Diyanet İşleri
Ey iman eden kullarım! Şüphesiz ki benim arzım (yeryüzü) geniştir. O halde, ancak bana kulluk edin.
Ankebût suresi · 56–63. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Ankebût suresi, 56. ayet. يَٰعِبَادِىَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِنَّ أَرْضِى وَٰسِعَةٌ فَإِيَّٰىَ فَٱعْبُدُونِ
Ey iman eden kullarım! Şüphesiz ki benim arzım (yeryüzü) geniştir. O halde, ancak bana kulluk edin.
Ey iman eden kullarım! dipnot 1 Şüphesiz ki benim arzım (yerim) geniştir. Yalnızca bana kulluk edin!
Siz ey iman eden kullarım! Şüphesiz ki Benim arzım geniştir; o halde Bana, yalnız Bana kulluk edin!
Ey imana ermiş olan kullarım! Benim arzım alabildiğine geniştir; o halde Bana, yalnız Bana kulluk edin!
Ey iman eden kullarım! Muhakkak ki Benim Arz'ım geniştir! (Beyin kapasitesi geniştir! Burada şunu fark etmek gerekir. Gerek beden ve gerekse beyin madde ve toprak asıllı yapısı ve katmanı itibarıyla "arz" kelimesiyle işaretlenirken; beyin faaliyetinin, nöronik hareketlerinin daha da deriniyle data açığa çıkışının anlatımı da "sema" kelimesiyle tanımlanmıştır. "Semalar" denilmesinin sebebi ise açığa çıkan data, bilgi - ilim kapsamı mertebeleridir kanaatimizce. Dolayısıyladır ki burada "arzım geniştir" işaretiyle beyin kapasitesinin olabildiğince yüksek düzeyde kullanılarak ilim elde edilmesi önerilmektedir. Zira ana konu toprakta yok olacak kapasiteler, nesneler değil ölümsüz yaşam itibarıyla gerekli kazanımlardır. ) Yalnız bana kulluk edin!
Ey iman eden kullarım, şüphesiz benim arzım geniştir; artık yalnızca bana ibadet edin.
Ey iman eden kullarım! Şüphesiz, benim arzım geniştir. O halde (nerede güven içinde olacaksanız orada) yalnız bana kulluk edin.
Ey inanan kullarım! Yeryüzüm geniştir. Artık, yalnızca Bana hizmet edin.
"Ey iman eden kullarım! Elbette benim yarattığı yeryüzü geniştir. O halde yalnız bana kulluk ediniz!"
Ey gerçeği onaylayan kullarım, yerim geniştir, sadece bana hizmet edin.
Ey inanan kullarım, toprağım geniştir, sadece bana kulluk edin.
Ey Benim iman eden kullarım! Haberiniz olsun ki, Benim arzım geniştir, o halde Bana ibadet edin o halde Bana!
Ey benim iyman eden kullarım! Haberiniz olsun benim Arzım geniştir, o halde bana ıbadet edin o halde bana
Ey İman Eden kullarım! Yeryüzüm geniştir. dipnot 1 Öyleyse yalnız Bana kulluk edin.
Ey inanan kullarım! Yeryüzüm geniştir. dipnot 1 Öyleyse yalnız Bana kulluk edin.
Ey inanan kullarım! Yeryüzüm geniştir. dipnot 1 Öyleyse yalnız Bana kulluk edin.
Ey inanan kullarım, kuşkusuz benim yeryüzüm geniştir; artık yalnızca bana kulluk edin.
Ey iman eden kullarım, şübhesiz ki benim arzım genişdir. O halde ancak bana ibadet edin.
Ey iman etmiş olan kullarım; şüphesiz ki Benim yerim geniştir. O halde yalnız Bana ibadet edin.
(56-59) Ey iman eden kullarım , benim yeryüzüm / arzım geniştir , sadece bana kulluk edin (gerekirse taşının hicret edin) her nefis ölümü tadacaktır , sonra bize döndürülürsünüz , iman edenler ve salih amel yapanları altlarından ırmaklar akan cennetin yüksek odalarına yerleştireceğiz, yapanların karşılığı bir nimet olarak orada kalıcıdırlar , ki onlar, sabrederler ve Rablerini vekil tayin ederler / vekaletlerini Allah’a verirler.
Ey iman eden kullarım! Şüphesiz ki benim arzım (yeryüzü) geniştir. O halde, ancak bana ibadet edin.
Ey inanan kullarım, benim arzım geniştir, bana kulluk edin.
Ey inanıp güvenen kullarım! Toprağım geniştir; öyleyse siz yalnız bana kulluk edin dipnot 1 .
Ey inanan kullarım! Toprağım geniştir; yalnız bana kul olun.
Ey iman eden kullarım! Benim arzım geniştir. Öyleyse yalnız bana ibadet edin.
-Ey iman eden kullarım! Benim arzım geniştir. Öyleyse yalnız bana kulluk edin.
Ey benim iman eden kullarım! Hiç kuşkusuz, benim yerkürem geniştir. O halde, yalnız bana kuluk/ibadet edin.
Ankebût suresi, 57. ayet. كُلُّ نَفْسٍ ذَآئِقَةُ ٱلْمَوْتِ ثُمَّ إِلَيْنَا تُرْجَعُونَ
Her can ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz.
Her nefis (can), ölümü tadıcıdır. dipnot 1 Sonunda sadece bize döndürüleceksiniz.
