Âl-i İmrân suresi

Âl-i İmrân suresi, 166. ayet

Âl-i İmrân suresi, 166. ayet. وَمَآ أَصَٰبَكُمْ يَوْمَ ٱلْتَقَى ٱلْجَمْعَانِ فَبِإِذْنِ ٱللَّهِ وَلِيَعْلَمَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

vemâ eṣâbeküm yevme-lteḳe-lcem`âni febiiẕni-llâhi veliya`leme-lmü'minîn.

Diyanet İşleri

(166-167) İki topluluğun (ordunun) karşılaştığı günde başınıza gelen musibet Allah'ın izniyledir. Bu da mü'minleri ortaya çıkarması ve münafıklık yapanları belli etmesi içindi. Onlara (münafıklara), "Gelin, Allah yolunda savaşın veya savunmaya geçin" denildi de onlar, "Eğer savaşmayı bilseydik, arkanızdan gelirdik" dediler. Onlar o gün, imandan çok küfre yakın idiler. Ağızlarıyla kalplerinde olmayanı söylüyorlardı. Oysa Allah, içlerinde gizledikleri şeyi çok iyi bilmektedir.

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

Âl-i İmrân 163–169 · surenin 166. ayeti / 200

Konu Uhud'un muhasebesi; şehitler diridir Âl-i İmrân 165–175 3

  1. Âl-i İmrân 163

    Onlar (insanlar) Allah'ın katında derece derecedirler. Allah, onların yaptıklarını görmektedir.

  2. Âl-i İmrân 164

    Andolsun, Allah, mü'minlere kendi içlerinden; onlara ayetlerini okuyan, onları arıtıp tertemiz yapan, onlara kitab ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.

  3. Âl-i İmrân 165

    Onların (müşriklerin) başına (Bedir'de) iki mislini getirdiğiniz bir musibet (Uhud'da) sizin başınıza geldiğinde, "Bu, nereden başımıza geldi?" dediniz, öyle mi? De ki: "O (musibet), kendinizdendir." Şüphesiz Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter.

  4. 166–167

    (166-167) İki topluluğun (ordunun) karşılaştığı günde başınıza gelen musibet Allah'ın izniyledir. Bu da mü'minleri ortaya çıkarması ve münafıklık yapanları belli etmesi içindi. Onlara (münafıklara), "Gelin, Allah yolunda savaşın veya savunmaya geçin" denildi de onlar, "Eğer savaşmayı bilseydik, arkanızdan gelirdik" dediler. Onlar o gün, imandan çok küfre yakın idiler. Ağızlarıyla kalplerinde olmayanı söylüyorlardı. Oysa Allah, içlerinde gizledikleri şeyi çok iyi bilmektedir.

  5. Âl-i İmrân 168

    (Onlar), kendileri oturup kaldıkları halde kardeşleri için, "Eğer bize uysalardı, öldürülmezlerdi" diyen kimselerdir. De ki: "Eğer doğru söyleyenler iseniz kendinizden ölümü savın."

  6. Âl-i İmrân 169

    (169-170) Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rableri katında Allah'ın, lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler.

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

Bu metin 166–167. ayetler için yazılmıştır.

166-167. Daha sonra Yüce Allah müslümanların ordusu ile müşriklerin ordusunun Uhud’da bir araya gelip karşılaştıkları gün, mü’minlere isabet eden öldürülme ve bozgunun kendisinin izni, kaza ve kaderi ile olduğunu, bunun geri çevrilmesinin mümkün olmadığını ve mutlaka gerçekleşecek bir şey olduğunu haber vermektedir.

