Diyanet İşleri
O, kullarından tövbeyi kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir.
Şûrâ suresi · 25–31. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Şûrâ suresi, 25. ayet. وَهُوَ ٱلَّذِى يَقْبَلُ ٱلتَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِۦ وَيَعْفُوا۟ عَنِ ٱلسَّيِّـَٔاتِ وَيَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَ
O, kullarından tövbeyi kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir.
O, kullarının tevbesini kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir.
Ne var ki O kullarının tevbelerini kabul eder, günahlarını affeder ve yaptıklarınızı bilir;
ve O'dur kullarının tevbelerini kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptığınız her şeyi bilen,
O, kullarından tövbeyi kabul eden, kötülükleri affeden ve yaptıklarınızı bilendir.
Kullarından tevbeyi kabul eden, kötülükleri affeden ve işlediklerinizi bilen O'dur.
O, kullarının tevbesini kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir.
O, kullarının pişmanlıklarını kabul eder ve kötülüklerini bağışlar. Çünkü yaptıklarınızı bilir.
Allah, kullarının tövbesini kabul eden, kötülüklerini affeden ve ne yaptığınızı bilendir.
O, kullarından tövbeleri kabul eder, günahları affeder ve yaptıklarınızı bilir.
O, kullarından tevbeleri kabul eder, günahları affeder ve yaptıklarınızı bilir.
O'dur kullarının tevbesini kabul eden, kötülükleri affeden ve bütün yaptıklarınızı bilen.
Hem odur ki o, kullarından tevbeyi kabul eder ve kabahatlerden afiv buyurur ve her ne yaparsanız bilir
Ve O, kullarının tevbesini dipnot 1 kabul eder ve kötülüklerini bağışlar. Ve yaptığınız şeyleri bilir.
Ve O, kullarının tevbesini kabul eder ve kötülüklerini bağışlar. Ve yaptığınız şeyleri bilir.
Ve O, kullarının tövbesini kabul eder ve kötülüklerini bağışlar. Ve yaptığınız şeyleri bilir.
Kullarından tevbeyi kabul eden, kötülükleri affeden ve işlediklerinizi bilen O'dur.
O, kullarının tevbesini kabul eden, kötü hareketlerini (tevbe ile) bağışlayan, ne işlerseniz bilendir.
O; kullarından tevbeyi kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarını bilendir.
(25-39) O, kullarının vazgeçmelerini / tövbelerini de kabul edendir, onların kötülüklerini de affeder, yaptıklarınızı da bilir, iman edenlere ve salih amel işleyenlere cevap verir / icabet eder , onları fazlından hazinesinden vererek artırır, kafirlere ise şiddetli bir azap vardır. Eğer ki Allah rızkı kullarına basitleştirseydi / elde etmesi kolay olsaydı arzda azgınlaşırlardı ve fakat bir ayar üzere istediğine indiriyor, muhakkak ki O, kullarından haberi olandır ve görendir. Ümit kesildikten sonra yağmuru yağdıran ve rahmetini yayandır / neşredendir, O dosttur, övülendir. O’nun ayetlerinden biri semaları ve arzı yaratmasıdır. Onun içinde de yaratıklardan üretmesidir. İstediği vakit te sizi bir araya getirmeye gücü yeter / muktedirdir. M usibet, elinizle kazandıklarınızdan dolayı isabet eder , çoğunu da Allah affeder (isabet et tirmez) siz yeryüzünde aciz bırakacak / çaresiz bırakacak değilsiniz, sizin Allah’tan gayrı / Allah’tan başka dostunuz ve yardımcınız yoktur. O’nun ayetlerinden biri de denizde gemileri bayrak gibi / alem gibi / alamet gibi akıtmasıdır, eğer isterse rüzgârı sakinleştirir o, görünürde hareketsiz kalır, işte bunda her bir sabreden, şükreden için ayetler vardır yahut kazandıkları nedeniyle onları telef eder , çoğunu da /ekserisini de bağışlar , ayetlerimizle tartışanlar / mücadele edenler / cedelleşenler onlara kaçacak yer yok. Size bir şey olarak verilenler dünya hayatının geçimlik malzemeleridir / tüketim malzemeleridir. (Metanın zıddı naîm kalıcı tükenmez gayri memnun nimet) Allah’ın yanında / indinde iman edenler ve rablerini vekil tayin edenler için olan (vekalet vermek içsel iman göstergesidir , salih amel dışsal iman göstergesidir.) hayırlıdır ve daha kalıcıdır / bakidir. Onlar ki kötülük ve iğrenç davranışlardan kaçınırlar, öfkelendikleri zaman / gazaplandıklarında bağışlarlar. Rablerine cevap verirler / icabet ederler , namazı kılarlar, aralarında ki işler şura iledir. (Şura: Akılların saf tutması bir araya gelmesidir.) Rızıklarından harcarlar / infak ederler , onlara saldırı olduğunda yardımlaşırlar
Kullarından tevbeyi kabul eden, günahları affeden ve yaptıklarınızı bilen O’dur.
O'dur ki kullarından tevbeyi kabul eder, kötülüklerden geçer ve yaptıklarınızı bilir.
O, kullarının tevbesini kabul eden ve kötü işlerini affedendir dipnot 1 . O, yaptığınız her şeyi bilir.
Kullarının kendine dönmesini (tevbesini) kabul eden, günahlarını (kabahatlerini) affeden ve yaptığınız her şeyi bilen O'dur.
Kullarından tevbeyi kabul eden, günahları affeden ve yaptıklarınızı bilen O’dur.
Kullarından tevbeyi kabul eden, günahları bağışlayan ve yaptıklarınızı bilen O'dur.
Kullarından tövbeyi kabul eden O'dur. Çirkinlikleri/kötülükleri affeden O, yapıp ettiklerinizi bilen O...
Şûrâ suresi, 26. ayet. وَيَسْتَجِيبُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَيَزِيدُهُم مِّن فَضْلِهِۦ وَٱلْكَٰفِرُونَ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ
Allah, iman edip salih ameller işleyenlerin dualarına karşılık verir; lütfundan onlara fazlasını da verir. Kafirler için ise çetin bir azap vardır.