Her can ölümü tadıcıdır; en sonunda Bize dönüp geleceksiniz.
Her can ölümü tadacaktır (ve) sonunda herkes dönüp Bize gelecektir.
Her nefs, ölümü tadacaktır! Sonra bize döndürüleceksiniz!
Her nefis ölümü tadıcıdır; sonra bize döndürüleceksiniz.
Her can ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz.
Her benlik, ölümü tadacaktır. Sonra, Bize döndürüleceksiniz. dipnot 332
Her can ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz.
Her nefis ölümü tadacak ve sonra bize döndürüleceksiniz.
Her nefis ölümü tadacak ve sonra bize döndürüleceksiniz.
Her can ölümü tadacaktır. Sonra döndürülüp Bize getirileceksiniz.
Her nefis, ölümü tadacak, sonra döndürülüp bize getirileceksiniz
Her nefs dipnot 1 ölümü tadıcıdır. Sonra Biz'e döndürüleceksiniz.
Her nefs dipnot 1 ölümü tadıcıdır. Sonra Bize döndürüleceksiniz.
Her nefs dipnot 1 ölümü tadıcıdır. Sonra Bize döndürüleceksiniz.
Her nefis ölümü tadıcıdır; sonra bize döndürüleceksiniz.
Her can ölümü tadıcıdır. (Ondan) sonra bize döndürü (lüb getiri) leceksiniz.
Her nefis ölümü tadacaktır. Sonunda Bize döndürüleceksiniz.
(56-59) Ey iman eden kullarım , benim yeryüzüm / arzım geniştir , sadece bana kulluk edin (gerekirse taşının hicret edin) her nefis ölümü tadacaktır , sonra bize döndürülürsünüz , iman edenler ve salih amel yapanları altlarından ırmaklar akan cennetin yüksek odalarına yerleştireceğiz, yapanların karşılığı bir nimet olarak orada kalıcıdırlar , ki onlar, sabrederler ve Rablerini vekil tayin ederler / vekaletlerini Allah’a verirler.
Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra da bize döndürüleceksiniz.
Her can, ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz.
Her canlı ölümü tadacaktır. Sonra huzurumuza çıkarılacaksınız dipnot 1 .
Her canlı ölümü tadacak sonra da bize döndürüleceksiniz.
Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra da bize döndürüleceksiniz.
Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra da bize döndürüleceksiniz.
Her can, ölümü tadacaktır; sonra bize döndürüleceksiniz.
Ankebût suresi, 58. ayet. وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَنُبَوِّئَنَّهُم مِّنَ ٱلْجَنَّةِ غُرَفًا تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا نِعْمَ أَجْرُ ٱلْعَٰمِلِينَ
İman edip salih amel işleyenler var ya, onları içinden ırmaklar akan ve içinde ebedi kalacakları cennet köşklerine yerleştireceğiz. Çalışanların mükafatı ne güzeldir!
İman edip iyi işler yapanları -evet onları- içlerinde ebedî kalmak üzere altlarından ırmaklar akan cennet köşklerine dipnot 1 elbette yerleştireceğiz. (Böyle iyi) işler yapanların ödülü ne güzeldir! dipnot 2
İman eden ve o imana yaraşır eylemler ortaya koyanları, içinde sürekli kalmak üzere cennetin zemininden ırmaklar çağlayan yüce köşklerine yerleştireceğiz: (iyi) davranışta bulunanların ödülü pek güzeldir!
İman edip doğru ve yararlı işler yapanları, mesken olarak, altlarından ırmaklar akan cennetteki köşklere koyacağız; ne güzel, emek sarfedenlere verilen ödül!
(Hakikatlerine) iman edip imanın gereğini uygulayanlara gelince, kesinlikle onlara cennetten, altlarından nehirler akan yüksek odalar hazırlayacağız. . . Onlarda sonsuza dek yaşarlar. . . Çalışanların karşılığı ne güzeldir!
İman edip salih amellerde bulunanlar; onları, içinde ebedi kalıcılar olarak, altından ırmaklar akan cennetin yüksek köşklerine muhakkak yerleştireceğiz. (Salih) Amellerde bulunanların ecri ne güzeldir.
İman edip salih ameller işleyenler, (evet) muhakkak ki onları, içinde ebedî kalmak üzere altlarından ırmaklar akan cennet köşklerine yerleştireceğiz. (Böyle iyi) işler yapanların mükâfatı ne güzeldir!
İnanmış olarak erdemli edimler yapanları, altlarından ırmaklar akan, sürekli kalacakları cennetteki konaklara yerleştireceğiz; çalışanların ödülü ne güzeldir.
İman edip iyi ameller işleyenleri, elbette onları, içinde çok uzun süreli kalmak üzere,içinden ırmaklar akan cennet köşklerine yerleştireceğiz. Böyle iyi amel yapanların ödülü ne güzeldir!
Gerçeği onaylayan ve erdemli davrananları içinden ırmaklar akan bahçeyin köşklerine yerleştireceğiz; orada ebedi kalırlar. Çalışanların karşılığı ne güzeldir.
İnanan ve erdemli davrananları içinden ırmaklar akan cennetin köşklerine yerleştireceğiz; orada ebedi kalırlar. Çalışanların karşılığı ne güzeldir.
