Âl-i İmrân suresi · 165–175. ayetler

Uhud'un muhasebesi; şehitler diridir

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. Âl-i İmrân suresi, 165. ayet — bütün mealleriyle aç

    Âl-i İmrân suresi, 165. ayet. أَوَلَمَّآ أَصَٰبَتْكُم مُّصِيبَةٌ قَدْ أَصَبْتُم مِّثْلَيْهَا قُلْتُمْ أَنَّىٰ هَٰذَا قُلْ هُوَ مِنْ عِندِ أَنفُسِكُمْ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ

    Diyanet İşleri

    Onların (müşriklerin) başına (Bedir'de) iki mislini getirdiğiniz bir musibet (Uhud'da) sizin başınıza geldiğinde, "Bu, nereden başımıza geldi?" dediniz, öyle mi? De ki: "O (musibet), kendinizdendir." Şüphesiz Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter.

    Mehmet Okuyan

    (Bedir'de düşmanınızın) başına iki katını getirdiğiniz bir musibet, (Uhud'da) kendi başınıza geldiği için mi "Bu nasıl oluyor?" demiştiniz? De ki: "O kendi (kusuru)nuzdandır. dipnot 1 Şüphesiz ki Allah her şeye gücü yetendir."

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ayette insanların başına gelen sıkıntıların bir kısmının kendi hak edişlerinin karşılığı olduğuna dikkat çekilmektedir.

    Mustafa İslamoğlu

    Onları iki kat musibete uğrattıktan hemen sonra, o musibet sizin başınıza da geldi diye "Bu başımıza nereden geldi?" diye soruyorsunuz, öyle mi? De ki: "Sizin kendi yüzünüzden!" Hiç kuşku yok ki Allah, dilediği her şeyi yapmaya kadirdir.

    Muhammed Esed

    (Düşmanlarınızı) iki misli musibete uğrattıktan sonra şimdi aynı musibet sizin başınıza geldi diye, kendi kendinize "Bu nasıl oldu?" diye soruyorsunuz, öyle mi? De ki: "O, sizin kendi eserinizdir." Doğrusu, Allah dilediği her şeyi yapmaya kadirdir:

    Ahmed Hulusi

    Düşmanlarınıza iki katını tattırdığımız bir musibet sizin başınıza gelince "Bu nasıl, neden oldu?" diyorsunuz. De ki: "O, nefsaniyetinizin getirisidir!" Kesinlikle, Allah her şeye Kaadir'dir.

    Ali Bulaç

    Başınıza bir bela gelince niçin: "Bu nereden?" diyorsunuz? Halbuki siz (Bedir'de) onların (düşmanların) başlarına bunun iki katı bela getirmiştiniz. Ey Peygamber, onlara de ki: "Bu belayı kendi başınıza siz getirdiniz." Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.

    Ali Özek ve heyeti

    (Bedir'de) iki katını (düşmanınızın) başına getirdiğiniz bir musibet, (Uhud'da) kendi başınıza geldiği için mi «Bu nasıl oluyor!» dediniz? De ki: O , kendi kusurunuzdandır. Allah, şüphesiz, her şeye kadirdir.

    Ali Rıza Safa

    Başınıza bir yıkım geldiğinde, bunun iki katını onların başına getirmiş olmanıza karşın, "Nasıl oldu bu?" dediniz. De ki: "Kendi yüzünüzden!" Kuşkusuz, Allah, her şeye Gücü Yetendir.

    Bayraktar Bayraklı

    İki katını Bedir'de düşmanınızın başına getirdiğiniz musibetten sonra, şimdi sizin başınıza da bir musibet geldiğinde, kendi kendinize, "Bu nasıl oldu?" diye soruyorsunuz, öyle mi?! De ki: "O sizin eserinizdir. Kuşkusuz Allah, dilediği herşeyi yapmaya kadirdir."

    Edip Yüksel

    Uğradığınız zararın iki katını verdiğiniz halde, "Bu da niçin" dediniz. De ki: "musibet, kendi tarafınızdandır." ALLAH her şeye Kadirdir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Uğradığınız zararın iki katını (düşmanınıza) verdiğiniz halde, 'Bu da niçin,' dediniz. De ki, '(O) musibet, kendi tarafınızdandır.' ALLAH her şeye Kadirdir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Düşmanlarınızın başına iki mislini getirdiğiniz bir bela kendi başınıza gelince mi: "Bu nereden?" dediniz? De ki: "O, kendi tarafınızdandır." Çünkü Allah, her şeye gücü yetendir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Böyle iken size hasımlarınızın başına iki mislini getirdiğiniz bir musıbet isabet ediverince bu nereden mi dediniz? Deki o kendi tarafınızdan çünkü Allah her şey'e kadir

    Erhan Aktaş

    ki katını tattırdığınız musibet, kendinize isabet edince, "Bu nereden geldi" mi diyorsunuz? De ki: "Bu kendi nefsinizdendir." Kuşkusuz Allah Her Şeye Güç Yetiren'dir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    İki katını tattırdığınız musibet, kendinize isabet edince, "Bu nereden geldi" mi diyorsunuz? De ki: "Bu kendi nefsinizdendir." Kuşkusuz Allah Her Şeye Güç Yetiren'dir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    İki katını tattırdığınız musibet, kendinize isabet edince, "Bu nereden geldi?" mi diyorsunuz? De ki: "Bu kendi nefsinizdendir." Kuşkusuz, Allah Her Şeye Güç Yetiren'dir.

    Gültekin Onan

    İki misline uğrattığınız bir musibet size isabet edince mi: "Bu nereden" dediniz ? De ki: "O, sizin kendinizdendir." Şüphesiz Tanrı, herşeye güç yetirendir.

    Hasan Basri Çantay

    Size (Bedirde) onlara iki katını başlarına getirdiğiniz bir bela (Uhudde) kendinize çatmış olduğu için mi "Bu, nereden (geldi)" dediniz? De ki: "O, kendi katınızdandır". Şüphesiz ki Allah her şey'e hakkıyle kaadirdir.

    İbni Kesir

    Onları iki misline uğrattığınız bir musibete kendiniz uğrayınca; bu nereden? dediniz. De ki: O, kendinizdendir. Doğrusu Allah herşeye kadirdir.

    Mehmet Alagaş

    (162-173) Hiç Allah’ın hoşnutluğuna uyan kimse Allah’ın hışmına uğrayanlar gibi olur mu? Onların varacakları yer cehennemdir, ne kötü bir dönüş yeridir. Onların / Allah’ın rızasına uyanların Allah’ın yanında dereceleri vardır , Allah yaptıklarını görendir. Kesin olan şu ki, Allah müminlere içlerinde kendilerinden bir Resul yaratarak minnette bulunmuştur , onlara O’nun / Allah’ın ayetlerini sesli okuyor. Bundan önce apaçık bir sapıklık içinde olmalarına rağmen onları arındırıyor / tezkiye ediyor , onlara kitabı ve hikmeti öğretiyor. Onlara bir musibet isabet ettiğinde ki onlara siz iki katını isabet ettirmiştiniz (Sizin Uhud ta yetmiş kaybınız oldu bedirde onlara yetmiş esir yetmiş ölü yani yüz kırk kayıp verdirmiştiniz) dediniz ki nereden bu? De ki O kendinizde olandan (Başınıza gelen kendi ettiğinizden) Muhakkak ki Allah her şeyi güç yetirip ayarlayandır. İki cemaatin karşılaştığı gün başınıza gelen musibet Allah’ın izniyledir ve iman edenlerin bilinmesi içindi ve münafıkların bilinmesi içindi. Onlara ya Allah yolunda savaşın yahut savunmada / müdafaada bulunun denildi, dediler ki savaşmayı bilseydik size uyardık , O gün onlar kafirliğe onlardan imanca daha yakındılar , ağızlarıyla, kalplerinde olmayanı söylüyorlardı , kalplerinde neyi sakladıklarını en iyi Allah bilir. Onlar oturdular ve kardeşleri için dediler ki bize uysalardı öldürülmezlerdi de ki eğer doğru sözlüler iseniz kendinizden ölümü savuşturun / uzaklaştırın. Allah yolunda öldürülenleri ölü olarak değerlendirme / hesap etme , bilakis onlar diridirler Rablerinin yanında rızıklandırılırlar, Allah’ın kendilerine fazlından verdiklerinden dolayı sevinçlidirler , arkalarından gelerek henüz kendilerine katılmamış olanları / ilhak olamayanları da müjdelerler, onlara korku yoktur, onlara üzüntü / hüzün yoktur. Allah’ın nimetlerini ve fazlını müjdelerler, Allah’ta iman edenlerin ödüllerini / ecirlerini zayi etmez. Kendilerine bir yara isabet ettikten sonra Allah’a ve Resulünü çağrısına cevap verenlere / icabet edenlere, güzel davranıp, sakınanlara , kocaman bir ecir vardır. Onlar öyleleridirler ki; insanlar kendilerine “insanlar size karşı ordu toparladılar korkun onlardan” dediklerinde onların imanı artar ve derler ki “Allah bize yeterlidir ve vekil olması ne büyük nimettir.” Bunun üzerine kendileri ne herhangi bir kötülük dokunmadan Allah’ın fazlından bir nimet olarak döndüler , A llah’ın hoşnutluğuna uydular, Allah büyük bir bolluk / fazıl sahibidir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onların (müşriklerin) başına (Bedir’de) iki mislini getirdiğiniz bir musibet (Uhud’da) sizin başınıza geldiğinde, “Bu, nereden başımıza geldi?” dediniz, öyle mi? De ki: “O (musibet), kendinizdendir.” Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.

    Süleyman Ateş

    Başınıza bir bela gelince -siz, onun iki katını onların başlarına getirmiş olduğunuz halde yine- Bu nereden başımıza geldi?" dediniz. De ki: "O (bela), kendinizdendir." Allah, herşeye kadirdir.

    Süleymaniye Vakfı

    (Düşmanlarınıza) iki katını verdiğiniz musibet dipnot 1 sizin başınıza geldiğinde "Bu da nereden çıktı?" dediniz. De ki: "O, kendinizden kaynaklandı!" dipnot 2 Muhakkak ki Allah her şeye bir ölçü koyar. dipnot 3

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Müslümanlar Bedir Savaşında, düşmandan 70 kişiyi öldürmüş, 70 kişiyi de esir almışlardı. Uhud Savaşında da düşmanlar, Müslümanlardan 70 kişiyi şehit etmişti (İbn Kesir).
    2. metne dön, dipnot 2
      Uhud yenilgisinin sebebi, yukarıdaki ayetlerde belirtilmişti. (Al-i İmran 3/152-153)
    3. metne dön, dipnot 3
      Allah'ın savaş ile ilgili olarak koyduğu ölçülere uymayan kaybeder. (Enfal 8/15-16,45-47,57,67,68; Muhammed 47/4)

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Başınıza bir olay gelince dipnot 1 "Bu da nereden çıktı?" demeniz mi gerekir? Siz karşı tarafa bunun iki katını yapmıştınız. De ki "O, sizden kaynaklandı dipnot 2 . Her şeye bir ölçü koyan Allah'tır dipnot 3 ."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Uhud'da yenildiğiniz zaman
    2. metne dön, dipnot 2
      Uhud yenilgisinin sebebi, okçuların disiplinsizliğidir. Yukarıdaki ayetlerde belirtilmiştir (Bkz. Al-i İmran 3/152)
    3. metne dön, dipnot 3
      Kim Allah'ın savaşla ilgili koyduğu ölçülere uymazsa o kaybeder. Allah'ın savaş ile ilgili koyduğu ölçülerden bazıları için Bkz. : (Enfal 8/15, 16), (Enfal 8/45-47), (Enfal 8/57), (Enfal 8/67,68), (Rum 30/2-4), (Muhammed 47/4),

    Şaban Britch

    Düşmanlarınızın başına (Bedir'de) iki katını getirdiğiniz bela (Uhud'ta) sizin başınıza gelince mi “Bu nasıl olur?” diyorsunuz. De ki: Bu bela sizin kendinizdendir. Şüphesiz Allah her şeye kâdirdir.

    Şaban Piriş

    -Düşmanlarınızın başına iki katını getirdiğiniz bela sizin başınıza gelince mi "Bu nasıl olur?" diyorsunuz. De ki: -O, sizin kendinizdendir. Allah'ın her şeye gücü yeter.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Size, başkalarına iki katını dokundurduğumuz bir musibet dokununca: "Bu da nereden!" mi dediniz? De ki: "O, sizin öz benliklerinizdendir." Allah, her şeye Kadir'dir.

  2. Âl-i İmrân suresi, 166. ayet — bütün mealleriyle aç

    Âl-i İmrân suresi, 166. ayet. وَمَآ أَصَٰبَكُمْ يَوْمَ ٱلْتَقَى ٱلْجَمْعَانِ فَبِإِذْنِ ٱللَّهِ وَلِيَعْلَمَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

    Diyanet İşleri

    (166-167) İki topluluğun (ordunun) karşılaştığı günde başınıza gelen musibet Allah'ın izniyledir. Bu da mü'minleri ortaya çıkarması ve münafıklık yapanları belli etmesi içindi. Onlara (münafıklara), "Gelin, Allah yolunda savaşın veya savunmaya geçin" denildi de onlar, "Eğer savaşmayı bilseydik, arkanızdan gelirdik" dediler. Onlar o gün, imandan çok küfre yakın idiler. Ağızlarıyla kalplerinde olmayanı söylüyorlardı. Oysa Allah, içlerinde gizledikleri şeyi çok iyi bilmektedir.

    Mehmet Okuyan

    (166, 167) (Uhud'da) iki ordu karşılaştığı gün başınıza gelenler ancak Allah'ın izniyle olmuştur ki bu da müminleri (diğerlerinden) ayırt etmesi ve münafıkları ortaya çıkarması içindi. dipnot 1 Onlara (münafıklara) "Gelin, Allah yolunda çarpışın veya savunma yapın!" dendiği zaman, "Savaşmayı (savaşın olacağını) bilseydik elbette size uyardık." demişlerdi. Onlar (o gün) imandan çok küfre yakındı. Ağızlarıyla, kalplerinde olmayanı söylüyorlardı. dipnot 2 (Oysa) Allah onların içlerinde gizlediklerini çok iyi bilendir.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      "Yüce Allah'ın bilmesi" ifadesiyle ilgili izahımız ve ilgili ayetler için bkz. Al-i İmrân 3:140, dipnot 2.
    2. metne dön, dipnot 2
      "Yüce Allah'ın bilmesi" ifadesiyle ilgili izahımız ve ilgili ayetler için bkz. Al-i İmrân 3:140, dipnot 2. Yüce Allah önceki ayette hem müminleri hem de münafıkları ayırt etmek için Uhud'da yaşananlara izin verdiğini ifade ettikten sonra, bu ayette de onların nasıl ikiyüzlü davrandıklarını ifade etmektedir. Münafıklara Uhud günü "Gelin, Allah yolunda savaşın; bunu yapamazsanız hiç olmazsa savunmada olun; kalabalık görüntüye katkı vererek müşriklerin gözünün korkmasına yarayın" şeklinde çağrı yapıldığında onların cevabı tam münafıkça olmuş ve bu teklifi reddetmişler, Uhud günü savaşı bırakıp çekip gitmişlerdi.

