Diyanet İşleri
Rüzgarları, yağmurun müjdecileri olarak göndermesi, Allah'ın (varlık ve kudretinin) delillerindendir. O, bunu, size rahmetinden tattırmak, emriyle gemilerin yol alması, O'nun lütfundan rızkınızı aramanız ve şükretmeniz için yapar.
Rûm suresi · 46–53. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Rûm suresi, 46. ayet. وَمِنْ ءَايَٰتِهِۦٓ أَن يُرْسِلَ ٱلرِّيَاحَ مُبَشِّرَٰتٍ وَلِيُذِيقَكُم مِّن رَّحْمَتِهِۦ وَلِتَجْرِىَ ٱلْفُلْكُ بِأَمْرِهِۦ وَلِتَبْتَغُوا۟ مِن فَضْلِهِۦ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Rüzgarları, yağmurun müjdecileri olarak göndermesi, Allah'ın (varlık ve kudretinin) delillerindendir. O, bunu, size rahmetinden tattırmak, emriyle gemilerin yol alması, O'nun lütfundan rızkınızı aramanız ve şükretmeniz için yapar.
Size rahmetinden tattırsın, gemiler O'nun emriyle yüzsün, lütfundan (payınızı) arayasınız ve şükredesiniz diye müjdeciler olarak rüzgârları göndermesi de O'nun delillerindendir. dipnot 1
Nitekim (yağmurun) müjdecisi olarak (önden) rüzgarları göndermesi O'nun (kudretinin) delillerindendir; bu sayede size rahmetini tattırmakta, gemileri yasası sayesinde yüzdürmekte, yine bu sayede O'nun lütfu kereminden pay almaktasınız: umulur ki şükrünü eda edersiniz.
Çünkü O, mucizevi işaretlerden biri olarak güzel haberler yüklü rüzgarlar (gönderir gibi mesajlarını) göndermektedir ki (hayat veren yağmurlar yoluyla) rahmetini üzerinize yağdırsın, gemiler kendi buyrukları doğrultusunda hareket edebilsin ve böylece O'nun nimetlerinden pay almak için çaba gösterenlerden ve şükredenlerden olasınız.
O'nun işaretlerindendir, rüzgarları müjdeciler olarak irsal etmesi; size rahmetinden tattırması ve gemilerin O'nun hükmünce akıp gitmesi için. . . O'nun fazlından talep etmeniz ve değerlendirerek müteşekkir olmanız için.
Size kendi rahmetinden taddırması, emriyle gemileri yürütmesi ve O'nun fazlından (rızkınızı) aramanız ile umulur ki şükretmeniz için, rüzgarları müjde vericiler olarak göndermesi, O'nun ayetlerindendir.
Size rahmetinden tattırsın, emriyle gemiler yüzsün, fazlından (nasibinizi) arayasınız ve şükredesiniz diye (hayat ve bereket) müjdecileri olarak rüzgârları göndermesi de Allah’ın (varlık ve kudretinin) delillerindendir.
Muştulayıcı olarak rüzgarları göndermesi de size rahmetinden tattırması da buyruğuyla gemileri yüzdürmesi de O'nun lütfundan aramanız da O'nun ayetlerindendir; belki şükredersiniz diye.
Şükredesiniz diye, sonsuz rahmetinden size tattırması, emri ile gemilerin seyretmesi ve lütfundan rızkınızı aramanız için rüzgarları yağmurun müjdecileri olarak göndermesi de Allah'ın varlığının delillerindendir.
Size rahmetini tattırması, emriyle gemileri yürütmesi, lütfunu (ticaret yoluyla) aramanız ve şükretmeniz için rüzgarları müjdeci olarak göndermesi de O'nun ayetlerindendir.
Size rahmetini tattırmak, emriyle gemileri yürütmesi, lütfunu (ticaret yoluyla) aramanız ve şükretmeniz için rüzgarları müjdeci olarak göndermesi de O'nun ayetlerindendir.
Rahmetinden size tattırmak, emriyle gemiler aksın, lütfundan arayıp kazanmanız için ve belki, şükredersiniz diye, rüzgarları müjdeleyiciler olarak göndermesi de O'nun ayetlerindendir.
Ve onun ayetlerindendir müjdeciler halinde rüzgarlar göndermesi ki hem rahmetinden size tattırmak için, hem emriyle gemiler akmak için, hem arayıb fazlından kazanmanız için, hem gerek ki şükredesiniz diye
Rüzgarları müjdeci olarak göndererek, rahmetinden size tattırması, buyruğu ile gemilerin akıp gitmesi ve lütfundan rızık istemeniz, O'nun ayetlerindendir. dipnot 1 Umulur ki şükredenlerden olursunuz.
Rüzgarları müjdeci olarak göndererek, rahmetinden size tattırması, buyruğu ile gemilerin akıp gitmesi ve lütfundan rızık istemeniz, O'nun ayetlerindendir. dipnot 1 Umulur ki şükredenlerden olursunuz.
Rüzgarları müjdeci olarak göndererek, rahmetinden size tattırması, buyruğu ile gemilerin akıp gitmesi ve lütfundan rızık istemeniz, O'nun ayetlerindendir. Umulur ki şükredenlerden olursunuz.
Size kendi rahmetinden tattırması, buyruğuyla gemileri yürütmesi ve O'nun fazlından (rızkınızı) aramanız ile umulur ki şükretmeniz için, rüzgarları müjde vericiler olarak göndermesi O'nun ayetlerindendir.
(Allahın) — rahmetinden size tatdırması, emriyle gemilerin akması, fazlından (nasıyb) aramanız ve şükretmeniz için — rüzgarları müjdeciler olarak göndermesi Onun ayetlerindendir.
Rüzgarları müjdeciler olarak göndermesi, rahmetinden size tattırması emri ile gemilerin yüzmesi ve lutfundan rızık istemeniz O'nun ayetlerindendir. Belki şükredersiniz.
(44-46) Kim küfrederse küfrü kendi aleyhinedir , kim ıslah edici amel işlerse kendi nefisleri için oturacak yer / mahat hazırlar, bu da fazlından , iman edenlere ve salih ameller işleyenlere verdiği karşılıktır , O kesinlikle kafirleri sevmez. O ’nun ayetlerinden biri, müjdeci / muştu olarak rüzgârı sizlere rahmetini tattırmak için göndermesidir , emri ile gemiyi fazlından aramanız için hareket ettirmesidir / cereyan ettirmesidir, böylelikle belki onlar teşekkür ederler.
Rüzgârları müjdeciler olarak göndermesi, size rahmetini tattırması, buyruğu ile gemilerin yürümesi, lütfundan rızık istemeniz, O'nun ayetlerindendir (varlığının ve kudretinin) delillerindendir.) Belki şükredersiniz.
O'nun ayetlerinden biri de (şudur): Rüzgarları (yağmurun) müjdeleri olarak gönderir ki size rahmetinden biraz taddırsın, gemiler buyruğuyla yürüsün ve siz O'nun lutfundan arayasınız da (verdiği ni'metlere) şükredesiniz.
