Bakara suresi

Bakara suresi, 3. ayet

Bakara suresi, 3. ayet. ٱلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِٱلْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَمِمَّا رَزَقْنَٰهُمْ يُنفِقُونَ

elleẕîne yü'minûne bilgaybi veyüḳîmûne-ṣṣalâte vemimmâ razaḳnâhüm yünfiḳûn.

Diyanet İşleri

Onlar gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda harcarlar.

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

Bakara 1–6 · surenin 3. ayeti / 286

Konu Kitabın niteliği ve sakınanların vasıfları Bakara 1–5 3

  1. Bakara 1

    Elif Lam Mim.

  2. Bakara 2

    Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir.

  3. 3

    Onlar gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda harcarlar.

  4. Bakara 4

    Onlar sana indirilene de, senden önce indirilenlere de inanırlar. Ahirete de kesin olarak inanırlar.

  5. Bakara 5

    İşte onlar Rab'lerinden (gelen) bir doğru yol üzeredirler ve kurtuluşa erenler de işte onlardır.

  6. Bakara 6

    Küfre saplananlara gelince, onları uyarsan da, uyarmasan da, onlar için birdir, inanmazlar.

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

3. “Onlar gayba iman ederler” İmanın hakikati; peygamberlerin verdiği haberleri tam anlamıyla tasdik etmektir. Bu tasdik organların itaat ve bağlılıklarını da içerir. İman da önemli olan duyularla hissedilen ve müşahade edilen şeylere inanmak değildir. Çünkü bu konuda müslüman ile kâfir arasında fark olmaz. Esas mesele görmediğimiz, müşahade etmediğimiz gayba, sadece Allah ve Rasûlü haber verdiği için iman etmektir. İşte kendisi ile müslümanın kâfirden ayırt edildiği iman budur. Zira bu iman sadece Allah ve Rasûlü’nü tasdik etmektir.

O halde mü’min, ister müşahade etsin, ister etmesin, ister kavrayıp anlasın, ister akıl ve kavrayışıyla onu anlayamasın, Allah’ın ve Rasûlü’nün haber verdiği her şeye iman eder. Gaybi meseleleri yalanlayan zındıklar ise böyle değildir. Çünkü onlar hem akıllarının kıt olması hem de üzerlerine düşen görevi yerine getirmemelerinden dolayı bu gerçekleri kavrayamazlar. Bu nedenle onlar bilgileri ile kuşatamadıkları şeyleri yalanlamaya kalkışmış, böylelikle akılları bozulmuş ve fikirleri karmakarışık bir hal almıştır. Allah’ın hidayeti ile doğruyu bulan ve tasdik eden mü’minlerin akılları ise bu gibi olumsuzluklardan arınmıştır.

Gayba imanın kapsamına Yüce Allah’ın haber verdiği gerek geçmişe, gerek geleceğe ait gaybî hususlara, ahiret hallerine, Yüce Allah’ın sıfatlarının hakikat ve keyfiyetlerine, bu hususta Peygamberlerin haber verdiklerinin tümüne iman etmek girer. O bakımdan mü’minler Allah’ın sıfatlarına ve bu sıfatların varlığına iman ederler. Keyfiyetlerini kavrayamasalar dahi bunlara kesin olarak inanırlar.

Daha sonra Yüce Allah: “namazı dosdoğru kılarlar” diye buyurmuştur. Burada Allah “namaz kılarlar” yahut “namazı eda ederler” diye buyurmamaktadır. Çünkü mücerret olarak görünür şekli ile namazı eda etmek yeterli değildir. Namazın dosdoğru kılınması (ikâme edilmesi) hem görünürde rükünlerini, vaciplerini, şartlarını tam olarak yerine getirerek zahirî ikâmeyi, hem de namazın ruhunu gerçekleştirmek suretiyle batınî ikâmeyi kapsar. Namazın ruhu ise namaz kılarken kalbin/aklın namazda olması, namaz kılanın söylediklerini ve namazda yaptığı fiilleri düşünmesi, tefekkür etmesidir. İşte Yüce Allah’ın, hakkında: “Şüphesiz namaz insanı hayâsızlıktan ve kötülüklerden alıkoyar” (el-Ankebut, 29/45) diye buyurduğu namaz budur. Mükâfat ile karşılık görecek namaz da budur. Çünkü kul, namazdan ancak aklettiği kadarının mükâfatını alır. Ayetteki “namaz”ın kapsamına farz namazlar da nafile namazlar da girmektedir.

