Bakara suresi · 97–103. ayetler

Cebrâil'e düşmanlık, Süleyman ve sihir

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. Bakara suresi, 97. ayet — bütün mealleriyle aç

    Bakara suresi, 97. ayet. قُلْ مَن كَانَ عَدُوًّا لِّجِبْرِيلَ فَإِنَّهُۥ نَزَّلَهُۥ عَلَىٰ قَلْبِكَ بِإِذْنِ ٱللَّهِ مُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَهُدًى وَبُشْرَىٰ لِلْمُؤْمِنِينَ

    Diyanet İşleri

    De ki: "Her kim Cebrail'e düşman ise, bilsin ki o, Allah'ın izni ile Kur'an'ı; önceki kitapları doğrulayıcı, mü'minler için de bir hidayet rehberi ve müjde verici olarak senin kalbine indirmiştir."

    Mehmet Okuyan

    De ki: "Kim Cebrail'e düşmansa (şunu iyi bilsin ki), Allah'ın izniyle onu (Kur'an'ı) senin kalbine, dipnot 1 kendisinden önce gelen (kitapların aslını) doğrulayıcı, bir rehber ve müminler için bir müjde olarak o indirmiştir. dipnot 2

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu cümle vahyin Hz. Muhammed'in kalbine indirildiğinin delilidir. Benzer mesaj: Şu‘arâ 26:193-194.
    2. metne dön, dipnot 2
      Yüce Allah ayetin bu kısmında vahyini sahiplenmekte, meleğin görevini aktarmakta ve vahyin Hz. Muhammed'in kalbine indirildiğini bildirmektedir.

    Mustafa İslamoğlu

    (Ey Nebi!) De ki: "Kim Cibril'e düşmansa, iyi bilsin ki o, hakikatten ellerinde kalanı doğrulayan, bir rehber ve inananlar için de bir müjde olan vahyi, senin kalbine Allah'tan aldığı izin sayesinde indirmiştir.

    Muhammed Esed

    (Ey peygamber, onlara) şunu anlat: Kim ki, Allah'ın izniyle senin kalbine, önceki çağlarda indirdiklerini doğrulayan, inananlara bir muştu ve rehber olan bu (ilahi kelam)ı indirdiği için Cebrail'e düşmanlık besliyorsa;

    Ahmed Hulusi

    De ki: "Kim Cibril'e düşman ise şunu bilmeli; kesinlikle O, kendindekinden öncekini tasdik eden ve iman edenlere hidayet ve müjde olanı (Kuran'ı) senin şuuruna Biiznillah (varlığını meydana getiren Esma bileşiminin elvermesiyle) inzal etmiştir. "

    Ali Bulaç

    De ki: "Cibril'e kim düşman ise, (bilsin ki) gerçekten onu (Kitabı), Allah'ın izniyle kendinden öncekileri doğrulayıcı ve mü'minler için hidayet ve müjde verici olarak senin kalbine indiren O'dur.

    Ali Özek ve heyeti

    De ki: Cebrâil'e kim düşman ise ( iyi bilsin ki) Allah'ın izniyle önceki kitapları doğrulayan, müminler için hidâyet rehberi ve müjde olan Kur'ân'ı senin kalbine indiren odur.

    Ali Rıza Safa

    De ki: "Cibril'e kim düşmansa, kuşkusuz, O, hem ellerinde bulunanı doğrulayan hem inananlara doğru yolu gösteren hem de sevinçli haberler veren olarak, Allah'ın izniyle, senin yüreğine indirmiştir!"

    Bayraktar Bayraklı

    - De ki: "Cebrail'e düşman olanlar bilsinler ki, Cebrail Kur'an'ı senin gönlüne Allah'ın izniyle indirdi. Kur'an, kendinden önce gelen kitapları doğrulayıcı, müminler için rehber ve müjdedir." Kim Allah'a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail'e ve Mikail'e düşman olursa, bilsin ki Allah da inkarcıların düşmanıdır.

    Edip Yüksel

    Şunu de: "Kendinden öncekileri doğrulayıcı, iman edenlere yol gösterici ve müjde olarak ALLAH'ın izniyle bunu kalbine indiren Cibril'e her kim düşman olursa,

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Şunu de: 'Kendinden öncekileri doğrulayıcı, inananlara yol gösterici ve müjde olarak ALLAH'ın izniyle bunu kalbine indiren Cibril'e her kim düşman olursa,

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Söyle: "Her kim Cebrail'e düşman ise kendisinden öncekileri doğrulayan ve müminlere bir hidayet ve müjde olan Kur'an'ı senin kalbine Allah'ın izniyle o indirdi.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Söyle, her kim Cibrile düşman ise bilsin ki o, o Kur'anı senin kalbin üzerine Allahın iznile indirdi, önündekileri tasdıklayıcı ve mü'minlere bir hidayet ve bişaret olmak için

    Erhan Aktaş

    De ki kim Cibril'e dipnot 1 düşmansa, Bilsin ki O dipnot 2 , onu dipnot 3 iki eli arasındakileri dipnot 4 tasdik edici olarak Allah'ın izni ile dipnot 5 senin kalbine çokça indirdi. Mü'minler için bir hidayet ve müjde olarak.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Cibril'in vahiy meleği olduğu inancı genel bir kabuldür. Ancak biz bunun doğru olmadığı kanaatindeyiz. Cibril,"Allah'ın düzeltici, onarıcı ve düzenleyici olan vahiyi demektir. Cebr kelimesinin anlamı; zorlamak, tamir etmek, düzeltmek; kırılmış, bozulmuş şeyleri onarıp tekrar işe yarar hale getirmektir. "Hükümdarlara cebbar denmesinin nedeni, insanları diledikleri işe zorlamalarından ya da onların işlerini düzeltmelerinden dolayıdır." "Cibril, cebr ve il kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlamasıdır. İl kelimesi eski Arapça'da Allah demektir. Tamlama şeklindeki "Cibr-il veya Cebra-il kelimeleri ise Allah'ın gücü, onarması, düzeltmesi ve düzenlemesi anlamına gelmektedir. Bu iki kelimenin bir araya gelmesiyle oluşan isim tamlaması, "Allah'ın düzeltici, düzenleyici olan vahyi" anlamına gelmektedir. Zira vahiy; bozulan, sapkınlaşan toplumları yeniden onarmak, düzeltmek için gönderilmiştir. "Cebr" kelimesi, kırılmak anlamına gelen "kesr" kelimesinin karşıtıdır. Bu da kırılan bir şeyin onarılması demektir. Zamirler doğru isimlere gönderildiğinde de görülecektir ki Cibril indiren değil, indirilendir. Ayrıca Kur'an'ın bizzat Allah tarafından indirildiğine dair yüzlerce ayet bulunmaktadır. İsrail, İsmail, Azrail vb. isim tamlamaları bu tür tamlamaya örnek verilebilir. Birçok ayette vahyin Allah tarafından doğrudan indirildiği belirtilmesine rağmen, Cibril'e "vahiy meleği" denmesi doğru değildir. (Örneğin 2:23, 90, 99; 3:3; 4:136; 7:196; 15:9; 16:44, 89; 17:106; 18:1; 42:17; 76:23.)
    2. metne dön, dipnot 2
      O (Allah).
    3. metne dön, dipnot 3
      Onu (Cibril'i). "O" ve "onu" zamirleri üçüncü şahıs zamirleridir. Ayetteki "onu" zamiri, ayetin kendi içindeki "Cibril" kelimesine dönmektedir. "Bilsin ki şüphesiz O" ifadesindeki "O" zamiri ise Allah'ı göstermektedir. Yani Cibril indiren değil, inendir. Cebbar Allah'ın isimlerindendir (Bkz. 59:23).
    4. metne dön, dipnot 4
      Allah'ın keni yanında olanı (Bkz. 5:64; 38:75; 49:1).
    5. metne dön, dipnot 5
      "Allah'ın izni ile", terkibi, "Allah'ın belirlediği ilke ve kurallara göre," Allah'ın bilgisine göre ve bilgisi gereği anlamlarına gelmektedir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    De ki kim Cibril'e dipnot 1 düşmansa, Bilsin ki O dipnot 2 , onu dipnot 3 iki eli arasındakileri dipnot 4 tasdik edici olarak Allah'ın izni ile dipnot 5 senin kalbine çokça indirdi. Müminler için bir hidayet ve müjde olarak.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      "Allah'ın düzeltici, onarıcı olan vahyine. "Cibril, düzeltici, onarıcı ve düzenleyici olan vahiy" demektir. Cebr sözcüğü; zorlamak, tamir etmek, düzeltmek; kırılmış, bozulmuş şeyleri onarıp tekrar işe yarar hale getirmek" demektir. Hükümdarlara cebbar denmesinin nedeni, insanları dilediği işe zorlamasından ya da onların işlerini düzeltmesinden dolayıdır. "Cibril, cebr ve il sözcüklerinden oluşmuş bir isim tamlamasıdır. Îl sözcüğü eski Arapçada Allah demektir. Tamlama şeklindeki "Cibr-il veya Cebra-il sözcükleri ise Allah'ın gücü, onarması, düzeltmesi ve düzenlemesi anlamına gelmektedir. Bu iki sözcüğün bir araya gelmesiyle oluşan isim tamlaması, "Allah'ın düzeltici, düzenleyici olan vahyi" anlamına gelmektedir. Zira vahiy; bozulan, sapkınlaşan toplumları yeniden onarmak, düzeltmek için gönderilmiştir. Cebr sözcüğü kırılmak anlamına gelen kesr sözcüğünün karşıtıdır. Bu da kırılan bir şeyin onarılması demektir. Zamirler doğru isimlere gönderildiğinde de görülecektir ki Cibril indiren değil, indirilendir. Ayrıca Kur'an'ın bizzat Allah tarafından indirildiği yüzlerce ayette belirtilmektedir. İsrail, İsmail, Azrail vb. isim tamlamaları da bu tür tamlamaya örnek verilebilir. Birçok ayette vahyin Allah tarafından doğrudan indirildiği bildirilmesine rağmen, Cibril'e "vahiy meleği" denmesi doğru değildir. (Örneğin 2:23, 90, 99; 3:3; 4:136;7:196; 15:9, 16:44, 89; 17:106; 18:1; 42:17: 76:23)
    2. metne dön, dipnot 2
      O/Allah.
    3. metne dön, dipnot 3
      Onu/Cibril'i. "o" ve "onu" zamirleri üçüncü şahıs zamirleridir. Ayetteki "onu" zamiri, ayetin kendi içindeki "Cibril" sözcüğüne dönmektedir. "Bilsin ki şüphesiz O" ifadesindeki "O" zamiri ise Allah'ı göstermektedir. Yani Cibril indiren değil, inendir.
    4. metne dön, dipnot 4
      Ehli Kitap'ın yanında bulunan Kitapları.
    5. metne dön, dipnot 5
      "Allah'ın izni ile", terkibi, "Allah'ın belirlediği kurallara göre" anlamına gelmektedir. * 59/ Haşr- 23: O Allah ki: O'ndan başka ilah yoktur; Melik'tir1, Kuddus'tür2, Selam'dır3, Mü'min'dir4, Muheymin'dir5, Aziz'dir6, Cebbar'dır7, Mutekebbir'dir.8 Allah, onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir.9
    6. metne dön, dipnot 6
      Evrenin sahibidir, egemenidir, yöneticisidir.
    7. metne dön, dipnot 7
      Tertemizdir, her türlü eksiklikten uzaktır, saygındır, kusursuzdur.
    8. metne dön, dipnot 8
      Esenliktir, barıştır.
    9. metne dön, dipnot 9
      Güvendir.
    10. metne dön, dipnot 10
      Koruyucudur, gözeticidir.
    11. metne dön, dipnot 11
      Mutlak üstün olandır.
    12. metne dön, dipnot 12
      Bozuk işleri, toplumları düzeltendir, onarandır.
    13. metne dön, dipnot 13
      Büyüklük ve ululuk yalnızca O'na aittir.
    14. metne dön, dipnot 14
      Allah'a ait nitelikler hiçbir varlıkta yoktur.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    De ki: "Kim Cibril'e dipnot 1 düşmansa, bilsin ki O dipnot 2 , onu dipnot 3 bilgisi dahilinde dipnot 4 iki eli arasındakileri dipnot 5 tasdik edici, müminlere doğru yolu gösterme ve müjde olarak senin kalbine indirmiştir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      "Cibril; düzeltici ve düzenleyici olan vahiy" demektir. Cebr sözcüğü, "onarmak, ıslah etmek, kırılmış, bozulmuş şeyleri onarıp tekrar işe yarar hale getirmek" demektir. "Cibril, cebr ve il sözcüklerinden oluşmuş bir isim tamlamasıdır." Îl sözcüğü, eski Arapça'da Allah demektir. Cebr ise, Allah'ın gücü, onarma, düzenleme, düzeltme demektir. Bu iki sözcüğün bir araya gelmesiyle oluşan isim tamlaması, "Allah'ın düzeltici, düzenleyici olan vahyi" anlamına gelmektedir. Bu sözcüğün tamlama hali olan Cebrail ise "Allah'ın onarımı" yani "vahyin, kişileri ve toplumları onarması" demektir. Zira vahiy, bozulan toplumları yeniden onarmak, düzeltmek için gönderilmiştir. İsrail, İsmail, Azrail vb. isim tamlamaları da bu tür tamlamaya örnek verilebilir. Dolayısıyla Cibril'e "vahiy meleği" denmesinin Kur'an'i bir dayanağı yoktur. (59 Haşr, 23)
    2. metne dön, dipnot 2
      Allah.
    3. metne dön, dipnot 3
      Kur'an'ı, Vahyi.
    4. metne dön, dipnot 4
      Allah, kendi bilgisi dahilinde.
    5. metne dön, dipnot 5
      Ehli Kitap'ın yanında bulunan Kitapları.

