Âl-i İmrân suresi

Âl-i İmrân suresi, 152. ayet

Âl-i İmrân suresi, 152. ayet. وَلَقَدْ صَدَقَكُمُ ٱللَّهُ وَعْدَهُۥٓ إِذْ تَحُسُّونَهُم بِإِذْنِهِۦ حَتَّىٰٓ إِذَا فَشِلْتُمْ وَتَنَٰزَعْتُمْ فِى ٱلْأَمْرِ وَعَصَيْتُم مِّنۢ بَعْدِ مَآ أَرَىٰكُم مَّا تُحِبُّونَ مِنكُم مَّن يُرِيدُ ٱلدُّنْيَا وَمِنكُم مَّن يُرِيدُ ٱلْـَٔاخِرَةَ ثُمَّ صَرَفَكُمْ عَنْهُمْ لِيَبْتَلِيَكُمْ وَلَقَدْ عَفَا عَنكُمْ وَٱللَّهُ ذُو فَضْلٍ عَلَى ٱلْمُؤْمِنِينَ

veleḳad ṣadeḳakümü-llâhü va`dehû iẕ teḥussûnehüm biiẕnih. ḥattâ iẕâ feşiltüm vetenâza`tüm fi-l'emri ve`aṣaytüm mim ba`di mâ erâküm mâ tüḥibbûn. minküm mey yürîdü-ddünyâ veminküm mey yürîdü-l'âḫirah. ŝümme ṣarafeküm `anhüm liyebteliyeküm. veleḳad `afâ `anküm. vellâhü ẕû faḍlin `ale-lmü'minîn.

Diyanet İşleri

Andolsun, Allah, izniyle, onları (müşrikleri) kırıp geçirdiğiniz sırada size olan va'dini gerçekleştirdi. Nihayet sevdiğiniz şeyi (zaferi) size gösterdikten sonra, za'f gösterdiniz. (Peygamber'in verdiği) emir konusunda tartıştınız ve emre karşı geldiniz. İçinizden dünyayı isteyenler de vardı, ahireti isteyenler de. Sonra sizi denemek için onlardan yüzünüzü çevirdi. (Kaçıp hezimete uğradınız. Buna rağmen) sizi bağışladı. Allah, mü'minlere karşı çok lütufkardır.

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

Âl-i İmrân 149–155 · surenin 152. ayeti / 200

Konu Uhud'daki bozgun ve inen güven uykusu Âl-i İmrân 149–155 3

  1. Âl-i İmrân 149

    Ey iman edenler! Siz eğer kafir olanlara uyarsanız sizi gerisin geriye (küfre) çevirirler de büsbütün hüsrana uğrarsınız.

  2. Âl-i İmrân 150

    Hayır! Yalnız Allah yardımcınızdır. O, yardımcıların en hayırlısıdır.

  3. Âl-i İmrân 151

    Hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri Allah'a ortak koştuklarından dolayı; inkar edenlerin kalplerine korku salacağız. Barınakları da cehennemdir. Zalimlerin kalacakları yer ne kötüdür.

  4. 152

    Andolsun, Allah, izniyle, onları (müşrikleri) kırıp geçirdiğiniz sırada size olan va'dini gerçekleştirdi. Nihayet sevdiğiniz şeyi (zaferi) size gösterdikten sonra, za'f gösterdiniz. (Peygamber'in verdiği) emir konusunda tartıştınız ve emre karşı geldiniz. İçinizden dünyayı isteyenler de vardı, ahireti isteyenler de. Sonra sizi denemek için onlardan yüzünüzü çevirdi. (Kaçıp hezimete uğradınız. Buna rağmen) sizi bağışladı. Allah, mü'minlere karşı çok lütufkardır.

  5. Âl-i İmrân 153

    Peygamber, arkanızdan sizi çağırırken siz durmadan dağa yukarı kaçıyor, hiç kimseye dönüp bakmıyordunuz. Bundan dolayı Allah, size keder üstüne keder verdi ki, (bu durumlara alışasınız ve daha sonra) elinizden gidene, ve başınıza gelene üzülmeyesiniz. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

  6. Âl-i İmrân 154

    Sonra o kederin ardından (Allah) üzerinize içinizden bir kısmını örtüp bürüyen bir güven, bir uyku indirdi. Bir kısmınız da kendi canlarının kaygısına düşmüştü. Allah'a karşı cahiliye zannı gibi gerçek dışı zanda bulunuyorlar; "Bu işte bizim hiçbir dahlimiz yok" diyorlardı. De ki: "Bütün iş, Allah'ındır." Onlar sana açıklayamadıklarını içlerinde saklıyorlar ve diyorlar ki: "Bu konuda bizim elimizde bir şey olsaydı, burada öldürülmezdik." De ki: "Evlerinizde dahi olsaydınız, üzerlerine öldürülmesi yazılmış bulunanlar mutlaka yatacakları (öldürülecekleri) yerlere çıkıp gideceklerdi. Allah, bunu göğüslerinizdekini denemek, kalplerinizdekini arındırmak için yaptı. Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) bilir."

  7. Âl-i İmrân 155

    İki topluluğun karşılaştığı gün, içinizden yüz çevirip kaçanları, şeytan ancak yaptıkları bazı hatalardan dolayı yoldan kaydırmak istemişti. Ama yine de Allah onları affetti. Kuşkusuz Allah çok bağışlayandır, halimdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir).

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

152. “Andolsun ki Allah size” yardım edeceğine dair “verdiği sözünü yerine getirmiştir.” Sizi onlara muzaffer kılmış ve nihâyet onlar size arkalarını dönerek kaçmış, siz de onları öldürmeye başlamıştınız. Ama nihayet siz kendi tehlikenize sebep olacak ve kendinize karşı düşmanlarınıza yardım edecek hale geldiniz. Zira “…yılgınlık” zayıflık ve korkaklık “gösterdiniz”, Allah’ın kaynaşmayı ve anlaşmazlığa düşmemeyi içeren emrini terk edip “verilen emir hakkında çekiştiniz” ve anlaşmazlığa düştünüz.