    Mustafa İslamoğlu

    İki ordunun karşılaştığı gün başınıza gelenler Allah'ın izni sonucunda gerçekleşmişti. Bu da (Allah'ın) mü'minleri belirlemesi içindi.

    Muhammed Esed

    iki ordunun harpte karşılaştığı gün başınıza gelenler Allah'ın izni ile gerçekleşti. Bu, Allah'ın (gerçek) müminleri belirlemesi içindi;

    Ahmed Hulusi

    (Uhud'da) iki topluluğun savaşında başınıza gelenler, hakikatiniz olan Allah Esma'sının getirisinin iman edenlerde açığa çıkıp, kimin ne olduğunun bilinmesi içindir.

    Ali Bulaç

    İki topluluğun karşı karşıya geldiği gün, size isabet eden ancak Allah'ın izniyle idi. (Bu, Allah'ın) mü'minleri ayırdetmesi;

    Ali Özek ve heyeti

    İki birliğin karşılaştığı gün sizin başınıza gelenler, ancak Allah'ın dilemesiyle olmuştur ki, bu da, müminleri ayırdetmesi için

    Ali Rıza Safa

    İki topluluğun karşılaştığı gün başınıza gelenler, Allah'ın izniyle olmuştur; inananları belirlemesi için.

    Bayraktar Bayraklı

    İki ordunun karşılaştığı gün başınıza gelenler Allah'ın izniyle gerçekleşti. Bu, Allah'ın gerçek müminleri belirlemesi içindi.

    Edip Yüksel

    İki ordu çarpıştığı gün başınıza gelenler ALLAH'ın izniyle oldu. Gerçeği onaylayanlar böylece ayırt edilir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    İki ordu çarpıştığı gün başınıza gelenler ALLAH'ın izniyle oldu. İnananlar böylece ayırdedilir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    O iki ordu çarpıştığı gün başınıza gelen de yine Allah'ın izniyledir. Hem müminleri belli edeceği,

    Elmalılı Hamdi Yazır

    O iki cem'iyet çarpıştığı gün başınıza gelen de yine Allahın izniledir. Hem mü'minleri belli edeceği için,

    Erhan Aktaş

    İki toplumun karşılaştığı gün, başınıza gelen musibet, Allah'ın izniyleydi. dipnot 1 Bu Mü'minlerin belirlenmesi içindi.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      "Allah'ın izni ile" terkibi, "Allah'ın belirlediği ilke ve kurallarının belirleyici olması, Allah'ın bilgisi ve onayı anlamlarına gelmektedir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    İki toplumun karşılaştığı gün, başınıza gelen musibet, Allah'ın izniyleydi. dipnot 1 Bu Mü'minlerin belirlenmesi içindi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      "Allah'ın izni ile", terkibi, "Allah'ın belirlediği ilke ve kurallara göre, " Allah'ın bilgisine göre ve bilgisi gereği anlamlarına gelmektedir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    İki toplumun karşılaştığı gün, başınıza gelen musibet, Allah'ın izniyleydi. Bu mü'minlerin belirlenmesi içindi.

    Gültekin Onan

    İki topluluğun karşı karşıya geldiği gün, size isabet eden ancak Tanrı'nın izniyle idi. (Bu, Tanrı'nın) inançlıları ayırdetmesi; (ve)

    Hasan Basri Çantay

    İki ordu karşılaşdığı gün size gelen musıybet Allahın emriyle idi. (Bu, Allahın) mü'minleri ayırd etmesi.

    İbni Kesir

    İki ordu karşılaştığı gün size gelen musibet, Allah'ın emriyleydi. Bu; mü'minleri belirtmek içindi.

    Mehmet Alagaş

    (162-173) Hiç Allah’ın hoşnutluğuna uyan kimse Allah’ın hışmına uğrayanlar gibi olur mu? Onların varacakları yer cehennemdir, ne kötü bir dönüş yeridir. Onların / Allah’ın rızasına uyanların Allah’ın yanında dereceleri vardır , Allah yaptıklarını görendir. Kesin olan şu ki, Allah müminlere içlerinde kendilerinden bir Resul yaratarak minnette bulunmuştur , onlara O’nun / Allah’ın ayetlerini sesli okuyor. Bundan önce apaçık bir sapıklık içinde olmalarına rağmen onları arındırıyor / tezkiye ediyor , onlara kitabı ve hikmeti öğretiyor. Onlara bir musibet isabet ettiğinde ki onlara siz iki katını isabet ettirmiştiniz (Sizin Uhud ta yetmiş kaybınız oldu bedirde onlara yetmiş esir yetmiş ölü yani yüz kırk kayıp verdirmiştiniz) dediniz ki nereden bu? De ki O kendinizde olandan (Başınıza gelen kendi ettiğinizden) Muhakkak ki Allah her şeyi güç yetirip ayarlayandır. İki cemaatin karşılaştığı gün başınıza gelen musibet Allah’ın izniyledir ve iman edenlerin bilinmesi içindi ve münafıkların bilinmesi içindi. Onlara ya Allah yolunda savaşın yahut savunmada / müdafaada bulunun denildi, dediler ki savaşmayı bilseydik size uyardık , O gün onlar kafirliğe onlardan imanca daha yakındılar , ağızlarıyla, kalplerinde olmayanı söylüyorlardı , kalplerinde neyi sakladıklarını en iyi Allah bilir. Onlar oturdular ve kardeşleri için dediler ki bize uysalardı öldürülmezlerdi de ki eğer doğru sözlüler iseniz kendinizden ölümü savuşturun / uzaklaştırın. Allah yolunda öldürülenleri ölü olarak değerlendirme / hesap etme , bilakis onlar diridirler Rablerinin yanında rızıklandırılırlar, Allah’ın kendilerine fazlından verdiklerinden dolayı sevinçlidirler , arkalarından gelerek henüz kendilerine katılmamış olanları / ilhak olamayanları da müjdelerler, onlara korku yoktur, onlara üzüntü / hüzün yoktur. Allah’ın nimetlerini ve fazlını müjdelerler, Allah’ta iman edenlerin ödüllerini / ecirlerini zayi etmez. Kendilerine bir yara isabet ettikten sonra Allah’a ve Resulünü çağrısına cevap verenlere / icabet edenlere, güzel davranıp, sakınanlara , kocaman bir ecir vardır. Onlar öyleleridirler ki; insanlar kendilerine “insanlar size karşı ordu toparladılar korkun onlardan” dediklerinde onların imanı artar ve derler ki “Allah bize yeterlidir ve vekil olması ne büyük nimettir.” Bunun üzerine kendileri ne herhangi bir kötülük dokunmadan Allah’ın fazlından bir nimet olarak döndüler , A llah’ın hoşnutluğuna uydular, Allah büyük bir bolluk / fazıl sahibidir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    İki ordunun çarpıştığı gün başınıza gelen ancak Allah’ın izniyle idi ve Müminleri ortaya çıkarmak içindi.

    Süleyman Ateş

    İki topluluğun karşılaştığı gün, sizin başınıza gelen, ancak Allah'ın izniyle olmuştur ki (O), inananları bilsin (deneyip ortaya çıkarsın).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    İki ordunun karşılaştığı gün başınıza gelenler, Allah'ın onayıyla geldi. Bunu yaptı ki inanıp güvenenleri bilsin.

    Şaban Britch

    İki ordunun çarpıştığı gün başınıza gelen ancak Allah’ın izni ile olmuştu. Müminleri ortaya çıkarmak için…

    Şaban Piriş

    (166-167) İki ordunun çarpıştığı gün başınıza gelen ancak Allah'ın izni ile olmuştu. Müminleri belirlemek ve münafıklık edenleri de ortaya çıkarmak için. O münafıklara: -Gelin, Allah yolunda savaşın veya müdafaada bulunun! denilmiş, onlar da: -Savaşmayı bilseydik, ardınızdan gelirdik elbette, demişlerdi. Onlar o gün, imandan çok küfre yakındılar. Ağızlarıyla kalplerinde olmayanı söylüyorlardı. Allah onların gizlediğini çok iyi biliyor.

    Yaşar Nuri Öztürk

    İki topluluğun karşılaştığı gün sizin başınıza gelen, Allah'ın izniyledir ve Allah, müminleri bilsin diyedir.

  3. Âl-i İmrân suresi, 167. ayet — bütün mealleriyle aç

    Âl-i İmrân suresi, 167. ayet. وَلِيَعْلَمَ ٱلَّذِينَ نَافَقُوا۟ وَقِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا۟ قَٰتِلُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ أَوِ ٱدْفَعُوا۟ قَالُوا۟ لَوْ نَعْلَمُ قِتَالًا لَّٱتَّبَعْنَٰكُمْ هُمْ لِلْكُفْرِ يَوْمَئِذٍ أَقْرَبُ مِنْهُمْ لِلْإِيمَٰنِ يَقُولُونَ بِأَفْوَٰهِهِم مَّا لَيْسَ فِى قُلُوبِهِمْ وَٱللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا يَكْتُمُونَ

    Diyanet İşleri

    (166-167) İki topluluğun (ordunun) karşılaştığı günde başınıza gelen musibet Allah'ın izniyledir. Bu da mü'minleri ortaya çıkarması ve münafıklık yapanları belli etmesi içindi. Onlara (münafıklara), "Gelin, Allah yolunda savaşın veya savunmaya geçin" denildi de onlar, "Eğer savaşmayı bilseydik, arkanızdan gelirdik" dediler. Onlar o gün, imandan çok küfre yakın idiler. Ağızlarıyla kalplerinde olmayanı söylüyorlardı. Oysa Allah, içlerinde gizledikleri şeyi çok iyi bilmektedir.

    Mehmet Okuyan

    (166, 167) (Uhud'da) iki ordu karşılaştığı gün başınıza gelenler ancak Allah'ın izniyle olmuştur ki bu da müminleri (diğerlerinden) ayırt etmesi ve münafıkları ortaya çıkarması içindi. dipnot 1 Onlara (münafıklara) "Gelin, Allah yolunda çarpışın veya savunma yapın!" dendiği zaman, "Savaşmayı (savaşın olacağını) bilseydik elbette size uyardık." demişlerdi. Onlar (o gün) imandan çok küfre yakındı. Ağızlarıyla, kalplerinde olmayanı söylüyorlardı. dipnot 2 (Oysa) Allah onların içlerinde gizlediklerini çok iyi bilendir.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      "Yüce Allah'ın bilmesi" ifadesiyle ilgili izahımız ve ilgili ayetler için bkz. Al-i İmrân 3:140, dipnot 2.
    2. metne dön, dipnot 2
      "Yüce Allah'ın bilmesi" ifadesiyle ilgili izahımız ve ilgili ayetler için bkz. Al-i İmrân 3:140, dipnot 2. Yüce Allah önceki ayette hem müminleri hem de münafıkları ayırt etmek için Uhud'da yaşananlara izin verdiğini ifade ettikten sonra, bu ayette de onların nasıl ikiyüzlü davrandıklarını ifade etmektedir. Münafıklara Uhud günü "Gelin, Allah yolunda savaşın; bunu yapamazsanız hiç olmazsa savunmada olun; kalabalık görüntüye katkı vererek müşriklerin gözünün korkmasına yarayın" şeklinde çağrı yapıldığında onların cevabı tam münafıkça olmuş ve bu teklifi reddetmişler, Uhud günü savaşı bırakıp çekip gitmişlerdi.

    Mustafa İslamoğlu

    Yine, ikiyüzlülük yapıp da kendilerine "Gelin, Allah yolunda savaşın!", dahası "Kendinizi savunun!" denildiğinde, "Eğer savaş (çıkacağın)ı bilseydik kesinlikle arkanızdan gelirdik" diye cevap verenleri belirlemek içindi. Onlar o gün, kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söyleyerek inkara imandan daha fazla yaklaştılar. Oysa ki Allah onların gizledikleri şeyi çok iyi biliyordu;

    Muhammed Esed

    (ve yine,) ikiyüzlülük yapmış olanları ve kendilerine: "Gelin, Allah yolunda savaşın" yahut, "kendinizi savunun!" denildiğinde, "Eğer savaş(la sonuçlanacağın)ı bilseydik elbette arkanızdan gelirdik" diye cevap verenleri ortaya çıkarması içindi. Onlar, o gün, kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söyleyerek imandan çok irtidada yaklaştılar. Halbuki Allah, gizlemeye çalıştıklarını çok iyi bilmektedir:

    Ahmed Hulusi

    (Ayrıca bir de) münafık (ikiyüzlü) olanların bilinmesi içindi. Bunlara "Gelin Allah uğruna savaşın ya da müdafaa yapın" denildiğinde, "Savaş yapılacağını bilseydik, gelirdik arkanızdan" dediler. O gün onlar imandan çok küfür haline yakındılar. Gerçek fikirlerini dillendirmiyorlardı! Allah gerçeği bilirken, neyi içlerinde gizlemeye çalışıyorlardı!

    Ali Bulaç

    Münafıklık yapanları da belirtmesi içindi. Onlara: "Gelin, Allah'ın yolunda savaşın ya da savunma yapın" denildiğinde, "Biz savaşmayı bilseydik elbette sizi izlerdik" dediler. O gün onlar, imandan çok küfre daha yakındılar. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Allah, onların gizli tuttuklarını daha iyi bilir.

    Ali Özek ve heyeti

    ve münâfıkları ortaya çıkarması için idi. Bunlara: «Gelin, Allah yolunda çarpışın; ya da savunma yapın» denildiği zaman, «Savaşacağımızı bilseydik, elbette sizin peşinizden gelirdik» dediler. Onlar o gün, imandan çok, kâfirliğe yakın idiler. Ağızlarıyla, kalplerinde olmayanı söylüyorlardı. Halbuki Allah, (onların içlerinde) gizlediklerini en iyi bilendir.

    Ali Rıza Safa

    Ayrıca, ikiyüzlüleri belirlemesi için. "Gelin; Allah'ın yolunda savaşın!" veya "Kendinizi savunun!" denildiğinde, "Savaşmayı bilseydik, kesinlikle sizi izlerdik!" dediler. Onlar, o gün, inançtan daha çok nankörlük etmeye yatkındılar. Yüreklerinde olmayanı, ağızlarıyla söylüyorlardı. Allah, gizlediklerini zaten bilir.