İman edip iyi iyi işler yapmış olanları elbette onları cennetin altlarından ırmaklar akan köşklerine yerleştireceğiz, o halde orada ebedi kalacaklardır. Ne güzeldir mükafatı o iş görenlerin
Ve iyman edip salih salih ameller yapmış olanlar, elbette onları Cennetin altlarından ırmaklar akan şehnişinlerine yerleştireceğiz, o halde ki orada ebedi kalacaklar, ne güzeldir ecri o işgörenlerin
İman edenleri ve salihatı yapanları, içinde sürekli kalacakları Cennet'te; altından ırmaklar akan köşklere yerleştireceğiz. İyi işler yapanların ödülü ne güzeldir!
İnananları ve salihatı yapanları, içinde sürekli kalacakları Cennet'te; altından ırmaklar akan köşklere yerleştireceğiz. İyi işler yapanların ödülü ne güzeldir!
İnananları ve salihatı yapanları, içinde sürekli kalacakları Cennet'te; altından ırmaklar akan köşklere yerleştireceğiz. İyi işler yapanların ödülü ne güzeldir!
İnanıp salih amellerde bulunanlar; onları, içinde ebedi kalıcılar olarak, altından ırmaklar akan cennetin yüksek köşklerine muhakkak yerleştireceğiz. (Salih) Amellerde bulunanların ecri ne güzeldir.
İman edib de güzel güzel amel (ve hareket) lerde bulunanlar (var ya) biz onları — kendileri içlerinde ebedi kalıcı olarak — altlarından nehirler akan o cennetin yüksek mevkilerine yerleşdireceğiz. (Öyle) amel (ve hareket) edenlerin mükafatı ne güzeldir!
İman edip de salih amel işleyenleri altından ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetteki köşklere yerleştiririz. Çalışanların mükafatları ne güzeldir.
(56-59) Ey iman eden kullarım , benim yeryüzüm / arzım geniştir , sadece bana kulluk edin (gerekirse taşının hicret edin) her nefis ölümü tadacaktır , sonra bize döndürülürsünüz , iman edenler ve salih amel yapanları altlarından ırmaklar akan cennetin yüksek odalarına yerleştireceğiz, yapanların karşılığı bir nimet olarak orada kalıcıdırlar , ki onlar, sabrederler ve Rablerini vekil tayin ederler / vekaletlerini Allah’a verirler.
İman edip, salih amel işleyenleri elbette biz onları cennette altlarından ırmaklar akan köşklere yerleştiririz. Onlar orada ebedidirler. (İyi) amel işleyenlerin ecri ne güzel olur!
İnanıp iyi işler yapanları, cennette, altlarından ırmaklar akan yüksek odalara yerleştiririz. Orada ebedi kalırlar. Çalışanların ücreti ne güzeldir!
İnanıp güvenen ve iyi işler yapanları içlerinden ırmaklar akan cennet köşklerine yerleştireceğiz. Orada ölümsüz olarak kalacaklar. O işleri yapanların ödülü ne güzeldir dipnot 1 !
İnanıp güvenen ve iyi davranış gösterenleri Cennette, altından ırmaklar akan odalara yerleştireceğiz. Oraya bir daha ölmemek üzere gireceklerdir. Çalışanların ödülü ne de güzeldir!
İman edenleri ve salih amellerde bulunanları altlarından ırmaklar akan cennetin yüksek konaklara yerleştireceğiz. Orada ebedi kalacaklar. (Böyle iyi) Amellerde bulunanların mükâfatı ne güzel.
İman edenleri ve doğruları yapanları alt yanından ırmaklar akan cennetin yüksek yerlerine yerleştireceğiz. Hep orada kalacaklar. Görevlerini yapanların mükafaatı ne güzel.
İman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanları, altlarından ırmaklar akan cennetin görkemli odalarına yerleştireceğiz. Sürekli kalacaklardır orada. Ne güzeldir iş yapıp değer üretenlerin ödülü!
Ankebût suresi, 59. ayet. ٱلَّذِينَ صَبَرُوا۟ وَعَلَىٰ رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ
Onlar, sabreden ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimselerdir.
(Ödülü hak edenler) sadece Rablerine güvenerek sabredenlerdir. dipnot 1
Onlar ki, sıkıntılara karşı göğüs gerdiler ve hep Rablerine güvendiler!
Sıkıntılara karşı sabırlı olanlara ve yalnız Rablerine güvenenlere!
Onlar ki sabrediyorlar ve Rablerine tevekkül ediyorlar (nefslerinin hakikatindeki El Vekiyl isminin özelliğine iman edip işlevine güveniyorlar)!
Ki onlar, sabredenler ve Rablerine tevekkül edenlerdir.
Onlar, sabreden kimselerdir ve yalnız Rablerine güvenip dayanmaktadırlar.
Onlar, dirençli olanlar ve Efendilerine güvenenlerdir.
Onlar, sabreden ve yalnız Rabblerine güvenip dayanan kimselerdir.
Onlar ki direndiler ve Efendi'lerine güvendiler.
Onlar ki direndiler ve Rab'lerine güvendiler.
Ki, sabretmişlerdir ve yalnız Rablerine dayanırlar.
Ki sabretmişlerdir ve yalnız rablarına dayanırlar
Onlar, sabreden ve Rabb'lerine tevekkül dipnot 1 edenlerdir.
Onlar, sabreden ve Rabb'lerine tevekkül dipnot 1 edenlerdir.
Onlar, sabreden dipnot 1 ve Rabb'lerine tevekkül dipnot 2 edenlerdir.