(Allah) iman edip iyi işler yapanların çağrısına (duasına) cevap verir; lütfundan onların (ödülünü) artırır. Kâfirlere gelince, onlara da şiddetli bir azap vardır.
iman edip o imana uygun davranışta bulunanların (dualarını) kabul eder ve kendi lutfundan onların payını artırır; ama hakkı inkar edenleri çetin bir azap beklemektedir.
inanıp doğru ve yararlı işler yapanların dileklerini kabul eden; ve (O'dur öteki dünyada) lütfuyla onlara (hak ettiklerinden) fazlasını verecek olan. Hakikati inkar edenleri (yalnızca) çetin bir azap beklemektedir.
İman edip imanın gereğini uygulayanlara icabet eden ve kendi lütfuyla onlara (nimetlerini) arttırandır! Hakikat bilgisini inkar edenlere gelince, onlar için şiddetli bir azap vardır.
O, iman edip salih amellerde bulunanlara icabet eder ve onlara kendi fazlından arttırır. Kafirlere gelince; onlara şiddetli bir azap vardır.
Allah, iman edip sâlih ameller işleyenlerin tevbesini kabul eder, lütfundan onlara, fazlasını verir. Kâfirlere gelince, onlara da çetin bir azap vardır.
Hem inanmış olarak erdemli edimler yapanların dileklerini kabul edecek hem de Kendi lütfundan, daha da çoğunu verecektir. Nankörlük edenlere ise yaman bir ceza vardır.
İnanıp iyi amel yapanların duasını kabul eder ve onlara kendi lütfundan fazlasıyla verir. Kafirler için şiddetli bir azap vardır.
Gerçeği onaylayıp erdemli davrananların çağrısına cevap verir ve onlara lütfunu arttırır. İnkarcılar ise çetin bir cezayı haketmiştir.
İnanıp erdemli davrananların çağrısına cevap verir ve onlara lütfunu arttırır. İnkarcılar ise çetin bir cezayı hakketmiştir.
İman edip iyi amel yapanların duasını kabul buyurur, lütfundan onlara fazlasını da verir, kafirlere gelince, onlara şiddetli bir azap vardır.
Ve iyman edip salih ameller yapanlara icabet buyurur, fazlından onlara ziyade de verir, küfredenlere gelince onlara şiddetli bir azab var
İman edip salihatı yapanların isteklerini kabul eder ve onlara lütfundan daha fazlasını verir. Kafirlere ise şiddetli bir azap vardır.
İman edip salihatı yapanların isteklerini kabul eder ve onlara lütfundan daha fazlasını verir. Kafirlere" ise şiddetli bir azap vardır.
İman edip salihatı yapanların isteklerini kabul eder ve onlara lütfundan daha fazlasını verir. Gerçeği yalanlayan nankörlere ise şiddetli bir azap vardır.
O, inanıp salih amellerde bulunanlara icabet eder ve onlara kendi fazlından arttırır. Kafirlere gelince; onlara şiddetli bir azap vardır.
İman edib de iyi iyi amel (ve hareket) lerde bulunanlar (ın duasın) a icabet eder. Onlara fazl (-u kerem) inden (daha nicesini) artırır da. Kafirlere gelince: Onlar için de çok çetin bir azab vardır.
İman edip salih ameller işleyenlerin duasını kabul buyurur ve onlara lutfundan arttırır. Kafirlere gelince; onlar için şiddetli bir azab vardır.
(25-39) O, kullarının vazgeçmelerini / tövbelerini de kabul edendir, onların kötülüklerini de affeder, yaptıklarınızı da bilir, iman edenlere ve salih amel işleyenlere cevap verir / icabet eder , onları fazlından hazinesinden vererek artırır, kafirlere ise şiddetli bir azap vardır. Eğer ki Allah rızkı kullarına basitleştirseydi / elde etmesi kolay olsaydı arzda azgınlaşırlardı ve fakat bir ayar üzere istediğine indiriyor, muhakkak ki O, kullarından haberi olandır ve görendir. Ümit kesildikten sonra yağmuru yağdıran ve rahmetini yayandır / neşredendir, O dosttur, övülendir. O’nun ayetlerinden biri semaları ve arzı yaratmasıdır. Onun içinde de yaratıklardan üretmesidir. İstediği vakit te sizi bir araya getirmeye gücü yeter / muktedirdir. M usibet, elinizle kazandıklarınızdan dolayı isabet eder , çoğunu da Allah affeder (isabet et tirmez) siz yeryüzünde aciz bırakacak / çaresiz bırakacak değilsiniz, sizin Allah’tan gayrı / Allah’tan başka dostunuz ve yardımcınız yoktur. O’nun ayetlerinden biri de denizde gemileri bayrak gibi / alem gibi / alamet gibi akıtmasıdır, eğer isterse rüzgârı sakinleştirir o, görünürde hareketsiz kalır, işte bunda her bir sabreden, şükreden için ayetler vardır yahut kazandıkları nedeniyle onları telef eder , çoğunu da /ekserisini de bağışlar , ayetlerimizle tartışanlar / mücadele edenler / cedelleşenler onlara kaçacak yer yok. Size bir şey olarak verilenler dünya hayatının geçimlik malzemeleridir / tüketim malzemeleridir. (Metanın zıddı naîm kalıcı tükenmez gayri memnun nimet) Allah’ın yanında / indinde iman edenler ve rablerini vekil tayin edenler için olan (vekalet vermek içsel iman göstergesidir , salih amel dışsal iman göstergesidir.) hayırlıdır ve daha kalıcıdır / bakidir. Onlar ki kötülük ve iğrenç davranışlardan kaçınırlar, öfkelendikleri zaman / gazaplandıklarında bağışlarlar. Rablerine cevap verirler / icabet ederler , namazı kılarlar, aralarında ki işler şura iledir. (Şura: Akılların saf tutması bir araya gelmesidir.) Rızıklarından harcarlar / infak ederler , onlara saldırı olduğunda yardımlaşırlar
İman eden ve salih amel yapanlara icabet eder ve onlara lütfunu artırır. Kâfirlere gelince, onlara şiddetli bir azap vardır.
İnanan ve iyi işler yapanların dileklerini kabul eder; lutuf ve kereminden onlara, daha fazlasını da verir. Kafirlere gelince, onlara da çetin bir azab vardır.
İnanıp güvenen ve iyi işler yapanlara istediklerini verir ve lütfederek fazlasını da verir. Kafirlere /ayetleri görmezlikte direnenlere ise çetin bir azap vardır dipnot 1 .
İnanıp güvenen ve iyi işler yapanlara hak ettiklerini ve daha fazlasını verir. Ayetleri görmezlikten gelenlerin (kafirlerin) payına düşen ise şiddetli bir cezadır.
