Diyanet İşleri
Binlerce kişi oldukları halde, ölüm korkusuyla yurtlarını terk edenleri görmedin mi? Allah, onlara "ölün" dedi, sonra da onları diriltti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı lütuf ve ikram sahibidir. Ama insanların çoğu şükretmezler.
Bakara suresi · 243–252. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Bakara suresi, 243. ayet. أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ خَرَجُوا۟ مِن دِيَٰرِهِمْ وَهُمْ أُلُوفٌ حَذَرَ ٱلْمَوْتِ فَقَالَ لَهُمُ ٱللَّهُ مُوتُوا۟ ثُمَّ أَحْيَٰهُمْ إِنَّ ٱللَّهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى ٱلنَّاسِ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ
Binlerce kişi oldukları halde, ölüm korkusuyla yurtlarını terk edenleri görmedin mi? Allah, onlara "ölün" dedi, sonra da onları diriltti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı lütuf ve ikram sahibidir. Ama insanların çoğu şükretmezler.
Binlerce (kişi) oldukları hâlde, ölüm korkusuyla yurtlarından çıkıp gidenleri dipnot 1 görmedin mi? dipnot 2 Allah onlara "(manevi olarak) dipnot 3 ölün!" demişti; sonra da onları (manevi olarak) diriltmişti. Şüphesiz ki Allah insanlara karşı lütufkârdır. Fakat insanların çoğu şükretmez.
Sayıları binlerce olduğu halde, ölüm korkusuyla yurtlarını terk edenleri gözünde canlandırabilir misin!? Allah onlara önce "Ölün!" demiş, peşinden onları hayata döndürmüştü. Hiç şüphesiz Allah insanlara karşı sınırsız lütuf sahibidir, fakat insanların çoğu şükretmezler.
Sen, ölüm korkusuyla yurtlarını terk eden binlerce kişiyi görmedin mi? Ki bu durumda Allah onlara "Ölün!" diye seslenmiş ve sonra da onları hayata geri döndürmüştü. Unutmayın ki Allah, insanoğluna karşı lütfunda sınırsızdır, ancak insanların çoğu nankördür.
Ölüm korkusuyla yurtlarını terk eden binlerce kişiyi görmedin mi? Allah onlara "Ölün" dedi; sonra da diriltti. Şüphesiz ki Allah insanlara fazl sahibidir; ama insanların ekseriyeti değerlendirmezler (verilen nimeti).
Binlerce kişinin ölüm korkusuyla yurtlarından çıktıklarını görmedin mi? Allah onlara: "Ölün" dedi, sonra da onları diriltti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı fazl sahibidir. Ancak, insanların çoğunluğu şükretmez.
Binlerce oldukları halde, ölüm korkusundan dolayı yurtlarından çıkıp gidenleri görmedin mi? Allah onlara «Ölün!» dedi (öldüler). Sonra onları diriltti. Şüphesiz Allah insanlara karşı lütufkârdır. Lâkin insanların çoğu şükretmez.
Ölüm korkusuyla yurtlarından ayrılan binlerce kişiyi görmedin mi? Allah, onlara "Ölün!" dedi; sonra da onlara yeniden yaşam verdi. Kuşkusuz, Allah, doğal olarak, İnsanlara Karşı Lütuf Sahibidir. Fakat insanların çoğu şükretmez.
Sen ölüm korkusuyla yurtlarını terk eden binlerce kişiyi görmedin mi? Ki bu durumda Allah onlara "ölün" demişti ve sonra da onları hayata döndürmüştü. Unutmayın ki Allah, insanoğluna karşı lütufta sınırsızdır, ancak insanların çoğu nankördür.
Sayıları binlerce olduğu halde ölüm korkusuyla yurtlarını terk edenler dikkatini çekti mi? ALLAH onlara "Ölün" dedi de sonra onları diriltti. ALLAH insanlara lütuf sahibidir; ancak insanların çoğu şükretmez.
Sayıları binlerce olduğu halde ölüm korkusuyla yurtlarını terkedenler dikkatini çekti mi? ALLAH onlara 'Ölün,' dedi de sonra onları diriltti. ALLAH insanlara lütuf sahibidir; ancak insanların çoğu şükretmez.
Binlerce kişi iken ölüm korkusuyla yurtlarından çıkan kimseleri görmez misin? Allah onlara: "Ölün." dedi. Sonra onlara bir hayat verdi. Muhakkak Allah, insanlara karşı bir fazilet sahibidir, ancak insanların pek çokları şükretmiyorlar.
Bakmaz mısın, o kimseler ki? binlerce kişi iken ölüm korkusiyle diyarlarından çıkdılar, Allah da kendilerine "ölün" dedi, Sonra da onlara bir hayat verdi, her halde Allah insanlara karşı, bir adil sahibi ve lakin insanların pek çokları şükretmiyorlar
Binlerce kişi oldukları halde, ölüm korkusuyla yurtlarından çıkanları görmedin mi? Allah onlara "Ölün." dedi; sonra, onlara hayat verdi. dipnot 1 Allah, insanlara karşı lütuf sahibidir. Ancak insanların çoğu şükretmezler.
Binlerce kişi oldukları halde, ölüm korkusuyla yurtlarından çıkanları görmedin mi? Allah onlara "Ölün." dedi; sonra, onlara hayat verdi. dipnot 1 Allah, insanlara karşı lütuf sahibidir. Ancak insanların çoğu şükretmezler.
Binlerce kişi oldukları halde, ölüm korkusuyla yurtlarından çıkanları görmedin mi? Allah onlara "Ölün." dedi; sonra, onlara hayat verdi. Allah, insanlara karşı lütuf sahibidir. Ancak insanların çoğu şükretmezler.
Binlerce kişinin ölüm korkusuyla yurtlarından çıktıklarını görmedin mi? Tanrı onlara: "Ölün" dedi, sonra da onları diriltti. Kuşkusuz Tanrı insanlara karşı fazl sahibidir. Ancak insanların çoğunluğu şükretmez.
(Habibim, sayıları) binlerce olduğu halde ölüm korkusiyle yurdlarından (bırakıb) çıkanları gör (müş gibi bil) medin mi? Allah onlara "Ölüm!" dedi, sonrada kendilerini diriltdi. Her halde Allah insanlara karşı fazl (-ü ınayet) saahibidir. Fakat insanların pek çoğu şükretmezler.
Binlerce oldukları halde ölüm korkusuyla yurtlarından çıkanları görmedin mi? Allh onlara; (ölün) dedi. Sonra da onları diriltti. Şüphesiz ki, Allah insanlara karşı lutuf sahibidir. Ama insanların pek çoğu şükretmezler.
(243) Ölüm korkusu ile yurtlarından çıkan binlerce kişiyi görmedin mi? Allah onlara “ölün” dedi, sonra onları diriltti. Allah kesinlikle insanlara karşı faziletlidir ve lakin insanların çoğunluğu teşekkür etmezler. (Ölümden korkan tipleri tek seferde toplu öldürüp toplu diriltti. O halde ölümden değil ateş azabından korkun)
Binlerce kişi iken ölüm korkusuyla yurtlarından çıkanları görmedin mi? Allah onlara: “Ölün!” dedi, sonra da onları tekrar diriltti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı lütuf sahibidir. Ama insanların çoğu şükretmezler.
Şu, binlerce kişi iken ölüm korkusuyla yurtlarından çıkanları görmedin mi? Allah onlara, "Ölün!" demişti de sonra kendilerini diriltmişti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı ikram sahibidir. Ama insanların çoğu şükretmezler.
Ölüm korkusuyla yurtlarından çıkmış binlerce kişiyi gözünde canlandırmaz mısın? Allah onlara: "Ölün!" demiş sonra onları tekrar diriltmişti. dipnot 1 Allah insanlara karşı, kesinlikle çok lütufkardır ama insanların çoğu görevini yerine getirmez. dipnot 2
Ölüm korkusuyla yurtlarından çıkmış binlerce kişiyi gözünde canlandırmadın mı? Allah onlara: "Ölün!" demiş sonra tekrar diriltmişti. İnsanlara ikramda bulunan Allah'tır. Ama insanların çoğu O'na karşı görevini yerine getirmez.
Binlerce kişi iken ölüm korkusuyla yurtlarından çıkanları görmedin mi? Allah onlara “Ölün!” dedi, sonra da onları tekrar diriltti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı lütuf sahibidir. Ama insanların çoğu şükretmezler.
Binlerce kişi iken ölüm korkusuyla yurtlarından çıkanları görmedin mi? Allah onlara "ölün" dedi, sonra da onları tekrar diriltti. Şüphesiz Allah insanlara karşı ikram sahibidir. Ama insanların çoğu şükretmezler.
ölüm korkusuyla binlerce kişi halinde yurtlarından çıkanları görmedin mi? Allah onlara "Ölün!" dedi de sonra onları diriltti. Şu bir gerçek ki Allah, insanlara karşı çok lütufkardır. Fakat insanların çokları şükretmezler.
Bakara suresi, 244. ayet. وَقَٰتِلُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Allah yolunda savaşın ve bilin ki, şüphesiz Allah hakkıyla işitendir ve hakkıyla bilendir.
Allah yolunda savaşın! dipnot 1 Bilin ki Allah duyandır, bilendir.
O halde Allah yolunda savaşın! Ama unutmayın ki, Allah her şeyi tarifsiz işitendir, her şeyi sınırsız bilendir.
Öyleyse Allah yolunda savaşın ve bilin ki Allah her şeyi işiten, her şeyi bilendir.
Allah yolunda savaşın ve iyi bilin ki Allah Semi' ve Aliym'dir.
Allah yolunda savaşın ve bilin ki, şüphesiz Allah işitendir, bilendir.
O halde Allah yolunda savaşın ve bilin ki Allah, hakkıyla işiten, hakkıyla bilendir.
Allah'ın yolunda savaşın. Çünkü iyi bilin ki, Allah, Duyandır; Bilendir.
Öyleyse Allah yolunda savaşınız ve biliniz ki Allah her şeyi işitendir; her şeyi bilendir.
ALLAH yolunda savaşın. Bilesiniz ki ALLAH İşitir, Bilir. dipnot 1
ALLAH yolunda savaşın. Bilesiniz ki ALLAH İşitir, Bilir.
O halde Allah yolunda çarpışın ve Allah'ın işiten ve bilen olduğunu bilin!
O halde Allah yolunda çarpışın ve Allahın semi' alim olduğunu bilin.
O halde Allah yolunda savaşın. Ve bilin ki: Allah, Her Şeyi İşiten ve Her Şeyi Bilen'dir.
O halde Allah yolunda savaşın. Ve bilin ki: Allah, Her Şeyi İşiten ve Her Şeyi Bilen'dir.
O halde Allah yolunda savaşın. Ve bilin ki: Allah, Her Şeyi İşiten ve Her Şeyi Bilen'dir.
Tanrı yolunda savaşın ve bilin ki kuşkusuz Tanrı işitendir, bilendir.
Allah yolunda muhaarebe edin. Bilin ki şübhesiz Allah hakkıyle işidici, kemaliyle bilicidir.
Allah yolunda savaşın ve bilin ki Allah Semi'dir, Alim'dir.
(244-245) Allah yolunda savaşın, bilin ki Allah işitendir, bilendir. Her kim Allah’a güzel bir borç verirse (garz -ı hasen) Allah onu çokça katlayarak artırır, Allah tutar da basitleştirir de / sıkar da gevşetir de ona döndürüleceksiniz. 246,247,248,249,250,251, (İSRAİL OĞULLARI MELİĞİ TALUT İLE CALUTUN SAVAŞI Musa’dan sonra ki İsrail oğullarının ileri gelenlerini görmedin mi? Bir vakit nebilerine dediler ki bize bir melik / kral yarat da Allah yolunda savaşalım. (Şembil peygamber) Dedi ki size savaş yazılırsa savaşmayarak isyan mı edeceksiniz? Dediler ki yurtlarımızdan ve oğullarımızdan çıkarılmışken bize ne oluyor ki Allah yolunda savaşmayalım? Ne zaman ki onlara savaş yazıldı birazı hariç savaştan yüz çevirdiler , Allah zalimleri bilir. Onlara nebileri dedi ki; Allah size Talut’u melik olarak yarattı. dediler ki bizim üzerimizde nasıl egemenliği / mülkiyeti olabilir ki? Biz, melikliğe ondan daha layığız ona herhangi bir zenginlik te verilmemiş ki? Dedi ki Allah O’nu sizin için seçti ve onun ilim ve cisim olarak / beden olarak gücünü artırdı , Allah mülkünü istediğine verir, Allah kuşatıcıdır, bilendir. Nebileri onlara dedi ki; Onun Melikliğinin göstergesi / ayeti size sandığı / tabutu getirmesidir , onun iç erisinde Rabbinizden bir sakinlik / sükûn vardır, Musa yakınlarının ve Harun yakınlarının bıraktıkları şeyler vardır. (Musa’nın ayakkabısı Harun’un sarığı kudret helvasından bir parça da olduğu rivayeti var Musa’nın asası da olabilir Tevrat levhaları) Onu melekler taşımaktadır. Eğer ki inanıyorsanız işte bunda kesinlikle sizin için ayet vardır. Talut ordusuyla ayrıldı ve dedi ki Allah kesinlikle sizi nehir i le sınamaktadır, her kim ondan içerse benden değildir, her kim de tek elinin avcuyla azcık ondan alması hariç içmeyen de bendendir, onlardan az bir kısmı hariç ondan içtiler. O ve beraberindeki iman edenler sınavı geçtiklerinde / cevaz verildiğinde (geçemeyenler) onlar dediler ki bugün Calut ve ordusunda karşı bir gücümüz / bir takatimiz kalmadı , Allah’la buluşacaklarını düşünenler de dedi ki Allah’ın izni ile nice az birlik nice çok birliğe galip gelmiştir, Allah sabredenlerle beraberdir. Calut ve ordusu görününce / barizleşince dediler ki Rabbimiz üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı sabitle , k afir kavme karşı bize yardım et / nusret eyle. Allah’ın izniyle bozguna uğrattılar / hezimete uğrattılar. Davut ta Câlut’u öldürdü. Allah ta O’na egemenlik /meliklik ve gerekçe / hikmet verdi ve O’na istediğini öğretti. Allah’ın insanların bazısını bazısı ile def etmesi / sav ması olmasaydı arz bozulurdu ve lakin Allah alemlerde fazilet sahibidir.
