Bakara suresi

Bakara suresi, 103. ayet

Bakara suresi, 103. ayet. وَلَوْ أَنَّهُمْ ءَامَنُوا۟ وَٱتَّقَوْا۟ لَمَثُوبَةٌ مِّنْ عِندِ ٱللَّهِ خَيْرٌ لَّوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ

velev ennehüm âmenû vetteḳav lemeŝûbetüm min `indi-llâhi ḫayr. lev kânû ya`lemûn.

Diyanet İşleri

Eğer onlar iman edip Allah'ın emirlerine karşı gelmekten sakınmış olsalardı, Allah katında kazanacakları sevap kendileri için daha hayırlı olacaktı. Keşke bilselerdi!

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

Bakara 100–106 · surenin 103. ayeti / 286

Konu Cebrâil'e düşmanlık, Süleyman ve sihir Bakara 97–103 3

  1. Bakara 100

    Onlar ne zaman bir antlaşma yaptılarsa, içlerinden birtakımı o antlaşmayı bozmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmez.

  2. Bakara 101

    Onlara, Allah katından ellerinde bulunan Kitab'ı (Tevrat'ı) doğrulayıcı bir peygamber gelince, kendilerine kitap verilenlerden bir kısmı, sanki bilmiyorlarmış gibi Allah'ın Kitab'ını (Tevrat'ı) arkalarına attılar.

  3. Bakara 102

    "Süleyman'ın hükümranlığı hakkında şeytanların (ve şeytan tıynetli insanların) uydurdukları yalanların ardına düştüler. Oysa Süleyman (büyü yaparak) küfre girmedi. Fakat şeytanlar, insanlara sihri ve (özellikle de) Babil'deki Harut ve Marut adlı iki meleğe ilham edilen (sihr)i öğretmek suretiyle küfre girdiler. Halbuki o iki melek, "Biz ancak imtihan için gönderilmiş birer meleğiz. (Sihri caiz görüp de) sakın küfre girme" demedikçe, kimseye (sihir) öğretmiyorlardı. Böylece (insanlar) onlardan kişi ile karısını birbirinden ayıracakları sihri öğreniyorlardı. Halbuki onlar, Allah'ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. (Onlar böyle yaparak) kendilerine zarar veren, fayda getirmeyen şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun, onu satın alanın ahirette bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bilselerdi!

  4. 103

    Eğer onlar iman edip Allah'ın emirlerine karşı gelmekten sakınmış olsalardı, Allah katında kazanacakları sevap kendileri için daha hayırlı olacaktı. Keşke bilselerdi!

  5. Bakara 104

    Ey iman edenler! "Ra'ina (bizi gözet)" demeyin, "unzurna (bize bak)" deyin ve dinleyin. Kafirler için acıklı bir azap vardır.

  6. Bakara 105

    Ne Kitab ehlinden inkar edenler ve ne de Allah'a ortak koşanlar, Rabbinizden size bir iyilik gelmesini isterler. Oysa Allah, rahmetini dilediğine tahsis eder. Allah, büyük lütuf sahibidir.

  7. Bakara 106

    Biz herhangi bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturur (ya da ertelersek), yerine daha hayırlısını veya mislini getiririz. Allah'ın gücünün her şeye hakkıyla yettiğini bilmez misin?

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

Bu metin 102–103. ayetler için yazılmıştır.

