Diyanet İşleri
(Onlar şöyle yakarırlar): "Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize katından bir rahmet bahşet. Şüphesiz sen çok bahşedensin."
Âl-i İmrân suresi
Âl-i İmrân suresi, 8. ayet. رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِن لَّدُنكَ رَحْمَةً إِنَّكَ أَنتَ ٱلْوَهَّابُ
rabbenâ lâ tüzig ḳulûbenâ ba`de iẕ hedeytenâ veheb lenâ mil ledünke raḥmeh. inneke ente-lvehhâb.
(Onlar şöyle yakarırlar): "Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize katından bir rahmet bahşet. Şüphesiz sen çok bahşedensin."
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Kitabın indirilişi; muhkem ve müteşâbih ayetler Âl-i İmrân 1–9 3
Şüphesiz yerde ve gökte Allah'a hiçbir şey gizli kalmaz.
O, sizi rahimlerde, dilediği gibi şekillendirendir. O'ndan başka ilah yoktur. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
O, sana Kitab'ı indirendir. Onun (Kur'an'ın) bazı ayetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih ayetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, "Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır" derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.
(Onlar şöyle yakarırlar): "Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize katından bir rahmet bahşet. Şüphesiz sen çok bahşedensin."
"Rabbimiz! Şüphesiz sen, hakkında şüphe olmayan bir günde insanları toplayacaksın. Şüphesiz Allah va'dinden dönmez."
Şüphesiz, inkar edenlere, ne malları, ne de evlatları Allah'a karşı hiçbir fayda sağlar. Onlar ateşin yakıtıdırlar.
(Bunların durumu) Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin durumu gibidir: Ayetlerimizi yalanladılar. Allah da onları günahlarıyla yakaladı. Allah, azabı çok şiddetli olandır.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
8. “Rabbimiz, Bizi doğru yola ulaştırdıktan sonra kalplerimizi saptırma” haktan batıla doğru meylettirme, çevirme; “bize katından” kendisi vasıtası ile hallerimizin ıslah olacağı “bir rahmet bağışla. Şüphesiz Vehhâb olan yalnız Sensin!” yani lütfu ve bağışı pek çok olan Sensin.
İşte bu âyet-i kerime müteşabih buyruklar ile ilgili izlenmesi gereken yola bir örnek olarak gösterilebilir. Şöyle ki Yüce Allah, ilimde derinleşmiş olan kimselerin kendisinden, kendilerine hidâyet verdikten sonra kalplerini saptırmamasını istediklerini bildirmektedir. Başka bir takım âyet-i kerimelerde ise sapık kimselerin kalplerinin sapmalarına sebep teşkil eden hususları haber vermekte ve esasen bunun kendi kazandıkları ameller yüzünden olduklarını belirtmektedir: “Onlar sapıp eğrilince Allah da kalplerini saptırdı.” (es-Saff, 61/5); “Ve sonra yüz çevirip giderler, Allah da onların kalblerini ters çevirir.” (et-Tevbe, 9/127); “İlk defa ona iman etmedikleri gibi (yine iman etmezler) biz de onların kalplerini ve gözlerini (haktan) çeviririz (de onu ne görür ne de kavrarlar).” (el-En’am, 6/110)
Buna göre kul, Rabbinden yüz çevirip O’nun düşmanları ile dost olur, hakkı gördüğünde haktan yüz çevirir, batılı gördüğünde onu seçip tercih edecek olursa Yüce Allah kendisi için seçtiği şeye onu yöneltir, kalbini -sapmasının bir cezası olarak- haktan saptırıp uzaklaştırır. Bununla Allah o kimseye zulmetmiş olmaz. Aksine o kendi kendisine zulmetmiştir. O bakımdan kötülüğü çokça emreden nefsinden başka hiçbir kimseyi kınamamalıdır. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Bu ilimde derinleşmiş olan akıl sahipleri şöyle derler: Rabbimiz bizi doğru yola ilettikten ve sapmış olan kimselerin meylettiği şeylerden selamette kıldıktan sonra kalplerimizi meylettirerek haktan saptırma! Bize, kendisi ile kalplerimizin hidayet bulacağı o geniş rahmetinden ver ve bizi bu hidayet ile sapmaktan muhafaza eyle! Muhakkak ki sen çok veren ve çokça bağışlayansın.
