Zâriyât suresi

Zâriyât suresi, 40. ayet

Zâriyât suresi, 40. ayet. فَأَخَذْنَٰهُ وَجُنُودَهُۥ فَنَبَذْنَٰهُمْ فِى ٱلْيَمِّ وَهُوَ مُلِيمٌ

feeḫaẕnâhü vecünûdehû fenebeẕnâhüm fi-lyemmi vehüve mülîm.

Diyanet İşleri

Bunun üzerine biz de kendisini ve ordularını yakalayıp denize attık. O ise (pişman olmuş), kendini kınıyordu.

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

Zâriyât 37–43 · surenin 40. ayeti / 60

Konu Mûsâ, Âd, Semûd ve Nûh kavimleri Zâriyât 38–46 3

  1. Zâriyât 37

    Orada, elem dolu azaptan korkacaklar için bir ibret bıraktık.

  2. Zâriyât 38

    Musa kıssasında da ibret vardır. Hani biz onu açık bir delil ile Firavun'a göndermiştik.

  3. Zâriyât 39

    O ise kuvvetine güvenerek yüz çevirdi ve "Bu bir büyücü veya delidir" dedi.

  4. 40

    Bunun üzerine biz de kendisini ve ordularını yakalayıp denize attık. O ise (pişman olmuş), kendini kınıyordu.

  5. Zâriyât 41

    Ad kavminde de ibretler vardır. Hani onların üzerine köklerini kesen rüzgarı göndermiştik.

  6. Zâriyât 42

    Üzerine uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka onu kül ediyordu.

  7. Zâriyât 43

    Semud kavminde de ibretler vardır. Hani onlara, "Bir süreye kadar faydalanın bakalım" denmişti.

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

40. “Bunun üzerine biz de onu ve ordularını yakalayıp denize attık. Zira o, suçluydu.” Yani günahkâr, azgın ve Allah’a karşı dikkafalılık eden biriydi. Bu nedenle Allah, onu pek güçlü ve pek mukdedir olanın yakalayışı ile yakaladı.

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

Onu ve askerlerinin hepsini yakalamış ve denize atmıştık. Bunun akabinde boğulup helak oldular. Firavun kendini ilah olarak atfetmesinden ve yalanlamasından dolayı suçlu olarak kınanmış bir şekilde gelecektir.

Kelimeler

7 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. فَأَخَذْنَـٰهُ feehaznahu biz de onu yakaladık kök: اخذ
  2. وَجُنُودَهُۥ ve cunudehu ve askerlerini kök: جند
  3. فَنَبَذْنَـٰهُمْ fe nebeznahum ve onları attık kök: نبذ
  4. فِى fi
  5. ٱلْيَمِّ l-yemmi denize kök: يمم
  6. وَهُوَ vehuve ve o
  7. مُلِيمٌۭ mulimun kendi kendini kınıyordu kök: لوم

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 8 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı kök: يمم (11 geçiş) · Aynı kök: نبذ (12 geçiş) · Aynı kök: جند (29 geçiş)

    Biz de onu ve askerlerini yakaladık ve onları denize attık (Orada boğuldular). Zalimlerin sonunun nasıl olduğuna bak!

  • Aynı kök: يمم (11 geçiş) · Aynı kök: جند (29 geçiş)

    Bunun üzerine Firavun askerleriyle birlikte onların peşine düştü de, deniz onları görülmedik bir şekilde kuşatıp yuttu.

  • Aynı kök: يمم (11 geçiş)

    Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve yerden sizin için çıkardıklarımızdan Allah yolunda harcayın. Kendinizin göz yummadan alıcısı…

  • Aynı kök: نبذ (12 geçiş)

    Onlar ne zaman bir antlaşma yaptılarsa, içlerinden birtakımı o antlaşmayı bozmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmez.

  • Aynı kök: نبذ (12 geçiş)

    Onlara, Allah katından ellerinde bulunan Kitab'ı (Tevrat'ı) doğrulayıcı bir peygamber gelince, kendilerine kitap verilenlerden bir kısmı, sanki…

  • Aynı kök: نبذ (12 geçiş)

    Hani Allah, kendilerine kitap verilenlerden, "Onu (Kitabı) mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz" diye sağlam söz almıştı. Fakat…

  • Aynı kök: لوم (14 geçiş)

    Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, (bilin ki) Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah'ı…

  • Aynı kök: لوم (14 geçiş)

    Bunun üzerine kadın onlara dedi ki: "İşte bu, beni hakkında kınadığınız kimsedir. Andolsun, ben ondan murad almak istedim. Fakat o, iffetinden dolayı…

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

64 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

Onu da ordularını da yakalayıp denizde boğmuştuk; bu sırada kendini kınayıp duruyordu. dipnot 1

Mehmet Okuyan — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Bu ayet Yûnus 10:90-91. ayetlerle okunmalıdır.

Mustafa İslamoğlu

Derken, Biz de onu ve ordusunu enseledik, hepsini denize döktük: o hala kendi kendisini kınayadursun.

