Diyanet İşleri
Onlar ne zaman bir antlaşma yaptılarsa, içlerinden birtakımı o antlaşmayı bozmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmez.
Bakara suresi
Bakara suresi, 100. ayet. أَوَكُلَّمَا عَٰهَدُوا۟ عَهْدًا نَّبَذَهُۥ فَرِيقٌ مِّنْهُم بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
eveküllemâ `âhedû `ahden nebeẕehû ferîḳum minhüm. bel ekŝeruhüm lâ yü'minûn.
Onlar ne zaman bir antlaşma yaptılarsa, içlerinden birtakımı o antlaşmayı bozmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmez.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Cebrâil'e düşmanlık, Süleyman ve sihir Bakara 97–103 3
De ki: "Her kim Cebrail'e düşman ise, bilsin ki o, Allah'ın izni ile Kur'an'ı; önceki kitapları doğrulayıcı, mü'minler için de bir hidayet rehberi ve müjde verici olarak senin kalbine indirmiştir."
Her kim Allah'a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail'e ve Mikail'e düşman olursa bilsin ki, Allah da inkar edenlerin düşmanıdır.
Andolsun, biz sana apaçık ayetler indirdik. Bunları ancak fasıklar inkar eder.
Onlar ne zaman bir antlaşma yaptılarsa, içlerinden birtakımı o antlaşmayı bozmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmez.
Onlara, Allah katından ellerinde bulunan Kitab'ı (Tevrat'ı) doğrulayıcı bir peygamber gelince, kendilerine kitap verilenlerden bir kısmı, sanki bilmiyorlarmış gibi Allah'ın Kitab'ını (Tevrat'ı) arkalarına attılar.
"Süleyman'ın hükümranlığı hakkında şeytanların (ve şeytan tıynetli insanların) uydurdukları yalanların ardına düştüler. Oysa Süleyman (büyü yaparak) küfre girmedi. Fakat şeytanlar, insanlara sihri ve (özellikle de) Babil'deki Harut ve Marut adlı iki meleğe ilham edilen (sihr)i öğretmek suretiyle küfre girdiler. Halbuki o iki melek, "Biz ancak imtihan için gönderilmiş birer meleğiz. (Sihri caiz görüp de) sakın küfre girme" demedikçe, kimseye (sihir) öğretmiyorlardı. Böylece (insanlar) onlardan kişi ile karısını birbirinden ayıracakları sihri öğreniyorlardı. Halbuki onlar, Allah'ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. (Onlar böyle yaparak) kendilerine zarar veren, fayda getirmeyen şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun, onu satın alanın ahirette bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bilselerdi!
Eğer onlar iman edip Allah'ın emirlerine karşı gelmekten sakınmış olsalardı, Allah katında kazanacakları sevap kendileri için daha hayırlı olacaktı. Keşke bilselerdi!
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
100. Bu buyruk verdikleri ahitlerin çokluğunun ve bu ahitlerine bağlı kalmak için hiçbir sabır ve çaba göstermeyişlerinin hayret edilecek bir husus olduğunu ortaya koymaktadır. “ كلما : her ne zaman” buyruğu tekrarı ifade etmektedir. Yani onlar ne zaman bir ahit verdilerse, mutlaka bu ahdi bozmuşlardır. Peki, buna sebep nedir? Sebep, onların pek çoğunun iman eden kimseler olmayışıdır. Onların iman etmemeleri, ahitlerini bozma sonucunu doğurmuştur. Şâyet samimi olarak iman etmiş olsalardı, mutlaka Yüce Allah’ın, haklarında: “Mü’minler arasında Allah’a verdikleri sözde içtenlikle sebat gösteren nice yiğitler vardır.” (el-Ahzab, 33/23) buyurduğu kimseler gibi olurlardı.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Yahudilerin kötü hallerinden biri de onlardan ne zaman bir söz alınsa -bu alınan sözler arasında Tevrat'ta Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in peygamberliğine iman etmeye delalet eden husus da bulunmaktadır- onlardan bir grup bu sözü bozdular. Bilakis Yahudilerin büyük bir çoğunluğu Allah Teâlâ'nın indirdiklerine hakikaten iman etmezler. Çünkü iman, verilen sözü yerine getirmeye sevk eder.