102. “Şeytanların, Süleyman’ın hükümranlığına dair uydurdukları şeylerin ardına düştüler.” Kaderî sırlardan ve ilahî hikmetlerden biri, yararlı olan ve kendisi ile yararlanmak imkânı bulunan şeyleri terk ederek onlardan yararlanmayan kimsenin, kendisine zarar verecek şeyler ile uğraşmakla müptela kılınmasıdır. Rahman olan Allah’a ibadeti terk eden, putlara ibadet belası ile karşı karşıya kalır. Allah’a muhabbeti, O’ndan korkup ummayı terk eden, Allah’tan başkasına muhabbet beslemek, O’ndan başkasından korkmak ve ummak belasına müptela olur. Malını Allah’a itaat uğrunda infak etmeyen kimse şeytana itaat uğrunda harcar. Rabbi’nin huzurunda boyun eğmeyi terk eden bir kimse kulların önünde boyun eğme belasına mahkûm olur. Hakkı terk eden de batıla müptela olur. Aynı şekilde bu yahudiler de Allah’ın Kitab’ını terk ettikleri için şeytanların, Süleyman’ın hükümranlığına dair okuyup uydurdukları büyülere tâbî oldular. Çünkü şeytanlar insanlara büyüyü çıkarıp göstermiş ve Süleyman aleyhisselam’ın büyücülük yaptığını ve bu büyücülük vasıtası ile büyük bir egemenlik ve saltanata eriştiğini iddia etmişlerdi. Oysa şeytanlar bu iddialarında yalan söylemektedirler. Süleyman asla büyücülük yapmış değildir. Aksine buyruğunda gerçeği ve doğruyu dile getiren Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Hâlbuki Süleyman” büyüyü öğrenmek suretiyle “kâfir olmadı” ve dolayısıyla büyücülük öğrenmedi. “Fakat” bu hususta “şeytanlar kâfir oldular. İnsanlara büyüyü... öğretiyorlardı.” Bunun sebebi Adem oğullarını azdırmak ve onları saptırmak istemeleridir. Yahudiler de aynı şekilde Irak topraklarından olan Babil’de bulunan iki meleğe indirilmiş bulunan büyüye tâbî olmuşlardı. Bu iki meleğe Allah’ın kullarını imtihan edip sınaması için büyü indirilmişti. Bunlar da insanlara büyüyü öğretiyorlardı. “Hâlbuki o iki melek; biz ancak imtihanız” diye öğüt vermedikçe “sakın küfre girme” yani sihri öğrenme, çünkü bu, küfürdür “demedikçe” böylelikle büyücülük konusunda o kimseyi uyarmadıkça ve sihrin durumunu ona bildirmedikçe “kimseye öğretmezlerdi.” Buna göre şeytanların büyücülük öğretmeleri hakkı batıla karıştırmak, saptırmak ve bu büyüyü Allah’ın kendisini büyücülükten tenzih ettiği kimselere nispet ederek güzel göstermek içindir. Allah’ın, büyücülükten tenzih etmekle birlikte şeytanın büyüyü kendisine nispet ettiği kişi ise Süleyman aleyhisselam’dır. İki meleğin insanlara büyü öğretmeleri ise imtihan etmek içindi ve öğrenmek isteyenlerin herhangi bir mazeretleri olmaması için de bunu öğüt vererek yapıyorlardı. İşte bu yahudiler şeytanların ve bu iki meleğin öğretmiş olduğu büyüye tâbî oluyorlar. Böylelikle onlar nebilerin ve rasullerin getirdikleri ilmi terk ettiler ve şeytanların ilmine yöneldiler. Herkes kendisine uygun olana meyleder.

Daha sonra Yüce Allah büyünün kötülüğünü söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: “İşte ikisinden koca ile karısının arasını ayıracak şeyleri öğrenirlerdi.” Halbuki eşlerin birbirlerine olan sevgisi başka sevgilerle kıyas edilmez. Çünkü Yüce Allah eşlerin karşılıklı sevgileri hakkında: “Aranızda muhabbet ve merhamet var etmiştir.” (en-Nur, 30/21) buyurmaktadır. Bu da büyünün gerçek olduğuna ve Allah’ın iznine bağlı olarak zarar verdiğine delildir. Allah’ın izni ise iki türlüdür: Kaderî izin: Bu, bu âyet-i kerimede olduğu gibi Allah’ın meşietine/iradesine taalluk eden izin demektir. Şer’î izin: Bu da Yüce Allah’ın daha önce geçen: “Muhakkak ki o (Cebrail), onu Allah’ın izni ile senin kalbine... indirmiştir.” (el-Bakara, 2/97) buyruğundaki gibi (dini konulara yönelik izni)dir.

