Kehf suresi

Kehf suresi, 86. ayet

Kehf suresi, 86. ayet. حَتَّىٰٓ إِذَا بَلَغَ مَغْرِبَ ٱلشَّمْسِ وَجَدَهَا تَغْرُبُ فِى عَيْنٍ حَمِئَةٍ وَوَجَدَ عِندَهَا قَوْمًا قُلْنَا يَٰذَا ٱلْقَرْنَيْنِ إِمَّآ أَن تُعَذِّبَ وَإِمَّآ أَن تَتَّخِذَ فِيهِمْ حُسْنًا

ḥattâ iẕâ belega magribe-şşemsi vecedehâ tagrubü fî `aynin ḥamietiv vevecede `indehâ ḳavmâ. ḳulnâ yâ ẕe-lḳarneyni immâ en tü`aẕẕibe veimmâ en tetteḫiẕe fîhim ḥusnâ.

Diyanet İşleri

Güneşin battığı yere varınca, onu siyah balçıklı bir su gözesinde batar (gibi) buldu. Orada (kafir) bir kavim gördü. "Ey Zülkarneyn! Ya (onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın" dedik.

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

Kehf 83–89 · surenin 86. ayeti / 110
  1. Kehf 83

    (Ey Muhammed!) Bir de sana Zülkarneyn hakkında soru soruyorlar. De ki: "Size ondan bir anı okuyacağım."

  2. Kehf 84

    Biz onu yeryüzünde kudret sahibi kıldık ve kendisine her konuda (amacına ulaşabileceği) bir yol verdik.

  3. Kehf 85

    O da (Batı'ya gitmek istedi ve) bir yol tuttu.

  4. 86

    Güneşin battığı yere varınca, onu siyah balçıklı bir su gözesinde batar (gibi) buldu. Orada (kafir) bir kavim gördü. "Ey Zülkarneyn! Ya (onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın" dedik.

  5. Kehf 87

    Zülkarneyn, "Her kim zulmederse, biz onu cezalandıracağız. Sonra o Rabbine döndürülür. O da kendisini görülmedik bir azaba uğratır" dedi.

  6. Kehf 88

    "Her kim de iman eder ve salih amel işlerse, ona mükafat olarak daha güzeli var. (Üstelik) ona emrimizden kolay olanı söyleyeceğiz."

  7. Kehf 89

    Sonra yine (doğuya doğru) bir yol tuttu.

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

86. Allah, ona güneşin battığı yere ulaşıncaya kadar gitme imkânını vermişti. Nihâyet o, güneşin çamurlu yani siyah bir suya batıyor gibi göründüğü bir yere kadar vardı. Kişi ile güneşin batıda battığı ufuk arasında eğer su varsa genelde bu manzara ortaya çıkar. Kişi güneşi -son derece yüksek olmakla birlikte- o suya batar gibi görür. İşte güneşin batışının bu şekilde göründüğü yerde yani güneşin batış yerinde bir kavim gördü. “Dedik ki: Ey Zülkarneyn! Ya onları cezalandırırsın ya da güzel bir muamelede bulunursun.” Yani ya onları öldürmek, dövmek yahut esir almak vb. bir yolla cezalandırırsın yahut da iyilikte bulunursun. Böylelikle Zulkarneyn bu iki işten birisini yapmakta serbest bırakılmıştı. Çünkü görüldüğü kadarıyla bu kavim kâfir yahut da fasık kimselerdi. Ya da bu kabilden kötü bir özellikleri vardı. Zira bunlar, fasık değil de mü’min kimseler olsalardı, onların cezalandırılması hususunda ona müsaade edilmezdi.

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

Yeryüzünde ilerlemeye devam etti. Güneşin battığı yere ulaştığında güneşi sanki kara çamurlu sıcak bir pınarda batıyor gördü. Güneşin battığı yerde kâfir bir toplulukla karşılaştı. Ona seçenek sunarak şöyle dedik: "Ey Zülkarneyn! Öldürerek ya da başka bir şekilde onları azaplandırırsın ya da onlara ihsanda bulunursun.''

