Diyanet İşleri
(Şehitler) Allah'ın nimetine, keremine ve Allah'ın, mü'minlerin ecrini zayi etmeyeceğine sevinirler.
Âl-i İmrân suresi
Âl-i İmrân suresi, 171. ayet. يَسْتَبْشِرُونَ بِنِعْمَةٍ مِّنَ ٱللَّهِ وَفَضْلٍ وَأَنَّ ٱللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجْرَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
yestebşirûne bini`metim mine-llâhi vefaḍliv veenne-llâhe lâ yüḍî`u ecra-lmü'minîn.
(Şehitler) Allah'ın nimetine, keremine ve Allah'ın, mü'minlerin ecrini zayi etmeyeceğine sevinirler.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Uhud'un muhasebesi; şehitler diridir Âl-i İmrân 165–175 3
(Onlar), kendileri oturup kaldıkları halde kardeşleri için, "Eğer bize uysalardı, öldürülmezlerdi" diyen kimselerdir. De ki: "Eğer doğru söyleyenler iseniz kendinizden ölümü savın."
(169-170) Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rableri katında Allah'ın, lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler.
(Şehitler) Allah'ın nimetine, keremine ve Allah'ın, mü'minlerin ecrini zayi etmeyeceğine sevinirler.
Onlar yaralandıktan sonra Allah'ın ve Peygamberinin davetine uyan kimselerdir. Onlardan güzel davranıp iyilik edenlere ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlara büyük bir mükafat vardır.
Onlar öyle kimselerdir ki, halk kendilerine, "İnsanlar size karşı ordu toplamışlar, onlardan korkun" dediklerinde, bu söz onların imanını artırdı ve "Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!" dediler.
Bundan dolayı Allah'tan bir nimet ve lütufla kendilerine hiçbir fenalık dokunmadan geri döndüler ve Allah'ın rızasına uydular. Allah, büyük lütuf sahibidir.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
171. “Onlar Allah’tan bir nimet, bir lütuf” yâni Rablerinin nimeti, lütuf ve ihsanı “ve Allah’ın mü’minlerin ecrini boşa çıkarmayacağı” aksine bunu artırıp mükâfatla karşılayacağı, lütfu ile kendi çabalarının ulaşamayacağı noktaya kadar ecirlerini artıracağı “müjdesini de vermek isterler.” Yâni birbirlerini en ileri derecede sevinçlerle tebrik ederler.
Bu âyet-i kerimelerde berzah/kabir aleminde nimetlerin söz konusu olduğu ve şehidlerin de Rableri nezdinde en yüksek mevkide bulundukları ortaya konulmaktadır. Ayrıca hayır ehlinin ruhlarının birbirleri ile karşılaştıkları, birbirleri ile ziyaretleştikleri ve birbirlerini müjdeledikleri de ifade edilmektedir.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Bununla birlikte Allah katında onları bekleyen büyük sevaba ve bunun fazlası olarak büyük lütfa sevinirler. Şüphesiz Allah Teâlâ, Müminlerin ecrini boşa çıkarmaz. Bilakis onların ecirlerini kat kat fazlasıyla tam olarak verir.
Aynı olay: Uhud Gazvesi · Aynı kök: فضل (104 geçiş) · Aynı kök: بشر (123 geçiş)
(169-170) Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rableri katında Allah'ın, lütfundan kendilerine verdiği…
Aynı olay: Uhud Gazvesi · Aynı kök: فضل (104 geçiş) · Ortak kavram: Fazl (lütuf)
Bundan dolayı Allah'tan bir nimet ve lütufla kendilerine hiçbir fenalık dokunmadan geri döndüler ve Allah'ın rızasına uydular. Allah, büyük lütuf…
Aynı olay: Uhud Gazvesi · Aynı kök: فضل (104 geçiş) · Ortak kavram: Fazl (lütuf)
Andolsun, Allah, izniyle, onları (müşrikleri) kırıp geçirdiğiniz sırada size olan va'dini gerçekleştirdi. Nihayet sevdiğiniz şeyi (zaferi) size…
Aynı kök: ضيع (10 geçiş) · Aynı kök: اجر (108 geçiş) · Ortak kavram: Ecir
Kitab'a sımsıkı sarılanlara ve namazı dosdoğru kılanlara gelince, şüphesiz biz, iyiliğe çalışan (erdemli) kimselerin mükafatını zayi etmeyiz.