    Bayraktar Bayraklı

    Bu savaş, yine münafıkları ve kendilerine, "Geliniz, Allah yolunda savaşınız yahut müdafaa ediniz" denildiğinde, "Eğer savaşmayı bilseydik elbette arkanızdan gelirdik" diye cevap verenleri ortaya çıkarması içindi. Onlar o gün kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söyleyerek, imandan çok inkara yaklaştılar. Halbuki Allah, gizlemeye çalıştıklarını çok iyi bilmektedir.

    Edip Yüksel

    İkiyüzlüler de böylece açığa çıkarılır. Kendilerine, "Gelin, ALLAH yolunda savaşın ya da katkıda bulunun" denildiğinde, onlar, "Savaştan anlasaydık size katılırdık" dediler. O an onlar onaydan daha çok inkara yakın idiler. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlar. Halbuki ALLAH onların gizlediğini çok iyi biliyor.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    İkiyüzlüler de böylece açığa çıkarılır. Kendilerine, 'Gelin, ALLAH yolunda savaşın ya da katkıda bulunun,' denildiğinde, onlar, 'Savaştan anlasaydık size katılırdık,' dediler. O an onlar imandan daha çok inkara yakın idiler. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlar. Halbuki ALLAH onların gizlediğini çok iyi biliyor.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    hem de münafıkları belli edeceği için ki, bunlara "Gelin, Allah yolunda savaşın veya savunma yapın!" denilmişti. Onlar: "Savaşmayı bilsek arkanızdan gelirdik" dediler. Onlar, o gün imandan çok küfre yakındılar, ağızlarıyla kalplerinde olmayanı söylüyorlardı, Allah onların kalplerinde ne sakladıklarını en iyi bilendir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    hem münafıklık edenleri belli edeceği için ki bunlara gelin Allah yolunda muharebeye girin veya müdafaada olsun bulunun" denilmişti, "bir muharebe bilsek arkanızdan gelirdik" dediler, onlar o gün imandan ziyade küfre yakın idiler, ağızlarile kalblerinde olmıyanı söylüyorlardı, Allah daha iyi bilirken neyi gizleyorlardı

    Erhan Aktaş

    Bir de münafık dipnot 1 olanların belirlenmesi içindi. Onlara: "Gelin bizimle birlikte Allah yolunda savaşın veya savunmada bulunun." denildiğinde; onlar: "Savaşı bilseydik dipnot 2 elbette size uyardık." dediler. Onlar, o gün imandan çok küfre yakındılar. Kalplerinde olmayan şeyi ağızlarıyla söylüyorlardı. Oysa Allah, onların içlerinde sakladıklarını çok iyi bilmektedir.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Münafık, içten "bitmiş, tükenmiş ve imanı kalmamış, omurgasız, onursuz ve iki -yüzlü kimse demektir. Münafık, iman konusunda dürüst ve samimi olmayan, tıpkı tarla faresinin yuva değiştirdiği gibi, yer değiştiren: işlerine gelince Mü'min, işlerine gelince Kafir olan kimse.
    2. metne dön, dipnot 2
      Savaş çıkacağını veya savaşmayı bilseydik.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Bir de münafık dipnot 1 olanların belirlenmesi içindi. Onlara: "Gelin bizimle birlikte Allah yolunda savaşın veya savunmada bulunun." denildiğinde; onlar: "Savaşı bilseydik dipnot 2 elbette size uyardık." dediler. Onlar, İzin Günü, imandan çok küfre yakındılar. Kalplerinde olmayan şeyi ağızlarıyla söylüyorlardı. Oysa Allah, onların içlerinde sakladıklarını çok iyi bilmektedir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Münafık, içten "bitmiş, " " tükenmiş" ve imanı "kalmamış, " omurgasız, onursuz ve iki -yüzlü kimse demektir. Münafık, İman konusunda dürüst ve samimi olmayan, tıpkı tarla faresinin yuva değiştirdiği gibi, yer değiştiren: işlerine gelince mümin, işlerine gelince Kafir olan kimsedir.
    2. metne dön, dipnot 2
      Savaş çıkacağını veya savaşmayı bilseydik.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Bir de münafık olanların belirlenmesi içindi. Onlara: " Gelin bizimle birlikte Allah yolunda savaşın veya savunmada bulunun." denildiğinde; onlar: "Savaşmayı bilseydik elbette sizin arkanızdan gelirdik." dediler. Onlar, izin günü, imandan çok küfre yakındılar. Kalplerinde olmayan şeyi ağızlarıyla söylüyorlardı. Oysa Allah, onların içlerinde sakladıklarını çok iyi bilmektedir.

    Gültekin Onan

    Münafıklık yapanları da belirtmesi içindi. Onlara: "Gelin, Tanrı'nın yolunda savaşın ya da savunma yapın" denildiğinde: "Biz savaşmayı bilseydik elbette sizi izlerdik" dediler. O gün onlar, inançtan / inanmaktan çok küfre daha yakındılar. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Tanrı onların gizli tuttuklarını daha iyi bilir.

    Hasan Basri Çantay

    Münafık olanları da açığa vurması içindi, Berikilere: "Gelin. Allah yolunda muhaarebe edin, yahud (hiç olmazsa düşmanın kendinize ve ailelerinize saldırmasını) önleyin" denildi, de: "Biz muharebe etmeyi bilseydik elbette arkanızdan gelirdik" dediler. Onlar o gün imandan ziyade küfre yakındılar. Ağızlarıyle kalblerinde olmayanı söylüyorlardı. Onlar ne gizlerlerse Allah çok iyi bilicidir.

    İbni Kesir

    Bir de münafıklık edenleri açığa vurmak içindi. Kendilerine: Gelin Allah yolunda savaşın veya savunun, dendiği zaman: şayet savaşmayı bilseydik peşinizden gelirdik, dediler. O gün onlar imandan çok küfre yakındılar. Kalblerinde olmayan şeyi ağızlarıyla söylüyorlardı. Onların gizlediği şeyi Allah çok iyi bilir.

    Mehmet Alagaş

    (162-173) Hiç Allah’ın hoşnutluğuna uyan kimse Allah’ın hışmına uğrayanlar gibi olur mu? Onların varacakları yer cehennemdir, ne kötü bir dönüş yeridir. Onların / Allah’ın rızasına uyanların Allah’ın yanında dereceleri vardır , Allah yaptıklarını görendir. Kesin olan şu ki, Allah müminlere içlerinde kendilerinden bir Resul yaratarak minnette bulunmuştur , onlara O’nun / Allah’ın ayetlerini sesli okuyor. Bundan önce apaçık bir sapıklık içinde olmalarına rağmen onları arındırıyor / tezkiye ediyor , onlara kitabı ve hikmeti öğretiyor. Onlara bir musibet isabet ettiğinde ki onlara siz iki katını isabet ettirmiştiniz (Sizin Uhud ta yetmiş kaybınız oldu bedirde onlara yetmiş esir yetmiş ölü yani yüz kırk kayıp verdirmiştiniz) dediniz ki nereden bu? De ki O kendinizde olandan (Başınıza gelen kendi ettiğinizden) Muhakkak ki Allah her şeyi güç yetirip ayarlayandır. İki cemaatin karşılaştığı gün başınıza gelen musibet Allah’ın izniyledir ve iman edenlerin bilinmesi içindi ve münafıkların bilinmesi içindi. Onlara ya Allah yolunda savaşın yahut savunmada / müdafaada bulunun denildi, dediler ki savaşmayı bilseydik size uyardık , O gün onlar kafirliğe onlardan imanca daha yakındılar , ağızlarıyla, kalplerinde olmayanı söylüyorlardı , kalplerinde neyi sakladıklarını en iyi Allah bilir. Onlar oturdular ve kardeşleri için dediler ki bize uysalardı öldürülmezlerdi de ki eğer doğru sözlüler iseniz kendinizden ölümü savuşturun / uzaklaştırın. Allah yolunda öldürülenleri ölü olarak değerlendirme / hesap etme , bilakis onlar diridirler Rablerinin yanında rızıklandırılırlar, Allah’ın kendilerine fazlından verdiklerinden dolayı sevinçlidirler , arkalarından gelerek henüz kendilerine katılmamış olanları / ilhak olamayanları da müjdelerler, onlara korku yoktur, onlara üzüntü / hüzün yoktur. Allah’ın nimetlerini ve fazlını müjdelerler, Allah’ta iman edenlerin ödüllerini / ecirlerini zayi etmez. Kendilerine bir yara isabet ettikten sonra Allah’a ve Resulünü çağrısına cevap verenlere / icabet edenlere, güzel davranıp, sakınanlara , kocaman bir ecir vardır. Onlar öyleleridirler ki; insanlar kendilerine “insanlar size karşı ordu toparladılar korkun onlardan” dediklerinde onların imanı artar ve derler ki “Allah bize yeterlidir ve vekil olması ne büyük nimettir.” Bunun üzerine kendileri ne herhangi bir kötülük dokunmadan Allah’ın fazlından bir nimet olarak döndüler , A llah’ın hoşnutluğuna uydular, Allah büyük bir bolluk / fazıl sahibidir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Ve münafıklık edenleri de açığa vurmak içindir. Onlara (münafıklara): “Gelin, Allah yolunda savaşın veya savunmaya geçin!” denildi de onlar; “Biz savaş olacağını bilseydik, elbette sizin peşinizden gelirdik.” dediler. Onlar o gün, imandan çok küfre yakın idiler. Ağızlarıyla kalplerinde olmayanı söylüyorlardı. Oysa Allah, içlerinde gizledikleri şeyi çok iyi bilmektedir.

    Süleyman Ateş

    Ve iki yüzlülük edenleri bilsin (ortaya çıkarsın). Onlara: "Gelin, Allah yolunda savaşın, ya da savunun." dendiği halde: "Eğer savaş (olacağını) bilseydik, sizinle gelirdik." dediler. Onlar, o gün, imandan çok küfre yakın idiler. Ağızlarıyla, kalblerinde olmayanı söylüyorlar. Halbuki Allah, içlerinde sakladıkları şeyi çok iyi bilmektedir.

    Süleymaniye Vakfı

    Münafıklık /ikiyüzlülük edenleri de bilmesi içindir. dipnot 1 Onlara: "Gelin, Allah yolunda savaşın veya savunma yapın!" denince "Savaşmayı bilsek elbette size katılırız!" demişlerdi. Onlar o gün, imandan çok kafirliğe yakın duruyor, kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. dipnot 2 Onların neyi gizlediklerini en iyi Allah bilir.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
    2. metne dön, dipnot 2
      Benzer bir tavır için bkz: Fetih 48/11.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bir de iki yüzlülük (münafıklık) edenleri bilmek için yaptı. Onlara: "Gelin, Allah yolunda savaşın veya savunma yapın!" denince "Savaşmayı bilsek, elbette geliriz!" demişlerdi. O gün, imandan çok kafirliğe yakındılar. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Onların neleri gizlediğini en iyi bilen Allah'tır.

    Şaban Britch

    Ve münafıklık edenleri de açığa vurmak içindir. O münafıklara: Gelin, Allah yolunda savaşın veya müdafaada bulunun! denilmiş, Onlar da: “Biz savaş olacağını bilseydik, elbette sizin peşinizden gelirdik” dediler. Onlar o gün, imandan çok küfre yakındılar. Ağızlarıyla kalplerinde olmayanı söylüyorlardı. Allah onların gizlediğini çok iyi biliyor.

    Şaban Piriş

    (166-167) İki ordunun çarpıştığı gün başınıza gelen ancak Allah'ın izni ile olmuştu. Müminleri belirlemek ve münafıklık edenleri de ortaya çıkarmak için. O münafıklara: -Gelin, Allah yolunda savaşın veya müdafaada bulunun! denilmiş, onlar da: -Savaşmayı bilseydik, ardınızdan gelirdik elbette, demişlerdi. Onlar o gün, imandan çok küfre yakındılar. Ağızlarıyla kalplerinde olmayanı söylüyorlardı. Allah onların gizlediğini çok iyi biliyor.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Ve ikiyüzlülük yapan münafıkları bilsin diye. Onlara, "Hadi gelin, Allah yolunda çarpışın yahut savunma yapın!" dendiğinde: "Savaştan haberimiz olsaydı sizi elbette izlerdik." dediler. O gün onlar, imandan çok küfre yakın idiler. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlar. Allah, onların gizlemekte oldukları şeyi çok iyi bilmektedir.

  4. Âl-i İmrân suresi, 168. ayet — bütün mealleriyle aç

    Âl-i İmrân suresi, 168. ayet. ٱلَّذِينَ قَالُوا۟ لِإِخْوَٰنِهِمْ وَقَعَدُوا۟ لَوْ أَطَاعُونَا مَا قُتِلُوا۟ قُلْ فَٱدْرَءُوا۟ عَنْ أَنفُسِكُمُ ٱلْمَوْتَ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ

    Diyanet İşleri

    (Onlar), kendileri oturup kaldıkları halde kardeşleri için, "Eğer bize uysalardı, öldürülmezlerdi" diyen kimselerdir. De ki: "Eğer doğru söyleyenler iseniz kendinizden ölümü savın."

    Mehmet Okuyan

    (Evlerinde) oturup da kardeşleri hakkında "Bize uysalardı öldürülmezlerdi." diyorlardı. De ki: "Doğruysanız kendinizden ölümü savın!"

    Mustafa İslamoğlu

    kendileri evlerinde oturdukları halde, kardeşleri hakkında şöyle dediklerini: "Eğer bize uysalardı, öldürülmüş olmayacaklardı". De ki: "Hadi eğer sözünüzün arkasında duruyorsanız, başınızdan savın bakalım ölümü?"

    Muhammed Esed

    kendilerini (savaştan) geri tutanlar, (öldürülen) kardeşleri hakkında, (sonradan,) "Bizi dinleselerdi öldürülmüş olmayacaklardı" dediler. De ki: "Peki, sözünüzde samimi iseniz ölümü başınızdan savın bakalım!"

    Ahmed Hulusi

    O savaşa katılmayanlar, kardeşleri için "Eğer bize uysalardı, öldürülmezlerdi" dediler. De ki: "Dediğiniz doğru ise ölümü uzak kılın başınızdan bakalım!"

    Ali Bulaç

    Onlar, kendileri oturup kardeşleri için: "Eğer bize itaat etselerdi, öldürülmezlerdi" diyenlerdir. De ki: "Eğer doğru sözlüler iseniz, ölümü kendinizden savın öyleyse."