Kelimeler

24 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. حَتَّىٰٓ hatta nihayet
  2. إِذَا iza ne zaman ki
  3. بَلَغَ belega ulaştı kök: بلغ
  4. مَغْرِبَ megribe battığı yere kök: غرب
  5. ٱلشَّمْسِ ş-şemsi güneşin kök: شمس
  6. وَجَدَهَا vecedeha ve onu buldu kök: وجد
  7. تَغْرُبُ tegrubu batarken kök: غرب
  8. فِى fi
  9. عَيْنٍ aynin bir gözede kök: عين
  10. حَمِئَةٍۢ hamietin kara balçıklı kök: حما
  11. وَوَجَدَ ve vecede ve buldu kök: وجد
  12. عِندَهَا indeha onun yanında da kök: عند
  13. قَوْمًۭا ۗ kavmen bir kavim kök: قوم
  14. قُلْنَا kulna dedik ki kök: قول
  15. يَـٰذَا ya za
  16. ٱلْقَرْنَيْنِ l-karneyni Zu'l-Karneyn kök: قرن
  17. إِمَّآ imma ya
  18. أَن en
  19. تُعَذِّبَ tuazzibe azâb edersin kök: عذب
  20. وَإِمَّآ veimma veya
  21. أَن en
  22. تَتَّخِذَ tettehize davranırsın kök: اخذ
  23. فِيهِمْ fihim kendilerine
  24. حُسْنًۭا husnen güzel kök: حسن

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 8 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı kıssa: Zülkarneyn · Aynı kök: شمس (33 geçiş) · Aynı kök: بلغ (77 geçiş)

    Güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu kendileriyle güneş arasına örtü koymadığımız bir halk üzerine doğar buldu.

  • Aynı kıssa: Zülkarneyn · Aynı kök: بلغ (77 geçiş) · Aynı kök: وجد (107 geçiş)

    İki dağ arasına ulaşınca, bunların önünde, neredeyse hiçbir sözü anlamayan bir halk buldu.

  • Aynı kök: غرب (19 geçiş) · Aynı kök: شمس (33 geçiş) · Aynı kök: وجد (107 geçiş)

    (Orada olsaydın) güneş doğduğunda onun; mağaralarının sağ tarafına kaydığını, batarken de onlara dokunmadan sol tarafa gittiğini görürdün. Kendileri…

  • Aynı kıssa: Zülkarneyn · Aynı kök: قرن (36 geçiş)

    (Ey Muhammed!) Bir de sana Zülkarneyn hakkında soru soruyorlar. De ki: "Size ondan bir anı okuyacağım."

  • Aynı kök: غرب (19 geçiş) · Aynı kök: شمس (33 geçiş)

    Allah, kendisine hükümdarlık verdi diye (şımarıp böbürlenerek) Rabbi hakkında İbrahim ile tartışanı görmedin mi? Hani İbrahim, "Benim Rabbim…

  • Aynı kök: غرب (19 geçiş) · Aynı kök: شمس (33 geçiş)

    O halde, onların söylediklerine sabret ve güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tespih et. Gece vakitlerinde ve gündüzün uçlarında…

  • Aynı kök: حما (4 geçiş)

    Andolsun, biz insanı kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş bir balçıktan yarattık.

  • Aynı kök: حما (4 geçiş)

    (28-29) Hani Rabbin meleklere, "Ben kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş balçıktan bir insan yaratacağım. Onu düzenleyip içine ruhumdan üflediğim…

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

71 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

Sonunda güneşin battığı yere dipnot 1 varınca, onu kara balçık bir (su) kaynağında batar bulmuştu. Onun yanında (orada) bir toplum bulmuştu. Bunun üzerine "Ey Zülkarneyn! Onlara ya (kötü yöneterek) azap edersin ya da haklarında güzel davranma yolunu seçersin." demiştik.

