Kehf suresi · 83–101. ayetler

Zülkarneyn

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. Kehf suresi, 83. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kehf suresi, 83. ayet. وَيَسْـَٔلُونَكَ عَن ذِى ٱلْقَرْنَيْنِ قُلْ سَأَتْلُوا۟ عَلَيْكُم مِّنْهُ ذِكْرًا

    Diyanet İşleri

    (Ey Muhammed!) Bir de sana Zülkarneyn hakkında soru soruyorlar. De ki: "Size ondan bir anı okuyacağım."

    Mehmet Okuyan

    Sana Zülkarneyn'den dipnot 1 soruyorlar. De ki: "Size ondan bir hatıra tilavet edeceğim (okuyup aktaracağım)."

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Zülkarneyn'in kim olduğu konusunda çeşitli görüşler vardır. Bu çerçevede onun Makedonya kralı Büyük İskender veya Yemen'deki Himyer krallarından biri olduğu ifade edildiği gibi çift boynuzlu yani güçlü iktidara sahip bir kişi olduğu da ifade edilmektedir.

    Mustafa İslamoğlu

    Bir de sana Zülkarneyn hakkında soruyorlar; de ki: "Size ona ilişkin birtakım anı(lar) nakledeyim."

    Muhammed Esed

    Ve sana Zulkarneyn hakkında soru soruyorlar; de ki: "onu hatırlatacak bir şey anlatayım".

    Ahmed Hulusi

    Sana Zül-Karneyn'den soruyorlar. . . De ki: "Ondan size bir zikir (hatırlatma) okuyacağım. "

    Ali Bulaç

    Sana (Ey Muhammed,) Zu'l-Karneyn hakkında sorarlar. De ki: "Size, ondan 'öğüt ve hatırlatma olarak' (bazı bilgiler) vereceğim.

    Ali Özek ve heyeti

    (Ey Muhammed!) Sana Zülkarneyn'i soruyorlar. De ki: "Size onun hakkında (Kur'an'dan) bir haber okuyacağım".

    Ali Rıza Safa

    Ve sana, Zulkarneyn hakkında soruyorlar; şunu söyle: "Size, Ondan bir anı anlatacağım!" dipnot 232

    Ali Rıza Safa — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 232
      Bu suredeki on altı ayette, üstün bir güç ve bilgiyle donatıldığı ve üç ayrı yönde yola gittiği anlatılan Zulkarneyn'in, peygamber veya elçi olup olmadığı konusunda Kur'an'da bilgi yoktur. Zulkarneyn, sözlük anlamıyla "İki boynuzlu" veya "İki kuşak yöneten" demektir. Bu öyküye yakıştırılan benzetmeleri, arka taraftaki Kur'an Ayetlerine Yakıştırılan Öyküler bölümünde bulabilirsiniz.

    Bayraktar Bayraklı

    Ey Peygamber! Sana Zülkarneyn'i soruyorlar: De ki: "Size ondan biraz bahsedeceğim."

    Edip Yüksel

    Sana, iki nesil kadar yönetime sahip olan kişiden sorarlar. De ki: "Size ondan bir öğüt ve hatırlatma aktaracağım."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Sana, iki nesil kadar yönetime sahip olan kişiden sorarlar. De ki, 'Size ondan bir öğüt ve hatırlatma aktaracağım.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Bir de sana Zulkarneyn'den soruyorlar. Dedi: "Size ondan bir hatıra okuyacağım."

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bir de sana Zülkarneynden sual ediyorlar, de ki size ondan bir yadigar okuyacağım

    Erhan Aktaş

    Sana, Zu'l-Karneyn'den dipnot 1 soruyorlar. De ki: "Size ondan bir konu anlatacağım."

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Zu'l-Karneyn kelimesi iki boynuz sahibi demektir. Zu'l-Karneyn'in kim olduğu konusunda Kur'an bir bilgi vermemektedir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Sana, Zu'l-Karneyn'den dipnot 1 soruyorlar. De ki: "Size ondan bir konu anlatacağım."

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Zu'l-Karneyn sözcüğü iki boynuz sahibi demektir. Zu'l-Karneyn'in kim olduğu konusunda Kur'an bir bilgi vermemektedir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Sana, Zu'l-Karneyn'den dipnot 1 soruyorlar. De ki: "Size ondan bir konu anlatacağım."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Zu'l-Karneyn sözcüğü iki boynuzlu demektir. Zu'l-Karneyn'in kim olduğu konusunda Kur'an bir bilgi vermemektedir.

    Gültekin Onan

    Sana (Ey Muhammed,) Zu'l-Karneyn hakkında sorarlar. De ki: "Size, ondan 'öğüt ve hatırlatma olarak' (bazı bilgiler) vereceğim.

    Hasan Basri Çantay

    Sana Zülkarneyni sorarlar. De ki: "Size onun (haalinden) de haber söyleyeyim".

    İbni Kesir

    Sana Zülkarneyn'i sorarlar. Onu, size anlatacağım, de.

    Mehmet Alagaş

    (83-98) Sana İki boynuzludan / zülkarneyn’den sorarlar, de ki size onu ve onla ilgili hatıraları okuyacağım, arzı ona mekân yaptık her şeyi bir sebeple ona verdik , O da bir sebebe uydu / tabi oldu , güneşin battığı yere ulaştığında siyah balçıktan / çamurlu bir gözenin içinde onun / güneşin battığını gördü (gün batımı gözeye aksetmiş) ve gözenin yanında da bir kavim buldu, Ona, Ey Zülkarneyn ya bu kavmi azaba uğratırsın yahut onları güzellikle elde edersin dedik. O da kim zulmediyorsa ona azap ederiz, sonrasında da Rabbine geri gönderilir, O’da nasıl olacağı belirsiz bir azapla onlara azap eder dedi, Kim iman eder de ıslah edici amel işlerse ona güzel bir karşılık vardır , O’na işlerimizden / emirlerimizden kolay olanı söyleyeceğiz , sonra bir sebebe uydu / tabi oldu güneşin doğduğu yere ulaştığındaysa orada bir kavmin üzerine güneşi doğarken buldu, O kavmin güneşine karşı herhangi bir koruyucu siper yapmamıştık, Onun katında olanı her şeyi kuşatmıştık, her şeyden haberimiz vardı, sonra bir sebebe uydu / tabi oldu sonra iki set arasına vardığı zaman, iki setin dışında kalan, söz dahi anlamayan durumda ki bir kavmi buldu, dediler ki Ey Zülkarneyn, gerçekten Ye’cüc ve Me’cüc arzda bozgunculuk çıkarıyorlar, sana onlarla bizim aramızda set yapman karşılığında bir haraç versek olur mu? Rabbimin beni içinde bulundurduğu imkanlar daha hayırlıdır dedi. Bana güç / kuvvet ile yardım edin , bende onlarla sizin aranızda bir sur / radmen yapayım, bana demirin cevherlerini getirin, iki dağın arası yamaçlar, demir cevherleri ile dolarak eşitlenince körükleyin / üfürün dedi, kor haline / nar haline gelince de bana bakır getirin üzerine dökeyim dedi, artık onun arkasına geçmeye de yahut delmeye de güçleri yetmez , dedi ki bu Rabbimden bir esirgemedir / rahmettir, Rabbimin vaadi geldiğindeyse onu dümdüz edecektir, Rabbinin vaadi haktır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Sana Zülkarneyn’i soruyorlar. De ki: Ona dair size bir haber okuyacağım.

    Süleyman Ateş

    (Ey Muhammed), sana Zu'l-Karneyn'den soruyorlar. De ki: "Size ondan bir anı okuyacağım."

    Süleymaniye Vakfı

    Sana Zülkarneyn'i dipnot 1 soruyorlar. De ki: Size ona dair bilgi aktaracağım:

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Zülkarneyn kelimesinin bir özel isim mi yoksa lakap mı olduğu açık değilse de hakim görüş lakap olduğu yönündedir. Sözlükte "sahip, malik" anlamındaki zu ile "boynuz, kakül, şakak; aynı dönemde yaşayan nesil, akran" gibi manalara gelen karn kelimesinin tesniye kalıbından oluşturulan zü'l-karneyn ifadesinin anlamı karn kelimesine verilen manaya göre değişir (DİA, Zülkarneyn).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Sana Zülkarneyn'i soruyorlar. De ki "Size ondan bir hatıra okuyacağım."

    Şaban Britch

    Sana Zülkarneyn’i soruyorlar. Ondan size bir haber okuyacağım, de.

    Şaban Piriş

    Sana Zülkarneyn'i soruyorlar. Ondan size bir öğüt okuyacağım, de.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Sana Zülkarneyn'den de sorarlar: De ki: "Size ondan bir hatıra okuyacağım."

  2. Kehf suresi, 84. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kehf suresi, 84. ayet. إِنَّا مَكَّنَّا لَهُۥ فِى ٱلْأَرْضِ وَءَاتَيْنَٰهُ مِن كُلِّ شَىْءٍ سَبَبًا

    Diyanet İşleri

    Biz onu yeryüzünde kudret sahibi kıldık ve kendisine her konuda (amacına ulaşabileceği) bir yol verdik.

    Mehmet Okuyan

    Şüphesiz ki biz onu yeryüzünde iktidar sahibi kılmıştık; ona her şey için bir sebep (bir vasıta) vermiştik.

    Mustafa İslamoğlu

    Evet, onun (iktidarı) için yeryüzünde uygun bir zemin hazırladık ve ona eşyanın yasalarıyla uyumlu araçların (bilgisini) bahşettik;

    Muhammed Esed

    Ona yeryüzünde güvenli bir yer sağladık ve onu, (ulaşacağı) her şeye doğru araçlarla ulaşma (bilgisiyle) donattık;

    Ahmed Hulusi

    Onu arzda yerleştirdik ve Ona her yolu (dilediğine ulaşmasını) kolaylaştırdık.

    Ali Bulaç

    Gerçekten, biz ona yeryüzünde sapasağlam bir iktidar verdik ve ona her şeyden bir yol (sebep) verdik.

    Ali Özek ve heyeti

    Biz ona yeryüzünde sağlam bir yer temin etmiş ve dilediği her şeye kendisini ulaştıracak bir de ilim vermiştik.

    Ali Rıza Safa

    Aslında, yeryüzünde Onu güçlendirdik ve her konuda Ona bir yol verdik.

    Bayraktar Bayraklı

    Şüphesiz,biz, ona yeryüzünde imkan sağladık ve kendisine her şeye ulaşacağı bilgiyi verdik.

    Edip Yüksel

    Biz ona yeryüzünde yönetim gücünü ve her türlü imkanı verdik.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Biz ona yeryüzünde yönetim gücünü ve her türlü imkanı verdik

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Biz onun için yeryüzünde bir iktidar hazırladık ve ona ulaşmak istediği şeyden bir sebep verdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Biz onun için Arzda bir müknet hazırladık ve ona her şeyden bir sebeb verdik

    Erhan Aktaş

    Doğrusu Biz, onu yeryüzünde güçlendirdik ve ona her şeyden bir sebep dipnot 1 verdik.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Sonuca ulaşmayı sağlayacak şey.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Doğrusu Biz, onu yeryüzünde güçlendirdik ve ona her şeyden bir sebep dipnot 1 verdik.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Sonuca ulaşmayı sağlayacak şey.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Doğrusu Biz, onu yeryüzünde güçlendirdik ve ona her şeyden bir sebep dipnot 1 verdik.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Sonuca ulaşmayı sağlayacak şey.

    Gültekin Onan

    Gerçekten, biz ona yeryüzünde sapasağlam bir iktidar verdik ve ona her şeyden bir yol (sebep) verdik.

    Hasan Basri Çantay

    Hakıykat, biz onu yer (yüzün) de büyük bir kudret saahibi kıldık ve ona (muhtac olduğu) her şeyden bir sebeb (bir yol) verdik.

    İbni Kesir

    Doğrusu Biz; onu, yeryüzünde büyük bir kudret sahibi kılmıştık ve ona her şeyin yolunu öğretmiştik.

    Mehmet Alagaş

    (83-98) Sana İki boynuzludan / zülkarneyn’den sorarlar, de ki size onu ve onla ilgili hatıraları okuyacağım, arzı ona mekân yaptık her şeyi bir sebeple ona verdik , O da bir sebebe uydu / tabi oldu , güneşin battığı yere ulaştığında siyah balçıktan / çamurlu bir gözenin içinde onun / güneşin battığını gördü (gün batımı gözeye aksetmiş) ve gözenin yanında da bir kavim buldu, Ona, Ey Zülkarneyn ya bu kavmi azaba uğratırsın yahut onları güzellikle elde edersin dedik. O da kim zulmediyorsa ona azap ederiz, sonrasında da Rabbine geri gönderilir, O’da nasıl olacağı belirsiz bir azapla onlara azap eder dedi, Kim iman eder de ıslah edici amel işlerse ona güzel bir karşılık vardır , O’na işlerimizden / emirlerimizden kolay olanı söyleyeceğiz , sonra bir sebebe uydu / tabi oldu güneşin doğduğu yere ulaştığındaysa orada bir kavmin üzerine güneşi doğarken buldu, O kavmin güneşine karşı herhangi bir koruyucu siper yapmamıştık, Onun katında olanı her şeyi kuşatmıştık, her şeyden haberimiz vardı, sonra bir sebebe uydu / tabi oldu sonra iki set arasına vardığı zaman, iki setin dışında kalan, söz dahi anlamayan durumda ki bir kavmi buldu, dediler ki Ey Zülkarneyn, gerçekten Ye’cüc ve Me’cüc arzda bozgunculuk çıkarıyorlar, sana onlarla bizim aramızda set yapman karşılığında bir haraç versek olur mu? Rabbimin beni içinde bulundurduğu imkanlar daha hayırlıdır dedi. Bana güç / kuvvet ile yardım edin , bende onlarla sizin aranızda bir sur / radmen yapayım, bana demirin cevherlerini getirin, iki dağın arası yamaçlar, demir cevherleri ile dolarak eşitlenince körükleyin / üfürün dedi, kor haline / nar haline gelince de bana bakır getirin üzerine dökeyim dedi, artık onun arkasına geçmeye de yahut delmeye de güçleri yetmez , dedi ki bu Rabbimden bir esirgemedir / rahmettir, Rabbimin vaadi geldiğindeyse onu dümdüz edecektir, Rabbinin vaadi haktır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Biz onu yeryüzünde kudret sahibi kıldık ve kendisine her konuda (amacına ulaşabileceği) bir yol verdik.

    Süleyman Ateş

    Biz onu yeryüzünde güçlü kıldık ve ona herşeyden bir sebep (istediği herşeye ulaşmanın yolunu, aracını) verdik.

    Süleymaniye Vakfı

    (Allah dedi ki:) Ona yeryüzünde geniş imkanlar sağladık ve ona her şeyin yolunu (bulacak yetkinlik) verdik. dipnot 1

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Zülkarneyn'in, Allah'ın verdiği imkanları iyi kullanan, asla şımarmayan ve kimseden beklentisi olmayan iyi bir insan olduğu anlaşılmaktadır. Genelde insanlar, kendilerini yeterli gördüklerinde nankörlük eder, taşkınlık yaparlar (Bakara 2/258, İsra 17/67, Kasas 28/77-78, Zümer 39/49, Leyl 92/4-11, Alak 96/6-7). Bu ayetler, Allah'ın geniş imkanlar verdiği Zülkarneyn'i, insanlara yapacağı muamele ile imtihan ettiğini gösterir. Allah her insanı, böyle zorlu bir imtihandan geçirir (Furkan 25/56-57, Müzzemmil 73/19, İnsan 76/2-4, 29-30, Nebe 78/39-40).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    (Allah buyuruyor ki) Onu ülkesinde iyi bir makama getirmiş, her şeye bir yol bulma imkanı vermiştik.

    Şaban Britch

    Biz, onu yeryüzünde güçlendirmiş ve ona (ihtiyaç duyduğu) her şey için bir sebep verdik.

    Şaban Piriş

    Biz, onu yeryüzünde güçlendirmiş ve ona her şeyin yolunu öğretmiştik.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Biz onun için yeryüzünde güç ve saltanat hazırladık ve ona herşeyden bir sebep verdik.

  3. Kehf suresi, 85. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kehf suresi, 85. ayet. فَأَتْبَعَ سَبَبًا

    Diyanet İşleri

    O da (Batı'ya gitmek istedi ve) bir yol tuttu.

    Mehmet Okuyan

    O da (batıya doğru) bir yol tutup gitmişti.

    Mustafa İslamoğlu

    o da kendisini (amacına) ulaştıracak bir araca başvurdu.

    Muhammed Esed

    Ve bu sayede o da (yaptığı her işde) doğru ve meşru araçlara başvurdu.

    Ahmed Hulusi

    O da bir yolu kullandı.

    Ali Bulaç

    O da, bir yol tuttu.

    Ali Özek ve heyeti

    O da bir yol tutup gitti.

    Ali Rıza Safa

    Böylece, bir yol tuttu.

    Bayraktar Bayraklı

    O da bir yol tutup gitti.

    Edip Yüksel

    Nitekim, o bir yol izledi.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Nitekim, o bir yol izledi

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Derken o bir sebebi izledi.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Derken bir sebebi ta'kıb etti

    Erhan Aktaş

    Böylece bir sebebe tabi oldu.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Böylece bir sebebe tabi oldu.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Böylece bir sebebe tabi oldu.

    Gültekin Onan

    O da, bir yol tuttu.

    Hasan Basri Çantay

    Oda (batıya doğru) bir yol tutdu.

    İbni Kesir

    O da bir yol tuttu.