    Ali Özek ve heyeti

    (Evlerinde) oturup da kardeşleri hakkında: «Bize uysalardı öldürülmezlerdi» diyenlere, «Eğer doğru sözlü insanlar iseniz, ölümü kendinizden uzaklaştırın bakalım!." de.

    Ali Rıza Safa

    Kendileri oturmalarına karşın, kardeşleri hakkında, şöyle dediler: "Bizi dinleselerdi, öldürülmezlerdi!" De ki: "Ölümü, kendinizden uzaklaştırın; eğer doğruyu söylüyorsanız?"

    Bayraktar Bayraklı

    Evlerinde oturup da kardeşleri hakkında "Bize uysalardı öldürülmezlerdi" diyenlere, "Eğer doğru sözlü insanlar iseniz canlarınızı ölümden kurtarınız bakalım" de!

    Edip Yüksel

    Onlar oturup, akrabaları için şunu söylediler: "Bize uysalardı öldürülmeyeceklerdi." De ki: "Ölümü kendinizden savın da doğru sözlü olduğunuzu kanıtlayın."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onlar oturup, akrabaları için şunu söylediler: 'Bize uysalardı öldürülmeyeceklerdi.' De ki, 'Ölümü kendinizden savın da doğru sözlü olduğunuzu kanıtlayın.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Kendileri oturarak savaşa giden kardeşleri için: "Bizi dinleselerdi öldürülmezlerdi." diyenlere de ki: "Haydi, o halde kendinizden ölümü geri çevirin, eğer gerçeği söylüyorsanız!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Onlar ki oturdular da muharebeye giden ihvanları için "bizi dinleselerdi katl olunmazlardı" dediler, deki haydin o halde kendinizden ölümü def'edin eğer gerçekseniz

    Erhan Aktaş

    Savaşa katılmayanlar, kardeşleri için: "Eğer onlar bize uysalardı öldürülmezlerdi." dediler. De ki: "Eğer doğru söylüyorsanız, o zaman ölümü kendinizden savın."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Savaşa katılmayanlar, kardeşleri için: "Eğer onlar bize uysalardı öldürülmezlerdi." dediler. De ki: "Eğer doğru söylüyorsanız, o zaman ölümü kendinizden savın."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Savaşa katılmayanlar, kardeşleri için: "Eğer onlar bize uysalardı öldürülmezlerdi." dediler. De ki: "Eğer doğru söylüyorsanız, o zaman ölümü kendinizden savın.".

    Gültekin Onan

    Onlar, kendileri oturup kardeşleri için "Eğer bize itaat etselerdi, öldürülmezlerdi" diyenlerdir. De ki "Eğer doğru sözlüler iseniz, ölümü kendinizden savın öyleyse."

    Hasan Basri Çantay

    Kendileri (evlerinde) oturarak kardeşlerine: "Eğer bizi dinleselerdi ölmeyeceklerdi" diyen o adamlara de ki: "öyle ise kendi nefislerinizden ölümü geri çevirin, eğer doğrucu (adam) larsanız".

    İbni Kesir

    Kendileri oturarak kardeşleri için: Bize uysalardı öldürülmezlerdi, diyenlere, de ki: Şayet sadıklardan iseniz, kendi nefislerinizden ölümü geri çevirin.

    Mehmet Alagaş

    (162-173) Hiç Allah’ın hoşnutluğuna uyan kimse Allah’ın hışmına uğrayanlar gibi olur mu? Onların varacakları yer cehennemdir, ne kötü bir dönüş yeridir. Onların / Allah’ın rızasına uyanların Allah’ın yanında dereceleri vardır , Allah yaptıklarını görendir. Kesin olan şu ki, Allah müminlere içlerinde kendilerinden bir Resul yaratarak minnette bulunmuştur , onlara O’nun / Allah’ın ayetlerini sesli okuyor. Bundan önce apaçık bir sapıklık içinde olmalarına rağmen onları arındırıyor / tezkiye ediyor , onlara kitabı ve hikmeti öğretiyor. Onlara bir musibet isabet ettiğinde ki onlara siz iki katını isabet ettirmiştiniz (Sizin Uhud ta yetmiş kaybınız oldu bedirde onlara yetmiş esir yetmiş ölü yani yüz kırk kayıp verdirmiştiniz) dediniz ki nereden bu? De ki O kendinizde olandan (Başınıza gelen kendi ettiğinizden) Muhakkak ki Allah her şeyi güç yetirip ayarlayandır. İki cemaatin karşılaştığı gün başınıza gelen musibet Allah’ın izniyledir ve iman edenlerin bilinmesi içindi ve münafıkların bilinmesi içindi. Onlara ya Allah yolunda savaşın yahut savunmada / müdafaada bulunun denildi, dediler ki savaşmayı bilseydik size uyardık , O gün onlar kafirliğe onlardan imanca daha yakındılar , ağızlarıyla, kalplerinde olmayanı söylüyorlardı , kalplerinde neyi sakladıklarını en iyi Allah bilir. Onlar oturdular ve kardeşleri için dediler ki bize uysalardı öldürülmezlerdi de ki eğer doğru sözlüler iseniz kendinizden ölümü savuşturun / uzaklaştırın. Allah yolunda öldürülenleri ölü olarak değerlendirme / hesap etme , bilakis onlar diridirler Rablerinin yanında rızıklandırılırlar, Allah’ın kendilerine fazlından verdiklerinden dolayı sevinçlidirler , arkalarından gelerek henüz kendilerine katılmamış olanları / ilhak olamayanları da müjdelerler, onlara korku yoktur, onlara üzüntü / hüzün yoktur. Allah’ın nimetlerini ve fazlını müjdelerler, Allah’ta iman edenlerin ödüllerini / ecirlerini zayi etmez. Kendilerine bir yara isabet ettikten sonra Allah’a ve Resulünü çağrısına cevap verenlere / icabet edenlere, güzel davranıp, sakınanlara , kocaman bir ecir vardır. Onlar öyleleridirler ki; insanlar kendilerine “insanlar size karşı ordu toparladılar korkun onlardan” dediklerinde onların imanı artar ve derler ki “Allah bize yeterlidir ve vekil olması ne büyük nimettir.” Bunun üzerine kendileri ne herhangi bir kötülük dokunmadan Allah’ın fazlından bir nimet olarak döndüler , A llah’ın hoşnutluğuna uydular, Allah büyük bir bolluk / fazıl sahibidir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    (Onlar), kendileri oturup kaldıkları halde kardeşleri için: "Eğer bize uysalardı, öldürülmezlerdi” diyen kimselerdir. De ki: Eğer doğru söyleyenler iseniz kendinizden ölümü savın.

    Süleyman Ateş

    (Savaştan geri kalıp) Oturarak, kardeşleri için "Bizim sözümüzü tutsalardı, öldürülmezlerdi." diyenlere söyle: "Eğer doğru iseniz, kendinizden ölümü savınız!"

    Süleymaniye Vakfı

    Kendileri (savaşa gitmeyip) oturmuşlar, giden kardeşleri için de şöyle demişlerdi: "Onlar bizi dinleselerdi öldürülmezlerdi." De ki: "Doğru sözlü kimselerseniz haydi kendi ölümünüzü engelleyin de görelim!" dipnot 1

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Oturdukları yerden, kardeşleri için şöyle diyorlardı: "Bizi dinleselerdi öldürülmezlerdi." De ki "İddianızda haklı iseniz kendi ölümünüzü engelleyin."

    Şaban Britch

    (Savaşa gitmeden) oturup, öldürülen kardeşleri için: Bize uysalardı öldürülmezlerdi, diyen kimselere de ki: Haydi, doğru söylüyorsanız, ölümü kendinizden savın!

    Şaban Piriş

    Oturdukları yerden, öldürülen kardeşleri için: -Bize uysalardı öldürülmezlerdi, diyen kimselere de ki: -Haydi, doğru söylüyorsanız, ölümü kendinizden savın!

    Yaşar Nuri Öztürk

    Yerlerinde oturup da kardeşleri için, "Bizi dinlemiş olsalardı öldürülmeyeceklerdi." diyenlere şöyle söyle: "Eğer doğru sözlüler iseniz, kendi benliklerinizden uzaklaştırın ölümü!"

  5. Âl-i İmrân suresi, 169. ayet — bütün mealleriyle aç

    Âl-i İmrân suresi, 169. ayet. وَلَا تَحْسَبَنَّ ٱلَّذِينَ قُتِلُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ أَمْوَٰتًۢا بَلْ أَحْيَآءٌ عِندَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ

    Diyanet İşleri

    (169-170) Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rableri katında Allah'ın, lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler.

    Mehmet Okuyan

    Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma(yın)! Aksine onlar diridir, Rableri katında rızıklandırılıyorlar. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesaj: Bakara 2:154.

    Mustafa İslamoğlu

    Ve Allah yolunda öldürülenleri ölü saymayın! Aksine onlar diridirler; rızıkları Allah katındadır.

    Muhammed Esed

    Fakat, Allah yolunda öldürülenleri ölü saymayın. Hayır, onlar diridir! Rızıkları, Rableri katındadır;

    Ahmed Hulusi

    Allah uğruna öldürülmüş olanları "ölü"ler sanmayın! Bilakis Rableri indinde hayattadırlar, rızıklanmaktadırlar!

    Ali Bulaç

    Allah yolunda öldürülenleri sakın 'ölüler' saymayın. Hayır, onlar, Rableri katında diridirler, rızıklanmaktadırlar.

    Ali Özek ve heyeti

    Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar Rableri katında diridirler, rızıklandırılmaktadırlar.

    Ali Rıza Safa

    Allah'ın yolunda öldürülenleri, sakın ölüler saymayın. Hayır, onlar diridir; Efendilerinin katında ağırlanıyorlar.

    Bayraktar Bayraklı

    Allah yolunda öldürülenleri ölü sanmayınız. Aksine, onlar diridir! Rabbleri katında rızıklandırılacaklar.

    Edip Yüksel

    ALLAH yolunda vurulanları ölü sanmayın; bilakis onlar Efendi'leri katında nimetler içinde diridirler. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Erdemlilerin ölümü, mutlu bir yolculuktan ibarettir. Onlar, dünyevi vücutlarını bırakıp doğrudan cennete giderler. * Bak 2:154; 8:24; 16:32; 22:58; 44:56; 36:26-27.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    ALLAH yolunda vurulanları ölü sanmayın; bilakis onlar Rableri katında nimetler içinde diridirler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Sakın Allah yolunda öldürülenleri ölmüşler sanmayın! Aksine onlar hep hayattadırlar, Rablerinin katında rızıklandırılırlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve sakın Allah yolunda katledilenleri ölmüşler sanma, hayır, hep hayattadırlar, Rablarının ındinde yaşarlar

    Erhan Aktaş

    Allah yolunda öldürülenleri ölü sanma. dipnot 1 Bilakis onlar diridirler, Rabb'leri katında rızıklanmaktadırlar.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kur'an'a göre; Allah yolunda ölenler de dahil, her canlı ölümü tadacaktır (Bkz.3:185). Her canlı ölmektedir, ölecektir. Burada, Allah yolunda ölmenin, normal bir ölüm olarak görülmeyecek kadar önemli olduğu, sıradan ölümlerden farklı olduğu vurgulanmaktadır. Zira bu tarz bir ölüm; Allah'ın yanında çok aziz, çok değerli ve çok şerefli bir ölüm şekli olduğundan, Allah, bu niteleme ile diğer ölümlerden farkı ortaya koymak için; "Allah yolunda öldürülenleri ölü sanma" demektedir. Bu, öylesine güzel bir ölüm şeklidir ki, Allah'ın katında en iyi şekilde ağırlanma yapılmaktadır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Allah yolunda öldürülenleri ölü sanma. dipnot 1 Bilakis onlar diridirler, Rabb'leri katında rızıklanmaktadırlar.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kur'an'a göre; Allah yolunda ölenler de dahil, her canlı ölümü tadacaktır. (3:185) Her canlı ölmektedir, ölecektir. Burada, Allah yolunda ölmenin, normal bir ölüm olarak görülmeyecek kadar önemli olduğu, sıradan ölümlerden farklı olduğu vurgulanmaktadır. Zira bu tarz bir ölüm; Allah'ın yanında çok aziz, çok değerli ve çok şerefli bir ölüm şekli olduğundan, Allah, bu niteleme ile diğer ölümlerden farkı ortaya koymak için; "Allah yolunda öldürülenleri ölü sanma" demektedir. Bu, öylesine güzel bir ölüm şeklidir ki, Allah'ın katında en iyi şekilde ağırlanma yapılmaktadır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Allah yolunda öldürülenleri ölü sanma. dipnot 1 Bilakis onlar diridirler, Rabb'leri katında rızıklanmaktadırlar.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kur'an'a göre; Allah yolunda ölenler de dahil, her canlı ölümü tadacaktır(3/Al-i İmran, 185); her canlı ölmektedir, ölecektir. Burada, şehit olarak ölmenin, normal bir ölüm olarak görülmeyecek kadar önemli olduğu vurgulanmaktadır. Allah yolunda ölmenin diğer ölümlerden farklı olduğudur. Sıradan bir ölüm olmadığıdır. Zira bu tarz bir ölüm: Allah'ın yanında çok aziz, çok değerli ve çok şerefli bir ölüm şekli olduğundan, Allah, bu niteleme ile diğer ölümlerden farkı ortaya koymak için; ‘Allah yolunda öldürülenleri ölü sanma' demektedir. Bu, öylesine güzel bir ölüm şeklidir ki, Allah'ın katında en iyi şekilde ağırlanma yapılmaktadır.

    Gültekin Onan

    Tanrı yolunda öldürülenleri sakın 'ölüler' saymayın. Hayır, onlar, rableri katında diridirler, rızıklanmaktadırlar.

    Hasan Basri Çantay

    (169-170) Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bil'akis onlar Rableri kafında diridirler. (Öyle ki Allahın) lutf-ü inayetinden, kendilerine verdiği (şehidlik mertebesi) ile hepsi de şad olarak (cennet ni'metleriyle) rızıklanırlar.. Arkalarından henüz onlara katılamayan (şehid dindaş) lar (ı) hakkında da: "Onlara hiç bir korku yokdur. Onlar mahzun da olacak değillerdir" diye müjde vermek isterler.

    İbni Kesir

    Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın, bilakis onlar diridirler, Rabbları katında rızıklandırılırlar.

