Diyanet İşleri
Kitap ehlinden inkar edenler ile Allah'a ortak koşanlar, kendilerine apaçık delil gelinceye kadar (küfürden) ayrılacak değillerdi.
Beyyine suresi · 1–5. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Beyyine suresi, 1. ayet. لَمْ يَكُنِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنْ أَهْلِ ٱلْكِتَٰبِ وَٱلْمُشْرِكِينَ مُنفَكِّينَ حَتَّىٰ تَأْتِيَهُمُ ٱلْبَيِّنَةُ
Kitap ehlinden inkar edenler ile Allah'a ortak koşanlar, kendilerine apaçık delil gelinceye kadar (küfürden) ayrılacak değillerdi.
Beyyine dipnot 1 (apaçık bir elçi) kendilerine gelinceye kadar kitap ehlinden ve müşriklerden bazı nankörler (küfürden) ayrılacak değillerdi.
İnkarda ısrar edenler, -ister kitap ehline isterse şirki hayat tarzı edinenlere mensup olsunlar- kendilerine hakikatin açık delili gelinceye kadar dışlanacak değillerdi!
Hakikati inkara şartlanmış olanlar, -ister geçmiş vahyin mensuplarından isterse Allah'tan başkasına da ilahlık yakıştıranlardan (olsunlar)- kendilerine hakikatin açık kanıtları gelmeden (O'nun tarafından) gözden çıkarılacak değillerdir,
Ehl-i Kitap'tan ve müşriklerden hakikat bilgisini inkar edenler, kendilerine o beyyine gelinceye kadar (sapkınlıklarından) ayrılacak değillerdi.
Kitap ehlinden ve müşriklerden inkar edenler, kendilerine apaçık bir delil gelinceye kadar, (bulundukları durumdan) kopup ayrılacak değillerdi.
Apaçık delil kendilerine gelinceye kadar ehli kitaptan ve müşriklerden inkârcılar (küfürden) ayrılacak değillerdi.
Kitap halkının nankörlük edenleri ve ortaklar koşanlar, kendilerine Açık Kanıt gelinceye dek ayrılacak değiller. dipnot 608
Kitap ehlinden ve müşriklerden inkar edenler, kendilerine apaçık delil gelinceye kadar tutumlarından vaz geçecek değillerdi.
Kitap halkının inkarcıları ve putperestler, kendilerine açık delil/kanıt gelmesine rağmen yollarını terketmezler.
Kitap halkının inkarcıları ve putperestler, kendilerine açık delil/kanıt gelmesine rağmen yollarını terketmezler.
Kitap verilmiş olanlardan ve müşriklerden o küfredenler, kendilerine apaçık delil gelinceye kadar ayrılacak değillerdi.
Ehli kitab ve müşriklerden o küfredenler, infilak edecek değildi gelinciye kadar kendilerine beyyine
Kitap Ehli'nden ve Müşriklerden Kafirler kendilerine beyyine dipnot 1 gelmeden ayrılığa düşmüş değillerdi.
Kitap Ehli'nden ve Müşriklerden Kafirler dipnot 1 kendilerine beyyine dipnot 2 gelmeden ayrılığa düşmüş değillerdi.
Kitap Ehli'nden ve Müşriklerden gerçeği yalanlayan nankörler, kendilerine beyyine dipnot 1 gelmeden ayrılığa düşmüş değillerdi.
Kitap ehlinden ve müşriklerden küfredenler kendilerine apaçık bir delil gelinceye kadar (bulundukları durumdan) kopup ayrılacak değillerdi.
(1-2-3) Kitablardan ve müşriklerden küfredenler kendilerine apaçık bir hüccet, (ya'ni) içinde (kitabların) en doğru (hükümleri) yazılı, (baatıldan azade ve) temiz sahifeleri okuyacak Allahdan bir peygamber gelinceye kadar (guya intizaar edeceklerdi, dinlerinden) ayrılacak değillerdi.
Kitab ehlinden ve müşriklerden küfredenler, kendilerine apaçık bir huccet gelinceye kadar vazgeçecek değillerdi.