Aranızdan kimisi: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in bizi yerleştirmiş olduğu bu yerimizde kalacağız, derken kimisi de: Artık düşman bozguna uğrayıp geri dönmüşken ve yerimizden ayrılmamızın bir sakıncası kalmamışken, bizim burada durmamızın anlamı yoktur, dedi ve böylece Peygamberin emrine karşı geldiniz, onun emrini terk ettiniz. Bu ise “arzu ettiğinizi size gösterdikten sonra” olmuştu. Arzu ettiğiniz şey ise düşmanlarınızın bozguna uğrayıp geri kaçmasıydı. Halbuki Yüce Allah bir kimseye istediği bir şeyi nimet olarak ihsan etmiş ise o kimseye düşen görev, diğerlerinden daha büyüktür. İşte özellikle bu durumda ve genel olarak diğer hallerde Allah’ın emrine ve Rasûlünün buyruğuna uymak icabeder. Ama o vakit “içinizden kimi dünyayı istiyordu” ki bunlar bu durumla karşı karşıya kalmalarına sebep olanlardır “kimi de âhireti istiyordu.” Bunlar da Allah Rasûlünün emrine bağlı kalan ve emrolundukları yerde sebat gösterenlerdi.

“Sonra sizi sınamak için sizi onlar(a galip gelmekten) alıkoydu” yani sizin bu halleriniz ortaya çıktıktan sonra Allah sizi onlardan geri çevirdi; böylelikle düşmanı arkanıza almış oldunuz. Bu da Allah’tan sizin için bir deneme ve bir imtihandı. Tâ ki mü’min kâfirden, itaatkâr isyankârdan açık seçik ayırt edilsin ve bu musibet ile Allah sizden sadır olan kusurları affedip bağışlasın. İşte bundan dolayı da: “Bununla beraber sizi kesinlikle affetti. Allah mü’minlere karşı lütufkârdır.” buyurmaktadır. Yani onlara İslâm’ı lütfedip İslâm’ın şer’î hükümlerine ileterek, günahlarını affederek ve karşılaştıkları musibetler dolayısı ile onları mükâfaatlandırarak onlar üzerinde büyük bir lütfa sahiptir. Mü’minler üzerindeki lütfunun bir tecellisi de haklarında hayır veya musibet her ne takdir ettiyse mutlaka bu takdirin, onlar için hayırlı olmasıdır. Eğer onlara bir bolluk ve rahatlık isabet edecek olursa şükrederler. Allah da onlara şükredenlerin mükâfatını verir. Şâyet onlara bir sıkıntı isabet edecek olursa sabrederler, O da onları sabredenlerin mükâfatı ile mükâfatlandırır.

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

Andolsun ki Allah, Uhud günü düşmanlarınıza karşı size yardım ederek vaadini tuttu. Allah Teâlâ'nın izniyle onları şiddetli bir şekilde öldürüyordunuz. Hatta korktunuz ve Peygamber'in emrettiği şeyi yerine getirmeyip zaafa düştünüz. Yerinizde kalmak ya da ganimeti toplamak için yerinizi terk etmek hususunda ihtilafa düştünüz. Her hâlukârda yerinizde kalma hususunda Peygamber'in emrine karşı geldiniz. Bu durum, Allah'ın düşmanlarınıza karşı size arzuladığınız zaferi göstermesinden sonra gerçekleşti. Sizden dünya ganimetini isteyen de vardı ki, onlar yerlerini bırakan kimselerdir. Ve yine sizden ahiret sevabını isteyenler de vardı ki; onlar Rasûlün emrine itaat ederek yerlerinde kalanlardır. Sonra Allah sizi bundan uzaklaştırdı, sizi imtihan etmek için düşmanı musallat etti ki belaya karşı sabreden Mümin ile ayağı kayan ve nefsi zayıf olan ortaya çıksın. Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'in emrine muhalefet ederek işlediğiniz şeyi Allah affetti. Allah Müminlere karşı büyük lütuf sahibidir. Öyle ki onları iman üzere hidayet etmiş, günahlarını bağışlamış ve musibetlerine karşılık mükâfatlandırmıştır.

Kelimeler

40 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. وَلَقَدْ velekad elbette
  2. صَدَقَكُمُ sadekakumu size doğruladı kök: صدق
  3. ٱللَّهُ llahu Allah kök: اله
  4. وَعْدَهُۥٓ vea'dehu (yardım) va'dini kök: وعد
  5. إِذْ iz sürece
  6. تَحُسُّونَهُم tehussunehum onları öldürdüğünüz kök: حسس
  7. بِإِذْنِهِۦ ۖ biiznihi kendi izniyle kök: اذن
  8. حَتَّىٰٓ hatta nihayet
  9. إِذَا iza nezaman ki
  10. فَشِلْتُمْ feşiltum siz korktunuz kök: فشل
  11. وَتَنَـٰزَعْتُمْ ve tenazea'tum ve (birbirinizle) çekiştiniz kök: نزع
  12. فِى fi hakkında
  13. ٱلْأَمْرِ l-emri (verilen) emir kök: امر
  14. وَعَصَيْتُم ve asaytum ve isyan ettiniz kök: عصي
  15. مِّنۢ min
  16. بَعْدِ bea'di sonra kök: بعد
  17. مَآ ma
  18. أَرَىٰكُم erakum size gösterdikten kök: راي
  19. مَّا ma şey(galibiyet)i
  20. تُحِبُّونَ ۚ tuhibbune sevdiğiniz kök: حبب
  21. مِنكُم minkum sizden
  22. مَّن men kiminiz
  23. يُرِيدُ yuridu istiyordu kök: رود
  24. ٱلدُّنْيَا d-dunya dünyayı kök: دنو
  25. وَمِنكُم ve minkum ve sizden
  26. مَّن men kiminiz
  27. يُرِيدُ yuridu istiyordu kök: رود
  28. ٱلْـَٔاخِرَةَ ۚ l-ahirate ahireti kök: اخر
  29. ثُمَّ summe sonra
  30. صَرَفَكُمْ sarafekum (Allah) geri çevirdi kök: صرف
  31. عَنْهُمْ anhum onlardan
  32. لِيَبْتَلِيَكُمْ ۖ liyebteliyekum sizi denemek için kök: بلو
  33. وَلَقَدْ velekad andolsun ki
  34. عَفَا afa bağışladı kök: عفو
  35. عَنكُمْ ۗ ankum sizi
  36. وَٱللَّهُ vallahu Allah kök: اله
  37. ذُو zu sahibidir
  38. فَضْلٍ fedlin lütuf kök: فضل
  39. عَلَى ala karşı
  40. ٱلْمُؤْمِنِينَ l-mu'minine mü'minlere kök: امن