Allah yolunda savaşın ve bilin ki; Allah her şeyi işiten ve bilendir.
Allah yolunda savaşın ve bilin ki Allah, işitendir, bilendir.
Siz Allah yolunda savaşın. dipnot 1 Bilin ki Allah, daima dinleyen ve bilendir.
Siz Allah yolunda savaşın. Bilin ki sizi dinleyen ve bilen Allah'tır.
Allah yolunda savaşın ve bilin ki Allah her şeyi işiten, bilendir.
Allah yolunda savaşın ve bilin ki Allah her şeyi işiten, bilendir.
Allah yolunda savaşın ve bilin ki Allah, her şeyi duyar, her şeyi bilir.
Bakara suresi, 245. ayet. مَّن ذَا ٱلَّذِى يُقْرِضُ ٱللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا فَيُضَٰعِفَهُۥ لَهُۥٓ أَضْعَافًا كَثِيرَةً وَٱللَّهُ يَقْبِضُ وَيَبْصُۜطُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Kimdir Allah'a güzel bir borç verecek o kimse ki, Allah da o borcu kendisine kat kat ödesin. (Rızkı) Allah daraltır ve genişletir. Ancak O'na döndürüleceksiniz.
Kim Allah'a güzel bir borç dipnot 1 verirse, (Allah) da ona (bunun) pek çok katını verir. Allah dar olarak da verir; bol olarak da verir. Yalnızca O'na döndürüleceksiniz.
Allah'ın kat kat fazlasıyla geri ödeyeceği bir güzel borcu O'na verecek olan kimdir? Allah hem daraltır hem genişletir; ve hepiniz sonunda O'na döndürüleceksiniz.
Allah'ın kat kat fazlasıyla geriye ödeyeceği bir güzel borcu O'na verecek olan kimdir? Allah alır ve kat kat fazlasıyla verir; ve hepiniz sonunda O'na döndürüleceksiniz.
Kim, Allah'a güzel bir ödünç verip de karşılığını katbekat geri almayı ister! Allah kabz eder veya bast eder (tutar, sıkar, daraltır veya açar, genişletir, yayar). . . O'na döndürülmektesiniz!
Allah'a karşılığını çok arttırma ile kat kat arttıracağı güzel bir borcu verecek olan kimdir? Allah, daraltır ve genişletir ve siz O'na döndürüleceksiniz.
Allah'a güzel bir ödünç verip de Allah'ın da onun karşılığını kat kat artırarak (kendisine vereceği) kim vardır? Allah, hem daraltır, hem genişletir. (Neticede yine) O' na döndürüleceksiniz.
Allah'a kim güzel bir borç verirse, katlanarak ona geri verilir. Çünkü Allah, hem daraltır hem de genişletir. Zaten O'na döndürüleceksiniz.
Allah'ın kat kat fazlasıyla geriye ödeyeceği bir güzel borcu O'na verecek kimdir? Allah alır ve kat kat fazlasıyla geri verir; hepiniz sonunda O'na döndürüleceksiniz.
Kat kat ödenecek güzel bir ödüncü kim ALLAH'a sunar? Kısan da açan da ALLAH'tır. O'na döndürüleceksiniz.
Kat kat ödenecek güzel bir ödüncü kim ALLAH'a, sunar? Kısan da açan da ALLAH'tır. O'na döndürüleceksiniz.
Kimdir o kişi ki, Allah'a güzel bir borç sunsun da Allah ona birçok katlarını katlayıversin. Allah, hem sıkar, hem açar. Hepiniz döndürülüp O'na götürüleceksiniz.
Hani kim var Allaha bir karzı hasen arz edecek ki Allah ona bir çok katlarını katlayıversin, Allah hem sıkar hem açar, hep de döndürülüb ona götürüleceksiniz.
Kim Allah'a, Allah'ın karşılığını kat kat vereceği, karşılıksız bir borç vermek dipnot 1 ister? Daraltan da genişleten de Allah'tır. Ve dönüşünüz yalnızca O'nadır.
Kim Allah'a, Allah'ın karşılığını kat kat vereceği, karşılıksız bir borç vermek dipnot 1 ister? Daraltan da genişleten de Allah'tır. Ve dönüşünüz yalnızca O'nadır.
Kim Allah'a, Allah'ın karşılığını kat kat vereceği, karşılıksız bir borç vermek dipnot 1 ister? Daraltan da genişleten de Allah'tır. Ve dönüşünüz yalnızca O'nadır.
Tanrı'ya karşılığını çok arttırma ile kat kat arttıracağı güzel bir borcu verecek olan kimdir? Tanrı daraltır ve genişletir ve siz O'na döndürüleceksiniz.
Kimdir o ki Allaha güzel bir ödünc versin de (Allah da) onu katkat, bir çok artırsın? Allah (kimini) daraltır, (kimini) genişletir. Siz (hepiniz) ancak ona döndürü (lüp götürü) leceksiniz.
Kimdir o ki; Allah'a güzel bir borç versin de Allah onu kat kat fazlasıyla ödesin. Allah, hem darlaştırır, hem de bollaştırır. Ve O'na döndürüleceksiniz.
(244-245) Allah yolunda savaşın, bilin ki Allah işitendir, bilendir. Her kim Allah’a güzel bir borç verirse (garz -ı hasen) Allah onu çokça katlayarak artırır, Allah tutar da basitleştirir de / sıkar da gevşetir de ona döndürüleceksiniz. 246,247,248,249,250,251, (İSRAİL OĞULLARI MELİĞİ TALUT İLE CALUTUN SAVAŞI Musa’dan sonra ki İsrail oğullarının ileri gelenlerini görmedin mi? Bir vakit nebilerine dediler ki bize bir melik / kral yarat da Allah yolunda savaşalım. (Şembil peygamber) Dedi ki size savaş yazılırsa savaşmayarak isyan mı edeceksiniz? Dediler ki yurtlarımızdan ve oğullarımızdan çıkarılmışken bize ne oluyor ki Allah yolunda savaşmayalım? Ne zaman ki onlara savaş yazıldı birazı hariç savaştan yüz çevirdiler , Allah zalimleri bilir. Onlara nebileri dedi ki; Allah size Talut’u melik olarak yarattı. dediler ki bizim üzerimizde nasıl egemenliği / mülkiyeti olabilir ki? Biz, melikliğe ondan daha layığız ona herhangi bir zenginlik te verilmemiş ki? Dedi ki Allah O’nu sizin için seçti ve onun ilim ve cisim olarak / beden olarak gücünü artırdı , Allah mülkünü istediğine verir, Allah kuşatıcıdır, bilendir. Nebileri onlara dedi ki; Onun Melikliğinin göstergesi / ayeti size sandığı / tabutu getirmesidir , onun iç erisinde Rabbinizden bir sakinlik / sükûn vardır, Musa yakınlarının ve Harun yakınlarının bıraktıkları şeyler vardır. (Musa’nın ayakkabısı Harun’un sarığı kudret helvasından bir parça da olduğu rivayeti var Musa’nın asası da olabilir Tevrat levhaları) Onu melekler taşımaktadır. Eğer ki inanıyorsanız işte bunda kesinlikle sizin için ayet vardır. Talut ordusuyla ayrıldı ve dedi ki Allah kesinlikle sizi nehir i le sınamaktadır, her kim ondan içerse benden değildir, her kim de tek elinin avcuyla azcık ondan alması hariç içmeyen de bendendir, onlardan az bir kısmı hariç ondan içtiler. O ve beraberindeki iman edenler sınavı geçtiklerinde / cevaz verildiğinde (geçemeyenler) onlar dediler ki bugün Calut ve ordusunda karşı bir gücümüz / bir takatimiz kalmadı , Allah’la buluşacaklarını düşünenler de dedi ki Allah’ın izni ile nice az birlik nice çok birliğe galip gelmiştir, Allah sabredenlerle beraberdir. Calut ve ordusu görününce / barizleşince dediler ki Rabbimiz üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı sabitle , k afir kavme karşı bize yardım et / nusret eyle. Allah’ın izniyle bozguna uğrattılar / hezimete uğrattılar. Davut ta Câlut’u öldürdü. Allah ta O’na egemenlik /meliklik ve gerekçe / hikmet verdi ve O’na istediğini öğretti. Allah’ın insanların bazısını bazısı ile def etmesi / sav ması olmasaydı arz bozulurdu ve lakin Allah alemlerde fazilet sahibidir.
Kim Allah rızası için ( karşılığını beklemeden ) gönlünden bir borç verirse ( veya Allah yolunda harcama yaparsa ) bilsin ki ; Allah bunun karşılığını, mükâfaatını kat kat fazlasıyla öder. Rızkı daraltan da genişleten de Allah’tır ve O ‘na döndürüleceksiniz.
Kimdir o adam ki, Allah'a güzel bir borç versin de, Allah da ona kat kat fazlasıyla (verdiğini) ödesin! Allah (rızkı) kısar da, açar da. Hep O'na döndürüleceksiniz.
Kim Allah'a güzel bir ödünç verirse dipnot 1 Allah da ona kat kat fazlasını verir. Allah daraltır da genişletir de. (Sonunda) onun huzuruna çıkarılacaksınız.
Kim Allah'a güzel bir ödünç verirse, Allah ona kat kat fazlasını verir. Daraltan da Allah'tır, genişleten de. Zaten O'nun huzuruna çıkarılacaksınız.
Allah’a güzel bir ödünç verip de Allah’ın da onun karşılığını kat kat artırarak vereceği hani kim var? Allah, hem daraltır, hem genişletir, siz yalnız O’na döndürüleceksiniz.
Allah'a güzel bir ödünç verip de Allah'ın da onun karşılığını kat kat artırarak vereceği hani kim var? Allah, hem daraltır, hem genişletir, siz yalnız O'na döndürüleceksiniz.
Kim var Allah'a güzel bir şekilde borç verecek? Ve Allah böyle birinin verdiğini birçok kez katlayarak artıracaktır. Allah, kabz haliyle kısar, bast haliyle açıp genişletir. Ve yalnız O'na döndürülürsünüz.
Bakara suresi, 246. ayet. أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلْمَلَإِ مِنۢ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ مِنۢ بَعْدِ مُوسَىٰٓ إِذْ قَالُوا۟ لِنَبِىٍّ لَّهُمُ ٱبْعَثْ لَنَا مَلِكًا نُّقَٰتِلْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ قَالَ هَلْ عَسَيْتُمْ إِن كُتِبَ عَلَيْكُمُ ٱلْقِتَالُ أَلَّا تُقَٰتِلُوا۟ قَالُوا۟ وَمَا لَنَآ أَلَّا نُقَٰتِلَ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَقَدْ أُخْرِجْنَا مِن دِيَٰرِنَا وَأَبْنَآئِنَا فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ ٱلْقِتَالُ تَوَلَّوْا۟ إِلَّا قَلِيلًا مِّنْهُمْ وَٱللَّهُ عَلِيمٌۢ بِٱلظَّٰلِمِينَ
Musa'dan sonra İsrailoğullarının ileri gelenlerini görmedin mi (ne yaptılar)? Hani, peygamberlerinden birine, "Bize bir hükümdar gönder de Allah yolunda savaşalım" demişlerdi. O, "Ya üzerinize savaş farz kılındığı halde, savaşmayacak olursanız?" demişti. Onlar, "Yurdumuzdan çıkarılmış, çocuklarımızdan uzaklaştırılmış olduğumuz halde Allah yolunda niye savaşmayalım" diye cevap vermişlerdi. Ama onlara savaş farz kılınınca içlerinden pek azı hariç, yüz çevirdiler. Allah, zalimleri hakkıyla bilendir.
Musa'dan sonra, İsrailoğulları'nın yöneticilerini dipnot 1 görmedin mi? Peygamberlerine, "Bize bir hükümdar gönder (görevlendir) ki (onun komutasında) Allah yolunda savaşalım." demişlerdi. (O peygamber) "Ya size savaş yazılır (farz kılınır) da savaşmazsanız?" deyince, onlar da "Yurtlarımızdan çıkarılmış, çocuklarımızdan (uzaklaştırılmış olduğumuz) hâlde Allah yolunda neden savaşmayalım ki?" demişlerdi. Kendilerine savaş yazılınca (farz kılınınca), içlerinden azı hariç yüz çevirmişler (kaçmışlar)dı. dipnot 2 Allah zalimleri bilendir. dipnot 3
Musa'dan sonra İsrailoğullarının ileri gelenlerinin, peygamberlerinden birine "Bize bir kral tayin et ki Allah yolunda savaşalım" dediklerini görmedin mi? O da dedi ki: "Ya size savaş emredildikten sonra savaşmaktan geri durarak isyan ederseniz?" Cevap verdiler: "Biz, yurdumuzdan ve çoluk-çocuğumuzdan ayrı düşürülmüşken neden savaşmayalım?" Oysa ki savaşmak onlara emredilince, pek azı dışında hepsi yüz çevirdiler. Allah, gerçek zalimlerin kim olduğunu çok iyi bilmektedir.
Musa'dan sonra İsrail oğullarının önde gelenlerinin, peygamberlerden birine: "Bize bir kral tayin et ki Allah yolunda savaşalım!" dediklerini bilmez misin? O: "Ya savaşmanız emredilir de savaştan kaçarsanız?" diye sordu. Onlar: "Biz ve çocuklarımız yurtlarımızdan sürülmüşken Allah yolunda neden savaşmayalım?" diye cevap verdiler. Halbuki savaşmak onlara emredilince, birkaçı dışında, uzak durdular; ama Allah zalimleri çok iyi biliyordu.