Daha sonra Yüce Allah: “Kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden infâk ederler” buyuruyor. Bunun kapsamına da zekât, zevcelere, akrabalara, kölelere ve benzerlerine nafaka vermek (ihtiyaçlarını karşılamak) gibi farz harcamalar girdiği gibi bütün hayır yollarına yapılan müstehap infaklar da girmektedir. Kendilerine infak edileceklerin zikredilmeyişi infak yollarının çok ve infak yapılacak kimselerin çeşitli oluşundandır. Diğer taraftan infak bizatihi Yüce Allah’a yaklaştıran bir ibadettir. Burada “bir kısmı” anlamına gelen “من/…(şeyler)den” edatının getirilmesi, Allah'ın onlardan kendilerine verilenlere karşılık olarak ancak mallarının az bir bölümünü istediğine dikkatlerini çekmek içindir. Bu ise onlara ne zarar verecek ne de ağır gelecektir. Aksine onlar bu infak ile hem kendileri faydalanırlar, hem de kardeşleri bundan yararlanır.

Yüce Allah’ın; “rızıklandırdığımız” buyruğu ile işaret edilmektedir ki elinizde bulunan mallar ne kendi kuvvetinizle elde ettiğiniz şeylerdir ne de mutlak egemenliği size aittir. Onlar ancak Allah’ın size ihsan ettiği ve nimet olarak bağışladığı bir rızıktır. O halde O, size bu nimeti ihsan edip kullarından pek çok kimseden üstün kıldığına göre, size vermiş olduğu bu nimetlerin bir bölümünü vermek sureti ile Allah’a şükrediniz ve mahrum olan kardeşlerinizi de gözetiniz.

Yüce Allah Kur’ân-ı Kerim’de namaz ve zekâtı bir arada çokça zikreder. Çünkü namaz Ma’bud’a karşı ihlaslı olmayı; zekat ve infak ise O’nun kullarına ihsanı ihtiva eder. O bakımdan kulun mutluluğu bir taraftan Ma’bud’una karşı ihlasla kulluk yapmasına, diğer taraftan da Ma’bud’unun yarattıklarına faydalı olmak için gayret göstermesine bağlıdır. Nitekim kulun bedbaht olması da bu iki şeyden mahrum kalmasına, ihlası ve kullara iyiliği kaybetmesine bağlıdır.

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

Bu metin 3–4. ayetler için yazılmıştır.

Onlar gaybe inanırlar. Gayb; Ahiret günü gibi Allah'ın ya da resulünün haber verdiği, bize gizli kalıp duyularla hissedilmeyen her şeydir. Onlar, Allah'ın emrettiği şekilde şartları, rukünleri, vacipleri ve sünnetlerine uygun olarak namazı dosdoğru kılan kimselerdir. Onlar, Allah'ın sevabını umarak zekât gibi verilmesi farz olan veya sadaka gibi farz olmayan, Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği şeylerden infak ederler. Ey Peygamber! Onlar Allah'ın sana ve senden önce gönderdiği bütün peygamberlere -aleyhimusselam- indirdiği vahye ayırt etmeksizin iman ederler. Ve onlar ahirete, orada verilecek olan sevap ve cezaya kesin bir inançla iman ederler.