Aynı kök: نبذ (12 geçiş) · Aynı kök: فرق (72 geçiş)
Onlara, Allah katından ellerinde bulunan Kitab'ı (Tevrat'ı) doğrulayıcı bir peygamber gelince, kendilerine kitap verilenlerden bir kısmı, sanki…
Aynı kök: عهد (46 geçiş) · Ortak kavram: Ahid (Söz ve Antlaşma)
Onlar, Allah'a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozan, Allah'ın korunmasını emrettiği bağları (iman, akrabalık, beşeri ve ahlaki bütün…
Aynı kök: عهد (46 geçiş) · Ortak kavram: Ahid (Söz ve Antlaşma)
Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti hatırlayın. Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki ben de size verdiğim sözü yerine getireyim. Yalnız benden…
Aynı kök: عهد (46 geçiş) · Ortak kavram: Ahid (Söz ve Antlaşma)
Bir de dediler ki: "Bize ateş, sayılı birkaç günden başka asla dokunmayacaktır." Sen onlara de ki: "Siz bunun için Allah'tan söz mü aldınız? -Eğer…
Aynı kök: نبذ (12 geçiş)
Hani Allah, kendilerine kitap verilenlerden, "Onu (Kitabı) mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz" diye sağlam söz almıştı. Fakat…
Aynı kök: نبذ (12 geçiş)
(Antlaşma yaptığın) bir kavmin hainlik etmesinden korkarsan, sen de antlaşmayı bozduğunu aynı şekilde onlara bildir. Çünkü Allah, hainleri sevmez.
Aynı kök: فرق (72 geçiş)
Hani, sizin için denizi yarmış, sizi kurtarmış, gözlerinizin önünde Firavun ailesini suda boğmuştuk.
Aynı kök: فرق (72 geçiş)
Hani, doğru yolu tutasınız diye Musa'ya Kitab'ı (Tevrat'ı) ve Furkan'ı vermiştik.
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Ne zaman onlar (Allah'a) bir söz vermişlerse, içlerinden bir grup onu bozmadı mı? Gerçekte onların çoğu iman etmez.
Ne yani, her söz verişlerinde onlardan bir kısmı bu sözden dönmedi mi? Maalesef onların çoğu güven duygusundan yoksun kalmışlardır.
Ne zaman (Allah'a) söz verdilerse bazıları sözlerini (çiğneyip) bir kenara atmadı mı? Gerçek şu ki, aslında onların çoğu inanmıyor.
Bir sözleşmeyle anlaşma yaptıkları her defasında, içlerinden bir grup onu bozup atmadı mı! Hayır, onların çoğunluğu iman etmezler!
Ne zaman bir ahidde bulundularsa, içlerinden bir bölümü onu bozmadı mı? Hayır, onların çoğu iman etmezler.
Ne zaman onlar bir antlaşma yaptılarsa, yine kendilerinden bir grup onu bozmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmez.
Söz verdikleri zaman, onların arasından bir küme, tümünde, o sözü bozup atmadılar mı? Hayır, onların çoğu inanmaz.
Ne zaman, onlar bir antlaşma yaptılarsa, yine kendilerinden bir grup onu bozmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmez.
Her ne zaman bir anlaşma yaptılarsa onlardan bir grup onu bozup atmadı mı? Zaten onların çoğu gerçeği onaylamaz.
Her ne zaman bir anlaşma yaptılarsa onlardan bir grup onu bozup atmadı mı? Zaten onların çoğu inanmaz.
O fasıklar, hem bunları tanımayacaklar, hem de ne zaman bir antlaşma yapsalar her defasında mutlaka içlerinden bir zümre onu bozup atıverecek öyle mi? Hatta az bir zümre değil, onların çoğu antlaşma tanımaz imansızlardır.
ya o fasıklar hem bunları tanımıyacaklar hem de ne zaman bir ahd üzerine muahede yapsalar her def'asında mutlaka içlerinden bir güruh onu bozup atıverecek öyle mi? hatta az bir güruh değil ekserisi ahd tanımaz imansızlar
Onlar, ne zaman bir söz verdilerse, içlerinden bir grup onu bozmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmiyorlar.
Onlar, ne zaman bir söz verdilerse, içlerinden bir grup onu bozmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmiyorlar.
Onlar, ne zaman bir söz verdilerse, içlerinden bir zümre onu bozmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmiyorlar.
Ne zaman bir ahidde bulundularsa, onların bir bölümü (feriykun) onu bozmadı mı? Zaten onların çoğu inanmış değildir.
Onlar ne zaman bir ahid ile bağlandılarsa içlerinden bir güruh onu bozub atıvermedi mi? Hayır, (bir güruh değil), onların çoğu (ahid tanımazlar), iman etmezler.
Onlar, ne zaman bir ahidle bağlandılarsa içlerinden bir güruh onu bozup atmadı mı? Hayır, onların bir çoğu iman etmezler.
