Diyanet İşleri
Hani siz, "Ey Musa! Biz Allah'ı açıktan açığa görmedikçe sana asla inanmayız" demiştiniz. Bunun üzerine siz bakıp dururken sizi yıldırım çarpmıştı.
Bakara suresi
Bakara suresi, 55. ayet. وَإِذْ قُلْتُمْ يَٰمُوسَىٰ لَن نُّؤْمِنَ لَكَ حَتَّىٰ نَرَى ٱللَّهَ جَهْرَةً فَأَخَذَتْكُمُ ٱلصَّٰعِقَةُ وَأَنتُمْ تَنظُرُونَ
veiẕ ḳultüm yâ mûsâ len nü'mine leke ḥattâ nera-llâhe cehraten feeḫaẕetkümu-ṣṣâ`iḳatü veentüm tenżurûn.
Hani siz, "Ey Musa! Biz Allah'ı açıktan açığa görmedikçe sana asla inanmayız" demiştiniz. Bunun üzerine siz bakıp dururken sizi yıldırım çarpmıştı.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Tövbe, Allah'ı görme isteği, gölge ve kudret helvası Bakara 54–59 3
Sonra bunun ardından şükredesiniz diye sizi affetmiştik.
Hani, doğru yolu tutasınız diye Musa'ya Kitab'ı (Tevrat'ı) ve Furkan'ı vermiştik.
Musa, kavmine dedi ki: "Ey kavmim! Sizler, buzağıyı ilah edinmekle kendinize yazık ettiniz. Gelin yaratıcınıza tövbe edin de nefislerinizi öldürün (kendinizi düzeltin). Bu, Yaratıcınız katında sizin için daha iyidir. Böylece Allah da onların tövbesini kabul etti. Çünkü O, tövbeleri çok kabul edendir, çok merhametlidir."
Hani siz, "Ey Musa! Biz Allah'ı açıktan açığa görmedikçe sana asla inanmayız" demiştiniz. Bunun üzerine siz bakıp dururken sizi yıldırım çarpmıştı.
Sonra, şükredesiniz diye ölümünüzün ardından sizi tekrar dirilttik.
Bulutu üstünüze gölge yaptık. Size, kudret helvası ile bıldırcın indirdik. "Verdiğimiz rızıkların iyi ve güzel olanlarından yiyin" (dedik). Onlar (verdiğimiz nimetlere nankörlük etmekle) bize zulmetmediler, fakat kendilerine zulmediyorlardı.
Hani, "Şu memlekete girin. Orada dilediğiniz gibi, bol bol yiyin. Kapısından eğilerek tevazu ile girin ve "hıtta!" (Ya Rabbi, bizi affet) deyin ki, biz de sizin hatalarınızı bağışlayalım. İyilik edenlere ise daha da fazlasını vereceğiz" demiştik.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
55. “Hani “Ey Mûsâ, biz Allah’ı aşikâre görmedikçe sana asla inanmayacağız” demiştiniz.” İşte bu, Yüce Allah’a ve Rasûlü’ne karşı gösterilen küstahlığın en ileri derecesidir. “(o anda) siz bakıp dururken” yani, her biri arkadaşına bakıp durduğu bir sırada “yıldırım sizi çarpmıştı” buradaki yıldırımdan kasıt ya ölüm yahut ileri derecedeki baygınlıktır.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Musa -aleyhisselam-'la babalarınızın cüretle konuşup, ona söylediklerini hatırlayın. Onlar şöyle demişlerdi: "Bizden gizli olmadan aleni olarak Allah'ı görene kadar sana iman etmeyeceğiz". Bunun akabinde yakıcı ateş sizi alıverdi. Sizden bazısı diğerlerine bakıverirken sizi öldürdü.
Aynı kök: صعق (11 geçiş) · Aynı kıssa: Hz. Mûsâ · Aynı kök: نظر (129 geçiş)
Musa, belirlediğimiz yere (Tur'a) gelip Rabbi de ona konuşunca, "Rabbim! Bana (kendini) göster, sana bakayım" dedi. Allah da, "Beni (dünyada) katiyen…
Aynı kök: صعق (11 geçiş) · Aynı kök: جهر (16 geçiş)
Kitap ehli, senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyorlar. (Buna şaşma!) Musa'dan, bundan daha büyüğünü istemişler ve "Allah'ı bize açıkça…
Aynı kök: صعق (11 geçiş) · Aynı kök: نظر (129 geçiş)
Sur'a üflenir ve Allah'ın dilediği kimseler dışında göklerdeki herkes ve yerdeki herkes ölür. Sonra ona bir daha üflenir, bir de bakarsın onlar…
Aynı kıssa: Hz. Mûsâ · Aynı kök: نظر (129 geçiş)
Hani, sizin için denizi yarmış, sizi kurtarmış, gözlerinizin önünde Firavun ailesini suda boğmuştuk.
