Diyanet İşleri
Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu sabit kılardı. Sonra biz güneşi gölgeye delil kıldık.
Furkân suresi · 45–54. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Furkân suresi, 45. ayet. أَلَمْ تَرَ إِلَىٰ رَبِّكَ كَيْفَ مَدَّ ٱلظِّلَّ وَلَوْ شَآءَ لَجَعَلَهُۥ سَاكِنًا ثُمَّ جَعَلْنَا ٱلشَّمْسَ عَلَيْهِ دَلِيلًا
Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu sabit kılardı. Sonra biz güneşi gölgeye delil kıldık.
Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmedin mi? Dileseydi onu hareketsiz yapardı. Sonra güneşi ona (gölgeye) kılavuz yaptık.
(Ey insan!) Görmez misin Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını? Ama, eğer isteseydi, onu hareketsiz kılardı. Fakat Biz güneşi gölgeye kılavuz yapmışızdır;
Görmez misin (ey insanoğlu), Rabbin gölgeyi (akşama doğru) nasıl uzatıyor; eğer dileseydi, hiç şüphesiz onu olduğu gibi bırakırdı; fakat sonra gölgeye güneşi yol gösterici kılmışızdır;
Görmedin mi Rabbini, (Hakikat güneşi tam yükselmemişken) gölgeyi (benliği) nasıl uzattı? Eğer dileseydi onu elbette sakin (hareketsiz, sürekli) kılardı. . . Sonra, Güneş'i (hakikatin farkındalığını) ona delil kıldık.
Rabbini görmedin mi, gölgeyi nasıl uzatıvermiştir? Eğer dilemiş olsaydı onu durgun kılardı. Sonra biz güneşi ona bir delil kılmışızdır.
Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmedin mi? Eğer dileseydi, onu elbet hareketsiz kılardı. Sonra biz güneşi, ona delil kıldık.
Efendinin, gölgeyi nasıl uzattığını görmüyor musun? Oysa dileseydi, kesinlikle onu durağan yapardı. Sonra, güneşi, ona yol gösteren yaptık. dipnot 292
Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmedin mi? Eğer dileseydi, onu elbet hareketsiz kılardı. Sonra biz,güneşi ona delil kıldık.
Efendinin gölgeyi nasıl uzattığına dikkat ettin mi? Nitekim dileseydi onu hareketsiz de yapardı. Nitekim, güneşi ona delil kıldık (gölgenin varlığını ışığa bağlı kıldık).
Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığına dikkat ettin mi? Nitekim dileseydi onu hareketsiz de yapardı. Nitekim, güneşi ona delil kıldık (gölgenin varlığını ışığa bağlı kıldık).
Rabbinin gölgeyi nasıl uzatmakta olduğunu görmedin mi? Dileseydi elbette onu hareketsiz de kılardı. Sonra Biz güneşi ona nasıl delil kılmışız?
Bakmaz mısın rabbına? Gölgeyi nasıl uzatmakta? Dilese idi elbet onu sakin de kılardı, sonra nasıl Güneşi, ona delil kılmışız?
Rabb'inin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? Dileseydi onu sabit kılardı. Sonra da Güneş'i ona dipnot 1 yol gösterici yaptık.
Rabb'inin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? Dileseydi onu sabit kılardı. Sonra da Güneş'i ona dipnot 1 yol gösterici yaptık.
Rabb'inin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? Dileseydi onu sabit kılardı. Sonra da Güneş'i ona yol gösterici yaptık.
Rabbini görmedin mi, gölgeyi nasıl uzatıvermiştir? Eğer dilemiş olsaydı onu durgun kılardı. Sonra biz güneşi ona bir delil kılmışızdır.
Rabbin (in sun'un) a bir bakmadın mı? Gölgeyi nasıl uzat (ıb yay) mışdır O? Eğer dileseydi onu elbet sakin de kılardı. Sonra biz güneşi ona bir delil yapmışızdır.
Görmedin mi; Rabbın, gölgeyi nasıl uzatmıştır. İsteseydi onu durdururdu. Sonra Biz, güneşi ona delil kıldık.
(45-54) Görmez misin Rabbin nasıl da gölgeyi uzatmakta istese onu sakin / hareketsiz de yapardı. Sonra güneşi de onun üzerine delil / ispat yapmışız. Sonra onu kolay bir tutuşla kendimize doğru tuttuk / kabzettik. Geceyi örtü, uykuyu hareketsizlik / uyuşukluk gündüzü çoğaltıp yayılma yapan O'dur. Rahmeti öncesinde Rüzgârı müjdeci olarak gönderen O dur , Semadan temiz suyu, ölü beldeye hayat verelim ve de yarattığımız insanları ve de hayvanları onla sulayalım diye indiren yine O dur. Ayrıca, suyu aralarında Allah’ı hatırlamaları için değişik şekillerde değiştiriyoruz / sarf ediyoruz. (Akarsu deniz bulut yağmur yer altı) İnsanların çokları ise diretiyor ve kafir oluyorlar. Eğer ki dileseydik her memlekete bir uyarıcı yaratırdık. Kafirlere itaat etme, onlarla Allah’a dayanarak büyük bir gayretle cihat et. O ki iki denizi birbirine salmış, biri tatlı içilebilir su biri ise tuzlu ve acı su ve o ikisi arasına perde ve aşılmaz bir engel yapmıştır. O ki sudan bir beşer yarat mış ve ondan bir soy sop / nesep ve sıhriyet (evlilik akrabalığı) yap mıştır. Rabbin her şeye güç yetir ip ayarlayandır.
Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığına görmez misin? Dileseydi onu hareketsiz kılardı, sonra Güneşi ona delil kıldık.
Rabbini görmedin mi gölgeyi nasıl uzattı? Dileseydi, onu durgun yapardı. Sonra nasıl güneşi ona delil kıldık (gölgenin görünmesini, ışığa bağlı kıldık)?
Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmedin mi? İsteseydi onu hareketsiz kılardı. Güneşi de gölgenin delili /sebebi yaptık.
Sahibinin gölgeyi nasıl uzattığını görmedin mi? Tercihi farklı olsaydı onu hareketsiz kılardı. Güneşi de ona delil yapmıştır dipnot 1 .
Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmüyor musun? Dileseydi onu sakin/sabit kılardı. Sonra biz güneşi ona delil kıldık.
Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmüyor musun? İsteseydi onu durdururdu. Güneşi ona kılavuz yaptık.
Görmedin mi Rabbini, nasıl uzatmıştır gölgeyi? Eğer dileseydi, onu elbette hareketsiz kılardı. Sonra nasıl Güneş'i ona delil yapmışız!
Furkân suresi, 46. ayet. ثُمَّ قَبَضْنَٰهُ إِلَيْنَا قَبْضًا يَسِيرًا
Sonra onu kendimize yavaş yavaş çektik.
Ardından onu (gölgeyi) kolayca kendimize çekip (aldık). dipnot 1
ardından da onu kendi katımız(dan konulmuş bir yasaya bağlı olarak) usul usul çekip almaktayız.
ve sonra da onu yavaş yavaş Kendimize çekmekteyiz.