İlahî kader gereği olan emir yerine geldi mi artık ona teslim olmaktan başka yapacak bir şey yoktur. O pek büyük hikmetler dolayısı ile ve muazzam faydalar için bu hususu takdir edip tayin buyurmuştur. Böylelikle mü’min ile münâfık da birbirinden ayırt edilmiş olur. Çünkü münâfıklara savaşmaları emredilip de: “Onlara: Gelin Allah yolunda” Allah’ın dinini korumak, onu himaye etmek ve Allah’ın rızasını elde etmek için “savaşın yahut” eğer böyle salih bir niyetiniz yoksa bari namusunuzu ve vatanınızı “savunun, denildiği vakit” bu isteği kabul etmeyerek “Eğer biz savaş olacağını bilseydik arkanızdan gelirdik” sözleri ile mazeret beyan etmişlerdir. Yâni eğer biz sizinle onlar arasında savaş olacağını bilseydik hiç şüphesiz peşinizden gelirdik. Hâlbuki onlar yalan söylemektedirler. Zira hem onlar hem de herkes müşriklerin, daha önce savaşta Müslümanlardan gördükleri zarar dolayısı ile onlara karşı kin ve öfke ile dolu olduklarını biliyorlardı. Yine bu uğurda mallarını feda edip bütün güç ve imkânları ile asker ve teçhizat toplayarak mü’minlere kendi şehirlerinde hücum etmek kastı ile büyük bir ordu eşliğinde ve onlarla savaşma isteği ile yanıp tutuşarak geldiklerini biliyorlardı. Bu durumda gelen kimselerle mü’minler arasında bir savaş olmamasını düşünmek nasıl mümkün olur?

Üstelik müslümanlar Medine’nin dışına çıkmış ve onların karşısına çıkmaya gitmişlerdi. Savaş olmaması imkânsızdı. Ancak münâfıklar bu mazeretin, mü’minler tarafından kabul göreceğini zannetmişlerdi; fakat Yüce Allah: “Onlar o gün imandan çok küfre daha yakındılar” yâni onlar mü’minlerle birlikte savaşa çıkmayı terk ettikleri o hallerinde imandan çok küfre yakındırlar. “Onlar ağızları ile kalplerinde olmayanı söylüyorlardı.” Bu, münâfıkların bir özelliğidir. Onlar söz ve fiilleri ile içlerinde ve kalplerinde sakladıklarının zıddını açığa vururlar. İşte onların: “Eğer biz savaş olacağını bilseydik arkanızdan gelirdik” sözleri de bu kabildendir. Çünkü onlar gerçekten savaş olalacağını biliyorlardı.

Bu âyet-i kerime: “İki kötülüğün daha büyük olanını defetmek için daha hafif olanı yapılır” şeklindeki kaideye ve “İki maslahattan daha yukarıda olanın yapılamaması halinde daha aşağıda olanın yapılabileceği” kaidesine delil gösterilir. Çünkü münâfıklara önce din için savaşmaları, eğer din için savaşmayacak olurlarsa hiç olmazsa çoluk çocuklarını ve vatanlarını savunmak için çarpışmaları söylenmişti.

“Allah onların gizlediklerini çok iyi bilendir.” Bu gizlediklerini mü’min kullarına açıklar ve bu gizledikleri dolayısı ile onları cezalandırır.

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

Uhud günü sizin ordunuz ile müşriklerin ordusu çarpıştığında ölüm, yaralanma ve hezimete uğrama gibi başınıza gelenler Allah'ın izni ve kaderi iledir. Sadık Müminlerin ortaya çıkması için büyük bir hikmet gereğiyledir.

Kelimeler

9 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. وَمَآ ve ma ve şey
  2. أَصَـٰبَكُمْ esabekum sizin başınıza gelen kök: صوب
  3. يَوْمَ yevme gün kök: يوم
  4. ٱلْتَقَى t-teka karşılaştığı kök: لقي
  5. ٱلْجَمْعَانِ l-cem'aani iki topluluğun kök: جمع
  6. فَبِإِذْنِ febiizni ancak izniyledir kök: اذن
  7. ٱللَّهِ llahi Allah'ın kök: اله
  8. وَلِيَعْلَمَ veliyea'leme ve bilmesi içindir kök: علم
  9. ٱلْمُؤْمِنِينَ l-mu'minine inananları kök: امن

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 8 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı olay: Uhud Gazvesi · Aynı kök: صوب (77 geçiş)