    Gültekin Onan

    De ki: "Cebrail'e kim düşman ise, (bilsin ki) gerçekten onu (kitabı) Tanrı'nın izniyle kendinden öncekileri (bence: yanınızda olanı / olanları) doğrulayıcı ve inançlılar için hidayet ve müjde verici olarak senin kalbine indiren O'dur. (A.Bulaç)

    Hasan Basri Çantay

    (Habibim) de ki: "Kim Cebraile düşman olursa" (kahrından gebersin!). Çünkü kendinden evvelki (Kitab) ları tasdik edici (ve doğrultucu) ve mü'minler için ayn-ı hidayet ve müjde olan (Kuran) ı Allahın izni ile senin kalbinin üstüne o indirmişdir.

    İbni Kesir

    De ki; kim Cebrail'e düşmansa (bilsin ki; ) elinin önündekileri tasdik eden, mü'minler için hidayet ve müjde olan senin kalbine Allah'ın izniyle o indirmiştir.

    Mehmet Alagaş

    (97-101) De ki Cibril’e düşman olan kimdir? O, muhakkak ki O’nu / (Kuran’ı) ellerindekini tasdikleyeni (Kuran’ı), iman edenlere kılavuz ve müjde olan ı (Kuran’ı) kalbine Allah’ın izni ile indirmiştir. Kim Allah’a, Meleklerine, Resullerine, Cibril’e ve Mikail’e düşman olursa şu kesindir ki Allah’ta kafirlere düşmandır. Kesin olan şu ki sana apaçık ayetleri indirdik onları / (ayetleri) ancak fasık olanlar inkâr eder. Her ne zaman onlar bir antlaşma yapsalar içlerinden bir bölümü ondan çekilirler / bozup atarlar , elbette onların çoğunluğu / ekserisi iman etmiyorlar. Onlara Allah’ın yanından beraberlerindeki olanı onaylayan / tasdik eden bir Resul geldiğinde kitap verilenlerden bir bölüm ondan çekilirler, Allah’ın kitabını sanki bilmiyorlarmış gibi gerilerine / arkalarına atarlar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    De ki: “Her kim Cebrâîl’e düşman ise, bilsin ki o, Allah’ın izni ile Kur’an’ı; önceki kitapları doğrulayıcı, Müminler için de bir hidayet rehberi ve müjde verici olarak senin kalbine indirmiştir.”

    Süleyman Ateş

    De ki: "Allah'ın izniyle Kur'an'ı kendinden öncekini doğrulayıcı ve inananlara yol gösterici ve müjdeci olarak senin kalbine indirdiği için, kim Cebrail'e düşman olursa,

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    De ki "Cebrail'e kim düşmanlık ederse bilsin ki öncekileri onaylayıcı bir rehber olan ve inanıp güvenenlere müjde veren bu kitabı o, senin kalbine Allah'ın izni ile indirmiştir."

    Şaban Britch

    De ki: Cebrail’e düşman olan bilsin ki O, daha önceki kitapları doğrulayan, mü’minler için yol gösterici ve müjde olan Kur’an’ı Allah’ın izniyle senin kalbine indirmiştir.

    Şaban Piriş

    De ki: -Cebrail'e düşman olan bilsin ki O, daha önceki kitapları doğrulayan, mü'minler için yol gösterici ve müjde olan Kur'an'ı Allah'ın izniyle senin kalbine indirmiştir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    De ki: "Kim Cebrail'e - ki o, Allah'ın izniyle Kur'an'ı kendinden öncekini doğrulayıcı, insanlara yol gösterici ve müjde olarak senin kalbine indirmiştir - düşman kesilirse,

  2. Bakara suresi, 98. ayet — bütün mealleriyle aç

    Bakara suresi, 98. ayet. مَن كَانَ عَدُوًّا لِّلَّهِ وَمَلَٰٓئِكَتِهِۦ وَرُسُلِهِۦ وَجِبْرِيلَ وَمِيكَىٰلَ فَإِنَّ ٱللَّهَ عَدُوٌّ لِّلْكَٰفِرِينَ

    Diyanet İşleri

    Her kim Allah'a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail'e ve Mikail'e düşman olursa bilsin ki, Allah da inkar edenlerin düşmanıdır.

    Mehmet Okuyan

    Kim Allah'a, meleklerine, elçilerine, Cebrail'e ve Mikail'e dipnot 1 düşman olursa, (bilsin ki) Allah da kâfirlerin düşmanıdır." dipnot 2

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Cebrail vahiy getirmekle görevli elçi melektir; Mikail ise doğa olaylarıyla görevli melek olarak bilinmektedir.
    2. metne dön, dipnot 2
      Yüce Allah vahiy meleğini inkârın aslında başka şeyleri inkârı da beraberinde getirdiğini bildirmektedir. Bu çerçevede, vahiy meleğine her kim düşman olursa bilmelidir ki esasında Yüce Allah'a, onun bütün meleklerine, gönderdiği bütün peygamberlerine, ayrıca vahiy meleği Cebrail'e ve diğer melek olan Mikail'e de düşman olacaktır.

    Mustafa İslamoğlu

    Allah'a, meleklerine, Cebrail ve Mikail de dahil elçilerine düşman olan herkes unutmasın ki, elbet Allah da böylesi kafirlerin düşmanıdır.

    Muhammed Esed

    Kim ki Allah'a, O'nun meleklerine, Cebrail ve Mikail de dahil O'nun elçilerine düşmanlık besliyorsa, bilsin ki Allah da hakikati inkar eden herkese düşmanlık beslemektedir.

    Ahmed Hulusi

    Kim Allah'a (Uluhiyet hakikatine), Meleki boyuta (alemlerde Allah isimlerinin işaret ettiği anlamların açığa çıkmasına) ve Rasullerine (hakikati dillendirmeleri için irsal ettiklerine), Cibril'e (Allah ilminin inzali işlevine), Mikail'e (maddi - manevi rızkına yönlendirip erdiren kuvve) düşman olursa, muhakkak ki Allah (o) gerçeği örtenlerin düşmanıdır!

    Ali Bulaç

    Her kim Allah'a, meleklerine, elçilerine, Cibril'e ve Mikail'e düşman ise, artık şüphesiz Allah da kafirlerin düşmanıdır."

    Ali Özek ve heyeti

    Kim, Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrâil'e ve Mikâil’e düşman olursa (bilsin ki) Allah da inkârcı kâfirlerin düşmanıdır.

    Ali Rıza Safa

    Allah'a, O'nun meleklerine, O'nun elçilerine, Cibril'e ve Mikal'e kim düşmansa, kuşkusuz, Allah da nankörlük edenlerin düşmanıdır.

    Bayraktar Bayraklı

    - De ki: "Cebrail'e düşman olanlar bilsinler ki, Cebrail Kur'an'ı senin gönlüne Allah'ın izniyle indirdi. Kur'an, kendinden önce gelen kitapları doğrulayıcı, müminler için rehber ve müjdedir." Kim Allah'a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail'e ve Mikail'e düşman olursa, bilsin ki Allah da inkarcıların düşmanıdır.

    Edip Yüksel

    "Evet, ALLAH'a, meleklerine, elçilerine, Cibril'e ve Mikail'e kim düşman olursa bilsin ki ALLAH da kafirlerin düşmanıdır."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Evet, ALLAH'a, meleklerine, elçilerine, Cibril'e ve Mikal'e kim düşman olursa bilsin ki ALLAH da kafirlerin düşmanıdır.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Her kim Allah'a, Allah'ın meleklerine, Peygamberlerine, Cebrail'e ve Mikail'e düşman olursa, bilsin ki, Allah kafirlerin düşmanıdır.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    her kim Allaha ve Allahın Meleklerine ve Resullerine ve Cibrile ve Mi'kale duşman olur ise bilsin ki Allah kafirlerin duşmanıdır

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Kim Allah'a ve O'nun meleklerine, rasullerine, Cibril'e dipnot 1 , Mikal'e dipnot 2 düşman olursa; iyi bilsin ki Allah da gerçeği yalanlayan nankörlere düşmandır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Vahye: "bozulan toplumu onarmak için gönderilen vahye". (59 Haşr, 23)
    2. metne dön, dipnot 2
      Rasul'e: "Hami, koruyucu, büyük öncü, Rasulullah Muhammed'e".

    Gültekin Onan

    Her kim Tanrı'ya, meleklerine, elçilerine, Cebrail'e ve Mikail'e düşman ise Tanrı da kafirlerin düşmanıdır.

    Hasan Basri Çantay

    Kim Allaha, meleklerine, peygamberlerine, Cebraile, Mikaile düşman olursa şübhesiz Allah da o (gibi) kafirlerin düşmanıdır.

    İbni Kesir

    Kim Allah'a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail'e ve Mikail'e düşman olursa; şüphesiz ki, Allah'da kafirlerin düşmanıdır.

    Mehmet Alagaş

    (97-101) De ki Cibril’e düşman olan kimdir? O, muhakkak ki O’nu / (Kuran’ı) ellerindekini tasdikleyeni (Kuran’ı), iman edenlere kılavuz ve müjde olan ı (Kuran’ı) kalbine Allah’ın izni ile indirmiştir. Kim Allah’a, Meleklerine, Resullerine, Cibril’e ve Mikail’e düşman olursa şu kesindir ki Allah’ta kafirlere düşmandır. Kesin olan şu ki sana apaçık ayetleri indirdik onları / (ayetleri) ancak fasık olanlar inkâr eder. Her ne zaman onlar bir antlaşma yapsalar içlerinden bir bölümü ondan çekilirler / bozup atarlar , elbette onların çoğunluğu / ekserisi iman etmiyorlar. Onlara Allah’ın yanından beraberlerindeki olanı onaylayan / tasdik eden bir Resul geldiğinde kitap verilenlerden bir bölüm ondan çekilirler, Allah’ın kitabını sanki bilmiyorlarmış gibi gerilerine / arkalarına atarlar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Her kim Allah’a, meleklerine, rasûllerine, Cebrâil’e ve Mîkâil’e düşman olursa, şüphesiz Allah da o kâfirlerin düşmanıdır.

    Süleyman Ateş

    "(Evet) kim Allah'a, meleklerine, elçilere, Cebrail'e ve Mikail'e düşman olursa bilsin ki, Allah da inkar edenlerin düşmanıdır.