Rüzgarları müjdeciler olarak göndermesi Allah'ın ayetlerindendir /göstergelerindendir dipnot 1 . Bunu; size ikramından tattırsın, gemiler koyduğu kanuna göre akıp gitsin, siz de onun lütfunu arayasınız ve görevlerinizi yerine getiresiniz diye yapar dipnot 2 .
Rüzgarları, müjdeciler olarak göndermesi Allah'ın koyduğu göstergelerdendir. Bunu, size ikramından tattırsın, gemiler emriyle dipnot 1 akıp gitsin ve iyiliğini arayasınız diye yapar. Belki teşekkür edersiniz.
Onun ayetlerinden birisi de, size rahmetinden tattırması emri ile gemileri yüzdürüp, lütfundan aramanız için rüzgarları müjdeci olararak göndermedisidir, ola ki şükredesiniz.
Onun ayetlerinden birisi de, size rahmetinden tattırması, emri ile gemileri yüzdürüp lütfundan aramanız için rüzgarları müjdeci olarak göndermesidir, ola ki şükredesiniz.
O'nun ayetlerindendir ki, size rahmetinden tattırsın; gemiler, buyruğu ile akıp gitsin. Lütfundan nasip arayasınız ve şükredebilesiniz diye, rüzgarları müjdeciler olarak gönderir.
Rûm suresi, 47. ayet. وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ رُسُلًا إِلَىٰ قَوْمِهِمْ فَجَآءُوهُم بِٱلْبَيِّنَٰتِ فَٱنتَقَمْنَا مِنَ ٱلَّذِينَ أَجْرَمُوا۟ وَكَانَ حَقًّا عَلَيْنَا نَصْرُ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Andolsun, senden önce biz nice peygamberleri kendi kavimlerine gönderdik. Peygamberler onlara apaçık mucizeler getirdiler. Biz de suç işleyenlerden intikam aldık. Mü'minlere yardım etmek ise üzerimizde bir haktır.
Yemin olsun ki biz senden önce onların toplumlarına elçiler göndermiştik de onlara apaçık belgeler (deliller) getirmişlerdi. (İnkar edip) günaha dalanlardan intikam almıştık. dipnot 1 Müminlere yardım etmek de üzerimize haktır dipnot 2 (borçtur).
Doğrusu senden önce de kendi kavimlerine elçiler göndermiştik; ve onlara hakikatin apaçık delilleriyle gelmiştiler. En sonunda suç ve günahta direnen kimselere yaptıklarının acısını tattırdık: zaten inananlara yardım etmek üstlendiğimiz bir görevdi.
(Ey Muhammed,) senden önceki toplumlara da kendi içlerinden peygamberler göndermiştik ve onlar hakikatin her türlü kanıtını getirmişlerdi ve sonra (müminleri zafere ulaştırmak suretiyle,) (kasden) kötülük işleyenlerden öcümüzü almıştık, zaten inananlara yardım etmeyi üstümüzde bir sorumluluk olarak görmüştük.
Andolsun ki, senden önce de kendi toplumlarına Rasuller irsal ettik de onlara açık deliller olarak geldiler. . . Biz de suç işleyenlerden intikam aldık. . . İman edenlere yardım etmek hakkımızdır.
Andolsun, biz senden önce kendi kavimlerine elçiler gönderdik de onlara apaçık belgeler getirdiler; böylece biz de suçlu günahkarlardan intikam aldık. İman edenlere yardım etmek ise, bizim üzerimizde bir haktır.
Andolsun ki, biz senden önce kendi kavimlerine nice peygamberler gönderdik de onlara açık deliller getirdiler. (Onları dinlemeyip) günaha dalanların ise cezalarını hakkıyla vermişizdir. Müminlere yardım etmek de bize düşer.
Gerçek şu ki, senden önce de elçileri kendi toplumlarına gönderdik. Onlara kesin kanıtlar getirdiler. Sonunda, hak ettikleri cezayı suçlulara verdik. Çünkü inananlara yardım etmek, üzerimizde bir yükümlülüktür.
Senden önce nice peygamberleri kendi toplumlarına göndermiştik. Onlara apaçık deliller getirmişlerdi. Biz, sonunda suçlulardan öç aldık. İnananlara yardım etmeyi üzerimize almışızdır.
Senden önce elçileri halklarına apaçık delillerle gönderdik. Suç işleyenleri de cezalandırdık. Gerçeği onaylayanlara yardım etmek görevimizdir.
Senden önce elçileri halklarına apaçık delillerle gönderdik. Suç işleyenleri de cezalandırdık. İnananlara yardım etmek görevimizdir.
Andolsun ki, senden önce birçok peygamberleri kavimlerine gönderdik de onlara apaçık delillerle vardılar. Onun üzerine suç işleyenlerden intikam aldık. Mü'minlere yardım ise üzerimizde bir hak oldu.
Celalim hakkı için senden evvel bir çok Resulleri kavmlerine gönderdik de onlara beyyinelerle vardılar, onun üzerine cürm işliyenlerden intikam aldık, mü'minlere ise nusrat uhdemizde bir hakk oldu
Ant olsun ki, senden önce, birçok Resul'ü halklarına gönderdik. Onlara beyyinat dipnot 1 getirdiler. Ardından suçlulardan intikam aldık. Mü'min kimselere yardım etmek Biz'e hak oldu.
Ant olsun ki, senden önce, birçok resulü halklarına gönderdik. Onlara beyyineler dipnot 1 getirdiler. Ardından suçlulardan intikam aldık. Mü'min kimselere yardım etmek Bize hak oldu.
Ant olsun ki, senden önce, birçok rasulü kavimlerine gönderdik. Onlara beyyineler dipnot 1 getirdiler. Ardından suçlulardan intikam aldık. İnanan kimselere yardım etmek Bize hak oldu.
Andolsun, biz senden önce kendi kavimlerine elçiler gönderdik de onlara apaçık belgeler getirdiler; böylece biz de suçlu günahkarlardan intikam aldık. İnançlılara yardım etmek ise bizim üzerimizde bir haktır.
Andolsun ki biz senden evvel kendi kavmlerine (nice) peygamberler göndermişizdir de onlara açık açık bürhanlar getirmişlerdir. Fakat (iman etmedikleri için) biz o günah işleyenlerden intikaam almışızdır. Mü'minlere yardım etmek ise üstümüzde bir hakdır.
Andolsun ki; senden önce Biz, nice peygamberleri kendi kavimlerine göndermişizdir de onlara açık deliller getirmişlerdir. Ama Biz, suç işleyenlerden öç aldık. Çünkü mü'minlere yardım etmek üstümüze bir haktır.