    Mehmet Alagaş

    (83-98) Sana İki boynuzludan / zülkarneyn’den sorarlar, de ki size onu ve onla ilgili hatıraları okuyacağım, arzı ona mekân yaptık her şeyi bir sebeple ona verdik , O da bir sebebe uydu / tabi oldu , güneşin battığı yere ulaştığında siyah balçıktan / çamurlu bir gözenin içinde onun / güneşin battığını gördü (gün batımı gözeye aksetmiş) ve gözenin yanında da bir kavim buldu, Ona, Ey Zülkarneyn ya bu kavmi azaba uğratırsın yahut onları güzellikle elde edersin dedik. O da kim zulmediyorsa ona azap ederiz, sonrasında da Rabbine geri gönderilir, O’da nasıl olacağı belirsiz bir azapla onlara azap eder dedi, Kim iman eder de ıslah edici amel işlerse ona güzel bir karşılık vardır , O’na işlerimizden / emirlerimizden kolay olanı söyleyeceğiz , sonra bir sebebe uydu / tabi oldu güneşin doğduğu yere ulaştığındaysa orada bir kavmin üzerine güneşi doğarken buldu, O kavmin güneşine karşı herhangi bir koruyucu siper yapmamıştık, Onun katında olanı her şeyi kuşatmıştık, her şeyden haberimiz vardı, sonra bir sebebe uydu / tabi oldu sonra iki set arasına vardığı zaman, iki setin dışında kalan, söz dahi anlamayan durumda ki bir kavmi buldu, dediler ki Ey Zülkarneyn, gerçekten Ye’cüc ve Me’cüc arzda bozgunculuk çıkarıyorlar, sana onlarla bizim aramızda set yapman karşılığında bir haraç versek olur mu? Rabbimin beni içinde bulundurduğu imkanlar daha hayırlıdır dedi. Bana güç / kuvvet ile yardım edin , bende onlarla sizin aranızda bir sur / radmen yapayım, bana demirin cevherlerini getirin, iki dağın arası yamaçlar, demir cevherleri ile dolarak eşitlenince körükleyin / üfürün dedi, kor haline / nar haline gelince de bana bakır getirin üzerine dökeyim dedi, artık onun arkasına geçmeye de yahut delmeye de güçleri yetmez , dedi ki bu Rabbimden bir esirgemedir / rahmettir, Rabbimin vaadi geldiğindeyse onu dümdüz edecektir, Rabbinin vaadi haktır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    O da bir yol tuttu.

    Süleyman Ateş

    O da (kendisini batı ülkelerine ulaştıracak) bir yol tuttu.

    Süleymaniye Vakfı

    Sonra o yollardan birini takip etti.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Derken bir yolu tutup gitti.

    Şaban Britch

    O da bir sebep/yol tuttu.

    Şaban Piriş

    O da bir yol tuttu.

    Yaşar Nuri Öztürk

    O da bir sebebi izledi.

  4. Kehf suresi, 86. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kehf suresi, 86. ayet. حَتَّىٰٓ إِذَا بَلَغَ مَغْرِبَ ٱلشَّمْسِ وَجَدَهَا تَغْرُبُ فِى عَيْنٍ حَمِئَةٍ وَوَجَدَ عِندَهَا قَوْمًا قُلْنَا يَٰذَا ٱلْقَرْنَيْنِ إِمَّآ أَن تُعَذِّبَ وَإِمَّآ أَن تَتَّخِذَ فِيهِمْ حُسْنًا

    Diyanet İşleri

    Güneşin battığı yere varınca, onu siyah balçıklı bir su gözesinde batar (gibi) buldu. Orada (kafir) bir kavim gördü. "Ey Zülkarneyn! Ya (onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın" dedik.

    Mehmet Okuyan

    Sonunda güneşin battığı yere dipnot 1 varınca, onu kara balçık bir (su) kaynağında batar bulmuştu. Onun yanında (orada) bir toplum bulmuştu. Bunun üzerine "Ey Zülkarneyn! Onlara ya (kötü yöneterek) azap edersin ya da haklarında güzel davranma yolunu seçersin." demiştik.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ifade, güneşin uzun süre batık olduğu Kuzey Kutup Dairesi'ne yakın bir yerleşim yeri olabilir. Burada iki ayette geçen [mağrib] ve [matlı‘] kelimeleri, kalıp itibarıyla güneşin batması yani batık hâlde olması ile güneşin doğmuş hâlde uzun süre görünür hâlini ifade edebilir.

    Mustafa İslamoğlu

    Nihayet güneşin battığı yere ulaşınca, orada kara balçığa (benzer) bir su gözesinde (güneşi) batar buldu; ve orada yerleşik bir topluluğa rastladı. Biz "Ey Zülkarneyn!" dedik, "(Zulmederek) azab da çektirebilirsin, onlar hakkında (adil davranarak) güzel bir yönetim de benimseyebilirsin;

    Muhammed Esed

    (Batıya doğru giderek) günün birinde güneşin battığı yere vardı; (güneş) ona kopkoyu, bulanık bir suya dalıyormuş gibi göründü. Ve orada (kötülüğün her çeşidine gömülüp gitmiş) bir kavme rastladı. Ona, "Sen ey Zulkarneyn!" dedik, ("Onlara) azap da edebilirsin, yüce gönüllü de davranabilirsin!"

    Ahmed Hulusi

    Ta Güneş'in battığı yere ulaştığında, onu koyu bir karanlık suda batarken buldu. . . (Bir de) o bölgede bir toplum buldu! Dedik: "Ey Zül-Karneyn! İster (onlara) azap edersin; ister haklarında bir güzellik oluşturursun. "

    Ali Bulaç

    Sonunda güneşin battığı yere kadar ulaştı ve onu kara çamurlu bir gözede batmakta buldu, yanında bir kavim gördü. Dedik ki: "Ey Zu'l-Karneyn, (istiyorsan onları) ya azaba uğratırsın veya içlerinde güzelliği (geçerli ilke) edinirsin."

    Ali Özek ve heyeti

    Nihayet güneşin battığı yere varınca, onu kara bir balçıkta batar buldu. Onun yanında (orada) bir kavme rastladı. Bunun üzerine biz: Ey Zülkarneyn! Onlara ya azap edecek veya haklarında iyilik etme yolunu seçeceksin, dedik.

    Ali Rıza Safa

    Güneşin battığı yere ulaştığında, çok koyu bulanık bir suya batarken buldu. Ve orada, bir toplumla karşılaştı. Dedik ki: "Ey Zulkarneyn! İstersen onları cezalandırırsın, istersen güzel davranırsın!"

    Bayraktar Bayraklı

    Nihayetgüneşin battığı yere varınca,güneşi kopkoyu bir suda batıyormuş gibi gördü. Orada bir topluluğa rastladı. "Ey Zülkarneyn!Onları ister cezalandır, ister onlara karşı iyi davran!" dedik.

    Edip Yüksel

    Uzak batıya varınca güneşi büyük bir okyanusta batar buldu ve orada bir topluluk ile karşılaştı. "Ey İki Nesil Sahibi, dilersen onları cezalandır, dilersen onlara iyi davran" dedik.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Uzak batıya varınca güneşi büyük bir okyanusta batar buldu ve orada bir topluluk ile karşılaştı. 'Ey İki Nesil Sahibi, dilersen onları cezalandır, dilersen onlara iyi davran,' dedik.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Güneşin battığı yere vardığında onu, balçıklı bir kaynakta batıyor buldu. Ayrıca onun yanında bir kavim gördü. Dedik ki: "Ey Zulkarneyn, ya onları cezalandırırsın veya haklarında bir güzel muamelede bulunursun."

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ta gün batıya vardığı vakit onu balçıkla bir gözde gurub ediyor buldu, bir de bunun yanında bir kavim buldu, dedik ki: ey Zülkarneyn! ya ta'zib edersin veya haklarında bir güzellik ittihaz eylersin

    Erhan Aktaş

    Nihayet o, Güneş'in battığı yere vardığı zaman, onu koyu bir suda batıyor buldu. Bir de bunun yanında bir halkla karşılaştı. "Ey Zu'l-Karneyn! Dilersen onları cezalandırırsın, dilersen onlara iyilik edersin. dipnot 1 " dedik.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ya zulmederek zalim olursun ya da adil davranarak, iyi bir kimse olursun.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Nihayet o, Güneş'in battığı yere vardığı zaman, onu koyu bir suda batıyor buldu. Bir de bunun yanında bir halkla karşılaştı. "Ey Zu'l-Karneyn! Dilersen onları cezalandırırsın, dilersen onlara iyilik edersin. dipnot 1 " dedik.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ya zulmederek zalim olursun ya da adil davranarak, iyi bir kimse olursun.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Nihayet o, Güneş'in battığı yere vardığı zaman, onu koyu bir suda batıyor buldu. Bir de bunun yanında bir halkla karşılaştı. "Ey Zu'l-Karneyn! "Dilersen onları cezalandırırsın, dilersen onlara iyilik edersin. dipnot 1 " dedik.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ya zulmederek zalim olursun ya da adil davranarak, iyi bir kimse olursun.

    Gültekin Onan

    Sonunda güneşin battığı yere kadar ulaştı ve onu kara çamurlu bir gözede batmakta buldu, yanında bir kavim gördü. Dedik ki: "Ey Zu'l-Karneyn, (istiyorsan onları) ya azaba uğratırsın veya içlerinde güzeliği (geçerli ilke) edinirsin."

    Hasan Basri Çantay

    Nihayet güneşin batdığı yere ulaşınca onu kara bir balçıkda batar buldu. Bunun yanında da bir kavm buldu. Dedik ki: "Zülkarneyn, (onları) ya azaba uğratmanda, yahud haklarında güzellik (tarafını) tutman (da serbestsin)".

    İbni Kesir

    En sonunda güneşin battığı yere vardığı zaman; onu kara bir suda batıyor buldu. Orada bir kavme rastladı. Zülkarneyn, onlara azab da edebilirsin, iyi muamelede de bulunabilirsin, dedik.

    Mehmet Alagaş

    (83-98) Sana İki boynuzludan / zülkarneyn’den sorarlar, de ki size onu ve onla ilgili hatıraları okuyacağım, arzı ona mekân yaptık her şeyi bir sebeple ona verdik , O da bir sebebe uydu / tabi oldu , güneşin battığı yere ulaştığında siyah balçıktan / çamurlu bir gözenin içinde onun / güneşin battığını gördü (gün batımı gözeye aksetmiş) ve gözenin yanında da bir kavim buldu, Ona, Ey Zülkarneyn ya bu kavmi azaba uğratırsın yahut onları güzellikle elde edersin dedik. O da kim zulmediyorsa ona azap ederiz, sonrasında da Rabbine geri gönderilir, O’da nasıl olacağı belirsiz bir azapla onlara azap eder dedi, Kim iman eder de ıslah edici amel işlerse ona güzel bir karşılık vardır , O’na işlerimizden / emirlerimizden kolay olanı söyleyeceğiz , sonra bir sebebe uydu / tabi oldu güneşin doğduğu yere ulaştığındaysa orada bir kavmin üzerine güneşi doğarken buldu, O kavmin güneşine karşı herhangi bir koruyucu siper yapmamıştık, Onun katında olanı her şeyi kuşatmıştık, her şeyden haberimiz vardı, sonra bir sebebe uydu / tabi oldu sonra iki set arasına vardığı zaman, iki setin dışında kalan, söz dahi anlamayan durumda ki bir kavmi buldu, dediler ki Ey Zülkarneyn, gerçekten Ye’cüc ve Me’cüc arzda bozgunculuk çıkarıyorlar, sana onlarla bizim aramızda set yapman karşılığında bir haraç versek olur mu? Rabbimin beni içinde bulundurduğu imkanlar daha hayırlıdır dedi. Bana güç / kuvvet ile yardım edin , bende onlarla sizin aranızda bir sur / radmen yapayım, bana demirin cevherlerini getirin, iki dağın arası yamaçlar, demir cevherleri ile dolarak eşitlenince körükleyin / üfürün dedi, kor haline / nar haline gelince de bana bakır getirin üzerine dökeyim dedi, artık onun arkasına geçmeye de yahut delmeye de güçleri yetmez , dedi ki bu Rabbimden bir esirgemedir / rahmettir, Rabbimin vaadi geldiğindeyse onu dümdüz edecektir, Rabbinin vaadi haktır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Nihayet Güneşin battığı yere ulaşınca onu kara çamurlu bir pınarda batıyor gördü. Onun yanında da bir kavim buldu. Dedik ki: “Ey Zülkarneyn! Onları istersen azaplandırabilirsin yahut onlara güzel muamelede de bulunabilirsin.''

    Süleyman Ateş

    Nihayet güneşin battığı yere ulaşınca onu, kara balçıklı bir gözede batar buldu. Onun yanında da bir kavim buldu. Dedik ki: "Ey Zu'l-Karneyn, (onlara) ya azab edersin veya kendilerine güzel davranırsın (onları güzellikle yola getirirsin. Nasıl istersen öyle yaparsın)."

    Süleymaniye Vakfı

    Güneş'in batmış olduğu /sürekli ufkun altında olduğu bir yere dipnot 1 ulaşınca Güneş'i, kara balçıklı bir su kaynağında batıyorken buldu. Oranın yanında bir topluluk da buldu. "Ey Zülkarneyn!" dedik, "Onlara azap edebileceğin gibi onlara karşı güzel bir davranış da gösterebilirsin." dipnot 2

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Güneş'in battığı yer, görünmediği yerdir. Dünya yuvarlak olduğu için gözlemcinin olduğu yere göre Güneş'in batmadığı bir nokta yoktur. Böyle bir nokta olmadığı için oraya gitmek diye bir şey olamaz. Zülkarneyn'in gittiği yere "Güneş'in battığı yer" dendiğine göre bu söz, "Güneş'in gün boyu ufkun altında olduğu yer" dışında bir anlam ifade edemez. Böyle bir yer, ancak kutup bölgelerinde olur. Zülkarneyn oraya Güneş batarken gittiğinden, Güneşsiz günlerin başlangıcında gitmiş olur. Güneş'in kaybolduğu tarafı görebildiği için oraya gündüzün gitmiştir. Çünkü Güneş'in görünmediği yerlerde de gündüz aydınlığı olur ve gündüzün bütün bölümleri yaşanır.
    2. metne dön, dipnot 2
      Allah Teala her insanla bir şekilde konuşabilir (Şura 42/51). Nitekim Adem aleyhisselam nebi olmadan önce Allah onunla konuşmuş (Taha 20/115-122) ve ona, evrendeki bilgileri öğretmiştir (Bakara 2/31). Allah'ın Zülkarneyn ile yaptığı bu konuşma da onun nebi olduğunu göstermez. Eğer nebi olsaydı Allah ona, insanları müjdeleme ve uyarma görevi verirdi (Bakara 2/213).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Uzak batıya ulaşınca onu, güneşi sıcak sularda batar buldu. Orada bir topluluğa rastladı. Dedik ki "Bak Zülkarneyn! Onları sıkıntıya sokabileceğin gibi iyi davranış da gösterebilirsin."

    Şaban Britch

    Sonunda, güneşin battığı yere varınca, kara balçıklı bir suda batıyor buldu, Orada da bir kavim buldu. Ona dedik ki: Ey Zülkarneyn! Onları ister cezalandır, ister iyi davran.

    Şaban Piriş

    Sonunda, güneşin battığı yere varınca, onu kara bir çamurda, bir göze de batarken buldu. Orada da bir kavim buldu. Ona dedik ki: -Ey Zülkarneyn, onları ister cezalandır; ister iyi davran.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Nihayet, Güneş'in battığı yere varınca onu kara balçıklı bir gözede batar buldu. Onun yanında bir de kavim buldu. Dedik ki: "Ey Zülkarneyn, ya bunlara azap edersin ya da haklarında güzel bir tavrı esas alırsın."

  5. Kehf suresi, 87. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kehf suresi, 87. ayet. قَالَ أَمَّا مَن ظَلَمَ فَسَوْفَ نُعَذِّبُهُۥ ثُمَّ يُرَدُّ إِلَىٰ رَبِّهِۦ فَيُعَذِّبُهُۥ عَذَابًا نُّكْرًا

    Diyanet İşleri

    Zülkarneyn, "Her kim zulmederse, biz onu cezalandıracağız. Sonra o Rabbine döndürülür. O da kendisini görülmedik bir azaba uğratır" dedi.

    Mehmet Okuyan

    (Allah) şöyle demişti: "Haksızlık edeni cezalandıracağız; sonra da Rabbine gönderilecek, (Allah) ona korkunç bir azap uygulayacaktır.

    Mustafa İslamoğlu

    (fakat)" diye ekledi (Rabbi); "kim zulmederse, iyi bilsin ki o (bu dünyada) günü gelince azabımıza mahkum olacaktır; en sonunda Rabbine döndürülecek; ve (Allah ahirette) onu da görülmemiş bir azaba uğratacaktır.

    Muhammed Esed

    O şöyle cevap verdi: "(Başkalarına) zulmeden kimseye gelince, ona bundan böyle azap edeceğiz; ve o kimse sonunda Rabbine döndürülecek; ve O da ona görülmemiş bir azap çektirecek.

    Ahmed Hulusi

    (Zül-Karneyn) dedi ki: "Zulmedene azap edeceğiz. . . Sonra Rabbine döndürülecek; böylece (Rabbi) ona tarifi mümkün olmayan bir azap yaşatacak. "

    Ali Bulaç

    Dedi ki: "Kim zulmederse biz onu azablandıracağız, sonra Rabbine döndürülür, O da onu görülmemiş bir azabla azablandırır."

    Ali Özek ve heyeti

    O, şöyle dedi: «Haksızlık edeni cezalandıracağız; sonra o, Rabbine gönderilecek; sonra Allah da ona korkunç bir azap uygulayacak.»

    Ali Rıza Safa

    "Kim haksızlık yaparsa, onu cezalandıracağız!" dedi; "Sonra, Efendisine geri gönderilince, görülmemiş bir cezayla onu cezalandıracaktır!"