(1-5) Kitap halkından olan kafirler ve ortak koşanlar, Allah’tan temiz sahifeleri okuyan / tilavet eden elçi, onlara açıklama getirinceye kadar çözülüp ayrılacak değildiler. O sahifelerde sağlam / ayakta tutan yazılı kayıtlar vardı. Kitap verilenler, kendilerine açıklamalar gelinceye kadar bölünmüş değillerdi. Allah’a, ona has bir şekilde, doğruya yönelenlerin dini üzere ibadet etmeleri, namazı kalkıp kılmaları, zekâtı vermeleri dışındaki şeylerle emrolunmuş değillerdi, işte, sağlam olan / ayakta kalan din budur.
Kitap ehlinden ve müşriklerden kâfir olanlar kendilerine apaçık delil gelinceye kadar ayrılacak değillerdi.
Kitap ehlinden ve müşriklerden (hakk'ı) tanımayanlar, kendilerine açık kanıt gelinceye dek (halleri üzere) bırakılacak değillerdi (mutlaka kendilerine açıklama gelecekti).
Ehlikitaptan /kitaplarında uzman olanlardan ve müşriklerden dipnot 1 kafirlik edenler, kendilerine o beyyine/ açık delil gelinceye kadar çözülmüş değillerdi; dipnot 2
Ehl-i kitaptan dipnot 1 kafir olanlarla müşrikler dipnot 2 , kendilerine o beyyine gelinceye kadar çözülecek değillerdir. dipnot 3
Kitap ehlinden ve müşriklerden kâfirler, kendilerine apaçık delil gelinceye kadar (küfürlerinden) ayrılacak değiller.
Kitap ehlinden ve müşriklerden inkar edenler, kendilerine açık belgeler gelinceye kadar ayrılanlar olmadılar.
Ehlikitap'tan küfre sapanlarla müşrikler, kendilerine beyyine/açık kanıt gelinceye kadar çözülüp ayrılacak değillerdi.
Beyyine suresi, 2. ayet. رَسُولٌ مِّنَ ٱللَّهِ يَتْلُوا۟ صُحُفًا مُّطَهَّرَةً
Bu delil, tertemiz sahifeleri okuyan, Allah tarafından gönderilen bir peygamberdir.
(O), Allah tarafından gönderilen ve tertemiz sahifeleri tilavet eden (okuyup aktaran) bir elçidir.
(O delil); tüm şaibelerden arınmış sayfaları Allah'tan kendilerine ileten bir elçidir;
(onlara) kutsanmış tertemiz vahiyler ileten Allah'tan bir elçi (gelmeden),
Allah'tan (şirk pisliğinden arınmayanın dokunamayacağı) tahir (orijinal hakikati yansıtan) sayfaları (bilgileri) bildiren bir Rasul!
(O delil de) Allah'tan gönderilmiş bir elçi (ki,) tertemiz sahifeleri okumaktadır;
(İşte o apaçık delil,) Allah tarafından gönderilen bir elçi o tertemiz sahifeleri okumaktadır.
Allah tarafından bir elçi, tertemiz sayfalar okuyor.
O apaçık delil, Allah katından gönderilmiş, tertemiz sayfaları okuyan bir peygamberdir.
ALLAH'ın bir elçisi kendilerine arındırılmış/temizlenmiş sahifeler okuyor.
ALLAH'ın bir elçisi kendilerine arınmış sahifeler okuyor.
(Bu delil), Allah'tan gelen bir peygamberdir, peyderpey tertemiz sahifeler okur.
Allahdan bir Resul, peyderpey mutahhar sahifeler okur,
Onlara tertemiz sayfalar okuyan, Allah tarafından görevlendirilen bir Resul.
Allah'tan gelen dokunulmamış sahifelerden okuyan bir resul.
Allah'tan gelen dokunulmamış sahifelerden okuyan bir rasul.
(O delil de) Tanrı'dan gönderilmiş bir elçi (ki) tertemiz sahifeleri okumaktadır;
(1-2-3) Kitablardan ve müşriklerden küfredenler kendilerine apaçık bir hüccet, (ya'ni) içinde (kitabların) en doğru (hükümleri) yazılı, (baatıldan azade ve) temiz sahifeleri okuyacak Allahdan bir peygamber gelinceye kadar (guya intizaar edeceklerdi, dinlerinden) ayrılacak değillerdi.