Bu âyet-i kerime ve benzerlerinde sebeplerin ne kadar güçlü bir etkiye sahip olsalar bile neticede kaza ve kadere tâbî olduklarına ve etki göstermekte bağımsız olmadıklarına açık bir delil vardır. Zaten bu aslî ilke hususunda kulların fiillerine dair Kaderiye’nin görüşü müstesna, ümmet fırkalarından hiçbir kimse muhalif kanaat belirtmiş değildir. Kaderiyye ise kulların fiillerinin bağımsız olduğunu ve ilâhi meşiete tâbî olmadıklarını iddia etmiş ve böylelikle sebepleri Allah’ın kudretinin dışında mütâlaa etmiştir. Bu görüşleri ile Allah’ın Kitab’ına, Rasulünün Sünnetine, ashab ve tabiinin icmaına muhalefet etmişlerdir.

Daha sonra Yüce Allah büyü bilgisinin katıksız bir zarar olduğunu, bazı günahlarda dünyevî birtakım menfaatler bulunsa da büyüde ne dini ne de dünyevi hiçbir fayda bulunmadığını söz konusu etmektedir. Mesela Yüce Allah içki ve kumarın faydası hakkında şöyle buyurmaktadır: “De ki: İkisinde de hem büyük bir günah, hem de insanlar için bazı faydalar vardır. Ama günahları faydalarından daha büyüktür.” (el-Bakara, 2/219) Ancak sihir katıksız bir zarardır. Dolayısıyla da ona başvurmayı gerektirecek hiçbir neden yoktur. Bütün yasak kılınan şeyler ya katıksız zarardır yahut da kötülükleri faydalarından daha büyüktür. Aynı şekilde yerine getirilmesi emrolunan bütün hususlar da ya katıksız maslahattır yahut taşıdıkları hayır, zararlarından daha çoktur.

“Andolsun ki, büyüyü satın alan kimsenin” yani müşterinin satın almak istediği mala gösterdiği rağbet gibi büyüye rağbet edenlerin “âhirette hiçbir nasibi olmadığını elbette biliyorlardı.” Sihir ile âhirette pay sahibi olmak şöyle dursun, onun cezayı gerektirici bir günah olduğunu da biliyorlardı. Buna göre onların büyücülük yapmaları bilgisizliklerinden kaynaklanmıyordu. Aksine onlar dünya hayatını âhiretten daha çok seven kimselerdi. “Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kadar da kötüdür. Keşke bilselerdi!” Sonucu amel olan bir bilgi ile bilselerdi bunu yapmazlardı.

[103- Şayet Yahudiler, iman edip Allah'tan korksalardı Allah'ın mükafatının onlar için sihirden ve onun vasıtasıyla kazandıkları şeylerden daha hayırlı olduğunu kesin olarak anlarlardı. Şayet iman ve takva ile elde edilecek olan sevap ve mükafatı gerçek manada bilselerdi kesinlikle iman ederlerdi.]

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

Şayet Yahudiler Allah'a hakkıyla iman etselerdi, itaat ederek ve günahları terk ederek O'ndan korksalardı; Allah'ın onlara vereceği sevap elbette oldukları durumdan (hak ettiklerinden) daha hayırlı olurdu. Keşke kendileri için faydalı olanı bilselerdi.

Kelimeler

12 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. وَلَوْ velev ve eğer
  2. أَنَّهُمْ ennehum şüphesiz onlar
  3. ءَامَنُوا۟ amenu iman etseler kök: امن
  4. وَٱتَّقَوْا۟ vettekav ve sakınmış olsalardı kök: وقي
  5. لَمَثُوبَةٌۭ lemesubetun sevabı kök: ثوب
  6. مِّنْ min
  7. عِندِ indi katından kök: عند
  8. ٱللَّهِ llahi Allah'ın kök: اله
  9. خَيْرٌۭ ۖ hayrun daha hayırlı (olurdu) kök: خير
  10. لَّوْ lev keşke
  11. كَانُوا۟ kanu idi kök: كون
  12. يَعْلَمُونَ yea'lemune bilseler kök: علم