Musa'dan sonra İsrailoğullarının ileri gelenlerinden bir grubu görmedin mi? Hani onlar Nebilerine: "Bizim için bir Melik ba's et de Allah yolunda savaşalım" demişlerdi. O Nebi de sordu: "Ya üzerinize savaş hükmolur da savaşmazsanız?". . . Dediler: "Biz niye Allah yolunda savaşmayalım ki? Üstelik yurdumuzdan, çocuklarımızdan olmuşken!" Ne zaman ki üzerlerine savaşmak hükmoldu, onlardan pek azı hariç savaşmaktan yüz çevirdiler. Allah zalimleri (onları Esma'sından yaratan olması dolayısıyla) Aliym'dir.
Musa'dan sonra İsrailoğullarının önde gelenlerini görmedin mi? Hani, peygamberlerinden birine: "Bize bir melik gönder de Allah yolunda savaşalım" demişlerdi, O: "Ya üzerinize savaş yazıldığı halde savaşmayacak olursanız?" demişti. "Bize ne oluyor ki Allah yolunda savaşmayalım? Ki biz yurdumuzdan çıkarıldık ve çocuklarımızdan (uzaklaştırıldık.)" demişlerdi. Ama onlara savaş yazıldığı (öngörüldüğü) zaman, az bir kısmı hariç yüz çevirdiler. Allah zalimleri bilir.
Mûsâ'dan sonra İsrâioğullarının ileri gelenlerini görmedin mi? Kendilerine gönderilmiş bir peygambere: «Bize bir hükümdar gönder ki (onun komutasında) Allah yolunda savaşalım» demişlerdi. (O da onlara:) «Ya size savaş farz kılınır da savaşmazsanız?» dedi. «Yurtlarımızdan çıkarılmış, çocuklarımızdan uzaklaştırılmış olduğumuz halde Allah yolunda neden savaşmayalım?» dediler. Kendilerine savaş farz kılınınca, içlerinden pek azı hariç, yüz çevirdiler. Allah zâlimleri en iyi bilendir.
Musa'dan sonra, İsrailoğullarının ileri gelenlerini görmedin mi? Kendilerine gelen bir peygambere, şöyle dediler: "Bize, bir kral gönder; Allah'ın yolunda savaşalım!" O da "Savaş üzerinize yazılmasına karşın savaşmazsanız?" dedi. "Allah'ın yolunda neden savaşmayalım? Üstelik yurdumuzdan ve oğullarımızdan uzaklaştırıldık!" dediler. Fakat onların üzerine savaş yazılınca, çok azı dışında yüz çevirdiler. Allah, haksızlık yapanları zaten bilir. dipnot 46
Eski Ahit · 1. Samuel 8:5
Ona, “Bak, sen yaşlandın” dediler, “Oğulların da senin yolunda yürümüyor. Şimdi, öteki uluslarda olduğu gibi, bizi yönetecek bir kral ata.” Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin
Musa'dan sonra İsrailoğulları'nın önde gelenlerinin, peygamberlerinden birine,"Bize bir hükümdar tayin et ki Allah yolunda savaşalım" dediklerini bilmez misin? O,"Ya savaşmanız emredilir de savaşmaktan kaçınırsanız?" dediğinde, onlar,"Biz ve çocuklarımız yurtlarımızdan sürülmüşken, Allah yolunda neden savaşmayalım?" diye cevap verdiler. Halbuki savaşmak onlara emredilince birkaçı dışında uzak durdular. Allah zalimleri iyi bilmektedir.
Şu olay dikkatini çekmedi mi? İsrail oğullarının ileri gelenleri, Musa'dan sonra peygamberlerinden birine, "Bize bir lider atasan da ALLAH uğrunda savaşsak" demişlerdi. "Ya savaş gerekir de savaşmazsanız?!" demişti. Onlar, "Yurdumuzdan ve çocuklarımızdan uzaklaştırılmış durumda iken neden ALLAH yolunda savaşmayalım" diye karşılık vermişlerdi. Fakat kendilerine savaş farz edilince pek azı hariç yüz çevirdiler. ALLAH zalimleri Bilir. dipnot 1
Şu olay dikkatini çekmedi mi? İsrailoğullarının ileri gelenleri, Musa'dan sonra peygamberlerinden birine, 'Bize bir kral atasan da ALLAH uğrunda savaşsak,' demişlerdi. 'Ya savaş gerekir de savaşmazsanız?!,' demişti. Onlar, 'Yurdumuzdan ve çocuklarımızdan uzaklaştırılmış durumda iken neden ALLAH yolunda savaşmayalım,' diye karşılık vermişlerdi. Fakat kendilerine savaş farzedilince pek azı hariç yüz çevirdiler. ALLAH zalimleri Bilir.
Musa'dan sonra İsrailoğullarının ileri gelenlerine baksana! Hani peygamberlerinden birine: "Bize bir hükümdar gönder, Allah yolunda savaşalım." dediler. O: "Ya üzerinize farz edilir de savaşmamazlık ederseniz?" dedi. Onlar: "Neden Allah yolunda savaşmayalım? Yurtlarımızdan çıkarıldık, çocuklarımızdan ayrı bırakıldık." dediler. Bunun üzerine savaş, kendilerine farz kılındığı zaman, pek azı dışındakiler dönüverdiler. Allah, o zalimleri bilir.
Baksan a Beni İsrailin Musadan sonra yüze gelenlerine hani bir Peygamberlerine "bize bir melik gönder Allah yolunda muharebe edelim" dediler, nasıl dedi, üzerinize farz kılınırsa muharebe etmeyi verir misiniz? biz, dediler, neye muharebe etmiyelim? yurdlarımızdan çıkarıldık evladlarımızdan cüda edildik, vektaki bunun üzerine muharebe kendilerine farz kılındı fakat pek azından maadası dönüverdiler, Allah o zalimleri bilir
Musa'dan sonra İsrailoğullarının meleleri dipnot 1 , Nebi'lerine: "Bize bir komutan tayin et de Allah yolunda savaşalım" demişlerdi. O: "Ya savaş üzerinize yazılır dipnot 2 da savaşmazsanız?" dedi. Onlar: "Yurdumuzdan çıkarılıp çocuklarımızdan koparılmışken, niçin Allah yolunda savaşmayalım?" dediler. Fakat üzerlerine savaş yazılınca dipnot 3 da içlerinden pek azı hariç, yüz çevirdiler. Allah, zalimleri çok iyi bilir.
Musa'dan sonra İsrailoğulları'nın meleleri dipnot 1 , nebilerine: "Bize bir komutan tayin et de Allah yolunda savaşalım" demişlerdi. O: "Ya savaş üzerinize yazılır dipnot 2 da savaşmazsanız." dedi. Onlar: "Yurdumuzdan çıkarılıp çocuklarımızdan koparılmışken, niçin Allah yolunda savaşmayalım?" dediler. Fakat üzerlerine savaş yazılınca dipnot 3 da içlerinden pek azı hariç, yüz çevirdiler. Allah, zalimleri çok iyi bilir.
Musa'dan sonra İsrailoğulları'nın ileri gelenlerinin, nebilerinden birine: "Bize bir komutan tayin et de Allah yolunda savaşalım" demişlerdi. O: "Ya savaş üzerinize farz kılınır da savaşmazsanız." demişti. Onlar: "Yurdumuzdan çıkarılıp çocuklarımızdan koparılmışken, niçin Allah yolunda savaşmayalım?" demişlerdi. Fakat üzerlerine savaş yazılınca da içlerinden pek azı hariç, yüz çevirdiler. Allah, zalimleri çok iyi bilir.
Musa'dan sonra İsrailoğullarının önde gelenlerini görmedin mi? Hani nebilerinden birine: "Bize bir melik gönder de Tanrı yolunda savaşalım" demişlerdi. O: "Ya üzerinize savaş yazıldığı halde savaşmayacak olursanız?" demişti. "Bize ne oluyor ki Tanrı yolunda savaşmayalım? Ki biz yurdumuzdan çıkarıldık ve çocuklarımızdan (uzaklaştırıldık)" demişlerdi. Ama onlara savaş yazıldığı zaman, az bir kısmı dışında yüz çevirdiler. Tanrı zalimleri bilir.
Musadan sonra İsrail oğullarının ileri gelenlerine bakmadın mı? Hani onlar, peygamberlerine "Bize bir hükümdar gönder (ta'yin et) de Allah yolunda savaşalım" demişlerdi. O (da): "Ya üzerinize bir muhaarebe yazılıb (farz edilib) de savaşı tutmayıverirseniz?" demişdi. Onlar (şöyle) söylemişlerdi: "Allah yolunda neye savaşmayalım? Hem hakıykaten yurdlarımızdan çıkarıldık, hem evladlarımızdan (mahrum edildik)". Fakat vakta ki uhdelerine savaş yazıldı, içlerinden birazı müstesna olmak üzere, (muhaarebeden) yüz çevirdiler. Allah çok iyi bilicidir o zaalimleri.
Musa'dan sonra İsrailoğullarından bir cemaate bakmadın mı? Hani, onlar peygamberlerine bize bir hükümdar gönder ki, Allah yolunda savaşalım, dediler. Peygamberleri de: Üzerinize savaş farz edilir de ya savaşmazsanız? dedi. Onlar dediler ki: Biz Allah yolunda neden savaşmayalım? Hem yurtlarımızdan çıkarıldık, hem de oğullarımızdan (ayrıldık) . Fakat onların üzerine savaş farz edildiği vakit, içlerinden pek azı müstesna hep geri döndüler. Allah, zalimleri çok iyi bilendir.
Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.
Mûsâ'dan sonra İsrailoğulları'nın ileri gelenlerini görmedin mi? Peygamberlerinden birine: "Bize bir hükümdar gönder de Allah yolunda savaşalım" demişlerdi. Peygamberleri:" Ya, savaş size farz olunca savaşmazsanız?" demişti. "Bizler neden Allah yolunda savaşmayalım ki, biz yurtlarımızdan ve oğullarımızdan uzaklaştırıldık" demişlerdi. Fakat üzerlerine savaş farz kılınınca içlerinden pek azı hariç yüz çevirdiler. Allah, zalimleri şüphesiz bilir.
Musa'dan sonra İsrail oğullarının ileri gelenlerini görmedin mi? Peygamberlerine: "Bize bir hükümdar gönder, (onun önderliğinde) Allah yolunda savaşalım." demişlerdi. "Ya size savaş yazılınca savaşmazsanız?" dedi. Dediler: "Bizler neden Allah yolunda savaşmayalım ki; oysa biz yurtlarımızdan ve oğullarımızın arasından çıkarılıp sürüldük?" Fakat kendilerine savaş yazılınca, içlerinden pek azı hariç, yüz çevirdiler. Allah zalimleri bilir.
Musa'dan sonra, İsrailoğullarının önde gelenlerini gözünde canlandırmaz mısın? Bir gün nebilerine: dipnot 1 "Bize bir kral görevlendir de Allah yolunda savaşalım!" demişlerdi. O da: "Ya savaş emredilir de savaşmazsanız?" dedi. Onlar: "Hem yurtlarımızdan hem çocuklarımızdan ayrı düşürülmüşken ne diye Allah yolunda savaşmayalım!" dediler. Ne zaman ki savaş onlara farz kılındı, pek azı dışında hepsi vazgeçti. dipnot 2 Allah o zalimleri iyi bilir.
Eski Ahit · 1. Samuel 9:15
Saul gelmeden bir gün önce RAB Samuele şunu açıklamıştı: Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin
Musa'dan sonra, İsrailoğullarının ileri gelenlerini gözünde canlandırmadın mı? Onlar Nebilerine "İçimizden bir başkomutan dipnot 1 çıkar da Allah yolunda savaşalım!" demişlerdi. "Ya savaş emredilir de savaşmazsanız?" dedi. "Kaybedecek neyimiz kaldı ki Allah yolunda savaşmayalım! Hem yurtlarımızdan çıkarılmışız hem çocuklarımızdan ayrı düşürülmüşüz." dediler. Savaş üzerlerine yazılınca, pek azı dışında hepsi kaçıverdi. O zalimleri bilen Allah'tır.
Musa’dan sonra İsrailoğulları'nın ileri gelenlerini görmedin mi? Peygamberlerinden birine: Bize, bir hükümdar gönder de, Allah yolunda savaşalım demişlerdi. Peygamberleri: Ya, savaş size farz olunca savaşmazsanız? demişti. Bizler neden Allah yolunda savaşmayalım ki, biz yurtlarımızdan ve oğullarımızdan uzaklaştırıldık, demişlerdi. Fakat üzerlerine savaş farz kılınınca içlerinden pek azı hariç yüz çevirdiler. Allah, zalimleri şüphesiz bilir.
Musa'dan sonra İsrailoğullarının ileri gelenlerini görmedin mi? Peygamberlerinden birine: -Bize, bir hükümdar gönder de, Allah yolunda savaşalım demişlerdi. Peygamberleri: -Ya, savaş size farz olunca savaşmazsanız? demişti de: -Bizler neden Allah yolunda savaşmayalım ki, biz yurtlarımızdan ve oğullarımızdan uzaklaştırıldık, demişlerdi. Fakat üzerlerine savaş farz kılınınca içlerinden pek azı hariç yüz çevirdiler. Allah, zalimleri şüphesiz bilir.
Musa'dan sonra İsrailoğulları'nın kodamanlar meclisini görmedin mi? Kendilerine gelen bir peygambere şöyle demişlerdi: "Bize bir kral gönder, Allah yolunda çarpışalım." Peygamber dedi ki: "Üstünüze savaş yazılır da savaşmazsanız ne olacak?" Dediler ki: "Nasıl olur da Allah yolunda savaşmayız? Yurtlarımızdan çıkarıldık, oğullarımızdan uzak düşürüldük." Nihayet, üzerlerine savaş yazıldığında pek azı hariç yüz çevirdiler. Allah, zalimleri çok iyi bilir.