Sonra onu (o uzatılmış gölge benliği) kolay bir kabzediş (el koyuş) ile kendimize kabzettik (Hakikat farkındalığıyla "yok"luğunu hissettirdik).
Sonra da onu tutup kendimize ağır ağır çekmişizdir.
Sonra onu (uzayan gölgeyi) yavaş yavaş kendimize çektik (kısalttık).
Sonra, onu, yavaş bir biçimde Kendimize çekiyoruz.
Sonra onu yavaş yavaş kendimize çekmekteyiz.
Sonra onu yavaş yavaş çekip alırız.
Sonra onu yavaş yavaş çekip alırız.
Sonra da tutup onu azar azar nasıl kendimize almaktayız.
Sonra nasıl tutıp onu azar azar kendimize almaktayız?
Sonra da onu kolayca kendimize çektik.
Sonra da onu kolayca kendimize çektik.
Sonra da onu kolayca kendimize çektik.
Sonra da onu tutup kendimize ağır ağır çekmişizdir.
Sonra onu (uzanan o gölgeyi nasıl) azar azar alıb kendimize çekdik.
Sonra onu yavaş yavaş kendimize çekmişizdir.
(45-54) Görmez misin Rabbin nasıl da gölgeyi uzatmakta istese onu sakin / hareketsiz de yapardı. Sonra güneşi de onun üzerine delil / ispat yapmışız. Sonra onu kolay bir tutuşla kendimize doğru tuttuk / kabzettik. Geceyi örtü, uykuyu hareketsizlik / uyuşukluk gündüzü çoğaltıp yayılma yapan O'dur. Rahmeti öncesinde Rüzgârı müjdeci olarak gönderen O dur , Semadan temiz suyu, ölü beldeye hayat verelim ve de yarattığımız insanları ve de hayvanları onla sulayalım diye indiren yine O dur. Ayrıca, suyu aralarında Allah’ı hatırlamaları için değişik şekillerde değiştiriyoruz / sarf ediyoruz. (Akarsu deniz bulut yağmur yer altı) İnsanların çokları ise diretiyor ve kafir oluyorlar. Eğer ki dileseydik her memlekete bir uyarıcı yaratırdık. Kafirlere itaat etme, onlarla Allah’a dayanarak büyük bir gayretle cihat et. O ki iki denizi birbirine salmış, biri tatlı içilebilir su biri ise tuzlu ve acı su ve o ikisi arasına perde ve aşılmaz bir engel yapmıştır. O ki sudan bir beşer yarat mış ve ondan bir soy sop / nesep ve sıhriyet (evlilik akrabalığı) yap mıştır. Rabbin her şeye güç yetir ip ayarlayandır.
Sonra onu yavaş yavaş kendimize çektik.
Sonra (güneş yükseldikçe) gölgeyi yavaş yavaş çekip aldık.
Sonra gölgeyi yavaşça kendimize (yukarıya) çektik (ve kısalttık).
Sonra gölgeyi yavaşça kendine dipnot 1 (belirlediği yana) çeker (ve kısaltır).
Sonra, onu kendimize doğru yavaş yavaş çektik.
Sonra, onu kendimize doğru yavaş yavaş çektik.
Sonra nasıl tutup onu ağır ağır kendimize çekmişiz!
Furkân suresi, 47. ayet. وَهُوَ ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلَّيْلَ لِبَاسًا وَٱلنَّوْمَ سُبَاتًا وَجَعَلَ ٱلنَّهَارَ نُشُورًا
O, geceyi size bir örtü, uykuyu istirahat zamanı ve gündüzü de hareket ve çalışma vakti yapandır.
Geceyi sizin için örtü, uykuyu dinlenme (zamanı) kılan, gündüzü diriliş (çalışma zamanı) yapan da O'dur.
Hem sizin için geceyi bir tür örtü yapan, uykuyu istirahat yapan, gündüzü de uyanıp kalkış vakti yapan O'dur.
Sizin için geceyi bir örtü, uykuyu bir dinlenme hali kılan ve her (yeni) günün (sizin için, adeta) yeni bir diriliş olmasını sağlayan O'dur.
Geceyi sizin için örtü, uykuyu ölüm kılan. . . Gündüzü de Nüşur (uykudan kalkma, diriliş misali) kıldı.
O, geceyi sizin için bir elbise, uykuyu bir dinlenme ve gündüzü de yayılıp çalışma (zamanı) kılandır.
Sizin için geceyi örtü, uykuyu istirahat kılan, gündüzü de dağılıp çalışma (zamanı) yapan, O'dur.
Ve O, sizin için, geceyi bir örtü, uykuyu bir dinlenme, gündüzü de yeniden yaşama dönüş yapmıştır.
Sizin için geceyi örtü, uykuyu istirahat kılan, gündüzü de çalışıp rızık arama vakti yapan O'dur.
Ve O, geceyi size bir örtü, uykuyu bir dinlenme ve gündüzü de bir dirilme zamanı yapandır.
Ve O, geceyi size bir örtü, uykuyu bir dinlenme ve gündüzü de bir dirilme zamanı yapandır.
Size geceyi geygi (örtü), uykuyu dinlenme, gündüzü de yeni bir hayat kılan O'dur.
Odur o ki size geceyi bir geygi yaptı, uykuyu bir ta'til de, gündüzü bir nüşur kıldı (yeni bir hayat )
Sizin için geceyi örtü, uykuyu dinlenme ve gündüzü çalışma zamanı kıldık.
Sizin için geceyi örtü, uykuyu dinlenme ve gündüzü çalışma zamanı kıldık.
Sizin için geceyi örtü, uykuyu dinlenme ve gündüzü çalışma zamanı kıldık.
O, geceyi sızin için bir elbise; uykuyu bir dinlenme ve gündüzü de yayılıp çalışma (zamanı) kılandır.
O, geceyi sizin için (örtünecek) bir libas, uykuyu bir dinlenme, gündüzü de yeni bir hayaat (fa'aliyyet) yapandır.
O'dur; size geceyi örtü, uykuyu rahatlık kılan ve gündüzü çalışma zamanı yapan.
(45-54) Görmez misin Rabbin nasıl da gölgeyi uzatmakta istese onu sakin / hareketsiz de yapardı. Sonra güneşi de onun üzerine delil / ispat yapmışız. Sonra onu kolay bir tutuşla kendimize doğru tuttuk / kabzettik. Geceyi örtü, uykuyu hareketsizlik / uyuşukluk gündüzü çoğaltıp yayılma yapan O'dur. Rahmeti öncesinde Rüzgârı müjdeci olarak gönderen O dur , Semadan temiz suyu, ölü beldeye hayat verelim ve de yarattığımız insanları ve de hayvanları onla sulayalım diye indiren yine O dur. Ayrıca, suyu aralarında Allah’ı hatırlamaları için değişik şekillerde değiştiriyoruz / sarf ediyoruz. (Akarsu deniz bulut yağmur yer altı) İnsanların çokları ise diretiyor ve kafir oluyorlar. Eğer ki dileseydik her memlekete bir uyarıcı yaratırdık. Kafirlere itaat etme, onlarla Allah’a dayanarak büyük bir gayretle cihat et. O ki iki denizi birbirine salmış, biri tatlı içilebilir su biri ise tuzlu ve acı su ve o ikisi arasına perde ve aşılmaz bir engel yapmıştır. O ki sudan bir beşer yarat mış ve ondan bir soy sop / nesep ve sıhriyet (evlilik akrabalığı) yap mıştır. Rabbin her şeye güç yetir ip ayarlayandır.