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 6 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı kök: ثوب (28 geçiş) · Ortak kavram: Hayır

    İşte bu durumda velayet (himaye ve koruyuculuk) yalnızca hak olan Allah'a mahsustur. O'nun mükafatı da daha hayırlıdır, vereceği sonuç da daha…

  • Aynı kök: ثوب (28 geçiş) · Ortak kavram: Hayır

    Mallar ve evlatlar, dünya hayatının süsüdür. Baki kalacak salih ameller ise, Rabbinin katında, sevap olarak da ümit olarak da daha hayırlıdır.

  • Aynı kök: ثوب (28 geçiş) · Ortak kavram: Hayır

    Allah, doğruya erenlerin hidayetini artırır. Kalıcı salih ameller, Rabbinin katında sevap bakımından da daha hayırlıdır, sonuç itibari ile de.

  • Ortak kavram: Hayır

    Musa, kavmine dedi ki: "Ey kavmim! Sizler, buzağıyı ilah edinmekle kendinize yazık ettiniz. Gelin yaratıcınıza tövbe edin de nefislerinizi öldürün…

  • Ortak kavram: Hayır

    Hani, "Ey Musa! Biz bir çeşit yemeğe asla katlanamayız. O halde, bizim için Rabbine yalvar da, o bize yerden biten sebze, kabak, sarımsak, mercimek,…

  • Ortak kavram: Hayır

    Ne Kitab ehlinden inkar edenler ve ne de Allah'a ortak koşanlar, Rabbinizden size bir iyilik gelmesini isterler. Oysa Allah, rahmetini dilediğine…

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

64 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

İman edip takvâlı (duyarlı) olsalardı, şüphesiz ki Allah tarafından verilecek ödül hayırlı olacaktı. Keşke bunu bilselerdi!

Mustafa İslamoğlu

Ve eğer onlar hakikate inansalar ve sorumluluklarının bilincine varsalardı, Allah katından kendileri için hayırlı bir ödül alırlardı. Keşke bunu olsun bilselerdi.

Muhammed Esed

Eğer inansalar ve O'na karşı sorumluluklarının bilincinde olsalardı, doğrusu, Allah'ın mükafatı onlara iyilik getirecekti; keşke bunu bilselerdi!

Ahmed Hulusi

Eğer onlar iman edip (şirkten) korunmuş olsalardı, Allah indinden açığa çıkacak sevap, haklarında çok daha hayırlı olacaktı. Keşke bilselerdi.

Ali Bulaç

Eğer gerçekten iman edip sakınsalardı, Allah katındaki sevab(ları) gerçekten daha hayırlı olurdu; bir bilselerdi.

Ali Özek ve heyeti

Eğer iman edip kendilerini kötülükten korusalardı, şüphesiz Allah tarafından verilecek sevap daha hayırlı olacaktı. Keşke bunları anlasalardı!

Ali Rıza Safa

Eğer inansalardı ve sorumluluk bilinci taşısalardı, Allah'ın katından bir ödül, kesinlikle daha iyi olurdu; keşke bilselerdi!

Bayraktar Bayraklı

Eğer onlar, iman edip sakınsalardı, Rablerinden çok daha iyi bir ödül alacaklardı. Keşke bilselerdi!

Edip Yüksel

Onlar gerçeği onaylayıp günahlardan sakınmış olsalardı elbette ALLAH'tan alacakları ödül çok daha hayırlı olurdu. Bir bilselerdi!

Edip Yüksel (Eski Baskı)

Onlar inanıp günahlardan sakınmış olsalardı elbette ALLAH'tan alacakları ödül çok daha hayırlı olurdu. Bir bilselerdi!

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Evet! İman edip de (büyü gibi günahlardan) sakınmış olsalardı, elbette Allah tarafından verilecek bir mükafat çok hayırlı olacaktı; bunu bir bilselerdi!