İman eden ve salih amel yapanlara icabet eder ve onlara lütfunu artırır. Kâfirlere gelince, onlara şiddetli bir azap vardır.
İman eden ve doğruları yapanlara icabet eder ve onlara lütfunu artırır. Kafirlere gelince, onlara şiddetli bir azap vardır.
İman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanların dualarını O cevaplıyor, lütfundan onlara fazlasını O veriyor. İnkarcılara da şiddetli bir azap var.
Şûrâ suresi, 27. ayet. وَلَوْ بَسَطَ ٱللَّهُ ٱلرِّزْقَ لِعِبَادِهِۦ لَبَغَوْا۟ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَٰكِن يُنَزِّلُ بِقَدَرٍ مَّا يَشَآءُ إِنَّهُۥ بِعِبَادِهِۦ خَبِيرٌۢ بَصِيرٌ
Allah, kullarına (tümüne birden) rızkı bol bol verseydi, yeryüzünde mutlaka azgınlık ederlerdi. Fakat O, rızkı dilediği ölçüde indirir. Şüphesiz O, kullarından hakkıyla haberdardır ve onları hakkıyla görendir.
Allah kullarına rızkı bolca verseydi yeryüzünde azarlardı. Fakat O, (rızkı) dilediği ölçüde indirir. Şüphesiz ki O, kullarından haberdardır, görendir.
Ve eğer Allah kullarına rızkı bol bol verseydi, elbet yeryüzünde azıp saparlardı; lakin O dilediğine akıl sır ermez bir ölçüyle indirmektedir: çünkü O kullarının her halinden haberdardır, her şeyi tarifsiz bir görüşle görmektedir.
Eğer Allah (bu dünyada) kullarına bol rızık vermiş olsaydı, yeryüzünde küstahça davranırlardı. Halbuki O, (rahmetini) gereği kadar dilediğince ihsan etmektedir çünkü O, kullarının (ihtiyaçlarından) tamamiyle haberdardır ve onları görmektedir.
Eğer Allah, kullarının yaşam gıdalarını yayıp genişletseydi, arzda elbette azarlardı! Ne var ki dilediğini bir ölçü ile indirir. . . Muhakkak ki O, kullarında Habiyr'dir, Basıyr'dir.
Eğer Allah, kulları için rızkı (sınırsızca) geniş tutup yaysaydı, gerçekten yeryüzünde azarlardı. Ancak O, dilediği miktar ile indirir. Çünkü O, kullarından haberi olandır, görendir.
Allah kullarına rızkı bol bol verseydi, yeryüzünde azarlardı. Fakat O, (rızkı) dilediği ölçüde indirir. Çünkü O, kullarının haberini alandır, onları görendir.
Allah, kullarına bol geçimlik verseydi, yeryüzünde kesinlikle azıtırlardı. Fakat O, dilediği ölçüde gönderir. Kuşkusuz, O, kullarından Haberlidir; Görendir.
Allah, kullarına rızkı bol bol verseydi, yeryüzünde azarlardı. Fakat Allah rızkı dilediği ölçüde indirir. Allah, kullarını çok iyi bilir ve görür.
ALLAH kullarına rızkı bollaştırsaydı, yeryüzünde azacaklardı. Nitekim dilediği ölçüde gönderir. O, kullarından Haberdardır, Görendir.
ALLAH kullarına rızkı bollaştırsaydı, yeryüzünde azacaklardı. Nitekim dilediği ölçüde gönderir. O, kullarından Haberdardır, Görendir.
Bununla beraber Allah kullarına bol bol rızık seriverseydi, yeryüzünde azar ve taşkınlık ederlerdi. Fakat dilediği kadar ölçü ile indiriyor. Şüphesiz ki O, kullarından haberdardır, onları görendir.
Bununla beraber Allah kullarına rızkı bol bol seriverse Arzda azar ve taşgınlık ederlerdi. Ve lakin dilediği kadar bir mıkdar ile indiriyor, şübhesiz ki o kullarına habirdir, basirdir.
Eğer Allah, kullarına rızkı genişletseydi, kesinlikle yeryüzünde azarlardı. Fakat O, dilediği kadarını indirir. Kuşkusuz O, kullarının Her Şeyinden Haberdar Olan'dır, Her Şeyi Gören'dir.
Eğer Allah, kullarına rızkı genişletseydi, kesinlikle yeryüzünde azarlardı. Fakat O, dilediği kadarını indirir. Kuşkusuz O, kullarının Her Şeyinden Haberdar Olan'dır, Her Şeyi Gören'dir.
Eğer Allah, kullarına rızkı genişletseydi, kesinlikle yeryüzünde azarlardı. Fakat O, dilediği kadarını indirir. Kuşkusuz O, kullarının Her Şeyinden Haberdar Olan'dır, Her Şeyi Gören'dir.
Eğer Tanrı, kulları için rızkı (sınırsızca) geniş tutup yaysaydı, gerçekten yeryüzünde azarlardı. Ancak O, dilediği miktar ile indirir. Çünkü O, kullarından haberi olandır, görendir.
Eğer Allah (bütün) kullarına (müsavat üzere) bol rızık verseydi yer (yüzün) de muhakkak ki taşkınlık ederler, azarlardı. Fakat O, ne mıkdar dilerse (rızkı o kadar) indirir. Şübhe yok ki O, kulların (ın her haalin) den hakkıyle haberdardır, (her şey'i) kemaliyle görendir.
Şayet Allah kulları için rızkı geniş tutsaydı; yeryüzünde azgınlık ederlerdi. Fakat O; dilediği ölçüde indirir. Muhakkak ki O; kulları için Habir'dir, Basir'dir.