Mehmet Okuyan — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Bu ifade, güneşin uzun süre batık olduğu Kuzey Kutup Dairesi'ne yakın bir yerleşim yeri olabilir. Burada iki ayette geçen [mağrib] ve [matlı‘] kelimeleri, kalıp itibarıyla güneşin batması yani batık hâlde olması ile güneşin doğmuş hâlde uzun süre görünür hâlini ifade edebilir.

Mustafa İslamoğlu

Nihayet güneşin battığı yere ulaşınca, orada kara balçığa (benzer) bir su gözesinde (güneşi) batar buldu; ve orada yerleşik bir topluluğa rastladı. Biz "Ey Zülkarneyn!" dedik, "(Zulmederek) azab da çektirebilirsin, onlar hakkında (adil davranarak) güzel bir yönetim de benimseyebilirsin;

Muhammed Esed

(Batıya doğru giderek) günün birinde güneşin battığı yere vardı; (güneş) ona kopkoyu, bulanık bir suya dalıyormuş gibi göründü. Ve orada (kötülüğün her çeşidine gömülüp gitmiş) bir kavme rastladı. Ona, "Sen ey Zulkarneyn!" dedik, ("Onlara) azap da edebilirsin, yüce gönüllü de davranabilirsin!"

Ahmed Hulusi

Ta Güneş'in battığı yere ulaştığında, onu koyu bir karanlık suda batarken buldu. . . (Bir de) o bölgede bir toplum buldu! Dedik: "Ey Zül-Karneyn! İster (onlara) azap edersin; ister haklarında bir güzellik oluşturursun. "

Ali Bulaç

Sonunda güneşin battığı yere kadar ulaştı ve onu kara çamurlu bir gözede batmakta buldu, yanında bir kavim gördü. Dedik ki: "Ey Zu'l-Karneyn, (istiyorsan onları) ya azaba uğratırsın veya içlerinde güzelliği (geçerli ilke) edinirsin."

Ali Özek ve heyeti

Nihayet güneşin battığı yere varınca, onu kara bir balçıkta batar buldu. Onun yanında (orada) bir kavme rastladı. Bunun üzerine biz: Ey Zülkarneyn! Onlara ya azap edecek veya haklarında iyilik etme yolunu seçeceksin, dedik.

Ali Rıza Safa

Güneşin battığı yere ulaştığında, çok koyu bulanık bir suya batarken buldu. Ve orada, bir toplumla karşılaştı. Dedik ki: "Ey Zulkarneyn! İstersen onları cezalandırırsın, istersen güzel davranırsın!"

Bayraktar Bayraklı

Nihayetgüneşin battığı yere varınca,güneşi kopkoyu bir suda batıyormuş gibi gördü. Orada bir topluluğa rastladı. "Ey Zülkarneyn!Onları ister cezalandır, ister onlara karşı iyi davran!" dedik.

Edip Yüksel

Uzak batıya varınca güneşi büyük bir okyanusta batar buldu ve orada bir topluluk ile karşılaştı. "Ey İki Nesil Sahibi, dilersen onları cezalandır, dilersen onlara iyi davran" dedik.

Edip Yüksel (Eski Baskı)

Uzak batıya varınca güneşi büyük bir okyanusta batar buldu ve orada bir topluluk ile karşılaştı. 'Ey İki Nesil Sahibi, dilersen onları cezalandır, dilersen onlara iyi davran,' dedik.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Güneşin battığı yere vardığında onu, balçıklı bir kaynakta batıyor buldu. Ayrıca onun yanında bir kavim gördü. Dedik ki: "Ey Zulkarneyn, ya onları cezalandırırsın veya haklarında bir güzel muamelede bulunursun."