    Süleymaniye Vakfı

    Kim Allah'a, meleklerine, elçilerine, Cebrail'e ve Mikail'e dipnot 1 düşman olursa dipnot 2 (bilsin ki) Allah da o kafirlerin düşmanıdır. dipnot 3

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kur'an'da ve Kitab-ı Mukaddes'te bu iki melek dışında adı geçen melek yoktur. Bir kısmının da sadece görevlerinden söz edilir. Vahiy meleği Cebrail, Cibril şeklinde, Mikail de Mikal şeklinde geçer. Kitab-ı Mukaddes'te Cebrail ismi beş defa geçer. Bunlardan üçü Eski Ahit'te, ikisi Yeni Ahit'tedir. İlgili bölümlere bakıldığında Cebrail'in Allah'tan aldığı haberleri ve vahiyleri insanlara ulaştırmakla görevli olduğu anlaşılmaktadır (
      Daniel 9:21-23 — Eski Ahit, Daniel; alıntıyı aç

      Eski Ahit · Daniel 9:21

      daha dua ediyorken, önceden görümde gördüğüm adam -Cebrail- akşam sunusu saatinde hızla uçarak yanıma geldi.

      Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin

      ). İncillerde, Meryem validemize çocuk müjdesi getiren meleğin Cebrail olduğu bilgisi yer alır (
      Luka 1:19 — Yeni Ahit, Luka; alıntıyı aç

      Yeni Ahit · Luka 1:19

      Melek ona şöyle karşılık verdi: “Ben Tanrının huzurunda duran Cebrailim. Seninle konuşmak ve bu müjdeyi sana bildirmek için gönderildim.

      Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin

      ). Mikail de Kitab-ı Mukaddes'te beş defa geçer. Bunlardan üçü Eski Ahit'te (
      Daniel, 10:13 — Eski Ahit, Daniel; alıntıyı aç

      Eski Ahit · Daniel 10:13

      Pers krallığının önderi yirmi bir gün bana karşı durdu. Sonra baş önderlerden Mikail bana yardıma geldi, çünkü orada, Pers krallarının yanında alıkonulmuştum.

      Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin

      , 21; 12:1), ikisi de Yeni Ahit'te yer alır (
      Yahuda 1:9 — Yeni Ahit, Yahuda; alıntıyı aç

      Yeni Ahit · Yahuda 1:9

      Oysa Başmelek Mikail bile Musanın cesedi konusunda İblisle çekişip tartışırken, söverek onu yargılamaya kalkışmadı. Ancak, “Seni Rab azarlasın” dedi.

      Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin

      ;
      Vahiy, 12:7 — Yeni Ahit, Vahiy; alıntıyı aç

      Yeni Ahit · Vahiy 12:7

      Gökte savaş oldu. Mikaille melekleri ejderhayla savaştılar. Ejderha kendi melekleriyle birlikte karşı koydu, ama gücü yetmedi. Bu yüzden gökteki yerlerini yitirdiler.

      Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin

      ).
    2. metne dön, dipnot 2
      Bunlar, Kur'an'ın, kendilerinden olmayan birine indirilmesini çekemeyip Muhammed aleyhisselama düşmanlık eden Yahudilerdir (Bakara 2/89-90). İsa aleyhiselam döneminde de Musa'ya verilen kitaptan başkasına inanmadıklarını söyleyen ve Saduki denen Yahudiler vardı. Onlar, Musa'nın kitabında bulunmasına rağmen meleklere (Tevrat/ Yaratılış 32:1), cinlere, ruha ve yeniden dirilişe inanmazlardı (İncil /Elçilerin İşleri 23:8). Mikail ve Cebrail'in de uydurma olduğunu söylüyorlardı. Onlara Kur'an'ın indiği dönemde Karaim Yahudileri deniyordu.
    3. metne dön, dipnot 3

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Kim Allah'a, meleklerine, elçilerine, Cebrail'e ve Mikail'e düşman olursa, Allah da o kafirlere düşman olur.

    Şaban Britch

    Kim Allah’a, meleklerine, rasûllerine, Cebrail’e ve Mîkâil’e düşman olursa, şüphesiz Allah da o kâfirlerin düşmanıdır.

    Şaban Piriş

    Kim Allah'a, Meleklerine, elçilerine Cebrail'e ve Mikail'e düşman olursa, şüphesiz Allah da o kafirlerin düşmanıdır.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Kim Allah'a, O'nun meleklerine, resullerine, Cebrail'e, Mikail'e düşman kesilirse, Allah da bu tür inkarcılara düşman kesilir.

  3. Bakara suresi, 99. ayet — bütün mealleriyle aç

    Bakara suresi, 99. ayet. وَلَقَدْ أَنزَلْنَآ إِلَيْكَ ءَايَٰتٍۭ بَيِّنَٰتٍ وَمَا يَكْفُرُ بِهَآ إِلَّا ٱلْفَٰسِقُونَ

    Diyanet İşleri

    Andolsun, biz sana apaçık ayetler indirdik. Bunları ancak fasıklar inkar eder.

    Mehmet Okuyan

    Yemin olsun ki sana apaçık ayetler indirdik. Onları yoldan çıkanlardan başkası inkâr etmez.

    Mustafa İslamoğlu

    Doğrusu biz sana hakikatin apaçık belgelerini indirdik: yoldan sapmış olanlardan başkası bunları inkar edemez.

    Muhammed Esed

    Gerçekten Biz sana apaçık mesajlar indirdik ve onların gerçekliğini yoldan çıkmış olanlardan başkası inkar etmez.

    Ahmed Hulusi

    Andolsun ki biz sana apaçık deliller verdik; onları, orijindeki safiyeti (şartlanmalarıyla) bozulmuş olanlardan başkası inkar etmez.

    Ali Bulaç

    Andolsun biz sana apaçık ayetler indirdik. Bunları fasıklardan başkası inkar etmez.

    Ali Özek ve heyeti

    Andolsun ki sana apaçık âyetler indirdik. (Ey Muhammed) onları fâsıklardan başkası inkâr etmez.

    Ali Rıza Safa

    Oysa gerçek şu ki, sana, açık kanıtlı ayetler indirdik. Zaten yoldan çıkanlardan başkası Onları inkar etmez.

    Bayraktar Bayraklı

    Andolsun ki, sana apaçık ayetler indirdik. Onları fasıklardan başka kimse inkar etmez.

    Edip Yüksel

    Sana apaçık ayetler indirdik. Yoldan çıkmış olanlardan başkası onları inkar etmez.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Sana apaçık ayetler indirmekteyiz. Yoldan çıkmış olanlardan başkası onları inkar etmez.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Andolsun ki, sana çok açık ayetler; Parlak mucizeler indirdik. Öyle ki iman sahasından uzaklaşmış fasıklardan başkası onları inkar etmez.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Şanım hakkı için sana çok açık ayetler: parlak mu'cizeler indirdik öyle ki iman sahasından uzaklaşmış fasıklardan başkası onlara kafirlik etmez

    Erhan Aktaş

    Ant olsun Biz, sana apaçık ayetler indirdik. Ancak, onları, fasık dipnot 1 olanlar kafirlik dipnot 2 eder.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Günaha sapan. Günahta ısrar eden. Vahyin belirlediği sınırların dışına çıkan; iyi, doğru, güzel ve temiz şeylerden uzak kalan. İnandığı halde, yaşantı olarak Kafir olan.
    2. metne dön, dipnot 2
      Bkz. 2:88. ayetin dipnotu.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ant olsun Biz, sana apaçık ayetler indirdik. Ancak, onları, fasık dipnot 1 olanlar Küfr dipnot 2 eder.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Vahyin belirlediği sınırların dışına çıkan; iyi, doğru, güzel ve temiz şeylerden uzak kalan. İnanç olarak inanan, amal olarak kafir olan.
    2. metne dön, dipnot 2
      Bkz. 2:88

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ant olsun, Biz, sana apaçık ayetler indirdik. Ancak, onları, fasık olanlar inkar ederler.

    Gültekin Onan

    Andolsun sana apaçık ayetler indirdik. Fasıklardan başkası bunlara küfretmez.

    Hasan Basri Çantay

    Andolsun, biz sana apaçık ayetler indirdik. Onları faasıklardan başkası inkar etmez.

    İbni Kesir

    And olsun ki; biz sana apaçık ayetler indirdik. Onları fasıklardan başkası inkar etmez.

    Mehmet Alagaş

    (97-101) De ki Cibril’e düşman olan kimdir? O, muhakkak ki O’nu / (Kuran’ı) ellerindekini tasdikleyeni (Kuran’ı), iman edenlere kılavuz ve müjde olan ı (Kuran’ı) kalbine Allah’ın izni ile indirmiştir. Kim Allah’a, Meleklerine, Resullerine, Cibril’e ve Mikail’e düşman olursa şu kesindir ki Allah’ta kafirlere düşmandır. Kesin olan şu ki sana apaçık ayetleri indirdik onları / (ayetleri) ancak fasık olanlar inkâr eder. Her ne zaman onlar bir antlaşma yapsalar içlerinden bir bölümü ondan çekilirler / bozup atarlar , elbette onların çoğunluğu / ekserisi iman etmiyorlar. Onlara Allah’ın yanından beraberlerindeki olanı onaylayan / tasdik eden bir Resul geldiğinde kitap verilenlerden bir bölüm ondan çekilirler, Allah’ın kitabını sanki bilmiyorlarmış gibi gerilerine / arkalarına atarlar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Andolsun biz, sana apaçık ayetler indirdik. Onları fasıklardan başkası inkâr etmez.

    Süleyman Ateş

    Andolsun, sana apaçık ayetler indirdik, onları yoldan çıkmışlardan başkası inkar etmez.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Sana, birbirini açıklayan ayetler dipnot 1 indirdik. Yoldan çıkmışlar dışında hiç kimse onları görmezlik edemez.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kur'an ayetleri, birbirini açıklar. Allah Teala şöyle demiştir: "Elif, Lam, Ra. Bu, ayetleri muhkem kılınmış ve hakim olan, her şeyin iç yüzünü bilen Allah tarafından açıklanmış bir kitaptır." (Hud 11/1) Muhkem, bir konuda özet hüküm bildiren ayettir. Muhkem, kendisiyle benzeşen yani müteşabih olan ayetlerle açıklanmıştır.

    Şaban Britch

    Andolsun biz, sana apaçık ayetler indirdik. Onları fasıklardan başkası inkar etmez.

    Şaban Piriş

    Andolsun biz, sana apaçık ayetler indirdik. Onları fasıklardan başkası inkar etmez.

    Yaşar Nuri Öztürk

    And olsun, biz sana açık-seçik ayetler indirdik. Onları, pislik ve sapıklığa bulaşmış olanlardan başkası inkar etmez.

  4. Bakara suresi, 100. ayet — bütün mealleriyle aç

    Bakara suresi, 100. ayet. أَوَكُلَّمَا عَٰهَدُوا۟ عَهْدًا نَّبَذَهُۥ فَرِيقٌ مِّنْهُم بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

    Diyanet İşleri

    Onlar ne zaman bir antlaşma yaptılarsa, içlerinden birtakımı o antlaşmayı bozmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmez.

    Mehmet Okuyan

    Ne zaman onlar (Allah'a) bir söz vermişlerse, içlerinden bir grup onu bozmadı mı? Gerçekte onların çoğu iman etmez.

    Mustafa İslamoğlu

    Ne yani, her söz verişlerinde onlardan bir kısmı bu sözden dönmedi mi? Maalesef onların çoğu güven duygusundan yoksun kalmışlardır.

    Muhammed Esed

    Ne zaman (Allah'a) söz verdilerse bazıları sözlerini (çiğneyip) bir kenara atmadı mı? Gerçek şu ki, aslında onların çoğu inanmıyor.

    Ahmed Hulusi

    Bir sözleşmeyle anlaşma yaptıkları her defasında, içlerinden bir grup onu bozup atmadı mı! Hayır, onların çoğunluğu iman etmezler!

    Ali Bulaç

    Ne zaman bir ahidde bulundularsa, içlerinden bir bölümü onu bozmadı mı? Hayır, onların çoğu iman etmezler.

    Ali Özek ve heyeti

    Ne zaman onlar bir antlaşma yaptılarsa, yine kendilerinden bir grup onu bozmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmez.

    Ali Rıza Safa

    Söz verdikleri zaman, onların arasından bir küme, tümünde, o sözü bozup atmadılar mı? Hayır, onların çoğu inanmaz.