Ki onlar, sabredenler ve rablerine tevekkül edenlerdir.
ki onlar sabır (ve sebat) etmişlerdir ve yalınız Rablerine güvenib dayanmakdadırlar.
Onlar ki; sabrederler ve Rabblarına tevekkül ederler.
(56-59) Ey iman eden kullarım , benim yeryüzüm / arzım geniştir , sadece bana kulluk edin (gerekirse taşının hicret edin) her nefis ölümü tadacaktır , sonra bize döndürülürsünüz , iman edenler ve salih amel yapanları altlarından ırmaklar akan cennetin yüksek odalarına yerleştireceğiz, yapanların karşılığı bir nimet olarak orada kalıcıdırlar , ki onlar, sabrederler ve Rablerini vekil tayin ederler / vekaletlerini Allah’a verirler.
Onlar, sabreden ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimselerdir.
Onlar ki sabrettiler ve Rabblerine dayanmaktadırlar
Onlar sabreden /duruşunu bozmayan ve Rablerine güvenip dayanan kimselerdir dipnot 1 .
Onlar sabredenler ve her konuda Sahiplerine güvenenlerdir.
Onlar, sabredenler ve yalnızca Rab’lerine tevekkül edenlerdir.
Ki onlar, sabrettiler ve Rab'lerine dayanmaktadırlar.
Onlar ki sabrettiler ve yalnız Rablerine dayanıp güvenmektedirler.
Ankebût suresi, 60. ayet. وَكَأَيِّن مِّن دَآبَّةٍ لَّا تَحْمِلُ رِزْقَهَا ٱللَّهُ يَرْزُقُهَا وَإِيَّاكُمْ وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
Nice canlılar vardır ki, rızıklarını taşımazlar (yiyecek biriktirmezler). Onları da sizi de Allah rızıklandırır. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
Nice canlı var ki rızkını (yanında) taşımıyor. Onlara da size de rızık veren Allah'tır. O duyandır, bilendir.
Nice canlılar vardır ki, rızkının sorumluluğunu yüklenmez; onların rızkını da sizinkini de yalnızca Allah verir: Zira her şeyi işiten ve bilen sadece O'dur.
Nice canlı var ki hiçbir geçim endişesi taşımaz, (ama) sizinki(ni sağladığı) gibi onların rızkını da Allah sağlar; çünkü yalnız O'dur her şeyi bilen, her şeyi duyan.
Nice canlı var ki, yaşam gıdasını yüklenip taşımıyor. . . Onların da sizin de yaşam gıdanızı Allah veriyor. . . "HU"; Semi'dir, Aliym'dir.
Kendi rızkını taşıyamayan nice canlı vardır ki onu ve sizi Allah rızıklandırır. O, işitendir, bilendir.
Nice canlı var ki, rızkını (yanında) taşımıyor. Allah, onları da sizi de rızıklandırır. O, hakkıyla işitendir; hakkıyla bilendir.
Kendi geçimliğini taşıyamayan nice yaratıklar vardır. Allah, hem onları geçindirir hem de sizi. Çünkü O, Duyandır; Bilendir. dipnot 333
Yeni Ahit · Matta 6:25
“Bu nedenle size şunu söylüyorum: ‹Ne yiyip ne içeceğiz?› diye canınız için, ‹Ne giyeceğiz?› diye bedeniniz için kaygılanmayın. Can yiyecekten, beden de giyecekten daha önemli değil mi? Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin
Besinlerini temin edemeyen nice canlılar vardır. Onları da sizi de besleyen Allah'tır. O, her şeyi duyar,her şeyi bilir.
Rızık konusunda endişesi olmayan nice yaratıklar vardır ki onları da sizi de ALLAH besler. O işitendir, Bilendir. dipnot 1
Besinlerini taşıyamıyan nice yaratıklar vardır ki onları da sizi de ALLAH besler
Nice hayvanlar var ki, rızkını (yanında) taşıyamaz; Allah onlara da rızık veriyor, size de! O herşeyi işitendir, bilendir.
Öyleya nice hayvanlar var rızkını taşıyamaz, Allah onlara da rızk veriyor size de, o öyle semi' öyle alim
Rızıklarını temin edemeyen dipnot 1 nice dabbe dipnot 2 vardır. Onlara da size de Allah rızık verir. O, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
Rızıklarını temin edemeyen dipnot 1 nice dabbe dipnot 2 vardır. Onlara da size de Allah rızık verir. O, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
Rızıklarını temin edemeyen dipnot 1 nice dabbe dipnot 2 vardır. Onlara da, size de Allah rızık verir. O, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
Kendi rızkını taşıyamayan nice canlı vardır ki onu ve sizi Tanrı rızıklandırır. O, işitendir, bilendir.
Nice canlı mahluk vardır ki rızkını kendisi taşımıyor. Onu da, sizi de Allah rızıklandırıyor. O, hakkıyle işiden, kemaliyle bilendir.
Nice canlı vardır ki; rızkını kendi taşımaz. Sizin de, onların da rızkını Allah verir. Ve O; Semi'dir, Alim'dir.
(60-63) Nice hayvanlar var ki erzaklarını taşı mazlar, Allah onları rızıklandırır (hazır bulur ve yerler) ve sizi de rızıklandırır , O işitendir, bilendir. Eğer onlara sorarsan semaları ve arzı yaratan kimdir? Güneşi ve ayı emre amade kılan kimdir? Diyeceklerdir ki Allah. Peki o halde nasıl / niye döneklik ediyorsunuz, Allah kullarından dilediğine rızkı basitleştirir ve de kısıtlar, Allah her şeyi bilendir. Eğer onlara sorarsan gökten suyu indiren ve onunla öldükten sonra yeri dirilten kimdir? Diyecekler ki Allah. Allah’a hamdolsun de. Bilakis insanların çoğu / ekserisi akıl edemiyorlar.