Arınmış sayfaları okuyan, Allah katından bir peygamber.
(1-5) Kitap halkından olan kafirler ve ortak koşanlar, Allah’tan temiz sahifeleri okuyan / tilavet eden elçi, onlara açıklama getirinceye kadar çözülüp ayrılacak değildiler. O sahifelerde sağlam / ayakta tutan yazılı kayıtlar vardı. Kitap verilenler, kendilerine açıklamalar gelinceye kadar bölünmüş değillerdi. Allah’a, ona has bir şekilde, doğruya yönelenlerin dini üzere ibadet etmeleri, namazı kalkıp kılmaları, zekâtı vermeleri dışındaki şeylerle emrolunmuş değillerdi, işte, sağlam olan / ayakta kalan din budur.
(Bu delil) Allah tarafından (gönderilen) tertemiz sahifeler okuyan bir rasûldür.
(Yani) Allah tarafından gönderilen ve tertemiz sahifeler okuyan bir elçi.
tertemiz sayfaları bağlantılarıyla birlikte okuyan Allah'ın elçisi (gelinceye kadar)... dipnot 1
Beyyine, yani Allah tarafından bir elçi ki tertemiz sayfalar okur dipnot 1 .
(İşte o apaçık delil) Allah tarafından gönderilen ve tertemiz sahifeleri okuyan bir elçidir.
Allah'tan kendilerine tertemiz sahifeler okuyan bir elçi ..
Allah tarafından gönderilen, tertemiz sayfalar okuyan bir resul gelinceye dek.
Beyyine suresi, 3. ayet. فِيهَا كُتُبٌ قَيِّمَةٌ
O sahifelerde dosdoğru hükümler vardır.
O (sahifeler)de doğru hükümler vardır.
(o vahiylerin) içinden (önceki) kitapların ölmez yitmez (değerleri) bulunur.
doğruluğu kesin ve açık hükümler taşıyan (vahiyler ileten bir elçi).
Onların (o bilgilerin) içinde kütüb-ü kayyime (en kaim - sağlam - payidar kitaplar) vardır.
Onların içinde dosdoğru 'yazılı hükümler' vardır.
O sahifelerde en doğru hükümler vardır.
İçinde, güçlü yargılar yazılı olan kitaplar.
O sayfalarda doğru hükümler vardır.
Onda dosdoğru öğretiler vardır.
Onda dosdoğru öğretiler vardır.
O sahifelerde en doğru hükümler vardır.
öyle ki onlarda bütün "Kütübi kayyime"
Onda değerli kitaplar dipnot 1 vardır.
Onda değerli kitaplar dipnot 1 vardır.
Onda değerli kitaplar dipnot 1 vardır.
Onların içinde dosdoğru 'yazılı hükümler' vardır.
(1-2-3) Kitablardan ve müşriklerden küfredenler kendilerine apaçık bir hüccet, (ya'ni) içinde (kitabların) en doğru (hükümleri) yazılı, (baatıldan azade ve) temiz sahifeleri okuyacak Allahdan bir peygamber gelinceye kadar (guya intizaar edeceklerdi, dinlerinden) ayrılacak değillerdi.
İçinde en doğru yazılar bulunan.
(1-5) Kitap halkından olan kafirler ve ortak koşanlar, Allah’tan temiz sahifeleri okuyan / tilavet eden elçi, onlara açıklama getirinceye kadar çözülüp ayrılacak değildiler. O sahifelerde sağlam / ayakta tutan yazılı kayıtlar vardı. Kitap verilenler, kendilerine açıklamalar gelinceye kadar bölünmüş değillerdi. Allah’a, ona has bir şekilde, doğruya yönelenlerin dini üzere ibadet etmeleri, namazı kalkıp kılmaları, zekâtı vermeleri dışındaki şeylerle emrolunmuş değillerdi, işte, sağlam olan / ayakta kalan din budur.
Onların içinde dosdoğru yazılı şeyler vardır.
O sahifelerde doğru, değerli Kitaplar vardır.