Geceyi sizin için elbise, uykuyu da rahatlık kılan odur. O gündüzü de yeni bir hayata başlangıç yaptı.
O, geceyi sizin için elbise, uykuyu dinlenme, gündüzü de kalkıp çalışma zamanı yaptı.
Geceyi sizin için bir örtü, uykuyu dinlendirici kılan; gündüzü de kalkıp dolaşma vakti yapan odur.
Geceyi size örtü, uykuyu dinlenme, gündüzü de yeniden başlama vakti yapan odur.
Geceyi örtü, uykuyu dinlenme ve gündüzü de yayılıp (çalışma zamanı) yapan O’dur.
Geceyi örtü, uykuyu dinlenme ve gündüzü de yeniden hayata başlayış yapan O'dur.
O'dur sizin için geceyi elbise, uykuyu dinlence yapan. Gündüzü, dağılıp yayılma zamanı yapan da O'dur.
Furkân suresi, 48. ayet. وَهُوَ ٱلَّذِىٓ أَرْسَلَ ٱلرِّيَٰحَ بُشْرًۢا بَيْنَ يَدَىْ رَحْمَتِهِۦ وَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً طَهُورًا
(48-49) O, rahmetinin önünde rüzgarları müjdeci olarak gönderendir. Ölü toprağı canlandıralım, yarattıklarımızdan birçok hayvanları ve insanları sulayalım diye gökten tertemiz bir su indirdik.
(48, 49) Rüzgârları rahmetinin dipnot 1 (yağmurun) önünde müjdeci olarak gönderen O'dur. O (su) sayesinde ölü toprağı canlandırmak ve onunla yarattıklarımızdan hayvanlara ve insanlara su vermek için gökten tertemiz suyu biz indirmekteyiz. dipnot 2
Yine Rahmetinin önü sıra rüzgarları müjdeci olarak gönderen de O'dur. Evet Biz, gökten tertemiz bir su indirmişiz
Rahmetinin önünden rüzgarları müjdeci olarak gönderen O'dur. Evet, böylece gökten tertemiz suyu Biz indiriyoruz,
"HU" ki. . . Rahmetinin (yağmur) önünde müjdeciler olarak rüzgarları irsal etti. . . Biz, semadan tertemiz bir su inzal ettik.
Ve kendi rahmetinin önünde rüzgarları müjdeciler olarak gönderen O'dur. Biz, gökten tertemiz su indirdik;
Rüzgârları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderen O’dur. Ve nice insanlara su vermek için gökten tertemiz su indirdik.
Ve O, rahmetinin önünden, muştulayıcı olarak rüzgarları göndermiştir. Gökten de tertemiz bir su indirdik.
-Rüzgarları rahmet yağmurunun önünde müjdeleyici olarak gönderen O'dur. Ölü toprağı diriltmemiz ve yarattığımız hayvan ve insanlara su vermemiz içingökten tertemiz su indiriyoruz.
Ve O, rahmetinden önce müjdeleyici olarak rüzgarları gönderendir. Ve biz gökten tertemiz bir su indiririz.
Ve O, rahmetinden önce müjdeleyici olarak rüzgarları gönderendir. Ve biz gökten tertemiz bir su indiririz.
Yine O, rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci olarak göndermekte ve Biz, gökten tertemiz bir su indirmekteyiz ki,
Yine odur o ki rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci göndermekte ve semadan pampak bir su (bir mai tahur) indirmekteyiz.
Rahmetinin önünde rüzgarı haberci olarak gönderen O'dur. Biz, gökten tertemiz bir su indirdik.
Rahmetinin önünde rüzgarı haberci olarak gönderen O'dur. Biz, gökten tertemiz bir su indirdik.
Rahmetinin önünde rüzgarı müjdeci olarak gönderen O'dur. Biz, gökten tertemiz bir su indirdik.
Ve kendi rahmetinin önünde rüzgarları müjdeciler olarak gönderen O'dur. Biz, gökten tertemiz su indirdik.
O, rahmetinin önünde rüzgarları bir müjde (ci) olarak gönderendir. Biz gökden tertemiz su indirdik.
Ve O'dur; rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci gönderen. Ve Biz; gökten tertemiz bir su indirdik.
(45-54) Görmez misin Rabbin nasıl da gölgeyi uzatmakta istese onu sakin / hareketsiz de yapardı. Sonra güneşi de onun üzerine delil / ispat yapmışız. Sonra onu kolay bir tutuşla kendimize doğru tuttuk / kabzettik. Geceyi örtü, uykuyu hareketsizlik / uyuşukluk gündüzü çoğaltıp yayılma yapan O'dur. Rahmeti öncesinde Rüzgârı müjdeci olarak gönderen O dur , Semadan temiz suyu, ölü beldeye hayat verelim ve de yarattığımız insanları ve de hayvanları onla sulayalım diye indiren yine O dur. Ayrıca, suyu aralarında Allah’ı hatırlamaları için değişik şekillerde değiştiriyoruz / sarf ediyoruz. (Akarsu deniz bulut yağmur yer altı) İnsanların çokları ise diretiyor ve kafir oluyorlar. Eğer ki dileseydik her memlekete bir uyarıcı yaratırdık. Kafirlere itaat etme, onlarla Allah’a dayanarak büyük bir gayretle cihat et. O ki iki denizi birbirine salmış, biri tatlı içilebilir su biri ise tuzlu ve acı su ve o ikisi arasına perde ve aşılmaz bir engel yapmıştır. O ki sudan bir beşer yarat mış ve ondan bir soy sop / nesep ve sıhriyet (evlilik akrabalığı) yap mıştır. Rabbin her şeye güç yetir ip ayarlayandır.
Rahmetinin öncesinde rüzgarları bir müjdeci olarak gönderen de O'dur. Biz gökten tertemiz su indirdik.
Ve O, rahmetinin önünde rüzgarları müjdeci gönderdi. Ve gökten tertemiz bir su indirdik.
Rahmetinden /ikramından önce rüzgarları müjdeci olarak gönderen ve gökten temiz bir su indiren dipnot 1 de odur.
Gökten temiz bir su indirerek yapacağı dipnot 1 ikramdan önce bir müjdeci olarak rüzgarları gönderen odur.
O’dur, rahmetinin önünde rüzgarları müjdeci olarak gönderen! Gökten tertemiz/temizleyici bir su indirdik.
O'dur, rahmetinin önünde rüzgarları müjdeci olarak gönderen! Gökten tertemiz bir de su indirdik.
O gönderdi rüzgarı bir müjde olarak rahmetinin önünden. Biz indirdik gökten tertemiz bir su.
