Diyanet İşleri
Oysa onlar daha önce kendilerine yağmur yağdırılmadan evvel kesin bir ümitsizliğe kapılmışlardı.
Rûm suresi
Rûm suresi, 49. ayet. وَإِن كَانُوا۟ مِن قَبْلِ أَن يُنَزَّلَ عَلَيْهِم مِّن قَبْلِهِۦ لَمُبْلِسِينَ
vein kânû min ḳabli ey yünezzele `aleyhim min ḳablihî lemüblisîn.
Oysa onlar daha önce kendilerine yağmur yağdırılmadan evvel kesin bir ümitsizliğe kapılmışlardı.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Rüzgârlar ve yağmur; "sen ölülere işittiremezsin" Rûm 46–53 3
Rüzgarları, yağmurun müjdecileri olarak göndermesi, Allah'ın (varlık ve kudretinin) delillerindendir. O, bunu, size rahmetinden tattırmak, emriyle gemilerin yol alması, O'nun lütfundan rızkınızı aramanız ve şükretmeniz için yapar.
Andolsun, senden önce biz nice peygamberleri kendi kavimlerine gönderdik. Peygamberler onlara apaçık mucizeler getirdiler. Biz de suç işleyenlerden intikam aldık. Mü'minlere yardım etmek ise üzerimizde bir haktır.
Allah, rüzgarları gönderendir. Onlar da bulutları harekete geçirir. Allah, onları dilediği gibi, (bazen) yayar ve (bazen) yoğunlaştırır. Nihayet yağmurun onların arasından çıktığını görürsün. Onu kullarından dilediklerine uğrattığı zaman bir de bakarsın sevinirler.
Oysa onlar daha önce kendilerine yağmur yağdırılmadan evvel kesin bir ümitsizliğe kapılmışlardı.
Allah'ın rahmetinin eserlerine bak! Yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor. Şüphe yok ki O, ölüleri de elbette diriltecektir. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
Andolsun, eğer (ekinlerine zararlı) bir rüzgar göndersek de o ekini sararmış görseler, ardından mutlaka nankörlük etmeye başlarlar.
Şüphesiz, sen ölülere işittiremezsin. Dönüp gittikleri zaman çağrıyı sağırlara da işittiremezsin.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 48–49. ayetler için yazılmıştır.
48. Yüce Allah, kudretinin ve nimetinin mükemmelliğini haber vererek şöyle buyurmaktadır: “Rüzgarları gönderen, bu rüzgarların” yer üzerinden “kaldırdığı bulutu gökte dilediği şekilde yayan” Hangi şekilde olmasını dilemişse onu öylece yayıp genişleten, sonra o yayılmış bulutu birbiri üstüne binmiş kalın tabakalar haline gelmiş bir halde “parça parça dağıtan Allah'tır. Nitekim sen, yağmurun onların” bulutların “arasından” toptan inerek isabet ettiği yeri bozacak şekilde değil de birbirinden ayrı küçük noktalar halinde “çıktığını görürsün. O, bu yağmuru dilediği kullarına ulaştırınca onlar hemen seviniverirler.” Birbirlerine yağmurun yağdığı müjdesini verirler. Çünkü onların yağmura ihtiyaçları pek çoktur. O, onlar için zorunlu bir şeydir. Bundan dolayı Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:
49. “Halbuki onlar, üzerlerine yağmur yağmadan önce gerçekten ümit kesmiş bir halde olurlar.” Yani yağmurun yağma vakti geciktiğinden dolayı büsbütün ümitsizliğe kapılmışlardır. İşte onlar, bu durumda iken yağmur yağınca bunun pek büyük bir değeri olduğunu anlarlar ve bundan dolayı sevinip birbirlerini müjdelerler.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Yüce Allah, insanlara yağmuru indirmeden önce onlar kendilerine yağmurun yağmasından ümitlerini kesmiş durumdaydılar.
Aynı kök: بلس (5 geçiş)
Derken onlar kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, (önce) üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Sonra kendilerine verilenle sevinip şımardıkları…
Aynı kök: بلس (5 geçiş)
Sonunda onlara şiddetli bir azap kapısı açtığımızda bir de bakarsın onun içinde ümitsizliğe düşüvereceklerdir.
Aynı kök: بلس (5 geçiş)
Kıyametin kopacağı günde, suçlular hayal kırıklığı içinde ümitsizliğe düşeceklerdir.
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Oysa onlar daha önce yani üzerlerine (yağmur) indirilmesinden önce iyice ümitlerini kesmişlerdi.
Ama aynı kimseler az önce, yani (yağmur) indirilmeden önce umutlarını büsbütün yitirmiştiler.
oysa (tam da) yağmurun yağdırılmasından kısa bir süre önce, (neredeyse) bütün umutlarını yitirmişlerdi!
Halbuki bundan önce, kendilerine (yağmur - ilim) indirilmeden önce elbette mublisindiler (hakikatle batılı birbirine karıştırıp, ayrımını yapamayan).
Oysa onlar, bundan önce (yağmurun) üzerine inmesinden evvel umutlarını kesmişlerdi.