O sayfalarda dosdoğru yazılar vardır. dipnot 1
O sayfalarda sağlam hükümler olur.
(Bu sahifelerde) yazılı hükümler vardır.
İçinde değerli yazıların bulunduğu (sahifeler)
O sayfalar içindedir dosdoğru, eskimez kitaplar.
Beyyine suresi, 4. ayet. وَمَا تَفَرَّقَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ إِلَّا مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَتْهُمُ ٱلْبَيِّنَةُ
Kendilerine kitap verilenler, ancak kendilerine o apaçık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler.
Kendilerine kitap verilenler ancak o beyyine (apaçık bir elçi) kendilerine geldikten sonra ayrılığa düşmüşlerdi. dipnot 1
Ama önceki vahiylerin mensupları durdular durdular da, kendilerine hakikatin apaçık belgeleri geldikten sonra ayrılığa düştüler.
Ama kendilerine daha önce vahiy verilenler, hakikatin böyle bir kanıtı geldikten sonra (inanç) birlikteliklerini bozdular.
Kitap verilmiş olanlar, ancak kendilerine o beyyine geldikten sonra ayrılığa düştüler.
Kitap ehlinden olanlar, ancak kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra fırkalara ayrıldılar.
Kendilerine kitap verilenler ancak O açık delil (peygamber ) kendilerine geldikten sonra ayrılığa düştüler .
Oysa kitap verilenler, kendilerine Açık Kanıt geldikten sonra ayrılığa sürüklendiler.
Kitap verilmiş olanlar, ancak kendilerine o açık kanıt geldikten sonra ayrılığa düştüler.
Gerçek şu ki, kendilerine kitap verilmiş olanlar, ancak onlara açık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler.
Gerçek şu ki, kendilerine kitap verilmiş olanlar, ancak onlara açık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler.
Böyle iken o kitap verilmiş olanlar ancak, kendilerine apaçık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler.
Böyle iken o kitab verilmiş olanlar ancak geldikten sonra ayrıldılar kendilerine o beyyine
Kitap verilmiş olanlar, kendilerine beyyine dipnot 1 geldikten sonra ayrılığa düştüler. dipnot 2
Kitap verilmiş olanlar, kendilerine beyyine dipnot 1 geldikten sonra ayrılığa düştüler. dipnot 2
Kitap verilmiş olanlar, kendilerine beyyine dipnot 1 geldikten sonra ayrılığa düştüler. dipnot 2
Kitap ehlinden olanlar, ancak kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra fırkalara ayrıldılar.
Böyle iken kitab verilmiş olan bunlar, ayrılmadı (lar, ayrılmadılar) da ancak kendilerine o apaşikar hüccet geldikden sonra (ayrıldılar).
Ama kitab verilmiş olanlar, kendilerine apaçık huccetler geldikten sonra ayrılığa düştüler.
(1-5) Kitap halkından olan kafirler ve ortak koşanlar, Allah’tan temiz sahifeleri okuyan / tilavet eden elçi, onlara açıklama getirinceye kadar çözülüp ayrılacak değildiler. O sahifelerde sağlam / ayakta tutan yazılı kayıtlar vardı. Kitap verilenler, kendilerine açıklamalar gelinceye kadar bölünmüş değillerdi. Allah’a, ona has bir şekilde, doğruya yönelenlerin dini üzere ibadet etmeleri, namazı kalkıp kılmaları, zekâtı vermeleri dışındaki şeylerle emrolunmuş değillerdi, işte, sağlam olan / ayakta kalan din budur.
Kendilerine kitap verilenler ancak kendilerine apaçık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler.
Kitap verilmiş olanlar, ancak kendilerine açık kanıt geldikten sonra ayrılığa düştüler.
Kendilerine kitap verilenler, ancak onlara o beyyine/ açık delil geldikten sonra bölünüp parçalandılar. dipnot 1
Kendilerine kitap verilenler, kendilerine o beyyine (elçi) gelinceye kadar bölünüp parçalanmaz dipnot 1 .
Kendilerine kitap verilenler, ancak kendilerine apaçık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler.
Kendilerine kitap verilenler, ancak kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra ayrılığa düştüler.