Kelimeler

8 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. ٱلَّذِينَ ellezine onlar ki
  2. يُؤْمِنُونَ yu'minune inanırlar kök: امن
  3. بِٱلْغَيْبِ bil-gaybi gaybde(gizlide) kök: غيب
  4. وَيُقِيمُونَ ve yukimune ve ayakta tutarlar kök: قوم
  5. ٱلصَّلَوٰةَ s-salate salatı kök: صلو
  6. وَمِمَّا ve mimma ve şeyden
  7. رَزَقْنَـٰهُمْ razeknahum kendilerini rızıklandırdığımız kök: رزق
  8. يُنفِقُونَ yunfikune infak ederler kök: نفق

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 8 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı kök: نفق (111 geçiş) · Aynı kök: صلو (99 geçiş) · Aynı kök: رزق (123 geçiş)

    Onlar namazı dosdoğru kılan, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayan kimselerdir.

  • Aynı kök: نفق (111 geçiş) · Aynı kök: صلو (99 geçiş) · Aynı kök: رزق (123 geçiş)

    Onlar, Rablerinin rızasına ermek için sabreden, namazı dosdoğru kılan, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli olarak ve açıktan Allah için harcayan…

  • Aynı kök: نفق (111 geçiş) · Aynı kök: صلو (99 geçiş) · Aynı kök: رزق (123 geçiş)

    İnanan kullarıma söyle, namazı dosdoğru kılsınlar, hiçbir alışveriş ve dostluğun bulunmadığı bir gün gelmeden önce kendilerine rızık olarak…

  • Aynı kök: صلو (99 geçiş) · Aynı kök: رزق (123 geçiş) · Ortak kavram: Namaz (Salât)

    "Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bazısını, senin kutsal evinin (Kabe'nin) yanında ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! Namazı dosdoğru…

  • Aynı kök: صلو (99 geçiş) · Aynı kök: رزق (123 geçiş) · Ortak kavram: Namaz (Salât)

    Ailene namazı emret ve kendin de ona devam et. Senden rızık istemiyoruz. Sana da biz rızık veriyoruz. Güzel sonuç, Allah'a karşı gelmekten…

  • Aynı kök: غيب (60 geçiş) · Aynı kök: نفق (111 geçiş) · Ortak kavram: İnfak

    Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından…

  • Aynı kök: غيب (60 geçiş) · Aynı kök: صلو (99 geçiş) · Ortak kavram: Namaz (Salât)

    Hiçbir günahkar başka bir günahkarın yükünü yüklenmez. Günah yükü ağır olan kimse, (bir başkasını), günahını yüklenmeye çağırırsa, ondan hiçbir şey…

  • Aynı kök: صلو (99 geçiş) · Ortak kavram: Namaz (Salât)

    Namazı kılın, zekatı verin. Rüku edenlerle birlikte siz de rüku edin.

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

36 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

Onlar gayba (bilinemeyenlere) inanır; namaz kılar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler (verirler).

Mustafa İslamoğlu

o hidayete erenler ki, idraki aşan hakikatlere bütünüyle iman ederler, namazı istikamet üzre kılarlar, kendilerine sürekli lutfettiğimiz şeylerden (ihtiyaç sahiplerine) harcarlar;

Muhammed Esed

Onlar ki, insan idrakini aşa(n olguların varlığı)na inanırlar ve namazlarında dikkatli ve devamlıdırlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan başkaları için harcarlar,

Ahmed Hulusi

İşte onlar gayblarındaki (algılayamadıkları) hakikate (Nefslerinin Allah Esma'sının anlamlarının bir terkip - bileşimi şeklinde meydana geldiğine) iman ederler, salatı ikame ederler (fiilen eda yanı sıra anlamını yaşarlar) ve kendilerine verdiğimiz maddi - manevi yaşam gıdasından Allah adına karşılıksız paylaşırlar.

Ali Bulaç

Onlar, gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.

Ali Özek ve heyeti

Onlar gayba inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan infak ederler.

Ali Rıza Safa

Onlar, gizli gerçeklere inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar; kendilerine geçimlik olarak verdiklerimizden de yardımlaşmak amacıyla paylaşırlar.