Kendi rızkını taşımayan nice canlı vardır. Allah onlara da rızkı verir, size de. O işitendir, bilendir.
Nice canlı var ki rızkını taşıyamaz, onları da sizi de Allah besler. O, işitendir, bilendir.
Nice canlılar vardır ki kendi rızkını yanında taşımaz dipnot 1 . Onlara da, size de rızık veren Allah'tır. O, daima dinleyen ve bilendir.
Nice hareketli canlılar vardır ki rızıklarını biriktirmezler. Onlara da, size de rızık veren Allah'tır; o işitir ve bilir.
Nice canlılar var ki, rızıkını kendi yüklenmemiştir. Onlara rızık veren Allah'tır, sizi de. O, her şeyi işitendir, bilendir.
Nice canlılar var ki, rızıklarını kendileri elde edemezler. Allah, onları da rızıklandırır, sizi de. İşiten ve bilen O'dur.
Nice hayvanlar var, kendi rızkını taşıyamaz. Allah onları da rızıklandırıyor, sizi de. Semi'dir O, Alim'dir.
Ankebût suresi, 61. ayet. وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَسَخَّرَ ٱلشَّمْسَ وَٱلْقَمَرَ لَيَقُولُنَّ ٱللَّهُ فَأَنَّىٰ يُؤْفَكُونَ
Andolsun, eğer onlara, "Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı hizmetinize kim verdi?" diye soracak olsan mutlaka, "Allah" diyeceklerdir. O halde nasıl (haktan) döndürülüyorlar?
Onlara "Gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı emri altında tutan kimdir?" diye sorsan, elbette "Allah." derler. dipnot 1 (Allah'a kulluktan) nasıl da döndürülüyorlar!
Ve eğer dönüp de onlara sorsan: "Gökleri ve yeri yaratan kimdir; ve güneşle ayı emre amade kılan kimdir?" diye, hiç kuşkun olmasın ki "Elbette Allah'tır!" diyecekler. O halde, nasıl böyle savruluyorlar?
(Çoğu insana) olduğu gibi, şayet onlara da "Gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı (kendi koyduğu yasalara) tabi kılan kimdir?" diye soracak olursan, hiç tereddütsüz "Allah'tır!" derler. O halde zihinleri nasıl da tersyüz oluyor!
Yemin olsun ki eğer onlara: "Semaları ve arzı kim yarattı, Güneş'i ve Ay'ı kim işlevlendirdi?" diye sorsan, elbette: "Allah" diyecekler. . . Nasıl (bu gerçeği göz ardı edip şirke) dönüyorlar peki?
Andolsun, onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı kim emre amade kıldı?" diye soracak olursan, şüphesiz: "Allah" diyecekler. Şu halde nasıl oluyor da çevriliyorlar?
Andolsun ki onlara: «Gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı buyruğu altında tutan kimdir?» diye sorsan, mutlaka, «Allah» derler. O halde nasıl (haktan) çevrilip döndürülüyorlar?
Oysa aslında, "Gökleri ve yeryüzünü yaratan, güneşi ve ayı boyun eğdiren kimdir?" diye onlara sorarsan, kesinlikle, şöyle diyecekler: "Allah!" Öyleyse nasıl çevriliyorlar?
Onlara, "Gökleri ve yeri kimin yarattığını, güneşe ve aya kimin boyun eğdirdiğini" sorsan, kesinlikle "Allah" diyecekler. Nasıl döndürülüyorlar?
Onlara, "Gökleri ve yeri kim yarattı? Güneşi ve Ay'ı kim emrinize verdi?" diye sorsan, "ALLAH" diye karşılık verecekler. Öyleyse neden sapıyorlar?
Onlara, 'Gökleri ve yeri kim yarattı? Güneşi ve ay'ı kim emrinize verdi?' diye sorsan, 'ALLAH,'diye karşılık verecekler. Öyleyse neden sapıyorlar?
Andolsun ki, onlara: "Gökleri ve yeri yaratıp, güneş ve ayı emri altında tutan kimdir?" diye sorsan elbette şüphesiz "Allah" derler. O halde nasıl haktan çevriliyorlar?
Celalim hakkı için sorsan onlara: kim o Gökleri ve Yeri yaratıb Şems-ü Kameri teshir etmiş? Elbette şübhesiz Allah derler, o halde nasıl çevriliyorlar?
Gerçek şu ki, onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı, Güneş'i ve Ay'ı yararınıza sunan kimdir?" diye sorsan, kesinlikle "Allah." diyecekler. O halde nasıl başka varlıklara yöneliyorlar!
Gerçek şu ki, onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı, Güneş'i ve Ay'ı yararınıza sunan kimdir?" diye sorsan, kesinlikle "Allah." diyecekler. O halde nasıl başka varlıklara yöneliyorlar!
Gerçek şu ki, onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı, Güneş'i ve Ay'ı yararınıza sunan kimdir?" diye sorsan, kesinlikle "Allah." diyecekler. O halde nasıl başka varlıklara yöneliyorlar!
Andolsun, onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı kim emre amade kıldı?" diye soracak olursan, şüphesiz: "Tanrı" diyecekler. Şu halde nasıl oluyor da çevriliyorlar?