    Bayraktar Bayraklı

    Ne zaman, onlar bir antlaşma yaptılarsa, yine kendilerinden bir grup onu bozmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmez.

    Edip Yüksel

    Her ne zaman bir anlaşma yaptılarsa onlardan bir grup onu bozup atmadı mı? Zaten onların çoğu gerçeği onaylamaz.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Her ne zaman bir anlaşma yaptılarsa onlardan bir grup onu bozup atmadı mı? Zaten onların çoğu inanmaz.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    O fasıklar, hem bunları tanımayacaklar, hem de ne zaman bir antlaşma yapsalar her defasında mutlaka içlerinden bir zümre onu bozup atıverecek öyle mi? Hatta az bir zümre değil, onların çoğu antlaşma tanımaz imansızlardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    ya o fasıklar hem bunları tanımıyacaklar hem de ne zaman bir ahd üzerine muahede yapsalar her def'asında mutlaka içlerinden bir güruh onu bozup atıverecek öyle mi? hatta az bir güruh değil ekserisi ahd tanımaz imansızlar

    Erhan Aktaş

    Onlar, ne zaman bir söz verdilerse, içlerinden bir grup onu bozmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmiyorlar.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onlar, ne zaman bir söz verdilerse, içlerinden bir grup onu bozmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmiyorlar.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onlar, ne zaman bir söz verdilerse, içlerinden bir zümre onu bozmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmiyorlar.

    Gültekin Onan

    Ne zaman bir ahidde bulundularsa, onların bir bölümü (feriykun) onu bozmadı mı? Zaten onların çoğu inanmış değildir.

    Hasan Basri Çantay

    Onlar ne zaman bir ahid ile bağlandılarsa içlerinden bir güruh onu bozub atıvermedi mi? Hayır, (bir güruh değil), onların çoğu (ahid tanımazlar), iman etmezler.

    İbni Kesir

    Onlar, ne zaman bir ahidle bağlandılarsa içlerinden bir güruh onu bozup atmadı mı? Hayır, onların bir çoğu iman etmezler.

    Mehmet Alagaş

    (97-101) De ki Cibril’e düşman olan kimdir? O, muhakkak ki O’nu / (Kuran’ı) ellerindekini tasdikleyeni (Kuran’ı), iman edenlere kılavuz ve müjde olan ı (Kuran’ı) kalbine Allah’ın izni ile indirmiştir. Kim Allah’a, Meleklerine, Resullerine, Cibril’e ve Mikail’e düşman olursa şu kesindir ki Allah’ta kafirlere düşmandır. Kesin olan şu ki sana apaçık ayetleri indirdik onları / (ayetleri) ancak fasık olanlar inkâr eder. Her ne zaman onlar bir antlaşma yapsalar içlerinden bir bölümü ondan çekilirler / bozup atarlar , elbette onların çoğunluğu / ekserisi iman etmiyorlar. Onlara Allah’ın yanından beraberlerindeki olanı onaylayan / tasdik eden bir Resul geldiğinde kitap verilenlerden bir bölüm ondan çekilirler, Allah’ın kitabını sanki bilmiyorlarmış gibi gerilerine / arkalarına atarlar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onlar ne zaman bir söz vermişlerse, içlerinden bir grup bu sözü bozup atmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmezler.

    Süleyman Ateş

    Ne zaman bir ahit (andlaşma) yaptılarsa, onlardan bir grup o ahdi bozup atmadı mı? Zaten çokları inanmazlar.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bunlar ne zaman bir anlaşma yapsalar, içlerinden birtakımı yükümlülüklerini üstünden atar; değil mi? Aslında bunların çoğu güveni kötüye kullanır. dipnot 1

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Burada if'al babının hemzesine izale anlamı verilmiştir.

    Şaban Britch

    Onlar ne zaman bir söz vermişlerse, içlerinden bir grup bu sözü bozup atmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmezler.

    Şaban Piriş

    Onlar ne zaman bir söz vermişlerse, içlerinden bir grup bu sözü bozup atmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmezler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Bir ahitle söz verdikleri her seferinde, içlerinden bir fırka ahdi kaldırıp atmadı mı? Doğrusu şu ki, onların çokları iman etmezler.

  5. Bakara suresi, 101. ayet — bütün mealleriyle aç

    Bakara suresi, 101. ayet. وَلَمَّا جَآءَهُمْ رَسُولٌ مِّنْ عِندِ ٱللَّهِ مُصَدِّقٌ لِّمَا مَعَهُمْ نَبَذَ فَرِيقٌ مِّنَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ كِتَٰبَ ٱللَّهِ وَرَآءَ ظُهُورِهِمْ كَأَنَّهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

    Diyanet İşleri

    Onlara, Allah katından ellerinde bulunan Kitab'ı (Tevrat'ı) doğrulayıcı bir peygamber gelince, kendilerine kitap verilenlerden bir kısmı, sanki bilmiyorlarmış gibi Allah'ın Kitab'ını (Tevrat'ı) arkalarına attılar.

    Mehmet Okuyan

    Allah tarafından kendilerine, beraberlerindekini doğrulayıcı bir elçi gelince, kitap ehlinden bir grup, sanki Allah'ın kitabını bilmiyormuş gibi onu arkalarına attılar. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesaj: Al-i İmrân 3:187.

    Mustafa İslamoğlu

    Onlara Allah katından ellerindeki hakikati doğrulayan bir elçi gelince, kendilerine kitap verilenlerden bir kısmı, sanki gerçeği bilmiyorlarmış gibi Allah'ın kitabına sırt döndüler;

    Muhammed Esed

    Ve(şimdi bile), ne zaman Allah'tan onlara halen sahip oldukları hakikati tasdik eden bir elçi gelse, kendilerini önceki çağlarda vahyedilen kelama bağlı sayanlardan bazısı, (O'nun dediklerinin) farkında değillermiş gibi ilahi kelama sırtlarını dönerler.

    Ahmed Hulusi

    Kendilerine Kitap (bilgi) verilenlerden bir grup, beraberlerinde olanı tasdik eden Allah indinden bir Rasul gelince (Yahudi olmadığı için), Kitabullahı (Hakikat bilgisini ve Sünnetullah'ı) arkalarına attılar, işin hakikatini bilmiyormuşçasına.

    Ali Bulaç

    Ne zaman onlara Allah katından yanlarındakini doğrulayan bir elçi gelse, kitap verilenlerden bir takımı, sanki bilmiyorlarmış gibi Allah'ın Kitabını arkalarına attılar.

    Ali Özek ve heyeti

    Allah tarafından kendilerine, yanlarında bulunanı tasdik edici bir elçi gelince ehli kitaptan bir grup, sanki Allah'ın kitabını bilmiyormuş gibi onu arkalarına atıp terkettiler.

    Ali Rıza Safa

    Yanlarında olanı doğrulayan bir elçi, Allah'ın katından onlara geldiğinde, kitap verilenler arasından bir küme, sözde bilmiyorlarmış gibi, Allah'ın Kitabı'nı arkalarına attılar.

    Bayraktar Bayraklı

    Onlara, yanlarındaki kitabı doğrulayan peygamber geldiği zaman, kendilerine kitap verilenlerden bir grup, güya hakikati bilmiyorlarmış gibi, Allah'ın kitabını arkalarına atarak ondan yüz çevirmişlerdi.

    Edip Yüksel

    Yanlarındakini doğrulayan bir elçi ALLAH tarafından görevli olarak kendilerine gelince, kitap verilenlerin bazısı, ALLAH'ın kitabını sırtlarının ardına attı. Bilmezlermiş gibi...

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Yanlarındakini doğrulayan bir elçi ALLAH tarafından görevli olarak kendilerine gelince, kitap verilenlerin bazısı, ALLAH'ın kitabını sırtlarının ardına attı. Bilmezlermiş gibi...

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Onlara Allah tarafından yanlarındaki kitabı doğrulayıcı bir peygamber gelince, daha önce kendilerine kitap verilenlerden bir kısmı, sanki gerçeği bilmiyorlarmış gibi Allah'ın kitabını arkalarına attılar.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    hem Allah tarafından onlara beraberlerindekini tasdikleyici bir Peygamber gelince, eski kitab verilenlerden bir kısmı Allahın kitabını, omuzlarının arkasına attılar sanki bilmiyorlarmış gibi de

    Erhan Aktaş

    Ne zaman onlara, Allah'tan, yanlarındakini tasdik edici bir elçi gelse, Kitap Ehli'nden bir grup, sanki hiç haberleri yokmuş gibi, elçinin getirdiğine sırt çevirirler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ne zaman onlara, Allah'tan, yanlarındakini tasdik edici bir elçi gelse, Kitap Ehli'nden bir grup, sanki hiç haberleri yokmuş gibi, elçinin getirdiğine sırt çevirirler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ne zaman onlara, Allah'tan, yanlarındakini tasdik edici bir elçi gelse, Kitap Ehli'nden bir grup, sanki hiç haberleri yokmuş gibi, elçinin getirdiğine sırt çevirirler.

    Gültekin Onan

    Ne zaman onlara Tanrı katından yanlarındakini doğrulayan bir elçi gelse, kitap verilenlerin bir bölümü (feriykun), sanki bilmiyorlarmış gibi Tanrı'nın kitabını arkalarına (keennehüm) attılar.

    Hasan Basri Çantay

    Onlara ne zaman Allah katından nezdlerindeki (Kitabı) tasdik edici (ve doğrultucu) bir peygamber geldiyse kendilerine Kitab verilen (o kimse) lerden bir güruh sanki onlar (hakıykati) bilmiyorlarmış gibi Allahın Kitabını sırtlarının arkasına atmış (ondan yüz çevirmişidir.

    İbni Kesir

    Onlara, ne zaman Allah tarafından yanlarındaki kitabı tasdik edici bir peygamber geldiyse, kendilerine kitab verilenlerden bir güruh, sanki bilmiyormuş gibi, Allah'ın kitabını arkalarına atıverdi.

    Mehmet Alagaş

    (97-101) De ki Cibril’e düşman olan kimdir? O, muhakkak ki O’nu / (Kuran’ı) ellerindekini tasdikleyeni (Kuran’ı), iman edenlere kılavuz ve müjde olan ı (Kuran’ı) kalbine Allah’ın izni ile indirmiştir. Kim Allah’a, Meleklerine, Resullerine, Cibril’e ve Mikail’e düşman olursa şu kesindir ki Allah’ta kafirlere düşmandır. Kesin olan şu ki sana apaçık ayetleri indirdik onları / (ayetleri) ancak fasık olanlar inkâr eder. Her ne zaman onlar bir antlaşma yapsalar içlerinden bir bölümü ondan çekilirler / bozup atarlar , elbette onların çoğunluğu / ekserisi iman etmiyorlar. Onlara Allah’ın yanından beraberlerindeki olanı onaylayan / tasdik eden bir Resul geldiğinde kitap verilenlerden bir bölüm ondan çekilirler, Allah’ın kitabını sanki bilmiyorlarmış gibi gerilerine / arkalarına atarlar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onlara ne zaman ellerinde bulunanı (Tevrat'ı) tasdik eden bir rasûl gelse kendilerine kitap verilenlerden bir grup, sanki Allah’ın kitabını bilmiyorlarmış gibi arkalarına attılar.

    Süleyman Ateş

    Allah tarafından kendilerine, yanlarında bulunanı doğrulayıcı bir elçi gelince, Kitap verilmiş olanlardan bir grup, Allah'ın Kitabını sanki bilmiyorlarmış gibi, sırtlarının arkasına attılar.