    Bayraktar Bayraklı

    O da şöyle dedi: "Haksızlık edeni cezalandıracağız;sonra da o, Rabbine döndürülecek. Rabbi de onu görülmemiş bir ceza ile cezalandıracaktır."

    Edip Yüksel

    Dedi ki, "Kim haksızlık ederse onu cezalandıracağız, Efendisine döndürülünce de O onu görülmemiş bir cezaya çarpacaktır."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Dedi ki, 'Kim haksızlık ederse onu cezalandıracağız, Rabbine döndürülünce de onu görülmemiş bir cezaya çarpacaktır.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    O şöyle dedi: "Her kim haksızlık ederse, onu muhakkak cezalandırırız, sonra Rabbine iade edilir ve O da onu görülmedik bir azaba çeker.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Dedi: her kim haksızlık ederse onu muhakkak ta'zib ederiz, sonra rabbına iade olunur, o da onu görülmedik bir azaba çeker

    Erhan Aktaş

    Zu'l-Karneyn: "Kim zulmederse ona azap edeceğiz. Sonra Rabb'ine döndürülür. Böylece ona daha şiddetli bir azapla azap edilir." dedi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Zu'l-Karneyn: "Kim zulmederse ona azap edeceğiz. Sonra Rabb'ine döndürülür. Böylece ona daha şiddetli bir azapla azap edilir." dedi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Zu'l-Karneyn: "Kim zulmederse ona azap edeceğiz. Sonra Rabb'ine döndürülür. Böylece ona daha şiddetli bir azapla azap edilir." dedi.

    Gültekin Onan

    Dedi ki: "Kim zulmederse biz onu azablandıracağız, sonra rabbine döndürülür, O da onu kötü (nükra) bir azabla azablandırır."

    Hasan Basri Çantay

    Dedi: "Amma kim zulmederse onu azablandıracağız. Sonra da o, Rabbine döndürülür de O da kendisini şiddetli bir azab (a duçar) eder".

    İbni Kesir

    Dedi ki: Kim zulmederse; ona, azab edeceğiz. Sonra Rabbına döndürülür ve Rabbı; onu, görülmemiş bir azaba uğratır.

    Mehmet Alagaş

    (83-98) Sana İki boynuzludan / zülkarneyn’den sorarlar, de ki size onu ve onla ilgili hatıraları okuyacağım, arzı ona mekân yaptık her şeyi bir sebeple ona verdik , O da bir sebebe uydu / tabi oldu , güneşin battığı yere ulaştığında siyah balçıktan / çamurlu bir gözenin içinde onun / güneşin battığını gördü (gün batımı gözeye aksetmiş) ve gözenin yanında da bir kavim buldu, Ona, Ey Zülkarneyn ya bu kavmi azaba uğratırsın yahut onları güzellikle elde edersin dedik. O da kim zulmediyorsa ona azap ederiz, sonrasında da Rabbine geri gönderilir, O’da nasıl olacağı belirsiz bir azapla onlara azap eder dedi, Kim iman eder de ıslah edici amel işlerse ona güzel bir karşılık vardır , O’na işlerimizden / emirlerimizden kolay olanı söyleyeceğiz , sonra bir sebebe uydu / tabi oldu güneşin doğduğu yere ulaştığındaysa orada bir kavmin üzerine güneşi doğarken buldu, O kavmin güneşine karşı herhangi bir koruyucu siper yapmamıştık, Onun katında olanı her şeyi kuşatmıştık, her şeyden haberimiz vardı, sonra bir sebebe uydu / tabi oldu sonra iki set arasına vardığı zaman, iki setin dışında kalan, söz dahi anlamayan durumda ki bir kavmi buldu, dediler ki Ey Zülkarneyn, gerçekten Ye’cüc ve Me’cüc arzda bozgunculuk çıkarıyorlar, sana onlarla bizim aramızda set yapman karşılığında bir haraç versek olur mu? Rabbimin beni içinde bulundurduğu imkanlar daha hayırlıdır dedi. Bana güç / kuvvet ile yardım edin , bende onlarla sizin aranızda bir sur / radmen yapayım, bana demirin cevherlerini getirin, iki dağın arası yamaçlar, demir cevherleri ile dolarak eşitlenince körükleyin / üfürün dedi, kor haline / nar haline gelince de bana bakır getirin üzerine dökeyim dedi, artık onun arkasına geçmeye de yahut delmeye de güçleri yetmez , dedi ki bu Rabbimden bir esirgemedir / rahmettir, Rabbimin vaadi geldiğindeyse onu dümdüz edecektir, Rabbinin vaadi haktır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Dedi ki: “Kim zulmederse onu azaplandıracağız. Sonra o Rabbine döndürülecek, Rabbi de onu şiddetli bir azap ile azaplandıracak.

    Süleyman Ateş

    Dedi: "Kim haksızlık ederse, ona azab edeceğiz, sonra o, Rabbine döndürülecektir. O da ona görülmemiş bir azab edecektir."

    Süleymaniye Vakfı

    Dedi ki: "Kim zalimlik ederse/ yanlışa dalarsa biz ona azap edeceğiz. Sonra Rabbinin huzuruna çıkarılacak, o da ona kötü bir şekilde azap edecektir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Dedi ki "Yanlış yapanı azaba uğratacağız. Sonra o, Rabbinin huzuruna çıkarıldığında Rabbi de ona, beklemediği bir ceza verecektir.

    Şaban Britch

    Dedi ki: Kim, zulmederse onu cezalandıracağız, sonra Rabbine döndürülür ve Rabbi onu şiddetli bir azapla cezalandırır.

    Şaban Piriş

    Dedi ki: -Kim, zulmederse onu cezalandıracağız, sonra Rabbine döndürülür ve Rabbi onu görülmemiş bir azapla cezalandırır.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Dedi: "Zulmedene azap edeceğiz; sonra Rabbine döndürülecek; O da onu görülmedik bir azaba çeker."

  6. Kehf suresi, 88. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kehf suresi, 88. ayet. وَأَمَّا مَنْ ءَامَنَ وَعَمِلَ صَٰلِحًا فَلَهُۥ جَزَآءً ٱلْحُسْنَىٰ وَسَنَقُولُ لَهُۥ مِنْ أَمْرِنَا يُسْرًا

    Diyanet İşleri

    "Her kim de iman eder ve salih amel işlerse, ona mükafat olarak daha güzeli var. (Üstelik) ona emrimizden kolay olanı söyleyeceğiz."

    Mehmet Okuyan

    İman edip iyi işler yapan kimseye gelince, onun için de en güzel karşılık vardır. Buyruğumuzdan ona kolay olanını söyleyeceğiz."

    Mustafa İslamoğlu

    Ama kim de iman eder ve erdemli davranırsa, işte onu da karşılık olarak güzel bir akıbet beklemektedir; zaten Biz ona talimatlarımızdan kolay olanları buyuracağız.

    Muhammed Esed

    Ama inanıp dürüst ve erdemli davranışlarda bulunan kimseye gelince, böyle biri (yaptıklarının) karşılığı olarak (ahiret hayatının) nihai güzelliğine, iyiliğine ulaşacaktır; ve Biz de onu (yalnızca) yerine getirilmesi kolay olanla yükümlü tutacağız".

    Ahmed Hulusi

    Fakat kim (hakikate) iman eder ve imanının gereğini uygularsa; karşılığı onun için en güzelidir. . . Ona kolaylaştırma yolundaki hükmümüzü uygularız.

    Ali Bulaç

    Kim iman eder ve salih amellerde bulunursa, onun için güzel bir karşılık vardır. Ona buyruğumuzdan kolay olanını söyleyeceğiz."

    Ali Özek ve heyeti

    İman eden ve sâlih amel işleyene gelince, ona da en güzel mükâfat vardır. Ona emrimizin kolay olanını söyleyeceğiz".

    Ali Rıza Safa

    İnanmış olarak erdemli edimler yapanlar için güzel bir ödül vardır. Üstelik buyruğumuzdan kolay olanı ona söyleyeceğiz.

    Bayraktar Bayraklı

    Ancak inanıp yararlı iş yapana gelince, onun için güzel ödül vardır. Biz ona kendi emirlerimizden kolay olanı söyleyeceğiz.

    Edip Yüksel

    "Gerçeği onaylayıp erdemli davranana gelince, ona güzel bir ödül vardır. Ona kolaylık göstereceğiz."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'İnanıp erdemli davranana gelince, ona güzel bir ödül vardır. Ona kolaylık göstereceğiz.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ancak her kim de iman edip iyi bir iş yaparsa, buna da mükafat olarak en güzel akibet vardır ve ona emrimizin kolayını söyleriz."

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Amma her kim de iyman edip iyi bir iş tutarsa buna da mükafat olarak en güzel akıbet vardır ve ona emrimizden bir kolaylık söyleriz

    Erhan Aktaş

    "Kim iman eder ve salihatı dipnot 1 yaparsa, en iyi karşılık onundur. Biz, ona her türlü kolaylığı göstereceğiz."

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bkz. 16:97. ayetin dipnotu.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Kim iman eder ve salihatı yaparsa, en iyi karşılık onundur. Biz, ona her türlü kolaylığı göstereceğiz."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Kim iman eder ve salihatı yaparsa, dipnot 1 en iyi karşılık onundur. Biz, ona her türlü kolaylığı göstereceğiz.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bozuk olan şeyi düzeltmeye çalışmak, düzeltici olmak, yapıcı olmak, düzeltmeye teşvik etmek, iyiye yönlendirmek.

    Gültekin Onan

    Kim inanır ve salih amellerde bulunursa, onun için güzel bir karşılık vardır. Ona buyruğumuzdan bir kolaylık söyleyeceğiz."

    Hasan Basri Çantay

    "Amma kim iman eder, güzel de amel (ve hareket) eylerse onun için en güzel bir mükafat vardır. Ona emrimizden kolay (taraf) ını da söyleyeceğiz".

    İbni Kesir

    Fakat kim de, iman eder ve salih ameller işlerse; ona, mükafat olarak güzel şeyler vardır. Ona emrimizden kolayını da söyleyeceğiz.

    Mehmet Alagaş

    (83-98) Sana İki boynuzludan / zülkarneyn’den sorarlar, de ki size onu ve onla ilgili hatıraları okuyacağım, arzı ona mekân yaptık her şeyi bir sebeple ona verdik , O da bir sebebe uydu / tabi oldu , güneşin battığı yere ulaştığında siyah balçıktan / çamurlu bir gözenin içinde onun / güneşin battığını gördü (gün batımı gözeye aksetmiş) ve gözenin yanında da bir kavim buldu, Ona, Ey Zülkarneyn ya bu kavmi azaba uğratırsın yahut onları güzellikle elde edersin dedik. O da kim zulmediyorsa ona azap ederiz, sonrasında da Rabbine geri gönderilir, O’da nasıl olacağı belirsiz bir azapla onlara azap eder dedi, Kim iman eder de ıslah edici amel işlerse ona güzel bir karşılık vardır , O’na işlerimizden / emirlerimizden kolay olanı söyleyeceğiz , sonra bir sebebe uydu / tabi oldu güneşin doğduğu yere ulaştığındaysa orada bir kavmin üzerine güneşi doğarken buldu, O kavmin güneşine karşı herhangi bir koruyucu siper yapmamıştık, Onun katında olanı her şeyi kuşatmıştık, her şeyden haberimiz vardı, sonra bir sebebe uydu / tabi oldu sonra iki set arasına vardığı zaman, iki setin dışında kalan, söz dahi anlamayan durumda ki bir kavmi buldu, dediler ki Ey Zülkarneyn, gerçekten Ye’cüc ve Me’cüc arzda bozgunculuk çıkarıyorlar, sana onlarla bizim aramızda set yapman karşılığında bir haraç versek olur mu? Rabbimin beni içinde bulundurduğu imkanlar daha hayırlıdır dedi. Bana güç / kuvvet ile yardım edin , bende onlarla sizin aranızda bir sur / radmen yapayım, bana demirin cevherlerini getirin, iki dağın arası yamaçlar, demir cevherleri ile dolarak eşitlenince körükleyin / üfürün dedi, kor haline / nar haline gelince de bana bakır getirin üzerine dökeyim dedi, artık onun arkasına geçmeye de yahut delmeye de güçleri yetmez , dedi ki bu Rabbimden bir esirgemedir / rahmettir, Rabbimin vaadi geldiğindeyse onu dümdüz edecektir, Rabbinin vaadi haktır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Fakat, kim de iman eder ve salih amel işlerse, ona da iyi bir mükâfat vardır. Ona emrimizden kolay olanı söyleriz.

    Süleyman Ateş

    "Fakat inanıp iyi iş yapan kimseye de en güzel mükafat vardır. Ona buyruğumuzdan kolay olanı söyleyeceğiz (onu zor işlere koşmayacağız)."

    Süleymaniye Vakfı

    Ama kim inanıp güvenir ve iyi iş yaparsa ödül olarak en güzeli onundur. Ona işlerimizden kolay olanı (yapmalarını) söyleyeceğiz."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Ama kim inanıp güvenir ve iyi iş yaparsa onun için en güzel karşılık vardır. Bu gibilere kolay emirler vereceğiz."

    Şaban Britch

    Fakat, kim de iman eder ve salih amel işlerse, ona da iyi bir mükâfat vardır. Ona emrimizden kolay olanı söyleriz.

    Şaban Piriş

    Fakat, kim de iman eder ve doğruları yaparsa, ona da iyi bir karşılık vardır. Ona emrimizden kolay olanı yapacağız.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "İman edip hayra ve barışa yönelik iş yapana gelince, onun için ödül olarak en güzeli var. Ve ona, buyruğumuzdan, kolay olanı söyleyeceğiz."

  7. Kehf suresi, 89. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kehf suresi, 89. ayet. ثُمَّ أَتْبَعَ سَبَبًا

    Diyanet İşleri

    Sonra yine (doğuya doğru) bir yol tuttu.

    Mehmet Okuyan

    Sonra (doğuya doğru) bir yol tutmuştu.

    Mustafa İslamoğlu

    Sonra o, yeni (amacına) ulaştıracak bir araca yine başvurdu.

    Muhammed Esed

    Ve (Zulkarneyn, doğru bir amaca varmak için, böylece) bir kere daha doğru aracı seçti.

    Ahmed Hulusi

    Sonra (Zül-Karneyn diğer) bir yolu kullandı.

    Ali Bulaç

    Sonra (yine) bir yol tuttu.

    Ali Özek ve heyeti

    Sonra yine bir yol tuttu.

    Ali Rıza Safa

    Sonra, yine bir yol tuttu.

    Bayraktar Bayraklı

    Sonra yine bir yol tutup gitti.

    Edip Yüksel

    Sonra bir yol tuttu.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Sonra bir yol tuttu.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Sonra yine bir sebebi takip etti.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Sonra da bir sebebi ta'kıb etti

    Gültekin Onan

    Sonra (yine) bir yol tuttu.

    Hasan Basri Çantay

    Sonra o, başka bir yol tutdu.

    İbni Kesir

    Sonra o, bir yol tuttu.

    Mehmet Alagaş

    (83-98) Sana İki boynuzludan / zülkarneyn’den sorarlar, de ki size onu ve onla ilgili hatıraları okuyacağım, arzı ona mekân yaptık her şeyi bir sebeple ona verdik , O da bir sebebe uydu / tabi oldu , güneşin battığı yere ulaştığında siyah balçıktan / çamurlu bir gözenin içinde onun / güneşin battığını gördü (gün batımı gözeye aksetmiş) ve gözenin yanında da bir kavim buldu, Ona, Ey Zülkarneyn ya bu kavmi azaba uğratırsın yahut onları güzellikle elde edersin dedik. O da kim zulmediyorsa ona azap ederiz, sonrasında da Rabbine geri gönderilir, O’da nasıl olacağı belirsiz bir azapla onlara azap eder dedi, Kim iman eder de ıslah edici amel işlerse ona güzel bir karşılık vardır , O’na işlerimizden / emirlerimizden kolay olanı söyleyeceğiz , sonra bir sebebe uydu / tabi oldu güneşin doğduğu yere ulaştığındaysa orada bir kavmin üzerine güneşi doğarken buldu, O kavmin güneşine karşı herhangi bir koruyucu siper yapmamıştık, Onun katında olanı her şeyi kuşatmıştık, her şeyden haberimiz vardı, sonra bir sebebe uydu / tabi oldu sonra iki set arasına vardığı zaman, iki setin dışında kalan, söz dahi anlamayan durumda ki bir kavmi buldu, dediler ki Ey Zülkarneyn, gerçekten Ye’cüc ve Me’cüc arzda bozgunculuk çıkarıyorlar, sana onlarla bizim aramızda set yapman karşılığında bir haraç versek olur mu? Rabbimin beni içinde bulundurduğu imkanlar daha hayırlıdır dedi. Bana güç / kuvvet ile yardım edin , bende onlarla sizin aranızda bir sur / radmen yapayım, bana demirin cevherlerini getirin, iki dağın arası yamaçlar, demir cevherleri ile dolarak eşitlenince körükleyin / üfürün dedi, kor haline / nar haline gelince de bana bakır getirin üzerine dökeyim dedi, artık onun arkasına geçmeye de yahut delmeye de güçleri yetmez , dedi ki bu Rabbimden bir esirgemedir / rahmettir, Rabbimin vaadi geldiğindeyse onu dümdüz edecektir, Rabbinin vaadi haktır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Sonra yine (doğuya doğru) bir yol tuttu.

    Süleyman Ateş

    Sonra yine bir yol tuttu.

    Süleymaniye Vakfı

    Sonra bir yolu daha takip etti.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Sonra o (Zülkarneyn), bir yola girdi.

    Şaban Britch

    Sonra bir sebep/ yol tuttu.

    Şaban Piriş

    Sonra bir yol tuttu.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Sonra bir sebebi daha izledi.