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 8 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı kök: فشل (4 geçiş) · Aynı olay: Uhud Gazvesi · Aynı kıssa: Uhud Gazvesi

    Hani sizden iki takım (paniğe kapılarak) çözülmeye yüz tutmuştu. Halbuki Allah onların yardımcısı idi. Mü'minler, yalnız Allah'a tevekkül etsinler.

  • Aynı olay: Uhud Gazvesi · Aynı kıssa: Uhud Gazvesi · Aynı kök: اذن (102 geçiş)

    Hiçbir kimse Allah'ın izni olmadan ölmez. Ölüm belirli bir süreye göre yazılmıştır. Kim dünya menfaatini isterse, kendisine ondan veririz. Kim de…

  • Aynı olay: Uhud Gazvesi · Aynı kıssa: Uhud Gazvesi · Aynı kök: حبب (95 geçiş)

    Allah da onlara hem dünya nimetini, hem de ahiretin güzel mükafatını verdi. Allah, güzel davrananları sever.

  • Aynı olay: Uhud Gazvesi · Aynı kıssa: Uhud Gazvesi · Aynı kök: عفو (35 geçiş)

    İki topluluğun karşılaştığı gün, içinizden yüz çevirip kaçanları, şeytan ancak yaptıkları bazı hatalardan dolayı yoldan kaydırmak istemişti. Ama yine…

  • Aynı kök: عفو (35 geçiş) · Aynı kök: حبب (95 geçiş) · Aynı kök: فضل (104 geçiş)

    İçinizden varlık ve servet sahibi kimseler yakınlarına, düşkünlere ve Allah yolunda hicret edenlere (kendi mallarından bir şey) vermeyeceklerine…

  • Aynı kök: فشل (4 geçiş) · Aynı kök: نزع (20 geçiş)

    Hani Allah sana onları uykunda az gösteriyordu. Eğer sana onları çok gösterseydi elbette gevşerdiniz ve o iş hakkında birbirinizle çekişirdiniz.…

  • Aynı kök: فشل (4 geçiş) · Aynı kök: نزع (20 geçiş)

    Allah'a ve Resul'üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah…

  • Aynı kök: عفو (35 geçiş) · Aynı kök: حبب (95 geçiş) · Ortak kavram: Af

    Onlar bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar, öfkelerini yenenler, insanları affedenlerdir. Allah, iyilik edenleri sever.

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

67 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

Yemin olsun ki siz O'nun izni ile düşmanlarınızı öldürürken, Allah size olan sözünü yerine getirmiştir. Sonunda gevşeklik göstermiştiniz; (Allah) size sevdiğiniz (istediğiniz) şeyi gösterdikten sonra durum hakkında birbirinizle tartışmış ve isyan etmiştiniz. dipnot 1 Dünyayı isteyeniniz de ahireti isteyeniniz de vardı. Sonra (Allah) denemek için sizi onlardan geri çevirmişti. Yemin olsun ki sizi bağışlamıştı. dipnot 2 Allah müminlere çok lütufkârdır.

Mehmet Okuyan — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Yüce Allah Uhud'da müslümanların kendi aralarında yaşadığı tartışmaları hatırlatmakta, Al-i İmrân 3:125. ayette de belirtildiği gibi sabretmediklerini, sorumlu ve duyarlı davranmadıklarını ifade ederek durum hakkında birbirleriyle tartıştıklarını, dolayısıyla öncelikle istediklerine nail olduktan hemen sonra ganimet hırsına kapılarak Al-i İmrân 3:121. ayette de belirtildiği üzere, Hz. Muhammed'in ayrılmamalarını tembihlediği yeri terk ettiklerini, emre isyanda bulunduklarını, sonuçta savaşın gerektirdiği ciddiyeti kaybedip gevşediklerini dile getirmektedir.
  2. metne dön, dipnot 2
    Bu ayetten de anlaşıldığı gibi, insanlar çok büyük günah da işlemiş olsalar herhangi bir inkâra kalkışmadıkları sürece onlar mümindirler; böylelerini imansızlıkla itham etmek hiçbir şekilde doğru değildir. Çünkü inkâr edilmediği sürece hiçbir günah Yüce Allah'ın [af] ve [mağfiret] sıfatlarından daha büyük değildir. Bu itibarla, müslümanlara düşen görev, hata işlediklerinde hemen [istiğfar] etmeleri, yani özür dilemeleri ve peşinden de özre neden olan şeyin tersini uygulayarak tevbeyi gerçekleştirmeleri, samimiyetlerini göstermeleridir. [Muttakî] [muhsin]ler hiç hata yapmayan kişiler değildir; Al-i İmrân 3:135'te belirtildiği gibi onlar bilerek hatada ısrar etmeyenlerdir.