    Nice peygamberler var ki, kendileriyle beraber birçok Allah dostu çarpıştı da bunlar Allah yolunda başlarına gelenlerden yılmadılar, zaafa…

  • Aynı olay: Uhud Gazvesi · Aynı kök: صوب (77 geçiş)

    Peygamber, arkanızdan sizi çağırırken siz durmadan dağa yukarı kaçıyor, hiç kimseye dönüp bakmıyordunuz. Bundan dolayı Allah, size keder üstüne keder…

  • Aynı olay: Uhud Gazvesi · Aynı kök: صوب (77 geçiş)

    Onların (müşriklerin) başına (Bedir'de) iki mislini getirdiğiniz bir musibet (Uhud'da) sizin başınıza geldiğinde, "Bu, nereden başımıza geldi?"…

  • Aynı kök: صوب (77 geçiş) · Aynı kök: اذن (102 geçiş)

    Yahut onların durumu, gökten yoğun karanlıklar içinde gök gürültüsü ve şimşekle sağanak halinde boşanan yağmura tutulmuş kimselerin durumu gibidir.…

  • Aynı kök: صوب (77 geçiş) · Aynı kök: اذن (102 geçiş)

    Bedevilerden mazeret ileri sürenler, kendilerine izin verilsin diye geldiler. Allah'a ve Resulüne yalan söyleyenler ise (mazeret bile belirtmeden)…

  • Aynı kök: صوب (77 geçiş) · Aynı kök: اذن (102 geçiş)

    Allah'ın izni olmaksızın hiçbir musibet başa gelmez. Kim Allah'a inanırsa, Allah onun kalbini doğruya iletir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.

  • Aynı kök: اذن (102 geçiş)

    De ki: "Her kim Cebrail'e düşman ise, bilsin ki o, Allah'ın izni ile Kur'an'ı; önceki kitapları doğrulayıcı, mü'minler için de bir hidayet rehberi ve…

  • Aynı kök: اذن (102 geçiş)

    "Süleyman'ın hükümranlığı hakkında şeytanların (ve şeytan tıynetli insanların) uydurdukları yalanların ardına düştüler. Oysa Süleyman (büyü yaparak)…

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

76 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

(166, 167) (Uhud'da) iki ordu karşılaştığı gün başınıza gelenler ancak Allah'ın izniyle olmuştur ki bu da müminleri (diğerlerinden) ayırt etmesi ve münafıkları ortaya çıkarması içindi. dipnot 1 Onlara (münafıklara) "Gelin, Allah yolunda çarpışın veya savunma yapın!" dendiği zaman, "Savaşmayı (savaşın olacağını) bilseydik elbette size uyardık." demişlerdi. Onlar (o gün) imandan çok küfre yakındı. Ağızlarıyla, kalplerinde olmayanı söylüyorlardı. dipnot 2 (Oysa) Allah onların içlerinde gizlediklerini çok iyi bilendir.

Mehmet Okuyan — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    "Yüce Allah'ın bilmesi" ifadesiyle ilgili izahımız ve ilgili ayetler için bkz. Al-i İmrân 3:140, dipnot 2.
  2. metne dön, dipnot 2
    "Yüce Allah'ın bilmesi" ifadesiyle ilgili izahımız ve ilgili ayetler için bkz. Al-i İmrân 3:140, dipnot 2. Yüce Allah önceki ayette hem müminleri hem de münafıkları ayırt etmek için Uhud'da yaşananlara izin verdiğini ifade ettikten sonra, bu ayette de onların nasıl ikiyüzlü davrandıklarını ifade etmektedir. Münafıklara Uhud günü "Gelin, Allah yolunda savaşın; bunu yapamazsanız hiç olmazsa savunmada olun; kalabalık görüntüye katkı vererek müşriklerin gözünün korkmasına yarayın" şeklinde çağrı yapıldığında onların cevabı tam münafıkça olmuş ve bu teklifi reddetmişler, Uhud günü savaşı bırakıp çekip gitmişlerdi.