(47-53) Kesin olan şu ki, onların kavimlerine senden önce de Resuller gönderdik, onlara açıklamalarla geldiler, suç işleyenlerden / cürüm işleyenlerden öç aldık / intikam aldık, müminlere yardım etmek ise üzerimizdeki bir hak / bir sorumluluk oldu. Allah Rüzgârı gönderir, bulutu sürükler, gökte onu nasıl istiyorsa yayar, onu parça parça yapar ve sen yağmuru onun aralığından çıkarken görürsün , O da / yağmur da kullarından istediklerine nasip olduğundaysa onlar sevinirler , oysa onun inmesinden / yağmurun inmesinden ö nce iyice ümidi kesmiş vaziyette idiler. Allah’ın rahmetine dair izlere / eserlere baksana, öldükten sonra nasıl arzı diriltiyor , ölülerin diriltilmesi bunun gibidir ve O her şeye güç yetirendir / muktedirdir. Biz Rüzgârı göndersek te onun / diri olan yerin sarardığını görseler d ahi onun ardından yine de kafir olurlardı, sen ölüye işittiremezsin, ardını dönüp giden sağıra da çağrını işittiremezsin, sapmaları sebebiyle körü de alıp yola iletecek değilsin, sen ancak ayetlerimize teslim olanlara işittirebilirsin.
Andolsun ki biz senden önce nice rasulleri kavimlerine gönderdik. Onlar da kendilerine açık açık delillerle geldiler. Biz de günahkârlardan intikam aldık. Müminlere yardım etmek ise zaten üzerimize bir haktır.
Andolsun ki, biz senden önce de elçileri kavimlerine gönderdik; onlara deliller getirdiler ve biz, (onları dinlemeyip) suç işleyenlerden öc aldık. (Elbette alırız, çünkü) mü'minlere yardım etmek, üzerimize borç idi.
Senden önce de nice elçileri kendi halklarına gönderdik; onlara açık belgelerle geldiler. Sonra suç işleyenlere hak ettikleri cezayı verdik dipnot 1 . İnanıp güvenenlere yardım etmek, boynumuza borçtur dipnot 2 .
Senden önce elçileri kendi kavimlerine gönderdik; onlara, açık belgelerle geldiler. Sonra suça batanlara hak ettikleri cezayı verdik. İnanıp güvenenlere yardım boynumuza borçtur.
Senden önce de nice peygamberleri toplumlarına göndermiştik de onlara apaçık deliller getirmişlerdi. Suç işleyenlerden intikam almıştık. Müminlere yardım etmek üzerimize bir haktır.
Senden önce de nice peygamberleri toplumlarına göndermiştik de onlara apaçık deliller getirmişlerdi. Suç işleyenlerin cezasını vermiştik. Müminlere yardım etmek borcumuzdur.
Yemin olsun biz, senden önce de resulleri toplumlarına gönderdik, onlara açık kanıtlar getirdiler. Nihayet, günah işleyenlerden öç aldık. İnananlara yardım etmek bizim üzerimizde bir haktı.
Rûm suresi, 48. ayet. ٱللَّهُ ٱلَّذِى يُرْسِلُ ٱلرِّيَٰحَ فَتُثِيرُ سَحَابًا فَيَبْسُطُهُۥ فِى ٱلسَّمَآءِ كَيْفَ يَشَآءُ وَيَجْعَلُهُۥ كِسَفًا فَتَرَى ٱلْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَٰلِهِۦ فَإِذَآ أَصَابَ بِهِۦ مَن يَشَآءُ مِنْ عِبَادِهِۦٓ إِذَا هُمْ يَسْتَبْشِرُونَ
Allah, rüzgarları gönderendir. Onlar da bulutları harekete geçirir. Allah, onları dilediği gibi, (bazen) yayar ve (bazen) yoğunlaştırır. Nihayet yağmurun onların arasından çıktığını görürsün. Onu kullarından dilediklerine uğrattığı zaman bir de bakarsın sevinirler.
Allah rüzgârları gönderendir. Bu (rüzgâr)lar bulutu kaldırır. (Allah) onu gökte dilediği gibi yayar ve parçalara ayırır. (Bulutların) arasından yağmurun çıktığını görürsün. (Allah) kullarından dilediğine onu (yağmuru) isabet ettirince onlar hemen sevinirler. dipnot 1
Allah O'dur ki, rüzgarları elçi (gibi) göndererek bulutları tetikler; artık onları semada nasıl isterse öyle yayacak, dahası parça parça edecektir. Derken sen (ey insan), bulutların bağrından yağmurun boşaldığını görürsün: bir de onu kullarından dilediği kimselerin üzerine yağdırmaya görsün; işte o an değme onların sevincine!
Bulutları yükseğe kaldırsın diye (umut) rüzgarlarını estiren O'dur! O, bulutları göklerin üzerine dilediği gibi yayar ve onları yarıp parçalar, böylece bulutların içinden yağmurların boşaldığını görürsün ve kullarından dilediğinin üzerine yağdırıp onları sevince boğar,
Allah'tır ki, rüzgarları (ilham yollu fikirleri) irsal eder de bulutları (veri tabanındaki düşünceleri) sürer; onu (o düşünceleri) nasıl isterse öylece semada (bilinçte) yayar ve onu parça parça kılar (analizler yaptırır); böylece yağmurun (keşfedilen ilmin) onun aralarından çıktığını görürsün. . . Onu kullarından dilediğine isabet ettirince, bir de bakarsın ki onlar müjde edilen ile neşelenip seviniyorlar.
Allah, rüzgarları gönderir, böylece bir bulut kaldırır da onu nasıl dilerse gökte yayıp dağıtır ve onu parça parça kılar; nihayet onun arasından yağmurun akıp çıktığını görürsün. Sonunda kendi kullarından dilediğine verince, hemen sevince kapılıverirler.
Allah O’dur ki, rüzgârları gönderir, bunlar da bulutu kaldırır. Derken, Allah onu gökte dilediği gibi yayar ve parça parça eder; nihayet arasından yağmurun çıktığını görürsün. Allah dilediği kullarına yağmuru nasip edince, onlar seviniverirler.
Allah, rüzgarları gönderir; böylece, bulutlara devinim yaptırır. Sonra, dilediği gibi onları gökte yayar ve parçalara ayırır. Ardından, onların arasından yağmurun çıktığını görürsün. Sonunda, dilediği kuluna ulaştırdığında, onları sevindirir. dipnot 341
Allah, rüzgarları gönderip bulutları harekete geçirir. Onları gökyüzünde dilediği gibi yayıp kütleler haline getirir. Sen yağmuru bulutlardan yağarken görürsün. Bu yağmuru kullarından dilediklerine yağdırınca, hemen sevinirler.
ALLAH rüzgarları göndererek bulutları sürer, onları dilediği gibi gökte yayıp üst üste yığar ve sen de onların arasından yağmurun çıktığını görürsün. Kullarından dilediğinin üzerine onu yağdırınca hemen sevinirler.
ALLAH rüzgarları göndererek bulutları sürer, onları dilediği gibi gökte yayıp üstüste yığar ve sen de onların arasından yağmurun çıktığını görürsün. Kullarından dilediğinin üzerine onu yağdırınca hemen sevinirler.