  8. Kehf suresi, 90. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kehf suresi, 90. ayet. حَتَّىٰٓ إِذَا بَلَغَ مَطْلِعَ ٱلشَّمْسِ وَجَدَهَا تَطْلُعُ عَلَىٰ قَوْمٍ لَّمْ نَجْعَل لَّهُم مِّن دُونِهَا سِتْرًا

    Diyanet İşleri

    Güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu kendileriyle güneş arasına örtü koymadığımız bir halk üzerine doğar buldu.

    Mehmet Okuyan

    Sonunda güneşin doğduğu yere dipnot 1 ulaşınca, onu öyle bir toplum üzerine doğar buldu ki onlar için onun ardında (güneşe karşı) bir örtü yapmamıştık.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ifade de 86. ayette sözü edilen bölgeye doğru bu defa farklı bir mevsimde güneşin uzun süre görüldüğü kutup bölgesine yakın bir yerleşim yeri olabilir. Gerçeği Allah bilir.

    Mustafa İslamoğlu

    En sonunda güneşin doğduğu yere ulaştı; onu kendileri için güneş ışığından gayrı bir örtü takdir etmediğimiz bir topluluk üzerine doğar halde buldu:

    Muhammed Esed

    (Ve doğuya doğru yürüyerek) günün birinde güneşin doğduğu yere vardığında onu, kendilerini güneşe karşı bir örtüyle örtmediğimiz bir kavmin üzerine doğar buldu:

    Ahmed Hulusi

    Ta Güneş'in başlangıcının olduğu yere geldi (kuzeyde Güneş'in batmadan en alt noktadan tekrar yükseldiği bölge). Onu öyle bir kavim üzerine doğar buldu ki, onlar için ona (Güneş'e) karşı bir örtü oluşturmamıştık (Güneş hiç kaybolmuyordu).

    Ali Bulaç

    Sonunda güneşin doğduğu yere kadar ulaştı ve onu (güneşi), kendileri için bir siper kılmadığımız bir kavim üzerine doğmakta iken buldu.

    Ali Özek ve heyeti

    Nihayet güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu öyle bir kavim üzerine doğar buldu ki, onlar için güneşe karşı bir örtü yapmamıştık.

    Ali Rıza Safa

    Güneşin doğduğu yere ulaştığında, aralarına engel koymadığımız bir toplumun üzerine doğarken buldu.

    Bayraktar Bayraklı

    Sonunda güneşin doğduğu yere varınca, güneşi, kendilerine güneşten başka bir örtü vermediğimiz bir topluluğun üzerine doğuyor buldu.

    Edip Yüksel

    Uzak doğuya varınca, güneşi, kendilerini güneşten koruyacak herhangi bir şeye sahip olmayan bir topluluk üzerine doğar buldu. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Bir çöl halkına ulaştığı anlaşılıyor.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Uzak doğuya varınca, güneşi, kendilerini güneşten koruyacak herhangi bir şeye sahip olmayan bir topluluk üzerine doğar buldu.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Nihayet güneşin doğduğu yere vardığında, güneşin kendilerini ondan koruyacak bir siper yapmadığımız bir kavim üzerine doğmakta olduğunu gördü.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ta gün doğu cihetine vardığı vakıt onu bir kavm üzerine doğuyor buldu ki onlara güneşin önünden bir siper yapmamıştık

    Erhan Aktaş

    Nihayet Güneş'in doğduğu yere vardığı zaman, onu, kendilerini Güneş'e karşı koruyacak bir örtü yapmadığımız bir halkın üzerine doğarken buldu.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Nihayet Güneş'in doğduğu yere vardığı zaman, onu, kendilerini Güneş'e karşı koruyacak bir örtü yapmadığımız bir halkın üzerine doğarken buldu.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Nihayet Güneş'in doğduğu yere vardığı zaman, onu, kendilerini Güneş'e karşı koruyacak bir örtü yapmadığımız bir toplumun üzerine doğarken buldu.

    Gültekin Onan

    Sonunda güneşin doğduğu yere kadar ulaştı ve onu (güneşi), kendileri için bir siper kılmadığımız bir kavim üzerine doğmakta iken buldu.

    Hasan Basri Çantay

    Nihayet üstüne güneşin (ilk önce) doğduğu yere ulaşdığı zaman onu öyle bir kavmin üzerine doğuyor buldu ki biz onlar için buna karşı (korunacak) hiç bir siper yapmamışdık.

    İbni Kesir

    Nihayet güneşin doğduğu yere ulaştığında; onun, güneşe karşı hiç bir siper yapmadığımız bir kavmin üzerine doğduğunu gördü.

    Mehmet Alagaş

    (83-98) Sana İki boynuzludan / zülkarneyn’den sorarlar, de ki size onu ve onla ilgili hatıraları okuyacağım, arzı ona mekân yaptık her şeyi bir sebeple ona verdik , O da bir sebebe uydu / tabi oldu , güneşin battığı yere ulaştığında siyah balçıktan / çamurlu bir gözenin içinde onun / güneşin battığını gördü (gün batımı gözeye aksetmiş) ve gözenin yanında da bir kavim buldu, Ona, Ey Zülkarneyn ya bu kavmi azaba uğratırsın yahut onları güzellikle elde edersin dedik. O da kim zulmediyorsa ona azap ederiz, sonrasında da Rabbine geri gönderilir, O’da nasıl olacağı belirsiz bir azapla onlara azap eder dedi, Kim iman eder de ıslah edici amel işlerse ona güzel bir karşılık vardır , O’na işlerimizden / emirlerimizden kolay olanı söyleyeceğiz , sonra bir sebebe uydu / tabi oldu güneşin doğduğu yere ulaştığındaysa orada bir kavmin üzerine güneşi doğarken buldu, O kavmin güneşine karşı herhangi bir koruyucu siper yapmamıştık, Onun katında olanı her şeyi kuşatmıştık, her şeyden haberimiz vardı, sonra bir sebebe uydu / tabi oldu sonra iki set arasına vardığı zaman, iki setin dışında kalan, söz dahi anlamayan durumda ki bir kavmi buldu, dediler ki Ey Zülkarneyn, gerçekten Ye’cüc ve Me’cüc arzda bozgunculuk çıkarıyorlar, sana onlarla bizim aramızda set yapman karşılığında bir haraç versek olur mu? Rabbimin beni içinde bulundurduğu imkanlar daha hayırlıdır dedi. Bana güç / kuvvet ile yardım edin , bende onlarla sizin aranızda bir sur / radmen yapayım, bana demirin cevherlerini getirin, iki dağın arası yamaçlar, demir cevherleri ile dolarak eşitlenince körükleyin / üfürün dedi, kor haline / nar haline gelince de bana bakır getirin üzerine dökeyim dedi, artık onun arkasına geçmeye de yahut delmeye de güçleri yetmez , dedi ki bu Rabbimden bir esirgemedir / rahmettir, Rabbimin vaadi geldiğindeyse onu dümdüz edecektir, Rabbinin vaadi haktır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu kendileriyle Güneş arasına örtü koymadığımız bir millet üzerine doğar buldu.

    Süleyman Ateş

    Nihayet güneşin doğduğu yere ulaşınca onu, güneşe karşı kendilerine siper yapmadığımız bir kavim üzerine doğar buldu.

    Süleymaniye Vakfı

    Güneş'in doğmuş olduğu /sürekli ufkun üstünde bulunduğu yere varınca Güneş'i bir topluluğun üzerine doğmuş halde buldu. Güneş'le o topluluk arasına bir perde koymamıştık. dipnot 1

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Güneş'in doğarken göründüğü yer, kimsenin ulaşamayacağı bir yerdir. Gözlemci ulaşmak istedikçe ondan uzaklaşır. Zülkarneyn gidebildiğine göre orası, Güneş'in sürekli göründüğü ve beyaz gecelerin yaşandığı kutup bölgesi olur. Güneş ile o topluluk arasında engel olmaması, o bölgede Güneş'in gün boyunca görülmesini engelleyecek herhangi bir şey (dağ, tepe, ormanlık, vb.) olmadığını gösterir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Güneşin gözüktüğü yere kadar vardı. Baktı ki bir topluluğun üzerinde gözüküyor; onunla(güneşle) o topluluk arasına örtü koymamışız. (Güneş hiç batmıyor)

    Şaban Britch

    Sonunda, güneşin doğduğu yere vardığında onun, güneşe karşı hiçbir örtü (elbise, çatı..) yapmadığımız bir kavmin üzerine doğduğunu gördü.

    Şaban Piriş

    Sonunda, güneşin doğduğu yere vardığında onun, güneşe karşı hiçbir siper yapmadığımız bir kavmin üzerine doğduğunu gördü.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Bir süre sonra, Güneş'in doğduğu yere varınca onu, ona karşı kendilerine bir siper yapmadığımız bir topluluğun üzerine doğar buldu.

  9. Kehf suresi, 91. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kehf suresi, 91. ayet. كَذَٰلِكَ وَقَدْ أَحَطْنَا بِمَا لَدَيْهِ خُبْرًا

    Diyanet İşleri

    İşte böyle. Şüphesiz biz onun yanındakileri ilmimizle kuşatmışızdır.

    Mehmet Okuyan

    İşte böylece onunla ilgili her şeyden haberdardık.

    Mustafa İslamoğlu

    onların yaşam tarzı da işte böyleydi; fakat doğrusu Biz, onun sahip olduğu tasavvuru derin bir bilgiyle kuşatmışızdır.

    Muhammed Esed

    (Biz onları) işte böyle (bir yaşama tarzı içinde, böyle bir düzeyde bırakmıştık ve o da onları öylece kendi hallerine bıraktı;) ve muhakkak ki sınırsız bilgimizle Biz onun zihninden geçenleri kuşatmış bulunuyorduk.

    Ahmed Hulusi

    İşte böyle. . . Biz Onu, ondaki ile ihata etmiştik.

    Ali Bulaç

    İşte böyle, onun yanında "özü kapsayan bilgi olduğunu" (veya yanında olup biten her şeyi) biz (ilmimizle) büsbütün kuşatmıştık.

    Ali Özek ve heyeti

    İşte böylece onunla ilgili her şeyden haberdardık.

    Ali Rıza Safa

    İşte böyle. Kendisinde olan her şeyi bilgimizle kaplamıştık.

    Bayraktar Bayraklı

    İşte onun durumu böyledir. Onun bilgi olarak sahip olduğu her şeyi biz biliriz.

    Edip Yüksel

    İşte böyle... Onun her bulduğunu tamamıyla biliyorduk.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    İşte böyle... Onun her bulduğunu tamamıyla biliyorduk.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    İşte böyle. Halbuki Biz, onun yanında nelerin bulunduğunu tamamen biliyorduk.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Böyle, halbuki onun yanında neler vardı temamını biz biliyorduk

    Erhan Aktaş

    İşte böyle! Biz, onun yanında olan şeyleri bilgimizle kuşatmıştık.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    İşte böyle! Biz, onun yanında olan şeyleri bilgimizle kuşatmıştık.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    İşte böyle! Biz, onun yanında olan şeyleri bilgimizle kuşatmıştık.

    Gültekin Onan

    İşte böyle, onun yanında "özü kapsayan bilgi olduğunu" (veya yanında olup biten her şeyi) biz (ilmimizle) büsbütün kuşatmıştık.

    Hasan Basri Çantay

    İşte (Zülkarneynin işi) böyle idi. Halbuki onun yanında (neler vardı) ki biz hepsini ilm (imiz) le kuşatmışızdır.

    İbni Kesir

    İşte bunun gibi, onun yaptıklarının hepsini baştan başa biliyorduk Biz.

    Mehmet Alagaş

    (83-98) Sana İki boynuzludan / zülkarneyn’den sorarlar, de ki size onu ve onla ilgili hatıraları okuyacağım, arzı ona mekân yaptık her şeyi bir sebeple ona verdik , O da bir sebebe uydu / tabi oldu , güneşin battığı yere ulaştığında siyah balçıktan / çamurlu bir gözenin içinde onun / güneşin battığını gördü (gün batımı gözeye aksetmiş) ve gözenin yanında da bir kavim buldu, Ona, Ey Zülkarneyn ya bu kavmi azaba uğratırsın yahut onları güzellikle elde edersin dedik. O da kim zulmediyorsa ona azap ederiz, sonrasında da Rabbine geri gönderilir, O’da nasıl olacağı belirsiz bir azapla onlara azap eder dedi, Kim iman eder de ıslah edici amel işlerse ona güzel bir karşılık vardır , O’na işlerimizden / emirlerimizden kolay olanı söyleyeceğiz , sonra bir sebebe uydu / tabi oldu güneşin doğduğu yere ulaştığındaysa orada bir kavmin üzerine güneşi doğarken buldu, O kavmin güneşine karşı herhangi bir koruyucu siper yapmamıştık, Onun katında olanı her şeyi kuşatmıştık, her şeyden haberimiz vardı, sonra bir sebebe uydu / tabi oldu sonra iki set arasına vardığı zaman, iki setin dışında kalan, söz dahi anlamayan durumda ki bir kavmi buldu, dediler ki Ey Zülkarneyn, gerçekten Ye’cüc ve Me’cüc arzda bozgunculuk çıkarıyorlar, sana onlarla bizim aramızda set yapman karşılığında bir haraç versek olur mu? Rabbimin beni içinde bulundurduğu imkanlar daha hayırlıdır dedi. Bana güç / kuvvet ile yardım edin , bende onlarla sizin aranızda bir sur / radmen yapayım, bana demirin cevherlerini getirin, iki dağın arası yamaçlar, demir cevherleri ile dolarak eşitlenince körükleyin / üfürün dedi, kor haline / nar haline gelince de bana bakır getirin üzerine dökeyim dedi, artık onun arkasına geçmeye de yahut delmeye de güçleri yetmez , dedi ki bu Rabbimden bir esirgemedir / rahmettir, Rabbimin vaadi geldiğindeyse onu dümdüz edecektir, Rabbinin vaadi haktır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    İşte böyle. Onun yanında olan her şeyi büsbütün kuşatmıştık.

    Süleyman Ateş

    İşte (Zu'l-Karneyn) böyle (yüksek bir mevkie ve hükümranlığa sahip) idi. Onun yanında (daha) nice bilgi ve yetki bulunduğunu biliyorduk.

    Süleymaniye Vakfı

    İşte böyle; Biz onun (Zülkarneyn'in) yanında olan her şeyi tam olarak biliyorduk.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    İşte böyle; Biz o topluğun her şeyini biliyorduk.

    Şaban Britch

    İşte böyle, onun yanındakilerin hepsini ilmimizle kuşattık

    Şaban Piriş

    İşte böyle, onun yanındakilerin hepsini baştan başa biliyorduk.

    Yaşar Nuri Öztürk

    İşte böyle! Biz onun yanında olan her şeyi bilgimizle kuşatmıştık.

  10. Kehf suresi, 92. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kehf suresi, 92. ayet. ثُمَّ أَتْبَعَ سَبَبًا

    Diyanet İşleri

    Sonra yine bir yol tuttu.

    Mehmet Okuyan

    Sonra (farklı) bir yol tutmuştu.

    Mustafa İslamoğlu

    Yeniden kendisini (amacına) ulaştıracak bir araca başvurdu.

    Muhammed Esed

    Ve o (böylece, doğru bir amaca ulaşmak için) bir kere daha, doğru aracı seçmiş oldu.

    Ahmed Hulusi

    Sonra (Zül-Karneyn) bir yolu daha kullandı.

    Ali Bulaç

    Sonra bir yol (daha) tuttu.

    Ali Özek ve heyeti

    Sonra yine bir yol tuttu.

    Ali Rıza Safa

    Sonra, yine bir yol tuttu.

    Bayraktar Bayraklı

    Sonra yine bir yol tutup gitti.

    Edip Yüksel

    Sonra yine bir yol tuttu.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Sonra yine bir yol tuttu.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Sonra da başka bir sebebi takip etti.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Sonra da diğer bir sebebi ta'kıb etti

    Erhan Aktaş

    Sonra bir sebebe tabi oldu.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Sonra bir sebebe tabi oldu.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Sonra bir sebebe tabi oldu.

    Gültekin Onan

    Sonra bir yol (daha) tuttu.

    Hasan Basri Çantay

    Sonra yine bir yol tutdu.

    İbni Kesir

    Sonra da bir yol tuttu.

    Mehmet Alagaş

    (83-98) Sana İki boynuzludan / zülkarneyn’den sorarlar, de ki size onu ve onla ilgili hatıraları okuyacağım, arzı ona mekân yaptık her şeyi bir sebeple ona verdik , O da bir sebebe uydu / tabi oldu , güneşin battığı yere ulaştığında siyah balçıktan / çamurlu bir gözenin içinde onun / güneşin battığını gördü (gün batımı gözeye aksetmiş) ve gözenin yanında da bir kavim buldu, Ona, Ey Zülkarneyn ya bu kavmi azaba uğratırsın yahut onları güzellikle elde edersin dedik. O da kim zulmediyorsa ona azap ederiz, sonrasında da Rabbine geri gönderilir, O’da nasıl olacağı belirsiz bir azapla onlara azap eder dedi, Kim iman eder de ıslah edici amel işlerse ona güzel bir karşılık vardır , O’na işlerimizden / emirlerimizden kolay olanı söyleyeceğiz , sonra bir sebebe uydu / tabi oldu güneşin doğduğu yere ulaştığındaysa orada bir kavmin üzerine güneşi doğarken buldu, O kavmin güneşine karşı herhangi bir koruyucu siper yapmamıştık, Onun katında olanı her şeyi kuşatmıştık, her şeyden haberimiz vardı, sonra bir sebebe uydu / tabi oldu sonra iki set arasına vardığı zaman, iki setin dışında kalan, söz dahi anlamayan durumda ki bir kavmi buldu, dediler ki Ey Zülkarneyn, gerçekten Ye’cüc ve Me’cüc arzda bozgunculuk çıkarıyorlar, sana onlarla bizim aramızda set yapman karşılığında bir haraç versek olur mu? Rabbimin beni içinde bulundurduğu imkanlar daha hayırlıdır dedi. Bana güç / kuvvet ile yardım edin , bende onlarla sizin aranızda bir sur / radmen yapayım, bana demirin cevherlerini getirin, iki dağın arası yamaçlar, demir cevherleri ile dolarak eşitlenince körükleyin / üfürün dedi, kor haline / nar haline gelince de bana bakır getirin üzerine dökeyim dedi, artık onun arkasına geçmeye de yahut delmeye de güçleri yetmez , dedi ki bu Rabbimden bir esirgemedir / rahmettir, Rabbimin vaadi geldiğindeyse onu dümdüz edecektir, Rabbinin vaadi haktır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Sonra bir yol tuttu.