Mustafa İslamoğlu

İki ordunun karşılaştığı gün başınıza gelenler Allah'ın izni sonucunda gerçekleşmişti. Bu da (Allah'ın) mü'minleri belirlemesi içindi.

Muhammed Esed

iki ordunun harpte karşılaştığı gün başınıza gelenler Allah'ın izni ile gerçekleşti. Bu, Allah'ın (gerçek) müminleri belirlemesi içindi;

Ahmed Hulusi

(Uhud'da) iki topluluğun savaşında başınıza gelenler, hakikatiniz olan Allah Esma'sının getirisinin iman edenlerde açığa çıkıp, kimin ne olduğunun bilinmesi içindir.

Ali Bulaç

İki topluluğun karşı karşıya geldiği gün, size isabet eden ancak Allah'ın izniyle idi. (Bu, Allah'ın) mü'minleri ayırdetmesi;

Ali Özek ve heyeti

İki birliğin karşılaştığı gün sizin başınıza gelenler, ancak Allah'ın dilemesiyle olmuştur ki, bu da, müminleri ayırdetmesi için

Ali Rıza Safa

İki topluluğun karşılaştığı gün başınıza gelenler, Allah'ın izniyle olmuştur; inananları belirlemesi için.

Bayraktar Bayraklı

İki ordunun karşılaştığı gün başınıza gelenler Allah'ın izniyle gerçekleşti. Bu, Allah'ın gerçek müminleri belirlemesi içindi.

Edip Yüksel

İki ordu çarpıştığı gün başınıza gelenler ALLAH'ın izniyle oldu. Gerçeği onaylayanlar böylece ayırt edilir.

Edip Yüksel (Eski Baskı)

İki ordu çarpıştığı gün başınıza gelenler ALLAH'ın izniyle oldu. İnananlar böylece ayırdedilir.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

O iki ordu çarpıştığı gün başınıza gelen de yine Allah'ın izniyledir. Hem müminleri belli edeceği,

Elmalılı Hamdi Yazır

O iki cem'iyet çarpıştığı gün başınıza gelen de yine Allahın izniledir. Hem mü'minleri belli edeceği için,

Erhan Aktaş

İki toplumun karşılaştığı gün, başınıza gelen musibet, Allah'ın izniyleydi. dipnot 1 Bu Mü'minlerin belirlenmesi içindi.

Erhan Aktaş — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    "Allah'ın izni ile" terkibi, "Allah'ın belirlediği ilke ve kurallarının belirleyici olması, Allah'ın bilgisi ve onayı anlamlarına gelmektedir.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

İki toplumun karşılaştığı gün, başınıza gelen musibet, Allah'ın izniyleydi. dipnot 1 Bu Mü'minlerin belirlenmesi içindi.

Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    "Allah'ın izni ile", terkibi, "Allah'ın belirlediği ilke ve kurallara göre, " Allah'ın bilgisine göre ve bilgisi gereği anlamlarına gelmektedir.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

İki toplumun karşılaştığı gün, başınıza gelen musibet, Allah'ın izniyleydi. Bu mü'minlerin belirlenmesi içindi.

Gültekin Onan

İki topluluğun karşı karşıya geldiği gün, size isabet eden ancak Tanrı'nın izniyle idi. (Bu, Tanrı'nın) inançlıları ayırdetmesi; (ve)

Hasan Basri Çantay

İki ordu karşılaşdığı gün size gelen musıybet Allahın emriyle idi. (Bu, Allahın) mü'minleri ayırd etmesi.

İbni Kesir

İki ordu karşılaştığı gün size gelen musibet, Allah'ın emriyleydi. Bu; mü'minleri belirtmek içindi.

