillet azabını tattırmak için uğursuz günlerde üzerlerine sarsar rüzgarı (dondurucu veya çok gürültülü bir kasırga) gönderdik. Elbette ki, ahiret azabı daha zahmetlidir; hem de onlar kurtarılamayacaklardır.
Biz de kendilerine Dünya hayatta zillet azabını tattırmak için nuhusetli günlerde üzerlerine bir sarar rüzgarı salıverdik ve elbette Ahıret azabı daha zilletlidir, hem de onlar kurtarılamıyacaklardır
Bunun üzerine, dünya hayatında zillet azabını onlara tattırmamız için, o bahtsız günlerde dondurucu bir rüzgar gönderdik. Ahiret azabı ise elbette daha rezil edicidir. Ve onlara yardım da olunmaz.
Bunun üzerine, dünya hayatında zillet azabını onlara tattırmamız için, o bahtsız günlerde dondurucu bir rüzgar gönderdik. Ahiret azabı ise elbette daha rezil edicidir. Ve onlara yardım da olunmaz.
Bunun üzerine, dünya hayatında zillet azabını onlara tattırmamız için, o bahtsız günlerde dondurucu bir rüzgar gönderdik. Ahiret azabı ise elbette daha rezil edicidir. Ve onlara yardım da olunmaz.
Böylece biz de onlara dünya hayatında aşağılanma azabını tattırmak için, o uğursuz (felaketler yüklü) günlerde üzerlerine 'kulakları patlatan bir kasırga' gönderdik. Ahiret azabı ise daha (büyük) bir aşağılanmadır. Ve onlara yardım edilmeyecektir.
Bundan dolayı biz de, dünya hayatında zillet azabını kendilerine tatdırmamız için, uğursuz uğursuz günlerde üzerlerine çok gürültülü bir bora gönderdik. Ahiret azabı elbet daha horlayıcıdır. Onlara (hiç bir suretle) yardım da olunmaz.
Böylece uğursuz günlerde dünya hayatında rüsvaylık azabını tattıralım diye Biz de onların üzerine şiddetli bir rüzgar gönderdik. Ahiret azabı ise, elbet daha horlayıcıdır. Onlara yardım da edilmez.
(13-18) Eğer ki sırt çevirirlerse deki Ad’ın yıldırımı gibi Semud’un yıldırımı gibi sizi uyardım, önlerinden ve artlarından Allah’a ibadet edin diye resullerimiz geldiği zaman , dediler ki Rabbimiz eğer isteseydi melekler indirirdi (insan indirmezdi) Onunla (insan resulle) bize gönderilenleri yok sayıyoruz / görmezden geliyoruz. Daha sonra da Ad kavmi haksız yere kibirlendiler ve bizden kuvvetçe kim daha şiddetlidir ki? Dediler, görmediler mi? Muhakkak ki kuvvetçe onlardan daha şiddetli olan Allah, onları yarattı. A yetlerimize karşı çıktılar, Onların aleyhine, kavurucu rüzgârı, uğursuz günlerde, rezillik azabını dünya hayatında tattırmak için gönderdik, ahiretteki azap daha da rezil edici ve onlara yardım da edilmeyecek. Semud’a gelince; onları da yola ilettik onlar ise hidayet yerine körlüğü sevdiler onları da kazandıklarından ötürü, onur kırıcı / aşağılayıcı yıldırım azabı çarptı, iman edenleri kurtardık, onlar sakınanlar idiler.
Biz de onlara, dünya hayatında aşağılayıcı azabı tattırmak için o uğursuz günlerde üzerlerine dondurucu bir kasırga gönderdik. Ahiret azabı ise daha da aşağılayıcıdır. Onlar yardım da görmezler.
Biz de onlara dünya hayatında rezillik azabını taddırmak için o uğursuz günlerde, üzerlerine dondurucu bir rüzgar gönderdik. Ahiret azabı ise daha da kepaze edicidir. Onlara hiç yardım edilmeyecektir.
Bu yüzden onlara, kara günlerde, soğuk ve şiddetli bir rüzgar gönderdik ki dünya hayatında rezil edici azabı tattıralım. Ahiretteki azap daha da rezil edici olacak ve yardım görmeyeceklerdir dipnot 1 .