Elmalılı Hamdi Yazır

Ta gün batıya vardığı vakit onu balçıkla bir gözde gurub ediyor buldu, bir de bunun yanında bir kavim buldu, dedik ki: ey Zülkarneyn! ya ta'zib edersin veya haklarında bir güzellik ittihaz eylersin

Erhan Aktaş

Nihayet o, Güneş'in battığı yere vardığı zaman, onu koyu bir suda batıyor buldu. Bir de bunun yanında bir halkla karşılaştı. "Ey Zu'l-Karneyn! Dilersen onları cezalandırırsın, dilersen onlara iyilik edersin. dipnot 1 " dedik.

Erhan Aktaş — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Ya zulmederek zalim olursun ya da adil davranarak, iyi bir kimse olursun.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Nihayet o, Güneş'in battığı yere vardığı zaman, onu koyu bir suda batıyor buldu. Bir de bunun yanında bir halkla karşılaştı. "Ey Zu'l-Karneyn! Dilersen onları cezalandırırsın, dilersen onlara iyilik edersin. dipnot 1 " dedik.

Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Ya zulmederek zalim olursun ya da adil davranarak, iyi bir kimse olursun.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Nihayet o, Güneş'in battığı yere vardığı zaman, onu koyu bir suda batıyor buldu. Bir de bunun yanında bir halkla karşılaştı. "Ey Zu'l-Karneyn! "Dilersen onları cezalandırırsın, dilersen onlara iyilik edersin. dipnot 1 " dedik.

Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Ya zulmederek zalim olursun ya da adil davranarak, iyi bir kimse olursun.

Gültekin Onan

Sonunda güneşin battığı yere kadar ulaştı ve onu kara çamurlu bir gözede batmakta buldu, yanında bir kavim gördü. Dedik ki: "Ey Zu'l-Karneyn, (istiyorsan onları) ya azaba uğratırsın veya içlerinde güzeliği (geçerli ilke) edinirsin."

Hasan Basri Çantay

Nihayet güneşin batdığı yere ulaşınca onu kara bir balçıkda batar buldu. Bunun yanında da bir kavm buldu. Dedik ki: "Zülkarneyn, (onları) ya azaba uğratmanda, yahud haklarında güzellik (tarafını) tutman (da serbestsin)".

İbni Kesir

En sonunda güneşin battığı yere vardığı zaman; onu kara bir suda batıyor buldu. Orada bir kavme rastladı. Zülkarneyn, onlara azab da edebilirsin, iyi muamelede de bulunabilirsin, dedik.

Mehmet Alagaş

(83-98) Sana İki boynuzludan / zülkarneyn’den sorarlar, de ki size onu ve onla ilgili hatıraları okuyacağım, arzı ona mekân yaptık her şeyi bir sebeple ona verdik , O da bir sebebe uydu / tabi oldu , güneşin battığı yere ulaştığında siyah balçıktan / çamurlu bir gözenin içinde onun / güneşin battığını gördü (gün batımı gözeye aksetmiş) ve gözenin yanında da bir kavim buldu, Ona, Ey Zülkarneyn ya bu kavmi azaba uğratırsın yahut onları güzellikle elde edersin dedik. O da kim zulmediyorsa ona azap ederiz, sonrasında da Rabbine geri gönderilir, O’da nasıl olacağı belirsiz bir azapla onlara azap eder dedi, Kim iman eder de ıslah edici amel işlerse ona güzel bir karşılık vardır , O’na işlerimizden / emirlerimizden kolay olanı söyleyeceğiz , sonra bir sebebe uydu / tabi oldu güneşin doğduğu yere ulaştığındaysa orada bir kavmin üzerine güneşi doğarken buldu, O kavmin güneşine karşı herhangi bir koruyucu siper yapmamıştık, Onun katında olanı her şeyi kuşatmıştık, her şeyden haberimiz vardı, sonra bir sebebe uydu / tabi oldu sonra iki set arasına vardığı zaman, iki setin dışında kalan, söz dahi anlamayan durumda ki bir kavmi buldu, dediler ki Ey Zülkarneyn, gerçekten Ye’cüc ve Me’cüc arzda bozgunculuk çıkarıyorlar, sana onlarla bizim aramızda set yapman karşılığında bir haraç versek olur mu? Rabbimin beni içinde bulundurduğu imkanlar daha hayırlıdır dedi. Bana güç / kuvvet ile yardım edin , bende onlarla sizin aranızda bir sur / radmen yapayım, bana demirin cevherlerini getirin, iki dağın arası yamaçlar, demir cevherleri ile dolarak eşitlenince körükleyin / üfürün dedi, kor haline / nar haline gelince de bana bakır getirin üzerine dökeyim dedi, artık onun arkasına geçmeye de yahut delmeye de güçleri yetmez , dedi ki bu Rabbimden bir esirgemedir / rahmettir, Rabbimin vaadi geldiğindeyse onu dümdüz edecektir, Rabbinin vaadi haktır.