Bakara suresi, 247. ayet. وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ إِنَّ ٱللَّهَ قَدْ بَعَثَ لَكُمْ طَالُوتَ مَلِكًا قَالُوٓا۟ أَنَّىٰ يَكُونُ لَهُ ٱلْمُلْكُ عَلَيْنَا وَنَحْنُ أَحَقُّ بِٱلْمُلْكِ مِنْهُ وَلَمْ يُؤْتَ سَعَةً مِّنَ ٱلْمَالِ قَالَ إِنَّ ٱللَّهَ ٱصْطَفَىٰهُ عَلَيْكُمْ وَزَادَهُۥ بَسْطَةً فِى ٱلْعِلْمِ وَٱلْجِسْمِ وَٱللَّهُ يُؤْتِى مُلْكَهُۥ مَن يَشَآءُ وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمٌ
Peygamberleri onlara, "Allah, size Talut'u hükümdar olarak gönderdi" dedi. Onlar, "O bizim üzerimize nasıl hükümdar olabilir? Biz hükümdarlığa ondan daha layığız. Ona zenginlik de verilmemiştir" dediler. Peygamberleri şöyle dedi: "Şüphesiz Allah, onu sizin üzerinize (hükümdar) seçti, onun bilgisini ve gücünü artırdı." Allah, mülkünü dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
Peygamberleri onlara "Elbette Allah, Talut'u dipnot 1 size hükümdar olarak gönderdi (görevlendirdi)" deyince, onlar "Biz hükümdarlığa daha layık olduğumuz hâlde, kendisine servet ve zenginlik yönünden geniş imkânlar verilmemişken, nasıl o bize hükümdar olur?" demişlerdi. (O peygamber) şöyle demişti: "Allah onu sizin üzerinize seçti, ilimde ve bedende ona üstünlük verdi. Allah, hükümdarlığı dilediğine (layık olana) verir. Allah, (imkânları) geniş olandır, bilendir."
Peygamberleri onlara, "İşte, Allah size Talut'u hükümdar tayin etti" deyince şöyle karşı çıktılar: "Biz yönetime ondan daha layıkken ve ona büyük bir servet de verilmemişken, nasıl olur da o bizim üzerimize otorite sahibi olabilir ki?" Cevap verdi: Çünkü Allah onu seçti, ilimde kuşatıcı bir derinlik ve fiziki üstünlük sahibi kıldı. Ve Allah otoriteyi dilediğine bahşeder: zira Allah sınırsız güç sahibidir, her şeyi bilendir.
Ve onların peygamberi, toplumunun önde gelenlerine, "Bakın," dedi, "Allah Talut'u size kral olarak tayin etti." Onlar: "Biz hükümranlığa ondan daha çok layık iken nasıl bizim üzerimizde hüküm sahibi olabilir?" dediler. (Peygamber) "Bakın," dedi, "Allah onu sizden daha üstün kılmış ve ona derin bilgi ve mükemmel bir beden bahşetmiştir. Ve Allah, hükümranlığı istediğine verir: zira Allah her şeyi kuşatan, her şeyi bilendir."
Nebileri onlara dedi ki: "Muhakkak ki Allah, Talut'u sizin için Melik olarak ba's etti. " Dediler: "Nasıl olur da o bizim üzerimize mülk sahibi olur? Biz mülkümüze ondan daha çok hak sahibiyiz. Üstelik servet itibarıyla zengin de değildir. " Nebileri dedi ki: "Muhakkak ki Allah onu sizin üzerinize seçti, ilimde derinlik, bedende genişlik verdi. " Allah mülkünü (mülkünde tasarrufu) dilediğine verir. Allah Vasi'dir, Aliym'dir.
Onlara peygamberleri dedi ki: "Allah size Talut'u (melik olarak) gönderdi." Onlar: "Biz hükümdarlığa, ona göre daha çok hak sahibiyken ve ona bir mal (servet) bolluğu verilmemişken, nasıl bizi (yönetmek üzere) hükümdarlık (mülk) onun olabilir?" dediler. O (şöyle) demişti: "Doğrusu Allah size onu seçti ve onun bilgi ve bedeni gücünü arttırdı. Allah, kime dilerse mülkünü verir; Allah (rahmeti ve gücü) geniş olandır, bilendir."
Peygamberleri onlara: Bilin ki Allah, Tâlût'u size hükümdâr olarak gönderdi, dedi. (Bunun üzerine onlar:) Biz, hükümdârlığa daha lâyık olduğumuz halde, kendisine servet ve zenginlik yönünden geniş imkânlar verilmemişken o bize nasıl hükümdâr olur? dediler. (Peygamberleri de onlara:) «Allah sizin üzerinize onu seçti, ilimde ve bedende ona üstünlük verdi. Allah (fazlı ve lütfu) geniş olan ve herşeyi hakkıyla bilendir» dedi.
Peygamberleri, onlara, şöyle dedi: "Allah, Talut'u, size kral olarak gönderdi!" Dediler ki: "Yönetim hakkına ondan daha çok yaraşır olmamıza karşın, üstelik ona bir varlık da verilmemişken, nasıl olur da bize kral olabilir?" Dedi ki: "Allah, onu üzerinize seçti; onun bilgisini ve gücünü artırdı. Allah, yönetimi dilediğine verir. Çünkü Allah, Lütfu Geniştir; Bilendir!"
Onların peygamberi, toplumunun önde gelenlerine, "Bakın" dedi;"Allah, Talut'u size hükümdar olarak tayin etti!" Onlar,"Biz hükümdarlığa ondan daha layık iken ve ona fazla bir servet de verilmemişken nasıl bizim üzerimize hüküm sahibi olabilir?" dediler. Peygamber,"Bakın" dedi;"Allah onu sizden daha üstün kılmış, ona derin bilgi ve mükemmel bir beden bahşetmiştir. Allah hükümranlığı istediğine verir; zira Allah, her şeyi kuşatan ve her şeyi bilendir."
Peygamberleri onlara, "ALLAH size lider olarak Talut'u atadı" dedi. Onlar, "Biz yönetime ondan daha layık olduğumuz halde nasıl olur da üzerimize buyruk sahibi olabilir? Üstelik zengin biri de değil" dediler. O da, "ALLAH onu üzerinize seçti. Onun bilgi ve beden gücünü arttırdı" dedi. ALLAH mülkünü dilediğine verir. ALLAH Cömerttir, Bilendir. dipnot 1
Peygamberleri onlara, 'ALLAH size kral olarak Talut'u atadı,' dedi. Onlar, 'Biz yönetime ondan daha layık olduğumuz halde nasıl olur da üzerimize buyruk sahibi olabilir? Üstelik zengin biri de değil,' dediler. O da, 'ALLAH onu üzerinize seçti. Onun bilgi ve beden gücünü arttırdı,' dedi. ALLAH mülkünü dilediğine verir. ALLAH Cömerttir, Bilendir.
Peygamberleri onlara: "İşte Allah, size hükümdar olarak Talut'u gönderdi." demişti. Onlar: "O nasıl bize hükümdar olabilir ki? Halbuki biz hükümdarlığa ondan daha layıkız. O, malca da bir bolluk verilmiş biri değil." dediler. Peygamber: "Onu, Allah size hükümdar seçmiş, bilgi ve fizikçe artırmıştır, hem Allah, hükümdarlığı dilediğine verir. Allah geniş mülk sahibi, her şeyi bilendir." dedi.
Peygamberleri onlara işte, demişti: Allah size melik olmak üzere Talutu gönderdi, A! dediler, ona bizim üzerimize melik olmak nereden? melikliğe biz ondan daha layık iken; malce bir genişliğe de nail edilmiş değil, onu, dedi: sizin üzerinize Allah intihab etmiş ve ilimde, cisimde ona ziyade bir vüs'at vermiş, hem Allah mülkünü dilediğine verir, Allah vasi'dir alimdir
Nebi'leri onlara: "Allah size Talut'u komutan olarak tayin etti." dedi. Onlar: "Biz komutanlığa ondan daha layık olduğumuz ve o fazla bir servete de sahip değilken, bize nasıl komutan olabilir?" dediler. O da: "Allah, onu üzerinize seçti, ona geniş bir bilgi ve üstün bir güç verdi." dedi. Zira Allah, gücü hak edene verir. Allah, Her Şeyi Kuşatan ve Her Şeyi Bilen'dir.
Nebileri onlara: "Allah size Talut'u komutan olarak tayin etti." dedi. Onlar: "Biz komutanlığa ondan daha layık olduğumuz ve o fazla bir servete de sahip değilken, bize nasıl komutan olabilir?" dediler. O da: "Allah, onu üzerinize seçti, ona geniş bir bilgi ve üstün bir güç verdi." dedi. Zira Allah, gücü hak edene verir. Allah, Her Şeyi Kuşatan ve Her Şeyi Bilen'dir.
Nebileri onlara: "Allah size Talut'u komutan olarak tayin etti." dedi. Onlar: "Biz komutanlığa ondan daha layık olduğumuz ve o fazla bir servete de sahip değilken, bize nasıl komutan olabilir?" dediler. O da: "Allah, onu üzerinize seçti, ona geniş bir bilgi ve üstün bir güç verdi." dedi. Zira Allah, gücü dilediğine verir. Allah, Her Şeyi Kuşatan ve Her Şeyi Bilen'dir.
Onlara peygamberleri dedi ki: "Tanrı size Talut'u (melik olarak) gönderdi." Onlar: "Biz hükümdarlığa ona göre çok daha hak sahibiyken ve ona bir mal (servet) bolluğu verilmemişken, nasıl bizi (yönetmek üzere) hükümdarlık (mülk) onun olabilir?" dediler. O (şöyle) demişti: "Doğrusu Tanrı size onu seçti ve onun bilgisini ve bedensel gücünü arttırdı. Tanrı kime dilerse mülkünü verir; Tanrı (rahmeti ve gücü) geniş olandır, bilendir."
Onlara peygamberleri: "Hakıykat, Allah size bir padişah olarak Taalut'u göndermişdir" dedi. Dediler ki: "Biz hükümdarlığa ondan daha layık iken ve ona maldan da bir bolluk verilmemişken nasıl olur da bizim başımızda padişahlık onun olabilir?" (Peygamber) dedi: "Şübhesiz Allah onu sizin üstünüze beğenib seçmişdir. Ona bilgice, vücudca (kuvvetçe) de bir üstünlük vermişdir. Allah mülkünü kime dilerse ona verir. Allah (in rahmeti, ilmi her şey'e yaygın ve lutf-ü keremi) boldur. Gerçek bilicidir.
Peygamberleri onlara dedi ki: İşte Allah hükümdar olarak size Talut'u gönderdi. Onlar: Biz hükümdarlığa ondan daha layık iken ve ona malca bolluk da verilmemişken nasıl olur da bizim başımıza hükümdar olabilir? dediler. Peygamberleri de dedi ki: Allah onu sizin üstünüzde beğenip seçmiştir. O'na bilgice ve vücutça da bir üstünlük vermiştir. Şüphesiz ki Allah; mülkünü dilediğine verir. Ve Allah, Vasi'dir, Alim'dir.
Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.
Peygamberleri onlara, dedi ki: Allah, Tâlût’u size hükümdar gönderdi. O bizim üzerimize nasıl hükümdar olabilir? Biz hükümdarlığa ondan daha layığız. Ona, malca da bir bolluk verilmemiştir, dediler. Peygamber de: Allah, onu sizin üzerinize seçti, onun bilgisini ve gücünü artırdı. Allah, mülkünü dilediğine verir. Allah’ın lütfu geniştir. O, her şeyi bilendir, dedi.
Peygamberleri onlara dedi ki: "Allah Talut'u size hükümdar gönderdi." Dediler ki: "O bizim üzerimize nasıl hükümdar olabilir? Biz hükümdarlığa ondan daha layıkız, ona bol mal da verilmemiştir." Dedi: "Allah onu sizin üzerinize (hükümdar) seçti, onun bilgisini ve gücünü artırdı." Allah mülkünü dilediğine verir. Allah(ın lutfu) geniştir, (O, herşeyi) bilendir.
Nebileri onlara "Allah, size kral olarak Talut'u görevlendirdi" dedi. Onlar da: "O bize nasıl kral olabilir! Krallık ondan çok bizim hakkımızdır. Ona fazla bir mal verilmiş de değil!" dediler. dipnot 1 Nebileri ise şöyle dedi: "Onu başınıza Allah seçti. Ona, bilgi ve vücut bakımından üstünlük de verdi. Allah yetkiyi, tercih ettiğine verir. dipnot 2 Allah, imkanları geniş olan ve daima bilendir."
Eski Ahit · 1. Samuel 10:27
Ama bazı kötü kişiler, “O bizi nasıl kurtarabilir?” diyerek Saul'u küçümsediler ve ona armağan vermediler. Saul ise buna aldırmadı. Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin
Nebileri onlara "Size başkomutan olarak Allah, Talut'u çıkardı." dedi. "O bize nasıl komutan olabilir? Başkomutanlık ondan çok bizim hakkımızdır. Onun fazla bir malı da yok!" dediler. Nebi, "Onu, sizin üzerinize Allah seçti. Ona, bilgi ve vücut bakımından üstünlük verdi. Allah yetkiyi, tercih ettiğine verir." dedi. İmkanları geniş olan ve her şeyi bilen Allah'tır.
Peygamberleri onlara, dedi ki: Allah, Talût’u size hükümdar gönderdi. O bizim üzerimize nasıl hükümdar olabilir? Biz hükümdarlığa ondan daha layığız. Ona, malca da bir bolluk verilmemiştir, dediler. Peygamber de: Allah, onu sizin üzerinize seçti, onun bilgisini ve gücünü artırdı. Allah, mülkünü dilediğine verir. Allah’ın lütfu geniştir. O, her şeyi bilendir, dedi
Peygamberleri onlara, dedi ki: -Allah, Talut'u size hükümdar gönderdi. -O bizim üzerimize nasıl hükümdar olabilir? Biz hükümdarlığa ondan daha layıkız. Ona, malca da bir bolluk verilmemiştir, dediler. Peygamber de: -Allah, onu sizin üzerinize seçti, onun bilgisini ve gücünü artırdı. Allah, mülkünü dilediğine verir. Allah'ın lütfu geniştir. O, her şeyi bilendir, dedi.