Soğuk günlerde dondurucu bir rüzgar gönderdik ki dünya hayatında onlara alçaltıcı azabı tattıralım. Ahiretteki azap daha da alçaltıcı olacak ve bir yardım da görmeyeceklerdir.
Biz de onlara dünya hayatında rezil edici azabı tattırmak için, onlara uğursuz olmuş o günlerde buz gibi bir rüzgar göndermiştik. Ahiret azâbı elbette daha rezil edicidir. Onlara yardım da edilmeyecektir.
Biz de onlara dünya hayatında rezil edici azabı tattırmak için, o uğursuz günlerde buz gibi bir rüzgar göndermiştik. Ahiret azabı ise daha çok alçaltıcıdır ve onlar yardım da görmezler.
Biz de onlara dünya hayatında zillet azabını tattırmak için o uğursuz günlerde üzerlerine dondurucu bir rüzgar gönderdik. Ahiretin azabı elbette ki daha rezil edicidir. Üstelik onlar hiçbir yardım da görmeyeceklerdir.
Fussilet suresi, 17. ayet. وَأَمَّا ثَمُودُ فَهَدَيْنَٰهُمْ فَٱسْتَحَبُّوا۟ ٱلْعَمَىٰ عَلَى ٱلْهُدَىٰ فَأَخَذَتْهُمْ صَٰعِقَةُ ٱلْعَذَابِ ٱلْهُونِ بِمَا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ
Semud kavmine gelince, biz onlara doğru yolu göstermiştik. Ama onlar körlüğü hidayete tercih etmişler ve yaptıklarına karşılık, alçaltıcı azap yıldırımı onları çarpmıştı.
Semûd'a gelince, onlara doğru yolu göstermiştik ama onlar körlüğü doğru yola tercih etmişlerdi. dipnot 1 Böylece yapmakta oldukları kötülükler yüzünden küçük düşürücü azabın yıldırımı onları yakalayıp çarpmıştı.
Semud kavmine gelince... Nitekim Biz onlara da yol göstermiştik, fakat onlar doğru yolu görmektense körlüğü tercih ettiler: Sonuçta yapa geldikleri şeylere karşılık, onları onur kırıcı azabın yıldırımı çarptı.
Semud (kavmine) gelince, onlara doğru yolu gösterdik, ama onlar körlüğü doğru yola tercih ettiler. Ve böylece, yaptıkları (kötülükler)in bir karşılığı olarak onların üzerine alçaltıcı bir azap yıldırımı düştü.
Semud'a (Salih'in halkına) gelince, biz onlara hidayet ettik de onlar amalığı (körlüğü) sevip, hüdaya (hakikate) tercih ettiler. . . Bu halleri yüzünden kazandıkları ile horlayıcı - alçaltıcı azabın yıldırımı kendilerini yakaladı.
Semud'a gelince; Biz onlara doğru yolu gösterdik, fakat onlar körlüğü hidayete tercih ettiler. Böylece kazandıkları şeyler yüzünden onları alçaltıcı azabın yıldırımı yakalayıverdi.
Semûd’a gelince onlara doğru yolu gösterdik, ama onlar körlüğü doğru yola tercih ettiler. Böylece yapmakta oldukları kötülükler yüzünden alçaltıcı azabın yıldırımı onları çarptı.
Ve Semud'a gelince; onlara da doğru yolu gösterdik. Yine de körlüğü doğru yola yeğlediler. Sonunda, yaptıklarına karşılık, alçaltıcı ceza yıldırımı onları yakaladı.
Semud kavmine gelince, onlara yol gösterdik, fakat onlar körlüğü, doğru yolu bulmaya tercih ettiler. Böylece yaptıkları yüzünden alçaltıcı azap yıldırımı onları yakaladı.
Semud'a gelince, onlara yolu gösterdik. Ne var ki onlar körlüğü hidayete tercih ettiler. Sonunda, kazandıklarına karşılık, onları alçaltıcı azabın yıldırımı yakaladı.