    Süleymaniye Vakfı

    Allah katından, yanlarında olanı tasdik eden bir resul dipnot 1 gelince, kitap verilenlerden bir kısmı Allah'ın kitabını, sanki hiç bilmiyorlarmış gibi sırtlarının arkasına attılar.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ayette geçen Resul (رسول), Kur'an'dır. Çünkü ayetin devamı, onların kulak ardı ettikleri 'resul'ün, Allah'ın kitabı olduğunu açıkça ifade etmektedir. Zaten resul, hem birine gönderilen söz hem de o sözü ileten elçi anlamındadır (Müfredat). Bu ayetteki "yanlarında olanı tasdik eden bir resul" ifadesinin bir benzeri Al-i İmran 3/81'de "yanınızda olanı tasdik eden bir resul" şeklinde geçer. Bu benzerlik, o ayette geçen resul kelimesinin de kitap anlamında olduğunun delilidir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Allah katından, yanlarındakini (Tevrat'ı) onaylayan bir Kitap dipnot 1 gelince, Kitap verilenlerden bir kısmı Allah'ın bu Kitabını, sanki hiç bilmiyorlarmış gibi kulak ardı ettiler.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ayette geçen Resul (رسول), hem bilgi hem de bilgiyi ileten elçi anlamındadır (Müfredat). Bilgi, elçiden önemli olduğundan Allah Teala şöyle demiştir: "Muhammed sadece elçidir. Ondan önce de elçiler geldi. O ölse veya öldürülse, gerisin geri mi döneceksiniz?" (Al-i İmran 3/144) Elçimiz Muhammed'in, Allah'tan getirdiği bilgiler Kur'an'da toplandığından artık bizim için Resul, Kur'an'dır. Bu yüzden resul kelimesine, yerine göre Allah'ın Kitab'ı anlamını vereceğiz.

    Şaban Britch

    Onlara ne zaman yanlarında olanı tasdik eden bir rasûl gelse kendilerine kitap verilenlerden bir grup sanki Allah’ın kitabını bilmiyorlarmış gibi arkalarına atarlar.

    Şaban Piriş

    Onlara ne zaman yanlarında olanı tasdik eden bir elçi gelse kendilerine kitap verilenlerden bir grup sanki Allah'ın kitabını bilmiyorlarmış gibi arkalarına atarlar.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Allah katından kendilerine, ellerinde bulunanı tasdikleyici bir resul geldiğinde, kitap verilenlerden bir fırka, Allah'ın Kitabı'nı hiç bilmiyorlarmış gibi kaldırıp arkalarına attılar.

  6. Bakara suresi, 102. ayet — bütün mealleriyle aç

    Bakara suresi, 102. ayet. وَٱتَّبَعُوا۟ مَا تَتْلُوا۟ ٱلشَّيَٰطِينُ عَلَىٰ مُلْكِ سُلَيْمَٰنَ وَمَا كَفَرَ سُلَيْمَٰنُ وَلَٰكِنَّ ٱلشَّيَٰطِينَ كَفَرُوا۟ يُعَلِّمُونَ ٱلنَّاسَ ٱلسِّحْرَ وَمَآ أُنزِلَ عَلَى ٱلْمَلَكَيْنِ بِبَابِلَ هَٰرُوتَ وَمَٰرُوتَ وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنْ أَحَدٍ حَتَّىٰ يَقُولَآ إِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌ فَلَا تَكْفُرْ فَيَتَعَلَّمُونَ مِنْهُمَا مَا يُفَرِّقُونَ بِهِۦ بَيْنَ ٱلْمَرْءِ وَزَوْجِهِۦ وَمَا هُم بِضَآرِّينَ بِهِۦ مِنْ أَحَدٍ إِلَّا بِإِذْنِ ٱللَّهِ وَيَتَعَلَّمُونَ مَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنفَعُهُمْ وَلَقَدْ عَلِمُوا۟ لَمَنِ ٱشْتَرَىٰهُ مَا لَهُۥ فِى ٱلْـَٔاخِرَةِ مِنْ خَلَٰقٍ وَلَبِئْسَ مَا شَرَوْا۟ بِهِۦٓ أَنفُسَهُمْ لَوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ

    Diyanet İşleri

    "Süleyman'ın hükümranlığı hakkında şeytanların (ve şeytan tıynetli insanların) uydurdukları yalanların ardına düştüler. Oysa Süleyman (büyü yaparak) küfre girmedi. Fakat şeytanlar, insanlara sihri ve (özellikle de) Babil'deki Harut ve Marut adlı iki meleğe ilham edilen (sihr)i öğretmek suretiyle küfre girdiler. Halbuki o iki melek, "Biz ancak imtihan için gönderilmiş birer meleğiz. (Sihri caiz görüp de) sakın küfre girme" demedikçe, kimseye (sihir) öğretmiyorlardı. Böylece (insanlar) onlardan kişi ile karısını birbirinden ayıracakları sihri öğreniyorlardı. Halbuki onlar, Allah'ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. (Onlar böyle yaparak) kendilerine zarar veren, fayda getirmeyen şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun, onu satın alanın ahirette bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bilselerdi!

    Mehmet Okuyan

    Onlar, Süleyman'ın hükümdarlığı hakkında şeytanların (uydurup) söylediklerine uymuşlardı. (Oysa) Süleyman, (büyü yapıp) kâfir olmamıştı. Ancak şeytan (ruhlu insan)lar kâfir olmuşlardı. (Çünkü) onlar, insanlara büyü ve Babil'de Harut ile Marut isimli iki hükümdara dipnot 1 indirileni öğretiyorlardı. (O iki hükümdar): "Biz sadece bir imtihanız; sakın kâfir olmayın!" demeden kimseye (bir şey) öğretmezlerdi. Onlar, o ikisinden (Harut ile Marut'tan), kişi ile eşinin arasını açacak şeyleri öğreniyorlardı. Oysa onlar (büyücüler), Allah'ın izni olmadan kimseye zarar veremezler(di). Onlar ise, kendilerine zarar veren ve yarar sağlamayan şeyleri öğreniyorlardı. Yemin olsun ki (büyüyü) satın alanların ahiretten payı olmadığını çok iyi bilmektelerdi. Karşılığında kendilerini sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bunu bilselerdi!

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Buradaki kelimeyi [melekeyni] (iki melek) şeklinde okuyunca mesajın anlaşılması çok zorlaşmakta, hatta imkânsızlaşmaktadır. Yahudi hahamlarının Babil sürgününde öğrendikleri Harut ve Marut masalı (cezalı iki meleğin büyü yapmayı öğretmesi), Hz. Süleyman'a iftiraları ve büyüyü meşru görmeleri, bunu da Allah'a ve elçilerine yakıştırmaları ayette anlatılıp eleştirilmektedir. Yani ayette bahsedilen konular, yahudi inanışıdır. Aksi durumda -haşa- "Allah ayetin başında büyüye onay vermiş, sonrasında ise büyüyle uğraşanları azapla tehdit etmiştir" çelişkisi doğacaktır. Zira, Hasan Basri gibi âlimler de ayetin okunuşunun [melikeyni] (iki hükümdar) olduğunu söylemek durumunda kalmıştır.

    Mustafa İslamoğlu

    ve onlar tutup Süleyman'ın yöntemi sırasında (o dönemin) şeytanlarının uydurduğu yalan ve desiselerin peşine takıldılar. Oysa ki Süleyman küfre sapıp nankörlük yapmadı, aksine o(na düzen kuran) şeytanlar küfre sapıp nankörlük yaptılar: insanlara sihri öğrettiler. Yine (Medine Yahudileri) Babilli iki güç sahibine; Harut ve Marut'a verileni izlediklerini (iddia ettiler). Oysa o ikisi "Baksanıza biz (Babil esaretiyle) sınanmaktayız, sakın küfre sapma(yın)!" demedikçe hiç kimseye bir şey öğretmiyorlardı. Fakat (Babil'deki düzenbazlar) bu ikiliden kişi ile eşinin arasını açacak şeyler öğreniyorlardı. Ne var ki o (Babilli düzenbazlar), Allah'ın izni olmadan hiç kimseye zarar veremezlerdi; ama yine de zarar verip yarar sağlamayan şeyler öğreniyorlardı. Doğrusu onlar, bu türden bir alışverişe giren kimsenin ahirette eli boş kalacağını çok iyi biliyorlardı. Kişiliklerini sattıkları şey ne fenadır; keşke bunu olsun bilebilselerdi.

    Muhammed Esed

    Ve (onun yerine) Süleyman'ın hükümdarlığı sırasında şeytanca niyetler taşıyan kimselerin telkin ede geldiklerine uyarlar. Hakikati inkar eden Süleyman değildi, ama o şeytanca niyetler taşıyan kişiler halka sihir öğreterek hakikati inkar ettiler; -ve onlar, Babil'deki iki melek Harut ve Marut vasıtasıyla ihdas edilene (uyarlar)- gerçi bu ikili, öncelikle, "Biz sadece ayartıcılar; sakın (Allah'ın vahyettiği) hakikati inkara yeltenmeyin!" şeklinde uyarıda bulunmadan hiç kimseye onu öğretmediler. Ve onlar, bu ikiliden, karı koca arasında nasıl huzursuzluk çıkarılacağını öğreniyorlardır; ancak Allah'ın izni olmadan onunla hiç kimseye zarar veremedikleri gibi sadece kendilerine zarar veren ve hiç faydası olmayan bir bilgi ediniyorlardı; oysa onlar, bu (bilgiyi) edinenin ahiret hayatının güzelliğinden nasipsiz kalacağını biliyorlardı. Doğrusu, karşılığında ruhlarını sattıkları o (sanat) ne kötüdür, keşke bunu bilselerdi!

    Ahmed Hulusi

    Bunlar Süleyman'ın (hakikatinin oluşturduğu) mülkü (tasarruf ettikleri) hakkında da (inkara gidip), şeytanlara (vehmi tahrik ederek saptıranlara) tabi oldular. Süleyman kafir olmamıştır (hakikatinden perdelenmemiştir). Lakin o şeytanlar (vehimlerine tabi olanlar) kafir olmuştur (hakikati inkar ederek); zira, insanlara sihirbazlık ve Babil'deki iki meleğe (Melik'e) inzal olanı öğretirlerdi. Oysa: "Biz imtihan vesilesiyiz; sakın hakikatinizdekini örterek (dış kuvvetlere başvurmak suretiyle sihir yapıp) kafir olmayın (hakikatinizdeki kuvveleri inkar etmeyin)" demedikçe kimseye bir şey öğretmezlerdi. Onlar karı-kocayı birbirinden ayıracak şeyleri öğretiyorlardı. Onlar Allah'ın izni olmadıkça hiç kimseye zarar veremezler. Onlar kendilerine faydası olmayıp aksine zarar vereni öğreniyorlardı. Andolsun ki, onu (sihri) satın alanların sonsuz gelecekte hiçbir nasibi olmayacaktır. Nefslerinin hakikatini ne kadar kötü bir şeye sattıklarını bir bilselerdi!

    Ali Bulaç

    Ve onlar, Süleyman'ın mülkü (nübüvveti) hakkında şeytanların anlattıklarına uydular. Süleyman inkar etmedi; ancak şeytanlar inkar etti. Onlar, insanlara sihri ve Babil'deki iki meleğe Harut'a ve Marut'a indirileni öğretiyorlardı. Oysa o ikisi: "Biz, yalnızca bir fitneyiz, sakın inkar etme" demedikçe hiç kimseye (bir şey) öğretmezlerdi. Fakat onlardan erkekle karısının arasını açan şeyi öğreniyorlardı. Oysa onunla Allah'ın izni olmadıkça hiç kimseye zarar veremezlerdi. Buna rağmen kendilerine zarar verecek ve yarar sağlamayacak şeyi öğreniyorlardı. Andolsun onlar, bunu satın alanın, ahiretten hiç bir payı olmadığını bildiler; kendi nefislerini karşılığında sattıkları şey ne kötü; bir bilselerdi.

    Ali Özek ve heyeti

    Süleymân'ın hükümranlığı hakkında onlar, şeytanların uydurup söylediklerine tâbi oldular. Halbuki Süleymân (büyü yapıp) kâfir olmadı. Lâkin şeytanlar, sihri ve Bâbil'deki Hârût ve Mârût adlı iki meleğe indirilen şeyleri insanlara öğreterek kâfir oldular. Halbuki o iki melek, herkese: «Biz ancak imtihan için gönderildik, sakın yanlış inanıp da kâfir olmayasınız», demeden hiç kimseye (sihir ilmini) öğretmezlerdi. Onlar, o iki melekten, kişi ile karısının arasını açacak şeyleri öğreniyorlardı. Oysa onlar, Allah’ın izni olmadan hiç kimseye zarar veremezler. Onlar, kendilerine fayda vereni değil de zarar vereni öğrenirler. onlar sihri satın alanların âhirette nasibi olmadığını çok iyi bilmektedirler. Karşılığında kendilerini sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bunu anlasalardı!