Andolsun ki onlara: "O gökleri, o yeri kim yaratdı? O güneşi, o ayı kim müsehhar kıldı?" diye sorarsan mutlakaa: "Allah" derler. O halde nasıl çevrilib döndürülüyorlar?
Andolsun ki; onlara: Gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı müsahhar kılan kimdir? diye sorsan, elbette; Allah'tır, diyecekler. O halde neye, çevrilip döndürülüyorlar?
(60-63) Nice hayvanlar var ki erzaklarını taşı mazlar, Allah onları rızıklandırır (hazır bulur ve yerler) ve sizi de rızıklandırır , O işitendir, bilendir. Eğer onlara sorarsan semaları ve arzı yaratan kimdir? Güneşi ve ayı emre amade kılan kimdir? Diyeceklerdir ki Allah. Peki o halde nasıl / niye döneklik ediyorsunuz, Allah kullarından dilediğine rızkı basitleştirir ve de kısıtlar, Allah her şeyi bilendir. Eğer onlara sorarsan gökten suyu indiren ve onunla öldükten sonra yeri dirilten kimdir? Diyecekler ki Allah. Allah’a hamdolsun de. Bilakis insanların çoğu / ekserisi akıl edemiyorlar.
Andolsun, eğer onlara; “Gökleri ve yeri kim yarattı? Güneşi ve Ay'ı hizmetinize kim verdi?” diye soracak olsan mutlaka, “Allah” diyeceklerdir. O hâlde nasıl (haktan) döndürülüyorlar?
Andolsun, onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı kim (sizin yararınıza) boyun eğdirdi?" desen; "Allah", derler. O halde nasıl Allah'ın (birliğinden) döndürülüyorsunuz?
Onlara, "Gökleri ve yeri yaratan, Güneş'i ve Ay'ı hizmete sokan kimdir?" diye sorsan kesinlikle "Allah'tır!" derler. Öyleyse yalana nasıl sürükleniyorlar dipnot 1 ?
"Bunlara, "Gökleri ve yeri yaratan, Güneş'i ve Ay'ı hizmete sokan kimdir?" diye sorsan kesinlikle "Allah'tır" derler. Öyleyse nereden o yalana sarılıyorlar?
Eğer onlara: Gökleri ve yeri kim yarattı? Güneşe ve Ay'a kim boyun eğdirdi? diye sorsan, elbette: Allah! derler. De ki: O halde (iman etmekten) nasıl çevrilip döndürülüyorlar?
Eğer onlara: -Gökleri ve yeri kim yarattı? Güneşi ve Ayı kim emrine boyun eğdirdi? diye sorsan, elbette: -Allah! derler. De ki: -O halde nasıl aldatılıyorsunuz?
Onlara "Gökleri ve yeri kim yarattı, Güneş'i ve Ay'ı kim boyun eğdirdi?" diye sorarsan, mutlaka şöyle diyecekler: "Allah!" Peki nasıl döndürülüyorlar?
Ankebût suresi, 62. ayet. ٱللَّهُ يَبْسُطُ ٱلرِّزْقَ لِمَن يَشَآءُ مِنْ عِبَادِهِۦ وَيَقْدِرُ لَهُۥٓ إِنَّ ٱللَّهَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ
Allah, kullarından dilediğine bol verir ve (dilediğine) kısar. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
Allah kullarından rızkı dilediğine açarak (bol) da verir, ona kısarak (dar) da verir. dipnot 1 Şüphesiz ki Allah her şeyi bilendir.
Kularından dileyenin rızkını genişletmeyi dileyen, ve onu kulu lehine sınırlandırmayı dileyen Allah'tır: çünkü Allah her bir şeyi bilendir.
Allah, kullarından dilediğine bol rızık bağışlar, dilediğine ise ölçülü ve idareli: zira unutmayın, Allah her şeyi hakkıyla bilir.
Allah, kullarından dilediğine yaşam gıdasını arttırır ve (dilediğine de) kısar! Muhakkak ki Allah Bi-külli şey'in (hakikatinde olarak) Aliym'dir.
Allah, kullarından dilediğine rızkı yayıp genişletir (ve) kısar da. Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir.
Allah rızkı kullarından dilediğine bol bol verir, dilediğine de kısar. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
Allah, dilediği kulunun geçimini hem genişletir hem de daraltır. Kuşkusuz, Allah, her şeyi Bilendir.
Allah, kullarından dilediğine bol rızık verir, dilediğine de kısar. Allah her şeyi bilir.
ALLAH kullarından dilediğine rızkı arttırır ve kısar. ALLAH her şeyi Bilendir.
ALLAH kullarından dilediğine rızkı arttırır ve kısar. ALLAH her şeyi Bilendir.
Allah kullarından dilediğine rızkı serer de ona kısar da. Şüphesiz Allah herşeyi bilendir.
Allah, kullarından dilediğine rızkı serer de kısar da ona şübhesiz Allah her şey'e alim
Allah, kullarından dilediğine rızkı genişletir ve onun için takdir eder. Kuşkusuz Allah, Her Şeyi En İyi Bilen'dir.
Allah, kullarından dilediğine rızkı genişletir ve onun için takdir eder. Kuşkusuz Allah, Her Şeyi En İyi Bilen'dir.
Allah, kullarından dilediğine rızkı genişletir ve onun için takdir eder. Kuşkusuz Allah, Her Şeyi En İyi Bilen'dir.