Mustafa İslamoğlu

Ve doğrusu Allah size verdiği sözü tuttu; hatırlayın ki O'nun izni sayesinde köklerini kazıyordunuz; ne ki arzuladığınız zaferi Allah size gösterdikten sonra gevşeyip (Peygamber'in) emri konusunda tartıştınız ve itaatsizlik ettiniz. İçinde dünyaya özlem duyanlar olduğu gibi, ahirete özlem duyanlar da vardı. Bunun üzerine Allah, sizi sınamak için düşmanlarınızı yenmenize mani oldu. Fakat O (şimdi) sizi bağışladı; zaten Allah inananlara karşı çok lütufkardır.

Muhammed Esed

Allah elbette size verdiği sözü tuttu; O'nun izniyle düşmanlarınızı yok etmek üzereydiniz; ne var ki Allah size arzuladığınız (zaferi) gösterdikten sonra gevşediniz, (Peygamber'den gelen) emre aykırı davrandınız ve itaatsizlik ettiniz. Aranızda (sadece) bu dünyaya ilgi duyan kimseler olduğu gibi, ahirete gönül verenler de mevcuttu: Bunun üzerine Allah, sizi sınamak için düşmanlarınızı yenmenize mani oldu. Ama O, şimdi günahlarınızı bağışladı, zira Allah'ın inananlara lütfu sınırsızdır.

Ahmed Hulusi

(Uhud'da) Allah elbette size sözünü tuttu; varlığınızdaki Allah Esma'sının elverdiği kuvve ile (biiznihi) onları yok etmek üzereydiniz. Ancak Allah size sevdiğinizi (zafer ve ganimet) gösterdiğinde zayıflık gösterdiniz ve size verilmiş olan hükme isyan edip tartıştınız. Sizden kimi dünyalığı istiyordu (görev yerini bırakıp ganimete koştu), kimi de sonsuz geleceği (Rasulün hükmüne uyup direndi ve şehid oldu). Sonra Allah, size ne durumda olduğunuzu göstermek için geri çevirdi. Bununla beraber sizi affetti. Allah iman edenlere fazl sahibidir.

Ali Bulaç

Andolsun, Allah size verdiği sözünde sadık kaldı; siz O'nun izniyle onları kırıp geçiriyordunuz. Öyle ki sevdiğiniz (zafer)i size gösterdikten sonra, siz yılgınlık gösterdiniz, isyan ettiniz ve emir hakkında çekiştiniz. Sizden kiminiz dünyayı, kiminiz ahireti istiyordu. Sonra (Allah) denemek için sizi ondan çevirdi. Ama (yine de) sizi bağışladı. Allah mü'minlere karşı fazl (ve ihsan) sahibi olandır.

Ali Özek ve heyeti

Siz Allah’ın izni ile düşmanlarınızı öldürürken, Allah, size olan vâdini yerine getirmiştir. Nihayet, öyle bir an geldi ki, Allah arzuladığınızı (galibiyeti) size gösterdikten sonra zaafa düştünüz; (Peygamberin verdiği) emir konusunda tartışmaya kalkıştınız ve âsi oldunuz. Dünyayı isteyeniniz de vardı, ahireti isteyeniniz de vardı. Sonra Allah, denemek için sizi onlardan (onları mağlup etmekten) alıkoydu. Ve andolsun sizi bağışladı. Zaten Allah, müminlere karşı çok Iütufkârdır.

Ali Rıza Safa

Gerçek şu ki, Allah, size verdiği sözü tuttu. O'nun izniyle, onları kırıp geçirdiniz. Ama Allah, istediğinizi size gösterdikten sonra gevşediniz, tartıştınız ve karşı geldiniz. Kiminiz dünyayı; kiminiz sonsuz yaşamı istiyordu. Sonra, sizi sınamak için onlardan çevirdi ve gerçek şu ki, sizi bağışladı. Çünkü Allah, İnananlara Karşı Lütuf Sahibidir. dipnot 73

Ali Rıza Safa — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 73
    3:152-156 ayetleri, Uhud Savaşı ile ilişkilidir. Medine'nin kuzeyindeki Uhud bölgesinde, Müslümanlarla ortaklar koşanlar arasınd.[625] yılında gerçekleşen savaş sırasında, güvenlik amacıyla tepeye yerleştirilen okçular, savaş kazanımları için aceleci davranarak tepeyi bırakmışlardı. Peygamberin önderliğindeki Müslümanlar, kazanmak üzere oldukları savaşı yitirmiş ve Medine'ye döndüklerinde, "Allah, kazanacağımız konusunda hani bize söz vermişti?" diyerek peygambere yakınışta bulunmuşlardı.

Bayraktar Bayraklı

Allah, elbette size verdiği sözü tuttu. O'nun izniyle düşmanlarınızı yok etmek üzereydiniz; ne var ki Allah size arzuladığınız zaferi gösterdikten sonra gevşediniz, peygamberden gelen emre aykırı davrandınız ve itaatsizlik ettiniz. Aranızda sadece bu dünyaya ilgi duyan kimseler olduğu gibi, ahirete gönül verenler de mevcuttu. Bunun üzerine Allah, sizi sınamak için düşmanları yenmenize mani oldu. Ama Allah günahlarınızı bağışladı; zira Allah'ın inananlara lütfu sınırsızdır.

Edip Yüksel

ALLAH size verdiği sözde durdu ve nitekim izniyle onları darmadağın ettiniz. Ama, sevdiğinizi size gösterdikten sonra duraksadınız, savaş hakkında birbirinizle çekiştiniz ve emirleri dinlemediniz. Kiminiz dünyayı istiyordu, kiminiz de ahireti... Sonra, sınamak için sizi onlardan çevirdi ve her şeye rağmen sizi affetti. ALLAH'ın iman edenlere nimeti boldur.