Bayraktar Bayraklı

Onlar, gayba inanırlar, namazı kılarlar, kendilerine verdiklerimizden Allah yolunda harcarlar.

Edip Yüksel

Onlar ki duyularıyla algılayamadıkları gerçekleri de onaylarlar, salatı (dayanışmayı) gözetirler, kendilerine verdiğimiz rızıktan muhtaçlara verirler. dipnot 1

Edip Yüksel — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    * Salat, dayanışma anlamına gelir (75:31-32; 9:5). * Toplumsal dayanışma psikolojik, sosyal, politik ve ekonomik dayanışma biçimlerini kapsar. * Barış yurdunun vatandaşlarından beklenen görevlerdir. Aileyle, arkadaşlarla, şehirdaşlarla, ülkedaşlar ve dünyadaşlarla dayanışma içinde olmamız beklenir. * Bu her Müslümanın görevidir. Kişiyle Yaratıcısı arasındaki dayanışma zihinsel ve psikolojik açıdan çok önemlidir ve bu da her müminin görevidir. * Allah'tan yardım isteme ve erdemli işler yaparak O'nun sistemini destekleme biçiminde bir yardımlaşmadır bu. Salat olarak bilinen ve biçimsel teferruatlarla anlamı kaybedilen salat işte Yaratıcı ile yaratılan arasındaki iletişimdir, dayanışmadır (2:238; 4:101-102; 11:114; 17:78 ve 24:58). * Kişinin Yaratıcısı ile olan iletişimi anlamındaki Namaz için, Kuran'a Göre Salat başlıklı nota bakınız. * Ayetteki "gayb" ifadesine gelince... Öğrenme yöntemi Kuran'ın 17:36 ayetinde deneysel ve rasyonel olarak belirlenir. 41:53 ayeti de objektif realiteye ek olarak sübjektif deneyimden söz eder.

Edip Yüksel (Eski Baskı)

Onlar ki duyularıyla algılayamadıkları gerçeklere de inanırlar, namazı (salat) gözetirler, kendilerine verdiğimiz rızıktan muhtaçlara verirler

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Onlar ki, gayba iman edip namazı dürüst kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden infak ederler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Onlar ki gaybe iman edip namazı dürüst kılarlar ve kendilerine merzuk kıldığımız şeylerden infak ederler.

Erhan Aktaş

Onlar; gayba dipnot 1 iman ederler, salatı ikame ederler dipnot 2 ve verdiğimiz rızıktan infak dipnot 3 ederler.

Erhan Aktaş — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Yaratılmış varlıkların idraklerini aşan, gizli, görünmeyen, bilinmez olan ve duyularla kavranamayan şeyler. Gelecekte olacak şeyler. Ahiret hayatına dair bilgiler.
  2. metne dön, dipnot 2
    Salat, ibadete layık yegane ilahın yalnızca Allah olduğuna inanmak, şirkten arınmış bir bilinçle Allah'a yönelmektir. Bu yönelme: Sürekli destek olmayı, dayanışmayı, ilgi duymayı, duyarlı olmayı, izleyici kalmamayı ve Allah'a çağıranların yanında yer almayı canlı ve diri tutmaktır. Bu yönelmede ritüel salat (namaz) ve dua çok önemli bir yer tutmaktadır. Salatın birçok anlamı bulunmaktadır. Salatın hangi anlamı ifade ettiği, içinde yer aldığı ayet ve konu bağlamından rahatlıkla anlaşılabilir. Namaz, Farsça bir kelime olup Kur'an'da geçmez. Salatın zıddı tevelladır. Tevella süreklilik ifade etmektedir: Sürekli karşı çıkmak, ilgisiz ve duyarsız kalmak, köstek olmak, engellemeye çalışmak demektir.
  3. metne dön, dipnot 3
    İhtiyacı olanlara yardım etmek.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Onlar; gayba dipnot 1 inanırlar, salatı ikame ederler dipnot 2 ve verdiğimiz rızıktan infak dipnot 3 ederler.

Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Ebedi hayata dair verilen bilgiler. Gizli, görünmeyen, bilinemeyen, algılanamayan, gelecekte olacak şeyler.
  2. metne dön, dipnot 2
    İbadete layık yegane ilahın Allah olduğuna inanarak, şirkten arınmış bir bilinçle Allah'a yönelirler. Salat, ritüel salat (namaz) anlamının yanı sıra Allah'a yönelmek, dua, destek, dayanışma, yardım, yakından ilgi duyma ve din anlamına gelmektedir. "Salat" sözcüğüne, yalnızca "namaz" olarak anlam verilmesini doğru değildir. Kur'an'da namaz sözcüğü yoktur. Namaz, Farsça bir sözcüktür. Salatın hangi anlamı ifade ettiği, içinde yer aldığı ayet ve konu bağlamından rahatlıkla anlaşılabilir.
  3. metne dön, dipnot 3
    İhtiyacı olanlara karşılıksız yardım etmek.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Onlar; gayba dipnot 1 inanırlar, salatı ikame ederler dipnot 2 ve verdiğimiz rızıktan infak dipnot 3 ederler.

Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Gizli, görünmeyen, bilinemeyen, algılanamayan, gelecekte olacak şeyler.
  2. metne dön, dipnot 2
    Şirkten arınmış bir bilinçle Allah'a yönelirler. İbadete layık yegane ilahın Allah olduğuna inanırlar. Salat, sözcük olarak, "namaz" anlamının yanı sıra Allah'a yönelmek, ibadet, dua, rahmet, destek, dayanışma, yardımlaşma, yakından ilgi duyma ve din gibi anlamlara da gelmektedir. "Salat" sözcüğüne "namaz" olarak anlam verilmesini doğru bulmadığımızdan; çevirimizde, orijinal şekli olan "salat" sözcüğünü kullandık. Kur'an'da namaz sözcüğü yer almamaktadır. "Namaz," Farsça bir sözcüktür. Salatın hangi anlamı ifade ettiği, ancak içinde yer aldığı ayet ve konu bağlamından anlaşılabilir.
  3. metne dön, dipnot 3
    Muhtaç olanlara yardım.

Gültekin Onan

Onlar ki gayba inanırlar, namazı gözetirler, kendilerini rızıklandırdıklarımızdan infak ederler.

Hasan Basri Çantay

(O takvaa saahibleri ki) onlar gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızk olarak verdiğimizden de (Allah yolunda) harcarlar.

İbni Kesir

Onlar ki gayba inanırlar. Namazı kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de infak ederler.

Mehmet Alagaş

(1-7) Elif Lâm Mim, Bu, içerisinde şüphe olmayan kitaptır, sakınanlara / muttakilere yol göstericidir / kılavuzdur, muttakiler öylelerdir ki gayba iman ederler, namazı kılarlar, rızıklandırdığımız şeylerden harcarlar / infak ederler (hakkı olandan başkaları için harcarlar, harcama yetkisini onlara verirsen zekat yahut sadaka olur, onlar için sen harcarsan infak olur) Muttakiler öylelerdir ki sana indirilene ve senden önce indirilen ne varsa iman ederler ve diğer hayata / ahirete de inanmışlardır / ikna olmuşlardır, Onlar, Rablerinden bir kılavuz üzeredirler ve işte onlar , kurtuluşa erenlerdir. Kafirler öyleleridir ki onları uyarsan da yahut uyarmasan da bu onlar için aynıdır , onlar iman etmezler, Allah onların kalplerini ve işitmelerini mühürledi, görmeleri üzerinde de perde vardır, onlara çok büyük bir azap / azametli bir azap vardır.

Rowwad Tercüme Merkezi

Onlar gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda harcarlar.

Süleyman Ateş

Onlar ki gaybde (gizlide, içtenlikle) inanıp namazlarını kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah rızası için) harcarlar.