Semud'a gelince, onlara yolu gösterdik. Ne var ki onlar körlüğü hidayete tercih ettiler. Sonunda, kazandıklarına karşılık, onları alçaltıcı azabın yıldırımı yakaladı.
Semud'a gelince, Biz onlara yolu gösterdik de onlar, hidayete karşı körlüğü sevmek istediler, derken yaptıkları yüzünden kendilerini o hor azap yıldırımı alıverdi.
Semude gelince; biz onlara yolu gösterdik de onlar hidayete karşı körlüğü sevmek istediler, derken ve kendilerini kesibleri sebebiyle o hor azab saıkası alıverdi
Semud halkına gelince, onlara doğru yolu göstermiştik. Fakat onlar körlüğü doğru yola tercih ettiler. Bunun üzerine, yaptıkları şeyler nedeniyle, alçaltıcı azabın yıldırımı onları yakaladı.
Semud halkına gelince, onlara doğru yolu göstermiştik. Fakat onlar körlüğü doğru yola tercih ettiler. Bunun üzerine, yaptıkları şeyler nedeniyle, alçaltıcı azabın yıldırımı onları yakaladı.
Semud kavmine gelince, onlara doğru yolu göstermiştik. Fakat onlar körlüğü doğru yola tercih ettiler. Bunun üzerine, yaptıkları şeyler nedeniyle, alçaltıcı azabın yıldırımı onları yakaladı.
Semud'a gelince; biz onlara doğru yolu gösterdik, fakat onlar körlüğü hidayete tercih ettiler. Böylece kazandıkları şeyler yüzünden onları alçaltıcı azabın yıldırımı yakalayıverdi.
Semuuda gelince: Biz onlara da doğru yolu gösterdik. Amma onlar körlüğü hidayete tercih etdiler. Onun için kendilerini, kazanageldikleri (şirk ve meaasi) yüzünden, o horlayıcı azab yıldırımı tutuverdi.
Semud'a gelince; onlara hidayeti göstermiştik, ama onlar körlüğü hidayete tercih ettiler ve yaptıkları yüzünden onları horlayıcı azabın yıldırımı çarptı.
(13-18) Eğer ki sırt çevirirlerse deki Ad’ın yıldırımı gibi Semud’un yıldırımı gibi sizi uyardım, önlerinden ve artlarından Allah’a ibadet edin diye resullerimiz geldiği zaman , dediler ki Rabbimiz eğer isteseydi melekler indirirdi (insan indirmezdi) Onunla (insan resulle) bize gönderilenleri yok sayıyoruz / görmezden geliyoruz. Daha sonra da Ad kavmi haksız yere kibirlendiler ve bizden kuvvetçe kim daha şiddetlidir ki? Dediler, görmediler mi? Muhakkak ki kuvvetçe onlardan daha şiddetli olan Allah, onları yarattı. A yetlerimize karşı çıktılar, Onların aleyhine, kavurucu rüzgârı, uğursuz günlerde, rezillik azabını dünya hayatında tattırmak için gönderdik, ahiretteki azap daha da rezil edici ve onlara yardım da edilmeyecek. Semud’a gelince; onları da yola ilettik onlar ise hidayet yerine körlüğü sevdiler onları da kazandıklarından ötürü, onur kırıcı / aşağılayıcı yıldırım azabı çarptı, iman edenleri kurtardık, onlar sakınanlar idiler.
Semûd'a gelince; biz onları doğru yola ilettik. Ama onlar körlüğü hidayete tercih ettiler. Bu yüzden onları kazanmakta olduklarına karşılık alçaltıcı azabın yıldırımı çarptı.
Semud (kavmin)e gelince onlara yol gösterdik fakat onlar, körlüğü doğru yolu bulmağa yeğlediler. Böylece yaptıkları yüzünden alçaltıcı azab yıldırımı onları yakaladı.
(Salih'in kavmi) Semud'a gelince, onlara doğru yolu gösterdik ama onlar körlüğü sevip doğru yola tercih ettiler. Yaptıklarına karşılık onları, alçaltıcı azabın yıldırımı çarptı dipnot 1 .