    Ali Rıza Safa

    Süleyman'ın yönetimi hakkında, şeytanların anlattığına uydular. Süleyman, nankörlük etmemişti. Fakat şeytanlar nankörlük ettiler. Büyü yapmayı ve Babil'deki Harut ve Marut isimli iki meleğe indirileni insanlara öğretiyorlardı. Zaten o ikisi, "Biz, yalnızca sınama aracıyız; sakın nankörlük etmeyin!" demeden hiç kimseye öğretmezlerdi. Böylece, erkeği ve eşini onunla ayırmayı, o ikisinden öğreniyorlardı. Oysa Allah'ın izni olmadıkça, hiç kimseye onunla dokunca veremezlerdi. Kendilerine dokunca veren ve yararı olmayan bir şey öğreniyorlardı. Gerçek şu ki, onu satın alan kimsenin, sonsuz yaşamda bir payı olmadığını da biliyorlardı. Benliklerini ne kötü bir şeye sattılar; keşke bilselerdi!

    Bayraktar Bayraklı

    Kitap ehli, Süleyman'ın hükümranlığı hakkında şeytanların vesvesesine uydular. Oysa Süleyman büyü yapıp kafir olmadı. Fakat şeytanlar kafir oldular;çünkü insanlara sihri ve Babil'deki Harut ve Marut isimli iki meleğe indirileni öğretiyorlardı. Halbuki bu iki melek, "Biz sadece imtihan için gönderildik, sakın yanlışa inanıp da kafir olmayasınız" demeden hiç kimseye sihir öğretmezlerdi. Onlar, bu iki melekten, karı ile kocanın arasını açacak şeyleri öğreniyorlardı. Oysa büyücüler, Allah'ın izni olmadan kimseye zarar veremezler. Onlar, kendilerine faydalı olanı değil, zararlı olanı öğrenirler. Büyüye başvuranların ahiretten nasiplerinin olmayacağını iyi bilmektedirler. Kendilerini sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bunu bilselerdi!

    Edip Yüksel

    Süleyman'ın otoritesi hakkında sapkınların anlattığına uydular. Oysa Süleyman inkar etmedi; halka büyücülüğü ve Babil'de Harut ve Marut adlı iki meleğe indirileni öğreten sapkınlar inkar etmişti. Bu ikisi: "Bu bir sınavdır, nankör olmayın!" demeden kimseye onu öğretmezlerdi. Fakat o ikisinden öğrendiklerini, koca ile karısının arasını açmak için kullandılar. Oysa ALLAH'ın izni olmadan onlar hiç kimseye bir zarar veremezdi. Kendilerine yarar vereni değil, zarar vereni öğreniyorlardı. Üstelik, ona müşteri olanların ahirette bir payı olmadığını da iyi biliyorlardı. Karşılığında kişiliklerini sattıkları şey ne kötü. Bir bilselerdi! dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Büyücülüğün gerçek niteliği için bak 7:116-117.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Süleyman'ın otoritesi hakkında şeytanların anlattığına uydular. Oysa Süleyman inkar etmedi; halka büyücülüğü ve Babil'de Harut ve Marut adlı iki meleğe indirileni öğreten şeytanlar inkar etmişti. Bu ikisi: 'Bu bir sınavdır, (bu bilgiyi kötüye kullanıp) nankör olmayın!,' demedikçe kimseye onu öğretmezlerdi. Fakat o ikisinden öğrendiklerini, koca ile karısının arasını açmak için kullandılar. Oysa ALLAH'ın izni olmadan onlar hiç kimseye bir zarar veremezdi. Kendilerine yarar vereni değil, zarar vereni öğreniyorlardı. Üstelik, ona müşteri olanların ahirette bir payı olmadığını da iyi biliyorlardı. Karşılığında kişiliklerini sattıkları şey ne kötü. Bir bilselerdi!

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Tuttular Süleyman'ın mülküne dair şeytanların uydurup izledikleri şeylerin ardına düştüler. Oysa, Süleyman kafir olmadı, ama o şeytanlar kafir oldular; İnsanlara büyücülük ve Babil'de Harut, Marut adında iki meleğe indirilen şeyleri öğretiyorlardı. Halbuki o ikisi: "Biz ancak bir imtihan için gönderildik, sakın sihir yapıp kafir olma!" demedikçe bir kimseye büyü öğretmezlerdi. İşte bunlardan karı-koca arasını ayıran şeyler öğreniyorlardı. Fakat Allah'ın izni olmadıkça bununla kimseye zarar veremezlerdi. Kendilerine zarar verecek ve faydası olmayacak bir şey öğreniyorlardı. Andolsun ki, onu her kim satın alırsa, onun ahirette bir nasibi olmadığını da çok iyi biliyorlardı. Keşke kendilerini ne kötü şey karşılığında sattıklarını bilselerdi!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    tuttular Süleyman mülküne dair Şeytanların uydurup takib etdikleri şeylerin ardına düştüler, halbuki Süleyman küfretmedi ve lakin o şeytanlar küfr ettiler, nasa sihir ta'lim ediyorlar ve Babilde Harut Marut iki melek üzerine indirilen şeyleri öğretiyorlardı, halbuki o ikisi "biz ancak bir imtihan için gönderildik sakın sihir yapmayı tecviz edib de kafir olma" demedikce bir kimseye öğretmezlerdi, işte bunlardan kişi ile zevcesinin arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı, fakat Allahın izni olmadıkça bununla kimseye zarar verebilir değillerdi, kendilerine zarar verecek, menfaati olmıyacak bir şey öğreniyorlardı, kasem olsun onu her kim satın alsa her halde onun Ahırette bir nasibi yok, bunu muhakkak bilmişlerdi amma canlarını sattıkları o şey ne çirkin bir şeydi onu bilselerdi

    Erhan Aktaş

    Ve onlar, Süleyman'ın sahip olduğu güç konusunda şeytanların dipnot 1 uydurdukları şeylere uydular. Oysa Süleyman gerçeğe aykırı bir şey dipnot 2 yapmadı. Ancak insanlara büyü yapmayı öğreten şeytanlar dipnot 3 gerçeği gizliyordu; Babil'deki iki melike dipnot 4 ; Harut ve Marut'a bir şey indirilmiş değildi. Hatta bu iki melik: "Biz fitneyiz, sakın kafir olma!" demedikçe, hiç kimseye bir şey öğretmiyorlardı. Fakat onlar, o ikisinden karı ile kocanın arasını açacak şeyler öğrenmeye çalışıyorlardı. Ancak, Allah'ın izni olmadıkça bu şeyle hiç kimseye zarar veremezler. Onlar, kendilerine bir faydası olmayan, sadece zarar verecek şeyleri öğreniyorlardı. Halbuki onlar, büyü ile uğraşanların ahirette bir nasiplerinin olmayacağını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür. Keşke bilselerdi.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Toplumu saptıranların/saptırıcıların (Bkz. 2:36. ayetin 1. dipnotu).
    2. metne dön, dipnot 2
      Sihir.
    3. metne dön, dipnot 3
      Saptırıcılar.
    4. metne dön, dipnot 4
      Diğer bir kıraata/okuyuşa göre "melek" yerine "melik" denmektedir. Ve bu okuyuşa göre anlam şöyle olmaktadır: "Babil'deki toplum üzerinde etkisi ve gücü olan iki söz sahibi/imtiyazlı şahsiyete, Harut ve Marut'a bir şey indirilmiş değildi."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ve onlar, Süleyman'ın sahip olduğu güç konusunda şeytanların dipnot 1 uydurdukları şeylere uydular. Oysa Süleyman gerçeğe aykırı bir şey dipnot 2 yapmadı. Ancak insanlara büyü yapmayı öğreten şeytanlar dipnot 3 gerçeği gizliyordu; Babil'deki iki meleğe/krala dipnot 4 ; Harut ve Marut'a bir şey indirilmiş değildi. Hatta bu iki melek/kral: "Biz fitneyiz, sakın kafir olma!" demedikçe, hiç kimseye bir şey öğretmiyorlardı. Fakat onlar, o ikisinden karı ile kocanın arasını açacak şeyler öğrenmeye çalışıyorlardı. Ancak, Allah'ın izni olmadıkça bu şeyle hiç kimseye zarar veremezler. Onlar, kendilerine bir faydası olmayan, sadece zarar verecek şeyleri öğreniyorlardı. Halbuki onlar, büyü ile uğraşanların ahirette bir nasiplerinin olmayacağını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür. Keşke bilselerdi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Toplumu saptıranların/saptırıcıların.
    2. metne dön, dipnot 2
      Sihir.
    3. metne dön, dipnot 3
      Saptırıcılar.
    4. metne dön, dipnot 4
      Diğer bir kıraata/okuyuşa göre "melek" yerine "melik" denmektedir. Ve bu okuyuşa göre anlam şöyle olmaktadır: Babil'deki iki söz sahibi/imtiyazlı şahsiyete, Harut ve Marut'a bir şey indirilmiş değildi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ve onlar, Süleyman'ın sahip olduğu güç konusunda şeytanların dipnot 1 uydurdukları şeylere uydular. Oysa Süleyman gerçeğe aykırı bir şey dipnot 2 yapmadı. Ancak insanlara büyü yapmayı öğreten şeytanlar dipnot 3 gerçeği gizliyordu; Babil'deki iki meleğe/krala dipnot 4 ; Harut ve Marut'a bir şey indirilmiş değildi. Hatta bu iki melek: " Biz fitneyiz, sakın kafir olma!" demedikçe, hiç kimseye bir şey öğretmiyorlardı. Fakat onlar, o ikisinden karı ile kocanın arasını açacak şeyler öğrenmeye çalışıyorlardı. Ancak, Allah'ın izni olmadıkça bu şeyle hiç kimseye zarar veremezler. Onlar, kendilerine bir faydası olmayan, sadece zarar verecek şeyleri öğreniyorlardı. Halbuki onlar, büyü ile uğraşanların ahirette bir nasiplerinin olmayacağını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür. Keşke bilselerdi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Toplumu saptıranların/saptırıcıların.
    2. metne dön, dipnot 2
      Sihir.
    3. metne dön, dipnot 3
      Saptırıcılar.
    4. metne dön, dipnot 4
      Diğer bir okuyuşa göre "melek" yerine "melik" denmektedir. Ve bu okuyuşa göre anlam şöyle olmaktadır: Babil'deki iki söz sahibi/imtiyazlı şahsiyete, Harut ve Marut'a bir şey indirilmiş değildi.

    Gültekin Onan

    Ve onlar Süleyman'ın mülkü hakkında şeytanların anlattığına / okuduğuna (tetluşşeyatıynu) uydular. Süleyman küfretmedi ancak şeytanlar küfrettiler. Onlar insanlara büyücülüğü (sihr) ve Babil'deki iki meleğe, Harut ve Marut'a indirileni öğretiyorlardı. Oysa o ikisi "Biz bir fitneyiz, (bu bilgiyi kötüye kullanıp) küfretmeyin?" demedikçe hiç kimseye onu / birşey öğretmezlerdi. Fakat onlardan koca (beynelmer) ile karısının (zevcihi) arasını açan şeyi öğrendiler / öğreniyorlardı. Oysa onunla Tanrı'nın izni olmadan hiç kimseye zarar veremezlerdi. Kendilerine yarar sağlayanı değil, zarar vereni öğreniyorlardı. Andolsun onlar, bunu satın alanın ahirette bir payı olmadığını da biliyorlardı. Karşılığında nefslerini sattıkları şey ne kötü. Bir bilselerdi!

    Hasan Basri Çantay

    Şeytanların; Süleymanın mülk (-ü saltanat ve nübüvvet) i aleyhine uydurub ta'kib etdikleri şeylere (yalanlara) uydular. Halbuki Süleyman asla kafir olmadı. Fakat o şeytanlar kafirdiler ki insanlara sihri (büyücülüğü) ve Babildeki iki meleğe, Harur ve Maruta indirilen şeyleri öğretiyorlardı. Halbuki onlar (o iki melek) "Biz ancak fitneyiz (imtihan için gönderilmişizdir). "sakın (sihir, büyü yapıb da) kafir olma" demedikçe hiç bir kimseye (sihir) öğretmezlerdi. İşte onlardan (o iki melekden) koca ile karısının arasını ayıracak şeyler öğrendiler. Halbuki (sihirbazlar) Allahın izni olmadıkça onunla hiç bir kimseye zarar verici değillerdir. Onlar ise kendilerini zarara sokacak, onlara faide vermeyecek şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun, onlar muhakkak biliyorlardı ki onu (sihri) satın alan (ona revac veren) kimsenin ahiretden hiç bir nasibi yokdur. Onların kendilerini cidden ne kötü şey mukaabilinde satdıklarını bilmiş olsalardı.