(97-101) De ki Cibril’e düşman olan kimdir? O, muhakkak ki O’nu / (Kuran’ı) ellerindekini tasdikleyeni (Kuran’ı), iman edenlere kılavuz ve müjde olan ı (Kuran’ı) kalbine Allah’ın izni ile indirmiştir. Kim Allah’a, Meleklerine, Resullerine, Cibril’e ve Mikail’e düşman olursa şu kesindir ki Allah’ta kafirlere düşmandır. Kesin olan şu ki sana apaçık ayetleri indirdik onları / (ayetleri) ancak fasık olanlar inkâr eder. Her ne zaman onlar bir antlaşma yapsalar içlerinden bir bölümü ondan çekilirler / bozup atarlar , elbette onların çoğunluğu / ekserisi iman etmiyorlar. Onlara Allah’ın yanından beraberlerindeki olanı onaylayan / tasdik eden bir Resul geldiğinde kitap verilenlerden bir bölüm ondan çekilirler, Allah’ın kitabını sanki bilmiyorlarmış gibi gerilerine / arkalarına atarlar.
Onlar ne zaman bir söz vermişlerse, içlerinden bir grup bu sözü bozup atmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmezler.
Ne zaman bir ahit (andlaşma) yaptılarsa, onlardan bir grup o ahdi bozup atmadı mı? Zaten çokları inanmazlar.
Bunlar ne zaman (Allah'a) bir söz verseler onların bir takımı onu kaldırıp atmadı mı? dipnot 1 Aslında bunların çoğu inanıp güvenmezler.
Bunlar ne zaman bir anlaşma yapsalar, içlerinden birtakımı yükümlülüklerini üstünden atar; değil mi? Aslında bunların çoğu güveni kötüye kullanır. dipnot 1
Onlar ne zaman bir söz vermişlerse, içlerinden bir grup bu sözü bozup atmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmezler.
Onlar ne zaman bir söz vermişlerse, içlerinden bir grup bu sözü bozup atmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmezler.
Bir ahitle söz verdikleri her seferinde, içlerinden bir fırka ahdi kaldırıp atmadı mı? Doğrusu şu ki, onların çokları iman etmezler.
Is it not the case that when they make a promise to you, O Muhammad and to others before you, some of them always break it? In fact, most of them are faithlessly disposed.
How is it that whenever they make a covenant or a pledge, some of them throw it away? In fact, most of them do not believe.
Is it not (the case) that every time they make a covenant, some party among them throw it aside?- Nay, Most of them are faithless.
Is it not that every time they made a covenant with Allah a party of them set it aside? The truth is that most of them do not truly believe.
Why is it that, whenever they make a contract, a group of them disdainfully tosses it aside? No indeed! Most of them have no iman.
Is it not (the case) that every time they make a covenant, some party among them throw it aside? Nay! (the truth is:) most of them believe not.
Is it not that whenever they made a covenant, a part of them would cast it away? Rather the majority of them do not have faith.
Is it not a fact that every time they made a covenant, some of them cast it away? Rather most of them have no (true) faith.
Why, whensoever they have made a covenant, does a party of them reject it? Nay, but the most of them are unbelievers.
It is amazing how, after having made a pledge (with God), most of them disregard it. [This clearly indicated that] Most of them are disbelievers [although they pretend to be the believers.]
Or every time they make a covenant, will a part of them repudiate it? Nay, most of them do not believe.
Whenever they make a pledge, does a group of them break it? Alas, most of them do not acknowledge.
Whenever they make a covenant, will some of them reject it? Yea the greater part of them do not believe.
Or every time they make a covenant, will a part of them repudiate it? Nay, most of them are faithless.
And is it, (that) whenever they have made (Literally: covenanted a covenant) a covenant, a group of them flung it (off)? No indeed, most of them do not believe.
Is it ever so that when they make a covenant a party of them set it aside? The truth is, most of them believe not.
We have sent clear signs to you, such as none can deny except those who transgress the truth.
Is it not so that every time they made a promise [unto God], some of them cast it aside? Nay, indeed: most of them do not believe.
Why is it that every time they make a covenant, a group of them casts it aside? In fact, most of them do not believe.
Is it that each time they make a pledge, a group of them breaks it Alas, most of them do not believe.
Is it not a fact that when they make a covenant and pledge to keep it, some of them always disregard it? In fact, most of them do not believe.
Is it not [true] that every time they took a covenant a party of them threw it away? But, [in fact], most of them do not believe.
Whenever they made a covenant, did not a faction among them reject it? The truth is, most of them do not believe.
(This reflects in their daily lives. ) Is it not so that whenever they make a pledge with others, a party among them breaks it (and others feel liberated from their collective responsibility)? Nay, indeed, most of them do not believe in the Permanent Values.
Is it not (the case) that every time they make a promise, some party among them throws it aside? But most of them are faithless.
Would it always be that every time they enter into a pact, a group from among them should throw it aside? In fact, most of them do not believe.
Is it that each time they make a pledge, a group of them breaks it? Alas, most of them do not believe.