    Süleyman Ateş

    Sonra yine bir yol tuttu.

    Süleymaniye Vakfı

    Sonra bir yolu daha takip etti.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Sonra yine başka bir yol tuttu.

    Şaban Britch

    Sonra yoluna devam etti.

    Şaban Piriş

    Sonra yoluna devam etti.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Sonra yine bir sebebi izledi.

  11. Kehf suresi, 93. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kehf suresi, 93. ayet. حَتَّىٰٓ إِذَا بَلَغَ بَيْنَ ٱلسَّدَّيْنِ وَجَدَ مِن دُونِهِمَا قَوْمًا لَّا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ قَوْلًا

    Diyanet İşleri

    İki dağ arasına ulaşınca, bunların önünde, neredeyse hiçbir sözü anlamayan bir halk buldu.

    Mehmet Okuyan

    Sonunda iki set (dağ) arasına ulaştığında onların önünde, neredeyse hiçbir sözü anlayamayan bir toplum bulmuştu. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ülke de muhtemelen kuzeye doğru benzer bir ülke olabilir.

    Mustafa İslamoğlu

    Nihayet iki set arasına ulaştığı zaman, onların arasında yaşayan bir topluluğa rastladı; konuştuğu dilden pek anlamıyorlardı.

    Muhammed Esed

    Ve derken, iki set arasında (bir yere) vardığında onların yamacında (yaşayan ve onun konuştuğu dilden) çok az şey anlayabilen bir kavme rastladı.

    Ahmed Hulusi

    Nihayet iki sed (set, dağ) arasına ulaştı. . . Orada neredeyse -hiçbir- uyarıyı değerlendirmeyecek halde bir kavim buldu.

    Ali Bulaç

    seddin arasına kadar ulaştı, onların (sedlerin) önünde hemen hemen hiç bir sözü kavramayan bir kavim buldu.

    Ali Özek ve heyeti

    Nihayet iki dağ arasına ulaştığında onların önünde, hemen hiçbir sözü anlamayan bir kavim buldu.

    Ali Rıza Safa

    İki set arasına vardığında, onun önünde, söz anlamayan bir toplum buldu.

    Bayraktar Bayraklı

    Sonunda iki set arasına varınca, bunların ötesinde, neredeyse hiçbir sözü anlamayan bir topluluk buldu.

    Edip Yüksel

    İki seddin arasına varınca, ötesinde, nerdeyse söz anlamayan bir topluluk buldu.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    İki seddin arasına varınca, ötesinde, nerdeyse söz anlamayan bir topluluk buldu

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Nihayet iki set arasına vardığı zaman, önlerinde neredeyse hiç söz anlamayan bir kavim buldu.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ta iki sedd arasına vardığı vakit önlerinde bir kavm buldu ki hemen hemen söz anlayacak bir halde değil gibi idiler

    Erhan Aktaş

    Nihayet iki set arasına ulaştığı zaman, onların yanı başında neredeyse hiç söz anlamayan bir halkla karşılaştı.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Nihayet iki set arasına ulaştığı zaman, onların yanı başında neredeyse hiç söz anlamayan bir halkla karşılaştı.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Nihayet iki set arasına ulaştığı zaman, onların dışında, neredeyse hiç söz anlamayan bir toplumla karşılaştı.

    Gültekin Onan

    İki seddin arasına kadar ulaştı, onların (sedlerin) önünde hemen hemen hiç bir sözü kavramayan (yefkahune) bir kavim buldu.

    Hasan Basri Çantay

    Nihayet iki dağ arasına ulaşdığı zaman onların önünde hemen hiç bir söz anlamaz bir kavm buldu.

    İbni Kesir

    En sonunda iki dağın arasına varınca; orada hemen hemen hiç bir söz anlamayan bir kavme rastladı.

    Mehmet Alagaş

    (83-98) Sana İki boynuzludan / zülkarneyn’den sorarlar, de ki size onu ve onla ilgili hatıraları okuyacağım, arzı ona mekân yaptık her şeyi bir sebeple ona verdik , O da bir sebebe uydu / tabi oldu , güneşin battığı yere ulaştığında siyah balçıktan / çamurlu bir gözenin içinde onun / güneşin battığını gördü (gün batımı gözeye aksetmiş) ve gözenin yanında da bir kavim buldu, Ona, Ey Zülkarneyn ya bu kavmi azaba uğratırsın yahut onları güzellikle elde edersin dedik. O da kim zulmediyorsa ona azap ederiz, sonrasında da Rabbine geri gönderilir, O’da nasıl olacağı belirsiz bir azapla onlara azap eder dedi, Kim iman eder de ıslah edici amel işlerse ona güzel bir karşılık vardır , O’na işlerimizden / emirlerimizden kolay olanı söyleyeceğiz , sonra bir sebebe uydu / tabi oldu güneşin doğduğu yere ulaştığındaysa orada bir kavmin üzerine güneşi doğarken buldu, O kavmin güneşine karşı herhangi bir koruyucu siper yapmamıştık, Onun katında olanı her şeyi kuşatmıştık, her şeyden haberimiz vardı, sonra bir sebebe uydu / tabi oldu sonra iki set arasına vardığı zaman, iki setin dışında kalan, söz dahi anlamayan durumda ki bir kavmi buldu, dediler ki Ey Zülkarneyn, gerçekten Ye’cüc ve Me’cüc arzda bozgunculuk çıkarıyorlar, sana onlarla bizim aramızda set yapman karşılığında bir haraç versek olur mu? Rabbimin beni içinde bulundurduğu imkanlar daha hayırlıdır dedi. Bana güç / kuvvet ile yardım edin , bende onlarla sizin aranızda bir sur / radmen yapayım, bana demirin cevherlerini getirin, iki dağın arası yamaçlar, demir cevherleri ile dolarak eşitlenince körükleyin / üfürün dedi, kor haline / nar haline gelince de bana bakır getirin üzerine dökeyim dedi, artık onun arkasına geçmeye de yahut delmeye de güçleri yetmez , dedi ki bu Rabbimden bir esirgemedir / rahmettir, Rabbimin vaadi geldiğindeyse onu dümdüz edecektir, Rabbinin vaadi haktır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Nihayet iki dağ arasına ulaştığı zaman, önlerinde hemen hemen hiçbir söz anlamayan bir kavme rastladı.

    Süleyman Ateş

    Nihayet iki sed arasına ulaşınca onların önünde hemen hiç söz anlamayan bir kavim buldu.

    Süleymaniye Vakfı

    İki seddin arasına varınca setlerin alt tarafında, söylenenleri neredeyse hiç anlamayan bir topluluğa rastladı.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    O iki barajın arasına varınca onların aşağısında söylenen sözü neredeyse hiç anlamayan (anlayışı kıt) bir topluluğa rastladı.

    Şaban Britch

    Sonunda iki dağ arasında, hemen hemen hiçbir söz anlamayan bir kavme rastladı.

    Şaban Piriş

    Sonunda iki dağ arasında, hemen hemen hiçbir söz anlamayan bir kavme rastladı.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Nihayet, iki set arasına ulaştı. Setler arasında öyle bir topluluk buldu ki neredeyse söz anlamıyorlardı.

  12. Kehf suresi, 94. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kehf suresi, 94. ayet. قَالُوا۟ يَٰذَا ٱلْقَرْنَيْنِ إِنَّ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ مُفْسِدُونَ فِى ٱلْأَرْضِ فَهَلْ نَجْعَلُ لَكَ خَرْجًا عَلَىٰٓ أَن تَجْعَلَ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمْ سَدًّا

    Diyanet İşleri

    Dediler ki: "Ey Zülkarneyn! Ye'cüc ve Me'cüc (adlı kavimler) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktadırlar. Onlarla bizim aramıza bir engel yapman karşılığında sana bir vergi verelim mi?"

    Mehmet Okuyan

    (O toplum) şöyle demişti: "Ey Zülkarneyn! Şüphesiz ki Ye'cûc ve Me'cûc dipnot 1 yeryüzünde bozgunculuk yapmaktadır. Bizimle onlar arasında bir set yapman için sana bir vergi verelim, olur mu?"

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      [Ye'cûc] ve [Me'cûc], herhangi bir özel ırkı, milleti değil de her zaman hakikatin karşısına dikilen olumsuz algıyı ve faaliyetleri temsil eder. Nitekim bunların Son Saat'te de olacağı Enbiyâ 21:96'da ifade edilmektedir. Bu ayette sözü edilenler de o dönemdeki azgın, sapkın ve saldırgan bir kavmi nitelendiriyor olabilir.

    Mustafa İslamoğlu

    "Ey Zülkarneyn!" dediler, "Ye'cüc ve Me'cüc ülkede bozgunculuk yapıyor; derhal onlarla bizim aramıza bir set yapman karşılığında, sana bir bedel ödemeye ne dersin?"

    Muhammed Esed

    Bunlar (ona): "Sen ey Zulkarneyn!" dediler, "Yecüc ve Mecüc bu ülkede bozgunculuk yapıyor. Onlarla bizim aramızda bir set inşa etmen şartıyla sana bir baç (vergi) verelim mi?"

    Ahmed Hulusi

    Dediler: "Ey Zül-Karneyn! Şüphesiz ki yecüc ve mecüc Arz'da bozgunculuk yapmaktadırlar! Bizimle onlar arasına bir set oluşturman için, sana bir ücret ödeyelim mi?"

    Ali Bulaç

    Dediler ki: "Ey Zu'l-Karneyn, gerçekten Ye'cuc ve Me'cuc, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyorlar, bizimle onlar arasında bir sed inşa etmen için sana vergi verelim mi?"

    Ali Özek ve heyeti

    Dediler ki: Ey Zülkarneyn! Bu memlekette Ye'cûc ve Me’cûc bozgunculuk yapmaktadırlar. Bizimle onlar arasında bir set yapman için sana bir vergi verelim mi?

    Ali Rıza Safa

    Dediler ki: "Ey Zulkarneyn! Aslında, Yecüc ve Mecüc, burada bozgunculuk yapıyorlar. Sana vergi verirsek, onlarla bizim aramıza bir engel yapar mısın?" dipnot 233

    Ali Rıza Safa — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 233
      Bu ayetlerde, Zulkarneyn tarafından engel yapılarak durdurulduğu bildirilen Yecüc ve Mecüc'ün, 21:96 ayetinde engellerinin kaldırılacağı ve her yönden akın edecekleri; bu olayın evrenlerin sonunun yaklaştığının belirtisi olacağı bildirilmiştir. Yecüc ve Mecüc konusunda Kur'an'da ayrıntılı bilgi verilmemiştir. Söylencelerde de isimleri geçen Yecüc ve Mecüc'ün, dev adamlar olduğu veya cücelerden oluşan bir topluluk olduğu veya sayılarının çokluğu ve saldırgan nitelikleriyle toplumlara korku salan kısa boylu Asyalı topluluklar olduğu konusunda değişik öyküler vardır. Tevrat,
      Hezekiel 38:2-23 — Eski Ahit, Hezekiel; alıntıyı aç

      Eski Ahit · Hezekiel 38:2

      “İnsanoğlu, yüzünü Magog ülkesinden Roşun, Meşekin, Tuvalın önderi Goga çevir, ona karşı peygamberlik et.

      Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin

      ve İncil,
      Vahiy 20:8 — Yeni Ahit, Vahiy; alıntıyı aç

      Yeni Ahit · Vahiy 20:8

      Yeryüzünün dört bucağındaki ulusları -Gogla Magogu- saptırmak, savaş için bir araya toplamak üzere zindandan çıkacak. Toplananların sayısı deniz kumu kadar çoktur.

      Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin

      bölümlerinde Gog ve Magog ismiyle anlatılan çok güçlü, deniz kumu denli kalabalık ve acımasız ordunun Yecüc ve Mecüc olduğuna ilişkin savların da dayanağı yoktur.

    Bayraktar Bayraklı

    Dediler ki: "Ey Zülkarneyn!Şüphesiz Ye'cüc ve Me'cüc burada bozgunculuk yapmaktadırlar. Bizimle onların arasına bir set yapman için sana bir ödeme yapabilir miyiz?"

    Edip Yüksel

    Dediler ki, "Ey İki Nesle Sahip Olan (Zül Karneyn), Yecuc ve Mecuc yeryüzünde kötülük işliyorlar. Bizimle onların arasında bir engel koyman için sana bir vergi ödeyebilir miyiz?" dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Adalet ve barış üzerine kurulu çok uluslu bir uygarlığın iki nesil sürecek yönetiminden sonra, dünyanın son yıllarında iki düşman ülkenin tekrar güç kazanarak müslümanlara saldıracakları anlaşılabilir mi bu ayetlerden?

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Dediler ki, 'Ey İki Nesle Sahip Olan (Zül Karneyn), Yecuc ve Mecuc yeryüzünde kötülük işliyorlar. Bizimle onların arasında bir engel koyman için sana bir vergi ödeyebilir miyiz?'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Onlar: "Ey Zulkarneyn, haberin olsun, Ye'cuc ve Me'cuc bu yerde fesat çıkarıyorlar; bu yüzden onlarla bizim aramızda bir set yapman şartıyla sana bir vergi ödesek olur mu?" dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Dediler ki ey Zülkarneyn! haberin olsun Ye'cuc ile Me'cuc bu Arzda fesad yapıp duruyorlar, onun için onlarla bizim aramıza bir sed yapman şartile sana biz bir harc versek olur mu?

    Erhan Aktaş

    "Ey Zu'l-Karneyn! Şüphesiz Ye'cuc ve Me'cuc yeryüzünde fesat çıkaranlardır. Onun için, onlarla bizim aramıza ücreti mukabilinde bir set yap, olmaz mı?" dediler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Ey Zu'l-Karneyn! Şüphesiz Ye'cuc ve Me'cuc dipnot 1 yeryüzünde fesat çıkaranlardır. Onun için, onlarla bizim aramıza ücreti mukabilinde bir set yap, olmaz mı?" dediler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      "Ye'cuc ve Me'cuc, bir nitelemedir. Toplumsal kokuşmanın, topyekun bir insanlığın tam bir hercümerç olması, ahlaki bozulmanın, sefaletin ve çöküntünün bütün bir toplumu kuşatmasının, bütün bir toplumun iş birliği halinde fesat çıkarmasının, kötülüğün her şeye nüfuz etmesinin genel adıdır. Bunu belli bir zamanla, mekanla, toplum veya güçle sınırlamak veya bu konuda gaybi bir beklentiye girmek anlamsızdır. Bu hayal görmekten başka bir şey değildir. Ye'cuc ve Me'cuc, her çağda ve her toplumda ortaya çıkabilecek bir durumdur."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Ey Zu'l-Karneyn! Şüphesiz Ye'cuc ve Me'cuc dipnot 1 yeryüzünde fesat çıkaranlardır. Onun için, onlarla bizim aramıza ücreti mukabilinde bir set yap, olmaz mı?" dediler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      "Ye'cuc ve Me'cuc, bir nitelemedir. Toplumsal kokuşmanın, topyekun bir insanlığın tam bir "hercümerç" olması, ahlaki bozulmanın, sefaletin ve çöküntünün bütün bir toplumu kuşatmasının, bütün bir toplumun işbirliği halinde fesat çıkarmasının, kötülüğün her şeye nüfus etmesinin genel adıdır. Bunu belli bir zamanla, mekanla, toplum veya güçle sınırlamak veya bu konuda gaybi bir beklentiye girmek anlamsızdır. Bu hayal görmekten başka bir şey değildir. Ye'cuc ve Me'cuc, her çağda ve her toplumda ortaya çıkabilecek bir durumdur."

    Gültekin Onan

    Dediler ki: "Ey Zu'l-Karneyn, gerçekten Yecuc ve Mecuc yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyorlar, bizimle onlar arasında bir sed inşa etmen için sana vergi verelim mi?"

    Hasan Basri Çantay

    Onlar dediler ki: "Zülkarneyn, hakıykat, Ye'cuc ve Me'cuc (bu) yerde fesad çıkaran (kabile) lerdir. Bizimle onların arasına bir sed yapman üzerine sana bir vergi verelim mi"?

    İbni Kesir

    Dediler ki: Ey Zülkarneyn; Ye'cuc ve Me'cuc bu ülkede doğrusu bozgunculuk yapıyorlar. Bizim ve onların arasına bir sed yapman için sana vergi verelim mi?