Kitap verilmiş olanlar, kendilerine beyyine/açık delil geldikten sonradır ki parçalanıp bölündüler.
Beyyine suresi, 5. ayet. وَمَآ أُمِرُوٓا۟ إِلَّا لِيَعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ ٱلدِّينَ حُنَفَآءَ وَيُقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُؤْتُوا۟ ٱلزَّكَوٰةَ وَذَٰلِكَ دِينُ ٱلْقَيِّمَةِ
Halbuki onlara, ancak dini Allah'a has kılarak, hakka yönelen kimseler olarak O'na kulluk etmeleri, namazı kılmaları ve zekatı vermeleri emredilmişti. İşte bu dosdoğru dindir.
(Oysa) dini yalnız O'na özgü kılarak, hanîfler (Allah'ı birleyenler) olarak Allah'a kulluk etmeleri, namaz kılmaları ve zekât vermeleri kendilerine özellikle emredilmişti. İşte sağlam din budur.
Oysa kendileri yalnızca Allah'a kulluk etmek, din koyma yetkisinin sadece O'na mahsus olduğuna iman edip batıl olan her şeyden uzak durmak, ibadeti hakkıyla eda etmek, arınmak ve artmak için verilmesi gerekeni vermekle emrolunmuşlardı: İşte insanlığın ebedi değerler sistemi budur.
Oysa kendilerine yalnızca Allah'a ibadet etmeleri, bütün içtenlikleriyle yalnız O'na iman ederek batıl olan her şeyden uzak durmaları; namazlarında dikkatli ve devamlı olmaları; ve karşılıksız harcamada bulunmaları emrolunmuştu çünkü bu, doğruluğu kesin ve açık olan bir ahlaki değerler sistemidir.
Oysaki onlar, Hanifler olarak Dini O'na (yalnız Allah'a) halis kılarak; Allah'a kulluk yapmalarından, salatı ikame etmelerinden ve zekatı vermelerinden başka bir şeyle emir olunmadılar. . . İşte budur Din-i Kayyim (geçerli hak din - sistem)!
Oysa onlar, dini yalnızca O'na halis kılan hanifler (Allah'ı birleyenler) olarak sadece Allah'a kulluk etmek, namazı dosdoğru kılmak ve zekatı vermekten başkasıyla emrolunmadılar. İşte en doğru (dimdik ve sapasağlam) din budur.
Halbuki onlara ancak, dini yalnız O'na has kılarak ve hanifler olarak Allah'a kulluk etmeleri, namazı dosdoğru kılmaları ve zekât vermeleri emrolunmuştu. Sağlam din de budur.
Üstelik onlara, dini yalnızca Allah'a içtenlikle özgüleyerek O'na hizmet etmek, namazı kılmak ve zekatı vermek dışında bir buyruk verilmemişti. Dinin kaynağı ve dayanağı, işte budur. dipnot 609
Oysa kendilerine, dini yalnız Allah'a halis kılıp O'nu birleyerek Allah'a kulluk etmeleri, namazı kılmaları, zekatı vermeleri emredilmişti. İşte doğru din budur.
Oysa onlardan, dini sadece ALLAH'a ait kılan tektanrıcılar (monoteist) olarak O'na hizmet etmeleri, salatı gözetmeleri ve zekatı vermeleri istenmişti. İşte dosdoğru din budur. dipnot 1
Oysa onlardan, dini sadece ALLAH'a ait kılan tektanrıcılar (monoteist) olarak O'na kulluk etmeleri, namazı gözetmeleri ve zekatı vermeleri istenmişti. İşte dosdoğru din budur.
Oysa onlar, hakka tapan, Allah'ı birleyiciler olarak dini yalnızca Allah'a tahsis edip Allah'a ibadet etsinler, namazı dosdoğru kılsınlar ve zekatı versinler diye emrolunmuşlardı ancak. İşte odur dosdoğru din!