(25-39) O, kullarının vazgeçmelerini / tövbelerini de kabul edendir, onların kötülüklerini de affeder, yaptıklarınızı da bilir, iman edenlere ve salih amel işleyenlere cevap verir / icabet eder , onları fazlından hazinesinden vererek artırır, kafirlere ise şiddetli bir azap vardır. Eğer ki Allah rızkı kullarına basitleştirseydi / elde etmesi kolay olsaydı arzda azgınlaşırlardı ve fakat bir ayar üzere istediğine indiriyor, muhakkak ki O, kullarından haberi olandır ve görendir. Ümit kesildikten sonra yağmuru yağdıran ve rahmetini yayandır / neşredendir, O dosttur, övülendir. O’nun ayetlerinden biri semaları ve arzı yaratmasıdır. Onun içinde de yaratıklardan üretmesidir. İstediği vakit te sizi bir araya getirmeye gücü yeter / muktedirdir. M usibet, elinizle kazandıklarınızdan dolayı isabet eder , çoğunu da Allah affeder (isabet et tirmez) siz yeryüzünde aciz bırakacak / çaresiz bırakacak değilsiniz, sizin Allah’tan gayrı / Allah’tan başka dostunuz ve yardımcınız yoktur. O’nun ayetlerinden biri de denizde gemileri bayrak gibi / alem gibi / alamet gibi akıtmasıdır, eğer isterse rüzgârı sakinleştirir o, görünürde hareketsiz kalır, işte bunda her bir sabreden, şükreden için ayetler vardır yahut kazandıkları nedeniyle onları telef eder , çoğunu da /ekserisini de bağışlar , ayetlerimizle tartışanlar / mücadele edenler / cedelleşenler onlara kaçacak yer yok. Size bir şey olarak verilenler dünya hayatının geçimlik malzemeleridir / tüketim malzemeleridir. (Metanın zıddı naîm kalıcı tükenmez gayri memnun nimet) Allah’ın yanında / indinde iman edenler ve rablerini vekil tayin edenler için olan (vekalet vermek içsel iman göstergesidir , salih amel dışsal iman göstergesidir.) hayırlıdır ve daha kalıcıdır / bakidir. Onlar ki kötülük ve iğrenç davranışlardan kaçınırlar, öfkelendikleri zaman / gazaplandıklarında bağışlarlar. Rablerine cevap verirler / icabet ederler , namazı kılarlar, aralarında ki işler şura iledir. (Şura: Akılların saf tutması bir araya gelmesidir.) Rızıklarından harcarlar / infak ederler , onlara saldırı olduğunda yardımlaşırlar
Şayet Allah; kullarına rızkı yaymış olsaydı, elbette yeryüzünde azgınlık ederlerdi. Fakat O, dilediği miktarda indirir. Çünkü O, kullarının her şeyinden haberdardır, görendir.
Allah kullarına rızkı bollaştırsaydı, yeryüzünde azarlardı. Fakat (O rızkı) dilediği ölçüde indiriyor. Çünkü O, kullarını(n her halini) haber alandır, görendir.
Allah, rızkı kullarının önüne büsbütün serseydi kesinlikle yeryüzünde azgınlık ederlerdi. Ancak o, rızkı belirlediği ölçüde indirir dipnot 1 . Şüphesiz Allah, kullarının durumundan haberdar olan ve onları görendir.
Allah, rızkı kullarının önüne serseydi, yeryüzünde taşkınlık ederlerdi. Ancak o, rızkı kullarına kendi tercih ettiği ölçüde indirir. O her şeyin içyüzünü bilir ve her şeyi görür.
Şayet Allah, kullarına rızkı yaymış olsaydı, elbette yeryüzünde azgınlık ederlerdi. Fakat O, dilediği miktarda indirir. Çünkü O kullarının herşeyinden haberdardır, görendir.
Şayet Allah, kullarına rızkı yaymış olsaydı, elbette yeryüzünde azgınlık ederlerdi. Fakat O, dilediği miktarda indirir. Çünkü O kullarından haberdar ve (onları) görendir.
Eğer Allah, kulları için rızkı yayıp döşeseydi, yeryüzünde mutlaka azarlardı. Ama O, dilediğince ölçülü olarak indiriyor. Çünkü O, kullarından gereğince haberdardır, onları iyice görmektedir.
Şûrâ suresi, 28. ayet. وَهُوَ ٱلَّذِى يُنَزِّلُ ٱلْغَيْثَ مِنۢ بَعْدِ مَا قَنَطُوا۟ وَيَنشُرُ رَحْمَتَهُۥ وَهُوَ ٱلْوَلِىُّ ٱلْحَمِيدُ
O, insanlar umutlarını kestikten sonra yağmuru indiren, rahmetini her tarafa yayandır. O, dost olandır, övülmeye layık olandır.
O, (insanlar) umutlarını kestikten sonra yağmuru indiren, rahmetini her tarafa yayandır. O dosttur, övülmeye layık olandır.
Ve O, (insanlar) tüm umutlarını yitirdikten sonra yağmuru indirir ve rahmetini yayar: zira O'dur (insanların) gerçek velisi, hamd O'na mahsustur.
O, (insanlar) bütün ümitlerini yitirdikten sonra yağmuru indiren ve (bu suretle) rahmetini sergileyendir; çünkü (insanların) koruyucusu yalnız O'dur, hamd O'na mahsustur.
O, onlar (kulları) ümit kestikten sonra yağmuru indiren ve rahmetini yayandır. . . O, Veliyy'dir, Hamiyd'dir.
O'dur ki, onlar umutlarını kestikten sonra yağmuru indirir ve rahmetini serip yayar. O, Veli'dir, Hamid'dir.
O, (insanlar) umutlarını kestikten sonra, yağmuru indiren, rahmetini her tarafa yayandır. O, hakiki dosttur, övülmeye lâyık olandır.
O, umutlarını yitirmelerinden sonra yağmuru indirir ve rahmetini yayar. Çünkü O, Dosttur; Övgülere Yaraşandır.
İnsanlar ümitsizliğe düştükten sonra yağmuru yağdıran ve rahmetini yayan O'dur. Kullarının işlerini düzenleyen ve övgüye layık olan da O'dur.
Umutlarını kesmelerinden sonra yağmuru indiren ve rahmetini yayandır. O, Övgüye Layık bir Dosttur.
Umutlarını kesmelerinden sonra yağmuru indiren ve rahmetini yayandır. O, Övgüye Layık bir Dosttur.
O'dur (insanlar) ümit kesmişlerken yağmuru indiren ve rahmetini her tarafa yayan. O, öyle dost, öyle övülmeye layık olandır.
Ve öyledir ki o, ümidi kesmişlerken feyz indirir ve rahmetini neşr eder, o öyle veliy, öyle hamiddir.
O, insanlar ümitsizliğe düştükten sonra yağmuru yağdıran ve rahmetini yayandır. Ve O, Gerçek Gözetici'dir, Övgüye Değer Yegane Varlık'tır.
O, insanlar ümitsizliğe düştükten sonra yağmuru yağdıran ve rahmetini yayandır. Ve O, Gerçek Gözetici'dir, Övgüye Değer Yegane Varlık'tır.