    Mehmet Alagaş

    (162-173) Hiç Allah’ın hoşnutluğuna uyan kimse Allah’ın hışmına uğrayanlar gibi olur mu? Onların varacakları yer cehennemdir, ne kötü bir dönüş yeridir. Onların / Allah’ın rızasına uyanların Allah’ın yanında dereceleri vardır , Allah yaptıklarını görendir. Kesin olan şu ki, Allah müminlere içlerinde kendilerinden bir Resul yaratarak minnette bulunmuştur , onlara O’nun / Allah’ın ayetlerini sesli okuyor. Bundan önce apaçık bir sapıklık içinde olmalarına rağmen onları arındırıyor / tezkiye ediyor , onlara kitabı ve hikmeti öğretiyor. Onlara bir musibet isabet ettiğinde ki onlara siz iki katını isabet ettirmiştiniz (Sizin Uhud ta yetmiş kaybınız oldu bedirde onlara yetmiş esir yetmiş ölü yani yüz kırk kayıp verdirmiştiniz) dediniz ki nereden bu? De ki O kendinizde olandan (Başınıza gelen kendi ettiğinizden) Muhakkak ki Allah her şeyi güç yetirip ayarlayandır. İki cemaatin karşılaştığı gün başınıza gelen musibet Allah’ın izniyledir ve iman edenlerin bilinmesi içindi ve münafıkların bilinmesi içindi. Onlara ya Allah yolunda savaşın yahut savunmada / müdafaada bulunun denildi, dediler ki savaşmayı bilseydik size uyardık , O gün onlar kafirliğe onlardan imanca daha yakındılar , ağızlarıyla, kalplerinde olmayanı söylüyorlardı , kalplerinde neyi sakladıklarını en iyi Allah bilir. Onlar oturdular ve kardeşleri için dediler ki bize uysalardı öldürülmezlerdi de ki eğer doğru sözlüler iseniz kendinizden ölümü savuşturun / uzaklaştırın. Allah yolunda öldürülenleri ölü olarak değerlendirme / hesap etme , bilakis onlar diridirler Rablerinin yanında rızıklandırılırlar, Allah’ın kendilerine fazlından verdiklerinden dolayı sevinçlidirler , arkalarından gelerek henüz kendilerine katılmamış olanları / ilhak olamayanları da müjdelerler, onlara korku yoktur, onlara üzüntü / hüzün yoktur. Allah’ın nimetlerini ve fazlını müjdelerler, Allah’ta iman edenlerin ödüllerini / ecirlerini zayi etmez. Kendilerine bir yara isabet ettikten sonra Allah’a ve Resulünü çağrısına cevap verenlere / icabet edenlere, güzel davranıp, sakınanlara , kocaman bir ecir vardır. Onlar öyleleridirler ki; insanlar kendilerine “insanlar size karşı ordu toparladılar korkun onlardan” dediklerinde onların imanı artar ve derler ki “Allah bize yeterlidir ve vekil olması ne büyük nimettir.” Bunun üzerine kendileri ne herhangi bir kötülük dokunmadan Allah’ın fazlından bir nimet olarak döndüler , A llah’ın hoşnutluğuna uydular, Allah büyük bir bolluk / fazıl sahibidir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Çünkü onlar, Rablerinin katında diridirler ve rızıklandırılırlar.

    Süleyman Ateş

    Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanma; hayır, (onlar) diridirler, Rableri katında rızıklanmaktadırlar.

    Süleymaniye Vakfı

    Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma! Hayır, onlar diridirler; Rableri katında rızıklandırılmaktadırlar. dipnot 1

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Allah yolunda öldürülenlerin diriliği, bizim anlayabileceğimiz bir dirilik değildir (Bakara 2/154).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Sakın Allah yolunda öldürülenleri ölü sanma; onlar, diridirler. Sahipleri katında kendilerine rızık da verilir.

    Şaban Britch

    Allah yolunda öldürülenleri ölü saymayın. Çünkü onlar, Rablerinin katında diridirler ve rızıklandırılırlar.

    Şaban Piriş

    Allah yolunda öldürülenleri ölü saymayın çünkü onlar, Rab'lerinin huzurunda diridirler ve rızıklandırılırlar.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Allah yolunda öldürülmüş olanları ölüler sanma sakın. Hayır! Onlar diridirler. Rablerinin katında rızıklandırılıyorlar.

  6. Âl-i İmrân suresi, 170. ayet — bütün mealleriyle aç

    Âl-i İmrân suresi, 170. ayet. فَرِحِينَ بِمَآ ءَاتَىٰهُمُ ٱللَّهُ مِن فَضْلِهِۦ وَيَسْتَبْشِرُونَ بِٱلَّذِينَ لَمْ يَلْحَقُوا۟ بِهِم مِّنْ خَلْفِهِمْ أَلَّا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

    Diyanet İşleri

    (169-170) Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rableri katında Allah'ın, lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler.

    Mehmet Okuyan

    Allah'ın lütfundan kendilerine verdikleri ile sevinçli bir hâlde arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan (kardeşlerine de) hiçbir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar.

    Mustafa İslamoğlu

    Onlar Allah'ın lutfundan kendilerine bağışladığıyla kıvanç duyarlar. Arkadan gelip de henüz kendilerine kavuşmamış olanlara, geleceğe ilişkin kaygı ve geçmişe ilişkin üzüntü duymayacakları müjdesini vermekten haz alırlar.

    Muhammed Esed

    Allah'ın lütfuyla kendilerine bağışladığı (şehitlikten) övünç duyarlar. Ve arkada kalıp henüz kendilerine katılmamış olan (kardeş)lerine, bir korku ve üzüntü duymayacakları müjdesinde bulunmaktan zevk alırlar:

    Ahmed Hulusi

    Allah'ın fazlından, hakikatleri olması sebebiyle kendilerinde açığa çıkardığıyla sevinçlidirler. Kendilerine katılmamış, geride kalanlara müjdelemek isterler ki; onlara ne bir korku vardır ne de üzülecekleri bir şey.

    Ali Bulaç

    Allah'ın kendi fazlından onlara verdikleriyle sevinç içindedirler. Onlara arkalarından henüz ulaşmayanlara müjdelemeyi isterler ki onlara hiç bir korku yoktur, mahzun da olacak değillerdir.

    Ali Özek ve heyeti

    Allah'ın, lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde, arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan (kardeş) lerine, hiçbir korku bulunmadığını ve mahzun da olmayacaklarını müjdelerler.

    Ali Rıza Safa

    Allah'ın, Kendi lütfundan onlara verdiklerinin sevincini yaşıyorlar. Arkalarından daha kendilerine katılmamış olanlara da bir korku olmayacağını ve üzüntü duymayacaklarını, sevinçli bir haber olarak onlara vermek istiyorlar.

    Bayraktar Bayraklı

    Allah'ın kendi ihsanından vereceğiyle mutlu olarak arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehit kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulunmayacağı müjdesinin sevincini duyacaklardır.

    Edip Yüksel

    ALLAH'ın onlara bolca verdiği nimetlerle neşe içindedirler. Kendilerine daha katılmamış yoldaşlarına bir korku ve üzüntü olmadığını müjdelemek isterler. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Peygamberler, onları doğrulayanlar, şehitler ve erdemliler ebedi hayatta beraberdirler (4:69). * Ayrıca bak:
      Zebur 37:29 — Eski Ahit, Mezmurlar; alıntıyı aç

      Eski Ahit · Mezmurlar 37:29

      Doğrular ülkeyi miras alacak, 2 Orada sonsuza dek yaşayacak.

      Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin

      ,
      Matta 22:32 — Yeni Ahit, Matta; alıntıyı aç

      Yeni Ahit · Matta 22:32

      ‹Ben İbrahimin Tanrısı, İshakın Tanrısı ve Yakupun Tanrısıyım› diyor. Tanrı ölülerin değil, dirilerin Tanrısıdır.”

      Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin

      ,
      Luka 10:25 — Yeni Ahit, Luka; alıntıyı aç

      Yeni Ahit · Luka 10:25

      Bir Kutsal Yasa uzmanı İsayı denemek amacıyla gelip şöyle dedi: “Öğretmenim, sonsuz yaşamı miras almak için ne yapmalıyım?”

      Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin

      ve
      Yuhanna 17:3 — Yeni Ahit, Yuhanna; alıntıyı aç

      Yeni Ahit · Yuhanna 17:3

      Sonsuz yaşam, tek gerçek Tanrı olan seni ve gönderdiğin İsa Mesihi tanımalarıdır.

      Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin

      .

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    ALLAH'ın onlara bolca verdiği nimetlerle neşe içindedirler. Kendilerine daha katılmamış yoldaşlarına bir korku ve üzüntü olmadığını müjdelemek isterler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Allah'ın kendilerine lütfundan verdiği mutlulukla sevinç duyarlar ve arkalarından şehit olarak kendilerine katılmamış olan mücahitler hakkında: "Onlara hiçbir korku yok ve onlar üzüntü de duymayacaklardır." müjdesinde bulunurlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Allahın fazlından kendilerine bahş ettiği saadetle şadgam olarak merzuk olurlar, arkalarından şehadetle kendilerine yetişemiyen mücahidler hakkında da şunu istibşar ederler ki onlara bir korku yok, onlar da mahzun olmıyacaklar

    Erhan Aktaş

    Allah'ın, lütfundan, kendilerine verdiklerine sevinirler. Arkalarından gelecek olanlara, bir korkunun olmadığını ve üzülmeyeceklerini müjdelemek isterler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Allah'ın, lütfundan, kendilerine verdiklerine sevinirler. Arkalarından gelecek olanlara, bir korkunun olmadığını ve üzülmeyeceklerini müjdelemek isterler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Allah'ın, lütfundan, kendilerine verdiklerine sevinirler. Arkalarından gelecek olanlara, bir korkunun olmadığını ve üzülmeyeceklerini müjdelemek isterler.

    Gültekin Onan

    Tanrı'nın kendi fazlından onlara verdikleriyle sevinç içindedirler. Onlara arkalarından henüz ulaşmayanlara müjdelemeyi isterler ki onlara hiç bir korku yoktur, mahzun da olacak değillerdir.

    Hasan Basri Çantay

    (169-170) Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bil'akis onlar Rableri kafında diridirler. (Öyle ki Allanın) lutf-ü inayetinden, kendilerine verdiği (şehidlik mertebesi) ile hepsi de şad olarak (cennet ni'metleriyle) rızıklanırlar.. Arkalarından henüz onlara katılamayan (şehid dindaş) lar (ı) hakkında da: "Onlara hiç bir korku yokdur. Onlar mahzun da olacak değillerdir" diye müjde vermek isterler.

    İbni Kesir

    Allah'ın keremiyle kendilerine verdiklerinden sevinerek arkalarından henüz kendilerine katılmayanlara; kendilerine korku olmadığını ve üzülmeyeceklerini, müjdelemek isterler.

    Mehmet Alagaş

    (162-173) Hiç Allah’ın hoşnutluğuna uyan kimse Allah’ın hışmına uğrayanlar gibi olur mu? Onların varacakları yer cehennemdir, ne kötü bir dönüş yeridir. Onların / Allah’ın rızasına uyanların Allah’ın yanında dereceleri vardır , Allah yaptıklarını görendir. Kesin olan şu ki, Allah müminlere içlerinde kendilerinden bir Resul yaratarak minnette bulunmuştur , onlara O’nun / Allah’ın ayetlerini sesli okuyor. Bundan önce apaçık bir sapıklık içinde olmalarına rağmen onları arındırıyor / tezkiye ediyor , onlara kitabı ve hikmeti öğretiyor. Onlara bir musibet isabet ettiğinde ki onlara siz iki katını isabet ettirmiştiniz (Sizin Uhud ta yetmiş kaybınız oldu bedirde onlara yetmiş esir yetmiş ölü yani yüz kırk kayıp verdirmiştiniz) dediniz ki nereden bu? De ki O kendinizde olandan (Başınıza gelen kendi ettiğinizden) Muhakkak ki Allah her şeyi güç yetirip ayarlayandır. İki cemaatin karşılaştığı gün başınıza gelen musibet Allah’ın izniyledir ve iman edenlerin bilinmesi içindi ve münafıkların bilinmesi içindi. Onlara ya Allah yolunda savaşın yahut savunmada / müdafaada bulunun denildi, dediler ki savaşmayı bilseydik size uyardık , O gün onlar kafirliğe onlardan imanca daha yakındılar , ağızlarıyla, kalplerinde olmayanı söylüyorlardı , kalplerinde neyi sakladıklarını en iyi Allah bilir. Onlar oturdular ve kardeşleri için dediler ki bize uysalardı öldürülmezlerdi de ki eğer doğru sözlüler iseniz kendinizden ölümü savuşturun / uzaklaştırın. Allah yolunda öldürülenleri ölü olarak değerlendirme / hesap etme , bilakis onlar diridirler Rablerinin yanında rızıklandırılırlar, Allah’ın kendilerine fazlından verdiklerinden dolayı sevinçlidirler , arkalarından gelerek henüz kendilerine katılmamış olanları / ilhak olamayanları da müjdelerler, onlara korku yoktur, onlara üzüntü / hüzün yoktur. Allah’ın nimetlerini ve fazlını müjdelerler, Allah’ta iman edenlerin ödüllerini / ecirlerini zayi etmez. Kendilerine bir yara isabet ettikten sonra Allah’a ve Resulünü çağrısına cevap verenlere / icabet edenlere, güzel davranıp, sakınanlara , kocaman bir ecir vardır. Onlar öyleleridirler ki; insanlar kendilerine “insanlar size karşı ordu toparladılar korkun onlardan” dediklerinde onların imanı artar ve derler ki “Allah bize yeterlidir ve vekil olması ne büyük nimettir.” Bunun üzerine kendileri ne herhangi bir kötülük dokunmadan Allah’ın fazlından bir nimet olarak döndüler , A llah’ın hoşnutluğuna uydular, Allah büyük bir bolluk / fazıl sahibidir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onlar, Allah’ın kendilerine fazlından vermiş olduklarıyla sevinç içindedirler. Arkalarından gelip, henüz kendilerine katılmamış olanlara (şehitler için), bir korku olmayacağı ve üzülmeyecekleri müjdesini verirler.

    Süleyman Ateş

    Allah'ın, keremiyle kendilerine verdiklerinden sevinçli olarak, arkalarından henüz kendilerine yetişemeyenlere de korku olmadığına, onların da üzüntüye uğramayacaklarına sevinirler.

    Süleymaniye Vakfı

    Allah'ın kendi lütfundan verdikleriyle mutludurlar. Arkalarından kendilerine katılmamış olanlara da üzerlerinde bir korku olmayacağını ve üzülmeyeceklerini müjdelemek isterler. dipnot 1

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bunun bir örneği için bkz: Yasin 36/26-27.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Allah'ın verdikleriyle mutlu olurlar. Henüz aralarına katılmamış olanlara da "Üzerlerinde ne korku olacak ne de üzülecekler." diye müjde vermek isterler.

