Diyanet İşleri
(5-6) Kur'an, ataları uyarılmamış, bu yüzden de gaflet içinde olan bir kavmi uyarman için mutlak güç sahibi, çok merhametli Allah tarafından indirilmiştir.
Yâsîn suresi
Yâsîn suresi, 6. ayet. لِتُنذِرَ قَوْمًا مَّآ أُنذِرَ ءَابَآؤُهُمْ فَهُمْ غَٰفِلُونَ
litünẕira ḳavmem mâ ünẕira âbâühüm fehüm gâfilûn.
(5-6) Kur'an, ataları uyarılmamış, bu yüzden de gaflet içinde olan bir kavmi uyarman için mutlak güç sahibi, çok merhametli Allah tarafından indirilmiştir.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Kur'an'a yemin ve peygamberin gönderilişi Yâsîn 1–6 3
(2-4) (Ey Muhammed!) Hikmet dolu Kur'an'a andolsun ki, sen elbette dosdoğru bir yol üzere (peygamber) gönderilenlerdensin.
(5-6) Kur'an, ataları uyarılmamış, bu yüzden de gaflet içinde olan bir kavmi uyarman için mutlak güç sahibi, çok merhametli Allah tarafından indirilmiştir.
Andolsun, onların çoğu üzerine o söz (azap) hak olmuştur. Artık onlar iman etmezler.
Onların boyunlarına demir halkalar geçirdik, o halkalar çenelerine dayanmıştır. Bu sebeple kafaları yukarıya kalkık durumdadır.
Biz, onların önlerine bir set, arkalarına da bir set çekip gözlerini perdeledik. Artık görmezler.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
6. Yüce Allah, Peygamber’in risaletine yemin edip buna dair delilleri ortaya koyduktan sonra bu risalete olan şiddetli ihtiyacı ve bunun zorunluluğunu söz konusu etmektedir. Bu buyrukta sözü edilen kavim, kendilerine kitap gönderilmemiş ve peygamber gelmemiş olan ümmî Araplardır. Cehalet, onların dört bir yanını kuşatmış, sapıklık tepeden tırnağa kendilerini örtmüştü. Öyle ki akıllı kimseleri kendilerine ve akılsızlıklarına güldürecek bir duruma düşmüşlerdi. Yüce Allah, aralarından kendilerini arındıracak, onlara Kitab’ı ve hikmeti öğretecek bir rasûl gönderdi. Şüphesiz bundan önce apaçık bir sapıklık içindeydiler. Bu peygamber ümmî Arapları ve onların durumunda olan diğer bütün ümmîleri uyarıp korkutmak üzere gönderilmiş, aynı şekilde Kitap ehline de ellerindeki kitaplarda bulunanları hatırlatmak üzere gelmiştir. Bu yüzden Yüce Allah, onu özel olarak Araplara, genel olarak da Arapların dışında kalan milletlere bir nimet olarak göndermiştir.
İşte ey Peygamber! Senin kendilerini uyarıp korkutmak üzere kendilerine gönderildiğin bu kimseler, sen uyardıktan sonra iki kısma ayrıldılar:
Bir kısmı kendilerine getirdiğin risaleti reddetmiş ve uyarıyı kabul etmemişlerdir. Bunlar da Yüce Allah’ın kendileri hakkında şöyle buyurduğu kimselerdir:
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Bunu sana; kendilerine daha önce onları uyaracak bir peygamber gelmemiş olan Arap bir kavmi korkutman ve uyarman için indirdik. Onlar; imandan ve tevhitten uzak idiler. İşte kendilerine gönderilen uyarı ile aralarındaki bağ kesilmiş olan her ümmetin durumu böyledir. Bu ümmetler, kendilerine (imanı ve tevhidi) hatırlatacak ve uyaracak peygamberlere ihtiyaç duyarlar.
Aynı kök: غفل (35 geçiş) · Aynı kök: نذر (130 geçiş) · Ortak kavram: Uyarı (Nezâret)
Onları, gaflet içinde bulunup iman etmezlerken işin bitirileceği o pişmanlık günüyle uyar.