    Mehmet Alagaş

    (83-98) Sana İki boynuzludan / zülkarneyn’den sorarlar, de ki size onu ve onla ilgili hatıraları okuyacağım, arzı ona mekân yaptık her şeyi bir sebeple ona verdik , O da bir sebebe uydu / tabi oldu , güneşin battığı yere ulaştığında siyah balçıktan / çamurlu bir gözenin içinde onun / güneşin battığını gördü (gün batımı gözeye aksetmiş) ve gözenin yanında da bir kavim buldu, Ona, Ey Zülkarneyn ya bu kavmi azaba uğratırsın yahut onları güzellikle elde edersin dedik. O da kim zulmediyorsa ona azap ederiz, sonrasında da Rabbine geri gönderilir, O’da nasıl olacağı belirsiz bir azapla onlara azap eder dedi, Kim iman eder de ıslah edici amel işlerse ona güzel bir karşılık vardır , O’na işlerimizden / emirlerimizden kolay olanı söyleyeceğiz , sonra bir sebebe uydu / tabi oldu güneşin doğduğu yere ulaştığındaysa orada bir kavmin üzerine güneşi doğarken buldu, O kavmin güneşine karşı herhangi bir koruyucu siper yapmamıştık, Onun katında olanı her şeyi kuşatmıştık, her şeyden haberimiz vardı, sonra bir sebebe uydu / tabi oldu sonra iki set arasına vardığı zaman, iki setin dışında kalan, söz dahi anlamayan durumda ki bir kavmi buldu, dediler ki Ey Zülkarneyn, gerçekten Ye’cüc ve Me’cüc arzda bozgunculuk çıkarıyorlar, sana onlarla bizim aramızda set yapman karşılığında bir haraç versek olur mu? Rabbimin beni içinde bulundurduğu imkanlar daha hayırlıdır dedi. Bana güç / kuvvet ile yardım edin , bende onlarla sizin aranızda bir sur / radmen yapayım, bana demirin cevherlerini getirin, iki dağın arası yamaçlar, demir cevherleri ile dolarak eşitlenince körükleyin / üfürün dedi, kor haline / nar haline gelince de bana bakır getirin üzerine dökeyim dedi, artık onun arkasına geçmeye de yahut delmeye de güçleri yetmez , dedi ki bu Rabbimden bir esirgemedir / rahmettir, Rabbimin vaadi geldiğindeyse onu dümdüz edecektir, Rabbinin vaadi haktır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Dediler ki: “Ey Zülkarneyn! Ye’cüc ve Me’cüc (adlı kavimler) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktadırlar. Onlarla bizim aramıza bir engel yapman karşılığında sana bir vergi verelim mi?”

    Süleyman Ateş

    Dediler ki: "Ey Zu'l-Karneyn, Ye'cuc ve Me'cuc, bu yerde bozgunculuk yapıyorlar. Bizimle onların arasına bir sed yapman için sana bir vergi verelim mi?"

    Süleymaniye Vakfı

    Dediler ki: "Ey Zülkarneyn! Yecüc ile Mecüc dipnot 1 (toplulukları) bu topraklarda bozgunculuk yapıyor. Onlarla aramızda bir set yapman karşılığında sana bir ödeme yapsak olur mu?

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ayette Ye'cuc ile Me'cuc'a işaret eden zamirlerin ve fiil çekimlerinin çoğul olması nedeniyle, bunların birer topluluk adı olduğu anlaşılır. Bunun dışında kim olduklarına dair söylenenlerin, tarihi ya da Kur'ani somut bir delili bulunmamaktadır.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Dediler ki "Bak Zülkarneyn! Yecuc ile Mecuç burada doğal düzeni bozuyorlar. Sana vergi versek de bizimle onlar arasına bir set yapsan, olmaz mı?"

    Şaban Britch

    Ey Zülkarneyn! Dediler. Ye’cüc ve Me’cüc bu ülkede bozgunculuk yapıyorlar. Bizimle onların arasına bir set yapman için sana vergi verelim mi?

    Şaban Piriş

    -Ey Zülkarneyn, dediler, Ye'cüc ve Me'cüc bu ülkede bozgunculuk yapıyorlar. Bizimle onların arasına bir set yapman için sana vergi verelim mi?

    Yaşar Nuri Öztürk

    Dediler: "Ey Zülkarneyn! Ye'cuc ve Me'cuc bu yerde bozgunculuk yapıyorlar. Onlarla bizim aramızda bir set yapman şartıyla sana vergi verelim mi?"

  13. Kehf suresi, 95. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kehf suresi, 95. ayet. قَالَ مَا مَكَّنِّى فِيهِ رَبِّى خَيْرٌ فَأَعِينُونِى بِقُوَّةٍ أَجْعَلْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ رَدْمًا

    Diyanet İşleri

    Zülkarneyn, "Rabbimin bana verdiği (imkan ve kudret, sizin vereceğiniz vergiden) daha hayırlıdır. Şimdi siz bana gücünüzle yardım edin de, sizinle onların arasına sağlam bir engel yapayım" dedi.

    Mehmet Okuyan

    (Zülkarneyn) şöyle demişti: "Rabbimin beni içinde bulundurduğu kudret daha hayırlıdır. Siz bana kuvvetinizle destek olun da sizinle onlar arasına aşılmaz bir engel yapayım. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Zülkarneyn, Yüce Allah'ın ona verdiği servet veya otoritenin onların sağlayacağı vergi desteğinden çok daha hayırlı olduğunu ifade etmekte, onların bu anlamdaki katkılarına ihtiyaç olmadığını belirtmektedir. Yüce Allah'ın ona ikram ettiği makamın, ekonomik gücün, elinde bulundurduğu çeşitli vasıtaların onların tahminlerinden çok daha fazla olduğunu ifade etmektedir. Onlardan sadece bedensel olarak işçilik, sanatkârlık veya araç gereç temin etmek konusunda yardım talep etmektedir.

    Mustafa İslamoğlu

    Şöyle cevap verdi: "Rabbimin bu konuda bana verdiği imkan daha değerlidir; haydi sizler bana iş gücüyle yardımcı olun da, sizinle onların arasına bir set yapayım:

    Muhammed Esed

    (Zulkarneyn:) "Rabbimin bana sağladığı güvenli durum (sizin bana verebileceğiniz her şeyden) daha hayırlıdır;" dedi, "bunun içindir ki, siz bana sadece iş gücünüzle yardımda bulunun ki sizinle onlar arasında bir set yapayım!

    Ahmed Hulusi

    (Zül-Karneyn) dedi ki: "Rabbimin bende açığa çıkardıkları daha hayırlıdır. . . Gücünüzle bana yardım edin de, sizinle onlar arasına büyük bir set oluşturayım. "

    Ali Bulaç

    Dedi ki: "Rabbimin beni kendisinde sağlam bir iktidarla yerleşik kıldığı (güç, nimet ve imkan), daha hayırlıdır. Madem öyle, bana (insani) güçle yardım edin de, sizinle onlar arasında sapasağlam bir engel kılayım."

    Ali Özek ve heyeti

    Dedi ki: «Rabbimin beni içinde bulundurduğu nimet ve kudret daha hayırlıdır. Siz bana kuvvetinizle destek olun ki sizinle onlar arasına aşılmaz bir engel yapayım.»

    Ali Rıza Safa

    "Efendimin bana verdikleri daha iyidir!" dedi; "Şimdi, gücünüzle bana destek verin; sizinle onların arasına, sağlam bir engel yapayım!"

    Bayraktar Bayraklı

    Şöyle dedi: "Rabbimin bana verdiği imkan sizinkinden daha iyidir. Bana bedenen yardım ediniz de sizinle onların arasına sağlam bir set yapayım."

    Edip Yüksel

    Dedi ki, "Efendimin bana verdikleri daha iyidir. Bana gücünüzle yardım edin de sizinle onların arasına bir duvar kurayım."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Dedi ki, 'Rabbimin bana verdikleri daha iyidir. Bana gücünüzle yardım edin de sizinle onların arasına bir duvar kurayım.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Dedi ki: "Rabbimin beni içinde bulundurduğu iktidar daha hayırlıdır; haydi siz bana bedenen yardım edin de sizinle onların arasına sağlam bir engel yapayım.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Dedi ki: rabbımın beni içinde bulundurduğu iktidar çok hayırlıdır. Haydin siz bana kuvvet ile yardım edin de ben onlarla sizin aranıza bir redim yapayım

    Erhan Aktaş

    "Rabb'imin, beni içinde bulundurduğu imkanlar daha hayırlıdır." dedi. "Şimdi bana güç verin de sizinle onların arasına çok sağlam bir engel yapayım." dedi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Rabb'imin, beni içinde bulundurduğu imkanlar daha hayırlıdır." dedi. "Şimdi bana güç verin de sizinle onların arasına çok sağlam bir engel yapayım." dedi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Rabb'imin, beni içinde bulundurduğu imkanlar daha hayırlıdır." dedi. Şimdi bana güç verin de sizinle onların arasına çok sağlam bir engel yapayım." dedi.

    Gültekin Onan

    Dedi ki: "Rabbimin beni kendisinde sağlam bir iktidarla yerleşik kıldığı (güç, nimet ve imkan), daha hayırlıdır. Madem öyle, bana (insani) güçle yardım edin de, sizinle onlar arasında sapasağlam bir engel kılayım."

    Hasan Basri Çantay

    Dedi ki: "Rabbimin beni içinde bulundurduğu ni'met (sizin vereceğinizden) daha hayırlıdır. Haydin, siz bana (bedeni) kuvvetle yardım edin de sizinle onların arasına sağlam bir maania yapayım".

    İbni Kesir

    Dedi ki: Rabbımın bana verdikleri sizinkinden daha hayırlıdır. Bana gücünüzle yardım edin de, sizin ve onların arasına sağlam bir duvar yapayım.

    Mehmet Alagaş

    (83-98) Sana İki boynuzludan / zülkarneyn’den sorarlar, de ki size onu ve onla ilgili hatıraları okuyacağım, arzı ona mekân yaptık her şeyi bir sebeple ona verdik , O da bir sebebe uydu / tabi oldu , güneşin battığı yere ulaştığında siyah balçıktan / çamurlu bir gözenin içinde onun / güneşin battığını gördü (gün batımı gözeye aksetmiş) ve gözenin yanında da bir kavim buldu, Ona, Ey Zülkarneyn ya bu kavmi azaba uğratırsın yahut onları güzellikle elde edersin dedik. O da kim zulmediyorsa ona azap ederiz, sonrasında da Rabbine geri gönderilir, O’da nasıl olacağı belirsiz bir azapla onlara azap eder dedi, Kim iman eder de ıslah edici amel işlerse ona güzel bir karşılık vardır , O’na işlerimizden / emirlerimizden kolay olanı söyleyeceğiz , sonra bir sebebe uydu / tabi oldu güneşin doğduğu yere ulaştığındaysa orada bir kavmin üzerine güneşi doğarken buldu, O kavmin güneşine karşı herhangi bir koruyucu siper yapmamıştık, Onun katında olanı her şeyi kuşatmıştık, her şeyden haberimiz vardı, sonra bir sebebe uydu / tabi oldu sonra iki set arasına vardığı zaman, iki setin dışında kalan, söz dahi anlamayan durumda ki bir kavmi buldu, dediler ki Ey Zülkarneyn, gerçekten Ye’cüc ve Me’cüc arzda bozgunculuk çıkarıyorlar, sana onlarla bizim aramızda set yapman karşılığında bir haraç versek olur mu? Rabbimin beni içinde bulundurduğu imkanlar daha hayırlıdır dedi. Bana güç / kuvvet ile yardım edin , bende onlarla sizin aranızda bir sur / radmen yapayım, bana demirin cevherlerini getirin, iki dağın arası yamaçlar, demir cevherleri ile dolarak eşitlenince körükleyin / üfürün dedi, kor haline / nar haline gelince de bana bakır getirin üzerine dökeyim dedi, artık onun arkasına geçmeye de yahut delmeye de güçleri yetmez , dedi ki bu Rabbimden bir esirgemedir / rahmettir, Rabbimin vaadi geldiğindeyse onu dümdüz edecektir, Rabbinin vaadi haktır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    “Rabbimin bana verdiği imkân ve kudret, (sizin vereceğiniz vergiden) daha hayırlıdır. Şimdi siz bana gücünüzle yardım edin de, sizinle onların arasına sağlam bir set yapayım” dedi.

    Süleyman Ateş

    Dedi ki: "Rabbimin, beni içinde bulundurduğu imkanlar, (sizin vereceğinizden) daha hayırlıdır. Siz bana (insan) güc(üy)le yardım edin de sizinle onlar arasına sağlam bir engel yapayım."

    Süleymaniye Vakfı

    Dedi ki: "Rabbimin bana verdiği imkanlar (sizin vereceğinizden) daha iyidir. Siz iş gücüyle bana yardımcı olun ki sizinle onların arasına bir dolgu set yapayım.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Dedi ki "Rabbimin bana sağladığı imkan iyidir. Siz iş gücünüzle yardımcı olun; sizinle onların arasına bir set yapayım.

    Şaban Britch

    Rabbimin bana verdikleri, sizinkinden daha hayırlıdır. Bana gücünüzle yardım edin, sizinle onlar arasına sağlam bir engel yapayım, dedi.

    Şaban Piriş

    (95-96) -Rabbimin bana verdikleri, sizinkinden daha hayırlıdır. Bana gücünüzle yardım edin, bana demir kütleleri getirin de sizinle onlar arasına sağlam bir duvar yapayım, dedi. Bunlar iki dağın arasını doldurunca: -Körükleyin, dedi. Sonunda onu ateş haline getirdi. -Bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim, dedi.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Dedi: "Rabbimin beni içinde tuttuğu imkan ve güç daha üstündür. Siz bana bedensel gücünüzle destek verin de onlarla sizin aranıza çok muhkem bir engel çekeyim."

  14. Kehf suresi, 96. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kehf suresi, 96. ayet. ءَاتُونِى زُبَرَ ٱلْحَدِيدِ حَتَّىٰٓ إِذَا سَاوَىٰ بَيْنَ ٱلصَّدَفَيْنِ قَالَ ٱنفُخُوا۟ حَتَّىٰٓ إِذَا جَعَلَهُۥ نَارًا قَالَ ءَاتُونِىٓ أُفْرِغْ عَلَيْهِ قِطْرًا

    Diyanet İşleri

    "Bana (yeterince) demir madeni getirin" dedi. İki yamacın arasındaki boşluğu (dağlarla) bir hizaya getirince, "körükleyin!" dedi. Demiri eritip kor (gibi) yapınca da, "Bana erimiş bakır getirin, bunun üzerine boşaltayım" dedi.

    Mehmet Okuyan

    Bana demir kütleleri getirin!" Sonunda dağın iki yanı arasını aynı seviyeye getirince "Üfleyin (körükleyin)!" demişti. Onu kor hâline sokunca da "Getirin bana, üzerine bir miktar erimiş bakır dökeyim." demişti.

    Mustafa İslamoğlu

    (şimdi) bana demir plakalar getirin!" Nihayet iki dik yamaç arasındaki (boşluk) doldurulup düz hale gelince onlara "Körükleyin!" dedi. Sonunda demir akkor halini alınca, "Onun üzerine dökmek için bana ergimiş bakır getirin!" dedi.

    Muhammed Esed

    "Bana demir külçeleri getirin!" derken, demir (külçelerini) yığıp, iki yar arasındaki boşluğa doldurunca (onlara) "(Bir ocak kurun ve) körükleyin!" dedi. Nihayet, (demir iyice) kor haline gelince, "Bana ergimiş bakır getirin bunun üzerine dökeyim" dedi.

    Ahmed Hulusi

    Bana demir kütleleri getirin. . . Nihayet iki taraf arasını eşitleyince: "Nefhedin = körükleyin" dedi. . . Ta ki onu (demiri) kor haline getirince, "Getirin bana, üzerine eritilmiş bakır dökeyim" dedi.

    Ali Bulaç

    "Bana demir kütleleri getirin", iki dağın arası eşit düzeye gelince, "Körükleyin" dedi. Onu ateş haline getirinceye kadar (bu işi yaptı, sonra:) dedi ki: "Bana getirin, üzerine eritilmiş bakır dökeyim."

    Ali Özek ve heyeti

    «Bana, demir kütleleri getirin.» Nihayet dağın iki yanı arasını aynı seviyeye getirince (vadiyi doldurunca): «Üfleyin (körükleyin)!» dedi. Artık onu kor haline sokunca: «Getirin bana, üzerine bir miktar erimiş bakır dökeyim» dedi.

    Ali Rıza Safa

    "Bana, demir kütleleri getirin!" İki dağın arasını aynı düzeye getirince, "Körükleyin!" dedi. Ateş durumuna getirince de şöyle dedi: "Bana, erimiş bakır getirin; bunun üstüne dökeceğim!"

    Bayraktar Bayraklı

    "Bana demir kütleleri getirin!" Kütleler iki dağın arasını doldurunca,"Körükleyin!" dedi. Demirler akkor haline gelince, "Bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim" dedi.

    Edip Yüksel

    "Bana demir kütleleri getirin." Her iki barikatın arasını doldurunca, "Üfleyin!" dedi. Onu bir ateş haline sokunca da, "Getirin, üstüne erimiş bakır dökeyim" dedi.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Bana demir kütleleri getirin.' Her iki barikatın arasını doldurunca, 'Üfleyin!,' dedi. Onu bir ateş haline sokunca da, 'Getirin, üstüne erimiş bakır dökeyim,' dedi.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Bana demir kütleleri getirin. İki ucu denkleştirdiği vakit: "Körükleyin!" dedi. Demiri bir ateş haline getirince: "Getirin bana üzerine erimiş bakır dökeyim!" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bana demir kütleleri getirin, tam iki ucu denkleştirdiği vakit körükleyin dedi, tam onu bir ateş haline koyduğu vakit getirin bana dedi: üzerine erimiş bakır dökeyim

    Erhan Aktaş

    "Bana demir parçaları getirin. İki dağın arası eşit seviyeye gelinceye kadar körükleyin." dedi. Onu bir ateş haline getirince, "Bana erimiş bakır getirin, onun üzerine dökeceğim." dedi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Bana demir parçaları getirin. İki dağın arası eşit seviyeye gelinceye kadar körükleyin." dedi. Onu bir ateş haline getirince, "Bana erimiş bakır getirin, onun üzerine dökeceğim." dedi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Bana demir parçaları getirin. İki dağın arası eşit seviyeye gelinceye kadar körükleyin." dedi. Onu bir ateş haline getirince, "Bana erimiş bakır getirin, onun üzerine dökeceğim." dedi.