    Şaban Britch

    Onlar, Allah’ın kendilerine fazlından vermiş olduklarıyla sevinç içindedirler. Arkalarından gelip, henüz kendilerine katılmamış olanlara (şehitlere), bir korku olmayacağı ve üzülmeyecekleri müjdesini verirler.

    Şaban Piriş

    Allah'ın kendilerine fazlından verdiği şeylere sevinenler, arkalarından (kendilerine) yetişemeyenlere, kendilerine bir korku olmadığını ve mahzun da olmayacaklarını müjdelemek isterler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Allah'ın, lütfundan kendilerine verdiğiyle sevinçlidirler. Ve arkada kalıp kendilerine katılmamış olanlara şunu müjdeliyorlar: Onlar için korku yoktur; tasalanmayacaklardır onlar.

  7. Âl-i İmrân suresi, 171. ayet — bütün mealleriyle aç

    Âl-i İmrân suresi, 171. ayet. يَسْتَبْشِرُونَ بِنِعْمَةٍ مِّنَ ٱللَّهِ وَفَضْلٍ وَأَنَّ ٱللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجْرَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

    Diyanet İşleri

    (Şehitler) Allah'ın nimetine, keremine ve Allah'ın, mü'minlerin ecrini zayi etmeyeceğine sevinirler.

    Mehmet Okuyan

    Onlar, Allah'tan gelen nimet ve iyiliğin, (yani) Allah'ın, müminlerin ödülünü elbette ziyan etmeyeceği müjdesinin sevinci içindedir.

    Mustafa İslamoğlu

    Onlar, Allah'ın nimeti ve keremiyle, Allah'ın mü'minlere ait ecri zayi etmeyeceğini müjdelemeye can atarlar.

    Muhammed Esed

    Onlar, Allah katından ulaşan bir lütfu, bir nimeti ve Allah'ın inananların hak ettiği ödülü zayi etmeyeceği (vaadini) müjdelemek isterler.

    Ahmed Hulusi

    Allah'ın üzerlerinde açığa çıkan nimetini ve fazlını ve de iman edenlerin yaptıklarının karşılıksız kalmayacağını müjdelemek isterler.

    Ali Bulaç

    Onlar, Allah'tan bir nimeti, bir fazlı (bolluğu) ve gerçekten Allah'ın mü'minlerin ecrini boşa çıkarmadığını müjdelemektedirler.

    Ali Özek ve heyeti

    (Keza onlara) Allah'tan gelecek bir nimeti ve fazlasını da müjdelerler. Allah şüphesiz, müminlerin (hakettikleri) mükâfatı asla zayi etmez.

    Ali Rıza Safa

    Allah tarafından bir nimeti, bir lütfu ve Allah'ın inananları asla ödülsüz bırakmayacağını, sevinçli bir haber olarak onlara vermek istiyorlar.

    Bayraktar Bayraklı

    Onlar Allah'tan gelecek olan nimet ve keremin, Allah'ın müminlerin ecrini zayi etmeyeceği müjdesinin sevinci içinde olacaklardır.

    Edip Yüksel

    ALLAH'ın bol nimetini ve ALLAH'ın iman edenlerin ödülünü yitirmeyeceği gerçeğini müjdelemek isterler.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    ALLAH'ın bol nimetini ve ALLAH'ın inananların ödülünü yitirmeyeceği gerçeğini müjdelemek isterler

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Yine onlar, Allah'ın bir nimeti, bir lütfu ile ve Allah'ın, müminlerin mükafatını zayi etmeyeceği müjdesiyle sevinirler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Allahın bir ni'metini bir de fazlını ve Allah mü'minlerin ecrini zayi' etmiyeceğini istibşar ederler

    Erhan Aktaş

    Onlar; Allah'ın nimetini, lütfunu ve Allah'ın Mü'minlerin ecirlerini dipnot 1 zayi etmeyeceğini müjdelemek isterler.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yaptıklarına karşılık olarak alacakları ödül.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onlar; Allah'ın nimetini, lütfunu ve Allah'ın mü'minlerin ecirlerini dipnot 1 zayi etmeyeceğini müjdelemek isterler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yaptıklarının karşılık alacakları ödül.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onlar; Allah'ın nimetini, lütfunu ve Allah'ın mü'minlerin ecirlerini dipnot 1 zayi etmeyeceğini müjdelemek isterler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yaptıklarının karşılığını.

    Gültekin Onan

    Onlar, Tanrı'dan bir nimeti, bir fazlı (bolluğu) ve gerçekten Tanrı'nın inançlıların ecrini boşa çıkarmadığını müjdelemektedirler.

    Hasan Basri Çantay

    Onlar Allahdan (gelen) bir ni'metle, (hatta) daha fazlasıyle ve Allanın, mü'minlere olan mükafatını zaayi etmeyeceği müjdesiyle de sevinirler.

    İbni Kesir

    Onlar Allah'tan gelen bir nimet ve kerem ile ve Allah'ın mü'minlerin mükafatını zayi etmeyeceği müjdesiyle sevinirler.

    Mehmet Alagaş

    (162-173) Hiç Allah’ın hoşnutluğuna uyan kimse Allah’ın hışmına uğrayanlar gibi olur mu? Onların varacakları yer cehennemdir, ne kötü bir dönüş yeridir. Onların / Allah’ın rızasına uyanların Allah’ın yanında dereceleri vardır , Allah yaptıklarını görendir. Kesin olan şu ki, Allah müminlere içlerinde kendilerinden bir Resul yaratarak minnette bulunmuştur , onlara O’nun / Allah’ın ayetlerini sesli okuyor. Bundan önce apaçık bir sapıklık içinde olmalarına rağmen onları arındırıyor / tezkiye ediyor , onlara kitabı ve hikmeti öğretiyor. Onlara bir musibet isabet ettiğinde ki onlara siz iki katını isabet ettirmiştiniz (Sizin Uhud ta yetmiş kaybınız oldu bedirde onlara yetmiş esir yetmiş ölü yani yüz kırk kayıp verdirmiştiniz) dediniz ki nereden bu? De ki O kendinizde olandan (Başınıza gelen kendi ettiğinizden) Muhakkak ki Allah her şeyi güç yetirip ayarlayandır. İki cemaatin karşılaştığı gün başınıza gelen musibet Allah’ın izniyledir ve iman edenlerin bilinmesi içindi ve münafıkların bilinmesi içindi. Onlara ya Allah yolunda savaşın yahut savunmada / müdafaada bulunun denildi, dediler ki savaşmayı bilseydik size uyardık , O gün onlar kafirliğe onlardan imanca daha yakındılar , ağızlarıyla, kalplerinde olmayanı söylüyorlardı , kalplerinde neyi sakladıklarını en iyi Allah bilir. Onlar oturdular ve kardeşleri için dediler ki bize uysalardı öldürülmezlerdi de ki eğer doğru sözlüler iseniz kendinizden ölümü savuşturun / uzaklaştırın. Allah yolunda öldürülenleri ölü olarak değerlendirme / hesap etme , bilakis onlar diridirler Rablerinin yanında rızıklandırılırlar, Allah’ın kendilerine fazlından verdiklerinden dolayı sevinçlidirler , arkalarından gelerek henüz kendilerine katılmamış olanları / ilhak olamayanları da müjdelerler, onlara korku yoktur, onlara üzüntü / hüzün yoktur. Allah’ın nimetlerini ve fazlını müjdelerler, Allah’ta iman edenlerin ödüllerini / ecirlerini zayi etmez. Kendilerine bir yara isabet ettikten sonra Allah’a ve Resulünü çağrısına cevap verenlere / icabet edenlere, güzel davranıp, sakınanlara , kocaman bir ecir vardır. Onlar öyleleridirler ki; insanlar kendilerine “insanlar size karşı ordu toparladılar korkun onlardan” dediklerinde onların imanı artar ve derler ki “Allah bize yeterlidir ve vekil olması ne büyük nimettir.” Bunun üzerine kendileri ne herhangi bir kötülük dokunmadan Allah’ın fazlından bir nimet olarak döndüler , A llah’ın hoşnutluğuna uydular, Allah büyük bir bolluk / fazıl sahibidir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onlar Allah’tan bir nimet, bir lütuf ve Allah’ın Müminlerin ecrini boşa çıkarmayacağı müjdesinin sevinci içindedirler.

    Süleyman Ateş

    Allah'ın ni'metine, lutfuna ve Allah'ın mü'minlerin ecrini zayi etmeyeceğine sevinirler.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Allah'ın nimetini ve ikramını da müjdelemek isterler. Allah, inanıp güvenenlerin ödülünü azaltmaz.

    Şaban Britch

    Onlar, Allah’ın nimetini, fazlını ve Allah’ın müminlerin ecrini zayi etmeyeceğini de müjdelerler.

    Şaban Piriş

    Onlar, Allah'ın nimetini ve fazlını ve Allah'ın müminlerin ecrini zayi etmeyeceğini de müjdelemek isterler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Allah'tan bir nimeti, bir lütfu ve Allah'ın müminlerin ödülünü vermezlik etmeyeceğini de müjdelerler.

  8. Âl-i İmrân suresi, 172. ayet — bütün mealleriyle aç

    Âl-i İmrân suresi, 172. ayet. ٱلَّذِينَ ٱسْتَجَابُوا۟ لِلَّهِ وَٱلرَّسُولِ مِنۢ بَعْدِ مَآ أَصَابَهُمُ ٱلْقَرْحُ لِلَّذِينَ أَحْسَنُوا۟ مِنْهُمْ وَٱتَّقَوْا۟ أَجْرٌ عَظِيمٌ

    Diyanet İşleri

    Onlar yaralandıktan sonra Allah'ın ve Peygamberinin davetine uyan kimselerdir. Onlardan güzel davranıp iyilik edenlere ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlara büyük bir mükafat vardır.

    Mehmet Okuyan

    Yara aldıktan sonra yine de Allah'ın ve Elçi'nin çağrısına uyanlar (özellikle) bunların içlerinden iyilik yapanlar ve takvâlı (duyarlı) olanlar için büyük bir ödül vardır.

    Mustafa İslamoğlu

    Onlar ki, kendilerine dokunan zarardan sonra Allah'ın ve Elçisi'nin çağrısına uydular; bunlardan iyilikte sebat gösterenleri ve sorumluluk bilincini kuşananları muazzam bir karşılık beklemektedir.

    Muhammed Esed

    O inananlar ki başlarına gelen beladan sonra Allah'ın ve Elçisi'nin çağrısına uydular. İyilik yapmada sebat edenleri ve Allah'a karşı sorumluluklarının bilincinde olanları muhteşem bir karşılık bekliyor:

    Ahmed Hulusi

    Kendileri yara aldıktan sonra (bile) Allah ve Rasulün davetine icabet ettiler ki, onlardan ihsan sahibi olanlar ve korunanlar için aziym mükafat vardır.

    Ali Bulaç

    Kendilerine yara isabet ettikten sonra, Allah ve elçisinin çağrısına icabet edenler, içlerinden iyilik yapanlar ve sakınanlar için büyük bir ecir vardır.

    Ali Özek ve heyeti

    Yara aldıktan sonra yine Allah'ın ve Peygamber'in çağrısına uyanlar (özellikle) bunların içlerinden iyilik yapanlar ve takvâ sahibi olanlar için pek büyük bir mükâfat vardır.

    Ali Rıza Safa

    Yaralandıktan sonra bile, Allah'ın ve elçinin çağrısına karşılık verdiler. İyilik yapanlar ve sorumluluk bilinci taşıyanlar için büyük bir ödül vardır.

    Bayraktar Bayraklı

    Yara aldıktan sonra yine Allah'ın ve Peygamber'in çağrısına uyanlar, özellikle bunların içinden iyilik yapanlar ve takva sahibi olanlar için pek büyük ödül vardır.

    Edip Yüksel

    O iman edenler ki, savaşta yara aldıktan sonra bile ALLAH'ın ve elçisinin çağrısına uydular. İyilik yapıp erdemli davrananları için büyük bir ödül var.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    O inananlar ki, savaşta yara aldıktan sonra bile ALLAH'ın ve elçisinin çağrısına uydular. İyilik yapıp erdemli davrananları için büyük bir ödül var.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Hele yara aldıktan sonra Allah'ın ve peygamberin emrine uyanların. Müminler içinden özellikle iyilik yapıp fenalıktan sakınanlara pek büyük bir mükafat vardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    hele o, kendilerine yara değdikten sonra Allahın ve Peygamberin emrine icabet eyleyenler: mü'minler içinden bilhassa böyle ihsan ve ittika edenler için pek büyük bir ecir var

    Erhan Aktaş

    Yaralanmalarına rağmen, Allah ve Resul'ünün davetine uyanlar, iyilik yapanlar ve Allah için takvalı olanlar için çok değerli bir karşılık vardır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Yaralanmalarına rağmen, Allah ve Resul'ünün davetine uyanlar, iyilik yapanlar ve Allah için takvalı olanlar için çok değerli bir karşılık vardır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Yaralanmalarına rağmen, Allah ve Rasul'ünün davetine uyanlar, iyilik yapanlar ve Allah için takvalı olanlar için çok değerli bir karşılık vardır.

    Gültekin Onan

    Kendilerine yara isabet ettikten sonra, Tanrı ve elçisinin çağrısına icabet edenler, içlerinden iyilik yapanlar ve sakınanlar için büyük bir ecir vardır.

    Hasan Basri Çantay

    Kendilerine yara isaabet etdikden sonra yine Allanın ve Peygamberin da'vetine icabet edenler, (hele) içlerinden iyilik yapanlar ve (fenalıkdan) sakınanlar için pek büyük mükafat vardır.

    İbni Kesir

    Kendileri yara aldıktan sonra yine Allah'ın ve peygamberin davetine koşanlar, ihsan edenler ve sakınanlar için pek büyük mükafat vardır.