Tanrı kullarından dilediğine rızkı yayıp genişletir veya kısar / daraltır / kısıtlar. Şüphesiz Tanrı, her şeyi bilendir.
Allah, kullarından kimi dilerse onun rızkını yayar (genişletir). Onu kısar da. Şübhesiz ki Allaha her şey'i hakkıyle bilendir.
Andolsun ki; onlara: Gökten su indirip onunla ölümünden sonra yeri dirilten kimdir? diye sorarsan, elbette; Allah'tır diyecekler. De ki: Hamd Allah'adır. Ama onların çoğu akletmezler.
(60-63) Nice hayvanlar var ki erzaklarını taşı mazlar, Allah onları rızıklandırır (hazır bulur ve yerler) ve sizi de rızıklandırır , O işitendir, bilendir. Eğer onlara sorarsan semaları ve arzı yaratan kimdir? Güneşi ve ayı emre amade kılan kimdir? Diyeceklerdir ki Allah. Peki o halde nasıl / niye döneklik ediyorsunuz, Allah kullarından dilediğine rızkı basitleştirir ve de kısıtlar, Allah her şeyi bilendir. Eğer onlara sorarsan gökten suyu indiren ve onunla öldükten sonra yeri dirilten kimdir? Diyecekler ki Allah. Allah’a hamdolsun de. Bilakis insanların çoğu / ekserisi akıl edemiyorlar.
Allah, kullarından dilediğine bol verir ve (dilediğine) kısar. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
Allah kullarından dilediğine rızkı açar da, kısar da. Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir.
Allah, kullarından tercih ettiği kişi için dipnot 1 rızkı genişletir de daraltır da dipnot 2 . Şüphesiz Allah her şeyi bilir.
Allah, kullarından doğru tercihte bulunan ve gerekli güce sahip olan için rızkı yayar. Allah her şeyi bilir.
Allah kullarından dilediğinin rızkını genişletir, dilediğininkini de daraltır. Allah’ın her şeyi bilendir.
Allah kullarından dilediğinin rızkını genişletir, dilediğininkini belli bir ölçüyle verir. Allah'ın her şeye gücü yeter.
Allah, kullarından dilediğine rızkı açıp yayar da ölçülü verip kısar da. Allah herşeyi çok iyi bilir.
Ankebût suresi, 63. ayet. وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّن نَّزَّلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَأَحْيَا بِهِ ٱلْأَرْضَ مِنۢ بَعْدِ مَوْتِهَا لَيَقُولُنَّ ٱللَّهُ قُلِ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ
Andolsun, eğer onlara, "Gökten yağmuru kim indirip de onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltti?" diye soracak olsan, mutlaka, "Allah" diyeceklerdir. De ki: "Hamd Allah'a mahsustur." Fakat onların çoğu akıllarını kullanmazlar.
Onlara "Gökten su indirip onunla ölümünün ardından yeri canlandıran kimdir?" diye sorsan, mutlaka "Allah" derler. De ki: "Hamd (övgü) Allah içindir; esasında onların çoğu akıl etmezler."
Ve eğer dönüp onlara sorsan: "Gökten suyu indiren ve onunla ölü toprağa can veren kimdir?" diye, hiç şüphen olmasın ki "Elbette Allah!" diyecekler. De ki: "Hele şükür, (bari şunu olsun bileydiniz)!" Ama ne gezer... Onların çoğu akıllarını kullanmayı dahi beceremezler.
Ve hep olduğu gibi, şayet onlara da: "Gökten yağmuru boşaltıp ölü toprağa tekrar hayat veren kimdir?" diye sorarsan, hiç tereddüt etmeden, "Allah'tır!" derler. De ki: "(O halde) Hamd (yalnız) Allah'a mahsustur!" Fakat onların çoğu akıllarını kullanmazlar:
Yemin olsun ki eğer onlara: "Semadan suyu tenzil edip de (şuurunda hakikat ilmi açığa çıkarıp), ölümünden sonra (hakikat şuurundan mahrum ölü gibi yaşarken) onunla arzı (bedeni) kim diriltti?" diye sorsan, elbette: "Allah" diyecekler. . . De ki: "El Hamdu lillah = Hamd, Allah'a aittir!" Hayır, onların çoğu aklını kullanıp bunları değerlendirmezler!
Andolsun onlara: "Gökten su indirip de ölümünden sonra yeryüzünü dirilten kimdir?" diye soracak olursan, şüphesiz: "Allah" diyecekler. De ki: "Hamd Allah'ındır." Hayır, onların çoğu akletmiyorlar.
Andolsun ki onlara: «Gökten su indirip onunla ölümünün ardından yeryüzünü canlandıran kimdir?» diye sorsan, mutlaka. «Allah» derler. De ki: (Öyleyse) hamd da Allah'a mahsustur. Fakat onların çoğu (söyledikleri üzerinde) düşünmezler.
Oysa aslında, "Gökten su indirerek, yeryüzünü, ölümünden sonra onunla canlandıran kimdir?" diye onlara sorarsan, kesinlikle, şöyle diyecekler: "Allah!" De ki: "Allah'a övgüler olsun!" Hayır! Onların çoğu aklını kullanmaz.
Onlara, "Gökten yağmur indirip, ölümünden sonra onunla toprağı dirilten kimdir?" diye sorsan, kesinlikle "Allah" diyecekler. De ki: "Bütün övgüler Allah'a aittir. Fakat onların çoğu bunu akletmezler."