    Gültekin Onan

    "Bana demir kütleleri getirin"; iki dağın arası eşit düzeye gelince "Körükleyin" dedi. Onu ateş haline getirinceye kadar (bu işi yaptı, sonra) dedi ki: "Bana getirin, üzerine eritilmiş bakır dökeyim."

    Hasan Basri Çantay

    "Bana demir kütleleri getirin". (O karşılıklı iki dağın) iki yanı tam denkleşdiği vakit "üfleyin" dedi. Nihayet onu (demiri) bir ateş haaline koyduğu zaman da "Getirin bana, dedi, üstüne erimiş bakır dökeyim".

    İbni Kesir

    Bana demir kütleleri getirin. Bunlar iki dağın arasını doldurunca; körükleyin, dedi. Nihayet o, bir ateş haline gelince; bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim, dedi.

    Mehmet Alagaş

    (83-98) Sana İki boynuzludan / zülkarneyn’den sorarlar, de ki size onu ve onla ilgili hatıraları okuyacağım, arzı ona mekân yaptık her şeyi bir sebeple ona verdik , O da bir sebebe uydu / tabi oldu , güneşin battığı yere ulaştığında siyah balçıktan / çamurlu bir gözenin içinde onun / güneşin battığını gördü (gün batımı gözeye aksetmiş) ve gözenin yanında da bir kavim buldu, Ona, Ey Zülkarneyn ya bu kavmi azaba uğratırsın yahut onları güzellikle elde edersin dedik. O da kim zulmediyorsa ona azap ederiz, sonrasında da Rabbine geri gönderilir, O’da nasıl olacağı belirsiz bir azapla onlara azap eder dedi, Kim iman eder de ıslah edici amel işlerse ona güzel bir karşılık vardır , O’na işlerimizden / emirlerimizden kolay olanı söyleyeceğiz , sonra bir sebebe uydu / tabi oldu güneşin doğduğu yere ulaştığındaysa orada bir kavmin üzerine güneşi doğarken buldu, O kavmin güneşine karşı herhangi bir koruyucu siper yapmamıştık, Onun katında olanı her şeyi kuşatmıştık, her şeyden haberimiz vardı, sonra bir sebebe uydu / tabi oldu sonra iki set arasına vardığı zaman, iki setin dışında kalan, söz dahi anlamayan durumda ki bir kavmi buldu, dediler ki Ey Zülkarneyn, gerçekten Ye’cüc ve Me’cüc arzda bozgunculuk çıkarıyorlar, sana onlarla bizim aramızda set yapman karşılığında bir haraç versek olur mu? Rabbimin beni içinde bulundurduğu imkanlar daha hayırlıdır dedi. Bana güç / kuvvet ile yardım edin , bende onlarla sizin aranızda bir sur / radmen yapayım, bana demirin cevherlerini getirin, iki dağın arası yamaçlar, demir cevherleri ile dolarak eşitlenince körükleyin / üfürün dedi, kor haline / nar haline gelince de bana bakır getirin üzerine dökeyim dedi, artık onun arkasına geçmeye de yahut delmeye de güçleri yetmez , dedi ki bu Rabbimden bir esirgemedir / rahmettir, Rabbimin vaadi geldiğindeyse onu dümdüz edecektir, Rabbinin vaadi haktır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    “Bana (yeterince) demir madeni getirin” dedi. İki yamacın arasındaki boşluğu (dağlarla) bir hizaya getirince; “Körükleyin!” dedi. Demiri eritip kor (gibi) yapınca da; “Bana erimiş bakır getirin, bunun üzerine boşaltayım.” dedi.

    Süleyman Ateş

    "Bana demir kütleleri getirin." (Zu'l-Karneyn) iki dağın arasını (demir kütleleriyle doldurtup dağlarla) aynı seviyeye getirince: "Üfleyin!" dedi. Nihayet o(demir kütleleri)ni bir ateş haline sokunca "Getirin bana, üzerine erimiş katran dökeyim," dedi.

    Süleymaniye Vakfı

    Bana demir kütleleri getirin." İki seddin etekleri arası dolup düzlenince "Körükleyin!" dedi. Demiri kora çevirince "Bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim." dedi.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bana demir parçaları getirin." İki yakası eşitlenince "Ateşi körükleyin" dedi. Demiri ateşe çevirince "Bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim" dedi.

    Şaban Britch

    Bana demir kütleleri getirin de bunlar iki dağın arasını aynı seviyeye getirince: Körükleyin, dedi. Sonunda onu ateş haline getirdi. Bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim, dedi.

    Şaban Piriş

    (95-96) -Rabbimin bana verdikleri, sizinkinden daha hayırlıdır. Bana gücünüzle yardım edin, bana demir kütleleri getirin de sizinle onlar arasına sağlam bir duvar yapayım, dedi. Bunlar iki dağın arasını doldurunca: -Körükleyin, dedi. Sonunda onu ateş haline getirdi. -Bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim, dedi.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Bana demir kütleleri getirin!" İki ucu tam denkleştirince, "Körükleyin!" dedi. Onu ateş haline koyunca da "Getirin bana, üzerine erimiş bakır/katran dökeyim!" diye seslendi.

  15. Kehf suresi, 97. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kehf suresi, 97. ayet. فَمَا ٱسْطَٰعُوٓا۟ أَن يَظْهَرُوهُ وَمَا ٱسْتَطَٰعُوا۟ لَهُۥ نَقْبًا

    Diyanet İşleri

    Artık onu ne aşabildiler, ne de delebildiler.

    Mehmet Okuyan

    (Artık Ye'cûc ve Me'cûc) o (seddi) ne aşabilmiş ne de onu delebilmişlerdi.

    Mustafa İslamoğlu

    Evet, artık onların (düşmanları) ne onu aşabilirlerdi, ne de onda bir delik ve gedik açabilirlerdi.

    Muhammed Esed

    Ve böylece (set inşa edilmiş oldu, öyle ki) artık onların düşmanları ne onu aşabilirlerdi ne de onda gedik açabilirlerdi.

    Ahmed Hulusi

    Artık onu, ne aşmaya muktedir olabildiler ve ne de delebildiler!

    Ali Bulaç

    Böylelikle, ne onu aşabildiler, ne onu delmeye güç yetirebildiler.

    Ali Özek ve heyeti

    Bu sebeple onu ne aşmaya muktedir oldular ne de onu delebildiler.

    Ali Rıza Safa

    Artık, onu ne aşabildiler ne de delebildiler.

    Bayraktar Bayraklı

    Ye'cüc ve Me'cüc onu ne aşmaya ne de onda bir delik açmaya güç yetirebildiler.

    Edip Yüksel

    Artık onu ne aşabildiler, ne de delebildiler.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Artık onu ne aşabildiler, ne de delebildiler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Artık ne onu aşabildiler, ne de delebildiler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Artık onu ne aşabilirler ne de delebilirler

    Erhan Aktaş

    Artık onu aşmaya ve yarıp geçmeye güç yetiremediler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Artık onu aşmaya ve yarıp geçmeye güç yetiremediler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Artık onu aşmaya ve yarıp geçmeye güç yetiremediler.

    Gültekin Onan

    Böylelikle, ne onu aşabildiler, ne onu delmeye güç yetirebildiler.

    Hasan Basri Çantay

    Artık onu aşmıya da güc yetiremediler, onu delmiye de muktedir olamadılar.

    İbni Kesir

    Onlar; artık onu, ne aşabildiler, ne de delip geçebildiler.

    Mehmet Alagaş

    (83-98) Sana İki boynuzludan / zülkarneyn’den sorarlar, de ki size onu ve onla ilgili hatıraları okuyacağım, arzı ona mekân yaptık her şeyi bir sebeple ona verdik , O da bir sebebe uydu / tabi oldu , güneşin battığı yere ulaştığında siyah balçıktan / çamurlu bir gözenin içinde onun / güneşin battığını gördü (gün batımı gözeye aksetmiş) ve gözenin yanında da bir kavim buldu, Ona, Ey Zülkarneyn ya bu kavmi azaba uğratırsın yahut onları güzellikle elde edersin dedik. O da kim zulmediyorsa ona azap ederiz, sonrasında da Rabbine geri gönderilir, O’da nasıl olacağı belirsiz bir azapla onlara azap eder dedi, Kim iman eder de ıslah edici amel işlerse ona güzel bir karşılık vardır , O’na işlerimizden / emirlerimizden kolay olanı söyleyeceğiz , sonra bir sebebe uydu / tabi oldu güneşin doğduğu yere ulaştığındaysa orada bir kavmin üzerine güneşi doğarken buldu, O kavmin güneşine karşı herhangi bir koruyucu siper yapmamıştık, Onun katında olanı her şeyi kuşatmıştık, her şeyden haberimiz vardı, sonra bir sebebe uydu / tabi oldu sonra iki set arasına vardığı zaman, iki setin dışında kalan, söz dahi anlamayan durumda ki bir kavmi buldu, dediler ki Ey Zülkarneyn, gerçekten Ye’cüc ve Me’cüc arzda bozgunculuk çıkarıyorlar, sana onlarla bizim aramızda set yapman karşılığında bir haraç versek olur mu? Rabbimin beni içinde bulundurduğu imkanlar daha hayırlıdır dedi. Bana güç / kuvvet ile yardım edin , bende onlarla sizin aranızda bir sur / radmen yapayım, bana demirin cevherlerini getirin, iki dağın arası yamaçlar, demir cevherleri ile dolarak eşitlenince körükleyin / üfürün dedi, kor haline / nar haline gelince de bana bakır getirin üzerine dökeyim dedi, artık onun arkasına geçmeye de yahut delmeye de güçleri yetmez , dedi ki bu Rabbimden bir esirgemedir / rahmettir, Rabbimin vaadi geldiğindeyse onu dümdüz edecektir, Rabbinin vaadi haktır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Artık onu ne aşabildiler, ne de delebildiler.

    Süleyman Ateş

    Artık (Ye'cuc Me'cuc) onu ne aşabildiler, ne de delebildiler.

    Süleymaniye Vakfı

    (Set tamamlanınca) artık Yecüc ile Mecüc'ün onun üstüne çıkmaya da delip geçmeye de güçleri yetmedi.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    "Artık onu aşmaya güçleri yetmeyeceği gibi delmeye de güçleri yetmez."

    Şaban Britch

    Artık, seddi aşmaya güçleri yetmedi ve delip geçmediler.

    Şaban Piriş

    Artık, seddi aşmaya güçleri yetmedi ve delip geçmediler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Artık onu ne aşabildiler ne delebildiler.

  16. Kehf suresi, 98. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kehf suresi, 98. ayet. قَالَ هَٰذَا رَحْمَةٌ مِّن رَّبِّى فَإِذَا جَآءَ وَعْدُ رَبِّى جَعَلَهُۥ دَكَّآءَ وَكَانَ وَعْدُ رَبِّى حَقًّا

    Diyanet İşleri

    Zülkarneyn, "Bu, Rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin vaadi (kıyametin kopma vakti) gelince onu yerle bir eder. Rabbimin vaadi gerçektir" dedi.

    Mehmet Okuyan

    (Zülkarneyn) "Bu, Rabbimden bir rahmettir. Fakat Rabbimin vaadi gelince, O bunu yerle bir eder. Rabbimin vaadi gerçektir." demişti.

    Mustafa İslamoğlu

    (Zülkarneyn) dedi ki: "Bu Rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin vaat ettiği zaman geldiğinde, onu yerle bir edecektir: zira Rabbimin vaadi mutlaka gerçekleşir.

    Muhammed Esed

    (Zulkarneyn:) "Rabbimden bir rahmettir bu!" dedi, "Bununla birlikte, Rabbimin belirlediği zaman gelince bu (seddi) yerle bir edecektir; çünkü Rabbimin verdiği söz mutlaka gerçekleşir!"

    Ahmed Hulusi

    (Zül-Karneyn) dedi: "Bu Rabbimden bir rahmettir. . . Dolayısıyla Rabbimin vaadi gelince, onu yerle bir eder. . . Rabbimin vaadi Hak'tır. "

    Ali Bulaç

    Dedi ki: "Bu benim Rabbimden bir rahmettir. Rabbimin va'di geldiği zaman, O, bunu dümdüz eder; Rabbimin va'di haktır."

    Ali Özek ve heyeti

    Zülkarneyn: «Bu, Rabbimden bir rahmettir. Fakat Rabbimin vaadi gelince, O, bunu yerle bir eder. Rabbimin vaadi haktır» dedi.

    Ali Rıza Safa

    "İşte bu, Efendimden rahmettir!" dedi; "Efendimin sözünü verdiği geldiğinde, onu yerle bir edecektir. Çünkü Efendimin sözünü verdiği gerçektir!"

    Bayraktar Bayraklı

    Zülkarneyn, "Bu, Rabbimden bir rahmettir. Rabbimin vaadi gelince onu yerle bir eder. Rabbimin vaadi bir gerçektir" dedi.

    Edip Yüksel

    "Bu, Efendimden bir rahmettir" dedi. "Efendimin belirlediği an gelince onu paramparça eder. Efendimin sözü gerçektir."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Bu, Rabbimden bir rahmettir,' dedi. 'Rabbimin belirlediği an gelince onu paramparça eder. Rabbimin sözü gerçektir.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Zulkarneyn: "Bu, Rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin va'dettiği an gelince, onu dümdüz edecektir. Rabbimin va'di de haktır."

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bu, dedi: rabbımdan bir rahmettir, rabbımın va'di vakit de onu düm düz edecektir, rabbımın va'di hakkoldu

    Erhan Aktaş

    "Bu Rabb'imden bir rahmettir. Ama Rabb'imin uyarısı dipnot 1 gerçekleştiği zaman, onu yerle bir eder. Ve Rabb'imin uyarısı gerçektir." dedi.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Sözü edilen/karar verilen an.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Bu Rabb'imden bir rahmettir. Ama Rabb'imin uyarısı dipnot 1 gerçekleştiği zaman, onu yerle bir eder. Ve Rabb'imin uyarısı gerçektir." dedi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Sözü edilen/karar verilen an.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Bu Rabb'imden bir rahmettir. Ama Rabb'imin uyarısı dipnot 1 gerçekleştiği zaman, onu yerle bir eder. Ve Rabb'imin uyarısı gerçektir." dedi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Sözü edilen/karar verilen an.

    Gültekin Onan

    Dedi ki: "Bu benim rabbimden bir rahmettir. Rabbimin vaadi geldiği zaman, O, bunu dümdüz eder; rabbimin vaadi haktır."

    Hasan Basri Çantay

    "Bu, dedi, Rabbimden bir merhametdir. Fakat Rabbimin va'di gelince, O bunu dümdüz yapar. Rabbimin va'di bir hakdır".

    İbni Kesir

    Dedi ki: Bu, Rabbımın bir rahmetidir. Rabbımın vaadi gelince onu yerle bir eder. Rabbımın verdiği söz, gerçektir.

    Mehmet Alagaş

    (83-98) Sana İki boynuzludan / zülkarneyn’den sorarlar, de ki size onu ve onla ilgili hatıraları okuyacağım, arzı ona mekân yaptık her şeyi bir sebeple ona verdik , O da bir sebebe uydu / tabi oldu , güneşin battığı yere ulaştığında siyah balçıktan / çamurlu bir gözenin içinde onun / güneşin battığını gördü (gün batımı gözeye aksetmiş) ve gözenin yanında da bir kavim buldu, Ona, Ey Zülkarneyn ya bu kavmi azaba uğratırsın yahut onları güzellikle elde edersin dedik. O da kim zulmediyorsa ona azap ederiz, sonrasında da Rabbine geri gönderilir, O’da nasıl olacağı belirsiz bir azapla onlara azap eder dedi, Kim iman eder de ıslah edici amel işlerse ona güzel bir karşılık vardır , O’na işlerimizden / emirlerimizden kolay olanı söyleyeceğiz , sonra bir sebebe uydu / tabi oldu güneşin doğduğu yere ulaştığındaysa orada bir kavmin üzerine güneşi doğarken buldu, O kavmin güneşine karşı herhangi bir koruyucu siper yapmamıştık, Onun katında olanı her şeyi kuşatmıştık, her şeyden haberimiz vardı, sonra bir sebebe uydu / tabi oldu sonra iki set arasına vardığı zaman, iki setin dışında kalan, söz dahi anlamayan durumda ki bir kavmi buldu, dediler ki Ey Zülkarneyn, gerçekten Ye’cüc ve Me’cüc arzda bozgunculuk çıkarıyorlar, sana onlarla bizim aramızda set yapman karşılığında bir haraç versek olur mu? Rabbimin beni içinde bulundurduğu imkanlar daha hayırlıdır dedi. Bana güç / kuvvet ile yardım edin , bende onlarla sizin aranızda bir sur / radmen yapayım, bana demirin cevherlerini getirin, iki dağın arası yamaçlar, demir cevherleri ile dolarak eşitlenince körükleyin / üfürün dedi, kor haline / nar haline gelince de bana bakır getirin üzerine dökeyim dedi, artık onun arkasına geçmeye de yahut delmeye de güçleri yetmez , dedi ki bu Rabbimden bir esirgemedir / rahmettir, Rabbimin vaadi geldiğindeyse onu dümdüz edecektir, Rabbinin vaadi haktır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    “İşte bu, Rabbimden bir rahmettir. Rabbimin vaadi gelince onu dümdüz eder, Rabbimin vaadi haktır.” dedi.

    Süleyman Ateş

    (Zu'l-Karneyn) dedi: "Bu, Rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin va'di gel(ip Ye'cuc ve Me'cuc'un çıkması, yahut kıyametin kopması gerek)diği zaman onu yerle bir eder; şüphesiz Rabbimin va'di gerçektir."