Aynı kök: ضيع (10 geçiş) · Aynı kök: اجر (108 geçiş) · Ortak kavram: Ecir
Medine halkı ve onların çevresinde bulunan bedevilere, Allah'ın Resulünden geri kalmak, kendi canlarını onun canından üstün tutmak yaraşmaz. Çünkü…
Aynı kök: ضيع (10 geçiş) · Aynı kök: اجر (108 geçiş) · Ortak kavram: Ecir
Sabret! Çünkü, Allah iyilik edenlerin mükafatını zayi etmez.
Aynı kök: فضل (104 geçiş) · Aynı kök: اجر (108 geçiş) · Ortak kavram: Fazl (lütuf)
(95-96) Mü'minlerden özür sahibi olmaksızın (cihattan geri kalıp) oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar.…
Aynı kök: فضل (104 geçiş) · Aynı kök: اجر (108 geçiş) · Ortak kavram: Fazl (lütuf)
İman edip salih ameller işleyenlere gelince, (Allah) onların mükafatlarını eksiksiz ödeyecek ve lütfundan onlara daha da fazlasını verecektir.…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Onlar, Allah'tan gelen nimet ve iyiliğin, (yani) Allah'ın, müminlerin ödülünü elbette ziyan etmeyeceği müjdesinin sevinci içindedir.
Onlar, Allah'ın nimeti ve keremiyle, Allah'ın mü'minlere ait ecri zayi etmeyeceğini müjdelemeye can atarlar.
Onlar, Allah katından ulaşan bir lütfu, bir nimeti ve Allah'ın inananların hak ettiği ödülü zayi etmeyeceği (vaadini) müjdelemek isterler.
Allah'ın üzerlerinde açığa çıkan nimetini ve fazlını ve de iman edenlerin yaptıklarının karşılıksız kalmayacağını müjdelemek isterler.
Onlar, Allah'tan bir nimeti, bir fazlı (bolluğu) ve gerçekten Allah'ın mü'minlerin ecrini boşa çıkarmadığını müjdelemektedirler.
(Keza onlara) Allah'tan gelecek bir nimeti ve fazlasını da müjdelerler. Allah şüphesiz, müminlerin (hakettikleri) mükâfatı asla zayi etmez.
Allah tarafından bir nimeti, bir lütfu ve Allah'ın inananları asla ödülsüz bırakmayacağını, sevinçli bir haber olarak onlara vermek istiyorlar.
Onlar Allah'tan gelecek olan nimet ve keremin, Allah'ın müminlerin ecrini zayi etmeyeceği müjdesinin sevinci içinde olacaklardır.
ALLAH'ın bol nimetini ve ALLAH'ın iman edenlerin ödülünü yitirmeyeceği gerçeğini müjdelemek isterler.
ALLAH'ın bol nimetini ve ALLAH'ın inananların ödülünü yitirmeyeceği gerçeğini müjdelemek isterler
Yine onlar, Allah'ın bir nimeti, bir lütfu ile ve Allah'ın, müminlerin mükafatını zayi etmeyeceği müjdesiyle sevinirler.
Allahın bir ni'metini bir de fazlını ve Allah mü'minlerin ecrini zayi' etmiyeceğini istibşar ederler
Onlar; Allah'ın nimetini, lütfunu ve Allah'ın Mü'minlerin ecirlerini dipnot 1 zayi etmeyeceğini müjdelemek isterler.
Onlar; Allah'ın nimetini, lütfunu ve Allah'ın mü'minlerin ecirlerini dipnot 1 zayi etmeyeceğini müjdelemek isterler.