O, insanlar ümitsizliğe düştükten sonra yağmuru yağdıran ve rahmetini yayandır. Ve O, Gerçek Gözetici'dir, Övgüye Değer Yegane Varlık'tır.
O'dur ki, onlar umutlarını kestikten sonra yağmuru indirir ve rahmetini serip yayar. O, Velidir, Hamiddir.
O, (insanlar) ümidlerini kesdikden sonra, yağmuru indirmekde, rahmetini yaymakda olandır. O, hakıyki yar, her hamde sezavardır.
O'dur ki; ümidlerini kestikten sonra yağmuru indirir ve rahmetini yayar. O; Veli'dir, Hamid'dir.
(25-39) O, kullarının vazgeçmelerini / tövbelerini de kabul edendir, onların kötülüklerini de affeder, yaptıklarınızı da bilir, iman edenlere ve salih amel işleyenlere cevap verir / icabet eder , onları fazlından hazinesinden vererek artırır, kafirlere ise şiddetli bir azap vardır. Eğer ki Allah rızkı kullarına basitleştirseydi / elde etmesi kolay olsaydı arzda azgınlaşırlardı ve fakat bir ayar üzere istediğine indiriyor, muhakkak ki O, kullarından haberi olandır ve görendir. Ümit kesildikten sonra yağmuru yağdıran ve rahmetini yayandır / neşredendir, O dosttur, övülendir. O’nun ayetlerinden biri semaları ve arzı yaratmasıdır. Onun içinde de yaratıklardan üretmesidir. İstediği vakit te sizi bir araya getirmeye gücü yeter / muktedirdir. M usibet, elinizle kazandıklarınızdan dolayı isabet eder , çoğunu da Allah affeder (isabet et tirmez) siz yeryüzünde aciz bırakacak / çaresiz bırakacak değilsiniz, sizin Allah’tan gayrı / Allah’tan başka dostunuz ve yardımcınız yoktur. O’nun ayetlerinden biri de denizde gemileri bayrak gibi / alem gibi / alamet gibi akıtmasıdır, eğer isterse rüzgârı sakinleştirir o, görünürde hareketsiz kalır, işte bunda her bir sabreden, şükreden için ayetler vardır yahut kazandıkları nedeniyle onları telef eder , çoğunu da /ekserisini de bağışlar , ayetlerimizle tartışanlar / mücadele edenler / cedelleşenler onlara kaçacak yer yok. Size bir şey olarak verilenler dünya hayatının geçimlik malzemeleridir / tüketim malzemeleridir. (Metanın zıddı naîm kalıcı tükenmez gayri memnun nimet) Allah’ın yanında / indinde iman edenler ve rablerini vekil tayin edenler için olan (vekalet vermek içsel iman göstergesidir , salih amel dışsal iman göstergesidir.) hayırlıdır ve daha kalıcıdır / bakidir. Onlar ki kötülük ve iğrenç davranışlardan kaçınırlar, öfkelendikleri zaman / gazaplandıklarında bağışlarlar. Rablerine cevap verirler / icabet ederler , namazı kılarlar, aralarında ki işler şura iledir. (Şura: Akılların saf tutması bir araya gelmesidir.) Rızıklarından harcarlar / infak ederler , onlara saldırı olduğunda yardımlaşırlar
(Kulları) umutlarını kestikten sonra yağmur indirip rahmetini yayan O’dur. O'dur gerçek veli (ve) hamde layık olan.
O'dur ki (kulları) umutlarını kestikten sonra yağmuru indirir, rahmetini yayar. O velidir, övülmüştür.
Herkes ümidini kestikten sonra yağmuru indiren ve ikramını yayan odur dipnot 1 . O velidir /her şeye en yakın olandır dipnot 2 , yaptığını mükemmel yapandır.
Herkes ümidini kesmişken yağmuru indiren ve ikramını yayan O'dur. O, asıl dosttur ve yaptığını güzel yapar.
(Kulları) umutlarını kestikten sonra yağmur indirip, rahmetini yayan O’dur. O'dur veli (ve) hamde layık olan.
(Kulları) umutlarını kestikten sonra yağmur indirip, rahmetini yayan O'dur. Koruyup gözeten O'dur. Hamd'e layık olan da O'dur.
O odur ki, kulları umutlarını kestikten sonra yağmuru indirir ve rahmetini yayar. Veli'dir O, Hamid'dir.
Şûrâ suresi, 29. ayet. وَمِنْ ءَايَٰتِهِۦ خَلْقُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَثَّ فِيهِمَا مِن دَآبَّةٍ وَهُوَ عَلَىٰ جَمْعِهِمْ إِذَا يَشَآءُ قَدِيرٌ
Gökleri, yeri ve bu ikisi içinde yaydığı canlıları yaratması, O'nun varlığının delillerindendir. O, dilediği zaman, onları bir araya getirmeye de gücü yetendir.
Gökleri, yeri ve bu ikisinde yaydığı canlıları yaratması da O'nun delillerindendir. dipnot 1 O, dilediği zaman bunları bir araya toplamaya da gücü yetendir.
Gökleri ve yeri yaratması, bunlarda yaşayan her türden yürüyen canlılar üretmesi O'nun delillerindendir: Ve O, dilediği zaman onları kendi katında toplama gücüne de sahiptir.
Gökleri ve yeri ve bunların içinde üretip çoğalttığı bütün canlı varlıkları yaratması, O'nun işaretlerindendir. (Bunları yaratan) Allah, dilediği zaman onları (kendi katında) toplama gücüne de sahiptir.
Semaları ve arzı ve ikisi arasındakileri DABBEden (biyolojik bedenler) çoğaltıp yaydıklarını yaratması O'nun işaretlerindendir. . . "HU" dilediğinde, onları birleştirmeye Kaadir'dir.
Göklerin ve yerin yaratılması ile onlarda her canlıdan türetip yayması O'nun ayetlerindendir. Ve O, dileyeceği zaman onların hepsini toplamaya güç yetirendir.
Gökleri, yeri ve bunların içine yayıp ürettiği canlıları yaratması da O’nun delillerindendir. O dilediği zaman bunları bir araya toplamaya da kadirdir.
Gökleri ve yeryüzünü yaratması da canlıları çoğaltarak onların üzerinde yayması da O'nun kanıtlarındandır. Zaten O'nun, dilediğinde, onları toplama gücü vardır.
Gökleri ve yeri yaratıp oralarda canlıları yayması O'nun varlığının delillerindendir. Dilediği zaman onları toplamaya da gücü yeter.