Süleymaniye Vakfı

Allah'a içten dipnot 1 inanan, dipnot 2 namazı düzgün ve sürekli kılan, dipnot 3 kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak eden /hayra harcayan, dipnot 4

Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Var olduğu halde duyu organlarından uzak olana veya kişinin bilmediği şeylere 'gayb' denir (Müfredat). İnsanın içi, Allah'tan başkası için gaybdır. İman, kalp ile tasdik şartına bağlandığından bir kişinin gerçekten inanıp inanmadığını Allah'tan başkası bilemez (Kasas 28/56, Kaf 50/16-18). Bu sebeple kimse, bir inancı kabule veya inkara zorlanamaz (Bakara 2/256). İman, kesin bilgi sonucunda oluşur (Al-i İmran 3/86-89). Allah, hakkında bilgi sahibi olunmayan bir şeyin arkasına düşmeyi yasakladığı için (İsra 17/36) "gayba inanmak" diye bir şey olamaz. Ayette geçen el-ğayb (الغيب) kelimesindeki el (ال) takısı muzafunileyhten ıvaz olduğu için tamlayanın yerine geçer ve ona, "gayblarıyla (بغيبهم)" yani "içleriyle" anlamı kazandırır. Bu yüzden kelimeye "içten" anlamı verilmiştir. Allah Teala Mahşer Günü elçilerini topladığında onlara: "Size ne cevap verildi?" diye soracak, onlar da "Bizim bu konuda bir bilgimiz yok. Bütün gaybı bilen sensin!" diyeceklerdir (Maide 5/109).
  2. metne dön, dipnot 2
    İnanmak, güvenmektir. Allah'ın varlığını herkes kabul eder; ama herkes yeterince güvenip teslim olamaz. İnsanı kafir yapan, Allah'a tam güvenmemesidir. Allah'ın varlığını ve birliğini kabul ettiği halde ona tam güvenmeyenler, kendilerini bir şey sanarak kibirlenenlerdir(Bakara 2/34, Zümer 39/59).
  3. metne dön, dipnot 3
    Namaz diye anlam verdiğimiz es-salat (الصلاة)'ın kök anlamı, bir şeyi bırakmamak, sürekli arkasında olmaktır (Lisan'ul-Arab). Namaza salat denmesi, hiçbir şart altında terk edilemeyen ve her gün, belli vakitlerde yerine getirilmesi gereken tek ibadet olmasından dolayıdır.
  4. metne dön, dipnot 4
    "Hayra harcama" olarak meal verilen infak kelimesinin Arapçadaki temel anlamı "ihraç" yani elden çıkarmadır (Mekayis). Mal kelimesi ile birlikte kullanıldığında malı elden çıkarma yani onu harcama anlamına gelir (Mefatih'ul-Ğayb). Kur'an'da her türlü harcama, hatta kafirlerin yaptığı harcamalar bile infak kelimesiyle ifade edilmiştir (Bakara 2/265, 274, Al-i İmran 3/134, Nisa 4/38, Enfal 8/36). Sadaka ve zekat da infak kapsamına girer (Bakara 2/215, 219, 261-264, 267, Tevbe 9/34, 60, 103). Bu ayet ve benzerlerinde geçen "infak", hayır için yapılan her türlü harcamadır (Enfal 8/3, Ra'd 13/22, İbrahim 14/31, Hac 22/35, Secde 32/16, Fatır 35/29, Şura 42/38).

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Allah'a içten dipnot 1 inanan, dipnot 2 namazı düzgün ve sürekli kılan dipnot 3 ve verdiğimiz rızıkları yerli yerince harcayanlar,