Mehmet Alagaş

(162-173) Hiç Allah’ın hoşnutluğuna uyan kimse Allah’ın hışmına uğrayanlar gibi olur mu? Onların varacakları yer cehennemdir, ne kötü bir dönüş yeridir. Onların / Allah’ın rızasına uyanların Allah’ın yanında dereceleri vardır , Allah yaptıklarını görendir. Kesin olan şu ki, Allah müminlere içlerinde kendilerinden bir Resul yaratarak minnette bulunmuştur , onlara O’nun / Allah’ın ayetlerini sesli okuyor. Bundan önce apaçık bir sapıklık içinde olmalarına rağmen onları arındırıyor / tezkiye ediyor , onlara kitabı ve hikmeti öğretiyor. Onlara bir musibet isabet ettiğinde ki onlara siz iki katını isabet ettirmiştiniz (Sizin Uhud ta yetmiş kaybınız oldu bedirde onlara yetmiş esir yetmiş ölü yani yüz kırk kayıp verdirmiştiniz) dediniz ki nereden bu? De ki O kendinizde olandan (Başınıza gelen kendi ettiğinizden) Muhakkak ki Allah her şeyi güç yetirip ayarlayandır. İki cemaatin karşılaştığı gün başınıza gelen musibet Allah’ın izniyledir ve iman edenlerin bilinmesi içindi ve münafıkların bilinmesi içindi. Onlara ya Allah yolunda savaşın yahut savunmada / müdafaada bulunun denildi, dediler ki savaşmayı bilseydik size uyardık , O gün onlar kafirliğe onlardan imanca daha yakındılar , ağızlarıyla, kalplerinde olmayanı söylüyorlardı , kalplerinde neyi sakladıklarını en iyi Allah bilir. Onlar oturdular ve kardeşleri için dediler ki bize uysalardı öldürülmezlerdi de ki eğer doğru sözlüler iseniz kendinizden ölümü savuşturun / uzaklaştırın. Allah yolunda öldürülenleri ölü olarak değerlendirme / hesap etme , bilakis onlar diridirler Rablerinin yanında rızıklandırılırlar, Allah’ın kendilerine fazlından verdiklerinden dolayı sevinçlidirler , arkalarından gelerek henüz kendilerine katılmamış olanları / ilhak olamayanları da müjdelerler, onlara korku yoktur, onlara üzüntü / hüzün yoktur. Allah’ın nimetlerini ve fazlını müjdelerler, Allah’ta iman edenlerin ödüllerini / ecirlerini zayi etmez. Kendilerine bir yara isabet ettikten sonra Allah’a ve Resulünü çağrısına cevap verenlere / icabet edenlere, güzel davranıp, sakınanlara , kocaman bir ecir vardır. Onlar öyleleridirler ki; insanlar kendilerine “insanlar size karşı ordu toparladılar korkun onlardan” dediklerinde onların imanı artar ve derler ki “Allah bize yeterlidir ve vekil olması ne büyük nimettir.” Bunun üzerine kendileri ne herhangi bir kötülük dokunmadan Allah’ın fazlından bir nimet olarak döndüler , A llah’ın hoşnutluğuna uydular, Allah büyük bir bolluk / fazıl sahibidir.

Rowwad Tercüme Merkezi

İki ordunun çarpıştığı gün başınıza gelen ancak Allah’ın izniyle idi ve Müminleri ortaya çıkarmak içindi.

Süleyman Ateş

İki topluluğun karşılaştığı gün, sizin başınıza gelen, ancak Allah'ın izniyle olmuştur ki (O), inananları bilsin (deneyip ortaya çıkarsın).

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

İki ordunun karşılaştığı gün başınıza gelenler, Allah'ın onayıyla geldi. Bunu yaptı ki inanıp güvenenleri bilsin.

Şaban Britch

İki ordunun çarpıştığı gün başınıza gelen ancak Allah’ın izni ile olmuştu. Müminleri ortaya çıkarmak için…

Şaban Piriş

(166-167) İki ordunun çarpıştığı gün başınıza gelen ancak Allah'ın izni ile olmuştu. Müminleri belirlemek ve münafıklık edenleri de ortaya çıkarmak için. O münafıklara: -Gelin, Allah yolunda savaşın veya müdafaada bulunun! denilmiş, onlar da: -Savaşmayı bilseydik, ardınızdan gelirdik elbette, demişlerdi. Onlar o gün, imandan çok küfre yakındılar. Ağızlarıyla kalplerinde olmayanı söylüyorlardı. Allah onların gizlediğini çok iyi biliyor.