Gökleri ve yeri yaratıp onlarda çeşitli yaratıklar yayması O'nun ayetlerindendir. O, dilediği zaman onları toplayabilir.
Gökleri ve yeri yaratıp onlarda çeşitli yaratıklar yayması O'nun ayetlerindendir. O, dilediği zaman onları toplayabilir.
Göklerin ve yerin yaratılışı ve onlarda ürettiği her canlının üretilişi de O'nun ayetlerindendir. Ve O dilediği zaman onları toplamaya da kadirdir.
O Göklerin ve Yerin yaradılışı ve onlarda ürettiği her dabbenin üretilişi de onun ayatındandır ve o dileyeceği zaman onları toplamağa da kadirdir.
Göklerin ve yeryüzünün yaratılması ve o ikisinde dipnot 1 her canlıdan çoğaltıp yayması, O'nun ayetlerindendir. dipnot 2 O, dilediği zaman onları toplamaya gücü yetendir.
Göklerin ve yeryüzünün yaratılması ve o ikisinde dipnot 1 her canlıdan çoğaltıp yayması, O'nun ayetlerindendir. dipnot 2 O, dilediği zaman onları toplamaya gücü yetendir.
Göklerin ve yeryüzünün yaratılması ve o ikisinde dipnot 1 her canlıdan çoğaltıp yayması, O'nun ayetlerindendir. dipnot 2 O, dilediği zaman onları toplamaya gücü yetendir.
Göklerin ve yerin yaratılması ile onlarda her canlıdan türetip yayması O'nun ayetlerindendir. Ve O, dileyeceği zaman onların hepsini toplamaya güç yetirendir.
Göklerin ve yerin ve bunlar içinde yayıp üretdiği canlıların yaratılışı Onun ayetlerindendir. O, bütün bunları (kıyamet gününde) toplamıya da, dileyeceği zaman, hakkıyle kaadirdir.
Gökleri, yeri ve ikisinde yaydığı canlıları yaratması da O'nun ayetlerindendir. O, dileyince bunları toplamaya da hakkıyla kadirdir.
(25-39) O, kullarının vazgeçmelerini / tövbelerini de kabul edendir, onların kötülüklerini de affeder, yaptıklarınızı da bilir, iman edenlere ve salih amel işleyenlere cevap verir / icabet eder , onları fazlından hazinesinden vererek artırır, kafirlere ise şiddetli bir azap vardır. Eğer ki Allah rızkı kullarına basitleştirseydi / elde etmesi kolay olsaydı arzda azgınlaşırlardı ve fakat bir ayar üzere istediğine indiriyor, muhakkak ki O, kullarından haberi olandır ve görendir. Ümit kesildikten sonra yağmuru yağdıran ve rahmetini yayandır / neşredendir, O dosttur, övülendir. O’nun ayetlerinden biri semaları ve arzı yaratmasıdır. Onun içinde de yaratıklardan üretmesidir. İstediği vakit te sizi bir araya getirmeye gücü yeter / muktedirdir. M usibet, elinizle kazandıklarınızdan dolayı isabet eder , çoğunu da Allah affeder (isabet et tirmez) siz yeryüzünde aciz bırakacak / çaresiz bırakacak değilsiniz, sizin Allah’tan gayrı / Allah’tan başka dostunuz ve yardımcınız yoktur. O’nun ayetlerinden biri de denizde gemileri bayrak gibi / alem gibi / alamet gibi akıtmasıdır, eğer isterse rüzgârı sakinleştirir o, görünürde hareketsiz kalır, işte bunda her bir sabreden, şükreden için ayetler vardır yahut kazandıkları nedeniyle onları telef eder , çoğunu da /ekserisini de bağışlar , ayetlerimizle tartışanlar / mücadele edenler / cedelleşenler onlara kaçacak yer yok. Size bir şey olarak verilenler dünya hayatının geçimlik malzemeleridir / tüketim malzemeleridir. (Metanın zıddı naîm kalıcı tükenmez gayri memnun nimet) Allah’ın yanında / indinde iman edenler ve rablerini vekil tayin edenler için olan (vekalet vermek içsel iman göstergesidir , salih amel dışsal iman göstergesidir.) hayırlıdır ve daha kalıcıdır / bakidir. Onlar ki kötülük ve iğrenç davranışlardan kaçınırlar, öfkelendikleri zaman / gazaplandıklarında bağışlarlar. Rablerine cevap verirler / icabet ederler , namazı kılarlar, aralarında ki işler şura iledir. (Şura: Akılların saf tutması bir araya gelmesidir.) Rızıklarından harcarlar / infak ederler , onlara saldırı olduğunda yardımlaşırlar
Göklerin ve yerin yaratılması ve oralarda canlıların yayılması da O’nun ayetlerindendir. Dilediği zaman onları toplamaya kadir olan da O’dur.
Gökleri, yeri ve bunların içine yaydığı canlıları yaratması da O'nun ayetlerinden (birliğinin ve kudretinin işaretlerinden)dir. O, dilediği zaman onları toplamağa da kadirdir.
Gökleri, yeri yaratması ve her ikisinde yaydığı canlılar, onun ayetlerindendir dipnot 1 . O, şartlarını oluşturduğunda onları bir araya toplamanın ölçüsünü koyandır dipnot 2 .
Göklerin, yerin ve her ikisinde yayılmış hareketli canlıların yaratılması Allah'ın ayetlerindendir. Şartlarını oluşturduğunda onları bir araya toplamanın ölçüsünü de koymuştur.
Göklerin ve yerin yaratılması ve oralarda canlıların yayılması da O’nun ayetlerindendir. Dilediği zaman onları toplamaya kadir olan da O’dur.
Göklerin ve yerin yaratılması ve oralarda canlıların yayılması da O'nun belgelerindendir. Dilediği zaman onları toplamaya kadir olan da O'dur.
Gökleri ve yeri ve bu ikisi içinde yaydığı canlıları yaratması da O'nun ayetlerindendir. O, dilediği zamanda onları biraraya getirmeye kadirdir.
Şûrâ suresi, 30. ayet. وَمَآ أَصَٰبَكُم مِّن مُّصِيبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ أَيْدِيكُمْ وَيَعْفُوا۟ عَن كَثِيرٍ
Başınıza her ne musibet gelirse, kendi yaptıklarınız yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder.
Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle kazandıklarınız (yaptıklarınız) yüzündendir. dipnot 1 (Allah) çoğunu da affeder.