Aynı kıssa: Hz. Mûsâ · Aynı kök: نظر (129 geçiş)
Onlar, "Bizim için Rabbine dua et de, rengi neymiş? açıklasın" dediler. Musa şöyle dedi: "Rabbim diyor ki, o, sapsarı; rengi, bakanların içini açan…
Aynı kıssa: Hz. Mûsâ · Aynı kök: نظر (129 geçiş)
Sonra onların ardından Musa'yı, apaçık mucizelerimizle Firavun'a ve onun ileri gelen adamlarına peygamber olarak gönderdik de onları (mucizeleri)…
Aynı kök: جهر (16 geçiş)
Allah, zulme uğrayanın dile getirmesi dışında, çirkin sözün açıklanmasını sevmez. Şüphesiz Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
Aynı kök: جهر (16 geçiş)
Halbuki O, göklerde de Allah'tır, yerde de. Sizin gizlinizi de bilir, açığa vurduğunuzu da. Sizin daha ne kazanacağınızı da bilir.
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Hani "Ey Musa! Biz Allah'ı açıkça görünceye kadar sana asla inanmayız." demiştiniz de bakıyorken sizi yıldırım yakalamıştı (çarpmıştı).
Bir zaman da demiştiniz ki: Ey Musa! Allah'ı açıkça görünceye dek sana kesinlikle inanmayacağız. Ve ardından siz bön bön bakarken yıldırım çarpmışa dönmüştünüz.
Ve (hatırlayın) (hani), "Ey Musa, doğrusu Allah'ı kendi gözümüzle görmedikçe sana asla inanmayacağız!" dediğinizde, (işte o an) siz daha (ne oluyor diye) çevrenize bakıp dururken ceza yıldırımı sizi yakalamıştı.
"Ya Musa, biz Allah'ı dışarıda, açıkta görmedikçe iman etmeyiz" demiştiniz de; bunun üzerine yıldırım (varlığınızı yok eden hakikat bilgisi) çarpmıştı sizi, siz bakıp dururken!
Ve demiştiniz ki: "Ey Musa, biz Allah'ı apaçık görünceye kadar sana inanmayız." Bunun üzerine yıldırım sizi (kendinizden) almıştı. Ve siz bakıp duruyordunuz.
(Bir zamanlar:) Siz Ey Musâ! Biz Allah'ı açıkça görmedikçe asla sana inanmayız, demiştiniz de bakıp durur olduğunuz halde hemen sizi yıldırım çarpmıştı.
Üstelik şöyle demiştiniz: "Ey Musa! Allah'ı açıkça görmedikçe, sana asla inanmayız!" Bunun üzerine, sizi yıldırım çarptı; bakakaldınız.
Şu zamanı da hatırlayınız ki, siz "Ey Musa! Allah'ı apaçık görünceye kadar sana asla iman etmeyeceğiz!" demiştiniz de, göre göre sizi yıldırım çarpmıştı.
Bir zamanlar, "Ey Musa, ALLAH'ı fiziksel olarak görmedikçe onaylamayız" demiştiniz. Bakınıp dururken size yıldırım çarpmıştı. dipnot 1
Bir zamanlar, 'Ey Musa, ALLAH'ı fiziksel olarak görmedikçe inanmayız,' demiştiniz. Bakınıp dururken size yıldırım çarpmıştı.
Ve bir vakit: "Ey Musa, biz Allah'ı açıkça görmedikçe, senin sözüne kesinlikle inanmayacağız." dediniz. Bunun üzerine sizi o yıldırım yakalayıverdi; siz de bakakalmıştınız.
Ve bir vakit "ya Musa, dediniz: Biz Allahı aşikare görmedikçe senin sözünle asla inanmıyacağız" bunun üzerine sizi o saıka yakalayıverdi bakınıp duruyordunuz
Hani siz: "Ey Musa! Allah'ı açıkça görmedikçe sana asla inanmayız." demiştiniz de o an, bakıp dururken, sizi yıldırım gürültüsü yakalamıştı.
Hani siz: "Ey Musa! Allah'ı açıkça görmedikçe sana asla inanmayız." demiştiniz de o an, bakıp dururken, sizi yıldırım gürültüsü yakalamıştı.
Hani siz: "Ey Musa! Allah'ı açıkça görmedikçe sana asla inanmayız." demiştiniz de, o an, bakıp dururken, sizi yıldırım gürültüsü yakalamıştı.