Yaşar Nuri Öztürk

İki topluluğun karşılaştığı gün sizin başınıza gelen, Allah'ın izniyledir ve Allah, müminleri bilsin diyedir.

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

What befell you that day when the two forces met was justly brought about by Allah’s permission to distinguish those whose hearts reflect the image of religious and spiritual virtues,

Abdul Haleem

what befell you on the day the two armies met in battle happened with God’s permission and in order for Him to see who were the true believers and who were the hypocrites who,

Abdullah Yusuf Ali

What ye suffered on the day the two armies Met, was with the leave of Allah, in order that He might test the believers,-

Abul A'la Maududi

What befell you on the day when the two hosts met was by the leave of Allah, and in order that He might mark out those who believe

Aisha Bewley

What assailed you on the day the two armies met was by Allah’s permission, so that He would know the muminun,

Al-Hilali & Khan

And what you suffered (of the disaster) on the day (of the battle of Uhud when) the two armies met, was by the leave of Allâh, in order that He might test the believers.

Ali Quli Qarai

What befell you on the day when the two hosts met, was by Allah’s permission, so that He may ascertain the faithful,

Amatul Rahman Omar

And that which befell you on the day when the two armies met (at Uhud), was so by the leave of Allâh, and (it happened thus) so that He might distinguish the believers,

Arthur John Arberry

And what visited you, the day the two hosts encountered, was by God's leave, and that He might know the believers;

Bijan Moeinian

What happened to you in [the confusion of] the clash between two armies [which led to your defeat in the battle of Ohud] was with the permission of God, and as a trial, in order to expose the hypocrites [Muslim by name. ]

E. Henry Palmer

And what befell you the day when the two armies met, it was by God's permission; that He might know the believers,

Edip-Layth

What you suffered on the day the two armies met was by God's leave, and to let those who acknowledge know.

George Sale

And what happened unto you, on the day whereon the two armies met, was certainly by the permission of God; and that he might know the faithful,

Hamid S. Aziz

And what befell you the day when the two armies met, it was by Allah's permission; that He might know the true believers,

Mahmoud Ghali

And what afflicted you, the day the two gatherings encountered, was then by the permission of Allah and that He might know the believers.

Marmaduke Pickthall

That which befell you, on the day when the two armies met, was by permission of Allah; that He might know the true believers;

Mohamed Ahmed - Samira

What you suffered on the day the two armies had met was by God's dispensation, so that He may distinguish the faithful,

Muhammad Asad

and all that befell you on the day when the two hosts met in battle happened by God's leave, so that He might mark out the [true] believers,

Mustafa Khattab

So what you suffered on the day the two armies met was by Allah’s Will, so that He might distinguish the ˹true˺ believers

Progressive Muslims

And what you suffered on the day the two hosts met was by God's leave, and to let the believers know.

Rashad Khalifa

What afflicted you the day the two armies clashed was in accordance with GOD's will, and to distinguish the believers.

Sahih International

And what struck you on the day the two armies met was by permission of Allah that He might make evident the [true] believers.

Sam Gerrans

And what befell you the day the two hosts met was by the leave of God, that He might know the believers,

Shabbir Ahmed

If you suffered when the two armies clashed, it happened according to Allah's Laws. He made it a test for the believers to know their strength and weakness.

Syed Vickar Ahamed

And, whatever (loss) you suffered on the day (when) the two armies met, was with the permission of Allah, in order that He might test the believers—

Taqi Usmani

Whatever you suffered on the day when the two troops faced each other was by the will of Allah, and in order to know the believers,

The Monotheist Group

And what you suffered on the day the two hosts met was with the permission of God, and to let the believers know.

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — Âl-i İmrân suresi, 166. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — Âl-i İmrân suresi, 166. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — Âl-i İmrân suresi, 166. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