Onlar; Allah'ın nimetini, lütfunu ve Allah'ın mü'minlerin ecirlerini dipnot 1 zayi etmeyeceğini müjdelemek isterler.
Onlar, Tanrı'dan bir nimeti, bir fazlı (bolluğu) ve gerçekten Tanrı'nın inançlıların ecrini boşa çıkarmadığını müjdelemektedirler.
Onlar Allahdan (gelen) bir ni'metle, (hatta) daha fazlasıyle ve Allanın, mü'minlere olan mükafatını zaayi etmeyeceği müjdesiyle de sevinirler.
Onlar Allah'tan gelen bir nimet ve kerem ile ve Allah'ın mü'minlerin mükafatını zayi etmeyeceği müjdesiyle sevinirler.
(162-173) Hiç Allah’ın hoşnutluğuna uyan kimse Allah’ın hışmına uğrayanlar gibi olur mu? Onların varacakları yer cehennemdir, ne kötü bir dönüş yeridir. Onların / Allah’ın rızasına uyanların Allah’ın yanında dereceleri vardır , Allah yaptıklarını görendir. Kesin olan şu ki, Allah müminlere içlerinde kendilerinden bir Resul yaratarak minnette bulunmuştur , onlara O’nun / Allah’ın ayetlerini sesli okuyor. Bundan önce apaçık bir sapıklık içinde olmalarına rağmen onları arındırıyor / tezkiye ediyor , onlara kitabı ve hikmeti öğretiyor. Onlara bir musibet isabet ettiğinde ki onlara siz iki katını isabet ettirmiştiniz (Sizin Uhud ta yetmiş kaybınız oldu bedirde onlara yetmiş esir yetmiş ölü yani yüz kırk kayıp verdirmiştiniz) dediniz ki nereden bu? De ki O kendinizde olandan (Başınıza gelen kendi ettiğinizden) Muhakkak ki Allah her şeyi güç yetirip ayarlayandır. İki cemaatin karşılaştığı gün başınıza gelen musibet Allah’ın izniyledir ve iman edenlerin bilinmesi içindi ve münafıkların bilinmesi içindi. Onlara ya Allah yolunda savaşın yahut savunmada / müdafaada bulunun denildi, dediler ki savaşmayı bilseydik size uyardık , O gün onlar kafirliğe onlardan imanca daha yakındılar , ağızlarıyla, kalplerinde olmayanı söylüyorlardı , kalplerinde neyi sakladıklarını en iyi Allah bilir. Onlar oturdular ve kardeşleri için dediler ki bize uysalardı öldürülmezlerdi de ki eğer doğru sözlüler iseniz kendinizden ölümü savuşturun / uzaklaştırın. Allah yolunda öldürülenleri ölü olarak değerlendirme / hesap etme , bilakis onlar diridirler Rablerinin yanında rızıklandırılırlar, Allah’ın kendilerine fazlından verdiklerinden dolayı sevinçlidirler , arkalarından gelerek henüz kendilerine katılmamış olanları / ilhak olamayanları da müjdelerler, onlara korku yoktur, onlara üzüntü / hüzün yoktur. Allah’ın nimetlerini ve fazlını müjdelerler, Allah’ta iman edenlerin ödüllerini / ecirlerini zayi etmez. Kendilerine bir yara isabet ettikten sonra Allah’a ve Resulünü çağrısına cevap verenlere / icabet edenlere, güzel davranıp, sakınanlara , kocaman bir ecir vardır. Onlar öyleleridirler ki; insanlar kendilerine “insanlar size karşı ordu toparladılar korkun onlardan” dediklerinde onların imanı artar ve derler ki “Allah bize yeterlidir ve vekil olması ne büyük nimettir.” Bunun üzerine kendileri ne herhangi bir kötülük dokunmadan Allah’ın fazlından bir nimet olarak döndüler , A llah’ın hoşnutluğuna uydular, Allah büyük bir bolluk / fazıl sahibidir.