Muhammed Esed

ve Biz onu ve adamlarını yakalayıp hepsini denize atmıştık, (bütün bu olup bitenler için) suçlanması gereken, (Firavun'dan başkası değildi,) yalnız o idi (tek suçlu).

Ahmed Hulusi

Bunun üzerine onu ve ordusunu yakaladık da onları denize attık. . . O pişmanlıkla kendi kendini yeriyordu!

Ali Bulaç

Bunun üzerine, Biz onu ve ordularını yakalayıp denize attık; (ki o,) 'kınanacak işler yapıyordu.'

Ali Özek ve heyeti

Nihayet onu da ordularını da yakalayıp denize attık, bu sırada kendini kınayıp duruyordu.

Ali Rıza Safa

Sonunda, onu ve ordularını yakalayıp denize attık. Zaten kendi kendisini suçluyordu. dipnot 451

Ali Rıza Safa — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 451
    "Kendi kendisini suçluyordu." söylemi, kimi Kur'an çevirilerinde, "Tek suçlu oydu." veya "Kınanmayı hak etmişti." veya "Kınanacak işler yapmıştı." biçiminde çevrilmiştir.

Bayraktar Bayraklı

Sonunda onu ve askerlerini denize attık. O, kendini kınayıp duruyordu.

Edip Yüksel

Onu ve askerlerini yakalayıp denize attık. Bu sonucu haketmişti.

Edip Yüksel (Eski Baskı)

Onu ve askerlerini yakalayıp denize attık. Bu sonucu haketmişti.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Bunun üzerine Biz de tuttuk kendisini ve ordularını denize fırlatıverdik o alçak namertlik ederken.

Elmalılı Hamdi Yazır

Onun üzerine biz de tuttuk kendisini ve ordularını deryaya fırlatıverdik, namerdlik ederken o leim.

Erhan Aktaş

Sonra onu ve ordularını yakaladık ve denize attık. Kendi kendini kınıyordu.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Sonra onu ve ordularını yakaladık ve denize attık. Kendi kendini kınıyordu.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Sonra onu ve ordularını yakaladık ve denize attık. Kendi kendini kınıyordu.

Gültekin Onan

Bunun üzerine, biz onu ve ordularını yakalayıp denize attık; (ki o,), 'kınanacak işler yapıyordu'.

Hasan Basri Çantay

Nihayet onu da, ordularını da yakalayıb denize atdık ki o, (bu sırada kendi kendini) kınayıcı idi.

İbni Kesir

Sonunda onu da, ordularını da yakalayıp denize attık. O, kınanacak işler yapıp durmaktaydı.

Mehmet Alagaş

(24-46) (İBRAHİM RESULULLAHIN MİSAFİRLERİ İLE YAŞADIKLARI, MUSANIN SAV. FİRAVUNLA YAŞADIKLARI AD’IN SEMUDUN VE YOLDAN ÇIKMIŞ NUH KAVMİNİN BAŞLARINA GELENLER) İbrahim'in ikram gören misafiri hadisesi sana kadar ulaştı mı? Girdi klerinde, selam dediler, O da belirsiz / tanınmayan o kavime selam dedi , gizlice yakın çevresine gitti ve semiz bir buzağı getirdi , onlara ikram etti , dedi yemez misiniz? (Yemediklerini görünce) Onlardan dolayı içinde bir korku hissetti , dediler ki korkma, bilge bir oğulla / alim bir oğulla onu müjdelediler, karısı çığlık atarak, ellerini de yüzüne vurarak yaklaştı, kısır ve aciz bir kocakarıyım dedi, Rabbin bu şekilde dedi, dediler, Muhakkak ki O (Allah) hakimdir, bilgedir. O halde önemli işiniz / hatbınız nedir ey elçiler dedi. Biz suçlu bir kavme gönderildik, üzerlerine topraktan taşlar atacağız , savurganlar / müsrifler için Rabbinin katında tanımlı / adrese teslim taşlar , netice de mümin olarak kim var ise oradan çıkardık, orada bir ev dışında Müslüman da bulamadık, onları acıtıcı azaptan korkanlar için bir gösterge / bir ayet olarak orada bıraktık. Musa’yı, o’nu da firavuna Apaçık delillerle gönderdiğimizde, destekçileri ile / yandaşları ile yüz çevirdi ve bu bir sihirbaz yahut divanedir / cinlidir / mecnundur dedi, Onu ve ordusunu aldık ve kınan an biri olarak denize attık. Ad ‘da kurutucu rüzgâr gönderdiğimiz zaman ki o rüzgâr, uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyordu/ es geçmiyordu onları kül yapıyordu. Semud ‘a onlara belirli zamana kadar faydalanın denildiğinde Rabbinin emrine karşı taşkınlık ettiler, bakıp dururlarken onları bir yıldırım çarptı, ayağa kalkmaya dahi güçleri yetmedi, yardım da göremediler. Önce ki Nuh kavmi de onlar da yoldan çıkan bir kavimdiler.