    Mehmet Alagaş

    (162-173) Hiç Allah’ın hoşnutluğuna uyan kimse Allah’ın hışmına uğrayanlar gibi olur mu? Onların varacakları yer cehennemdir, ne kötü bir dönüş yeridir. Onların / Allah’ın rızasına uyanların Allah’ın yanında dereceleri vardır , Allah yaptıklarını görendir. Kesin olan şu ki, Allah müminlere içlerinde kendilerinden bir Resul yaratarak minnette bulunmuştur , onlara O’nun / Allah’ın ayetlerini sesli okuyor. Bundan önce apaçık bir sapıklık içinde olmalarına rağmen onları arındırıyor / tezkiye ediyor , onlara kitabı ve hikmeti öğretiyor. Onlara bir musibet isabet ettiğinde ki onlara siz iki katını isabet ettirmiştiniz (Sizin Uhud ta yetmiş kaybınız oldu bedirde onlara yetmiş esir yetmiş ölü yani yüz kırk kayıp verdirmiştiniz) dediniz ki nereden bu? De ki O kendinizde olandan (Başınıza gelen kendi ettiğinizden) Muhakkak ki Allah her şeyi güç yetirip ayarlayandır. İki cemaatin karşılaştığı gün başınıza gelen musibet Allah’ın izniyledir ve iman edenlerin bilinmesi içindi ve münafıkların bilinmesi içindi. Onlara ya Allah yolunda savaşın yahut savunmada / müdafaada bulunun denildi, dediler ki savaşmayı bilseydik size uyardık , O gün onlar kafirliğe onlardan imanca daha yakındılar , ağızlarıyla, kalplerinde olmayanı söylüyorlardı , kalplerinde neyi sakladıklarını en iyi Allah bilir. Onlar oturdular ve kardeşleri için dediler ki bize uysalardı öldürülmezlerdi de ki eğer doğru sözlüler iseniz kendinizden ölümü savuşturun / uzaklaştırın. Allah yolunda öldürülenleri ölü olarak değerlendirme / hesap etme , bilakis onlar diridirler Rablerinin yanında rızıklandırılırlar, Allah’ın kendilerine fazlından verdiklerinden dolayı sevinçlidirler , arkalarından gelerek henüz kendilerine katılmamış olanları / ilhak olamayanları da müjdelerler, onlara korku yoktur, onlara üzüntü / hüzün yoktur. Allah’ın nimetlerini ve fazlını müjdelerler, Allah’ta iman edenlerin ödüllerini / ecirlerini zayi etmez. Kendilerine bir yara isabet ettikten sonra Allah’a ve Resulünü çağrısına cevap verenlere / icabet edenlere, güzel davranıp, sakınanlara , kocaman bir ecir vardır. Onlar öyleleridirler ki; insanlar kendilerine “insanlar size karşı ordu toparladılar korkun onlardan” dediklerinde onların imanı artar ve derler ki “Allah bize yeterlidir ve vekil olması ne büyük nimettir.” Bunun üzerine kendileri ne herhangi bir kötülük dokunmadan Allah’ın fazlından bir nimet olarak döndüler , A llah’ın hoşnutluğuna uydular, Allah büyük bir bolluk / fazıl sahibidir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onlar (Uhud'da) yaralandıktan sonra Allah’ın ve peygamberinin davetine uyan kimselerdir. Onlardan iyilik eden ve takva sahibi olanlar için büyük bir ecir vardır.

    Süleyman Ateş

    O(mü'mi)nler ki yaralandıkları halde yine Allah'ın ve Elçinin çağrısına uydular; onlardan güzel davrananlar ve (günahlardan) korunanlar için pek büyük ecir vardır.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Savaşta yara aldıktan sonra, Allah'ın ve Elçisinin çağrısına koşanlardan güzel davranan ve Allah'tan çekinerek korunanlar, büyük bir ödül alacaklardır.

    Şaban Britch

    Onlar kendilerine (Uhud'ta) isabet eden yaradan sonra da Allah’a ve Rasûlüne icabet edenlerdir. Onlardan iyilik eden ve takva sahibi olanlar için büyük bir ecir vardır.

    Şaban Piriş

    Onlar kendilerine isabet eden yaradan sonra da Allah'a ve Resulüne icabet edenlerdir. Onlardan iyilik eden ve takva sahibi olanlar için büyük bir ecir vardır.

    Yaşar Nuri Öztürk

    O müminler ki, kendilerine yara isabet ettikten sonra bile Allah'ın ve resulün çağrısına cevap verdiler. Onlar içinden, güzel işler yapıp takvaya sarılanlara büyük bir ödül vardır.

  9. Âl-i İmrân suresi, 173. ayet — bütün mealleriyle aç

    Âl-i İmrân suresi, 173. ayet. ٱلَّذِينَ قَالَ لَهُمُ ٱلنَّاسُ إِنَّ ٱلنَّاسَ قَدْ جَمَعُوا۟ لَكُمْ فَٱخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ إِيمَٰنًا وَقَالُوا۟ حَسْبُنَا ٱللَّهُ وَنِعْمَ ٱلْوَكِيلُ

    Diyanet İşleri

    Onlar öyle kimselerdir ki, halk kendilerine, "İnsanlar size karşı ordu toplamışlar, onlardan korkun" dediklerinde, bu söz onların imanını artırdı ve "Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!" dediler.

    Mehmet Okuyan

    Bir kısım insanlar, müminlere "Düşmanlarınız olan insanlar, size karşı (asker) topladılar; aman onlardan sakının!" dediklerinde, bu (durum) onların (müminlerin) imanlarını artırmış dipnot 1 ve "Allah bize yeter. O, ne güzel vekildir (güven kaynağıdır)!" demişlerdi.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      İmanın artması, inanılacak şeylerin artmasıyla elde edilen bir durum olabilir. Kehf 18:13, Meryem 19:76, Muhammed 47:17 ve Müddessir 74:31'de "imanın" ve "hidayet üzere olanların hidayetlerinin artırılacağı"ndan söz edilmektedir. Hidayetin artması ifadesi, onun güçlenmesi, pekiştirilmesi ve sarsılmaz şekilde mukavemetli kılınması anlamlarına gelmektedir. Hidayet artacağına göre, bir çeşit hidayet demek olan iman da elbette artabilir. Bakara 2:2'de Kur'an'ın [muttakî]ler için hidayet kaynağı olması bir anlamda hidayetin arttığını gösterir. Zaten [muttakî] olan bir insanın Kur'an'ın hidayetinden istifade etmesi demek, [takvâ] üzere kalması ve [takvâ] ilkelerinin artışını hayatında uygulaması demektir. Benzer mesajlar: Enfâl 8:2; Tevbe 9:124; Kehf 18:13; Meryem 19:76; Hacc 22:54; Ahzâb 33:22; Muhammed 47:17; Fetih 48:4; Müddessir 74:31.

    Mustafa İslamoğlu

    Onlar ki, malum insanlar kendilerine "Bakın, düşmanlarınız size saldırı için toplandı, onlardan korkun!" demişlerdi de, işte bu onların imanını artırmış ve şöyle cevap vermişlerdi: "Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!"

    Muhammed Esed

    O inananlar ki başka insanlar tarafından, "Bakın, size karşı bir ordu toplanmış, onlardan kendinizi koruyun!" şeklinde uyarılmışlardı, ama bu, onların sadece imanını arttırdı ve "Allah bize kafidir; O, ne mükemmel bir koruyucudur!" diye cevap verdiler;

    Ahmed Hulusi

    "Sizinle savaşmak için bir ordu oluşturdular, korkun onlardan" dediklerinde; bu haber onların bilakis imanını arttırdı da şöyle cevapladılar: "Allah yeter bize, O ne güzel Vekiyl'dir!"

    Ali Bulaç

    Onlar, kendilerine insanlar: "Size karşı insanlar topla(n)dılar, artık onlardan korkun" dedikleri halde imanları artanlar ve: "Allah bize yeter, O ne güzel vekildir" diyenlerdir.

    Ali Özek ve heyeti

    Bir kısım insanlar, müminlere: «(Düşmanlarınız olan) insanlar, size karşı bir araya geldiler; bu sebeple onlardan sakının!» dediklerinde, bu, onların imanlarını bir kat daha arttırdı ve «Allah bize yeter. O ne güzel vekîldir!» dediler.

    Ali Rıza Safa

    İnsanlar, "Size karşı insanlar topladılar; artık onlardan korkun!" dediklerinde inançları arttı ve şöyle dediler: "Allah, bize yeterlidir. Çünkü O, ne güzel Koruyucudur!" dipnot 75

    Ali Rıza Safa — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 75
      "Allah, bize yeterlidir. Çünkü O, ne güzel Koruyucudur!" ayeti "Hasbünallahü ve nimel vekil" olarak bilinen, Allah'a teslim olmaya yönelik çok önemli bir yakarıştır. Allah'ın öğrettiği bu yakarış, yalnızca bu ayette bildirilmiştir.

    Bayraktar Bayraklı

    Bir kısım insanlar, müminlere, "Düşmanlarınız size karşı asker topladılar, sakının onlardan!" dediklerinde bu, onların imanlarını bir kat daha arttırdı ve "Allah bize yeter. O, ne güzel vekildir!" dediler.

    Edip Yüksel

    Onlar ki insanlar kendilerine, "Halk size karşı birleşip harekete geçmiş; korkun onlardan" dediklerinde, bu onların ancak onaylamasını arttırır ve şöyle derler: "Bize ALLAH yeter; o ne güzel Koruyucudur."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onlar ki insanlar kendilerine, 'Halk size karşı birleşip harekete geçmis; korkun onlardan,' dediklerinde, bu onların ancak imanını arttırır ve şöyle derler: 'Bize ALLAH yeter; o ne güzel Koruyucudur.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Onlar ki, insanlar kendilerine: "Haberiniz olsun, düşmanlarınız size saldırmak için toplandılar, onun için onlardan korkun!" dediler. Bu, onların imanını artırdı ve: "Bize Allah yetişir; O, ne güzel vekildir!" dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    onlar ki nas kendilerine haberiniz olsun nas sizin için tahşidat yaptılar onun için onlardan korkun dediler de bu kendilerinin imanlarını artırdı "Allah yetişir bize o ne güzel vekil" dediler

    Erhan Aktaş

    "İnsanlar size karşı toplandılar, onlara derin saygı duyun." diyenlerin sözleri, onların imanlarını daha da artırdı: "Allah bize yeter, O ne güzel vekildir. dipnot 1 " dediler.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Her şeyi kontrol altında tutan, her şeyin koruyucusu, yöneticisi, dayanağı ve kefili olan; varlığı ayakta tutan, sürdüren, koruyan ve rızkını veren; canlı cansız tüm varlıkları belirli bir programa göre ayarlayan ve bu programı koruyarak, destekleyerek uygulayan.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "İnsanlar size karşı toplandılar, onlara derin saygı duyun." diyenlerin sözleri, onların imanlarını daha da artırdı: "Allah bize yeter, O ne güzel vekildir. dipnot 1 " dediler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Her şeyi kontrol altında tutan, her şeyin koruyucusu, yöneticisi, dayanağı ve kefili olan; varlığı ayakta tutan, sürdüren, koruyan ve rızkını veren; "canlı cansız tüm varlıkları belirli bir programa göre ayarlayan ve bu programı koruyarak, destekleyerek uygulayan."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "İnsanlar size karşı toplandılar, onlara derin saygı duyun." diyenlerin sözleri, onların imanlarını daha da artırdı: "Allah bize yeter, O ne güzel vekildir. dipnot 1 " dediler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Her şeyi kontrol altında tutan, her şeye hak ettiğini veren.

    Gültekin Onan

    Onlar kendilerine insanlar: "Size karşı insanlar topla(n)dılar, artık onlardan korkun" dedikleri halde inançları artanlar ve: "Tanrı bize yeter, O ne güzel vekildir" diyenlerdir.

    Hasan Basri Çantay

    Onlar öyle kimselerdir ki halk kendilerine: ("düşmanlarınız olan) insanlar size karşı ordu hazırladılar, o halde onlardan korkun" dedi de bu (söz) onların imaanını artırdı ve: "Allah bize yeter. O, ne güzel vekildir dediler.

    İbni Kesir

    Onlar ki: Bir takım kimseler kendilerine; düşmanlarınız sizin için kuvvetlerini topladılar onlardan korkun dedikleri zaman, bu haber onların imanını artırır da, Allah bize kafidir. O ne güzel vekildir, derler.

    Mehmet Alagaş

    (162-173) Hiç Allah’ın hoşnutluğuna uyan kimse Allah’ın hışmına uğrayanlar gibi olur mu? Onların varacakları yer cehennemdir, ne kötü bir dönüş yeridir. Onların / Allah’ın rızasına uyanların Allah’ın yanında dereceleri vardır , Allah yaptıklarını görendir. Kesin olan şu ki, Allah müminlere içlerinde kendilerinden bir Resul yaratarak minnette bulunmuştur , onlara O’nun / Allah’ın ayetlerini sesli okuyor. Bundan önce apaçık bir sapıklık içinde olmalarına rağmen onları arındırıyor / tezkiye ediyor , onlara kitabı ve hikmeti öğretiyor. Onlara bir musibet isabet ettiğinde ki onlara siz iki katını isabet ettirmiştiniz (Sizin Uhud ta yetmiş kaybınız oldu bedirde onlara yetmiş esir yetmiş ölü yani yüz kırk kayıp verdirmiştiniz) dediniz ki nereden bu? De ki O kendinizde olandan (Başınıza gelen kendi ettiğinizden) Muhakkak ki Allah her şeyi güç yetirip ayarlayandır. İki cemaatin karşılaştığı gün başınıza gelen musibet Allah’ın izniyledir ve iman edenlerin bilinmesi içindi ve münafıkların bilinmesi içindi. Onlara ya Allah yolunda savaşın yahut savunmada / müdafaada bulunun denildi, dediler ki savaşmayı bilseydik size uyardık , O gün onlar kafirliğe onlardan imanca daha yakındılar , ağızlarıyla, kalplerinde olmayanı söylüyorlardı , kalplerinde neyi sakladıklarını en iyi Allah bilir. Onlar oturdular ve kardeşleri için dediler ki bize uysalardı öldürülmezlerdi de ki eğer doğru sözlüler iseniz kendinizden ölümü savuşturun / uzaklaştırın. Allah yolunda öldürülenleri ölü olarak değerlendirme / hesap etme , bilakis onlar diridirler Rablerinin yanında rızıklandırılırlar, Allah’ın kendilerine fazlından verdiklerinden dolayı sevinçlidirler , arkalarından gelerek henüz kendilerine katılmamış olanları / ilhak olamayanları da müjdelerler, onlara korku yoktur, onlara üzüntü / hüzün yoktur. Allah’ın nimetlerini ve fazlını müjdelerler, Allah’ta iman edenlerin ödüllerini / ecirlerini zayi etmez. Kendilerine bir yara isabet ettikten sonra Allah’a ve Resulünü çağrısına cevap verenlere / icabet edenlere, güzel davranıp, sakınanlara , kocaman bir ecir vardır. Onlar öyleleridirler ki; insanlar kendilerine “insanlar size karşı ordu toparladılar korkun onlardan” dediklerinde onların imanı artar ve derler ki “Allah bize yeterlidir ve vekil olması ne büyük nimettir.” Bunun üzerine kendileri ne herhangi bir kötülük dokunmadan Allah’ın fazlından bir nimet olarak döndüler , A llah’ın hoşnutluğuna uydular, Allah büyük bir bolluk / fazıl sahibidir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onlara bazı kimseler: "İnsanlar sizinle savaşmak için toplandı; onlardan korkun!" dediklerinde bu onların imanını arttırdı ve; “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir” diye karşılık verdiler.