Peygamberleri onlara dedi ki: "Allah, Talut'u size kral gönderdi." Şöyle konuştular: "O bizim üzerimizde nasıl saltanat kurabilir? Yönetimde biz ondan daha çok hak sahibiyiz. Ona bir mal genişliği de verilmemiştir." Peygamber dedi ki: "Allah onu seçip size üst olarak gönderdi. Onu bilgi ve beden gücü yönünden üstün kıldı." Allah, mülkünü dilediğine verir. Allah, mülkü genişletendir, her şeyi bilendir.
Bakara suresi, 248. ayet. وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ إِنَّ ءَايَةَ مُلْكِهِۦٓ أَن يَأْتِيَكُمُ ٱلتَّابُوتُ فِيهِ سَكِينَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَبَقِيَّةٌ مِّمَّا تَرَكَ ءَالُ مُوسَىٰ وَءَالُ هَٰرُونَ تَحْمِلُهُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً لَّكُمْ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
Peygamberleri onlara şöyle dedi: "Onun hükümdarlığının alameti, size o sandığın gelmesidir. Onda Rabbinizden bir güven duygusu ve huzur ile Musa ailesinin, Harun ailesinin geriye bıraktığından kalıntılar vardır. Onu melekler taşımaktadır. Eğer inanmış kimselerseniz, bunda şüphesiz sizin için kesin bir delil vardır."
Peygamberleri onlara şöyle demişti: "Onun hükümdarlığının işareti, meleklerin taşıdığı, içinde Rabbinizden bir ferahlık ve sükûnet, Musa'nın ailesinin ve Harun'un ailesinin bıraktıklarından bir kalıntı bulunan Tâbût'un dipnot 1 size gelmesidir. İnananlarsanız şüphesiz ki bunda sizin için bir delil vardır.""
Ve Peygamberleri onlara dedi ki: "Bakın, onun otoritesini meşru kılan belge olarak size içinde Rabbiniz tarafından bahşedilmiş bir gönül huzuru ile Musa'nın ailesi ve Harun'un ailesinden geriye kalan, meleklerin yüklediği bir gönül bağışlanacaktır. Eğer gerçekten inanıyorsanız, bunda sizin için bir işaret vardır."
Ve Peygamberleri olan, "Bakın, meşru hükümranlığın bir işareti olarak size içinde Rabbiniz tarafından bahşedilmiş bir iç huzuru, bir sükunet bulunan ve Musa'nın ve Harun'un ailelerinden geriye kalmış olup da meleklerce muhafaza edilen mirası içinde barındıran bir kalp bağışlanacaktır. Eğer (gerçekten) inanıyorsanız, bunda sizin için bir işaret vardır" dedi.
Nebileri onlara dedi ki: "Muhakkak ki onun hükümranlığının işareti, o tabutun (kalbin - şuurun) size gelmesidir. Ki onun içinde Rabbinizden bir sekine (iç huzuru - ferahlık), Musa ve Harun neslinden bir geriye kalan (ilim) vardır. Onu melaike (nefsinizdeki Esma kuvveleri) getirecektir. Muhakkak ki bunda kesin açık bir işaret vardır, eğer iman ehli iseniz. "
Peygamberleri, onlara (şöyle) dedi: "Onun hükümdarlığının belgesi, size Tabut'un gelmesi (olacaktır ki) onda Rabbinizden 'bir güven duygusu ve huzur' ile Musa ailesinden ve Harun ailesinden artakalanlar var; onu melekler taşır. Eğer inanmışlarsanız, bunda şüphesiz sizin için bir delil vardır."
Peygamberleri onlara: Onun hükümdârlığının alâmeti, içinde, Rabbinizden gelen bir gönül rahatlığıyla Mûsâ ve Harun ailesinin bıraktığı şeylerden artakalanların bulunduğu ve meleklerin taşıdığı sandığın gelmesidir. Eğer mü'min iseniz sizin için bunda şüphesiz (ibret alınacak) bir delil vardır, dedi.
Peygamberleri, onlara, şöyle dedi: "Onun yönetiminin kanıtı, sandığın size gelmesidir. Onda, Efendinizden bir dinginlik, Musa ailesinin ve Harun ailesinin geriye bıraktıklarından kalıntılar vardır; onu, melekler taşır. Aslında, işte bunda, sizin için kesinlikle bir gösterge vardır; eğer inanıyorsanız?" dipnot 47
Peygamberleri onlara,"Onun hükümranlığının delili, tabutun/sandukanın size gelmesidir. Meleklerin taşıdığı o tabutun/sandukanın içinde Rabbinizden size bir huzur; Musa ve Harun ailelerinin bıraktıklarından bir kalıntı vardır. Eğer inanmış kimseler iseniz sizin için bunda şüphesiz bir ders vardır" dedi.
Peygamberleri onlara: "Onun hükümdarlığının kanıtı, sandığın size gelmesidir. Onda Efendinizden bir huzur ve Musa ile Harun'un halkının geriye bıraktığı bir kalıntı bulacaksınız. Onu melekler taşımaktadır. Gerçeği onaylıyorsanız bunda sizi ikna edecek bir delil var."
Peygamberleri onlara: 'Onun hükümdarlığının kanıtı, sandığın size gelmesidir. Onda Rabbinizden bir huzur ve Musa ile Harun'un halkının geriye bıraktığı bir kalıntı bulacaksınız. Onu melekler taşımaktadır. İnanıyorsanız bunda sizi ikna edecek bir delil var.'
Peygamberleri onlara: "Haberiniz olsun, onun hükümdarlığının alameti, içinde sizlere Rabbından bir rahatlık ve Musa ile Harun ailesinin bıraktıklarından bir kısmı bulunan bir sandığın gelmesi olacaktır. Onu melekler getirecektir. Eğer inanan kişilerseniz, elbette size bunda kesin bir delil vardır." demişti.
Peygamberleri onlara şunu da söylemişdi: Haberiniz olsun onun melikliğinin alameti size o Tabutun gelmesi olacaktır, ki onda rabbınızdan bir sekine ve ali Musa ile ali Harunun metrükatından bir bakiyye vardır, onu Melaike getirecektir, elbette bunda size kat'i bir alamet vardır, eğer mü'minlerseniz
Nebi'leri onlara: "Onun komutanlık kanıtı, içinde Rabb'inizden bir sekine dipnot 1 ve Musa ile Harun soyundan bakiye kalanların bulunduğu ve meleklerin dipnot 2 taşıdığı, yüklendiği bir sandığın size gelmesidir. Eğer iman edenlerdenseniz, kuşkusuz bunda sizin için kesin bir ayet dipnot 3 vardır." dedi.
Nebileri onlara: "Onun komutanlık kanıtı, içinde Rabb'inizden bir sekine dipnot 1 ve Musa ile Harun soyundan bakiye kalanların bulunduğu ve meleklerin dipnot 1 taşıdığı, yüklendiği bir sandığın size gelmesidir. Eğer inanmış kimselerseniz, kuşkusuz bunda sizin için kesin bir ayet dipnot 3 vardır." dedi.
Nebileri onlara: "Onun komutanlık kanıtı, içinde Rabb'inizden bir sekine dipnot 1 ve Musa ile Harun soyundan bakiye kalanların bulunduğu ve meleklerin/güçlü varlıkların taşıdığı, yüklendiği bir sandığın size gelmesidir. Eğer inanmış kimselerseniz, kuşkusuz bunda sizin için kesin bir ayet dipnot 2 vardır." dedi.
Peygamberleri onlara (şöyle) dedi: "Onun hükümdarlığının ayeti size Tabutun gelmesi (olacaktır ki) onda rabbinizden 'bir güven duygusu ve huzur' ile Musa ailesinden ve Harun ailesinden artakalanlar var; onu melekler taşır. Eğer inançlılar iseniz, bunda kuşkusuz sizin için bir ayet vardır."
Peygamberleri onlara (şöyle de) söyledi: "Gerçek, onun hükümdarlığının açık alameti size o Tabutun gelmesi olacakdır ki içinde Rabbinizden bir sekinet ve Musa haanedaniyle Harun ailesinin metrukatından bir bakiyye vardır. Meleklere onu yüklen (ib getir) ecekdir. Elbette bunda size kafi bir alamet (ve ibret) vardır, eğer iman etmiş (kimse) lerseniz.
Peygamberi onlara dedi ki: Gerçekten onun hükümdarlığının alameti size Tabut'un gelmesidir ki, onda Rabbınızdan bir "Sekine" ve Musa hanedanıyla Harun hanedanının terkettiklerinden bir kalıntı vardır. Melekler onu yüklenecektir. Şayet inananlardan iseniz; elbette bunda, sizin için kesin bir ayet vardır.
Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.
Peygamberleri onlara, “Onun hükümdarlığının alameti, size sandığın gelmesidir. Onda Rabbinizden gelen bir huzur, Mûsâ ailesinin ve Hârûn ailesinin bıraktıklarından kalanlar vardır ve onu melekler taşır. Eğer iman etmişseniz, bunda sizin için apaçık delil vardır” dedi.
Ve peygamberleri onlara dedi ki; "Onun hükümdarlığının alameti, içinde Rabbinizden bir huzur ve Musa ailesinin, Harun ailesinin geriye bıraktığından bir kalıntı bulunan, meleklerin taşıdığı (Allah'ın Ahid sandığı) Tabut'un size gelmesidir. Eğer inanıyorsanız bunda sizin için (Talut'un hükümdarlığına) kesin bir alamet vardır."
Nebileri onlara dedi ki: "Ona krallık verildiğinin belgesi, size o sandığın dipnot 1 gelmesidir. İçinde Rabbinizden sizi rahatlatacak bir şey, bir de Musa ve Harun ailelerinin bıraktığı hatıralar dipnot 2 olacak ve onu melekler taşıyacaktır. Eğer inanıyorsanız bunda sizin için gerçek bir ayet /gösterge vardır."
Nebileri onlara dedi ki: "Ona komutanlık verildiğinin işareti, size Sandık'ın dipnot 1 gelmesidir. İçinde Sahibinizden (Rabbinizden) sizi rahatlatacak bir şey, Musa ve Harun ailelerinin bıraktığı hatıralar olacak ve onu melekler taşıyacaktır. Eğer inanıyorsanız bunda sizin için gerçek bir gösterge vardır."
Ve yine onlara Peygamberleri şöyle dedi: O’nun, hükümdarlığının alameti sandığın size gelmesidir. Onun içinde Rabbinizden bir ferahlık ve Musa ailesinin ve Harun ailesinin geriye bıraktıklarından bir kalıntı vardır. Onu melekler taşımaktadır. Eğer inanıyorsanız, bunda sizin için kesin bir alâmet vardır.
Ve yine onlara Peygamberleri, şöyle dedi: -O'nun, hükümdarlığının alameti sandığın size gelmesidir. Onun içinde Rabbiniz'den bir ferahlık ve Musa ailesinin ve Harun ailesinin geriye bıraktıklarından bir kalıntı vardır. Onu melekler taşımaktadır. Eğer inanıyorsanız, bunda sizin için kesin bir alamet vardır.
Nebileri onlara şöyle söyledi: "Onun mülk ve saltanatının belirtisi o Tabutun size gelmesidir. Onun içinde Rabb'inizden bir huzur, Harun hanedanının, Musa hanedanının bıraktığından bir kalıntı vardır, Onu melekler taşır. Eğer iman sahipleri iseniz, bunda sizin için elbette bir ibret vardır."
Bakara suresi, 249. ayet. فَلَمَّا فَصَلَ طَالُوتُ بِٱلْجُنُودِ قَالَ إِنَّ ٱللَّهَ مُبْتَلِيكُم بِنَهَرٍ فَمَن شَرِبَ مِنْهُ فَلَيْسَ مِنِّى وَمَن لَّمْ يَطْعَمْهُ فَإِنَّهُۥ مِنِّىٓ إِلَّا مَنِ ٱغْتَرَفَ غُرْفَةًۢ بِيَدِهِۦ فَشَرِبُوا۟ مِنْهُ إِلَّا قَلِيلًا مِّنْهُمْ فَلَمَّا جَاوَزَهُۥ هُوَ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مَعَهُۥ قَالُوا۟ لَا طَاقَةَ لَنَا ٱلْيَوْمَ بِجَالُوتَ وَجُنُودِهِۦ قَالَ ٱلَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُم مُّلَٰقُوا۟ ٱللَّهِ كَم مِّن فِئَةٍ قَلِيلَةٍ غَلَبَتْ فِئَةً كَثِيرَةًۢ بِإِذْنِ ٱللَّهِ وَٱللَّهُ مَعَ ٱلصَّٰبِرِينَ
Talut, ordu ile hareket edince, "Şüphesiz Allah, sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim ondan içerse benden değildir. Kim onu tatmazsa işte o bendendir. Ancak eliyle bir avuç alan başka." dedi. İçlerinden pek azı hariç, hepsi ırmaktan içtiler. Talut ve onunla beraber iman edenler ırmağı geçince, (geride kalanlar) "Bugün bizim Calut'a ve askerlerine karşı koyacak gücümüz yok." dediler. Allah'a kavuşacaklarını kesin olarak bilenler (ırmağı geçenler) ise şu cevabı verdiler: "Allah'ın izniyle büyük bir topluluğa galip gelen nice küçük topluluklar vardır. Allah, sabredenlerle beraberdir."