Başınıza gelen her musibet, kendi ellerinizle yaptıklarınızın sonucudur; üstelik O bir çoğunu da affetmektedir.
(Hesap Günü) başınıza gelecek her felaket kendi ellerinizle yapıp ettiklerinizin bir ürünü olacaktır; bununla beraber Allah çok bağışlayıcıdır;
Size ne bela isabet etmişse, elleriniz ile yaptıklarınızın sonucudur! (Allah) birçoğunu da affediyor.
Size isabet eden her musibet, (ancak) ellerinizin kazandığı dolayısıyladır. (Allah,) Çoğunu da affeder.
Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. (Bununla beraber) Allah çoğunu affeder.
Başınıza gelen her yıkım, kendi elinizle yaptıklarınız yüzündendir. Üstelik çoğunu bağışlar.
Başınıza gelecek her felaket, kendi yapıp ettiklerinizin bir ürünüdür. Bununla beraber Allah pek çoğunu bağışlıyor.
Size dokunan bir kötülük, işlediklerinizin bir sonucudur. O, birçoğunu da affeder.
Size dokunan bir kötülük, işlediklerinizin bir sonucudur. O, bir çoğunu da affeder.
Başınıza ne musibet geldiyse kendi ellerinizle kazandıklarınız yüzündendir. Oysa bir çoğunu da bağışlıyor.
Başınıza ne musıybet geldi ise kendi ellerinizin kazancı iledir, halbuki bir çoğundan afvediyor.
Size isabet eden musibet kendi ellerinizle yaptığınız şeyler yüzündendir. O, çoğuna da engel oluyor.
Size isabet eden musibet kendi ellerinizle yaptığınız şeyler yüzündendir. O, çoğuna da engel oluyor.
Size isabet eden her musibet, kendi yaptığınız şeyler yüzündendir. O, çoğuna da engel oluyor.
Size isabet eden her musibet, (ancak) ellerinizin kazandığı dolayısıyladır. (Tanrı,) Çoğunu da affeder:
Sizi çarpan her musiybet, kendi ellerinizin (ihtiyarınızın) işleyib kazandığı (günahlar) yüzündendir. (Bununla beraber Allah) bir çoğunu da afveder (de musıybete uğratmaz.)
Size musibetten ne gelirse, kendi ellerinizin kazandığındandır. Bununla beraber O, çoğunu affeder.
(25-39) O, kullarının vazgeçmelerini / tövbelerini de kabul edendir, onların kötülüklerini de affeder, yaptıklarınızı da bilir, iman edenlere ve salih amel işleyenlere cevap verir / icabet eder , onları fazlından hazinesinden vererek artırır, kafirlere ise şiddetli bir azap vardır. Eğer ki Allah rızkı kullarına basitleştirseydi / elde etmesi kolay olsaydı arzda azgınlaşırlardı ve fakat bir ayar üzere istediğine indiriyor, muhakkak ki O, kullarından haberi olandır ve görendir. Ümit kesildikten sonra yağmuru yağdıran ve rahmetini yayandır / neşredendir, O dosttur, övülendir. O’nun ayetlerinden biri semaları ve arzı yaratmasıdır. Onun içinde de yaratıklardan üretmesidir. İstediği vakit te sizi bir araya getirmeye gücü yeter / muktedirdir. M usibet, elinizle kazandıklarınızdan dolayı isabet eder , çoğunu da Allah affeder (isabet et tirmez) siz yeryüzünde aciz bırakacak / çaresiz bırakacak değilsiniz, sizin Allah’tan gayrı / Allah’tan başka dostunuz ve yardımcınız yoktur. O’nun ayetlerinden biri de denizde gemileri bayrak gibi / alem gibi / alamet gibi akıtmasıdır, eğer isterse rüzgârı sakinleştirir o, görünürde hareketsiz kalır, işte bunda her bir sabreden, şükreden için ayetler vardır yahut kazandıkları nedeniyle onları telef eder , çoğunu da /ekserisini de bağışlar , ayetlerimizle tartışanlar / mücadele edenler / cedelleşenler onlara kaçacak yer yok. Size bir şey olarak verilenler dünya hayatının geçimlik malzemeleridir / tüketim malzemeleridir. (Metanın zıddı naîm kalıcı tükenmez gayri memnun nimet) Allah’ın yanında / indinde iman edenler ve rablerini vekil tayin edenler için olan (vekalet vermek içsel iman göstergesidir , salih amel dışsal iman göstergesidir.) hayırlıdır ve daha kalıcıdır / bakidir. Onlar ki kötülük ve iğrenç davranışlardan kaçınırlar, öfkelendikleri zaman / gazaplandıklarında bağışlarlar. Rablerine cevap verirler / icabet ederler , namazı kılarlar, aralarında ki işler şura iledir. (Şura: Akılların saf tutması bir araya gelmesidir.) Rızıklarından harcarlar / infak ederler , onlara saldırı olduğunda yardımlaşırlar
Size isabet eden her musibet, ellerinizle kazandıklarınız sebebiyledir. (Bununla beraber Allah) Çoğunu affeder.
Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizin yaptığı (işler) yüzündendir. (Allah, hatalarınızın) Birçoğunu da affeder.
Başınıza gelen her şey, ellerinizle yaptığınıza karşılıktır. Allah, bir çoğunu da affeder dipnot 1 .
Başınıza ne gelse kendi elinizle yaptığınızdan dolayı gelir dipnot 1 . Allah bir çoğunu da bağışlar.
Size isabet eden her musibet, ellerinizle kazandıklarınız sebebiyledir. Çoğunu da affeder.
Başınıza gelen her musibet, ellerinizle yaptıklarınız sebebiyledir. Çoğunu da affeder.
Size gelip çatan her musibet ellerinizin kazandığı yüzündendir. Allah birçoklarını da affediyor.
Şûrâ suresi, 31. ayet. وَمَآ أَنتُم بِمُعْجِزِينَ فِى ٱلْأَرْضِ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ مِن وَلِىٍّ وَلَا نَصِيرٍ
Yeryüzünde O'nu aciz bırakamazsınız. Sizin için Allah'tan başka hiçbir dost ve yardımcı yoktur.
Yeryüzünde (O'nu) asla aciz bırakamazsınız. dipnot 1 Sizin için Allah'a rağmen dost da yardımcı da yoktur.