Edip Yüksel (Eski Baskı)

ALLAH size verdiği sözde durdu ve nitekim izniyle onları darmadağın ettiniz. Ama, sevdiğiniz (zaferi) size gösterdikten sonra duraksadınız, savaş hakkında birbirinizle çekiştiniz ve emirleri dinlemediniz. Kiminiz dünyayı istiyordu, kiminiz de ahireti... Sonra, sınamak için sizi onlardan çevirdi ve her şeye rağmen sizi affetti. ALLAH'ın inananlara nimeti boldur

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Gerçek şu ki, sizler Allah'ın izniyle onları kesip doğrarken, Allah'ın size va'di doğru çıktı. Nihayet o sevdiğiniz zaferi Allah size gösterdikten sonra isyan edip verilen emirde çekişip yıldığınız ana kadar ki, kiminiz dünyayı, kiminiz ahireti istiyordu. Sonra Allah, sizleri denemek için onlardan (geri) çevirdi. Bununla birlikte sizi de bağışladı. Çünkü Allah'ın inananlara bir lütfu vardır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Filhakika Allahın size va'di doğru çıktı, o hengamda onları doğruyordunuz ta o sevdiğiniz galebeyi Allah size gösterdikten sonra ısyan edib verilen emirde nizaa kalarak yıldığınız lahzeye kadar ki kiminiz dünyayı isteyordu, kiminiz Ahıreti isteyordu, sonra Allah sizi mübtela kılmak için onlardan çevirdi, maamafih sizden afiv de etti, Allahın mü'minlere bir fazlı var

Erhan Aktaş

Elbette Allah, size verdiği sözü tuttu; O'nun izni ile onları kırıp geçiriyordunuz. Ne var ki arzuladığınız zafere kavuştuktan sonra, gevşediniz. Verilen emre uymayarak, itaatsizlik ettiniz. Kiminiz dünyayı isterken, kiminiz de ahireti istiyordu. Bundan dolayı Allah sınamak için, size olan desteğini kesti. Ancak yine de sizi affetti. Allah, Mü'minlere karşı gerçekten lütuf dipnot 1 sahibidir.

Erhan Aktaş — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Hoşnut edici, dostça davranış, incelik, iyilik.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Elbette Allah, size verdiği sözü tuttu; O'nun izni dipnot 1 ile onları kırıp geçiriyordunuz. Ne var ki arzuladığınız zafere kavuştuktan sonra, gevşediniz. Verilen emre uymayarak, itaatsizlik ettiniz. Kiminiz dünyayı isterken, kiminiz de ahireti istiyordu. Bundan dolayı Allah sınamak için, size olan desteğini kesti. Ancak yine de sizi affetti. Allah, müminlere karşı gerçekten lütuf dipnot 2 sahibidir.

Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    "Allah'ın izni ile", terkibi, "Allah'ın belirlediği ilke ve kurallara göre, " Allah'ın bilgisine göre ve bilgisi gereği anlamlarına gelmektedir.
  2. metne dön, dipnot 2
    Hoşnut edici, dostça davranış, incelik, iyilik.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Elbette Allah, size verdiği sözü tuttu; O'nun izni ile onları kırıp geçiriyordunuz. Ne var ki arzuladığınız zafere kavuştuktan sonra, gevşediniz. Verilen emre uymayarak, itaatsizlik ettiniz. Kiminiz dünyayı isterken, kiminiz de ahireti istiyordu. Bundan dolayı Allah sizi sınamak için, size olan desteğini kesti. Ancak yine de sizi affetti. Allah, müminlere karşı gerçekten lütuf sahibidir.

Gültekin Onan

Andolsun, Tanrı size verdiği sözünde sadık kaldı; siz O'nun izniyle onları kırıp geçiriyordunuz. Öyle ki sevdiğiniz (zafer)i size gösterdikten sonra siz yılgınlık gösterdiniz, isyan ettiniz ve buyruk hakkında çekiştiniz. Sizden kiminiz dünyayı, kiminiz ahireti istiyordu. Sonra (Tanrı) denemek için sizi ondan çevirdi. Ama (yine de) sizi bağışladı. Tanrı inançlılara karşı fazl sahibi olandır.

Hasan Basri Çantay

Andolsun ki Allahın size olan va'di Onun izn (-ü keremi) ile onları (düşmanları kolayca) öldüregeldiğiniz, hatta sevmekde olduğunuz (zafer) i de size gösterdiği zamana kadar — yerine gelmişdi. (Sonra) siz yılgınlık gösterdiniz, isyan etdiniz, (verilen) emir hakkında çekişdiniz. İçinizden kimi dünyayı istiyor, (yine) içinizden kimi ahireti diliyordu. Sonra Allah size ibtila vermek için sizi onlardan geri çevirdi. (Bununla beraber) sizi muhakkak bağışladı da. Zaten Allah mü'minlere bol lutf-ü inayet saahibidir.

İbni Kesir

Gerçekten Allah'ın size olan vaadi doğru çıktı; O'nun izni ile kafirleri kırıp biçiyordunuz ki içinizden, dünyayı isteyenler ve ahireti isteyenler bulunduğundan sevdiğiniz zaferi size gösterdikten sonra; baş kaldırdığınız, verilen emir hakkında çekiştiğiniz ve yıldığınız zaman, imtihan etmek için Allah sizi mağlubiyete uğrattı. Bununla beraber sizi bağışladı. Allah mü'minlere lütufkardır.