Furkân suresi, 49. ayet. لِّنُحْـِۧىَ بِهِۦ بَلْدَةً مَّيْتًا وَنُسْقِيَهُۥ مِمَّا خَلَقْنَآ أَنْعَٰمًا وَأَنَاسِىَّ كَثِيرًا
(48-49) O, rahmetinin önünde rüzgarları müjdeci olarak gönderendir. Ölü toprağı canlandıralım, yarattıklarımızdan birçok hayvanları ve insanları sulayalım diye gökten tertemiz bir su indirdik.
(48, 49) Rüzgârları rahmetinin dipnot 1 (yağmurun) önünde müjdeci olarak gönderen O'dur. O (su) sayesinde ölü toprağı canlandırmak ve onunla yarattıklarımızdan hayvanlara ve insanlara su vermek için gökten tertemiz suyu biz indirmekteyiz. dipnot 2
ki, onunla ölü toprağı canladıralım; yine onunla yaratmış olduğumuz bir nice canlıyı ve insanı sulayalım diye...
ki onunla ölü toprağı yeşertip canlandıralım ve yine onunla, hayvan olsun, insan olsun, yarattığımız nice canlıyı suya kavuşturalım.
Onunla ölü bir beldeyi diriltelim ve yarattığımız nice hayvanatı ve birçok insanı besleyelim diye.
Onunla ölü bir beldeyi (toprağı) canlandırmak ve yarattığımız hayvanlardan ve insanlardan bir çoğunu onunla sulamak için.
Biz, ölü toprağa can vermek, yarattığımız nice hayvanlara...
Ölü bir yöreyi onunla canlandırmak ve yarattığımız nice hayvanları ve insanları onunla sulamak için.
-Rüzgarları rahmet yağmurunun önünde müjdeleyici olarak gönderen O'dur. Ölü toprağı diriltmemiz ve yarattığımız hayvan ve insanlara su vermemiz içingökten tertemiz su indiriyoruz.
Ki onunla ölü bir ülkeyi diriltelim ve yarattığımız nice çiftlik hayvanlarını ve insanları onunla sulayalım.
Ki onunla ölü bir ülkeyi diriltelim ve yarattığımız nice çiftlik hayvanlarını ve insanları onunla sulayalım.
bununla ölü bir beldeyi diriltelim ve yarattığımız nice hayvan sürülerini ve bir çok insan kümelerini sulayalım.
Diriltelim diye bununla ölü bir beldeyi ve sulayalım diye mahlukatımızdan nice hayvan sürülerini ve bir çok insan kümelerini
Ki o yağmurla ölü bir beldeyi canlandırmak, yaratmış olduğumuz hayvanları ve insanları suya kavuşturmak içindir.
Ki o yağmurla ölü bir beldeyi canlandırmak, yaratmış olduğumuz hayvanları ve insanları suya kavuşturmak içindir.
Ki o yağmurla ölü bir beldeyi canlandırmak, yaratmış olduğumuz hayvanları ve insanları suya kavuşturmak içindir.
Onunla ölü bir beldeyi (toprağı) canlandırmak ve yarattığımız hayvanlardan ve insanlardan bir çoğunu onunla sulamak için.
Onunla ölü bir toprağa can verelim, yaratdığımız hayvanları ve bir çok insanları onunla sıvaralım diye.
Ki onunla ölü bir şehri canlandıralım ve yarattığımız nice hayvan ve insanları sulayalım.
(45-54) Görmez misin Rabbin nasıl da gölgeyi uzatmakta istese onu sakin / hareketsiz de yapardı. Sonra güneşi de onun üzerine delil / ispat yapmışız. Sonra onu kolay bir tutuşla kendimize doğru tuttuk / kabzettik. Geceyi örtü, uykuyu hareketsizlik / uyuşukluk gündüzü çoğaltıp yayılma yapan O'dur. Rahmeti öncesinde Rüzgârı müjdeci olarak gönderen O dur , Semadan temiz suyu, ölü beldeye hayat verelim ve de yarattığımız insanları ve de hayvanları onla sulayalım diye indiren yine O dur. Ayrıca, suyu aralarında Allah’ı hatırlamaları için değişik şekillerde değiştiriyoruz / sarf ediyoruz. (Akarsu deniz bulut yağmur yer altı) İnsanların çokları ise diretiyor ve kafir oluyorlar. Eğer ki dileseydik her memlekete bir uyarıcı yaratırdık. Kafirlere itaat etme, onlarla Allah’a dayanarak büyük bir gayretle cihat et. O ki iki denizi birbirine salmış, biri tatlı içilebilir su biri ise tuzlu ve acı su ve o ikisi arasına perde ve aşılmaz bir engel yapmıştır. O ki sudan bir beşer yarat mış ve ondan bir soy sop / nesep ve sıhriyet (evlilik akrabalığı) yap mıştır. Rabbin her şeye güç yetir ip ayarlayandır.
Onunla ölü bir şehri diriltelim ve onunla yarattığımız birçok hayvanı ve insanı sulayalım diye.
Ki onunla ölü bir ülkeyi diriltelim ve onunla yarattığımız hayvanlardan ve insanlardan birçoğunu sulayalım.
Bunu, o suyla ölü bir bölgeyi canlandıralım, yarattığımız hayvanların dipnot 1 ve insanlardan bir çoğunun su ihtiyacını karşılayalım diye yaparız.
Bunu, ölü bir bölgeyi canlandıralım, yarattığımız en'amın (koyun, keçi, sığır ve deveyi) ve birçok insanın su ihtiyacını karşılayalım diye yaparız.
Onunla ölü bir şehri diriltelim ve onunla yarattığımız birçok hayvanı ve insanı sulayalım.
Onunla ölü bir şehri diriltelim ve onunla yarattığımız bir çok hayvanı ve insanı sulayalım.
Ki onunla ölü bir beldeyi diriltelim ve onunla, yarattıklarımızdan bir takım hayvanları ve birçok insanları suvaralım.
Furkân suresi, 50. ayet. وَلَقَدْ صَرَّفْنَٰهُ بَيْنَهُمْ لِيَذَّكَّرُوا۟ فَأَبَىٰٓ أَكْثَرُ ٱلنَّاسِ إِلَّا كُفُورًا
Andolsun, biz bunu insanlar arasında, düşünüp ibret alsınlar diye tekrar tekrar açıkladık. Fakat insanların çoğu nankörlükte direttiler.
Yemin olsun ki (gerçeği) hatırlasınlar diye bu (gibi gerçekleri) aralarında etraflı bir şekilde anlattık. İnsanların çoğu küfürden başka (bir karşılık vermemekte) direttiler.
Doğrusu Biz, onu (ve bütün bu örnekleri) ayrıntılı bir biçimde açıklayarak insanların önüne koyduk ki düşünüp ders alsınlar diye... Hal böyleyken insanların çoğu yine de yüz çevirmekte, nankörlükte direnmekteler.
Gerçek şu ki, Biz bütün bunları insanların gözü önüne hep seregelmişizdir ki, belki ders alıp akıllarında tutarlar; ama insanların çoğu, nankörlükte direnmektedir.