Siz O'nu daha yeryüzünde atlatmaktan acizsiniz; (ahirette) ise Allah dışında ne candan bir dost, ne de işe yarar bir yardımcı bulacaksınız.
ve siz O'nu yeryüzünde bertaraf edemezsiniz, (öteki dünyada da) sizi Allah(ın cezasın)dan koruyacak ve size yardım edecek kimse bulamazsınız.
Siz, arzda (Allah'ı) aciz bırakamazsınız! Sizin Allah'tan başka ne bir veliniz ve ne de bir yardımcınız yoktur.
Siz yeryüzünde (O'nu) aciz bırakacak değilsiniz. Ve sizin Allah'ın dışında ne bir veliniz vardır, ne bir yardımcınız.
Yeryüzünde (O'nu) âciz bırakamazsınız. Allah'tan başka bir dostunuz ve bir yardımcınız da yoktur.
Yeryüzünde güçsüz bırakamazsınız. Sizin için, Allah'tan başka ayrıca, ne bir dost ne de bir yardımcı yoktur.
Siz O'nu yeryüzünde aciz bırakamazsınız. Allah'tan başka bir dostunuz ve yardımcınız da yoktur.
Siz yeryüzünde kaçamazsınız. Sizin ALLAH ‘tan başka bir sahibiniz ve yardımcınız yoktur.
Siz yeryüzünde kaçamazsınız. Sizin ALLAH 'tan başka bir sahibiniz ve yardımcınız yoktur.
Hem siz yeryüzünde (O'nu) aciz bırakacak değilsiniz. Ve sizi Allah'tan başka kurtaracak ne bir koruyucu, ne de bir yardımcı yoktur.
Hem siz Arzda aciz bırakacak değilsiniz ve size Allahdan başka kurtaracak ne bir hami, ne de bir yardımcı yoktur.
Siz, yeryüzünde aciz bırakabilecek olanlar değilsiniz. Sizin, Allah'tan başka bir veliniz dipnot 1 ve yardımcınız yoktur.
Siz, yeryüzünde aciz bırakabilecek olanlar değilsiniz. Sizin, Allah'tan başka bir veliniz dipnot 1 ve yardımcınız yoktur.
Siz, yeryüzünde aciz bırakabilecek olanlar değilsiniz. Sizin, Allah'tan başka bir veliniz dipnot 1 ve yardımcınız yoktur.
Siz yeryüzünde (O'nu) aciz bırakacak değilsiniz. Ve sizin Tanrı'nın dışında ne bir veliniz vardır, ne bir yardımcınız.
Siz yer (yüzün) de (Allahı) aaciz bırakabilecekler değilsiniz Sizin Allahdan başka ne bir haaminiz, ne bir yardımcınız yokdur.
Yeryüzünde O'nu aciz bırakamazsınız. Ve sizin Allah'tan başka ne bir veliniz vardır, ne de bir yardımcınız.
(25-39) O, kullarının vazgeçmelerini / tövbelerini de kabul edendir, onların kötülüklerini de affeder, yaptıklarınızı da bilir, iman edenlere ve salih amel işleyenlere cevap verir / icabet eder , onları fazlından hazinesinden vererek artırır, kafirlere ise şiddetli bir azap vardır. Eğer ki Allah rızkı kullarına basitleştirseydi / elde etmesi kolay olsaydı arzda azgınlaşırlardı ve fakat bir ayar üzere istediğine indiriyor, muhakkak ki O, kullarından haberi olandır ve görendir. Ümit kesildikten sonra yağmuru yağdıran ve rahmetini yayandır / neşredendir, O dosttur, övülendir. O’nun ayetlerinden biri semaları ve arzı yaratmasıdır. Onun içinde de yaratıklardan üretmesidir. İstediği vakit te sizi bir araya getirmeye gücü yeter / muktedirdir. M usibet, elinizle kazandıklarınızdan dolayı isabet eder , çoğunu da Allah affeder (isabet et tirmez) siz yeryüzünde aciz bırakacak / çaresiz bırakacak değilsiniz, sizin Allah’tan gayrı / Allah’tan başka dostunuz ve yardımcınız yoktur. O’nun ayetlerinden biri de denizde gemileri bayrak gibi / alem gibi / alamet gibi akıtmasıdır, eğer isterse rüzgârı sakinleştirir o, görünürde hareketsiz kalır, işte bunda her bir sabreden, şükreden için ayetler vardır yahut kazandıkları nedeniyle onları telef eder , çoğunu da /ekserisini de bağışlar , ayetlerimizle tartışanlar / mücadele edenler / cedelleşenler onlara kaçacak yer yok. Size bir şey olarak verilenler dünya hayatının geçimlik malzemeleridir / tüketim malzemeleridir. (Metanın zıddı naîm kalıcı tükenmez gayri memnun nimet) Allah’ın yanında / indinde iman edenler ve rablerini vekil tayin edenler için olan (vekalet vermek içsel iman göstergesidir , salih amel dışsal iman göstergesidir.) hayırlıdır ve daha kalıcıdır / bakidir. Onlar ki kötülük ve iğrenç davranışlardan kaçınırlar, öfkelendikleri zaman / gazaplandıklarında bağışlarlar. Rablerine cevap verirler / icabet ederler , namazı kılarlar, aralarında ki işler şura iledir. (Şura: Akılların saf tutması bir araya gelmesidir.) Rızıklarından harcarlar / infak ederler , onlara saldırı olduğunda yardımlaşırlar
Yeryüzünde (O'nu) aciz bırakamazsınız. Sizin Allah’tan başka bir veliniz de, yardımcınız da yoktur.
Siz, yeryüzünde O(nun cezası)na engel olamazsınız. Sizin Allah'tan başka ne bir veliniz, ne de bir yardımcınız vardır.
Siz, yeryüzünde onu aciz bırakamazsınız. Allah ile aranıza girecek bir veliniz de yardımcınız da yoktur dipnot 1 .
Yeryüzünde O'nu çaresiz bırakamazsınız. Allah ile aranıza koyabileceğiniz, size yön verecek ve yardım edecek biri de yoktur.
Yeryüzünde (O'nu) aciz bırakamazsınız. Sizin Allah’tan başka bir veliniz de yardımcınız da yoktur.
Yoksa siz, yeryüzünde bir yere kaçıp kurtulamazsınız. Sizin Allah'tan başka bir sahibiniz de yardımcınız da yoktur.
Siz yeryüzünde aciz bırakıcılar değilsiniz. Sizin, Allah'tan başka dostunuz da yoktur, yardımcınız da.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.