Mehmet Alagaş

(152-158) Allah size verdiği sözü kesinlikle doğruladı / tasdikledi, O’nun izniyle onların köklerini kazıyordunuz , s ize sevdiğiniz şeyler gösterildikten sonra gevşeklik gösterdiniz ve emir konusunda çekiştiniz, sizden kimileri yakında olanı / dünyada olanı istiyordu, kimileriniz de ahireti istiyordu. Sonra sizi imtihan amaçlı geri çekti. (Yenildiniz) Kesin olan şu ki sizleri affetti, Allah müminler üzerinde fazıl sahibidir. Bir vakit kaçıyordunuz ve geriye dönüp kimseye dahi bakmıyordunuz , Resul sizleri arkanızdan çağırıyordu. Size gam üstüne gam isabet etti ki elinizden gidene / kaybettiğinize ve size isabet edene üzülmeyesiniz. Allah yaptıklarınızdan haberi olandır. Bu gam sonrasından sonra size bir güven indirdi, sizden bir grubu da uyku hali sarıyordu, bir grup da kendinin derdine düşmüştü, Allah hakkında cahiliyette ki gibi gerçek dışı şeyler düşünüyorlardı, bu işten bize bir şey var mı ki? Diyorlardı , de ki kesinlikle işlerin hepsi Allah içindir , sana açık edemedikleri şeyleri içlerinde / kendilerinde saklıyorlardı , bize bu işten bir şey olsaydı eğer, buralarda öldürülmezdik diyorlar, de ki eğer evlerinizde dahi olsaydınız, ölümü yazılı olanlar öldürülecekleri yere giderlerdi, Allah sizi göğsünüzde olanla imtihan etti, (Savaşa gider miyim? Gitmez miyim?) sizin kalplerinizde olanları açığa çıkardı. Allah kalplerde olanı bilendir. İki cemaat karşılaştığı gün, sizden geri dönenler oldu, kesinlikle şeytan onların ayaklarını, kazandıklarından dolayı kaydırdı. Kesin olan şu ki Allah onları affetti muhakkak ki Allah bağışlayandır ve nazik davranandır. Ey İman edenler, kafirler gibi olmayın , kardeşleri yeryüzünde dolanan yahut gaza da olanlar için keşke yanımızda olsalardı ne ölürlerdi ne de öldürülürlerdi dediler. Allah bunu kalplerinde hasar oluşması için yaptı. Allah diriltir ve öldürür. Allah yaptıklarınızı görendir. Eğer Allah’ın yolunda öldürülürseniz yahut ölürseniz , Allah tarafından bağışlanmak ve esirgenmek topladıklarınızdan hayırlıdır, ölseniz de öldürülseniz de kesinlikle Allah’ta toplanacaksınız.

Rowwad Tercüme Merkezi

Allah, elbette size verdiği sözü tuttu. O'nun izniyle düşmanlarınızı yok etmek üzereydiniz. Fakat, Allah size arzuladıklarınızı (zaferi) gösterdikten sonra zaaf gösterdiniz, ayrılığa düştünüz ve (peygamberin) emrine itaatsizlik ettiniz. İçinizden dünyayı isteyenler de vardı, ahireti isteyenler de. Sonra imtihan etmek için onların karşısında sizi bozguna uğrattı. Artık Allah sizi affetmiştir. Çünkü Allah, Müminlere karşı çok lütufkardır.

Süleyman Ateş

Kendi izniyle onları öldürdüğünüz sürece Allah, size (yardım) va'dini doğruladı: Nihayet siz korktunuz, Allah size sevdiğiniz(galibiyet)i gösterdikten sonra (verilen) emir hakkında (birbirinizle) çekişip isyan ettiniz: Kiminiz dünyayı istiyordu, kiminiz ahireti istiyordu. Sonra Allah sizi denemek için onlardan geri çevirdi (yenilgiye uğrattı. Buna rağmen) sizi bağışladı. Allah mü'minlere karşı çok lutufkardır.

Süleymaniye Vakfı

Allah size verdiği sözü elbette tuttu; dipnot 1 (Uhud savaşında) Allah'ın izniyle kafirleri kırıp geçiriyordunuz. Nihayet arzu ettiğiniz şeyi (zaferi) size göstermesinden sonra bir anda dağıldınız, yapmanız gereken işler konusunda anlaşmazlığa düştünüz ve isyan ettiniz. dipnot 2 Kiminiz dünyayı (ganimeti) istiyor, dipnot 3 kiminiz de ahireti istiyordu. dipnot 4 Sonra (Allah), yıpratıcı bir imtihandan geçirmek için sizi onları takipten geri çevirdi (galipken mağlup hale getirdi). Ama yine de sizi affetti. Allah inanıp güvenenlere karşı lütufkardır.

Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
  2. metne dön, dipnot 2
  3. metne dön, dipnot 3
    Benzer durum Bedir savaşında da yaşanmıştı (Enfal 8/67-68).
  4. metne dön, dipnot 4
    Bu sahabiler, Allah'ın emrine uyarak düşmanı tam etkisiz hale getirinceye kadar savaşmak istiyorlardı (Enfal 8/15-16, Muhammed 47/4).

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Bakın! Allah, verdiği sözü tuttu; anlaşmazlığa düşüp dağılıncaya kadar onun izniyle kafirleri kırıp geçirdiniz. İstediğiniz zaferi göstermesinden sonra isyan ettiniz. Kiminiz dünyayı istiyor, kiminiz de ahireti istiyordu. Sonra sizi, yıpratıcı bir imtihandan geçirmek için onların karşısında bozguna uğrattı. Allah'ın inanıp güvenenlere ikramı bol olduğu için yine de sizi affetti.

Şaban Britch

Allah, elbette size verdiği sözü tuttu. O'nun izniyle düşmanlarınızı yok etmek üzereydiniz. Fakat, Allah size arzuladıklarınızı (zaferi) gösterdikten sonra gevşediniz, ayrılığa düştünüz ve (peygamberin) emrine itaatsizlik ettiniz. İçinizden dünyayı isteyenler de vardı, ahireti isteyenler de. Sonra imtihan etmek için onların karşısında sizi bozguna uğrattı. Artık Allah sizi affetmiştir. Çünkü Allah, müminlere karşı çok lütufkardır.

Şaban Piriş

-Allah, sevdiğinizi gösterdikten sonra dağıldığınız, emir konusunda tartıştığınız ve isyan ettiğiniz ana kadar, size olan vaadini gerçekleştirmişti. O'nun izni ile kafirleri öldürüyordunuz. Sizden kimi dünya hayatını istiyor, kimi ahiret hayatını istiyordu. Sonra denemek için onların karşısında sizi bozguna uğrattı. Artık Allah sizi affetmiştir. Çünkü Allah, müminlere karşı çok lütufkardır.