Semud halkına da doğru yolu gösterdik ama onlar doğruyu değil, körlüğü tercih edince yaptıklarına karşılık gökten gelen alçaltıcı bir azaba çarpıldılar.
Semûd’a gelince, onlara doğru yolu göstermiştik. Onlar ise körlüğü/küfrü hidayete tercih ettiler. Böylece yapmakta oldukları kötülükler yüzünden alçaltıcı azabın yıldırımı onları tutmuştu.
Semud'a gelince, onlara doğru yolu göstermiştik. Onlar ise körlüğü kılavuza tercih ettiler. Bu sebeple onları, yaptıklarına karşılık zelil edici bir azabın sarsıntısı tutmuştu.
Semud'a gelince, biz onlara kılavuzluk ettik ama onlar körlüğü hidayete tercih ettiler. Bunun üzerine, kazandıkları yüzünden, alçaltıcı azabın yıldırımı onları yakaladı.
Fussilet suresi, 18. ayet. وَنَجَّيْنَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَكَانُوا۟ يَتَّقُونَ
İnananları ve Allah'a karşı gelmekten sakınanları kurtardık.
İman edip takvâlı (duyarlı) davranmış olanları ise kurtarmıştık. dipnot 1
Ama Biz, iman eden ve sorumluluk bilinciyle kuşananları kurtardık.
Biz, (yalnızca) imana ermiş olan ve Bize karşı sorumluluk bilinci duyanları kurtardık.
İman edip korunanları kurtardık.
İman edenleri ve sakınanları ise kurtardık.
İnananları kurtardık. Onlar (Allah'tan) korkuyorlardı.
İnananları ve sorumluluk bilinci taşıyanları da kurtardık.
İnananları ve Allah'tan sakınanları kurtardık.
İman Edenleri ve erdemli davrananları ise kurtardık.
İnananları ve erdemli davrananları ise kurtardık.
İman edip de korunanları ise kurtardık.
İyman edip de korunur olanları ise kurtardık
Biz, iman eden ve takvalı davranan kimseleri kurtardık.
Biz, inanan ve takvalı davranan kimseleri kurtardık.
Biz, inanan ve takvalı davranan kimseleri kurtardık.
İnananları ve sakınanları ise kurtardık.
(İçlerinden) iman edib de (Allahdan) korkanları ise kurtardık.
İman edip de korkar olanları da kurtardık.
(13-18) Eğer ki sırt çevirirlerse deki Ad’ın yıldırımı gibi Semud’un yıldırımı gibi sizi uyardım, önlerinden ve artlarından Allah’a ibadet edin diye resullerimiz geldiği zaman , dediler ki Rabbimiz eğer isteseydi melekler indirirdi (insan indirmezdi) Onunla (insan resulle) bize gönderilenleri yok sayıyoruz / görmezden geliyoruz. Daha sonra da Ad kavmi haksız yere kibirlendiler ve bizden kuvvetçe kim daha şiddetlidir ki? Dediler, görmediler mi? Muhakkak ki kuvvetçe onlardan daha şiddetli olan Allah, onları yarattı. A yetlerimize karşı çıktılar, Onların aleyhine, kavurucu rüzgârı, uğursuz günlerde, rezillik azabını dünya hayatında tattırmak için gönderdik, ahiretteki azap daha da rezil edici ve onlara yardım da edilmeyecek. Semud’a gelince; onları da yola ilettik onlar ise hidayet yerine körlüğü sevdiler onları da kazandıklarından ötürü, onur kırıcı / aşağılayıcı yıldırım azabı çarptı, iman edenleri kurtardık, onlar sakınanlar idiler.
İman edip sakınanları kurtardık.
İnananları ve korunanları kurtardık.
İnanıp güvenmiş ve kendilerini yanlışlardan korumuş olanları ise kurtardık dipnot 1 .
İnanıp güvenmiş ve kendilerini korumuş olanları daha önce kurtardık.
İman edenleri ise, Allah’tan sakınmaları/takvaları sebebiyle kurtarmıştık.
İman edenleri ise, Allah'tan sakınmaları sebebiyle kurtarmıştık.
İnananları kurtardık, onlar korunuyorlardı.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.