Ve demiştiniz ki: "Ey Musa, biz Tanrı'yı apaçık (cehreten) görmedikçe sana inanmayız". Bunun üzerine yıldırım sizi almıştı / yakalamıştı / çarpmıştı (kümüssaıkatü). Ve siz bakıp duruyordunuz / bakıyordunuz (tenzurun).
Bir de hatırlayın o zamanı ki siz (Musa ile birlikde Allaha karşı özür dilemek, onun emirlerini dinlemek üzere çıkdığınız vakit) "Ey Musa, biz Allahı apaşikar görünceye kadar sana kat'iyyen iman etmeyiz" demişdiniz de gözünüz bakıb dururken sizi o yıldırım (sayha) çarpmışdı.
Bir de, hani siz: Ey Musa, biz Allah'ı apaşikar görünceye kadar sana inanmayacağız, demiştiniz de, bakıp dururken sizi yıldırım çarpmıştı.
(51-61) Musa’dan kırk gece sözü / vaadi aldık , sonra Onun ardından / Musa’nın ardından buzağıyı edindiniz , siz zalimdiniz. Sonra bunun ardından sizi böylelikle belki şükredersiniz diye sizi affettik, Bir vakit Musa’ya kitabı ve Ayırıcıyı / Furkan’ı verdik ki böylelikle belki yola girersiniz. Musa kavmine dedi ki ey kavmim siz buzağıyı edinmek suretiyle nefislerinize zulmettiniz, yaratıcınıza vazgeçmiş olarak tövbe edin ve de “kendinizi öldürün”, işte bu, sizin için yaratıcınız yanında daha hayırlıdır , sizin tövbele riniz kabul eder , O, kesinlikle tövbeleri çokça kabul edendir, esirgeyendir dedi. Siz de dediniz ki Ey Musa! Açıkça Allah’ı görmedikçe sana iman etmeyeceğiz” sizi bir yıldırım yakaladı / öldürdü. (Firavun ailesini boğarken ki baktığınız gibi) siz de bakıyordunuz, s onra sizi ölümünüzün ardından yeniden dirilttik böylelikle belki teşekkür edersiniz. Üzerinize buluttan bir gölge yaptık , üzerinize menne ve selva indirdik / bıldırcın eti ve kudret helvası indirdik, rızık olarak size verdiklerimizin hoş ve temiz olanlarından yiyin dedik, bize zulüm edemediler ve lakin kendilerine zulmettiler. Bir vakit size “Bu memlekete girin, istediğiniz taraftan bol bol yiyin, kapıdan secde ederek girin, günahlarımızı bizden kaldır / hıtta deyin, biz de sizi günahlarınızdan bağışlayalım, güzel davrananlara ilerde ziyadesiyle vereceğiz dedik. Kafirler kendilerine söyleneni başka bir sözle değiştirdiler (Hıtta yerine kılçıklı buğday anlamında hınta dediler güya dalga geçtiler , tahrif harfle başlar ) ve biz de yoldan çıkmaları / fasık olmaları nedeniyle zalimler üzerine pislik bir azap indirdik. Musa kavmi için su dilemişti, biz de asan ile vur taşa dedik, Ondan on iki göze fışkırdı. (Yakub’un on iki soyu) Her bir insan içeceği yeri bildi , Allah’ın rızkından yiyin için haddi aşıp arzda bozgunculuk çıkarmayın. Bir vakit de dediniz ki Ey Musa tek yemeğe dayanamıyoruz , Rabbine dua et bizim için, arzın yetiştirdiği şeylerden baklasından, kabağından, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından çıkarsın , dedi ki hayırlı olanı daha değersiz olanla / edna olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Şehire / Mısır’a (ekim dikim yapılan yer) inin, sorduklarınız sizin için orada var. Üzerlerine zillet / utanç ve yoksulluk damgası vuruldu , Allah’tan bir azaba çarpıldılar , bu, onların Allah’ın ayetlerini yok sayıyor olmalarındandı ve haksız yere nebileri öldürüyor olmalarındandı , bu, onların haddi aşıp isyan etmelerinden dolayıydı.
"Ey Mûsâ! Allah’ı apaçık görmedikçe sana inanmayacağız." demiştiniz de, bunun üzerine bakıp dururken sizi yıldırım çarpmıştı
Bir zaman da: "Ey Musa, biz Allah'ı açıkça görmedikçe sana inanmayız," demiştiniz de derhal sizi yıldırım gürültüsü yakalamıştı; siz de bunu görüyordunuz.
Bir gün, "Ey Musa! Allah'ı apaçık görene kadar sana asla inanmayacağız!" demiştiniz. dipnot 1 Bunun üzerine, bakıp dururken sizi şiddetli gök gürültüsü yakalamıştı. dipnot 2
Bir gün: "Bak Musa! Allah'ı apaçık görene kadar sana güvenmeyeceğiz!" demiştiniz. Bunun üzerine, o şiddetli gürültü sizi sarsmıştı da bakakalmıştınız.