Yaşar Nuri Öztürk

Andolsun ki, siz onları Allah'ın izniyle öldürmekteyken, Allah size vaadini doğrulamıştı. Nihayet siz korkuya kapıldınız, yapılacak iş hususunda çekiştiniz. Ve Allah, sevdiğiniz şeyi size gösterdikten sonra isyan ettiniz. İçinizden bir kısmı dünyayı istiyordu, bir kısmınız ise ahireti istiyordu. Sonra sizi imtihan etmek için onlardan uzaklaştırdı. Yemin olsun, sizi affetmişti. Allah, müminlere karşı lütuf sahibidir.

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

Allah has kept His promise to you as was shown in putting your enemy to rout, Allah permitting, until you began to falter by reason of opposing arguments. Some were in favour of obeying the Prophet's command and maintaining their posts and the others against his command, running after booty, at a time when the Prophet was about to make the victory. Among you are those who are concerned only with the interests and pleasures of life below and its mundane things, and others whose main concern is Allah’s grace Hereafter. Then did Allah distract your minds and your attention and made you draw off from the battle field to test your true inclination and He afforded you forgiveness. Allah’s bounty abounds in those whose hearts have been impressed with the image of religious and spiritual virtues.

Abdul Haleem

God fulfilled His promise to you: you were routing them, with His permission, but then you faltered, disputed the order, and disobeyed, once He had brought you within sight of your goal- some of you desire the gains of this world and others desire the world to come- and then He prevented you from [defeating] them as a punishment. He has now forgiven you: God is most gracious to the believers.

Abdullah Yusuf Ali

Allah did indeed fulfil His promise to you when ye with His permission Were about to annihilate your enemy,-until ye flinched and fell to disputing about the order, and disobeyed it after He brought you in sight (of the booty) which ye covet. Among you are some that hanker after this world and some that desire the Hereafter. Then did He divert you from your foes in order to test you but He forgave you: For Allah is full of grace to those who believe.

Abul A'la Maududi

Allah surely fulfilled His promise (of succour) when you were slaying them by His leave until the moment when you flagged and quarrelled among yourselves about the matter, and acted against the order of (the Prophet). Soon He showed you what you had intensely desired - for some among you sought this world and some of you sought the Next. Thereupon, in order to put you to a test He turned you away from your foes. Still He pardoned you after that dipnot 1 for Allah is Bounteous to those who believe.

Abul A'la Maududi — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    The failure of the Muslims was of such a serious nature that had God not pardoned them they might have been obliterated there and then. It was out of God's grace, support and patronage that after the Muslims had been overpowered by the enemy the latter were seized with perplexity and confusion, and withdrew.

Aisha Bewley

Allah fulfilled His promise to you when you were slaughtering them by His permission. But then you faltered, disputing the command, and disobeyed after He showed you what you love.* Among you are those who want this world and among you are those who want the next World. Then He turned you from them in order to test you – but He has pardoned you. Allah shows favour to the muminun.

Al-Hilali & Khan

And Allâh did indeed fulfil His Promise to you when you were killing them (your enemy) with His Permission; until (the moment) you lost your courage and fell to disputing about the order, and disobeyed after He showed you (of the booty) which you love. Among you are some that desire this world and some that desire the Hereafter. Then He made you flee from them (your enemy), that He might test you. But surely, He forgave you, and Allâh is Most Gracious to the believers.

Ali Quli Qarai

Allah certainly fulfilled His promise to you when you were slaying them with His leave, until you lost courage, disputed about the matter, and disobeyed after He showed you what you loved. Some of you desire this world, and some of you desire the Hereafter. Then He turned you away from them so that He might test you. Certainly He has excused you, for Allah is gracious to the faithful.

Amatul Rahman Omar

And certainly Allâh had made good His promise to you when you were slaying them to pieces by His leave (in the Battle of Uhud), until, when you became lax and disagreed among yourselves about the (implications of the) order (of the Prophet), and you disobeyed (your leader Abdullah bin Jubair), after He had brought that (victory) which you desired within your sight (He withdrew His help from you). There were some among you who desired the present life and among you were those who desired the life to come. Then He turned you away from (gaining clear victory over) them (- the enemy), that He might reveal your (true) selves. Yet He surely pardoned you. Allâh is Gracious to the believers.

Arthur John Arberry

God has been true in His promise towards you when you blasted them by His leave; until you lost heart, and quarrelled about the matter, and were rebellious, after He had shown you that you longed for. Some of you there are that desire this world, and some of you there are desire the next world. Then He turned you from them, that He might try you; and He has pardoned you; and God is bounteous to the believers.

Bijan Moeinian

God indeed fulfilled His promise to give you victory [in the battle of ohud), giving you the upper hand at the beginning. It was you who disobeyed [the order of Commander Mohammad] and started a dispute among yourselves [and left your positions in order to secure your share of the confiscated materials.] Among you, there are those who are in love with this materialistic world and those who care about their Hereafter. Thus you were tried [to find out for yourself who fights for the acquisition of wealth and who fights for the cause of God.] That is how you lost and had to retreat. The Lord, however, forgave you as He is the most gracious to the believers.

E. Henry Palmer

God has truly kept His promise, when ye knocked them senseless by His permission, until ye showed cowardice, and wrangled, and rebelled, after he had shown you what ye loved. Amongst you are those who love this world, and amongst you are those who love the next. Then He turned you away from them to try you; but He has pardoned you, for God is Lord of grace unto believers,-

Edip-Layth

God has fulfilled His promise to you, that you would overwhelm them by His leave; but then you failed and disputed in the matter and disobeyed after He showed you what you had sought. Some of you want this world, and some of you want the Hereafter. Then He let you retreat from them that He may test you; and He has pardoned you. God is with great favor over those who have acknowledged.