Rowwad Tercüme Merkezi

Nihayet Güneşin battığı yere ulaşınca onu kara çamurlu bir pınarda batıyor gördü. Onun yanında da bir kavim buldu. Dedik ki: “Ey Zülkarneyn! Onları istersen azaplandırabilirsin yahut onlara güzel muamelede de bulunabilirsin.''

Süleyman Ateş

Nihayet güneşin battığı yere ulaşınca onu, kara balçıklı bir gözede batar buldu. Onun yanında da bir kavim buldu. Dedik ki: "Ey Zu'l-Karneyn, (onlara) ya azab edersin veya kendilerine güzel davranırsın (onları güzellikle yola getirirsin. Nasıl istersen öyle yaparsın)."

Süleymaniye Vakfı

Güneş'in batmış olduğu /sürekli ufkun altında olduğu bir yere dipnot 1 ulaşınca Güneş'i, kara balçıklı bir su kaynağında batıyorken buldu. Oranın yanında bir topluluk da buldu. "Ey Zülkarneyn!" dedik, "Onlara azap edebileceğin gibi onlara karşı güzel bir davranış da gösterebilirsin." dipnot 2

Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Güneş'in battığı yer, görünmediği yerdir. Dünya yuvarlak olduğu için gözlemcinin olduğu yere göre Güneş'in batmadığı bir nokta yoktur. Böyle bir nokta olmadığı için oraya gitmek diye bir şey olamaz. Zülkarneyn'in gittiği yere "Güneş'in battığı yer" dendiğine göre bu söz, "Güneş'in gün boyu ufkun altında olduğu yer" dışında bir anlam ifade edemez. Böyle bir yer, ancak kutup bölgelerinde olur. Zülkarneyn oraya Güneş batarken gittiğinden, Güneşsiz günlerin başlangıcında gitmiş olur. Güneş'in kaybolduğu tarafı görebildiği için oraya gündüzün gitmiştir. Çünkü Güneş'in görünmediği yerlerde de gündüz aydınlığı olur ve gündüzün bütün bölümleri yaşanır.
  2. metne dön, dipnot 2
    Allah Teala her insanla bir şekilde konuşabilir (Şura 42/51). Nitekim Adem aleyhisselam nebi olmadan önce Allah onunla konuşmuş (Taha 20/115-122) ve ona, evrendeki bilgileri öğretmiştir (Bakara 2/31). Allah'ın Zülkarneyn ile yaptığı bu konuşma da onun nebi olduğunu göstermez. Eğer nebi olsaydı Allah ona, insanları müjdeleme ve uyarma görevi verirdi (Bakara 2/213).

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Uzak batıya ulaşınca onu, güneşi sıcak sularda batar buldu. Orada bir topluluğa rastladı. Dedik ki "Bak Zülkarneyn! Onları sıkıntıya sokabileceğin gibi iyi davranış da gösterebilirsin."