Halbuki onlar ancak şununla emr olunmuşlardı: hakperest müvahhid (hanifler) olarak dini Allah için halis kılarak yalnız Allaha ıbadet etsinler ve namazı dürüst kılsınlar ve zekatı versinler ve odur "dini kayyime"
Oysa Allah'a kulluktan ve dini hanifler dipnot 1 olarak O'na has kılmaktan ve salatı ikame etmekten, dipnot 2 zekatı yapmaktan dipnot 2 başka bir şeyle emrolunmadılar. İşte doğru din budur.
Oysa Allah'a kulluktan ve dini hanifler dipnot 1 olarak O'na has kılmaktan ve salatı ikame etmekten dipnot 2 , zekatı yapmaktan dipnot 2 başka bir şeyle emrolunmadılar. İşte doğru din budur.
Oysa Allah'a kulluktan ve dini hanifler dipnot 1 olarak O'na has kılmaktan ve salatı ikame etmekten dipnot 2 , zekatı vermekten dipnot 2 başka bir şeyle emrolunmadılar. İşte doğru din budur.
Oysa onlara, dini yalnızca O'na halis kılan hanifler olarak sadece Tanrı'ya kulluk etmek, namazı dosdoğru kılmak ve zekatı vermekten başkası buyrulmadı. İşte en doğru (dimdik ve sapasağlam) din budur.
Halbuki onlar Allaha, Onun dininde ihlas (ve samimiyyet) erbabı ve muvahhidler olarak, ibadet etmelerinden, namazı dosdoğru kılmalarından, zekatı vermelerinden başkasıyle emr olunmamışlardı. En doğru din de bu idi.
Halbuki onlar; doğruya yönelerek, dini yalnız Allah'a tahsis ederek O'na kulluk etmek, namazı kılmak ve zekatı vermekle emrolunmuşlardı. En doğru din de işte budur.
(1-5) Kitap halkından olan kafirler ve ortak koşanlar, Allah’tan temiz sahifeleri okuyan / tilavet eden elçi, onlara açıklama getirinceye kadar çözülüp ayrılacak değildiler. O sahifelerde sağlam / ayakta tutan yazılı kayıtlar vardı. Kitap verilenler, kendilerine açıklamalar gelinceye kadar bölünmüş değillerdi. Allah’a, ona has bir şekilde, doğruya yönelenlerin dini üzere ibadet etmeleri, namazı kalkıp kılmaları, zekâtı vermeleri dışındaki şeylerle emrolunmuş değillerdi, işte, sağlam olan / ayakta kalan din budur.
Hâlbuki onlara, ancak dini Allah’a has kılarak, hakka yönelen kimseler olarak O’na ibadet etmeleri, namazı dosdoğru kılmaları ve zekâtı vermeleri emredilmişti. İşte bu dosdoğru dindir.
Oysa kendilerine, dini yalnız Allah'a halis kılıp O'nu birleyerek Allah'a kulluk etmeleri, namazı kılmaları, zekatı vermeleri emredilmişti. İşte doğru din oydu.
Halbuki (tıpkı bu kitapta emredildiği gibi) onlara da Allah'ın dinine bir şey katmadan dipnot 1 doğrudan doğruya O'na kulluk etmeleri, namazı düzgün ve sürekli kılmaları, zekatı vermeleri dışında bir şey emredilmemişti dipnot 2 . İşte bu dosdoğru dindir. dipnot 3
Onlara (resullerimiz tarafından) sadece şu emir verilmiştir: Allah'ın dinine bir şey katıştırmadan yalnız O'na kulluk edin; namazı düzgün ve sürekli kılın, zekatı da verin. İşte doğru din budur.
Halbuki onlara ancak, dini yalnız O'na has kılarak ve hanifler olarak Allah'a ibadet etmeleri, namaz kılmaları ve zekât vermeleri emrolunmuştu. İşte dosdoğru din budur.
Onlar, sadece dini/otoriteyi Allah'a has kılan hanifler olarak ona kulluk etmek, namazı kılmak, zekatı vermek ile emrolunmuşlardı. İşte dosdoğru din budur.
Oysa ki onlara, dini yalnız O'na özgüleyerek, dosdoğru yürüyen kişiler halinde sadece Allah'a ibadet etmeleri, namazı kılmaları, zekatı vermeleri emredilmişti. İşte budur doğru, eskimez ve aşınmaz din.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.