Talut askerlerle birlikte (savaş için) ayrılınca şöyle demişti: "Allah sizi bir ırmakla imtihan edecek. Ondan içen benden değildir, onu tatmayan bendendir; eliyle (sadece) bir avuç alan hariç." dipnot 1 İçlerinden azı hariç hepsi ırmaktan içmişlerdi. O (Talut) ve onunla birlikte iman edenler birlikte ırmağı geçince "Bugün bizim Calut'a dipnot 2 ve askerlerine karşı koyacak gücümüz yoktur." demişlerdi. Allah'(ın huzurun)a varacaklarına inananlar, "Sayıca az nice birlik(ler), Allah'ın izniyle sayıca çok birlik(ler)i yenmiştir. dipnot 3 Allah sabredenlerle beraberdir." demişlerdi.
Ve Talut ordusuyla hareket geçtiği zaman dedi ki: "Bakın, Allah sizi bir ırmakla sınayacak; kim ondan içerse benden değildir, kim de ondan tatmazsa bendendir; ancak bir avuç içen bundan müstesnadır. Onlardan pek azı dışında, hepsi ondan (kana kana) içtiler. O ve ona inananlar ırmağı geçtikleri sırada, (ırmağın beri tarafında kalanlar) dediler ki: "Bugün Calut ve ordusuna karşı koyacak gücümüz yok". (Fakat) Allah'a kavuşacaklarına kesin gözüyle bakanlar da dediler ki: "Nice sayıca az (örgütlü ve disiplinli) topluluk, Allah'ın izniyle nice sayıca çok (örgütsüz ve başı bozuk) topluluklara galip gelmiştir: Zira Allah direnenlerle beraberdir."
Ve Talut, kuvvetleriyle yola koyulduğunda "Bakın," dedi, "Allah sizi şimdi bir nehirle imtihan edecek: ondan içen benden olmayacak, onu tatmaktan sakınan ise benden olacaktır; ondan sadece bir avuç dolusu içen ise affa mazhar olacaktır." Ancak, birkaçı dışında hepsi ondan (dolu dolu) içtiler.O ve ona inananlar nehri geçer geçmez ötekiler: "Calut ve kuvvetlerine karşı (koymak için) bugün hiç gücümüz yok!" dediler.(Ama) kesin olarak Allah'a kavuşacaklarını bilenler: "Nice küçük topluluklar, Allah'ın izniyle büyük kalabalıklara üstün gelmiştir! Zira Allah, güçlüklere karşı sabırlı olanlarla beraberdir." diye cevap verdiler.
Talut, ordusuyla yola çıktığında (askerlerine) dedi ki: "Muhakkak Allah sizi bir nehir ile sınayacaktır. Kim ondan içerse benden değildir. Kim ondan tatmazsa o da bendendir. Eliyle bir avuç kadar alan müstesna". . . Fakat içlerinden pek azı hariç, ondan içtiler. Ne zaman ki O ve beraberindekiler nehrin karşı yakasına geçtiler, "Calut ve ordusuna karşı savaşacak gücümüz kalmadı" dediler. Allah'a kavuşacaklarını (imanları sebebiyle) özlerinden gelen (yakin) ile bilenler ise: "Pek çok defa, az bir topluluk Allah'ın izniyle (biiznillah), kendilerinden çok fazla topluluğu yenmiştir. Allah dayananlar ile beraberdir" dediler.
Talut, orduyla birlikte ayrıldığında dedi ki: "Doğrusu Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim bundan içerse, artık o benden değildir ve kim de -eliyle bir avuç alanlar hariç- onu tadmazsa bendendir. Küçük bir kısmı hariç (hepsi sudan) içti. O, kendisiyle beraber iman edenlerle (ırmağı) geçince onlar (geride kalanlar): "Bugün bizim Calut'a ve ordusuna karşı (koyacak) gücümüz yok" dediler. (O zaman) Muhakkak Allah'a kavuşacaklarını umanlar (şöyle) dediler: "Nice küçük topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah'ın izniyle galib gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir."
Tâlût askerlerle beraber (cihad için) ayrılınca: Biliniz ki Allah sizi bir ırmakla imtihan edecek. Kim ondan içerse benden değildir. Kim ondan sadece eliyle bir avuç alırsa, bendendir, dedi. İçlerinden pek azı müstesna hepsi ırmaktan içtiler. Tâlût ve iman edenler beraberce ırmağı geçince: Bugün bizim Câlût'a ve askerlerine karşı koyacak hiç gücümüz yoktur, dediler. Allah’ın huzuruna varacaklarına inananlar: Nice az sayıda bir birlik Allah'ın izniyle çok sayıdaki birliği yenmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir, dediler.
Talut, orduyla birlikte ayrıldığı zaman, şöyle dedi: "Kuşkusuz, Allah, sizi ırmakla Sınayandır. Kim ondan içerse, benden değildir; kim doymadan yalnızca bir avuç içerse bendendir!" Ancak, çok azı dışında içtiler. O ve onunla birlikte inananlar ırmağı geçince, "Calut ve ordusuna karşı bugün gücümüz yok!" dediler. Allah'a kesinlikle kavuşacaklarına inananlar ise şöyle dediler: "Nice küçük topluluk, Allah'ın izniyle, büyük topluluklara üstün gelmiştir. Çünkü Allah, Dirençli Olanlarla Birliktedir!" dipnot 48
Eski Ahit · 1. Samuel 14:24
O gün İsrailliler bitkindi. Çünkü Saul, “Ben düşmanlarımdan öç alıncaya kadar, akşama dek kim yemek yerse lanetli olsun!” diye halka ant içirmişti. Bu yüzden de kimse bir şey yememişti. Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin
Talut, kuvvetleriyle yola koyulduğunda,"Bakın" dedi;"Allah sizi bir nehirle imtihan edecek: Ondan içen benden olmayacak, onu tatmaktan sakınan ise benden olacaktır; ondan sadece bir avuç dolusu içen ise affa mazhar olacaktır." Ancak birkaçı dışında hepsi ondan içtiler. O ve ona inananlar nehri geçer geçmez ötekiler,"Calut ve askerlerine karşı bugün hiç gücümüz yok" dediler. Kesin olarak Allah'a kavuşacaklarını bilenler ise,"Nice küçük topluluklar, Allah'ın izniyle büyük kalabalıklara üstün gelmiştir; zira Allah güçlüklere karşı sabırlı olanlarla beraberdir" diye cevap verdiler.
Talut ordunun kumandasını alınca şunları bildirdi: "ALLAH sizi bir ırmakla sınayacak. Kim ondan içerse benden değildir. Kim onu tatmayıp sadece eliyle bir yudum alırsa bendendir." Pek azı dışında hepsi ondan içti. O, beraberindeki iman edenlerle ırmağı geçince, "Bugün Calut ve ordusuna karşı koyacak gücümüz yok" dediler. ALLAH ile karşılaşacaklarını sananlar ise şöyle dediler: "Sayıca az nice bölük, ALLAH'ın izniyle kalabalık bölükleri yenmiştir. ALLAH sabredenlerle beraberdir."
Talut ordunun kumandasını alınca şunları bildirdi: 'ALLAH sizi bir ırmakla sınayacak. Kim ondan içerse benden değildir. Kim onu tatmayıp sadece eliyle bir yudum alırsa bendendir.' Pek azı dışında hepsi ondan içti. O, beraberindeki inananlarla ırmağıgeçince, 'Bugün Calut ve ordusuna karşı koyacak gücümüz yok,' dediler. ALLAH ile karşılaşacaklarına inananlar ise şöyle dediler: 'Sayıca az nice bölük, ALLAH'ın izniyle kalabalık bölükleri yenmiştir. ALLAH sabredenlerle beraberdir.'
Talut ordusuyla hareket ettiği zaman: "Allah sizi bir ırmakla deneyecek, kim ondan içerse benden değildir. Kim ondan tatmazsa işte o, bendendir, ancak eliyle bir avuç alanlara izin var." dedi. Derken oraya varır varmaz pek azı hariç hepsi ondan içtiler. Talut ve beraberinde iman edenler ırmağı geçtiler. O zaman da: "Bizim bugün Calut ve ordusuyla savaşacak gücümüz yok." dediler. Allah'a ulaşacaklarına inananlar: "Nice az bir topluluk, Allah'ın izniyle sayıca çok bir topluluğu yenmiştir. Allah sabırlılarla beraberdir." dediler.
Vaktaki Talut ordu ile hareket etti, muhakkak, dedi: Allah sizi bir nehrile imtihan edecek, kim ondan içerse benden değil, kim onu tatmazsa işte o benden, ancak eliyle bir avuc alan müstesna, derken varır varmaz ondan içtiler, ancak içlerinden pek azı müstesna kaldılar, derken Talut ve maiyetinde iman edenler nehri geçtiler, o vakıt de "bizim bu gün Calut ile ordusuna takatımız yok" dediler, Allaha mülaki olacaklarına kani' olanlar ise şu cevabı verdiler "nice az bir cemiyet, çok bir cemiyete Allahın izniyle galebe çalmışlar, Allah sabırlılarla beraberdir"
Talut, askerleriyle yola çıkınca onlara: "Allah, sizi bir nehirle imtihan edecek. Kim ondan içerse benden değildir. Bir avuç kadar tatmakla yetinirse o bendendir." dedi. Çok azı hariç, ondan doyasıya içtiler. O ve yanında yer alan İman Edenler, nehri geçince: "Bugün Calut'a ve askerlerine karşı savaşacak gücümüz kalmadı." dediler. Allah'a kavuşacaklarına iman edenler dipnot 1 ise: "Nice az topluluklar, Allah'ın izni ile dipnot 2 nice çok topluluklara galip gelmiştir. Allah, sabredenlerle beraberdir." dediler.
Talut, askerleriyle yola çıkınca onlara: "Allah, sizi bir nehirle imtihan edecek. Kim ondan içerse benden değildir. Bir avuç kadar tatmakla yetinirse o bendendir." dedi. Çok azı hariç, ondan doyasıya içtiler. O ve yanında yer alan inananlar, nehri geçince: "Bugün Calut'a ve askerlerine karşı savaşacak gücümüz kalmadı." dediler. Allah'a kavuşacaklarına inananlar dipnot 1 ise: "Nice az topluluklar, Allah'ın izni ile dipnot 2 nice çok topluluklara galip gelmiştir. Allah, sabredenlerle beraberdir." dediler.
Talut, askerleriyle yola çıkınca onlara: "Allah, sizi bir nehirle imtihan edecek. Kim ondan bir avuç kadar tatmakla yetinirse o bendendir, kim de ondan doyasıya içerse benden değildir." dedi. Çok azı hariç, ondan doyasıya içtiler. O ve yanında yer alan inananlar, nehri geçince: "Bugün Calut'a ve askerlerine karşı savaşacak gücümüz kalmadı." dediler. Allah'a kavuşacaklarına inananlar dipnot 1 ise: "Nice az topluluklar, Allah'ın izni ile nice çok topluluklara galip gelmiştir. Allah, sabredenlerle beraberdir." dediler.
Talut orduyla birlikte ayrıldığında (şöyle) dedi: "Doğrusu Tanrı sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim bundan içerse, artık o benden değildir ve kim de -eliyle bir avuç alanlar hariç- onu tatmazsa bendendir. Küçük bir kısmı hariç (hepsi sudan) içti. O, kendisiyle beraber inananlarla (ırmağı) geçince onlar (geride kalanlar): "Bugün bizim Calut'a ve ordusuna karşı (koyacak) gücümüz yok" dediler. (O zaman) Muhakkak Tanrı'ya kavuşacaklarını umanlar (şöyle) dediler: "Nice küçük topluluk, daha çok olan bir topluluğa Tanrı'nın izniyle galip gelmiştir. Tanrı sabredenlerle beraberdir."
Vaktaki Taalut ordusiyle ayrılıb çıkdı, dedi ki: "Şübhesiz Allah sizi bir ırmakla imtihan edicidir, işte kim ondan (kana kana) içerse benden değil, kim onu tutmazsa artık o benden. Eliyle bir avuç alanlar başka (onlara müsaade var)". Derken (ırmağa varır varmaz), içlerinden birazı müstesna olmak üzere ondan (bol bol) içdiler. Nihayet o (Taalut) ve mahiyyetindeki mü'minler vaktaki onu (ırmağı) geçdiler, (beri yanda kalanlar) dediler ki: "Bugün bizim Caluta ve ordusuna karşı (duracak) takatimiz yokdur". (Ahiretde) muhakkak Allaha kavuşacaklarını bilenler (ve itaatle ırmağı geçenler) ise "Nice az bir cem'iyyet, daha çok bir cem'iyyete Allanın izniyle galebe etmişdir. Allah sabır (ve sebat) edenlerle beraberdir" dediler.
Talut orduyla birlikte ayrılıp çıktığı vakit dedi ki: Allah, sizi bir ırmakla deneyecektir. Kim ondan içerse benden değildir. Kim de ondan tatmazsa şüphesiz ki bendendir. Eliyle bir avuç alanlar başka. Derken onlardan birazı müstesna olmak üzere hepsi de ondan içiverdiler. Talut ve beraberindeki mü'minler ırmağı geçtikleri vakit; bizim bugün Calut ve ordusuna karşı gücümüz yoktur, dediler. Mutlaka Allah'a kavuşacaklarını bilenlerse dediler ki: Nice az topluluk, Allah'ın izniyle pek çok topluluğu yenmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir.
Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.
Tâlût, ordusuyla birlikte ayrıldığında: "Allah, sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim sudan içerse benden değildir, sadece eliyle bir avuç almasından başka ondan tatmayan bendendir." dedi. Onlardan pek azı hariç o sudan içtiler. Nihayet Tâlût ve kendisiyle beraber iman edenler ırmağı geçince, ötekiler: "Bugün Câlût’a ve onun ordusuna karşı koyacak gücümüz yok." dediler. Rablerine kavuşacaklarını düşünenler ise: "Nice sayıca az topluluklar, Allah’ın izni ile sayıca çok olan toplulukları yenmişlerdir. Allah sabredenlerle beraberdir." dediler.