Aynı kök: لدن (18 geçiş) · Aynı kök: وهب (25 geçiş)
Orada Zekeriya Rabbine dua etti: "Rabbim! Bana katından temiz bir nesil bahşet. Şüphesiz sen duayı hakkıyla işitensin" dedi.
Aynı kök: لدن (18 geçiş) · Aynı kök: وهب (25 geçiş)
(5-6) "Gerçek şu ki ben, benden sonra gelecek akrabalarım(ın isyankar olmaların)dan korkuyorum. Karım ise kısırdır. Bana kendi tarafından; bana ve…
Aynı kök: زيغ (9 geçiş) · Ortak kavram: Kalp
O, sana Kitab'ı indirendir. Onun (Kur'an'ın) bazı ayetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde bir eğrilik…
Aynı kök: زيغ (9 geçiş) · Ortak kavram: Kalp
Andolsun Allah; Peygamber ile içlerinden bir kısmının kalpleri eğrilmeğe yüz tuttuktan sonra, sıkıntılı bir zamanda ona uyan muhacirlerle ensarın…
Aynı kök: زيغ (9 geçiş) · Ortak kavram: Kalp
Hani onlar size hem üst tarafınızdan hem alt tarafınızdan gelmişlerdi. Hani gözler kaymış ve yürekler ağızlara gelmişti. Siz de Allah'a karşı çeşitli…
Aynı kök: لدن (18 geçiş)
Şüphesiz Allah (hiç kimseye) zerre kadar zulüm etmez. (Yapılan) çok küçük bir iyilik de olsa onun sevabını kat kat arttırır ve kendi katından büyük…
Aynı kök: وهب (25 geçiş)
Biz ona İshak'ı ve Yakub'u armağan ettik. Hepsini hidayete erdirdik. Daha önce Nuh'u da hidayete erdirmiştik. Zürriyetinden Davud'u, Süleyman'ı,…
Aynı kök: وهب (25 geçiş)
"Hamd, iyice yaşlanmış iken bana İsmail'i ve İshak'ı veren Allah'a mahsustur. Şüphesiz Rabbim duayı işitendir."
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
(Şöyle dua ederler:) "Rabbimiz! Bizi doğru yola ulaştırdıktan sonra kalplerimizi eğriltme! Bize katından merhamet ver! Şüphesiz ki bolca veren yalnızca sensin.
"Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi saptırma ve bize katından bir rahmet bahşet: çünkü yalnızca Sensin hiç karşılıksız sınırsızca lutfeden."
"Ey Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi hakikatten (bir daha) saptırma ve bize rahmetini bağışla: Sensin (hakiki) Lütuf Sahibi."
Rabbimiz, bize hidayet ettikten (hakikati gösterip idrak ettirdikten) sonra şuurumuzu (nefsaniyete - egoya) döndürme ve bize ledünnünden bir rahmet bağışla. Muhakkak sen Vehhab'sın.
"Rabbimiz, bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma ve katından bize bir rahmet bağışla. Şüphesiz, bağışı en çok olan Sensin Sen."
(Onlar şöyle yakarırlar:) Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize kendi katından bir rahmet bağışla. Şüphesiz bağış sahibi olan yalnız sensin.
"Efendimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra yüreklerimizi saptırma ve Senin katından bir rahmet bağışla. Kuşkusuz, Sen, Bağışı Sonsuzsun!"
Ey Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra, kalplerimizi haktan bir daha saptırma ve bize rahmetini bağışla, gerçek lütuf sahibi sensin.
"Efendimiz, bizi doğruya ulaştırdıktan sonra kalplerimizin eğrilmesine izin verme. Üzerimize rahmetini yağdır; kuşkusuz sen Bağışta Bulunansın."
'Rabbimiz, bizi doğruya ulaştırdıktan sonra kalplerimizin eğrilmesine izin verme. Üzerimize rahmetini yağdır; kuşkusuz sen Bağışta Bulunansın.'
Ey Rabbimiz, bizleri doğru yoluna erdirdikten sonra kalplerimizi yamultma ve bize katından bir rahmet ihsan et. Şüphesiz, çok bağış yapan yalnız sensin.
Ya rabbena bizleri hidayetine irdirdikten sonra kalblerimizi yamıltma da ledünnünden bize bir rahmet ihsan eyle, şüphesiz sensin bütün dilekleri veren vehhab sen.