Ey Musa, Allah’ı apaçık görmedikçe sana inanmayacağız, demiştiniz de, gözünüz bakıp dururken sizi yıldırım çarpmıştı.
-Ey Musa, Allah'ı apaçık görmedikçe sana inanmayacağız, demiştiniz de, gözünüz bakıp dururken sizi yıldırım çarpmıştı.
Siz şunu da söylemiştiniz: "Ey Musa! Biz, Allah'ı apaçık görmedikçe sana asla inanmayacağız." Bunun üzerine sizi yıldırım çarpmıştı, Ve siz bakıp duruyordunuz.
"Again you said to Mussa:" "We will not recognise your mission until we see Allah personally and perceive Him by sight. " "There and then did heaven reverberate thunder against you and the fearful echoes thundered in your ears and with lightning did heaven strike you dead as you gazed your souls away",
Remember when you said, ‘Moses, we will not believe you until we see God face to face.’ At that, thunderbolts struck you as you looked on.
And remember ye said: "O Moses! We shall never believe in thee until we see Allah manifestly," but ye were dazed with thunder and lighting even as ye looked on.
And recall when you said: "O Moses, we will not believe in you until we clearly see Allah (speaking to you)." Thereupon a tremendous thunderbolt struck you before your very eyes.
And when you said, ‘Musa, we will not believe in you until we see Allah with our own eyes. ’ So the thunder-bolt struck you dead while you were looking.
And (remember) when you said: "O Mûsâ (Moses)! We shall never believe in you until we see Allâh plainly." But you were seized with a thunder-bolt (lightning) while you were looking.
And when you said, ‘O Moses, we will not believe you until we see Allah visibly. ’ Thereupon a thunderbolt seized you as you looked on.
And when you had said, `O Moses! we shall, by no means, believe you unless we see Allâh openly (face to face). ' Thereupon the thunderbolt (of punishment) overtook you and you were beholding (the consequences of your conduct).
And when you said, 'Moses, we will not believe thee till we see God openly'; and the thunderbolt took you while you were beholding.
Then [having an argumentative attitude] you said: "You know Moses’ we will not believe you unless God directly appears and talk to us!" At that very moment a thunderbolt struck you all and you died.
And when ye said to Moses, 'O Moses! we will not believe in thee until we see God manifestly,' and the thunderbolt caught you while ye yet looked on.
When you said, "O Moses, we will not acknowledge you until we see God openly!" the lightning bolt took you while you were still staring.
And when ye said, O Moses, we will not believe thee, untill we see God manifestly; therefore a punishment came upon you, while ye looked on;
And remember when you said to Moses, "O Moses! We will not believe in you until we see Allah manifestly," and the thunderbolt caught you while you yet looked on.
And (remember) as you said, "O Mûsa (Moses) we will never believe you until we see Allah openly. " So the (stunning) thunderbolt took you (while) you were looking on.
And when ye said: O Moses! We will not believe in thee till we see Allah plainly; and even while ye gazed the lightning seized you.
Remember, when you said to Moses: "We shall not believe in you until we see God face to face," lightning struck you as you looked.
And [remember] when you said, "O Moses. indeed we shall not believe thee unto we see God face to face!" - whereupon the thunderbolt of punishment overtook you before your very eyes.
And ˹remember˺ when you said, "O Moses! We will never believe you until we see Allah with our own eyes," so a thunderbolt struck you while you were looking on.
And you said: "O Moses, we will not believe you until we see God openly!" So the lightning bolt took you while you were still staring.
Recall that you said, "O Moses, we will not believe unless we see GOD, physically." Consequently, the lightning struck you, as you looked.
And [recall] when you said, "O Moses, we will never believe you until we see Allah outright"; so the thunderbolt took you while you were looking on.
And when you said: “O Moses: we will not believe thee until we see God openly”; and the thunderbolt took you — and you were looking on.
And recall when you told Moses, " We won't believe in you until we see Allah face to face. " (This happened because you had programmed your minds into the primitive ways of the "age of worship" when humans could only appreciate the tangible. At that level of intellect, humans come to fear natural phenomena). Thus, when you saw the lightening thunder (and the challenges of life) you almost fell dead in fright. (Losing your reason (7:155)).
And (remember) when, you said: "O Musa (Moses)! We shall never believe in you until we see Allah openly," but you were dazed with thunder and lightning while you looked on.
When you said, "Mūsā, we will never believe you till we see Allah openly!" So, the thunderbolt took you while you were looking on.
And you said: "O Moses, we will not believe you until we see God openly!" So the lightning strike took you while you were still staring.