Andolsun ki O'nu (Kuran'ı) onların arasında, tezekkür (hatırlayıp düşünmeleri) için açıkladık da açıkladık. . . İnsanların çoğunluğu ise hakikati inkar ettiler.
Andolsun bunu, onların arasında öğüt alıp düşünsünler diye çeşitli biçimlerde açıkladık. Ama insanların çoğu nankörlük edip ayak direttiler.
Sonra da ibret almaları için bu suyu aralarında, muhtelif vakitlere göre değiştirmişizdir. Buna rağmen insanların çoğu yine de (falan yıldızla yağmurlandırıldık diyerek) nankörlük (etmek) ten vazgeçmemiştir.
Üstelik gerçek şu ki, öğüt alıp düşünmeleri için, değişik biçimlerde Onu açıkladık. Yine de insanların çoğunluğu, yalnızca nankörlük etmekte direniyorlar.
Gerçek şu ki, düşünüp öğüt almaları için suyu, ülkeler arasında bir nizama göre dağıtmışızdır. Buna rağmen insanların çoğu nankörlükte direnmiştir.
Öğüt almaları için onu aralarında dağıtıp çevirdik. Ne var ki insanların çoğunluğu nankörlükte diretmektedir.
Öğüt almaları için onu aralarında dağıtıp çevirdik. Ne var ki insanların çoğunluğu nankörlükte diretmektedir.
Andolsun ki onu aralarında, düşünsünler ve ibret alsınlar diye evirip çevirmekteyiz. Yine de insanların çoğu dayatmakta ve nankörlükten başkasına yanaşmamaktadır.
Celalım hakkı için onu aranızda evirip çevirmekteyiz düşünsünler ıbret alsınlar diye yine de nasın ekserisi dayatmakta nankörlükten başkasına yanaşmamakta
Ant olsun ki Biz, öğüt almaları için onu, onların aralarında paylaştırdık. Ancak insanların çoğu nankörlük etmekte direttiler.
Ant olsun ki Biz, öğüt almaları için onu, onların aralarında paylaştırdık. Ancak insanların çoğu nankörlük etmekte direttiler.
Ant olsun ki Biz, öğüt almaları için onu, onların aralarında paylaştırdık. Ancak insanların çoğu nankörlük etmekte direttiler.
Andolsun bunu, onların arasında öğüt alıp düşünsünler diye çeşitli biçimlerde açıkladık. Ama insanların çoğu küfredip ayak direttiler.
Andolsun bunu, (insanların) ibret almaları için, aralarında çeşid çeşid suretlerde anlatmışızdır (yahud bu suyu evirib çevirmişizdir). Fakat insanların çoğu, ille nankörlük olmak üzere, dayardılar (inadlarından dönmediler).
Andolsun ki; düşünüp ibret alsınlar diye onu aralarında evirip çevirmekteyiz. Buna rağmen insanların çoğu nankörlükte direnmişlerdir.
(45-54) Görmez misin Rabbin nasıl da gölgeyi uzatmakta istese onu sakin / hareketsiz de yapardı. Sonra güneşi de onun üzerine delil / ispat yapmışız. Sonra onu kolay bir tutuşla kendimize doğru tuttuk / kabzettik. Geceyi örtü, uykuyu hareketsizlik / uyuşukluk gündüzü çoğaltıp yayılma yapan O'dur. Rahmeti öncesinde Rüzgârı müjdeci olarak gönderen O dur , Semadan temiz suyu, ölü beldeye hayat verelim ve de yarattığımız insanları ve de hayvanları onla sulayalım diye indiren yine O dur. Ayrıca, suyu aralarında Allah’ı hatırlamaları için değişik şekillerde değiştiriyoruz / sarf ediyoruz. (Akarsu deniz bulut yağmur yer altı) İnsanların çokları ise diretiyor ve kafir oluyorlar. Eğer ki dileseydik her memlekete bir uyarıcı yaratırdık. Kafirlere itaat etme, onlarla Allah’a dayanarak büyük bir gayretle cihat et. O ki iki denizi birbirine salmış, biri tatlı içilebilir su biri ise tuzlu ve acı su ve o ikisi arasına perde ve aşılmaz bir engel yapmıştır. O ki sudan bir beşer yarat mış ve ondan bir soy sop / nesep ve sıhriyet (evlilik akrabalığı) yap mıştır. Rabbin her şeye güç yetir ip ayarlayandır.
Andolsun, biz bunu insanlar arasında, düşünüp ibret alsınlar diye tekrar tekrar açıkladık. Fakat insanların çoğu nankörlükte direttiler.
Andolsun biz, bu sözü onların aralarında çevirip çevirip anlattık ki öğüt alsınlar. Ama insanların çoğu, nankörlükte direnmektedir.
Biz onu (indirdiğimiz her kitabı), doğru bilgileri kullansınlar diye aralarında değişik şekillerde anlattık. dipnot 1 Ama insanların çoğu, kafirlik /gerçekleri örtme dışında her şeye direnç gösterdi.
Biz o suyu, bilgi sahibi olsunlar(ve bilgilerini kullansınlar) diye halden hale çevirdik dipnot 1 . Ama insanların nankörlüğü bir türlü bırakmaz.
Düşünsünler, öğüt alsınlar diye, onu aralarında evirip çevirdik. Yine de insanların çoğu nankörlükten vazgeçmez.
Düşünsünler, öğüt alsınlar diye, onu aralarında evirip çevirdik. Yine de insanların çoğu nankörlükten vazgeçmez.
Yemin olsun, onu aralarında çeşitli biçimlerde ifade ettik ki öğüt alabilsinler. Ama insanların çoğu sadece nankörlükte ısrar etmektedir.
Furkân suresi, 51. ayet. وَلَوْ شِئْنَا لَبَعَثْنَا فِى كُلِّ قَرْيَةٍ نَّذِيرًا
Dileseydik her memlekete bir uyarıcı gönderirdik.
Dileseydik elbette her şehre bir uyarıcı gönderirdik.
Hem eğer dilemiş olsaydık, (geçmişte olduğu gibi) elbette her topluma (ayrı) bir uyarıcı gönderirdik.
Eğer dileseydik, (önceki çağlarda olduğu gibi) her topluma (ayrı) bir uyarıcı gönderirdik;
Eğer dileseydik her şehirde bir uyarıcı ba's ederdik.
Eğer dilemiş olsaydık, her kasabaya bir uyarıcı gönderirdik.
(Rasûlüm!) Şayet dileseydik, elbet her ülkeye bir uyarıcı (peygamber) gönderirdik.(Fakat evrensel uyarıcılık görevini sana verdik, seni bütün insanlığa peygamber olarak gönderdik.)
Eğer dileseydik, her kente bir uyarıcı gönderirdik.
Biz, her ülkeye bir uyarıcı göndermeyi diledik.
Dileseydik her kente bir uyarıcı gönderirdik. dipnot 1
Dileseydik her kente bir uyarıcı gönderirdik
Dileseydik elbette her köye bir uyarıcı gönderirdik.
Dilese idik elbet her köyde bir nezir gönderir idik
Eğer dileseydik, elbette her beldeden bir uyarıcı çıkarırdık.