Allah O'dur ki, rüzgarları gönderir de bir bulut savururlar. Derken onu gökyüzünde nasıl dilerse öyle serer, parça parça da eder. Derken aralarından yağmurun çıktığını görürsün. Derken onu kullarından kimlere diliyorsa döküverdi mi derhal yüzleri gülüverir,
Allah odur ki rüzgarları gönderir de bir bulut savururlar, derken onu Semada nasıl dilerse öyle serer, parça parça da eder, derken yağmuru görürsün aralarından çıkar, derken onu kullarından kimlere dileyorsa döküverdi mi derhal yüzleri gülüverir
Allah, rüzgarı göndererek bulutları hareket ettirir. Sonra onu gökyüzünde dilediği gibi yayıp kütleler haline getirir. Sonra onun arasından yağmurun çıktığını görürsün. Böylece kullarından dilediğine onu isabet ettirdiği zaman onlar sevinirler.
Allah, rüzgarı göndererek bulutları hareket ettirir. Sonra onu gökyüzünde dilediği gibi yayıp kütleler haline getirir. Sonra onun arasından yağmurun çıktığını görürsün. Böylece kullarından dilediğine onu isabet ettirdiği zaman onlar sevinirler.
Allah, rüzgarı göndererek bulutları hareket ettirir. Sonra onu gökyüzünde dilediği gibi yayıp kütleler haline getirir. Sonra onun arasından yağmurun çıktığını görürsün. Böylece kullarından dilediğine onu isabet ettirdiği zaman onlar sevinirler.
Tanrı, rüzgarları gönderir, böylece bir bulut kaldırır da onu nasıl dilerse gökte yayıp dağıtır ve onu parça parça kılar; nihayet onun arasından yağmurun akıp çıktığını görürsün. Sonunda kendi kullarından dilediğine verince, hemen sevince kapılıverirler.
Allah Odur ki rüzgarları gönderir de onlar bir bulut kaldırırlar), derken (Allah) bunu gökde nasıl dilerse öylece serer. Onu parça parça da eder. Nihayet görürsün ki aralarından yağmur çıkıb durmakdadır. Artık onu kullarından kimi dilerse onlara nasıyb eder de onlar da hemen sevinirler.
Allah, O'dur ki; rüzgarları gönderip bulutları yürütür ve onları dilediği gibi gökte yayar ve kısım kısım yığar. Nihayet sen de aralarından yağmurun çıktığını görürsün. Allah'ın kullarından dilediğine verdiği yağmurla onlar hemen seviniverirler.
(47-53) Kesin olan şu ki, onların kavimlerine senden önce de Resuller gönderdik, onlara açıklamalarla geldiler, suç işleyenlerden / cürüm işleyenlerden öç aldık / intikam aldık, müminlere yardım etmek ise üzerimizdeki bir hak / bir sorumluluk oldu. Allah Rüzgârı gönderir, bulutu sürükler, gökte onu nasıl istiyorsa yayar, onu parça parça yapar ve sen yağmuru onun aralığından çıkarken görürsün , O da / yağmur da kullarından istediklerine nasip olduğundaysa onlar sevinirler , oysa onun inmesinden / yağmurun inmesinden ö nce iyice ümidi kesmiş vaziyette idiler. Allah’ın rahmetine dair izlere / eserlere baksana, öldükten sonra nasıl arzı diriltiyor , ölülerin diriltilmesi bunun gibidir ve O her şeye güç yetirendir / muktedirdir. Biz Rüzgârı göndersek te onun / diri olan yerin sarardığını görseler d ahi onun ardından yine de kafir olurlardı, sen ölüye işittiremezsin, ardını dönüp giden sağıra da çağrını işittiremezsin, sapmaları sebebiyle körü de alıp yola iletecek değilsin, sen ancak ayetlerimize teslim olanlara işittirebilirsin.
Allah, rüzgârları gönderendir. Onlar da bulutları harekete geçirir. Allah, onları dilediği gibi, (bazen) yayar ve (bazen) yoğunlaştırır. Nihayet yağmurun onların arasından çıktığını görürsün. Onu kullarından dilediklerine uğrattığı zaman bir de bakarsın sevinirler.
Allah, rüzgarları gönderir, bulutu kaldırır; sonra onu gökte dilediği gibi yayar ve parça parça eder; arasından yağmurun çıktığını görürsün. Derken, onu kullarından dilediğine uğratınca hemen sevinirler.
Allah, rüzgarları gönderendir. Onlar yağmur bulutunu harekete geçirir, Allah da onu gökte tercih ettiği şekilde dipnot 1 yayar ve küme küme yapar. Sonra aralarından yağmur damlalarının çıktığını görürsün. Onu, tercih ettiği kullarına ulaştırdığında hemen sevinirler dipnot 2 .
Rüzgarları gönderen Allah'tır. Bulutu kaldırıp Allah'ın emrettiği şekilde yayarlar. Allah bulutu küme küme yapınca arasından çıkan yağmuru görürsün. Sonra yağmuru, belirlediği kullarına ulaştırdığında hemen sevinirler.
Rüzgarları gönderip, bulutları hareket ettiren, onu gökte istediği gibi yayan ve küme küme eden Allah’tır. Sonunda sen aralarından yağmurun çıktığını görürsün. Kullarından dilediğine yağmuru indirdiği zaman onlar hemen sevinirler.
Rüzgarları gönderip, bulutları hareket ettiren, onu gökte istediği gibi yayan ve küme küme eden Allah'tır. Sonunda sen aralarından yağmurun çıktığını görürsün; kullarından dilediğine yağmuru indirdiği zaman onlar hemen sevinirler.
O Allah'tır ki, rüzgarları gönderir de onlar, bulutu savurur. Sonra Allah o bulutu gökte dilediği gibi yayıp döşer, onu parça parça eder. Nihayet sen onun arasından yağmurun çıktığını görürsün. Sonra onu kullarından dilediğine ulaştırdığında onlar, müjde almış gibi sevinirler.
Rûm suresi, 49. ayet. وَإِن كَانُوا۟ مِن قَبْلِ أَن يُنَزَّلَ عَلَيْهِم مِّن قَبْلِهِۦ لَمُبْلِسِينَ
Oysa onlar daha önce kendilerine yağmur yağdırılmadan evvel kesin bir ümitsizliğe kapılmışlardı.
Oysa onlar daha önce yani üzerlerine (yağmur) indirilmesinden önce iyice ümitlerini kesmişlerdi.
Ama aynı kimseler az önce, yani (yağmur) indirilmeden önce umutlarını büsbütün yitirmiştiler.
oysa (tam da) yağmurun yağdırılmasından kısa bir süre önce, (neredeyse) bütün umutlarını yitirmişlerdi!
Halbuki bundan önce, kendilerine (yağmur - ilim) indirilmeden önce elbette mublisindiler (hakikatle batılı birbirine karıştırıp, ayrımını yapamayan).
Oysa onlar, bundan önce (yağmurun) üzerine inmesinden evvel umutlarını kesmişlerdi.
Oysa onlar, daha önce, üzerlerine yağmur yağdırılmasından iyice ümitlerini kesmişlerdi.
Oysa onun indirilmesinden önce, tüm umutlarını yitirmişlerdi.
Oysa onlar daha evvel, yağmurdan önce ümitsizliğe düşmüşlerdi.