    Süleyman Ateş

    Onlar ki, halk kendilerine: "(Düşman) İnsanlar size karşı ordu toplamışlar, onlardan korkun!" deyince, (bu söz,) onların imanını artırdı. Ve: "Allah bize yeter, O, ne güzel vekildir." dediler.

    Süleymaniye Vakfı

    Onlara bazı kimseler şöyle demişlerdi: "O insanlar (geri çekilen Mekke ordusu) size karşı toplandı, onlardan çekinin!" dipnot 1 Bu söz onların imanlarını artırdı ve şöyle dediler: "Bize Allah yeter. O ne güzel vekildir /dayanaktır!" dipnot 2

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bunu söyleyenler, münafıklardır. Allah Teala Al-i İmran 3/174'ten 178. ayete kadar onları anlatmıştır.
    2. metne dön, dipnot 2
      Benzer bir durum Hendek Savaşında da yaşanmıştı (Ahzab 33/22).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bunlara (yolda) bazı kimseler şöyle dediler: "İnsanlar size karşı toparlandı, onlardan korkun". Bu söz imanlarını artırdı ve şöyle dediler: "Allah bize yeter. O asla güveni boşa çıkarmaz!"

    Şaban Britch

    Onlara bazı kimseler: İnsanlar sizinle savaşmak için toplandı; onlardan korkun! dediklerinde bu onların imanını artırdı ve “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir” diye karşılık verdiler.

    Şaban Piriş

    Onlara bazı kimseler: -İnsanlar sizinle savaşmak için toplandı; onlardan korkun! dediklerinde bu onların imanını artırdı ve "Allah bize yeter, O ne güzel vekildir" diye karşılık verdiler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    O müminler ki, insanlar kendilerine, "Halk size karşı bir araya gelmiş, korkun onlardan!" dediklerinde, bu onların imanını artırdı da şöyle söylediler: "Allah bize yeter. Ne güzel Vekil'dir O!"

  10. Âl-i İmrân suresi, 174. ayet — bütün mealleriyle aç

    Âl-i İmrân suresi, 174. ayet. فَٱنقَلَبُوا۟ بِنِعْمَةٍ مِّنَ ٱللَّهِ وَفَضْلٍ لَّمْ يَمْسَسْهُمْ سُوٓءٌ وَٱتَّبَعُوا۟ رِضْوَٰنَ ٱللَّهِ وَٱللَّهُ ذُو فَضْلٍ عَظِيمٍ

    Diyanet İşleri

    Bundan dolayı Allah'tan bir nimet ve lütufla kendilerine hiçbir fenalık dokunmadan geri döndüler ve Allah'ın rızasına uydular. Allah, büyük lütuf sahibidir.

    Mehmet Okuyan

    (Bunun üzerine), kendilerine hiçbir sıkıntı dokunmadan, Allah'ın nimet ve iyiliğiyle geri dönmüş, Allah'ın rızasına uymuşlardı. Allah büyük iyilik sahibidir.

    Mustafa İslamoğlu

    Onlar, Allah'ın nimeti ve lütfu sayesinde kendilerine hiç bir zarar dokunmadan geri döndüler. Zira onlar Allah'ın rızasına taliptiler: zira Allah sınırsız lütuf sahibidir.

    Muhammed Esed

    ve Allah'ın lütfu ve nimeti ile (savaştan) bir zarara uğramadan döndüler: Çünkü onlar, Allah'ın rızası için çabalıyorlardı; ve Allah, yüceliğinde ve lütfunda sınırsızdır.

    Ahmed Hulusi

    Bu inanç nedeniyle kendilerine hiçbir zarar dokunmadan Allah'ın nimet ve fazlıyla geri döndüler. Allah rıdvanına tabi oldular. Allah Aziym fazl sahibidir.

    Ali Bulaç

    Bundan dolayı, kendilerine hiç bir kötülük dokunmadan bir bolluk (fazl) ve Allah'tan bir nimetle geri döndüler. Onlar, Allah'ın rızasına uydular. Allah, büyük fazl (ve ihsan) sahibidir.

    Ali Özek ve heyeti

    (Nitekim o düşmanla karşılaşmak için çıktıktan sonra) kendilerine hiçbir kötülük dokunmadan, Allah'tan gelen bir nimet ve kârlı bir ticaret ile geri dönmüşler ve (bu hareketleriyle) Allah'ın rızasına da uymuşlardır. Allah, büyük fazl (ve ihsan) sahibidir.

    Ali Rıza Safa

    Bu yüzden, Allah tarafından bir nimet ve lütufla, onlara bir kötülük dokunmadan geri döndüler. Allah'ın hoşnutluğunu gözettiler. Çünkü Allah, Büyük Lütuf Sahibidir.

    Bayraktar Bayraklı

    Bunun üzerine, kendilerine hiçbir fenalık dokunmadan, Allah'ın nimet ve keremiyle geri geldiler. Böylece Allah'ın rızasına uymuş oldular. Allah, büyük kerem sahibidir.

    Edip Yüksel

    Böylece, kendilerine hiçbir kötülük dokunmadan, ALLAH'tan bir nimet ve lütufla geri döndüler. ALLAH'ın rızasını gözetmişlerdi. Büyük lütfun sahibi ALLAH'tır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Böylece, kendilerine hiçbir kötülük dokunmadan, ALLAH'tan bir nimet ve lütufla geri döndüler. . ALLAH'ın rızasını gözetmişlerdi. Büyük lütfun sahibi ALLAH'tır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Sonra da kendilerine hiçbir keder dokunmaksızın Allah'tan bir nimet ve lütuf ile geri döndüler ve Allah'ın hoşnutluğunun ardınca gittiler. Allah, daha da çok bir lütuf sahibidir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    sonra da kendilerine hiç bir keder dokunmaksızın Allahdan bir ni'met ve bir fazl ile avdet ettiler ve Allahın rızası ardınca gittiler, daha çok büyük bir fazlın sahibidir Allah

    Erhan Aktaş

    Ve Allah'tan gelen nimet ve lütufla kendilerine bir kötülük dokunmadan geri döndüler. Allah'ın rızasını kazandılar. Allah, Büyük Lütuf Sahibi'dir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ve Allah'tan gelen nimet ve lütufla kendilerine bir kötülük dokunmadan geri döndüler. Allah'ın rızasını kazandılar. Allah, Büyük Lütuf Sahibi'dir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ve Allah'tan gelen nimet ve lütufla kendilerine bir kötülük dokunmadan geri döndüler. Allah'ın rızasını kazandılar. Allah, Büyük Lütuf Sahibi'dir.

    Gültekin Onan

    Bundan dolayı, kendilerine hiç bir kötülük dokunmadan bir bolluk (fazl) ve Tanrı'dan bir nimetle geri döndüler. Onlar, Tanrı'nın rızasına uydular. Tanrı, büyük fazl (ve ihsan) sahibidir.

    Hasan Basri Çantay

    Bunun üzerine kendilerine hiç bir fenalık dokunmadan Allahdan ni'met (afiyet ve selamet) ve fazl (-u ticaret) ile geri geldiler. (Bu suretle) Allanın rızaasına da uymuş bulundular. Allah, çok büyük lutf-ü inayet saahibidir.

    İbni Kesir

    Sonra da kendilerine hiç bir kötülük dokunmadan Allah'tan bir nimet ve bollukla geri döndüler. Allah'ın rızasına uydular. Ve Allah, çok büyük lutuf sahibidir.

    Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Bundan dolayı Allah’tan bir nimet ve lütufla kendilerine hiçbir fenalık dokunmadan geri döndüler ve Allah’ın rızasına uydular. Allah, büyük lütuf sahibidir

    Süleyman Ateş

    Bundan dolayı Allah'tan bir ni'met ve bollukla geri döndüler, kendilerine hiçbir kötülük dokunmadı. Ve Allah'ın rızasına uydular. Allah büyük lutuf sahibidir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Sonra Allah'ın nimeti ve ikramı ile bir sıkıntı görmeden geri döndüler. Onlar, Allah'ı razı etmeye çalışıyorlardı. Allah, büyük ikram sahibidir.

    Şaban Britch

    Sonra kendilerine hiçbir kötülük dokunmaksızın Allah'tan bir nimet ve lütuf ile geri döndüler ve Allah'ın rızasına uydular. Allah, büyük lütuf sahibidir.

    Şaban Piriş

    Onlara bir kötülük dokunmadan Allah'tan olan bir nimet ve fazilet ile döndüler. Allah'ın rızasına uydular. Allah, fazilet ve azamet sahibidir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Böyle olduğu içindir ki, Allah'tan bir nimet ve lütufla geri döndüler, hiçbir kötülük dokunmamıştı onlara. Allah'ın rızasını izlediler. Allah çok büyük bir lütfun sahibidir.

  11. Âl-i İmrân suresi, 175. ayet — bütün mealleriyle aç

    Âl-i İmrân suresi, 175. ayet. إِنَّمَا ذَٰلِكُمُ ٱلشَّيْطَٰنُ يُخَوِّفُ أَوْلِيَآءَهُۥ فَلَا تَخَافُوهُمْ وَخَافُونِ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ

    Diyanet İşleri

    O şeytan sizi ancak kendi dostlarından korkutuyor. Onlardan korkmayın, eğer mü'min iseniz, benden korkun.

    Mehmet Okuyan

    İşte o şeytan ancak kendi dostlarıyla (onların adını kullanarak) sizi korkutmaya çalışır. İman etmişseniz onlardan korkmayın, benden korkun! dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yüce Allah'tan korkmak, O'nun azabından ve gazabından korkmak demektir.

    Mustafa İslamoğlu

    Başkası değil, işte o şeytandır kendi dostlarıyla (sizi) korkutan. O halde onlardan korkmayın, sadece benden korkun, gerçekten inanıyorsanız eğer.

    Muhammed Esed

    Kendi dostlarından korkmayı (içinize) yerleştiren Şeytandan başkası değildir: Öyleyse onlardan değil, yalnızca Benden korkun, eğer gerçek müminler iseniz!

    Ahmed Hulusi

    O şeytan (haberi getiren), ancak kendi dostlarını korkutur. . . O halde onlardan korkmayın; benden korkun, eğer iman ehliyseniz.

    Ali Bulaç

    İşte bu şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Siz onlardan korkmayın, eğer mü'minlerseniz, Ben'den korkun.

    Ali Özek ve heyeti

    İşte o; sizi dostlarıyla korkutan şeytandır. Şu halde eğer gerçekten mümin kimselerseniz, onlardan korkmayın benden korkun.

    Ali Rıza Safa

    İşte bu şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Artık, onlardan korkmayın ve Benden korkun; eğer inanıyorsanız?

    Bayraktar Bayraklı

    İşte o şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Şu halde, eğer iman etmiş kimseler iseniz onlardan korkmayınız, benden korkunuz.

    Edip Yüksel

    Sapkın ancak kendi dostlarına korku verir. Onlardan korkmayın, benden korkun; gerçekten onaylamışsanız.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Şeytan ancak kendi dostlarına korku verir. Onlardan korkmayın, benden korkun; gerçekten inanmışsanız.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Size o haberi getiren şeytan, yalnızca kendi dostlarını korkutur. Siz onlardan korkmayın, bana isyandan korkun, eğer inanıyorsanız!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    size o haberi getiren Şeytan sade kendi dostlarını korkutur, siz ondan korkmayın da bana ısyandan korkun eğer mü'minlerseniz

    Gültekin Onan

    İşte bu şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Siz onlardan korkmayın, eğer inançlılarsanız benden korkun.

    Hasan Basri Çantay

    (Size o haberi getiren adam) mutlakaa (sizi) kendi dostlarından korkutmakda olan o şeytandır. Öyle ise siz onlardan (onun dostlarından) korkmayın, benden korkun, eğer iman etmiş (kimse) lerseniz.

    İbni Kesir

    O şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Mü'min iseniz onlardan korkmayın, Benden korkun.

    Mehmet Alagaş

    (175-179) Şeytan sizi ancak kendi dostlarıyla korkutur. (Ebu Süfyan ordu toplamış korkutması) Siz ise, eğer iman edenlerdenseniz, onlardan korkmayın benden korkun. Kafirlik konusunda yarışanlar / koşuşturanlar seni üzmesin, Onlar Allah’a bir zarar veremezler, Allah onlara ahiretten nasip / haz vermek istemiyor, onlar için kocaman bir azap vardır. İmanı bırakıp küfrün müşterisi olanlar, Allah’a herhangi bir şekilde zarar veremezler, onlar için acıtıcı bir azap vardır. Kafirler, onlara süre vermemizin kendileri için ha yırlı olduğunu hesap etmesinler, onlara süre vermemiz kesinlikle onların kötülüklerinin ziyadeleşmesi içindir , onlar için aşağılayıcı bir azap vardır. Allah, olduğunuz pozisyonda siz müminleri kendi haline bırakıp terk edecek değildir, habis olan pis olandan ayrılıncaya kadar bu sürecek , Allah ilerde / gaybta ne olacağını size aşikâr edecek değil ama Resullerinden istediğini gaybe muttali kılabilir, siz Allah’a ve Resulüne güvenin / iman edin, eğer ki güvenirseniz / iman ederseniz ve de sakınırsanız, size çok büyük bir ücret / ödül vardır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    O Şeytan sizi ancak kendi dostlarıyla korkutur. Onlardan korkmayın, eğer Mümin iseniz, sadece benden korkun.

    Süleyman Ateş

    O şeytan sizi kendi dostlarından korkutuyor, eğer inanmış iseniz, onlardan korkmayın, benden korkun!

    Süleymaniye Vakfı

    O sözü (Mekke ordusunun geri döndüğünü) söyleyen şeytan, sadece kendi dostlarını korkutabilir. dipnot 1 İnanıp güveniyorsanız onlardan korkmayın, benden korkun.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Size o sözü dipnot 1 söyleyen Şeytandır. O, (sadece) kendi yandaşlarını korkutur.İnanıp güveniyorsanız onlardan korkmayın, benden korkun.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Peygamberimiz Mekke ordusunu takibe koyulduğu zaman Ebu Süfyan onları caydırmak için casus göndermiş ve yukarıdaki sözü söyletmişti. Bu söz ters etki göstermiş, Müslümanların inanç ve özgüvenini artırmıştı.

    Şaban Britch

    Şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Eğer müminseniz onlardan korkmayın, benden korkun.

    Şaban Piriş

    Şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Eğer müminseniz onlardan korkmayın, benden korkun.

    Yaşar Nuri Öztürk

    İşte size şeytan. O yalnız kendi dostlarını korkutur. Eğer inananlarsanız onlardan korkmayın, benden korkun.

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.