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    "İçten" diye anlam verdiğimiz kelime (الغيب) El-ğayb'dır. Ondaki el (ال) takısı, muzafun ileyhten ıvazdır; بغيبهم /biğaybihim = gayblarıyla demektir. Kişinin içindeki, başkası için gayb olduğundan ayete "içten inanırlar" meali verilmiştir.
  2. metne dön, dipnot 2
    İnanma, güvenmedir. Allah'ı herkes bilir, ama O'na herkes yeterince güvenip teslim olmaz. İnsanı kafir yapan budur. Bu yüzden iman yerine bazen "inanma", bazen "güvenme", bazen de "inanıp güvenme" kelimeleri kullanılacaktır.
  3. metne dön, dipnot 3
    Ayetin metninde geçen es-salat = الصلاة 'ın kök anlamı, bir şeyi bırakmamak ve sürekli arkasında olmaktır. (Lisan'ul-Arab) Her müminin sürekli yapması gereken ve hiç bir şart altında terk edemeyeceği tek ibadet, namaz olduğu için Kur'an'da ona salat denmiştir. Allah Teala şu ayetlerde, namazın bu özelliğine dikkatimizi çeker:  "Namazları ve orta namazı özenle sürekli kılın; Allah'ın huzurunda saygıyla durun. Eğer korkarsanız, yürüyerek yahut binek üstünde kılın. Güvene kavuşunca, bilmediklerinizi öğreten Allah'ı, size öğrettiği gibi zikredin. (Namazı, Allah'ın ayetlerini kafanıza yerleştirmek için sürekli kılın) (Bakara 2/238-239). (Umduklarına kavuşacak olan müminler) namazlarını özenle sürekli kılanlardır. (Müminun 23/9) Onlar namazlarını özenle sürekli kılanlardır. (Mearic 70/34)

Şaban Britch

Gayba inanan, namazı kılan ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infak edenler için yol göstericidir.

Şaban Piriş

(2-3) Hiç kuşkusuz bu kitap, kendilerini günahlardan korumaya çalışan, görmediği halde inanan, namazı kılan ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah yolunda) harcayanlar için yol göstericidir.

Yaşar Nuri Öztürk

Ki onlar, gayba inananlar, namazı kılanlardır. Ve kendilerine rızk olarak verdiklerimizden, başkalarına pay çıkaranlardır.

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

Who are strongly disposed to realise the unseen, especially Allah, Who is exposed only to mental view, perceived only by the mind, Who recognise His spiritual beings, His attendants and His messengers, and they sense with prudence the Hereafter, Who duly engage in worship and spend in benevolence and benefaction of the provisions of life We provisioned them,

Abdul Haleem

who believe in the unseen,keep up the prayer, and give out of what We have provided for them;

Abdullah Yusuf Ali

Who believe in the Unseen, are steadfast in prayer, and spend out of what We have provided for them;

Abul A'la Maududi

for those who believe in the existence of that which is beyond the reach of perception, dipnot 1 who establish Prayer dipnot 2 and spend out of what We have provided them, dipnot 3

Abul A'la Maududi — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    This is the second prerequisite for deriving benefit from the Qur'an. Ghayb signifies the verities which are hidden from man's senses and which are beyond the scope of man's ordinary observation and experience, for example the existence and attributes of God, the angels. the process of revelation, Paradise, Hell and so on. 'Belief in the ghaib' means having faith in such matters, based on an absolute confidence in the Messengers of God and despite the fact that it is impossible to experience them. According to this verse, Qur'anic guidance can prove helpful only to those prepared to affirm the truths of the suprasensory realm. People who make their belief in these questions conditional upon sensory perception of the object of belief, and who are not prepared even to consider the possibility of the existence of things that cannot be weighed or measured, cannot profit from this Book.
  2. metne dön, dipnot 2
    This is the third requirement. It is pointed out that those to whom belief means merely the pronouncement of a formula, who think that a mere verbal confession of faith is enough and that it makes no practical demands on them, can derive no guidance from the Qur'an. To benefit from the Qur'an it is essential that a man's decision to believe should be followed immediately by practical obedience to God. Prayer is the first and continuing sign of practical obedience. No more than a few hours can pass after a man has embraced Islam than the mu'adhin calls to Prayer and it becomes evident whether or not the profession of faith has been genuine. Moreover, the mu'adhin calls to Prayer five times every day and whenever a man fails to respond to his call it becomes clear that he has transgressed the bounds of practical obedience. An abandonment of Prayer amounts to an abandonment of obedience. Obviously, if a man is not prepared to follow the directives of his guide, it is immaterial whether or not true guidance is available to him.It should also be noted that the expression 'establishment of Prayer' has a wider meaning than mere performance of Prayer. It means that the system of Prayer should be organized on a collective basis. If there is a person in a locality who prays individually but no arrangements are made for congregational Prayer, it cannot be claimed that Prayer is established in that locality.
  3. metne dön, dipnot 3
    This, the fourth prerequisite for a person to benefit from the Qur'an, demands that the person concerned should neither be niggardly nor a worshipper of money. On the contrary, he should be willing to pay the claims on his property of both God and man, and should not flinch from making financial sacrifices for the sake of his convictions.