Halbuki onlar, üzerlerine yağmur yağmasından önce umutsuzdular.
Halbuki onlar, onun kendilerine yağmadan önce umutsuzdular.
her ne kadar yağmur kendilerine indirilmeden önce ümitsizlik içinde idiyseler de.
Önce o kendilerine indirilmezden evvel ümidi kesmiş ye'se düşmüş iseler de
Oysa onlar, yağmurun onlara indirilmesinden önce gerçekten ümitlerini kesenlerdi.
Oysa onlar, yağmurun onlara indirilmesinden önce gerçekten ümitlerini kesenlerdi.
Oysa onlar, yağmurun onlara indirilmesinden önce gerçekten ümitlerini kesenlerdi.
Oysa onlar, bundan önce (yağmurun) üzerine inmesinden evvel umutlarını kesmişlerdi.
Halbuki onlar bundan evvel üzerlerine (Allahın yağmur) indireceğinden kat'iyyen ümidlerini kesmişlerdi.
Halbuki daha önceden kendilerine yağmur indirilmesinden kesin olarak ümitlerini kesmişlerdi.
(47-53) Kesin olan şu ki, onların kavimlerine senden önce de Resuller gönderdik, onlara açıklamalarla geldiler, suç işleyenlerden / cürüm işleyenlerden öç aldık / intikam aldık, müminlere yardım etmek ise üzerimizdeki bir hak / bir sorumluluk oldu. Allah Rüzgârı gönderir, bulutu sürükler, gökte onu nasıl istiyorsa yayar, onu parça parça yapar ve sen yağmuru onun aralığından çıkarken görürsün , O da / yağmur da kullarından istediklerine nasip olduğundaysa onlar sevinirler , oysa onun inmesinden / yağmurun inmesinden ö nce iyice ümidi kesmiş vaziyette idiler. Allah’ın rahmetine dair izlere / eserlere baksana, öldükten sonra nasıl arzı diriltiyor , ölülerin diriltilmesi bunun gibidir ve O her şeye güç yetirendir / muktedirdir. Biz Rüzgârı göndersek te onun / diri olan yerin sarardığını görseler d ahi onun ardından yine de kafir olurlardı, sen ölüye işittiremezsin, ardını dönüp giden sağıra da çağrını işittiremezsin, sapmaları sebebiyle körü de alıp yola iletecek değilsin, sen ancak ayetlerimize teslim olanlara işittirebilirsin.
Hâlbuki onlar daha önce kendilerine yağmur yağdırılmadan evvel kesin bir ümitsizliğe kapılmışlardı.
Halbuki onlar, yağmurun kendilerine indirilmesinden önce umutsuz idiler.
Oysa daha önce, üzerlerine yağmur yağdırılmadan önce, tam bir umutsuzluk içinde idiler.
Oysa az önce; yağmur yağdırılmadan önce umutlarını kesmişlerdi.
Halbuki onlar yağmur yağmadan önce iyice ümitlerini kesmişlerdi.
Halbuki onlar yağmur yağmadan önce suskunluk içinde idiler.
Oysaki onlar, yağmur kendilerine indirilmeden önce iyice suskun ve ümitsiz idiler.
Rûm suresi, 50. ayet. فَٱنظُرْ إِلَىٰٓ ءَاثَٰرِ رَحْمَتِ ٱللَّهِ كَيْفَ يُحْىِ ٱلْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَآ إِنَّ ذَٰلِكَ لَمُحْىِ ٱلْمَوْتَىٰ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
Allah'ın rahmetinin eserlerine bak! Yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor. Şüphe yok ki O, ölüleri de elbette diriltecektir. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
Allah'ın rahmetinin sonuçlarına bir bak: Toprağı ölümünün ardından nasıl diriltiyor! Şüphesiz ki O, ölüleri de mutlaka dirilticidir. dipnot 1 O, her şeye gücü yetendir.
Haydi (ey insan)! Dön de bir bak Allah'ın rahmetinin sonuçlarına: ölü toprağa nasıl da can veriyor! İşte bunu yapan ölüleri diriltenin ta kendisidir: zira O'nun güç ve kudreti her şeye yeter.
İşte (ey insanoğlu,) bunlar Allah'ın rahmetinin işaretleridir; (bak,) ölü toprağa nasıl can veriyor! İşte ölüye tekrar can veren de (Allah)tır; zaten O, her şeyi yapmaya kadirdir!
Allah'ın rahmetinin eserlerine bak, (ahseni takvim - halife olarak yaratılıp ölümsüz kılınan kendini, beden - madde kabul ederek) ölümünden sonra, arzı (ilimle) nasıl diriltiyor? Muhakkak ki işte O, ölüleri elbette hayata (ölümsüzlüğe) kavuşturandır! "HU" her şeye Kaadir'dir.
Şimdi Allah'ın rahmetinin eserlerine bak; ölümünden sonra yeryüzünü nasıl diriltmektedir? Şüphesiz O, ölüleri de gerçekten diriltecektir. O, her şeye güç yetirendir.
Allah'ın rahmetinin eserlerine bir bak: Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor! Şüphesiz O, ölüleri de mutlaka diriltecektir. O, her şeye kadirdir.
Şimdi, Allah'ın rahmetinin eserlerine bak; yeryüzünü, ölümünden sonra nasıl canlandırıyor? Kuşkusuz, ölülere de işte böyle Yaşam Verendir. Çünkü O, her şeye Gücü Yetendir.
Allah'ın rahmetinin belirtilerine bak! Nasıl ölümünden sonra toprağa hayat veriyor. Şüphesiz O, ölüleri de böyle diriltecektir. O'nun her şeye gücü yeter.
ALLAH'ın rahmetinin ürünlerine bak; ölümünden sonra toprağı nasıl da diriltiyor. Bunun gibi ölüleri de diriltecektir. O her şeye gücü yetendir.
ALLAH'ın rahmetinin ürünlerine bak; ölümünden sonra toprağı nasıl da diriltiyor. Bunun gibi ölüleri de diriltecektir. O her şeye gücü yetendir.
Şimdi bak Allah'ın rahmetinin eserlerine! Yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor? Şüphe yok ki, O mutlaka ölüleri diriltir. Daha da her şeye gücü yetendir O!
Şimdi bak Allahın rahmeti asarına, Arzı ölümünden sonra nasıl diriltiyor? Şübhe yok ki o her halde ölüleri diriltir, daha da her şey'e kadirdir o
Allah'ın rahmetinin eserlerine bir bak! Ölümünden sonra yeryüzünü nasıl diriltiyor! Ölüleri de kesinlikle diriltecek O'dur. O, Her Şeye Güç Yetiren'dir.
Allah'ın rahmetinin eserlerine bir bak! Ölümünden sonra yeryüzünü nasıl diriltiyor! Ölüleri de kesinlikle diriltecek O'dur. O, Her Şeye Güç Yetiren'dir.
Allah'ın rahmetinin eserlerine bir bak! Ölümünden sonra yeryüzünü nasıl diriltiyor. Ölüleri de kesinlikle diriltecek O'dur. O, Her Şeye Güç Yetiren'dir.