Onlar Allah’tan bir nimet, bir lütuf ve Allah’ın Müminlerin ecrini boşa çıkarmayacağı müjdesinin sevinci içindedirler.
Allah'ın ni'metine, lutfuna ve Allah'ın mü'minlerin ecrini zayi etmeyeceğine sevinirler.
Allah'ın nimetini ve lütfunu, bir de Allah'ın müminlere vereceği ödülü zayi etmeyeceğini müjdelemek isterler. dipnot 1
Allah'ın nimetini ve ikramını da müjdelemek isterler. Allah, inanıp güvenenlerin ödülünü azaltmaz.
Onlar, Allah’ın nimetini, fazlını ve Allah’ın müminlerin ecrini zayi etmeyeceğini de müjdelerler.
Onlar, Allah'ın nimetini ve fazlını ve Allah'ın müminlerin ecrini zayi etmeyeceğini de müjdelemek isterler.
Allah'tan bir nimeti, bir lütfu ve Allah'ın müminlerin ödülünü vermezlik etmeyeceğini de müjdelerler.
They have assumed a state of mind that brightens up their faces for the grace and the bounty conferred on them by Allah. It is a state of mind with an air of assurance that Allah does not withhold nor withdraw the grateful return due to those whose hearts have been impressed with the image of religious and spiritual virtues.
[rejoicing] in God’s blessing and favour, and that God will not let the reward of the believers be lost.
They glory in the Grace and the bounty from Allah, and in the fact that Allah suffereth not the reward of the Faithful to be lost (in the least).
They rejoice at the favours and bounties of Allah, and at the awareness that Allah will not cause the reward of the believers to be lost.
rejoicing in blessings and favour from Allah and that Allah does not let the wage of the muminun go to waste.
They rejoice in a Grace and a Bounty from Allâh, and that Allâh will not waste the reward of the believers.
They rejoice in Allah’s blessing and grace, and that Allah does not waste the reward of the faithful.
And they (- the martyrs) are also receiving glad tidings (that those who have been left behind in the world are happy) because of the favours of Allâh and (His) great bounty and that Allâh does not suffer the reward of the believers to be lost.
joyful in blessing and bounty from God, and that God leaves not to waste the wage of the believers.
They are enjoying God’s blessings and grace. Know that God never fails to reward the [good deeds] of the believers.
glad at favour from God and grace, and that God wasteth not the hire of the believers.
They rejoice with God's blessing and bounty; God will not waste the reward of those who acknowledge.
They are filled with joy for the favour which they have received from God, and his bounty; and for that God suffereth not the reward of the faithful to perish.
They rejoice at the favour from Allah and grace, and that Allah wastes not the wages of the believers.
They are cheered at the tidings of favor from Allah and (His) Grace and that Allah leaves not to waste the reward of the believers.
They rejoice because of favour from Allah and kindness, and that Allah wasteth not the wage of the believers.
They rejoice at the kindness and mercy of God; and God does not suffer the wages of the faithful to go waste.
they rejoice in the glad tiding of God's blessings and bounty, and [in the promise] that God will not fail to requite the believers
They are joyful for receiving Allah’s grace and bounty, and that Allah does not deny the reward of the believers.
They rejoice with God's bounty and favour; God will not waste the reward of the believers.
They have good news of GOD's blessings and grace, and that GOD never fails to reward the believers.
They receive good tidings of favor from Allah and bounty and [of the fact] that Allah does not allow the reward of believers to be lost -
Rejoicing in favour and bounty from God, and that God causes not to be lost the reward of the believers.
They rejoice because of the favor from Allah and the blessings - they have seen that Allah does not waste the wage of the believers.
They are happy in the Grace and the plenty of good things from Allah, and in the fact that Allah does not cause the reward of the faithful to be lost (in the least).
They feel pleased with blessing from Allah, and grace, and with the fact that Allah would not let the reward of the believers be lost.
They rejoice with the bounty of God and grace; God will not waste the recompense of the believers.