Rowwad Tercüme Merkezi

Nihayet onu da ordularını da yakalayıp denize attık. O (küfründen dolayı) kınanmış bir kimseydi.

Süleyman Ateş

Biz de onu ve askerlerini yakaladık, onları denize attık. (O boğulurken pişmanlıkla) Kendi kendini kınıyordu.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Nihayet Firavunu tuttuk, ordusuyla birlikte denizin içinde darmadağınık ettik. O sırada o, kendini kınıyordu.

Şaban Britch

Biz de onu ve askerlerini yakalamış ve denize atmıştık. O kınanacak işler yapıp durmaktaydı.

Şaban Piriş

Biz de onu ve askerlerini yakalamış ve denize atmıştık. O pişman olmuştu.

Yaşar Nuri Öztürk

Bunun üzerine, onu da ordusunu da yakalayıp suyun ortasına fırlattık. Kendi kendini kınayıp duruyordu.

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

And so We took a sudden possession of him and his troops, seized them into Our hands and We drove them, like a drove of sheep, into the sea; and this was imputed to him on account of his own evil.

Abdul Haleem

so We seized him and his forces and threw them into the sea: he was to blame.

Abdullah Yusuf Ali

So We took him and his forces, and threw them into the sea; and his was the blame.

Abul A'la Maududi

So We seized him and his hosts, and cast them into the sea. He became an object of much blame. dipnot 1

Abul A'la Maududi — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    A whole history has been compressed into this brief sentence. To understand it well one should know that Pharaoh was the absolute ruler of the greatest center of civilization and culture of the world in those days and the people of the adjoining lands were overawed by his power and might. Obviously, when he might have sunk suddenly one day in the sea along with his armies, the event must have become well known not only in Egypt but among all the neighboring nations as well. At this, except for those whose kith and kin had sunk, there was no one else among their own people, or in the other nations of the world who would mourn them or write an elegy on them, or would at least express sorrow and say that good and noble people had become a victim of the disaster. Instead of this, as the world had become fed up with their wickedness and injustices, every person heaved a sigh of relief at their exemplary fate, everyone cursed them, and anyone who heard this news exclaimed that the wicked people had deserved the fate justly. In Surah Ad-Dukhan, the same thing has been expressed, thus: Then neither did the heavens weep on them nor the earth. (For explanation, see (E.N. 26 of Surah Ad-Dukhan).

Aisha Bewley

So We seized him and his armies and hurled them into the sea, and he was to blame.

Al-Hilali & Khan

So We took him and his hosts, and dumped them into the sea, for he was blameworthy.

Ali Quli Qarai

So We seized him and his hosts, and cast them into the sea, while he was blameworthy.

Amatul Rahman Omar

So We took him and his forces to task and threw them into the sea. Indeed, he (- Pharaoh) was himself blameworthy.

Arthur John Arberry

So We seized him and his hosts, and We cast them into the sea, and he blameworthy.

Bijan Moeinian

Then I (God) punished him and his army by casting them into the sea. He is the one to be blamed for his fate.

E. Henry Palmer

And we seized him and his hosts and hurled them into the sea; for he was to be blamed.

Edip-Layth

So We took him and his troops; We cast them into the sea, and he was to blame.

George Sale

Wherefore We took him and his forces, and cast them into the sea: And he was one worthy of reprehension.

Hamid S. Aziz

So We seized him and his hosts and hurled them into the sea and his was the blame.

Mahmoud Ghali

So We took him (away) and his hosts; then We flung them off in the main, (and) he was blameworthy.

Marmaduke Pickthall

So We seized him and his hosts and flung them in the sea, for he was reprobate.

Mohamed Ahmed - Samira

So We seized him and his armies, and threw them into the sea, for he was worthy of blame.

Muhammad Asad

We seized him and his hosts, and cast them all into the sea: and [none but Pharaoh] himself was to blame [for what happened].

Mustafa Khattab

So We seized him and his soldiers, casting them into the sea while he was blameworthy.[1]

Progressive Muslims

So We took him and his troops; We cast them into the sea, and he was to blame.

Rashad Khalifa

Consequently, we punished him and his troops. We threw them into the sea, and he is the one to blame.

Sahih International

So We took him and his soldiers and cast them into the sea, and he was blameworthy.

Sam Gerrans

So We took him and his forces, and cast them into the sea; and he was blameworthy.

Shabbir Ahmed

So We seized him and his troops, and flung them in the sea, and he was blameworthy.

Syed Vickar Ahamed

So We took him and his forces, and threw them into the sea; And the blame was his.

Taqi Usmani

So We seized him and his army, and cast them into the sea, as he was of culpable behaviour.

The Monotheist Group

So We took him and his troops; We cast them into the sea, and he was to blame.

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — Zâriyât suresi, 40. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — Zâriyât suresi, 40. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — Zâriyât suresi, 40. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