Şimdi Tanrı'nın rahmetinin eserlerine bak; ölümünden sonra yeryüzünü nasıl diriltmektedir? Şüphesiz O, ölüleri de gerçekten diriltecektir. O, her şeye güç yetirendir.
Şimdi bak Allahın rahmet eserlerine: Arzı, ölümünün ardından, nasıl diriltiyor. Şübhe yok ki O, ölüleri de herhalde (tekrar) dirilticidir. O, her şey'e hakkıyle kaadirdir.
Allah'ın rahmetinin belirtilerine bir baksana. Toprağı öldükten sonra nasıl diriltiyor? İşte O; bütün ölüleri de muhakkak diriltecek. O; her şeye kadirdir.
(47-53) Kesin olan şu ki, onların kavimlerine senden önce de Resuller gönderdik, onlara açıklamalarla geldiler, suç işleyenlerden / cürüm işleyenlerden öç aldık / intikam aldık, müminlere yardım etmek ise üzerimizdeki bir hak / bir sorumluluk oldu. Allah Rüzgârı gönderir, bulutu sürükler, gökte onu nasıl istiyorsa yayar, onu parça parça yapar ve sen yağmuru onun aralığından çıkarken görürsün , O da / yağmur da kullarından istediklerine nasip olduğundaysa onlar sevinirler , oysa onun inmesinden / yağmurun inmesinden ö nce iyice ümidi kesmiş vaziyette idiler. Allah’ın rahmetine dair izlere / eserlere baksana, öldükten sonra nasıl arzı diriltiyor , ölülerin diriltilmesi bunun gibidir ve O her şeye güç yetirendir / muktedirdir. Biz Rüzgârı göndersek te onun / diri olan yerin sarardığını görseler d ahi onun ardından yine de kafir olurlardı, sen ölüye işittiremezsin, ardını dönüp giden sağıra da çağrını işittiremezsin, sapmaları sebebiyle körü de alıp yola iletecek değilsin, sen ancak ayetlerimize teslim olanlara işittirebilirsin.
Allah’ın rahmetinin eserlerine bak! Yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor. Şüphe yok ki O, ölüleri de elbette diriltecektir. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
Allah'ın rahmetinin eserlerine bak ki, nasıl yeri ölümünden sonra diriltiyor? Şüphe yok ki, O, ölüleri de diriltecektir, O her şeye kadirdir.
Allah'ın ikramının sonuçlarına bir bak; yeryüzünü ölümünden sonra nasıl canlandırıyor! Bunu yapan, elbette ölüleri de canlandırır dipnot 1 . O, her şeye bir ölçü koyar.
Allah'ın ikramının etkilerine baksana; toprağa, ölümünden sonra nasıl can veriyor. Bunu yapan elbette ölülere de can verir. O, her şeye bir ölçü koyar.
Allah’ın rahmetinin eserinlerine bir bak! Yeryüzünü öldükten/kuruduktan sonra nasıl canlandırıyor. İşte ölüleri de böyle diriltecektir. O’nun herşeye gücü yeter.
Allah'ın rahmetinin eserine bir bak, yeryüzünü kuruduktan sonra nasıl canlandırıyor. İşte ölüleri de böyle diriltecektir. O'nun herşeye gücü yeter.
Artık Allah'ın rahmetinin eserlerine bak, nasıl diriltiyor toprağı ölümü ardından! İşte bu Muhyi, ölüleri elbette diriltir. O, herşeye Kadir'dir.
Rûm suresi, 51. ayet. وَلَئِنْ أَرْسَلْنَا رِيحًا فَرَأَوْهُ مُصْفَرًّا لَّظَلُّوا۟ مِنۢ بَعْدِهِۦ يَكْفُرُونَ
Andolsun, eğer (ekinlerine zararlı) bir rüzgar göndersek de o ekini sararmış görseler, ardından mutlaka nankörlük etmeye başlarlar.
Şüphesiz ki bir rüzgâr göndersek de onu (ekinleri) sararmış görseler, ardından elbette nankörlüğe başlarlar.
Ama Biz eğer bir sam yeli göndersek ve bu yüzden ekinlerinin sararıp solduğunu görseler, bunun ardından derhal inkarda ayak diremeye başlarlar.
İşte böyle: şayet (topraklarını kavuran) bir rüzgar göndersek ve ekinlerinin sararmaya başladığını görseler, (kısa süre önceki sevinçlerinden) vazgeçip (kudretimizi ve rahmetimizi) inkar etmeye kalkışırlar!
Andolsun ki eğer bir rüzgar irsal etsek de onu sararmış görseler, ondan sonra elbette nankörlüklerine dönerler.
Andolsun, biz bir rüzgar göndersek de onu(n ekinini) sararmış görseler, mutlaka ardından nankörlük ederler.
Andolsun ki, bir rüzgâr göndersek de onu (ekini) sararmış görseler, ardından muhakkak nankörlüğe başlarlar.
Güçlü bir rüzgar göndersek ve böylece ekinlerinin sararmaya başladığını görseler, hemen nankörlük etmeye başlarlar.
Biz onlara bir rüzgar göndersek de o bitkileri sapsarı olmuş görseler, kesinlikle inkarlarını sürdürürler.
Ancak, O bir fırtına gönderir de onlar (ekinlerin kuruyup) sarardığını görseler, hemen inkar ve nankörlük etmeye başlarlar.
Ancak, O bir fırtına gönderir de onlar (ekinlerin kuruyup) sarardığını görseler hemen inkar ve nankörlük etmeye başlarlar.
Andolsun ki, bir rüzgar göndersek de onun bitkilerinin sararmış olduğunu görseler, mutlaka onun arkasından nankörlüğe başlarlar.
Celalim hakkı için bir rüzgar göndersek de onu (o eseri) sararmış görseler mutlak onun arkasından küfrana başlarlar
Eğer rüzgar göndersek, ekini ve bitkileri sararmış görseler, nankörlük etmeye başlarlar.
Eğer rüzgar göndersek, ekini ve bitkileri sararmış görseler, nankörlük etmeye başlarlar.
Eğer rüzgar göndersek, ekini ve bitkileri sararmış görseler, nankörlük etmeye başlarlar.
Andolsun, biz bir rüzgar göndersek de onu(n ekinini) sararmış görseler, mutlaka ardından küfrederler.
Andolsun, biz bir rüzgar gönderir de Onu (n eserini) sararmış görürlerse ardından muhakkak ki küfraana başlarlar.
Andolsun ki; bir rüzgar gönderir de yeşillikleri sarartırsak; bunu görünce hemen nankörlüğe başlarlar.