Elmalılı Hamdi Yazır

evet iman edib de korunmuş olsa idiler elbette Allah tarafından bir mükafat çok hayırlı olacaktı, bunu bilselerdi

Erhan Aktaş

Eğer onlar iman edip takva sahibi dipnot 1 olsalardı, Allah katında kazanacakları sevap kendileri için daha hayırlı olurdu. Keşke bilselerdi.

Erhan Aktaş — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Bkz. 2:66. ayetin dipnotu.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Eğer onlar iman edip takva sahibi dipnot 1 olsalardı, Allah katında kazanacakları sevap hayırlı olurdu. Keşke bilselerdi.

Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Takva, kişinin vahye içtenlikle uyarak kendisini kötü, zararlı ve tehlikeli şeylere karşı koruması ve güvene almasıdır.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Eğer onlar iman edip sakınsalardı, Allah katında kazanacakları sevap daha hayırlı olurdu. Keşke bilselerdi.

Gültekin Onan

Eğer gerçekten inanıp sakınsalardı, Tanrı katındaki sevap(ları) gerçekten daha hayırlı olurdu; bir bilselerdi.

Hasan Basri Çantay

Eğer onlar (Yahudiler, Peygambere ve Kurana) iman edib de (sihir yapmak gibi günahlardan) sakınmış olsalardı Allah katından (kazanacakları) sevab, (haklarında) elbet daha hayırlı olurdu. Eğer bunu bilselerdi.

İbni Kesir

Eğer onlar inanmış ve sakınmış olsalardı; Allah katındaki sevab daha hayırlı olurdu. Keşke bilselerdi.

Mehmet Alagaş

(102-103) (Kitap diye) Süleyman’ın mülkü üzerine şeytanların okuduğu / tilavet ettiği şeylere uydular, Süleyman kafir değildi lakin şeytanlar kafirdiler. (Süleyman o mülkü sihirle oluşturmadı) İnsanlara sihri / etkileme sanatını öğretiyorlardı. Babil de Harut ve Marut meleklerine indirilenleri öğretiyorlardı, O ikisi herhangi birine muhakkak ki biz sınamayız / fitneyiz sakın kafir olmayın demeden sihri öğretmez lerdi. Onlar bu iki melekten , kişi ile eşi arasını ayıracak şeyleri öğreniyorlardı , Allah’ın izni olmadan da birilerine zarar verecek değildiler. Onlar kendilerine zarar verecek faydasız şeyler öğreniyorlardı. Onu satın alanlar, ahirette kendilerine bir nasibin kalmadığını bildiler. Kendileri için aldıkları o şeyin, ne kötü bir şey olduğunu keşke bilselerdi, keşke iman etmiş olsalardı ve sakınsalardı, Allah yanındaki sevap / mesubet ise daha hayırlı idi, keşke biliyor olsalardı

Rowwad Tercüme Merkezi

Eğer onlar iman edip takva sahibi olsalardı, elbette Allah katında verilecek sevap daha hayırlı olurdu. Keşke bilselerdi!

Süleyman Ateş

Eğer onlar inanıp (Allah'ın azabından) korunmuş olsalardı, elbette Allah katından (verilecek) sevap, (kendileri için) daha hayırlı olurdu. Keşke bilselerdi!

Süleymaniye Vakfı

Bunlar /bu Yahudiler (kitaplarını tasdik eden Kur'an'a) inanıp güvenseler ve kendilerini yanlışlardan korusalar Allah katından alacakları karşılık elbette çok iyi olur. Keşke bunu bilseler! dipnot 1

Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

(Bu Yahudiler Kur'an'a) İnanıp güvenir ve korunurlarsa, Allah katından alacakları karşılık elbette iyi olur. Keşke bilseler!

Şaban Britch

Keşke onlar iman edip takva sahibi olsalardı, elbette Allah katında verilecek sevap daha hayırlı olurdu. Keşke bilselerdi!

Şaban Piriş

Keşke onlar iman edip korunmuş olsalardı, elbette Allah katında verilecek sevap daha hayırlı olurdu. Keşke bilselerdi!