Onlar derler ki: "Rabb'imiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi saptırma. Bize katından rahmet bağışla. Çünkü bağışlayıcı olan yalnız Sen'sin."
Onlar derler ki: "Rabb'imiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi saptırma. Bize katından rahmet bağışla. Çünkü bağışlayıcı olan yalnız Sen'sin."
Onlar derler ki: Rabb'imiz! Verdiğin hidayetten sonra kalplerimizi saptırma. Bize katından rahmet bağışla. Çünkü bağışlayıcı olan yalnız Sen'sin.
"Rabbimiz, bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma ve katından bize bir rahmet bağışla. Şüphesiz, bağışı en çok olan sensin sen."
Ey Rabbimiz, bizi doğru yola iletdikden sonra kalblerimizi (Hakdan) sapdırma. Bize kendi canibinden bir rahmet ver. Şübhesiz bağışı en çok olan Sensin Sen.
Ey Rabbımız; bizi, hidayetine erdirdikten sonra kalblerimizi eğriltme. Katında bize rehmet lutfet. Şüphesiz en çok lütfeden Sen'sin Sen.
(1-9) Elif Lâm Mîm (Hurufu mukattaa kesik kopuk harfler), Allah, ondan başka ilah yoktur. Diridir, Ayakta tutandır. (Allah kendi kendine var olandır diğerlerini de ayağa kaldırandır, onun bir hayatı vardır. Cansız bir güç değildir canlı bir güçtür.) Sana, ellerinde olanı onaylayan kitabı, gerçek olarak indirdi. Tevrat’ı ve İncil’i insanlara kılavuz olsun diye önceden indirdi ve Furkan’ı da indirdi. (Furkan gerçekle batılı ayırt etmeyi sağlayıcı) Allah’ın ayetlerini örtbas edenlere şiddetli azap vardır. Allah saygıdeğerdir, öc alıcıdır / intikam alıcıdır. Kesinlikle Arzda ve semada Allah’tan hiçbir şey gizli kalmaz. O, size, esirgendiğiniz yerdeyken / rahimlerdeyken şekil verendir / tasvir edendir. Ondan başka ilah yoktur , saygıdeğerdir, h âkimdir. Kitabı size indiren O’dur, onda sağlam / muhkem ayetler vardır , onlar ki kitabın anasıdır , diğerleri ise benzeşik / müteşabih olanlardır , kalplerinde kayma olanlar fitne çıkarmak ve yorumlamak için benzeşenlerin ardına düşerler , onun yorumunu ancak Allah bilir , ilimde uzmanlaşmış olanlar / ilmi sağlam olanlar /râsihûn, ona iman ettik hepsi Allah’ın yanındandır diyorlar, onu ancak akıl uluları hatırlayıp anar. Rabbimiz, kalbimizi, yoluna girmiş olduktan sonra kaydırma, kendi katından bize rahmet hibe et , elbette ki sen hibe edensin. Rabbimiz, kesinlikle sen, olacağına dair şüphe duyulmayan bir günde , insanları toplayacaksın. Allah, kesinlikle v erdiği sözünün aksine bir şey yapmaz.
Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra, kalplerimizi eğriltme. Bize katından rahmet bahşet! Şüphesiz sen, bol bol bahşedensin.
(Onlar derler ki): "Rabbimiz, bizi doğru yola ilettikten sonra kalblerimizi eğriltme, bize katından bir rahmet ver, kuşkusuz sen çok bağış yapansın."
Rabbimiz! Bizi yoluna kabul ettikten sonra kalplerimizi kaydırma! dipnot 1 Bize katından iyilik ve ikramda bulun! Sen Vehhab olan / karşılık beklemeden bol bol verensin.
(Onlar şöyle derler:) Sahibimiz! Bizi yoluna kabul ettikten sonra, kalplerimizin eğrilmesine izin verme dipnot 1 . Bize katından iyilikte bulun! Hep bağış yapan Sen'sin.
Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra, kalplerimizi eğriltme. Bize katından rahmet bahşet! Şüphesiz sen, bol bol bağışlayansın.
Rabbimiz, bizi doğru yola ilettikten sonra, kalplerimizi eğriltme. Bize katından rahmet bahşet, şüphesiz sen, bol bol bağışlayansın.