(47-53) Kesin olan şu ki, onların kavimlerine senden önce de Resuller gönderdik, onlara açıklamalarla geldiler, suç işleyenlerden / cürüm işleyenlerden öç aldık / intikam aldık, müminlere yardım etmek ise üzerimizdeki bir hak / bir sorumluluk oldu. Allah Rüzgârı gönderir, bulutu sürükler, gökte onu nasıl istiyorsa yayar, onu parça parça yapar ve sen yağmuru onun aralığından çıkarken görürsün , O da / yağmur da kullarından istediklerine nasip olduğundaysa onlar sevinirler , oysa onun inmesinden / yağmurun inmesinden ö nce iyice ümidi kesmiş vaziyette idiler. Allah’ın rahmetine dair izlere / eserlere baksana, öldükten sonra nasıl arzı diriltiyor , ölülerin diriltilmesi bunun gibidir ve O her şeye güç yetirendir / muktedirdir. Biz Rüzgârı göndersek te onun / diri olan yerin sarardığını görseler d ahi onun ardından yine de kafir olurlardı, sen ölüye işittiremezsin, ardını dönüp giden sağıra da çağrını işittiremezsin, sapmaları sebebiyle körü de alıp yola iletecek değilsin, sen ancak ayetlerimize teslim olanlara işittirebilirsin.
Andolsun, eğer biz bir rüzgâr göndersek, onlar da ardından onu sararmış görürlerse bundan sonra onlar muhakkak inkâra saparlar.
Andolsun bir rüzgar, göndersek de o (eki)ni sararmış görseler, ondan sonra nankörlük etmeğe başlarlar.
Eğer başka bir rüzgar göndersek de yeryüzünü sararmış görseler bu kez de kesinlikle nankörlük ederler dipnot 1 .
Onlara bir rüzgar göndersek de, bitkinin sarardığını görseler tutar nankör kesilirler.
Şüphesiz, bir rüzgar göndersek de onu (ekini yeşil olduktan sonra) sararmış görseler, ardından muhakkak küfrederler.
Bir rüzgar göndersek de yeşillikleri sararttığımızı görseler hemen bunun ardından nankörlüğe başlarlar.
Yemin olsun, bir rüzgar göndersek de o yeri sararmış görseler, arkasından hiç şaşmadan nankörlük etmeye başlarlar.
Rûm suresi, 52. ayet. فَإِنَّكَ لَا تُسْمِعُ ٱلْمَوْتَىٰ وَلَا تُسْمِعُ ٱلصُّمَّ ٱلدُّعَآءَ إِذَا وَلَّوْا۟ مُدْبِرِينَ
Şüphesiz, sen ölülere işittiremezsin. Dönüp gittikleri zaman çağrıyı sağırlara da işittiremezsin.
Şüphesiz ki sen ölülere dipnot 1 duyuramaz; sağırlara da arkalarını dönüp giderlerken çağrıyı duyuramazsın.
Şu da bir gerçek ki sen asla ölülere duyuramazsın; arkasını dönüp uzaklaşırken her tür davete sağır kesilenlere de duyuramazsın.
Elbette sen ölülere asla duyuramazsın ve sırtlarını (sana) dönüp uzaklaşan (kalbi) sağırlara (da)!
Muhakkak ki sen (bilgisizce kendini toprakta yok olup gidecek beden sanan) ölülere işittiremezsin; (Hakk'a) arkalarını dönüp gittiklerinde sağırlara da işittiremezsin!
Şimdi sen, ölülere (söz) duyuramazsın ve arkalarını dönüp giden sağırlara da çağrıyı duyuramazsın.
(Ey Muhammed!) Şüphe yoktur ki sen, ölülere işittiremez, dönüp gittikleri zaman da sağırlara çağrıyı duyuramazsın.
Kuşkusuz, ölülere duyuramazsın; arkasını dönüp giden sağırlara da çağrıyı duyuramazsın. dipnot 342
Elbette sen manen ölülere duyuramazsın; arkalarını dönüp giderlerken manen sağırlara o daveti işittiremezsin.
Sen ne ölülere işittirebilirsin, ne de arkalarını dönüp giden sağırlara çağrıyı duyurabilirsin. dipnot 1
Sen ne ölülere işittirebilirsin, ne de arkalarını dönüp giden sağırlara çağrıyı duyurabilirsin.
Çünkü sen ölülere işittiremezsin. O daveti arkalarını dönmüş giderlerken sağırlara da duyuramazsın.
Çünkü sen ölülere işittiremezsin, o da'veti sağırlara da işittiremezsin, arkalarını dönmüş giderlerken
Şu bir gerçek ki, sen ölülere dipnot 1 duyuramazsın. Arkasını dönüp giden sağırlara dipnot 2 da çağrıyı duyuramazsın. dipnot 3
Şu bir gerçek ki, sen ölülere dipnot 1 duyuramazsın. Arkasını dönüp giden sağırlara dipnot 2 da çağrıyı duyuramazsın. dipnot 3
Şu bir gerçek ki, sen ölülere dipnot 1 duyuramazsın. Arkasını dönüp giden sağırlara dipnot 2 da çağrıyı duyuramazsın. dipnot 3
Şimdi sen, ölülere (söz) duyuramazsın ve arkalarını dönüp giden sağırlara da çağrıyı duyuramazsın.
Bunun için sen — arkalarına dönüb giderlerken — o da'veti ölülere de duyuramazsın, sağırlara da işitdiremezsin.
Bunun için sen; ölüye katiyyen işittiremezsin. Dönüp giden sağırlara da daveti duyuramazsın.
(47-53) Kesin olan şu ki, onların kavimlerine senden önce de Resuller gönderdik, onlara açıklamalarla geldiler, suç işleyenlerden / cürüm işleyenlerden öç aldık / intikam aldık, müminlere yardım etmek ise üzerimizdeki bir hak / bir sorumluluk oldu. Allah Rüzgârı gönderir, bulutu sürükler, gökte onu nasıl istiyorsa yayar, onu parça parça yapar ve sen yağmuru onun aralığından çıkarken görürsün , O da / yağmur da kullarından istediklerine nasip olduğundaysa onlar sevinirler , oysa onun inmesinden / yağmurun inmesinden ö nce iyice ümidi kesmiş vaziyette idiler. Allah’ın rahmetine dair izlere / eserlere baksana, öldükten sonra nasıl arzı diriltiyor , ölülerin diriltilmesi bunun gibidir ve O her şeye güç yetirendir / muktedirdir. Biz Rüzgârı göndersek te onun / diri olan yerin sarardığını görseler d ahi onun ardından yine de kafir olurlardı, sen ölüye işittiremezsin, ardını dönüp giden sağıra da çağrını işittiremezsin, sapmaları sebebiyle körü de alıp yola iletecek değilsin, sen ancak ayetlerimize teslim olanlara işittirebilirsin.
Şüphesiz, sen ölülere işittiremezsin. Dönüp gittikleri zaman çağrıyı sağırlara da işittiremezsin.
Sen de ölülere söz dinletemezsin; arkalarını dönüp giden sağırlara çağrıyı işittiremezsin.
Zaten sen ölülere bir şey işittiremezsin. Sırtlarını döndükleri zaman sağırlara da çağrını işittiremezsin dipnot 1 .
Sen ölülere işittiremezsin, arkasını döndüğünde sağırlara da işittiremezsin.
Sen, ölülere duyuramazsın, arkasını dönüp gittiği zaman sağırlara davetini duyuramazsın.