Talut, askerleri(ni) yürütüp (ordugahtan) çıkarınca dedi ki: "Allah sizi bir ırmakla deneyecektir. Kim ondan içerse benden değildir. Ondan (kana kana) tadmayıp sadece eliyle bir avuç alan bendendir." İçlerinden pek azı hariç, hepsi ondan içtiler. Nihayet Talut ve kendisiyle beraber inananlar, ırmağı geçince: "Bugün Calut'a ve askerlerine karşı bizim gücümüz yok." dediler. Allah'a kavuşacaklarına kanaat getirenler ise: "Nice az bir topluluk var ki, Allah'ın izniyle çok topluluğa galib gelmiştir. Allah, sabredenlerle beraberdir." dediler.
Talut askerleriyle birlikte ayrılınca dedi ki: "Allah sizi bir ırmakla yıpratıcı bir imtihandan geçirecektir. Kim o ırmaktan içerse benden değildir, kim de yiyeceğine bile katmazsa bendendir; ama eliyle bir avuç alan alabilir." dipnot 1 Sonra pek azı dışında hepsi ondan içtiler. O ve onunla beraber iman edenler ırmağı geçtiklerinde şöyle dediler: "Bugün Calut'a ve askerlerine karşı koymaya gücümüz yok." Allah'la yüzleşeceklerini düşünenler ise şöyle dediler: "Nice küçük birlikler, Allah'ın izniyle, büyük birliklere üstün gelmiştir. Allah sabredenlerle /duruşunu bozmayanlarla beraberdir." dipnot 2
Talut askerleriyle birlikte ayrılınca dedi ki "Allah bir ırmakla sizi ağır imtihandan geçirecektir. Kim ondan içerse benden değildir, eliyle bir avuç alan alabilir. Kim de yiyeceğine bile katmazsa bendendir." Sonra pek azı dışında hepsi ondan içtiler. O ve beraberindeki müminler ırmağı geçince şöyle dediler: "Bugün Calut'a ve askerlerine karşı koymayı göze alacak durumda değiliz" Allah'ın huzuruna çıkacakları inancında olanlar ise şöyle dediler: "Nice küçük birlikler, Allah'ın izniyle, büyük birlikleri alt etmiştir. Sabredenlerin yanında olan Allah'tır."
Talut, ordusuyla birlikte ayrıldığında: Allah, sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim sudan içerse benden değildir, sadece eliyle bir avuç almasından başka ondan tatmayan bendendir, dedi. Onlardan pek azı hariç o sudan içtiler. Nihayet Talut ve kendisiyle beraber iman edenler ırmağı geçince, ötekiler: Bugün Câlût’a ve onun ordusuna karşı koyacak gücümüz yok, dediler. Rablerine kavuşacaklarını düşünenler ise: Nice sayıca az topluluklar, Allah’ın izni ile sayıca çok olan toplulukları yenmişlerdir. Allah sabredenlerle beraberdir, dediler.
Talut, ordusuyla birlikte ayrıldığında: -Allah, sizi bir ırmakla deneyecektir. Kim sudan içerse benden değildir, sadece eliyle bir avuç almasından başka ondan tatmayan bendendir, dedi. Onlardan pek azı hariç o sudan içtiler. Nihayet Talut ve kendisiyle beraber iman edenler ırmağı geçince, ötekiler: -Bugün Calut'a ve onun ordusuna karşı koyacak gücümüz yok, dediler. Rablerine kavuşacaklarını düşünenler ise: -Nice sayıca az topluluklar, Allah'ın izni ile sayıca çok olan toplulukları yenmişlerdir. Allah sabredenlerle beraberdir, dediler.
Talut, askerleriyle yola çıkınca dedi ki: "Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir. O halde, ondan içen benden değildir. Ama onu tatmayan bendendir. Eliyle bir avuç alan kişi başka." Bunun ardından, pek azı müstesna olmak üzere ondan içtiler. Nihayet o ve onunla beraber iman edenler ırmağı geçtiklerinde şöyle dediler: "Bugün bizim Calut'a ve ordusuna karşı hiç bir gücümüz yoktur." Allah'a kavuşacaklarını düşünenler ise şöyle konuştular: "Sayıca az nice topluluk vardır ki, sayıca çok nice topluluğa Allah'ın izniyle galip gelmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir."
Bakara suresi, 250. ayet. وَلَمَّا بَرَزُوا۟ لِجَالُوتَ وَجُنُودِهِۦ قَالُوا۟ رَبَّنَآ أَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَثَبِّتْ أَقْدَامَنَا وَٱنصُرْنَا عَلَى ٱلْقَوْمِ ٱلْكَٰفِرِينَ
(Talut'un askerleri) Calut ve askerleriyle karşı karşıya gelince şöyle dediler: "Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı sağlam bastır ve şu kafir kavme karşı bize yardım et."
Calut ve askerleriyle savaşa tutuştuklarında, dipnot 1 (Talut'un askerleri) "Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır! Ayaklarımızı sabit tut! kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et." diye dua etmişlerdi.
Onlar Calut ve ordusuyla karşı karşıya geldiklerinde "Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır boca et ve ayaklarımızı (hak üzre) sabit tut; ve kafirler güruhuna karşı bize yardım et!" diye dua ettiler.
Onlar Calut ve kuvvetleriyle karşı karşıya geldiklerinde, "Ey Rabbimiz! Bize zorluklara tahammül gücü bağışla, adımlarımızı sağlam kıl ve hakikati inkar eden bu topluma karşı bize yardım et!" diye dua ettiler.
Calut ve ordusunun karşısına çıktıklarında dua ettiler: "Rabbimiz dayanma kuvvesi ver, ayaklarımızı sabitle, kaydırma ve inkarcılar topluluğuna karşı bize kazanma gücü ver. "
Onlar, Calut ve ordusuna karşı meydana (savaşa) çıktıklarında, dediler ki: "Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır, adımlarımızı sabit kıl (kaydırma) ve kafirler topluluğuna karşı bize yardım et."
Câlût ve askerleriyle savaşa tutuştuklarında: Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır. Bize cesaret ver ki tutunalım. Kâfir kavme karşı bize yardım et, dediler.
Calut ve ordusuyla karşı karşıya geldiklerinde, şöyle dediler: "Efendimiz! Üzerimize direnç yağdır, ayaklarımızı sağlamlaştır ve nankörlük eden topluma karşı bize yardım et!"
Onlar Calut ve kuvvetleriyle karşı karşıya geldiklerinde, "Ey Rabbimiz! Bize zorluklara tahammül gücü bağışla, adımlarımızı sağlam kıl ve hakikati inkar eden bu topluma karşı bize yardım et!" diye dua ettiler.
Calut ve ordusuyla karşılaştıklarında şöyle dediler: "Efendimiz, bize direnme gücü ver, ayaklarımızı sağlam tut, inkarcılara karşı bize yardım et."
Calut ve ordusuyla karşılaştıklarında şöyle dediler: 'Rabbimiz, bize direnme gücü ver, ayaklarımızı sağlam tut, inkarcılara karşı bize yardım et.'
Calut ve ordusuna karşı meydana çıktıklarında şöyle dediler: "Ey bizleri yetiştiren Rabbimiz, üzerimize sabır dök, ayaklarımıza sebat ve dayanıklılık ver ve bizi bu kafirler topluluğuna karşı zafere ulaştır."
Ve vaktaki Calut ve ordusuna karşı meydana çıktılar şöyle dediler "Ey bizleri yetişdiren rabbımız üzerlerimize sabır dök ve ayaklarımıza sebat ver ve bizi kafirler kavmine karşı muzaffer buyur."
Onlar, Calut ve askerleriyle karşı karşıya geldikleri zaman: "Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve ayaklarımızı sabit kıl, Kafir kavme karşı bize yardım et." dediler.
Onlar, Calut ve askerleriyle karşı karşıya geldikleri zaman: "Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve ayaklarımızı sabit kıl, kafir kavme karşı bize yardım et." dediler.
Onlar, Calut ve askerleriyle karşı karşıya geldikleri zaman: "Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve ayaklarımızı sabit kıl, kafir kavme karşı bize yardım et." dediler.
Onlar Calut ve ordusuna karşı meydana (savaşa) çıktıklarında dediler ki: "Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır, adımlarımızı sabit kıl (kaydırma) ve kafirler kavmine karşı bize yardım et."
Onlar (Taaluta itaat eden mü'minler), Calut ile askerlerine karşı çıkdıkları zaman (niyaz edib) dediler ki: "Ey Rabbimiz, üzerimize (yağmur gibi) sabır yağdır. Ayaklarımıza sebat ver (er meydanından kaydırma). Bu kafirler güruhuna karşı bize yardım et".
Calut ve askerlerine karşı çıktıkları zaman, dediler ki: Ey Rabbımız, üzerimize sabır yağdır, ayaklarımıza sebat ver ve bizi kafirler güruhuna karşı muzaffer kıl.
Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.
Câlût ve ordusuna karşı çıktıklarında: "Rabbimiz! üzerimize sabır yağdır. Ayaklarımıza sebat ver, bu kâfir topluma karşı bize yardım et, zafer ver!" dediler.
(Talut'un askerleri) Calut ve askerlerinin karşısına çıktıklarında şöyle dediler: "Rabbimiz, üzerimize sabır dök! ayaklarımızı sağlam tut ve o kafir millete karşı bize yardım et!"
Calut ve ordusunun karşısına çıktıklarında şöyle dua ettiler: "Rabbimiz! Sabrımızı /direnme gücümüzü artırdıkça artır! Ayaklarımızı sabit kıl! Kafirler toplumuna karşı bize yardım et!" dipnot 1
Calut ve ordusunun karşısına çıktıklarında şöyle dua ettiler: "Ey Sahibimiz (Rabbimiz)! Bize direnme gücü ver! Ayaklarımızı kaydırma! Kafirler topluluğuna karşı bize yardım et!"
Câlût ve ordusuna karşı çıktıklarında: Rabbimiz! üzerimize sabır yağdır. Ayaklarımıza sebat ver, bu kâfir topluma karşı bize yardım et, zafer ver, dediler.
Calut ve ordusuna karşı çıktıklarında: -Rabbimiz! üzerimize sabır yağdır. Ayaklarımıza sebat ver, bu kafir topluma karşı bize yardım et, zafer ver, dediler.
Calut ve ordusuyla karşılaştıklarında şöyle yakardılar: "Ey Rabb'imiz, üzerimize sabır yağdır. Ayaklarımızı yere sağlam bastır. Ve küfre sapanlara karşı bize yardım et."
Bakara suresi, 251. ayet. فَهَزَمُوهُم بِإِذْنِ ٱللَّهِ وَقَتَلَ دَاوُۥدُ جَالُوتَ وَءَاتَىٰهُ ٱللَّهُ ٱلْمُلْكَ وَٱلْحِكْمَةَ وَعَلَّمَهُۥ مِمَّا يَشَآءُ وَلَوْلَا دَفْعُ ٱللَّهِ ٱلنَّاسَ بَعْضَهُم بِبَعْضٍ لَّفَسَدَتِ ٱلْأَرْضُ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ ذُو فَضْلٍ عَلَى ٱلْعَٰلَمِينَ
Derken, Allah'ın izniyle onları bozguna uğrattılar. Davud, Calut'u öldürdü. Allah, ona (Davud'a) hükümdarlık ve hikmet verdi ve ona dilediğini öğretti. Eğer Allah'ın; insanların bir kısmıyla diğerlerini savması olmasaydı, yeryüzü bozulurdu. Ancak Allah, bütün alemlere karşı lütuf sahibidir.
Allah'ın izniyle onları yenmişler, Davud da Calut'u öldürmüştü. Allah ona (Davud'a) hükümdarlık ve hikmet (doğru hüküm verme yeteneği) vermiş, dilediği ilimlerden öğretmişti. dipnot 1 Allah'ın insanlardan bir kısmını(n kötülüğünü) diğerleriyle savması olmasaydı, elbette yeryüzü bozguna uğrardı. Fakat Allah bütün insanlığa karşı iyilik sahibidir.
Bunun üzerine, Allah'ın izniyle onları bozguna uğrattılar. Ve Davut Calut'u öldürdü, bunun ardından Allah da ona hükümranlık ve adil hüküm liyakati verdi ve dilediklerine öğretti. Eğer Allah insanların bazısını diğer bazısıyla savunmamış olsaydı, yeryüzü fesada giderdi. Ve fakat Allah bütün varlıklara karşı sınırsız lütuf sahibidir.
Bunun üzerine, onları Allah'ın izniyle bozguna uğrattılar, Davud da Calut'u öldürdü; Allah ona hükümranlık ve hikmet verdi ve istediği şeyin bilgisini öğretti. Ve eğer Allah, insanlara kendilerini başkalarına karşı savunma gücü vermeseydi yeryüzü çürüme ve yozlaşmaya maruz kalırdı: ama Allah bütün alemlere karşı sınırsız lütuf sahibidir.
Derken (biiznillah) nefslerinin hakikati olan Allah Esma'sının elvermesiyle, onları hezimete uğrattılar. Davud, Calut'u öldürdü. Allah (Davud'a) mülkü ve Hikmeti verdi ve dilediğini ona talim etti (programladı Esma'sıyla özünden gelen bir yolla). Eğer Allah insanların (eliyle) diğer bir kısmını saf dışı etmeseydi, elbette arz bozulurdu (yaşanmaz olurdu). Fakat Allah'ın fazlı alemler üzerinedir.
Böylece onları, Allah'ın izniyle yenilgiye uğrattılar. Davud Calut'u öldürdü. Allah da ona mülk ve hikmet verdi; ona dilediğinden öğretti. Eğer Allah'ın, insanların bir kısmı ile bir kısmını def'i (engellemesi) olmasaydı, yeryüzü mutlaka fesada uğrardı. Ancak Allah, alemlere karşı büyük fazl (ve ihsan) sahibidir.
Sonunda Allah'ın izniyle onları yendiler. Dâvud da Câlût'u öldürdü. Allah ona (Dâvud'a) hükümdârlık ve hikmet verdi, dilediği ilimlerden ona öğretti. Eğer Allah’ın insanlardan bir kısmının kötülüğünü diğerleriyle savması olmasaydı elbette yeryüzü fesâda uğrar (altüst olur)dı. Lâkin Allah bütün âlemlere karşı lütuf ve kerem sahibidir.