George Sale

God had already made good unto you his promise, when ye destroyed them by his permission, until ye became faint-hearted and disputed concerning the command of the apostle, and were rebellious; after God had shewn you what ye desired. Some of you chose this present world, and others of you chose the world to come. Then he turned you to flight from before them, that he might make trial of you: -- But he hath now pardoned you; for God is indued with beneficence towards the faithful; -

Hamid S. Aziz

Allah has truly kept His promise, when you routed them by His permission, until you showed cowardice, and wrangled, and rebelled, after He had shown you what you loved (booty). Amongst you are those who love this world, and amongst you are those who love the Hereafter. Therefore He made you flee from them to try you; but now He has pardoned you, for Allah is Lord of grace unto believers.

Mahmoud Ghali

And indeed Allah has already sincerely (made good) His promise (Literally: was truly sincere in His promise) to you as you overwhelmed them by His permission until you were disheartened and contended together about the Command (i. e. the Command of Allah) and disobeyed (i.e. disobeyed the Messenger) even after He had shown you what you love (The reference is to the Battle of 'Uhud when the archers deserted their posts to share in the spoils). Some of you (there were) who would have the present (life) (Literally: the lowly (life), i.e., life of this world) and some of you (there were) who would have the Hereafter. Thereafter He has made you turn about away from them, that he may try you. And He has already been clement towards you; and Allah is The Owner of Grace upon the believers.

Marmaduke Pickthall

Allah verily made good His promise unto you when ye routed them by His leave, until (the moment) when your courage failed you, and ye disagreed about the order and ye disobeyed, after He had shown you that for which ye long. Some of you desired the world, and some of you desired the Hereafter. Therefore He made you flee from them, that He might try you. Yet now He hath forgiven you. Allah is a Lord of Kindness to believers.

Mohamed Ahmed - Samira

The promise made to you by God was verified when you destroyed (the foe) by His leave, until you were unmanned and disputed the order, and thus disobeyed (the Apostle) even after He had brought you in sight of (victory) you longed for. Some of you desired this world, and some of you the next. Then He put you to flight before (them) in order to try you. But (now) He has forgiven you, for surely God is kind to the faithful.

Muhammad Asad

AND, INDEED, God made good His promise unto you when, by His leave, you were about to destroy your foes - until the moment when you lost heart and acted contrary to the [Prophet's] command, and disobeyed after He had brought you within view of that [victory] for which you were longing. There were among you such as cared for this world [alone], just as there were among you such as cared for the life to come: whereupon, in order that He might put you to a test, He prevented you from defeating your foes. But now He has effaced your sin: for God is limitless in His bounty unto the believers.

Mustafa Khattab

Indeed, Allah fulfilled His promise to you when you ˹initially˺ swept them away by His Will, then your courage weakened and you disputed about the command and disobeyed,[1] after Allah had brought victory within your reach. Some of you were after worldly gain while others desired a heavenly reward. He denied you victory over them as a test, yet He has pardoned you. And Allah is Gracious to the believers.

Progressive Muslims

And God has fulfilled His promise to you, that you would overwhelm them by His leave; but then you failed and disputed in the matter and disobeyed after He showed you what you had sought. Some of you want this world, and some of you want the Hereafter. Then He let you retreat from them that He may test you; and He has pardoned you. God is with great favour over the believers.

Rashad Khalifa

GOD has fulfilled His promise to you, and you defeated them by His leave. But then you wavered, disputed among yourselves, and disobeyed after He had shown you (the victory) you had longed for. But then, some of you became distracted by the spoils of this world, while others were rightly concerned with the Hereafter. He then diverted you from them to test you. He has pardoned you. GOD showers the believers with His grace.

Sahih International

And Allah had certainly fulfilled His promise to you when you were killing the enemy by His permission until [the time] when you lost courage and fell to disputing about the order [given by the Prophet] and disobeyed after He had shown you that which you love. Among you are some who desire this world, and among you are some who desire the Hereafter. Then he turned you back from them [defeated] that He might test you. And He has already forgiven you, and Allah is the possessor of bounty for the believers.

Sam Gerrans

And God was indeed true in His promise to you. When you were aware of them by His leave, when you had lost heart and disputed concerning the affair, and rebelled after He had shown you what you love[...]. Among you is he who desires the World; and among you is he who desires the Hereafter. Then He turned you away from them that He might try you; and He has pardoned you; and God is bountiful to the believers.

Shabbir Ahmed

Allah made good His promise to you when you routed them by His leave. But then you wavered, disputed among yourselves, and disobeyed after He had shown you the victory you wanted. You were winning the battle of Uhud, but then some of you were distracted by the spoils of the world, while others were concerned with the Hereafter. You disengaged from the enemy and were tested according to His Law. When you mended, Allah pardoned you. Allah is full of Grace for the true believers.

Syed Vickar Ahamed

And Allah did indeed fulfill His promise to you, when you, with His permission were about to destroy your enemy— Until you hesitated and fell to disputing about the order, and disobeyed it after He brought you in sight (of the things won over in the war) which you love. Among you are some who desire this world and some that desire the Hereafter. He diverted you from your enemies in order to test you. Yet surely, He forgave you: And Allah is full of Grace to those who believe.

Taqi Usmani

Allah has surely fulfilled His promise to you when you, with His will, were killing them off, until you showed weakness and disputed in the matter and disobeyed after He had shown you what you liked.Among you there were some who were seeking the mundane, and among you there were others who were seeking the Hereafter. After that, He reversed your position against them, so that He may test you. Of course, He has forgiven you. Allah is All-Gracious to the believers.

The Monotheist Group

And God has fulfilled His promise to you, that you would overwhelm them with His permission; but then you failed and disputed in the matter and disobeyed after He showed you what you had sought. Some of you want this world, and some of you want the Hereafter. Then He let you retreat from them that He may test you; and He has pardoned you. God is with great grace over the believers.

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — Âl-i İmrân suresi, 152. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — Âl-i İmrân suresi, 152. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — Âl-i İmrân suresi, 152. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