Yaşar Nuri Öztürk

Eğer onlar iman edip sakınsalardı, Allah katından bir sevap elbette daha kıymetli olurdu. Keşke bilebilselerdi.

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

Had they truthfully believed in Allah and entertained the profound reverence dutiful to Him, Allah would have been their hope and His mercy and blessings would have been far better than what they lost if they only knew.

Abdul Haleem

If they had believed and been mindful of God, their reward from Him would have been far better, if only they knew.

Abdullah Yusuf Ali

If they had kept their Faith and guarded themselves from evil, far better had been the reward from their Lord, if they but knew!

Abul A'la Maududi

Had they believed and been God-fearing Allah’s reward would have been better! Had they but known!

Aisha Bewley

If only they had had iman and shown taqwa! A reward from Allah is better, if they only knew.

Al-Hilali & Khan

And if they had believed, and guarded themselves from evil and kept their duty to Allâh, far better would have been the reward from their Lord, if they but knew!

Ali Quli Qarai

Had they been faithful and Godwary, the reward from Allah would have been better; had they known!

Amatul Rahman Omar

And if these (Jews) had kept their faith and guarded against these evils, surely they would have received a better reward from Allâh. Had they but known (it).

Arthur John Arberry

Yet had they believed, and been godfearing, a recompense from God had been better, if they had but known.

Bijan Moeinian

Had they believed in God and adapted a God pleasing way of life, they would have received much better reward from the Lord. If they only knew it.

E. Henry Palmer

But had they believed and feared, a reward from God were better, had they but known.

Edip-Layth

Had they acknowledged and been aware, it would have brought them a reward from God which is far better if they knew!

George Sale

But if they had believed, and feared God, verily the reward they would have had from God, would have been better, if they had known it.

Hamid S. Aziz

If they had kept their faith and protected themselves from evil, far better had been the reward from their Lord, if they but knew.

Mahmoud Ghali

And if it be that they had believed and been pious, a requiting from the Providence of Allah would indeed have been most charitable if they had known.

Marmaduke Pickthall

And if they had believed and kept from evil, a recompense from Allah would be better, if they only knew.

Mohamed Ahmed - Samira

And they follow what devilish beings used to chant against the authority of Solomon, though Solomon never disbelieved and only the devils denied, who taught sorcery to men, which, they said, had been revealed to the angels of Babylon, Harut and Marut, who, however, never taught it without saying: "We have been sent to deceive you, so do not renounce (your faith). " They learnt what led to discord between husband and wife. Yet they could not harm any one or without the dispensation of God. And they learnt what harmed them and brought no gain. They knew indeed whoever bought this had no place in the world to come, and that surely they had sold themselves for something that was vile. If only they had sense!

Muhammad Asad

And had they but believed and been conscious of Him, reward from God would indeed have brought them good-had they but known it!

Mustafa Khattab

If only they were faithful and mindful ˹of Allah˺, there would have been a better reward from Allah, if only they knew!

Progressive Muslims

And had they believed and been righteous, it would have brought them a reward with God which is far better if they knew!

Rashad Khalifa

If they believe and lead a righteous life, the reward from GOD is far better, if they only knew.

Sahih International

And if they had believed and feared Allah, then the reward from Allah would have been [far] better, if they only knew.

Sam Gerrans

And had they believed and been in prudent fear, recompense from God would have been better, had they but known.

Shabbir Ahmed

And if they had believed in the changeless Divine Laws and walked aright, the reward from Allah would be far better, if they brought their thoughts in the realm of knowledge.

Syed Vickar Ahamed

And if they had kept their faith and guarded themselves from evil, and their duty to Allah far better had been the reward from their Lord, if they only knew!

Taqi Usmani

And had they accepted the faith, and been God-fearing, the reward from Allah would have always been far better. If only they knew!

The Monotheist Group

And had they believed and been righteous, it would have brought them a recompense with God which is far better if only they knew!

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — Bakara suresi, 103. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — Bakara suresi, 103. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — Bakara suresi, 103. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