Aynı kök: ابو (117 geçiş) · Aynı kök: نذر (130 geçiş) · Ortak kavram: Uyarı (Nezâret)
İşte böyle, biz senden önce hiçbir memlekete bir uyarıcı göndermedik ki, oranın şımarık zenginleri, "Şüphe yok ki biz babalarımızı bir din üzerinde…
Aynı kök: نذر (130 geçiş) · Ortak kavram: Uyarı (Nezâret)
Küfre saplananlara gelince, onları uyarsan da, uyarmasan da, onlar için birdir, inanmazlar.
Aynı kök: نذر (130 geçiş) · Ortak kavram: Uyarı (Nezâret)
Şüphesiz biz seni hak ile; müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Sen cehennemlik olanlardan sorumlu tutulacak değilsin.
Aynı kök: نذر (130 geçiş) · Ortak kavram: Uyarı (Nezâret)
İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler…
Aynı kök: غفل (35 geçiş)
Sonra bunun ardından kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi, hatta daha katı oldu. Çünkü taş vardır ki, içinden ırmaklar fışkırır. Taş vardır ki…
Aynı kök: غفل (35 geçiş)
Ama siz, birbirinizi öldüren, içinizden bir kesime karşı kötülük ve zulümde yardımlaşarak; size haram olduğu halde onları yurtlarından çıkaran, size…
Aynı kök: ابو (117 geçiş)
Yoksa siz Yakub'un, ölüm döşeğinde iken çocuklarına, "Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?" dediği, onların da, "Senin ilahına ve ataların İbrahim,…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
(5, 6) (Kur'an), ataları uyarılmış, (ancak gerçeklerden) habersizmiş gibi davranan bir toplumu uyarman için dipnot 1 çok güçlü, çok merhametli (Allah) tarafından indirilmiştir.
bu sayede ataları uyarılmamış, dolayısıyla haktan gafil kalmış bir topluluğu uyarabilesin.
ataları uyarılmamış ve bu nedenle kendileri (doğru ile eğrinin ne olduğundan) habersiz kalmış bulunan insanları uyarasın diye (sana indirilmiş olanın) (sayesinde).
Ataları uyarılmamış, bu yüzden (hakikatlerinden, Sünnetullah'tan) kozalı olarak yaşayan bir toplumu uyarman için.
Babaları uyarılmamış, böylece kendileri de gafil kalmış bir kavmi uyarman için (gönderildin).
Ataları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için indirilmiştir.
Ataları uyarılmadığı için, kendileri de aymazlık içinde olan bir toplumu uyarman için.
Ataları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için indirilmiştir/Ataları uyarıldıkları halde gaflet içinde olan bir toplumu uyarman için indirilmiştir.
Ataları uyarılmadığından tümüyle habersiz kalmış bir toplumu uyarman için...
Ataları uyarılmadığından tümüyle habersiz kalmış bir toplumu uyarman için...
Babaları uyarılmamış olup gaflet içinde olan bir topluluğu uyarasın (vehameti haber veresin) diye.
İnzar edesin, vehameti haber veresin diye bir kavme. Babalar inzar edilmedi de haberleri de yok gafiller
Ataları uyarıldığı halde dipnot 1 yine de gaflet içinde olan bir halkı uyarman için indirilmiştir.
Ataları uyarıldığı halde[2] yine de gaflet içinde olan bir halkı uyarman için indirilmiştir.
Ataları uyarılmamış ve bu nedenle habersiz bir halkı uyarman için indirilmiştir.
Babaları uyarılmamış, böylece kendileri de gafil kalmış bir kavmi uyarman için (gönderildin).
(Bunun) hikmeti de (yakın) ataları azab ile korkutulmamış, bu yüzden kendileri gaflet içinde kalmış olan bir kavmi (onunla) korkutmandır.
Babaları uyarılmadığından gaflet içinde kalmış bir kavmi uyarman için.