Ey Rabbimiz! Bizi doğruya ve güzele yönelttikten sonra kalplerimizi bozup eğriltme ve bize katından bir rahmet bağışla. Sen, yalnız sen Vahhab'sın, bol bol bağışta bulunansın.
Who express their prayer of invocation: "O Allah our Creator, we beseech You not to erase piety from our hearts after You have made us true believers and guided us to the path of righteousness. O Allah, extend to us Your mercy; it is You Who gives and it is You Who bestows gratuitously".
‘Our Lord, do not let our hearts deviate after You have guided us. Grant us Your mercy: You are the Ever Giving.
"Our Lord!" (they say), "Let not our hearts deviate now after Thou hast guided us, but grant us mercy from Thine own Presence; for Thou art the Grantor of bounties without measure.
They pray to Allah: 'Our Lord! Do not let our hearts swerve towards crookedness after You have guided us to the right way, and. bestow upon us Your mercy. Surely You, only You, are the Munificent Giver!
‘Our Lord, do not make our hearts swerve aside after You have guided us. And give us mercy from You. You are the Ever-Giving.
(They say): "Our Lord! Let not our hearts deviate (from the truth) after You have guided us, and grant us mercy from You. Truly, You are the Bestower."
[They say, ] ‘Our Lord! Do not make our hearts swerve after You have guided us, and bestow Your mercy on us. Indeed You are the All-munificent.
`Our Lord!', (they pray,) `Let not our hearts become perverse after You have guided us, and grant us from Your Own Self special mercy, for You alone are the Most Liberal Bestower.
Our Lord, make not our hearts to swerve after that Thou hast guided us; and give us mercy from Thee; Thou art the Giver.
[The believers pray to God:] "Our Teacher & Guide, let not our hearts return back to ignorance now that You have guided us. Shower us with your mercy as you are the most generous.
'O Lord! pervert not our hearts again when Thou hast guided them, and grant us mercy from Thee, for Thou art He who grants.
"Our Lord, do not make our hearts deviate after You have guided us, and grant us from You a mercy; You are the Grantor."
O Lord, cause not our hearts to swerve from truth, after thou hast directed us: And give us from thee mercy, for thou art he who giveth.
3:8 "O Lord! Pervert not our heart after Thou hast guided us, and grant us mercy from Thee, for Thou, only Thou art the Bestower (the Giver of Bounties).
Our Lord, make not our hearts to swerve after that You have guided us, and bestow upon us mercy from very close to You. You, Ever You, are The One Who is The Superb Bestower.
Our Lord! Cause not our hearts to stray after Thou hast guided us, and bestow upon us mercy from Thy Presence. Lo! Thou, only Thou, art the Bestower.
"Let us not go astray, O Lord, having guided us already. Bestow on us Your blessings for You are the benevolent.
"O our Sustainer! Let not our hearts swerve from the truth after Thou hast guided us; and bestow upon us the gift of Thy grace: verily, Thou art the [true] Giver of Gifts.
˹They say,˺ "Our Lord! Do not let our hearts deviate after you have guided us. Grant us Your mercy. You are indeed the Giver ˹of all bounties˺.
"Our Lord, do not make our hearts deviate after You have guided us, and grant us from You a mercy; You are the Grantor. "
"Our Lord, let not our hearts waver, now that You have guided us. Shower us with Your mercy; You are the Grantor.
[Who say], "Our Lord, let not our hearts deviate after You have guided us and grant us from Yourself mercy. Indeed, You are the Bestower.
“Our Lord: make Thou not our hearts to deviate after Thou hast guided us; and bestow Thou upon us mercy from Thyself; Thou art the Bestower.
They say, "Our Lord! Let not our hearts waver, now that you have guided us, and bestow upon us Mercy from Your Presence. You, only You are the Giver of Gifts."
(They say:) "Our Lord! Do not let our hearts stray away now after You have guided us, but grant us mercy from Your Own Presence; Truly, You are the Giver of endless bounties (Al-Wahhab).
"Our Lord, do not let our hearts deviate from the right path after You have given us guidance, and bestow upon us mercy from Your own. Surely, You, and You alone, are the One who bestows in abundance.
"Our Lord, do not make our hearts deviate after You have guided us, and grant us from You a mercy. Indeed, You are the Grantor."