Sen, ölüye sesini duyuramazsın, arkasını dönüp gittiği zaman sağırlara çağrını duyuramazsın.
Artık sen ölülere işittiremezsin. Dönüp gittikleri takdirde sağırlara da çağrıyı duyuramazsın.
Rûm suresi, 53. ayet. وَمَآ أَنتَ بِهَٰدِ ٱلْعُمْىِ عَن ضَلَٰلَتِهِمْ إِن تُسْمِعُ إِلَّا مَن يُؤْمِنُ بِـَٔايَٰتِنَا فَهُم مُّسْلِمُونَ
Sen, körleri sapkınlıklarından çıkarıp doğru yola iletemezsin. Sen, çağrını ancak ayetlerimize inanıp müslüman olan kimselere işittirebilirsin.
Sen körleri şaşkınlıklarından (çevirip) doğru yola iletemezsin. dipnot 1 Ayetlerimize inanıp teslim olanlardan başkasına duyuramazsın. dipnot 2
Yine sen (kalbi) kör olanları sapıklıktan çevirip de doğru yola yöneltemezsin. Sen ancak ayetlerimize iman eden kimselere duyurabilirsin ve onlar da hemen teslim oluverirler.
Ve yine, (kalpleri) kör olanları sapıklıklarından döndürüp doğru yola iletemezsin. Sen (davetini) ancak mesajlarımıza inan(mak istey)enlere ve böylece kendilerini Bize teslim edenlere duyurabilirsin.
Sen basiretsizleri, sapık inançlarından çıkarıp, hakikati gösteremezsin! Sen ancak müslimler (teslim olmuşlar) olmaları dolayısıyla, varlıklarındaki işaretlerimize iman eden kimselere işittirirsin!
Ve sen kendi sapıklıkları içinde kör olanları da doğruya iletici değilsin. Sen yalnızca, bizim ayetlerimize iman edenlere duyurabilirsin ki onlar müslümanlardır.
Körleri de sapıklıklarından (vazgeçirip) doğru yola iletemezsin. Ancak teslimiyet göstererek âyetlerimize iman edenlere duyurabilirsin.
Sapkınlık içindeki körleri de doğru yola eriştiremezsin. Sen, ancak, ayetlerimize inananlara duyurabilirsin. Teslim olanlar, işte onlardır.
Manen körleri de sapıklıklarından doğru yola iletemezsin. Ancak teslimiyet göstererek ayetlerimize iman edebileceklere duyurabilirsin.
Körü de sapıklığından kurtarıp yola getiremezsin. Sen ancak ayetlerimizi onaylayanlara işittirebilirsin ki onlar hemen teslim olurlar.
Körü de sapıklığından kurtarıp yola getiremezsin. Sen ancak ayetlerimize inananlara işittirebilirsin ki onlar hemen teslim olurlar.
Körleri de sapıklıktan doğru yola çıkaramazsın; sen ancak ayetlerimize iman edeceklere duyurabilirsin de onlar İslam'a gelir, selameti bulurlar.
Körlerin de şaşkınlıklarından yol göstericisi değilsin, ancak ayetlerimize iyman edeceklere işittirirsin de onlar islama gelir, selameti bulurlar
Sen, körleri dipnot 1 sapkınlıklarından kurtarıp doğru yola iletemezsin. Sen, ayetlerimizi ancak iman edeceklere duyurabilirsin; zira onlar teslim dipnot 2 olmuş kimselerdir.
Sen, körleri dipnot 1 sapkınlıklarından kurtarıp doğru yola iletemezsin. Sen, ayetlerimizi ancak iman edeceklere duyurabilirsin; zira onlar teslim dipnot 2 olmuş kimselerdir.
Sen, körleri dipnot 1 sapkınlıklarından kurtarıp doğru yola iletemezsin. Sen, ayetlerimizi ancak iman edeceklere duyurabilirsin; zira onlar teslim dipnot 2 olmuş kimselerdir.
Ve sen kendi sapıklıkları içinde kör olanları da doğruya iletici değilsin. Sen yalnızca bizim ayetlerimize inananlara duyurabilirsin ki onlar müslümanlardır.
Sen körleri dahi sapıklıklarından ayırıb doğru yola iletici değilsin. Sen (başkalarına değil) ancak ayetlerimize iman edib de müslüman olanlara, (yalınız) onlara dinletebilirsin.
Körleri sapıklıklarından vazgeçirip doğru yola döndüremezsin. Sen; ayetlerimizi ancak inananlara duyurabilirsin. İşte onlar, müslümanlardır.
(47-53) Kesin olan şu ki, onların kavimlerine senden önce de Resuller gönderdik, onlara açıklamalarla geldiler, suç işleyenlerden / cürüm işleyenlerden öç aldık / intikam aldık, müminlere yardım etmek ise üzerimizdeki bir hak / bir sorumluluk oldu. Allah Rüzgârı gönderir, bulutu sürükler, gökte onu nasıl istiyorsa yayar, onu parça parça yapar ve sen yağmuru onun aralığından çıkarken görürsün , O da / yağmur da kullarından istediklerine nasip olduğundaysa onlar sevinirler , oysa onun inmesinden / yağmurun inmesinden ö nce iyice ümidi kesmiş vaziyette idiler. Allah’ın rahmetine dair izlere / eserlere baksana, öldükten sonra nasıl arzı diriltiyor , ölülerin diriltilmesi bunun gibidir ve O her şeye güç yetirendir / muktedirdir. Biz Rüzgârı göndersek te onun / diri olan yerin sarardığını görseler d ahi onun ardından yine de kafir olurlardı, sen ölüye işittiremezsin, ardını dönüp giden sağıra da çağrını işittiremezsin, sapmaları sebebiyle körü de alıp yola iletecek değilsin, sen ancak ayetlerimize teslim olanlara işittirebilirsin.
Sen kör olanları sapıklıktan hidayete iletecek de değilsin. Sen ancak ayetlerimize iman edip, teslim olanlara işittirirsin.
Ve sen, körleri de sapıklıklarından çıkarıp yola getiremezsin. Sen ancak, ayetlerimize inananlara işittirirsin de onlar müslüman olurlar.
Sen, körleri girdikleri yanlış yoldan çevirip onlara doğru yolu gösteremezsin dipnot 1 . Sen (çağrını) ancak, ayetlerimize inanıp da teslim olanlara işittirebilirsin dipnot 2 .
Körlere, yanlışlarından kurtaracak yolu gösteremezsin, sadece ayetlerimize inananlara dinletebilirsin. Sonra onlar teslim olurlar dipnot 1 .
Körleri de sapıklıklarından doğru yola iletemezsin. Sen, ancak ayetlerimize iman edenlere sesini duyurabilirsin. Çünkü onlar teslim olmuşlardır.
Körleri de sapıklıklarından doğru yola iletemezsin. Sen, ancak ayetlerimize inananlara sesini duyurabilirsin. Çünkü onlar teslim olmuşlardır.
Ve sen körleri de sapıklıklarından aydınlığa çıkaramazsın. Sen ancak, ayetlerimize iman edenlere dinletirsin de onlar müslüman oluverirler.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.