Eğer dileseydik, elbette her beldeden bir uyarıcı çıkarırdık.
Eğer dileseydik, elbette her beldeden bir uyarıcı çıkarırdık.
Eğer dilemış olsaydık her kasabaya bir uyarıcı gönderirdik.
Eğer dileseydik muhakkak ki her kasabaya (fenalıkların aakıbetinden) korkutucu birer (peygamber) gönderirdik.
Dileseydik; her kasabaya bir uyarıcı gönderirdik.
(45-54) Görmez misin Rabbin nasıl da gölgeyi uzatmakta istese onu sakin / hareketsiz de yapardı. Sonra güneşi de onun üzerine delil / ispat yapmışız. Sonra onu kolay bir tutuşla kendimize doğru tuttuk / kabzettik. Geceyi örtü, uykuyu hareketsizlik / uyuşukluk gündüzü çoğaltıp yayılma yapan O'dur. Rahmeti öncesinde Rüzgârı müjdeci olarak gönderen O dur , Semadan temiz suyu, ölü beldeye hayat verelim ve de yarattığımız insanları ve de hayvanları onla sulayalım diye indiren yine O dur. Ayrıca, suyu aralarında Allah’ı hatırlamaları için değişik şekillerde değiştiriyoruz / sarf ediyoruz. (Akarsu deniz bulut yağmur yer altı) İnsanların çokları ise diretiyor ve kafir oluyorlar. Eğer ki dileseydik her memlekete bir uyarıcı yaratırdık. Kafirlere itaat etme, onlarla Allah’a dayanarak büyük bir gayretle cihat et. O ki iki denizi birbirine salmış, biri tatlı içilebilir su biri ise tuzlu ve acı su ve o ikisi arasına perde ve aşılmaz bir engel yapmıştır. O ki sudan bir beşer yarat mış ve ondan bir soy sop / nesep ve sıhriyet (evlilik akrabalığı) yap mıştır. Rabbin her şeye güç yetir ip ayarlayandır.
Eğer dileseydik her bir beldeye elbette bir uyarıcı gönderirdik.
Eğer biz dileseydik, her kente bir uyarıcı gönderirdik.
Gerek görseydik her yerleşim yerinden bir uyarıcı çıkarırdık.
Tercihi farklı yapsaydık (her topluluk yerine dipnot 1 ) her beldeden bir uyarıcı çıkarırdık.
İsteseydik her kasabaya bir uyarıcı gönderirdik.
İsteseydik her kasabaya uyarıcı gönderirdik.
Eğer dileseydik, her kente bir uyarıcı gönderirdik.
Furkân suresi, 52. ayet. فَلَا تُطِعِ ٱلْكَٰفِرِينَ وَجَٰهِدْهُم بِهِۦ جِهَادًا كَبِيرًا
Öyle ise kafirlere itaat etme, onlara karşı bu Kur'an'la büyük bir mücadele ver.
Kâfirlere boyun eğme! Bununla (Kur'an'la) onlara karşı büyük cihadı gerçekleştir. dipnot 1
Madem öyle, artık sen inkarcılara uyma ve onlarla bu (vahiy) sayesinde tüm gayretini sarf ederek büyük bir cihada giriş.
bunun içindir ki, sen hakkı inkara şartlanmış olan kimselere uyma; tersine, bu (ilahi mesajın) ışığında onlara karşı bütün gücünü ortaya koyarak büyük bir direnç ve çaba göster.
Hakikat bilgisini inkar edenlere itaat etme; onlara karşı bununla (Kuran'la) büyük savaş ver, tüm gücünle!
Öyleyse kafirlere itaat etme ve onlara (Kur'an'la) büyük bir cihad ver.
(Fakat evrensel uyarıcılık görevini sana verdik.) O halde, kâfirlere boyun eğme ve bununla (Kuran ile) onlara karşı olanca gücünle büyük bir savaş ver!
Nankörlük edenlere artık uyma ve onlara karşı Onunla büyük bir çaba göster.
Sen inkarcılara boyun eğme ve Kur'an ile onlara karşı büyük cihad ile cihad et!
Öyleyse, inkarcılara uyma ve bununla (bu Kuran ile) onlara karşı büyük bir cihad ile savaşım ver.
Öyleyse, inkarcılara uyma ve bununla (bu Kuran ile) onlara karşı büyük bir cihad ile savaşım ver.
Madem ki, yalnız seni gönderdik. O halde kafirlere uyma ve bununla (Kur'an ile) onlara cihad et, büyük cihad!
Madamki yalnız seni gönderdik o halde kafirlere itaat eyleme de bununla onlara cihad et büyük cihad
Öyleyse Kafirlere boyun eğme. Onunla2 onlara karşı var gücünle büyük bir mücadeleye giriş.
Öyleyse Kafirlere dipnot 1 boyun eğme. Onunla dipnot 2 onlara karşı var gücünle büyük bir mücadeleye giriş.
Öyleyse gerçeği yalanlayan nankörlere boyun eğme. Onunla dipnot 1 onlara karşı var gücünle büyük bir mücadeleye giriş.
Öyleyse kafirlere itaat etme ve onlara (Kuranla) büyük bir cihad ver.
(Vazife yalınız senin üzerindedir). O halde kafirlere boyun eğme de bununla (bu Kur'an ile) onlara karşı olanca savaşınla büyük bir mücahede yap.
Öyleyse sen, kafirlere uyma ve onlara karşı olanca gücünle cihad et.
(45-54) Görmez misin Rabbin nasıl da gölgeyi uzatmakta istese onu sakin / hareketsiz de yapardı. Sonra güneşi de onun üzerine delil / ispat yapmışız. Sonra onu kolay bir tutuşla kendimize doğru tuttuk / kabzettik. Geceyi örtü, uykuyu hareketsizlik / uyuşukluk gündüzü çoğaltıp yayılma yapan O'dur. Rahmeti öncesinde Rüzgârı müjdeci olarak gönderen O dur , Semadan temiz suyu, ölü beldeye hayat verelim ve de yarattığımız insanları ve de hayvanları onla sulayalım diye indiren yine O dur. Ayrıca, suyu aralarında Allah’ı hatırlamaları için değişik şekillerde değiştiriyoruz / sarf ediyoruz. (Akarsu deniz bulut yağmur yer altı) İnsanların çokları ise diretiyor ve kafir oluyorlar. Eğer ki dileseydik her memlekete bir uyarıcı yaratırdık. Kafirlere itaat etme, onlarla Allah’a dayanarak büyük bir gayretle cihat et. O ki iki denizi birbirine salmış, biri tatlı içilebilir su biri ise tuzlu ve acı su ve o ikisi arasına perde ve aşılmaz bir engel yapmıştır. O ki sudan bir beşer yarat mış ve ondan bir soy sop / nesep ve sıhriyet (evlilik akrabalığı) yap mıştır. Rabbin her şeye güç yetir ip ayarlayandır.
O halde kâfirlere itaat etme ve onlara karşı Kur’an’la büyük bir mücadele ver.