    Süleymaniye Vakfı

    Zülkarneyn dedi ki: "Bu Rabbimin bir ikramıdır. Rabbimin vaat ettiği gün gelince, bunu yerle bir edecektir. Rabbimin vaadi gerçektir."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Zülkarneyn dedi ki "Bu Rabbimin bir ikramıdır. Rabbimin vaat ettiği gün gelince onu yerle bir eder. Rabbimin vaadi gerçektir.

    Şaban Britch

    Bu, Rabbimden bir rahmettir. Rabbimin vaadi gelince onun yerle bir eder. Bu, Rabbimin gerçek bir vaadidir, dedi.

    Şaban Piriş

    -Bu, Rabbimden bir rahmettir. Rabbimin vaadi gelince onu yerle bir eder. Bu, Rabbimin gerçek bir vaadidir, dedi.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Dedi: "Bu, Rabbimden bir rahmettir. Rabbimin vaadi gelince onu yerle bir eder. Ve Rabbimin vaadi haktır."

  17. Kehf suresi, 99. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kehf suresi, 99. ayet. وَتَرَكْنَا بَعْضَهُمْ يَوْمَئِذٍ يَمُوجُ فِى بَعْضٍ وَنُفِخَ فِى ٱلصُّورِ فَجَمَعْنَٰهُمْ جَمْعًا

    Diyanet İşleri

    O gün biz onları bırakırız, dalga dalga birbirlerine karışırlar. Sonra sura üfürülür de onları toptan bir araya getiririz.

    Mustafa İslamoğlu

    O gün geldiğinde, Biz onları birbirini kıran dalgalar (gibi) çalkalanmaya terkederiz. Nihayet sur borusu çalınır; sonunda hepsini bir araya toplarız.

    Muhammed Esed

    O gün onları bırakırız, dalga dalga yürüyüp birbirlerine karışsınlar; ve sura üflenir: Böylece hepsini bir araya toplarız.

    Ahmed Hulusi

    O gün onları serbest bırakırız, dalgalar halinde (iki tür) birbirlerine girerler! Sur'a da üflenmiştir; artık hepsini cem etmişizdir.

    Ali Bulaç

    Biz o gün, bir kısmını bir kısmı içinde dalgalanırcasına bırakıvermişiz. Sur'a da üfürülmüştür, artık onların tümünü bir arada toparlamışız.

    Ali Özek ve heyeti

    O gün (kıyamet gününde bakarsın ki) biz onları, birbirine çarparak çalkalanır bir halde bırakmışızdır, Sûr'a da üfürülmüş, böylece onları bütünüyle bir araya getirmişizdir.

    Ali Rıza Safa

    O gün, onları bırakırız; dalgalar biçiminde birbirlerine karışırlar. Çünkü boruya üflenmiştir. Sonunda, tümünü bir araya toplarız.

    Bayraktar Bayraklı

    O gün biz onları, birbirine çarparak çalkalanır bir halde bırakmışızdır. Sur'a da üfürülmüş, böylece onları bütünüyle bir araya getirmişizdir.

    Edip Yüksel

    O gün onları bırakırız. Dalgalar halinde birbirlerine girerler. Boruya üflenir; hepsini bir araya toplarız.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    O gün onları bırakırız. Dalgalar halinde birbirlerine girerler. Boruya üflenir; hepsini bir araya toplarız.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ve o gün Biz onları, birbirlerinin içinde dalgalanır bir durumda bırakıvermişizdir Sura da üfürülmüştür, artık hepsini toplamış da toplamışızdır.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve o gün onları bırakıvermişizdir, bir kısmı diğerinin içinde dalgalanıyorlar, Sura da üfürülmüştür, artık hepsini toplamış da toplamışızdır

    Erhan Aktaş

    O Gün dipnot 1 onları terk ederiz. Dalga dalga birbirlerine karışırlar. Ve Sur'a üfürülür. Hepsini bir araya toplarız.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Hesap sorma günü, yalnızca Allah'ın belirlediği ilke ve kuralların geçerli olduğu gün.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    İzin günü dipnot 1 onları terk ederiz. Dalga dalga birbirlerine karışırlar. Ve Sur'a üfürülür. Hepsini bir araya toplarız.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      "Yevme izin", terkibi, "Sadece Allah'ın belirlediği ilke ve kuralların geçerli olduğu gün, "

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    O gün onları terk ederiz. Dalga dalga birbirlerine karışırlar. Ve Sur'a üfürülür. Hepsini bir araya toplarız.

    Gültekin Onan

    Biz o gün, bir kısmını bir kısmı içinde dalgalanırcasına bırakıvermişiz. Sura da üfürülmüştür, artık onların tümünü bir arada toparlamışız.

    Hasan Basri Çantay

    O gün biz onları birbiri içinde dalgalanır bir halde bırakmışızdır (bırakacağız. Artık) "Şuur" da üfürülmüşdür (üfürülecekdir.) Bu suretle hepsini (mahşerde) derleyip toparlamışızdır (toplayacağız).

    İbni Kesir

    O gün; Biz, onları bırakırız, dalgalar halinde birbirlerine girerler. Sur'a üflenince hepsini bir araya toplarız.

    Mehmet Alagaş

    (99-108) Onların bazılarını bazıları içinde izdiham halinde / dalgalanır halde bırakırız, sûra üfürülmüştür, onları topluca biraraya getirmişizdir, o gün sunu olarak cehennemi kafirlere sunmuşuzdur, onların gözleri, hatırlatmama / zikrime karşı kapaklı idi, i şitmeye güçleri yetmiyordu , kafirler, benim dışımda , kullarımı, dost olarak edinebilecekler ini mi hesap ettiler ? Kesinlikle inecekleri yer olarak cehennemi, kafirlere hazırladık , de ki amel olarak hasara uğrayacak olanları bildirelim mi? Dünya hayatındaki çabaları sapmıştır , onlar güzel işler üretiyoruz (san’ an / sanayi ediyoruz) hesap ederler, i şte onlar Rablerinin ayetlerini ve onunla buluşmayı yok sayıyorlardı , amelleri işe yaramadı / b oşa gitti, onlar için kıyamet günü terazi / ölçüm olmayacaktır, işte bu; yok saymalarından ve ayetlerimizle ve elçilerimizle alay etmelerinden dolayı onların cezası olan cehennemdir, iman edenler ve salih amel işleyenler onların indirileceği yer ise Firdevs cennetleridir. Orada kalıcıdırlar, onlarda oradan ayrılmak / başka bir yerle değiştirmek istemezler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Günü gelince biz onları bırakırız, dalga dalga birbirlerine karışırlar. Sûr’a üflendiği zaman da hepsini bir araya toplarız.

    Süleyman Ateş

    Biz o gün (Ye'cuc ve Me'cuc'u) bırakmışızdır: Birbiri içinde dalgalanır(lar). Sur'a da üflenmiştir ve onları hep bir araya toplamışızdır.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    O gün onlardan biri diğerinin içinde dalgalanacaktır. Sura üflenince de tamamını bir araya toplayacağız.

    Şaban Britch

    Günü gelince biz onları bırakırız. Dalgalar halinde birbirlerine girerler. Sur’a üflendiği zaman da hepsini bir araya toplarız.

    Şaban Piriş

    Günü gelince biz onları bırakırız. Dalgalar halinde birbirlerine girerler. Sur'a üflendiği zaman da hepsini bir araya toplarız.

    Yaşar Nuri Öztürk

    O gün onları bırakmışızdır, birbirleri içinde dalgalanırlar. Sura da üflenmiştir; hepsini bir araya toplamışızdır.

  18. Kehf suresi, 100. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kehf suresi, 100. ayet. وَعَرَضْنَا جَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ لِّلْكَٰفِرِينَ عَرْضًا

    Diyanet İşleri

    (100-101) O gün cehennemi; gözleri Zikr'ime (Kur'an'a) karşı perdeli olan ve onu dinleme zahmetine dahi katlanamayan kafirlerin karşısına (bütün dehşetiyle) dikeriz!

    Mehmet Okuyan

    (100, 101) Gözleri beni anmaya kapalı olmuş ve (gerçeği) duymaya da dayanamayan kâfirleri o gün cehennemle yüz yüze getireceğiz.

    Mustafa İslamoğlu

    İşte o gün kafirlere cehennemi (reddedemeyecekleri bir biçimde) arz ederiz.

    Muhammed Esed

    Ve o Gün hakkı inkar edenlerin karşısına cehennemi çıkarırız.

    Ahmed Hulusi

    Hakikat bilgisini inkar edenlerin gözlerinin önüne o süreçte Cehennemi, öyle apaçık sermişizdir ki!

    Ali Bulaç

    Ve o gün, cehennemi, inkar edenlere tam bir sunuşla sunmuşuz.

    Ali Özek ve heyeti

    Kâfirleri o gün cehennemle yüz yüze getirmişizdir.

    Ali Rıza Safa

    Ve o gün, nankörlük edenlere cehennemi gösteririz.

    Bayraktar Bayraklı

    -Dünyada iken gözleri beni hatırlatan her şeye karşı perdeli, kulak vermeye de dayanamayan kafirleri, o gün cehennemle yüz yüze getireceğiz.

    Edip Yüksel

    O gün cehennemi sunarız o kafirlere...

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    O gün cehennemi sunarız o kafirlere...

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ve o gün cehennemi kafirlere öyle bir gösteriş göstermişizdir ki...

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve Cehennemi o gün kafirlere bir gösteriş göstermişizdir

    Erhan Aktaş

    O Gün Cehennem'i Kafirlere sunarız, tam bir sunuşla.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    İzin günü Cehennem'i Kafirlere sunarız, tam bir sunuşla.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    O gün Cehennem'i gerçeği yalanlayan nankörlere sunarız, tam bir sunuşla.

    Gültekin Onan

    Ve o gün, cehennemi, kafirlere tam bir sunuşla sunmuşuz.

    Hasan Basri Çantay

    (100-101) Beni anmak (hakıykatı görmek) hususunda gözleri perdeli olan, (Kur'anı) dinlemiye tahammül edemeyen kafirlere o gün cehennemi öyle bir göstereceğiz ki!

    İbni Kesir

    O gün; kafirlere cehennemi öyle bir gösteririz ki;

    Mehmet Alagaş

    (99-108) Onların bazılarını bazıları içinde izdiham halinde / dalgalanır halde bırakırız, sûra üfürülmüştür, onları topluca biraraya getirmişizdir, o gün sunu olarak cehennemi kafirlere sunmuşuzdur, onların gözleri, hatırlatmama / zikrime karşı kapaklı idi, i şitmeye güçleri yetmiyordu , kafirler, benim dışımda , kullarımı, dost olarak edinebilecekler ini mi hesap ettiler ? Kesinlikle inecekleri yer olarak cehennemi, kafirlere hazırladık , de ki amel olarak hasara uğrayacak olanları bildirelim mi? Dünya hayatındaki çabaları sapmıştır , onlar güzel işler üretiyoruz (san’ an / sanayi ediyoruz) hesap ederler, i şte onlar Rablerinin ayetlerini ve onunla buluşmayı yok sayıyorlardı , amelleri işe yaramadı / b oşa gitti, onlar için kıyamet günü terazi / ölçüm olmayacaktır, işte bu; yok saymalarından ve ayetlerimizle ve elçilerimizle alay etmelerinden dolayı onların cezası olan cehennemdir, iman edenler ve salih amel işleyenler onların indirileceği yer ise Firdevs cennetleridir. Orada kalıcıdırlar, onlarda oradan ayrılmak / başka bir yerle değiştirmek istemezler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    O gün Cehennem'i kâfirlerin karşısına getirir, sunarız.

    Süleyman Ateş

    O gün cehennemi kafirlere açıkça göstereceğiz.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    O gün cehennemi de kafirlerin önüne uzayıp gidecek şekilde çıkaracağız.

    Şaban Britch

    O gün, kâfirlere Cehennem'i tam bir gösterişle sunarız.

    Şaban Piriş

    O gün, kafirlere cehennemi tam bir gösterişle sunarız.

    Yaşar Nuri Öztürk

    O gün, cehennemi, inkarcılara öyle bir sunmuşuzdur ki!...

  19. Kehf suresi, 101. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kehf suresi, 101. ayet. ٱلَّذِينَ كَانَتْ أَعْيُنُهُمْ فِى غِطَآءٍ عَن ذِكْرِى وَكَانُوا۟ لَا يَسْتَطِيعُونَ سَمْعًا

    Diyanet İşleri

    (100-101) O gün cehennemi; gözleri Zikr'ime (Kur'an'a) karşı perdeli olan ve onu dinleme zahmetine dahi katlanamayan kafirlerin karşısına (bütün dehşetiyle) dikeriz!

    Mehmet Okuyan

    (100, 101) Gözleri beni anmaya kapalı olmuş ve (gerçeği) duymaya da dayanamayan kâfirleri o gün cehennemle yüz yüze getireceğiz.

    Mustafa İslamoğlu

    Onlar öyle kimselerdi ki; beni hatırlatan (her şeye) karşı gözlerine bir perde çekilmişti, üstelik onlar işitmeye de yanaşmıyorlardı.

    Muhammed Esed

    O inkarcılar ki, (gerçeğin sesini) işitmeye katlanamadıklarından ötürü gözlerine Beni hatırlatıcı şeylere karşı perde çekilmişti.

    Ahmed Hulusi

    Onların, Benim zikrim (hatırlanmam) konusunda, basiretleri perdeliydi! Dinleyip algılamaya da kapasiteleri yetmiyordu!

    Ali Bulaç

    Ki onlar, Beni zikretme (konusun)da gözleri bir perde içindeydi. (Kur'an'ı) dinlemeye katlanamazlardı.

    Ali Özek ve heyeti

    Ve, gözleri beni görmeye kapalı bulunan, kulak vermeye de tahammül edemez olan

    Ali Rıza Safa

    Benim Öğretim karşısında gözleri perdeliydi; dinlemeye de katlanamıyorlardı.

    Bayraktar Bayraklı

    -Dünyada iken gözleri beni hatırlatan her şeye karşı perdeli, kulak vermeye de dayanamayan kafirleri, o gün cehennemle yüz yüze getireceğiz.

    Edip Yüksel

    Onlar ki mesajıma karşı gözleri perdeliydi, dinleyemezlerdi de...

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onlar ki mesajıma karşı gözleri perdeliydi, dinleyemezlerdi de...

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Onlar ki, gözleri, Beni hatırlatan ayetlerin karşısında bir örtü içindeydi, işitmeye de tahammül edemiyorlardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Onlar ki beni ıhtar eden ayetlerimden gözleri bir gıta içinde idi, işitmeğe de tehammül edemiyorlardı

    Erhan Aktaş

    Ki onlar, bizim zikrimize dipnot 1 karşı gözleri kapalı ve işitmeye tahammülü olmayanlardır.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Hatırlatıcımıza, öğüdümüze.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ki onlar, bizim zikrimize dipnot 1 karşı gözleri kapalı ve işitmeye tahammülü olmayanlardır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Öğüdümüze.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ki onlar, bizim zikrimize dipnot 1 karşı gözleri kapalı ve işitmeye tahammülü olmayanlardır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bizim öğüdümüze.

    Gültekin Onan

    Ki onlar, beni zikretme (konusun)da gözleri bir perde içindeydi. (Kuran'ı) dinlemeye katlanamazlardı.

    Hasan Basri Çantay

    (100-101) Beni anmak (hakıykatı görmek) hususunda gözleri perdeli olan, (Kur'anı) dinlemiye tahammül edemeyen kafirlere o gün cehennemi öyle bir göstereceğiz ki!

    İbni Kesir

    Onların gözleri Bizim öğüdümüze karşı kapalıdır ve öfkelerinden onu dinlemeye tahammül edemezler.

    Mehmet Alagaş

    (99-108) Onların bazılarını bazıları içinde izdiham halinde / dalgalanır halde bırakırız, sûra üfürülmüştür, onları topluca biraraya getirmişizdir, o gün sunu olarak cehennemi kafirlere sunmuşuzdur, onların gözleri, hatırlatmama / zikrime karşı kapaklı idi, i şitmeye güçleri yetmiyordu , kafirler, benim dışımda , kullarımı, dost olarak edinebilecekler ini mi hesap ettiler ? Kesinlikle inecekleri yer olarak cehennemi, kafirlere hazırladık , de ki amel olarak hasara uğrayacak olanları bildirelim mi? Dünya hayatındaki çabaları sapmıştır , onlar güzel işler üretiyoruz (san’ an / sanayi ediyoruz) hesap ederler, i şte onlar Rablerinin ayetlerini ve onunla buluşmayı yok sayıyorlardı , amelleri işe yaramadı / b oşa gitti, onlar için kıyamet günü terazi / ölçüm olmayacaktır, işte bu; yok saymalarından ve ayetlerimizle ve elçilerimizle alay etmelerinden dolayı onların cezası olan cehennemdir, iman edenler ve salih amel işleyenler onların indirileceği yer ise Firdevs cennetleridir. Orada kalıcıdırlar, onlarda oradan ayrılmak / başka bir yerle değiştirmek istemezler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onlar, gözleri beni anmaktan perdeli olan ve dinleyecek güçleri de olmayan kimselerdi.

    Süleyman Ateş

    Onlar ki beni anmağa karşı gözleri perde içinde idi ve (Kur'an'ı) dinlemeğe tahammül edemezlerdi.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Onların gözleri, benim zikrimden uzaklaştıran bir perdenin içindeydi. Onu dinlemeye de katlanamıyorlardı.

    Şaban Britch

    Onların gözleri öğütlerime/uyarılarıma karşı örtülü ve kulakları da duymuyordu.

    Şaban Piriş

    Onların gözleri öğütlerime/uyarılarıma karşı örtülü ve kulakları da duymuyordu.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Onlar, gözleri benim zikrim/Kur'anım karşısında perde içinde olan insanlardı. Dinlemeye dayanamıyorlardı.

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.