Onlara, "Gökten suyu kim indirip ölümünden sonra toprağı canlandırıyor?" diye sorsan, "ALLAH" diyecekler. De ki: "Övgü ALLAH'a aittir." Ancak çokları anlamaz.
Onlara, 'Gökten suyu kim indirip ölümünden sonra toprağı canlandırıyor?' diye sorsan, 'ALLAH,'diyecekler. De ki, 'Övgü ALLAH'a aittir.' Ancak çokları anlamaz.
Andolsun ki yine onlara: "Gökten azar azar su indirip onunla ölümünün ardından yeryüzüne hayat veren kimdir?" diye sorsan elbette şüphesiz "Allah" diyecekler. De ki: "Hamd Allah'a mahsustur." Fakat onların çoğu aklı ermezlerdir.
Celalim hakkı için yine sorsan onlara: kim o Semadan peyderpey bir su indirip de Arza ölümünden sonra onunla hayat vermekte? Elbette şübhesiz Allah diyecekler, "elhamdulillah" de, fakat onların ekserisi aklı ermezlerdir
Eğer onlara: "Gökten su indirip de onunla yeryüzünü ölümünden sonra dirilten kimdir?" diye sorsan, kesinlikle "Allah" diyecekler. De ki: "Hamd dipnot 1 Allah'a özgüdür." Fakat onların çoğu akıllarını kullanmıyorlar.
Eğer onlara: "Gökten su indirip de onunla yeryüzünü ölümünden sonra dirilten kimdir?" diye sorsan, kesinlikle "Allah" diyecekler. De ki: "Hamd dipnot 1 Allah'a özgüdür." Fakat onların çoğu akıllarını kullanmıyorlar.
Eğer onlara: "Gökten su indirip de onunla yeryüzünü ölümünden sonra dirilten kimdir?" diye sorsan, kesinlikle "Allah" diyecekler. De ki: "Hamd dipnot 1 Allah'a özgüdür." Fakat onların çoğu akıllarını kullanmıyorlar.
Andolsun onlara: "Gökten su indirip de ölümünden sonra yeryüzünü dirilten kimdir?" diye soracak olursan, şüphesiz: "Tanrı" diyecekler. De ki: "Hamd Tanrı'nındır." Hayır, onların çoğu akletmiyorlar.
Andolsun ki onlara: "Gökden su indirib onunla yeri, ölümünün ardından, canlandıran kimdir?" diye sorarsan "Elbette Allah" derler. De ki: "Hamd Allahındır". Fakat onların çoğu aklını kullanmazlar.
Andolsun ki; onlara: Gökten su indirip onunla ölümünden sonra yeri dirilten kimdir? diye sorarsan, elbette; Allah'tır diyecekler. De ki: Hamd Allah'adır. Ama onların çoğu akletmezler.
(60-63) Nice hayvanlar var ki erzaklarını taşı mazlar, Allah onları rızıklandırır (hazır bulur ve yerler) ve sizi de rızıklandırır , O işitendir, bilendir. Eğer onlara sorarsan semaları ve arzı yaratan kimdir? Güneşi ve ayı emre amade kılan kimdir? Diyeceklerdir ki Allah. Peki o halde nasıl / niye döneklik ediyorsunuz, Allah kullarından dilediğine rızkı basitleştirir ve de kısıtlar, Allah her şeyi bilendir. Eğer onlara sorarsan gökten suyu indiren ve onunla öldükten sonra yeri dirilten kimdir? Diyecekler ki Allah. Allah’a hamdolsun de. Bilakis insanların çoğu / ekserisi akıl edemiyorlar.
Andolsun, eğer onlara: “Gökten yağmuru kim indirip de onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltti?” diye soracak olsan, mutlaka, “Allah” diyeceklerdir. De ki: “Hamt Allah’a mahsustur.” Hayır onların çoğu akıl etmiyorlar.
Onlara: "Kim gökten suyu indirip de ölmüş olan yeri onunla diriltti?" diye sorsan; "Allah", derler. De ki: "Hamd (övgü), Allah'a layıktır." Doğrusu çokları düşünmezler.
Onlara "Gökten su indirip onunla yeryüzünü ölümünden sonra canlandıran kimdir?" diye sorsan yine "Allah'tır!" derler. De ki: "Her şeyi mükemmel yapmak dipnot 1 Allah'a özgüdür." Ama onların çoğu aklını kullanmaz.
Onlara; "Gökten su indirip ölü toprağı canlandıran kimdir?" diye sorsan "Allah'tır" derler. De ki; "Her şeyi güzel yapmak Allah'a mahsustur." Ama onların çoğu bunu düşünmezler.
Onlara: Gökten su indirip, onunla ölmüş/kurumuş olan yeryüzüne hayat veren kimdir? diye sorsan, “Allah!” derler. De ki: Hamd Allah’adır. Oysa, onların çoğu akletmezler.
Onlara: -Gökten su indirip, onunla kurumuş yeryüzüne hayat veren kimdir? diye sorsan: "Allah!" derler. De ki: -Hamd Allah'adır. Oysa, onların çoğu akıllarını kullanmıyorlar.
Onlara, "Gökten suyu kim indirdi de onunla toprağı ölümünden sonra canlandırdı?" diye sorsan, mutlaka "Allah!" derler. De ki: "Hamt Allah'adır. Fakat onların çokları akletmiyorlar."
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.