Kafirlere boyun eğme ve bu Kur'an ile onlara karşı büyük cihad et.
Sen kafirlere /ayetleri görmezlikte direnenlere boyun eğme; onlara karşı bununla (Kur'an ile) tüm gücünü kullanarak cihad et /elinden geleni yap dipnot 1 .
Öyleyse kendini doğrulara kapatanlara(kafirlere) uyma; onlara karşı Kur'an ile büyük bir mücadeleye giriş.
O halde sen, kâfirlere itaat etme ve onlara karşı Kur’an’la büyük bir cihatla mücadele et.
O halde sen, kafirlere itaat etme ve onlara karşı Kur'an'la büyük bir cihatla mücadele et.
Artık inkarcılara boyun eğme, onlara karşı Kur'an ile zorlu bir cihat aç.
Furkân suresi, 53. ayet. وَهُوَ ٱلَّذِى مَرَجَ ٱلْبَحْرَيْنِ هَٰذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ وَهَٰذَا مِلْحٌ أُجَاجٌ وَجَعَلَ بَيْنَهُمَا بَرْزَخًا وَحِجْرًا مَّحْجُورًا
O, birinin suyu lezzetli ve tatlı, diğerininki tuzlu ve acı olan iki denizi salıverip aralarına da görünmez bir perde ve karışmalarını önleyici bir engel koyandır.
Biri tatlı ve susuzluk giderici, diğeri tuzlu ve acı olan iki denizi salan da aralarına bir engel, yani karışmalarını engelleyen bir perde koyan da O'dur. dipnot 1
Hem iki denizi birbirine salan, hem de biri tatlı-susuzluğu giderici ve diğeri tuzlu-acı olduğu halde bu ikisi arasına karışmalarını önleyici (görünmez) bir perde ve aşılmaz bir engel koyan yine O'dur.
İki büyük su kütlesini -ki bunlardan biri tatlı ve susuzluğu giderici, diğeri tuzlu ve acıdır- birbirine salıveren ve ikisinin arasına bir engel, karışmalarını önleyen bir perde koyan O'dur.
"HU" ki. . . İki deryayı (şuur ve bilinç - beden) birbirine salan; biri tatlı mı tatlı bir su (orijin benlik - insani mana), diğeri ise tuzlu ve acıdır (kendini hayvani beden kabullenmiş oluşmuş benlik - bilinç)! Bu ikisinin arasında da bir berzah (engel, perde); hicri mehcur (zıddıyet - düşmanlık); bir engel oluşturdu ('Birbirinize düşman olarak inin' ayetini hatırlayalım. A. H. )!
İki denizi (birbirine) salıp katan O'dur; bu, tatlı, susuzluğu giderici, bu da tuzlu ve acıdır. İkisinin arasında (birbirlerine karışmalarını önleyen) bir engel (berzah) ve aşılmayan bir sınır koymuştur.
Birinin suyu tatlı ve susuzluğu giderici, diğerininki tuzlu ve acı iki denizi salıveren ve aralarına bir engel, aşılmaz bir sınır koyan O'dur.
O, iki denizi de birbirine salmıştır. İşte bu, lezzeti tatlı; işte şu da tuzlu acıdır. İkisinin arasına da bir engel; karışmalarını önleyen bir perde koymuştur.
Birinin suyu tatlı ve serinletici, diğerininki tuzlu ve acı olan iki denizi salıverip, aralarında da karışmalarını önleyen bir perde koyan, Allah'tır.
O, iki denizi salmıştır; bu taze ve tatlıdır, şu tuzlu ve acıdır. Her ikisinin arasına, karışmalarını engelleyen sağlam bir engel koymuştur. dipnot 1
O, iki denizi salmıştır; bu taze ve tatlıdır, şu tuzlu ve acıdır. Her ikisinin arasına, karışmalarını engelleyen sağlam bir engel koymuştur.
İki denizi birbirine salıveren O'dur. Şu tatlı, yürek tazeler, şu da tuzlu, çorak; aralarına da bir berzah (dil) ve bir hicri mehcür (kıstak) koymuştur.
O odur ki iki deryayı birbirine salmış: şu tatlı, yürek tazeler, şu tuzlu çorak, aralarına da bir berzah ve bir "hıcri mahcur" koymuştur
Ve iki denizi serbest bırakan O'dur; biri lezzetli ve tatlı, diğeri tuzlu ve acı. Aralarına bir perde koydu. Birbirlerine karışmalarını engelledi.
Ve iki denizi serbest bırakan O'dur; biri lezzetli ve tatlı, diğeri tuzlu ve acı. Aralarına bir perde koydu. Birbirlerine karışmalarını engelledi.
Ve iki denizi serbest bırakan O'dur; biri lezzetli ve tatlı, diğeri tuzlu ve acı. Aralarına bir perde koydu. Birbirlerine karışmalarını engelledi.
İki denizi (birbirine) salıp katan O'dur; bu, tatlı, susuzluğu giderici, bu da tuzlu ve acıdır. İkisinin arasında (birbirlerine karışmalarını önleyen) bir engel (berzah) ve aşılmayan bir sınır koymuştur.
O, iki denizi (birbirine) salıb katandır. Şu tatlı ve susuzluğu gidericidir. Bu ise tuzlu ve acıdır. (Allah) aralarına bir perde, (ihtilafları) memnu olmak üzere bir sınır koymuşdur.
Ve O'dur; iki denizi salıp katan. Şu tatlı ve susuzluğu giderici, bu ise tuzlu ve acıdır. İkisinin arasına bir engel ve aşılamayan bir sınır koymuştur.
(45-54) Görmez misin Rabbin nasıl da gölgeyi uzatmakta istese onu sakin / hareketsiz de yapardı. Sonra güneşi de onun üzerine delil / ispat yapmışız. Sonra onu kolay bir tutuşla kendimize doğru tuttuk / kabzettik. Geceyi örtü, uykuyu hareketsizlik / uyuşukluk gündüzü çoğaltıp yayılma yapan O'dur. Rahmeti öncesinde Rüzgârı müjdeci olarak gönderen O dur , Semadan temiz suyu, ölü beldeye hayat verelim ve de yarattığımız insanları ve de hayvanları onla sulayalım diye indiren yine O dur. Ayrıca, suyu aralarında Allah’ı hatırlamaları için değişik şekillerde değiştiriyoruz / sarf ediyoruz. (Akarsu deniz bulut yağmur yer altı) İnsanların çokları ise diretiyor ve kafir oluyorlar. Eğer ki dileseydik her memlekete bir uyarıcı yaratırdık. Kafirlere itaat etme, onlarla Allah’a dayanarak büyük bir gayretle cihat et. O ki iki denizi birbirine salmış, biri tatlı içilebilir su biri ise tuzlu ve acı su ve o ikisi arasına perde ve aşılmaz bir engel yapmıştır. O ki sudan bir beşer yarat mış ve ondan bir soy sop / nesep ve sıhriyet (evlilik akrabalığı) yap mıştır. Rabbin her şeye güç yetir ip ayarlayandır.
İki denizi birbirine salan O'dur. Bu tatlı ve lezzetli, bu da tuzlu ve acıdır. O ikisinin arasına bir perde ve aşılamayan bir sınır koymuştur.