Şaban Britch

Sonunda, güneşin battığı yere varınca, kara balçıklı bir suda batıyor buldu, Orada da bir kavim buldu. Ona dedik ki: Ey Zülkarneyn! Onları ister cezalandır, ister iyi davran.

Şaban Piriş

Sonunda, güneşin battığı yere varınca, onu kara bir çamurda, bir göze de batarken buldu. Orada da bir kavim buldu. Ona dedik ki: -Ey Zülkarneyn, onları ister cezalandır; ister iyi davran.

Yaşar Nuri Öztürk

Nihayet, Güneş'in battığı yere varınca onu kara balçıklı bir gözede batar buldu. Onun yanında bir de kavim buldu. Dedik ki: "Ey Zülkarneyn, ya bunlara azap edersin ya da haklarında güzel bir tavrı esas alırsın."

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

He took the lead in an expedition toward he west until he reached a body of water -said to be the Atlantic Ocean, or more likely a mirky land abounding in swamps– where -he thought when viewing the horizon- the sun sets and where he found a -disorderly and unruly- people over whom We gave him authority. We left to him the manner of dealing with them. Either you punish them, We said or show them kindness;

Abdul Haleem

then, when he came to the setting of the sun, he found it [seemed to be] setting into a muddy spring. Nearby he found some people and We said, ‘Dhu ’l-Qarnayn, you may choose [which of them] to punish or show kindness to.’

Abdullah Yusuf Ali

Until, when he reached the setting of the sun, he found it set in a spring of murky water: Near it he found a People: We said: "O Zul-qarnain! (thou hast authority,) either to punish them, or to treat them with kindness."

Abul A'la Maududi

until when he reached the very limits where the sun sets, dipnot 1 he saw it setting in dark turbid waters; dipnot 2 and nearby he met a people. We said: "O Dhu al-Qarnayn, you have the power to punish or to treat them with kindness." dipnot 3

Abul A'la Maududi — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    "The setting place of the sun" does not mean the place of the setting of the sun. According to Ibn Kathir, it means that he marched to the west conquering one country after the other till he reached the last boundary of the land, beyond which there was ocean.
  2. metne dön, dipnot 2
    "He found it setting in a muddy spring": If Zul Qarnain was Cyrus, then that place would be the western limit of Asia Minor and the black waters would be the Aegean Sea. This interpretation is supported by the use of the word ain instead of bahr in the Quran.
  3. metne dön, dipnot 3
    "We said" does not necessarily mean that Allah directly revealed to him these words, and that Zul-Qarnain was a Prophet or was the one who received inspiration from Allah, and the same is the reasonable conjecture. This concerns the time when Zul-Qarnain had taken possession of the land as a conqueror and the conquered people were utterly at your mercy. Then Allah posed a question before his conscience, as if to say: Now is the time of your trial. These people are utterly at your mercy, and you have the option either to behave unjustly towards them or to treat them generously.

Aisha Bewley

until he reached the setting of the sun and found it setting in a muddy spring and found a people by it. We said, ‘Dhu’l-Qarnayn! You can either punish them or else you can treat them with gentleness.’

Al-Hilali & Khan

Until, when he reached the setting place of the sun, he found it setting in a spring of black muddy (or hot) water. And he found near it a people. We (Allâh) said (by inspiration): "O Dhul-Qarnain! Either you punish them, or treat them with kindness."

Ali Quli Qarai

When he reached the place where the sun sets, he found it setting in a muddy spring, and by it he found a people. We said, ‘O Dhul Qarnayn! You may either punish them, or treat them with kindness.’

Amatul Rahman Omar

So that when he reached (the land of) the setting of the sun, (the western most part of his empire,) he found it (- the sun) disappearing (as if) in a vast muddy pool of murky water (- the Black Sea), and close to it he found a certain people. We said, `Dhul-Qarnain! you may either punish (them) or treat them with kindness. (They being at your disposal.)'