    İbni Kesir

    Ve onlar şeytanların Süleyman'ın mülkü aleyhine uydurdukları şeylerin ardına düştüler. Halbuki Süleyman asla küfretmedi. Sadece şeytanlar küfrettiler. Onlar, insanlara sihri ve Babil'de ki iki meleğe; Harut ile Marut a indirilenleri öğretiyorlardı. Bu iki melek ise: "Biz ancak imtihan için gönderildik, sakın küfretme. "demedikçe kimseye sihirden bir şey öğretmezlerdi. Onlardan koca ile karısının arasını ayıracak şeyler öğrendiler. Halbuki bunlar, Allah'ın izni olmadıkça o sihirle kimseye zarar verici değillerdi. Onlarsa kendilerine zarar verip fayda vermeyen şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun ki, onlar onu satın alan kimse için ahirette hiçbir olmayacağını biliyorlardı. Ne fena birşey karşılığında nefislerini sattılar. Şayet bilmiş olsalardı?

    Mehmet Alagaş

    (102-103) (Kitap diye) Süleyman’ın mülkü üzerine şeytanların okuduğu / tilavet ettiği şeylere uydular, Süleyman kafir değildi lakin şeytanlar kafirdiler. (Süleyman o mülkü sihirle oluşturmadı) İnsanlara sihri / etkileme sanatını öğretiyorlardı. Babil de Harut ve Marut meleklerine indirilenleri öğretiyorlardı, O ikisi herhangi birine muhakkak ki biz sınamayız / fitneyiz sakın kafir olmayın demeden sihri öğretmez lerdi. Onlar bu iki melekten , kişi ile eşi arasını ayıracak şeyleri öğreniyorlardı , Allah’ın izni olmadan da birilerine zarar verecek değildiler. Onlar kendilerine zarar verecek faydasız şeyler öğreniyorlardı. Onu satın alanlar, ahirette kendilerine bir nasibin kalmadığını bildiler. Kendileri için aldıkları o şeyin, ne kötü bir şey olduğunu keşke bilselerdi, keşke iman etmiş olsalardı ve sakınsalardı, Allah yanındaki sevap / mesubet ise daha hayırlı idi, keşke biliyor olsalardı

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onlar şeytanların, Süleyman’ın saltanatı hakkında uydurdukları şeylere tabi oldular. Oysa Süleyman kâfir değildi. (Fakat insanlara sihri öğreten) şeytanlar kâfir idi. Onlar insanlara büyüyü Babil'deki iki meleğe, Hârut ile Mârut’a indirileni öğretiyorlardı. O ikisi: Biz bir imtihan vesilesiyiz, sakın kâfir olma! demedikçe, hiç kimseye bir şey öğretmiyorlardı. O ikisinden karı ile kocanın arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Halbuki onlar, Allah'ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. Onlar kendilerine faydalı olanı değil zararlı olanı öğreniyorlardı. Andolsun onlar, o büyüyü satın alanın ahirette bir nasibi olmadığını gayet iyi biliyorlardı. Kendilerini sattıkları şeyin ne kadar kötü olduğunu keşke anlasalardı!

    Süleyman Ateş

    Süleyman'ın hükümdarlığı hakkında onlar, şeytanların uydurdukları sözlere uydular (Süleyman'ın, büyü yaparak saltanatını kazandığını söyleyen şeytan ruhlu insanlara uyup, Süleyman'ın büyücü olduğuna inandılar). Oysa Süleyman (büyü yaparak) küfre gitmemişti. Fakat o şeytanlar küfre gittiler: İnsanlara büyü ve Babil'de Harut ve Marut adlı melekler(den ilham alan iki kişiy)e indirileni öğretiyorlar. Halbuki onlar: "Biz bir fitneyiz (sizin için bir sınavız), sakın, küfre gitme(yin)!" demedikçe kimseye bir şey öğretmiyorlardı. Fakat bunlar, onlardan, erkekle karısının arasını açacak şeyler öğreniyorlardı. Ama, onlar, Allah'ın izni olmadan onunla hiç kimseye zarar veremezler. Onlar, kendilerine yarar vereni değil, zarar vereni öğreniyorlardı. Andolsun, onu sat(ıp onunla çıkar sağlay)anın, ahirette bir nasibi olmadığını gayet iyi biliyorlardı. Vicdanlarını sattıkları şey ne kötüdür, keşke (bunu) bilselerdi!

    Süleymaniye Vakfı

    Onlar, şeytanların dipnot 1 Süleyman'ın iktidarı aleyhinde oluşturdukları düzmecelere dipnot 2 uydular. Süleyman kafir olmamıştı ama insanlara sihri dipnot 3 ve Babil'de o iki melikin, Harut ile Marut'un dipnot 4 başına getirilenleri dipnot 5 öğreten şeytanlar kafir olmuşlardı. dipnot 6 Halbuki o ikisi, "Biz büyük bir belaya düşürüldük, dipnot 7 sakın bunu göz ardı etme!" demeden kimseye bir şey öğretmezlerdi. Ama bunlar, dipnot 8 o ikisinden, kişi ile eşinin arasını ayıracak şeyler (entrikalar) öğreniyorlardı. Oysa öğrendikleri ile kimseye zarar verebilecek değillerdi; Allah'ın onayı olursa başka. Bunlar, işlerine yaramayan, sadece zararı olan şeyleri öğreniyorlardı. İyi biliyorlardı ki (Allah'ın kitabını sırtlarının arkasına atıp) bunları satın alanların ahirette ellerine bir şey geçmez. Kendilerini ne kötü satıyorlar! Keşke bunu bilseler!

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Şeytanlar, doğru yoldan çıkmış olan ama başkalarını da çıkarmak için doğru yolun üstünde oturan insanlar ve cinlerdir (En'am 6/71, 112, A'raf 7/30, Şuara 26/221-223, Nas 114/1-6).
    2. metne dön, dipnot 2
      "oluşturdukları düzmeceler" diye meal verdiğimiz ifadenin tam karşılığı "tilavet ettikleri"dir. Tilavet, "birden çok şeyin, aralarına farklı türden bir şey karışmayacak şekilde peş peşe sıralanması" anlamındadır (Müfredat). Şeytanların yapacakları tilavet, uydurdukları yalanları peşpeşe, ustaca sıralamalarıdır. Bu şekilde sıralanmış yalanlar için "düzmece" kelimesi uygun düşmektedir.
    3. metne dön, dipnot 3
      Sihir, bir şeyi olduğundan farklı gösterme, aldatma, oyalama ve hiledir (Lisanü'l-Arab). Kur'an, sihrin tam bir oyun ve aldatma olduğunu bildirir (A'raf 7/103-120, Yunus 10/81). Bu sebeple insanlar arasındaki bağları koparmak için konuşup duranların şerrinden Allah'a sığınmamız emredilmiştir (Felak 113/4).
    4. metne dön, dipnot 4
      Elimizdeki mushaflarda Harut ile Marut'u anlatan kelime "melekeyn : iki melek" şeklinde okunur. Allah, "Melekleri sadece gerçek bir iş için indiririz." (Hicr 15/8) dediğinden onlar sihir öğretemezler. Çünkü sihir gerçek dışı yani batıldır (A'raf 7/116-119, Yunus 81). Bu kelimeyi, Abdullah b. Abbas, İbn-i Ebza, Dahhak ve Hasan Basri, "el-melikeyn: iki melik" şeklinde okumuşlardır (Kurtubi). Yönetimde olana melik dendiği gibi yönetime gelme gücü olana da melik denir (Müfredat). Ayetin bağlamına ve Kuran bütünlüğüne göre Harut ile Marut, çeşitli oyunlarla iktidardan uzaklaştırılan şehzadelerdir. Onlar, kendilerine oynanan oyunları, kötüye kullanılmaması şartıyla insanlara anlatmışlardır.
    5. metne dön, dipnot 5
      (نزل) fiili, başa gelen kötülüğü ifade için de kullanılır. (el-Mu'cem'ul-vasit).
    6. metne dön, dipnot 6
      Elimizdeki Tevrat çevirilerine göre Süleyman aleyhisselam, hayatının son dönemlerinde putperestliğe bulaşmış ve kafir olmuştur. İlgili bölüm şöyledir: "Ve Yeroboama dedi: Kendine on parça al, çünkü İsrail'in Allah'ı Rab şöyle diyor: İşte, ben Süleyman'ın elinden krallığı çekip alacağım ve on sıptı sana vereceğim... çünkü beni bıraktılar ve Saydalıların ilahesi Astartiye, Moab ilahı Kemoşa ve Ammonoğullarının ilahı Milkom'a tapındılar..." (1 Krallar 11.31-33). Bu iftiraların sebebi, Süleyman'dan sonra tahta geçen oğlu Rehavam'ın elinden krallığı almaktı (1 Krallar 11. 43). Yahudi yorumcular bu pasajlarda Süleyman'ın putperestliğinden bahsedilmediğini, Süleyman'ın asla kafir olmadığını, bu bölümlerle ilgili özellikle erken dönem Yunanca çevirilerde kasıtlı bazı çarpıtmalar olduğunu savunurlar (Talmud, Sabbath 56b). Bu çarpıtmalar, özellikle Tevrat'ın Yunanca çevirisini esas alan Hristiyanların, Kitab-ı Mukaddes'i diğer dillere tercüme hareketiyle iyice yayılmıştır. Bakara Suresi 102. ayet de Tevrat'taki bu pasajlarla ilgili şeytanların bazı tahrifler yaptığına dikkat çekmiştir.
    7. metne dön, dipnot 7
      "Fitne", altını içindeki yabancı maddelerden ayırmak için ateşe sokmaktır (Müfredat). Kur'an'da bu kelime imtihan (A'raf 7/155), aldatma (A'raf 7/27), cehennem azabı (Zariyat 51/10-14) ve savaş (Bakara 2/217) anlamlarında kullanılmıştır. Burada şehzadeler, kötü duruma düşürüldüklerini anlattıkları için kelimeye "büyük bir bela" anlamı verilmiştir.
    8. metne dön, dipnot 8
      Bu şeytanlar, amaçları ibret almak değil taktik öğrenmek ve o taktiği kötüye kullanmak olan insanlardır.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Sonra tuttular, Süleyman'ın iktidarı aleyhine şeytanların takip ettikleri yola girdiler. Süleyman kafir olmamıştı ama insanlara o büyülü (etkili) sözleri öğreten şeytanlar kafir olmuşlardı dipnot 1 . dipnot 2 Harut ile Marut'un başına gelenlerin dipnot 3 Halbuki onlar: "Biz yandık dipnot 4 , sakın bunu göz ardı etme (kimseyi yakma)!" demeden birine bir şey öğretmezlerdi. Bu ikisinden, kişi ile eşinin arasını ayıracak şeyler öğrenirlerdi, ama Allah'ın onayı olmadan kimseye zarar veremezlerdi. Bunlar (bu Yahudiler) de işlerine yaramayan, sadece zararı olan şeyi öğreniyorlar. İyi biliyorlar ki kendini o söze kaptıranın dipnot 5 ahirette eline bir şey geçmez. Kendilerini ne kötü satıyorlar! Keşke bunu bilseler!