O, iki denizi birbirine salmıştır. Bu tatlı, susuzluğu giderici; bu tuzlu ve acıdır. Ve ikisinin arasına birbirine kavuşmalarına engel olan bir perde koymuştur (hiç birbirine kavuşmazlar).
İki büyük su kütlesini dipnot 1 birbirine salan odur. Biri güzel ve tatlı, öbürü tuzlu ve acıdır. Aralarına da bir engel, aşılmaz bir sınır koymuştur dipnot 2 .
İki denizi birbirine salan odur. Biri tatlı ve lezzetli, öbürü tuzlu ve acıdır. Aralarına da bir engel, aşılmaz bir sınır koymuştur.
Birinin suyu çok tatlı, ötekinin ki aşırı tuzlu olan iki denizi birbirine katan O’dur. İkisinin arasına bir engel, aşılmayan bir perde koymuştur.
Birinin suyu tatlı ve iç açıcı, ötekinin ki tuzlu olan iki denizi birbirine katan O'dur. İkisinin arasına bir engel, aşılmayan bir sınır koymuştur.
İki denizi birbiri üstüne salan O'dur. Bu, tatlı ve yürek ferahlatıcı; şu, tuzlu ve acı. Ve ikisinin arasında bir berzah, geçişi engelleyen bir perde koymuştur.
Furkân suresi, 54. ayet. وَهُوَ ٱلَّذِى خَلَقَ مِنَ ٱلْمَآءِ بَشَرًا فَجَعَلَهُۥ نَسَبًا وَصِهْرًا وَكَانَ رَبُّكَ قَدِيرًا
O, sudan bir insan yaratıp ondan soy sop ve hısımlık meydana getirendir. Rabbin, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
Sudan bir insan yaratan, onu (kan) akrabalıkları ve (evlilik) hısımlıkları sahibi yapan da O'dur. Rabbin gücü yetendir.
Sudan insanı yaratan ve onun kan bağıyla soy-sop, evlilik bağıyla hısım sahibi olmasını sağlayan da O'dur: zira senin Rabbin sınırsız kudret sahibidir.
Ve insanı (işte bu) sudan yaratan ve onu soy sop ve evlilik yoluyla kazanılan yakınlık, bağlılık (duygusuyla) donatan O'dur; (evet,) çünkü Rabbin sınırsız kudret Sahibidir.
"HU" ki, sudan bir beşer (biyolojik bedenli insan) yarattı da, onunla neseb (kan - gen akrabalığı) ve sıhr (nikah - evlilik ile hasıl olan hısım akrabalık) duygusu oluşturdu! Senin Rabbin Kaadir'dir.
Ve insanı bir sudan yaratıp onu, neseb ve sihriyyet (sahibi) kılan O'dur. Senin Rabbin güç yetirendir.
Sudan (meniden) bir insan yaratıp onu nesep ve sıhriyet (kan ve evlilik bağından doğan) yakınlığa dönüştüren O'dur. Rabbinin her şeye gücü yeter.
Ve O, insanoğlunu sudan yaratan, sonra ona, soy ve yakınlık ilişkileri oluşturandır. Çünkü Efendin, Gücü Yetendir.
İnsanı sudan yaratarak ona soy sop veren de O'dur. Rabbinin her şeye gücü yeter.
Ve O, sudan bir insan yarattı ve ona soy sop verdi. Efendin her şeye gücü yetendir.
Ve O, sudan bir insan yarattı ve ona soy sop verdi. Rabbin her şeye gücü yetendir.
Sudan bir insan yaratıp da ona bir soy ve hısımlık getiren O'dur. Rabbinin her şeye gücü yeter.
Odur o ki sudan bir beşer yarattı da onu bir neseb ve bir sıhir kıldı, rabbın kadir bulunuyor
O, beşeri sudan yarattı. Sonra onu, soy sop ve akraba sahibi kıldı. Senin Rabb'in her şeye güç yetirendir.
O, beşeri dipnot 1 sudan yarattı. Sonra onu, soy sop ve akraba sahibi kıldı. Senin Rabb'in her şeye güç yetirendir.
O, beşeri dipnot 1 sudan yarattı. Sonra onu, soy sop ve akraba sahibi kıldı. Senin Rabb'in her şeye güç yetirendir.
Ve insanı bir sudan yaratıp onu, neseb ve sihriyyet (sahibi) kılan O'dur. Senin rabbin güç yetirendir.
O, sudan bir beşer yaratıb da onu soy sop yapandır. Rabbin (her şey'e) kemaliyle kaadirdir.
O'dur; insanı sudan yaratarak ona soy-sop veren. Ve Rabbın her şeye kadirdir.
(45-54) Görmez misin Rabbin nasıl da gölgeyi uzatmakta istese onu sakin / hareketsiz de yapardı. Sonra güneşi de onun üzerine delil / ispat yapmışız. Sonra onu kolay bir tutuşla kendimize doğru tuttuk / kabzettik. Geceyi örtü, uykuyu hareketsizlik / uyuşukluk gündüzü çoğaltıp yayılma yapan O'dur. Rahmeti öncesinde Rüzgârı müjdeci olarak gönderen O dur , Semadan temiz suyu, ölü beldeye hayat verelim ve de yarattığımız insanları ve de hayvanları onla sulayalım diye indiren yine O dur. Ayrıca, suyu aralarında Allah’ı hatırlamaları için değişik şekillerde değiştiriyoruz / sarf ediyoruz. (Akarsu deniz bulut yağmur yer altı) İnsanların çokları ise diretiyor ve kafir oluyorlar. Eğer ki dileseydik her memlekete bir uyarıcı yaratırdık. Kafirlere itaat etme, onlarla Allah’a dayanarak büyük bir gayretle cihat et. O ki iki denizi birbirine salmış, biri tatlı içilebilir su biri ise tuzlu ve acı su ve o ikisi arasına perde ve aşılmaz bir engel yapmıştır. O ki sudan bir beşer yarat mış ve ondan bir soy sop / nesep ve sıhriyet (evlilik akrabalığı) yap mıştır. Rabbin her şeye güç yetir ip ayarlayandır.
Ve o sudan insanı yaratan, onu soy ve hısımlık sahibi kılan O'dur. Rabbin, her şeye güç yetirendir.
Ve O, sudan bir insan yarattı da onu nesep ve sıhr kıldı. Rabbin, her şeye gücü yetendir.
Beşeri sudan yaratan, ona soy ve evlilik bağı belirleyen odur. Ölçüyü koyan senin Rabbin'dir.
İnsanı sudan yaratan, soy ve evlilik bağını oluşturan odur. Ölçüyü senin Sahibin koyar.
İnsanı sudan yaratan ve ona soy sop veren O’dur. Rabbin her şeye kadirdir.
Bir insanı sudan yaratan ve ona soy-sop veren de O'dur. Rabbin güçlüdür.
Sudan bir insan yaratıp, onu nesep ve sıhriyet akrabaları halinde oluşturan O'dur. Rabbin çok güçlüdür.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.