Arthur John Arberry

until, when he reached the setting of the sun, he found it setting in a muddy spring, and he found nearby a people. We said, 'O Dhool Karnain, either thou shalt chastise them, or thou shalt take towards them a way of kindness.'

Bijan Moeinian

If you want, punish them (for their wrongdoings and style of life) or (forgive their past behavior and) rule them with kindness. "

E. Henry Palmer

until when he reached the setting of the sun, he found it setting in a black muddy spring, and he found thereat a people. ' We said, 'O Dhu 'l Qarnain! thou mayest either torment these people, or treat them well.'

Edip-Layth

Until he reached the setting of the sun, and he found it setting at a black water, and he found near it a people. We said, "O Two Eras, either you are to punish, or you are to do them good."

George Sale

until he came to the place where the sun setteth; and he found it to set in a spring of black mud; and he found near the same a certain people. And we said, O Dhu'lkarnein, either punish this people, or use gentleness towards them.

Hamid S. Aziz

And he followed a way,

Mahmoud Ghali

Until, when he reached the setting of the sun, (The western part of the then known world) he found it setting in a muddy spring, and he found a people at it. We said, "O Thulqarnayn, either you will torment (them) or you will take to yourself towards them a fair (way)."

Marmaduke Pickthall

Till, when he reached the setting-place of the sun, he found it setting in a muddy spring, and found a people thereabout. We said: O Dhu'l-Qarneyn! Either punish or show them kindness.

Mohamed Ahmed - Samira

Till he reached the point of the setting sun, and saw it set behind a muddy lake, and near it found a people. We said: "O Dhu'l-Qarnain, you may either punish them or treat them with kindness."

Muhammad Asad

[And he marched westwards] till, when he came to the setting of the sun, it appeared to him that it was setting in a dark, turbid sea; and nearby he found a people [given to every kind of wrongdoing]. We said: "O thou Two-Horned One! Thou mayest either cause [them] to suffer or treat them with kindness!"

Mustafa Khattab

until he reached the setting ˹point˺ of the sun, which appeared to him to be setting in a spring of murky water, where he found some people. We said, "O Ⱬul-Qarnain! Either punish them or treat them kindly."

Progressive Muslims

Until he reached the setting of the sun, and he found it setting at a boiling lake, and he found near it a people. We said: "O Two Eras, either you are to punish, or you are to do them good."

Rashad Khalifa

When he reached the far west, he found the sun setting in a vast ocean, and found people there. We said, "O Zul-Qarnain, you can rule as you wish; either punish, or be kind to them."

Sahih International

Until, when he reached the setting of the sun, he found it [as if] setting in a spring of dark mud, and he found near it a people. Allah said, "O Dhul-Qarnayn, either you punish [them] or else adopt among them [a way of] goodness."

Sam Gerrans

When he had reached the setting of the sun, and found it setting in a murky spring, and found a people nearby, We said: “O Dhūl-Qarnayn: thou shalt either punish, or take concerning them good.”

Shabbir Ahmed

(Conquering land to the West toward Lydia, he reached as far as the Black Sea. ) The sun was setting and it appeared to him as if it was setting in the dark waters. (The local nation, given to wrongdoing, fought against him and lost). We said, "O Zul-Qarnain! Either punish or be kind to them."

Syed Vickar Ahamed

Until, when he reached the setting place of the sun, he found it set in a pool of murky water: And near it he found a people: We said: "O Zul-Qarnain! You either punish them or treat them with kindness. "

Taqi Usmani

until when he reached the point of sunset, he found it setting into a miry spring, and found a people near it. We said, "O Dhul-Qarnain, either punish them or adopt good behavior with them."

The Monotheist Group

Until he reached the setting of the sun; he found it setting at a hot spring, and he found a people near it. We said: "O Two Horned One, either you shall punish, or you shall do them good."

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — Kehf suresi, 86. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — Kehf suresi, 86. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — Kehf suresi, 86. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