(1-12) Yasin ve H âkim Kuran ’a andolsun ki sen muhakkak ki elçilerdensin. Düzgün bir yol üzeresin. Gafil olan ve babaları uyarılmamış bir kavmi uyarman için Aziz ve esirgeyen tarafından indirilmiştir. Kesin olan şu ki, onların çoğu hakkındaki söz gerçek olmuştur, artık onlar iman etm ezler. Boyunlarında çenelerine değen demir halkalar / tasmalar yaptık, burunları yukarıda gözler aşağı haldeler . Önlerinde ve ardlarında set yaptık, kendi lerini tamamen sarmışızdır / kaplamışızdır, onlar göremezler. Onları uyarsan da uyarmasan da onlara göre aynıdır / eşittir. Sen hatırlatmaya uyanı ve gıyabında Rahmandan / acıyandan tedirgin olanı uyarabilirsin. Ona bağışlanmayı ve mükafat ikramını müjdele. Muhakkak biz ölüyü diriltiriz sunduklarını / takdim ettiklerini ve eserlerini de yazarız , her şeyi apaçık ön sicile tek tek kaydediyoruz.
Ataları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için (bu kitap indirilmiştir.)
Babaları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için (seni gönderdik).
Ataları uyarılmamış, bu yüzden (gerçeklerden) habersiz kalmış bir topluluğu uyarman için (indirilmiştir) dipnot 1 .
Ataları uyarılmamış bir kavmi uyarman için indirilmiştir. Çünkü onlar bundan habersizdirler.
Ta ki, ataları uyarılmamış, kendileri de gaflet içinde (kalmış) kimseler olan bir kavmi uyarasın.
Ataları uyarılmadığı için gafil bir toplumu uyarman için.
Babaları uyarılmamış, tam gaflet içinde bir toplumu uyarman için gönderildin.
And you shall use it O Muhammad as the divine law expressing the will of Allah to warn a people whose fathers received no Messenger as a spectacle and a warning before; and they are oblivious of what they owe to Allah, to themselves and to the people at large.
to warn a people whose forefathers were not warned, and so they are unaware.
In order that thou mayest admonish a people, whose fathers had received no admonition, and who therefore remain heedless (of the Signs of Allah).
so that you may warn a people whose ancestors were not warned before wherefore they are heedless. dipnot 1
so that you may warn a people whose fathers were not warned and who are therefore unaware.
In order that you may warn a people whose forefathers were not warned, so they are heedless.
that you may warn a people whose fathers were not warned, so they are oblivious.
So that you may warn the people who are ignorant because their forefathers have not been warned (for a long time).
that thou mayest warn a people whose fathers were never warned, so they are heedless.
To warn (these) people whose fathers had received no warning (since Abraham/ Ishmael) and therefore they are unaware.
That thou mayest warn a people whose fathers were not warned, and who themselves are heedless.
To warn a people whose fathers were not warned, for they are unaware.
That thou mayest warn a people whose fathers were not warned, and who live in negligence.
A revelation of the Mighty, the Merciful.
That you may warn a people; In no way were their fathers warned, so they are heedless.
That thou mayst warn a folk whose fathers were not warned, so they are heedless.
That you may warn a people whose ancestors had never been warned, who are therefore heedless.
[bestowed upon thee] so that thou mayest warn people whose forefathers had not been warned, and who therefore are unaware [of the meaning of right and wrong].
so that you may warn a people whose forefathers were not warned, and so are heedless.
To warn a people whose fathers were not warned, for they are unaware.
To warn people whose parents were never warned, and therefore, they are unaware.
That you may warn a people whose forefathers were not warned, so they are unaware.
That thou warn a people whose fathers were not warned; and they are heedless.
That you may warn a people whose ancestors were not warned, and who are, therefore, unaware of what is right and what is wrong.
In order that you may warn a people, whose fore-fathers did not receive the warning and (those) who therefore remain unaware (of the Signs of Allah).
so that you may warn a people whose fathers were not warned, and hence, they are unaware.
To warn a people whose fathers were not warned, for they are unaware.