Aisha Bewley

those who have iman in the Unseen and establish salat and spend from what We have provided for them;

Al-Hilali & Khan

Who believe in the Ghaib [1] and perform As-Salât (Iqâmat-as-Salât),[2] and spend out of what We have provided for them [i.e. give Zakât [3], spend on themselves, their parents, their children, their wives, etc., and also give charity to the poor and also in Allâh’s Cause - Jihâd].

Ali Quli Qarai

who believe in the Unseen, and maintain the prayer, and spend out of what We have provided for them;

Amatul Rahman Omar

Those who believe in the existence of hidden reality, that which is beyond the reach of human perception and ordinary cognisance, and who observe the Prayer and spend (on others) out of that which We have provided for them,

Arthur John Arberry

who believe in the Unseen, and perform the prayer, and expend of that We have provided them;

Bijan Moeinian

[God fearing people are] Those Who believe in the existence of the unseen [beings and phenomena that man can not perceive with his senses such as microbes, atoms, angles, etc. ], worship God [five times a day as established by Islamic laws] and give to charity a part of their income/ provisions [which God has provided for them at first place.]

E. Henry Palmer

who believe in the unseen, and are steadfast in prayer, and of what we have given them expend in alms;

Edip-Layth

Those who acknowledge the unseen, and observe the contact prayer (sala), and from Our provisions to them, they spend.

George Sale

who believe in the mysteries of faith, who observe the appointed times of prayer, and distribute alms out of what We have bestowed on them;

Hamid S. Aziz

Who believe in the unseen, and are steadfast in worship, and spend of what We have given them;

Mahmoud Ghali

Who believe in the Unseen, and keep up the prayer, and expend of what We have provided them,

Marmaduke Pickthall

Who believe in the Unseen, and establish worship, and spend of that We have bestowed upon them;

Mohamed Ahmed - Samira

Who believe in the Unknown and fulfil their devotional obligations, and spend in charity of what We have given them;

Muhammad Asad

Who believe in [the existence of] that which is beyond the reach of human perception, and are constant in prayer, and spend on others out of what We provide for them as sustenance;

Mustafa Khattab

who believe in the unseen,[1] establish prayer, and donate from what We have provided for them,

Progressive Muslims

Those who believe in the unseen, and hold the contact-method, and from Our provisions to them they spend.

Rashad Khalifa

who believe in the unseen, observe the Contact Prayers (Salat) , and from our provisions **to them, they give to charity.

Sahih International

Who believe in the unseen, establish prayer, and spend out of what We have provided for them,

Sam Gerrans

Those who believe in the Unseen, and uphold the duty, and of what We have provided them they spend;

Shabbir Ahmed

Those who wish to journey through life in blissful honor and security, are the ones who believe in the Law of Cause and Effect, though the stages of action and its reaction might be hidden from their senses.

Syed Vickar Ahamed

(For those) who believe in the Unseen, who are steadfast in prayer, who spend out of what We have given them;

Taqi Usmani

who believe in the Unseen, and are steadfast in Salāh (prayer), and spend out of what We have provided them;

The Monotheist Group

Those who believe in the unseen, and hold the contact prayer, and from Our provisions to them they spend.

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — Bakara suresi, 3. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — Bakara suresi, 3. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — Bakara suresi, 3. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