Oysa onlar, daha önce, üzerlerine yağmur yağdırılmasından iyice ümitlerini kesmişlerdi.
Oysa onun indirilmesinden önce, tüm umutlarını yitirmişlerdi.
Oysa onlar daha evvel, yağmurdan önce ümitsizliğe düşmüşlerdi.
Halbuki onlar, üzerlerine yağmur yağmasından önce umutsuzdular.
Halbuki onlar, onun kendilerine yağmadan önce umutsuzdular.
her ne kadar yağmur kendilerine indirilmeden önce ümitsizlik içinde idiyseler de.
Önce o kendilerine indirilmezden evvel ümidi kesmiş ye'se düşmüş iseler de
Oysa onlar, yağmurun onlara indirilmesinden önce gerçekten ümitlerini kesenlerdi.
Oysa onlar, yağmurun onlara indirilmesinden önce gerçekten ümitlerini kesenlerdi.
Oysa onlar, yağmurun onlara indirilmesinden önce gerçekten ümitlerini kesenlerdi.
Oysa onlar, bundan önce (yağmurun) üzerine inmesinden evvel umutlarını kesmişlerdi.
Halbuki onlar bundan evvel üzerlerine (Allahın yağmur) indireceğinden kat'iyyen ümidlerini kesmişlerdi.
Halbuki daha önceden kendilerine yağmur indirilmesinden kesin olarak ümitlerini kesmişlerdi.
(47-53) Kesin olan şu ki, onların kavimlerine senden önce de Resuller gönderdik, onlara açıklamalarla geldiler, suç işleyenlerden / cürüm işleyenlerden öç aldık / intikam aldık, müminlere yardım etmek ise üzerimizdeki bir hak / bir sorumluluk oldu. Allah Rüzgârı gönderir, bulutu sürükler, gökte onu nasıl istiyorsa yayar, onu parça parça yapar ve sen yağmuru onun aralığından çıkarken görürsün , O da / yağmur da kullarından istediklerine nasip olduğundaysa onlar sevinirler , oysa onun inmesinden / yağmurun inmesinden ö nce iyice ümidi kesmiş vaziyette idiler. Allah’ın rahmetine dair izlere / eserlere baksana, öldükten sonra nasıl arzı diriltiyor , ölülerin diriltilmesi bunun gibidir ve O her şeye güç yetirendir / muktedirdir. Biz Rüzgârı göndersek te onun / diri olan yerin sarardığını görseler d ahi onun ardından yine de kafir olurlardı, sen ölüye işittiremezsin, ardını dönüp giden sağıra da çağrını işittiremezsin, sapmaları sebebiyle körü de alıp yola iletecek değilsin, sen ancak ayetlerimize teslim olanlara işittirebilirsin.
Hâlbuki onlar daha önce kendilerine yağmur yağdırılmadan evvel kesin bir ümitsizliğe kapılmışlardı.
Halbuki onlar, yağmurun kendilerine indirilmesinden önce umutsuz idiler.
Oysa daha önce, üzerlerine yağmur yağdırılmadan önce, tam bir umutsuzluk içinde idiler.
Oysa az önce; yağmur yağdırılmadan önce umutlarını kesmişlerdi.
Halbuki onlar yağmur yağmadan önce iyice ümitlerini kesmişlerdi.
Halbuki onlar yağmur yağmadan önce suskunluk içinde idiler.
Oysaki onlar, yağmur kendilerine indirilmeden önce iyice suskun ve ümitsiz idiler.
Albeit before it rained they had lost hope and nursed despair.
though before it is sent they may have lost all hope.
Even though, before they received (the rain) - just before this - they were dumb with despair!
although before that they were given to despair.
even though before He sent it down on them they were in despair.
And verily before that (rain) - just before it was sent down upon them - they were in despair!
and indeed they had, before it was sent down upon them, been despondent earlier.
Though shortly before it was sent down upon them they were in a state of despondency.
although before it was sent down on them before that they had been in despair.
His servants who were desperate for rain become happy.
although before it was sent down upon them they were before then confused!
Even though just before He sent it down to them, they were in despair!
although before it was sent down unto them, before such relief, they were despairing.
Allah is he Who sends forth the winds so they raise a cloud, then He spreads it forth in the sky as He pleases, and He breaks it up so that you see the rain coming forth from within it; then when He causes it to fall upon whom He pleases of His servants, lo! They rejoice;
And decidedly before that, before it was sent down on them, they had been indeed dumbfounded.
Though before that, even before it was sent down upon them, they were in despair.
Although before it came down they were despondent.
even though a short while ago, [just] before it was sent down upon them, they had abandoned all hope!
although they had utterly lost hope just before it was sent down to them.
Even though just before He sent it down to them, they were in despair!
Before it fell on them, they had resorted to despair.
Although they were, before it was sent down upon them - before that, in despair.
Though they were, before it was sent down upon them — before that — in despair!
Even though before that, before it was sent down upon them, they were in despair.
And verily, even though, before they received (the rain)— just before this— they were full of sorrow!
even though they were absolutely hopeless before it was sent down to them.
Even though just before He sent it down to them, they were in despair!