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Süleyman aleyhisselamın vefatından sonra Tevrat'a, onun kafir olduğunu gösteren şu sözler konmuştur: "Ve Yeroboama dedi: Kendine on parça al, çünkü İsrail'in Allah'ı Rab şöyle diyor: İşte, ben Süleyman'ın elinden krallığı çekip alacağım ve on sıptı sana vereceğim… çünkü beni bıraktılar ve Saydalıların ilahesi Astartiye, Moab ilahı Kemoşa ve Ammon oğullarının ilahı Milkom'a tapındılar..." (1 Krallar 11.31-33) Bu iftiraların sebebi, Süleyman'dan sonra tahta geçen oğlu Rehavam'ın elinden krallığı almaktı. (1 Krallar 11. 43) Kimi Yahudiler, bunları okuyarak Süleyman'a "O ne güzel kuldu! Çok saygılıydı."  (Sad 38/30)  diyen Kur'an'ın, Tevrat'ı tasdik etmediğini göstermek istediler. Tevrat'a yerleştirilmiş olan bu sözlerin, Yahudiler için nasıl bir tuzak olduğu ortadadır. Müslümanların, hadis kitaplarında olan uydurma rivayetlere bile değer verdikleri düşünülürse, Yahudiler için kurulan tuzağın büyüklüğü daha iyi anlaşılır.
    2. metne dön, dipnot 2
      Elimizdeki mushaflarda Harut ile Marut'u anlatan kelime melekeyn=iki melek şeklinde okunur. Allah, "Melekleri sadece gerçek bir iş için indiririz." (Hicr 15/8) dediğinden onlar sihir öğretmezler. Kelime, "el-melikeyn = iki melik" şeklinde okunmuştur (Kurtubi). Yönetimde olana melik dendiği gibi yönetime gelme gücü olana da melik denir (Müfredat). Bize göre Harut ile Marut, algı yönetimiyle iktidardan uzaklaştırılan şehzadelerdir. Kendilerine oynanan oyunları, kötüye kullanmaması şartıyla insanlara öğretmişlerdi. Bakara 2/104'te o oyunlarla ilgili ipucu vardır.
    3. metne dön, dipnot 3
      Nüzul: Bir şeyin inmesi ve meydana gelmesidir (Mekayis). İnsanın başına gelen sıkıntıya nazile denir (Lisan).
    4. metne dön, dipnot 4
      Fitne, bir şeyi ateşe sokmaktır (Lisan). İnsanlar için kullanıldığında, bir madenin gerçek durumunu anlamak gibi ise imtihan (Araf 7/155), madeni altınla kaplamak gibi ise aldatma (Araf 7/27), toplumu ateşe atmak gibi ise savaş (Bakara 2/191), ateşle cezalandırmak için ise cehennem azabı (Zariyat 51/10-14) anlamlarında kullanılmıştır.
    5. metne dön, dipnot 5
      "Kendini  o söze kaptıran", "kendini satan" anlamında kullanılmıştır. Bu anlam ayeti̇n devamında açıkça i̇fade edi̇lmektedir. "o söz" de insanı etkileyen sihirli sözdür.

    Şaban Britch

    Onlar şeytanların Süleyman’ın saltanatı hakkında uydurdukları şeylere tabi oldular. Oysa Süleyman kâfir değildi. (Fakat insanlara sihri öğreten) şeytanlar kâfir idi. Onlar insanlara büyüyü Babil'deki iki meleğe, Harut ile Marut’a indirileni öğretiyorlardı. O ikisi: Biz bir imtihan vesilesiyiz, sakın kâfir olma! demedikçe, hiç kimseye bir şey öğretmiyorlardı. O ikisinden karı ile kocanın arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Halbuki onlar, Allah'ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. Onlar kendilerine faydalı olanı değil zararlı olanı öğreniyorlardı. Andolsun onlar o büyüyü satın alanın ahirette bir nasibi olmadığını gayet iyi biliyorlardı. Kendilerini sattıkları şeyin ne kadar kötü olduğunu keşke anlasalardı!

    Şaban Piriş

    Onlar şeytanların Süleyman'ın saltanatı hakkında uydurdukları şeylere tabi oldular. Oysa Süleyman kafir değildi. Fakat insanlara sihri öğreten şeytanlar kafir idi. Onlar insanlara büyüyü Babil'deki iki meleğe, Harut ile Marut'a indirileni öğretiyorlardı. O ikisi: -Biz bir imtihan vesilesiyiz, sakın kafir olma! demedikçe, hiç kimseye bir şey öğretmiyorlardı. O ikisinden karı ile kocanın arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Onlar kendilerine faydalı olanı değil zararlı olanı öğreniyorlardı. Andolsun onlar o büyüyü satın alanın ahirette bir nasibi olmadığını gayet iyi biliyorlardı. Kendilerini sattıkları şeyin ne kadar kötü olduğunu keşke anlasalardı!

    Yaşar Nuri Öztürk

    Süleyman'ın mülk ve saltanatı konusunda onlar, şeytanların okuyup durduklarına uydular. Halbuki Süleyman küfre sapmamıştı. Ancak şeytanlar küfre sapmıştı; insanlara büyüyü öğretiyorlardı. Ve Babil'de Harut ve Marut adlı iki melek üzerine indirileni öğretiyorlardı. Oysa ki o iki melek, "Biz bir imtihan aracıyız, sakın küfre sapma!" demedikçe hiç kimseye bir şey öğretmiyorlardı. İnsanlar onlardan erkekle eşinin arasını açacakları şeyi öğreniyorlardı. Ne var ki, onlar onunla Allah'ın izni olmadıkça hiç kimseye zarar veremezler. Onlar kendilerine zarar vereni, yarar vermeyeni öğreniyorlardı. Yemin olsun ki, onu satın alanın ahırette hiç bir nasibi olmayacağını açıkça bilmişlerdir. Öz benliklerini sattıkları şey ne kötüdür! Bir bilebilselerdi...

  7. Bakara suresi, 103. ayet — bütün mealleriyle aç

    Bakara suresi, 103. ayet. وَلَوْ أَنَّهُمْ ءَامَنُوا۟ وَٱتَّقَوْا۟ لَمَثُوبَةٌ مِّنْ عِندِ ٱللَّهِ خَيْرٌ لَّوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ

    Diyanet İşleri

    Eğer onlar iman edip Allah'ın emirlerine karşı gelmekten sakınmış olsalardı, Allah katında kazanacakları sevap kendileri için daha hayırlı olacaktı. Keşke bilselerdi!

    Mehmet Okuyan

    İman edip takvâlı (duyarlı) olsalardı, şüphesiz ki Allah tarafından verilecek ödül hayırlı olacaktı. Keşke bunu bilselerdi!

    Mustafa İslamoğlu

    Ve eğer onlar hakikate inansalar ve sorumluluklarının bilincine varsalardı, Allah katından kendileri için hayırlı bir ödül alırlardı. Keşke bunu olsun bilselerdi.

    Muhammed Esed

    Eğer inansalar ve O'na karşı sorumluluklarının bilincinde olsalardı, doğrusu, Allah'ın mükafatı onlara iyilik getirecekti; keşke bunu bilselerdi!

    Ahmed Hulusi

    Eğer onlar iman edip (şirkten) korunmuş olsalardı, Allah indinden açığa çıkacak sevap, haklarında çok daha hayırlı olacaktı. Keşke bilselerdi.

    Ali Bulaç

    Eğer gerçekten iman edip sakınsalardı, Allah katındaki sevab(ları) gerçekten daha hayırlı olurdu; bir bilselerdi.

    Ali Özek ve heyeti

    Eğer iman edip kendilerini kötülükten korusalardı, şüphesiz Allah tarafından verilecek sevap daha hayırlı olacaktı. Keşke bunları anlasalardı!

    Ali Rıza Safa

    Eğer inansalardı ve sorumluluk bilinci taşısalardı, Allah'ın katından bir ödül, kesinlikle daha iyi olurdu; keşke bilselerdi!

    Bayraktar Bayraklı

    Eğer onlar, iman edip sakınsalardı, Rablerinden çok daha iyi bir ödül alacaklardı. Keşke bilselerdi!

    Edip Yüksel

    Onlar gerçeği onaylayıp günahlardan sakınmış olsalardı elbette ALLAH'tan alacakları ödül çok daha hayırlı olurdu. Bir bilselerdi!

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onlar inanıp günahlardan sakınmış olsalardı elbette ALLAH'tan alacakları ödül çok daha hayırlı olurdu. Bir bilselerdi!

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Evet! İman edip de (büyü gibi günahlardan) sakınmış olsalardı, elbette Allah tarafından verilecek bir mükafat çok hayırlı olacaktı; bunu bir bilselerdi!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    evet iman edib de korunmuş olsa idiler elbette Allah tarafından bir mükafat çok hayırlı olacaktı, bunu bilselerdi

    Erhan Aktaş

    Eğer onlar iman edip takva sahibi dipnot 1 olsalardı, Allah katında kazanacakları sevap kendileri için daha hayırlı olurdu. Keşke bilselerdi.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bkz. 2:66. ayetin dipnotu.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Eğer onlar iman edip takva sahibi dipnot 1 olsalardı, Allah katında kazanacakları sevap hayırlı olurdu. Keşke bilselerdi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Takva, kişinin vahye içtenlikle uyarak kendisini kötü, zararlı ve tehlikeli şeylere karşı koruması ve güvene almasıdır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Eğer onlar iman edip sakınsalardı, Allah katında kazanacakları sevap daha hayırlı olurdu. Keşke bilselerdi.

    Gültekin Onan

    Eğer gerçekten inanıp sakınsalardı, Tanrı katındaki sevap(ları) gerçekten daha hayırlı olurdu; bir bilselerdi.

    Hasan Basri Çantay

    Eğer onlar (Yahudiler, Peygambere ve Kurana) iman edib de (sihir yapmak gibi günahlardan) sakınmış olsalardı Allah katından (kazanacakları) sevab, (haklarında) elbet daha hayırlı olurdu. Eğer bunu bilselerdi.

    İbni Kesir

    Eğer onlar inanmış ve sakınmış olsalardı; Allah katındaki sevab daha hayırlı olurdu. Keşke bilselerdi.

    Mehmet Alagaş

    (102-103) (Kitap diye) Süleyman’ın mülkü üzerine şeytanların okuduğu / tilavet ettiği şeylere uydular, Süleyman kafir değildi lakin şeytanlar kafirdiler. (Süleyman o mülkü sihirle oluşturmadı) İnsanlara sihri / etkileme sanatını öğretiyorlardı. Babil de Harut ve Marut meleklerine indirilenleri öğretiyorlardı, O ikisi herhangi birine muhakkak ki biz sınamayız / fitneyiz sakın kafir olmayın demeden sihri öğretmez lerdi. Onlar bu iki melekten , kişi ile eşi arasını ayıracak şeyleri öğreniyorlardı , Allah’ın izni olmadan da birilerine zarar verecek değildiler. Onlar kendilerine zarar verecek faydasız şeyler öğreniyorlardı. Onu satın alanlar, ahirette kendilerine bir nasibin kalmadığını bildiler. Kendileri için aldıkları o şeyin, ne kötü bir şey olduğunu keşke bilselerdi, keşke iman etmiş olsalardı ve sakınsalardı, Allah yanındaki sevap / mesubet ise daha hayırlı idi, keşke biliyor olsalardı

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Eğer onlar iman edip takva sahibi olsalardı, elbette Allah katında verilecek sevap daha hayırlı olurdu. Keşke bilselerdi!

    Süleyman Ateş

    Eğer onlar inanıp (Allah'ın azabından) korunmuş olsalardı, elbette Allah katından (verilecek) sevap, (kendileri için) daha hayırlı olurdu. Keşke bilselerdi!

    Süleymaniye Vakfı

    Bunlar /bu Yahudiler (kitaplarını tasdik eden Kur'an'a) inanıp güvenseler ve kendilerini yanlışlardan korusalar Allah katından alacakları karşılık elbette çok iyi olur. Keşke bunu bilseler! dipnot 1

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    (Bu Yahudiler Kur'an'a) İnanıp güvenir ve korunurlarsa, Allah katından alacakları karşılık elbette iyi olur. Keşke bilseler!

    Şaban Britch

    Keşke onlar iman edip takva sahibi olsalardı, elbette Allah katında verilecek sevap daha hayırlı olurdu. Keşke bilselerdi!

    Şaban Piriş

    Keşke onlar iman edip korunmuş olsalardı, elbette Allah katında verilecek sevap daha hayırlı olurdu. Keşke bilselerdi!

    Yaşar Nuri Öztürk

    Eğer onlar iman edip sakınsalardı, Allah katından bir sevap elbette daha kıymetli olurdu. Keşke bilebilselerdi.

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.