Sonunda, Allah'ın izniyle, onları bozguna uğrattılar; Davut, Calut'u öldürdü. Allah, Ona, hem yönetim yetisi hem de bilgelik verdi ve dilediğini Ona öğretti. Allah'ın, insanların bir bölümüyle, diğerlerini savması olmasaydı, yeryüzünde kesinlikle karışıklık çıkardı. Fakat Allah, Evrenlere Karşı Lütuf Sahibidir. dipnot 49
Bunun üzerine, Allah'ın izniyle onları bozguna uğrattılar. Davud da Calut'u öldürdü; Allah ona hükümranlık ve hikmet verdi ve istediği her şeyin bilgisini öğretti. Eğer Allah, insanlara kendilerini başkalarına karşı savunma gücü vermeseydi, yeryüzü çürüme ve yozlaşmaya maruz kalırdı. Allah, bütün insanlara karşı sınırsız lütuf sahibidir.
Nihayet ALLAH'ın izniyle onları bozguna uğrattılar. Davut Calut'u öldürdü. ALLAH ona hükümdarlık ve anlayış verdi, ona dilediğini öğretti. ALLAH insanların bir kısmıyla bir kısmını savmasaydı yeryüzü bozulurdu. Fakat ALLAH tüm yaratıklara karşı lütuf sahibidir.
Nihayet ALLAH'ın izniyle onları bozguna uğrattılar. Davut Calut'u öldürdü. ALLAH ona hükümdarlık ve anlayış verdi, ona dilediğini öğretti. ALLAH insanların bir kısmıyla bir kısmını savmasaydı yeryüzü bozulurdu. Fakat ALLAH tüm yaratıklara karşı lütufsahibidir
Böylece Allah'ın izniyle onları tamamen bozdular. Davud, Calut'u öldürdü, Allah kendisine hükümdarlık ve peygamberlik verdi ve ona dilediği şeyleri öğretti. Allah'ın insanları birbirleriyle önlemesi olmasaydı yeryüzü mutlaka bozulup gitmişti. Fakat Allah'ın bütün akıl sahibi varlıklara karşı bir iyiliği vardır.
Derken Allahın izniyle onları temamen bozdular, Davud Calutu öldürdü ve Allah kendisine mülk ve hikmet verdi ve daha dilediğinden ona ta'lim de buyurdu, Allahın insanları birbiriyle defetmesi olmasa idi Arz, mutlak fesad bulmuş gitmişti ve lakin Allahın zevil'ukul alemlerine bir fazlı var
Allah'ın izniyle onları yenilgiye uğrattılar. Davud, Calut'u öldürdü. Allah, O'na güç ve hikmet dipnot 1 verdi. O'na dilediğinden öğretti. Eğer, Allah, insanların bir kısmını bir kısmıyla savmasaydı, yeryüzü bozguna uğrardı. Ancak, Allah, bütün alemlere karşı sınırsız lütuf sahibidir.
Allah'ın izniyle dipnot 1 onları yenilgiye uğrattılar. Davud, Calut'u öldürdü. Allah, O'na güç ve hikmet dipnot 2 verdi. O'na dilediğinden öğretti. Eğer, Allah, insanların bir kısmını bir kısmıyla savmasaydı, yeryüzü bozguna uğrardı. Ancak, Allah, bütün alemlere karşı sınırsız lütuf sahibidir.
Allah'ın izniyle onları yenilgiye uğrattılar. Davud, Calut'u öldürdü. Allah, O'na güç ve hikmet dipnot 1 verdi. O'na dilediğinden öğretti. Eğer, Allah, insanların bir kısmını bir kısmıyla savmasaydı, yeryüzü bozguna uğrardı. Ancak, Allah, bütün alemlere karşı sınırsız lütuf sahibidir.
Böylece onları Tanrı'nın izniyle yenilgiye uğrattılar. Davut Calut'u öldürdü.Tanrı da ona mülk ve hikmet verdi; ona dilediğinden öğretti. Eğer Tanrı'nın insanların bir kısmı ile bir kısmını def'i (engellemesi) olmasaydı, yeryüzü mutlaka fesada uğrardı. Ancak Tanrı alemlere karşı büyük fazl sahibidir.
Derken (düşmanla karşılaşır karşılaşmaz) Allahın izniyle onları (düşmanlarını) bozguna uğratdılar (Mü'minlerin arasında bulunan) Davud da Calutu öldürdü. Allah da ona (Eşmuilin ve Taalutun vefatından sonra, bir arada) saltanat ve hikmeti (peygamberliği) verdi ve daha dilemekde olduğundan da ba'zı şeyler öğretdi. Eğer Allah insanların bir kısmını diğer bir kısmı ile önleyib savmasaydı yer (yüzü) muhakkak fesada uğrardı. Fakat Allah, alemlere karşı büyük fazi (-u inayet) saahibidir.
Allah'ın izniyle onları hemen hezimete uğrattılar. Davud da Calut'u öldürdü. Allah ona mülk ve hikmet verdi. Dilemekte olduğunu da ona öğretti. Şayet Allah'ın insanları birbiriyle def'edip savması olmasaydı yeryüzü muhakkak fesada uğrardı. Ancak Allah, alemler üzerinde lutuf sahibidir.
Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.
Neticede Allah’ın izniyle onları bozguna uğrattılar. Dâvut da, Câlût’u öldürdü. Allah, Davut’a hükümdarlık ve hikmet verdi, ona dilediğinden öğretti. Allah’ın insanları birbirleriyle savması olmasaydı, yeryüzünün düzeni bozulurdu. Fakat Allah, âlemlere karşı lütuf sahibidir.
Derken, Allah'ın izniyle onları bozdular, Davud Calut'u öldürdü; Allah ona (Davud'a) hükümdarlık ve hikmet verdi ve ona dilediğini öğretti. Eğer Allah, insanların bir kısmıyle diğerlerini savmasaydı, dünya bozulurdu. Fakat Allah, bütün alemlere karşı lutuf sahibidir.
Sonra Allah'ın izniyle onları yenilgiye uğrattılar. Davut, Calut'u öldürdü. dipnot 1 Allah ona krallık ve hikmet verdi, gerekli gördüğü her şeyi öğretti. dipnot 2 Allah insanların bir kısmıyla diğerlerini engellemezse kesinlikle yeryüzünde düzen bozulur. dipnot 3 Fakat Allah, bütün varlıklara karşı lütufkardır.
Eski Ahit · 1. Samuel 17:8
Golyat durup İsrail ordusuna, “Neden savaş düzeni aldınız?” diye haykırdı, “Ben Filistliyim, sizse Saulun kölelerisiniz. Aranızdan karşıma çıkacak birini seçin. Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin
Eski Ahit · 1. Samuel 18:5
Davut Saulun kendisini gönderdiği her yere gitti ve başarılı oldu. Bu yüzden Saul ona ordusunda üstün bir rütbe verdi. Bu olay bütün halkı, Saulun görevlilerini bile hoşnut etti. Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin
Eski Ahit · 2. Samuel 5:1
İsrailin bütün oymakları Hevronda bulunan Davuta gelip şöyle dediler: “Biz senin etin, kemiğiniz. Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin
Sonra Allah'ın izniyle onları yenilgiye uğrattılar. Davut, Calut'u öldürdü. Allah da ona hükümdarlık ve hikmet dipnot 1 verdi, ona uygun gördüğü her şeyi öğretti. Allah insanların bir kısmıyla diğerlerini engellemezse, tabii düzen bozulur. İkramı herkesi kapsayan Allah'tır.
Neticede Allah’ın izniyle onları bozguna uğrattılar. Davut da, Câlût’u öldürdü. Allah, Davud’a hükümdarlık ve hikmet verdi, Ona dilediğinden öğretti. Allah’ın insanları birbirleriyle savması olmasaydı, yeryüzünün düzeni bozulurdu. Fakat Allah, alemlere karşı lütuf sahibidir.
Neticede Allah'ın izniyle onları bozguna uğrattılar. Davut da, Calut'u öldürdü. Allah, Davud'a hükümdarlık ve hikmet verdi, Ona dilediğinden öğretti. Allah'ın insanları birbirleriyle savması olmasaydı, yeryüzünün düzeni bozulurdu. Fakat Allah, alemlere karşı lütuf sahibidir.
Nihayet Allah'ın izniyle onları bozguna uğrattılar. Ve Davud Calut'u öldürdü. Ve Allah, Davud'a mülk/saltanat ve hikmet verdi. Ve ona dilediği şeylerden öğretti. Eğer Allah'ın, bazı insanları diğer bazılarıyla savması olmasaydı, yeryüzü bozguna uğrardı. Ama Allah alemlere karşı çok lütufkardır.
Bakara suresi, 252. ayet. تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱللَّهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِٱلْحَقِّ وَإِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
İşte bunlar Allah'ın ayetleridir. Biz onları sana hak olarak okuyoruz. Şüphesiz sen, Allah tarafından gönderilmiş peygamberlerdensin.
İşte şu(nlar), Allah'ın sana bir amaç ile tilavet etmekte (okuyup aktarmakta) olduğumuz ayetleridir. dipnot 1 Şüphesiz ki sen elçilerdensin.
İşte bunlar Allah'ın mesajlarıdır; biz bunları sana gerçek bir amaca mebni olarak ilerletiyoruz, çünkü sen kendisine mesaj gönderilenlerdensin.
Bunlar Allah'ın mesajlarıdır: Biz (ey Peygamber,) hakikati ortaya koyan bu (mesaj)ları sana iletiyoruz: doğrusu sen, bu mesajların emanet edildiği (elçilerden)sin.
Bunlar Allah işaretleri. . . Onları sana Hak olarak anlatıyoruz. . . Sen irsal olan Rasullerdensin.
İşte bunlar, Allah'ın ayetleridir; onları sana bir hak olarak okuyoruz. Sen de gönderilen elçilerdensin.
İşte bunlar Allah'ın âyetleridir. Biz onları sana hak olarak okuyor (anlatıyor)uz. Şüphesiz sen, Allah tarafından gönderilmiş peygamberlerdensin.
İşte bunlar, gerçek olarak sana okuduğumuz Allah'ın ayetleridir. Kuşkusuz, sen, gönderilenler arasındasın.
Bunlar Allah'ın ayetleridir. Biz onları sana doğru olarak anlatıyoruz. Şüphesiz sen, Allah tarafından gönderilmiş peygamberlerdensin.
Bunlar, sana gerçek olarak okuduğumuz ALLAH'ın ayetleridir ve elbette sen elçilerden birisin.
Bunlar, sana gerçek olarak okuduğumuz ALLAH'ın ayetleridir ve elbette sen elçilerden birisin.
İşte bunlar, Allah'ın ayetleridir. Onları, sana dosdoğru okuyoruz. Şüphesiz ki sen gönderilen peygamberlerdensin.
İşte bunlar Allahın ayetleri, onları sana bihakkın tilavet ediyoruz, muhakkak ki sen o gönderilen Resullerdensin
İşte bunlar Allah'ın ayetleridir. Biz onları sana gerçek olarak okuyoruz. dipnot 1 Kuşkusuz sen gönderilenlerdensin. dipnot 2
İşte bunlar Allah'ın ayetleridir. Biz onları sana gerçek olarak okuyoruz. dipnot 1 Kuşkusuz sen gönderilenlerdensin. dipnot 2
İşte bunlar, Allah'ın ayetleridir. Biz, onları sana gerçek olarak okuyoruz. Kuşkusuz, sen, gönderilenlerdensin.
İşte bunlar Tanrı'nın ayetleridir; onları sana bir hak olarak okuyoruz. Sen de gönderilenlerdensin.
Bunlar Allahın ayetleridir ki onları (Habibim) sana Hak olarak okuyoruz. Sen şübhesiz, muhakkak gönderilen peygamberlerdensin.
İşte bunlar Allah'ın ayetleridir. Onları sana hak olarak okuyoruz. Şüphesiz ki sen elçilerdensin.
(252-253) Bunlar Allah’ın ayetleridir, onları sana gerçek olarak okuyoruz, kesinlikle sen de elçilerdensin. İşte bunlar Resullerdir , bazısını bazına faziletli kıldık, onlardan birileriyle Allah konuştu / kelam etti, bazısının derecesini yükseltti. Meryem oğlu İsa’ya açık beyanatlar verdi , O’nu Kutsal Ruh ile destekledi , eğer Allah dileseydi kendilerine beyanatlar geldiği halde Ondan sonra gelenler, daha sonra gelenleri öldüremezlerdi ve lakin karşıt fikirli oldular / ihtilaf ettiler. Onlardan birileri iman etti birileri yok saydı / kafir oldu. Eğer Allah dileseydi öldüremezlerdi. Ve lakin Allah, murat ettiğini yapar.
İşte bunlar Allah’ın ayetleridir. Biz onları sana hakkıyla okuyoruz. Şüphesiz sen de gönderilmiş peygamberlerdensin.
Bunlar, Allah'ın ayetleridir; bunları sana gerçek ile okuyoruz (bunlarla sana gerçekleri açıklıyoruz). Elbette sen gönderilen elçilerdensin.
Bunlar Allah'ın ayetleridir. Bunları sana tüm gerçekleri içerecek şekilde sıralıyoruz. dipnot 1 Sen kesinlikle onun elçilerindensin. dipnot 2
Bunlar Allah'ın ayetleridir. O, bunları sana doğru bir biçimde aktarıyor. dipnot 1 Sen de O'nun elçilerindensin.
İşte bunlar Allah’ın ayetleridir. Biz onları sana hakkiyle okuyoruz. Şüphesiz, sen de peygamberlerdensin.
İşte bunlar Allah'ın ayetleridir. Biz onları sana hakkiyle okuyoruz. Şüphesiz, sen de peygamberlerdensin.
İşte bunlar Allah'ın ayetleri. Onları sana hak olarak okuyoruz. Yemin olsun ki sen, gönderilen elçilerdensin.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.