Diyanet İşleri
(Ey Muhammed!) Onlara, o memleket halkını örnek ver. Hani oraya elçiler gelmişti.
Yâsîn suresi · 13–19. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Yâsîn suresi, 13. ayet. وَٱضْرِبْ لَهُم مَّثَلًا أَصْحَٰبَ ٱلْقَرْيَةِ إِذْ جَآءَهَا ٱلْمُرْسَلُونَ
(Ey Muhammed!) Onlara, o memleket halkını örnek ver. Hani oraya elçiler gelmişti.
Onlara (müşriklere) şu şehir halkını örnek ver: Hani onlara elçiler gelmişti. dipnot 1
Onlara, kendilerine elçiler gönderdiğimiz şehir halkının hikayesini anlat.
Onlara, elçilerimizi gönderdiğimiz o şehir halkı(nın hikayesin)i örnek olarak anlat.
Onlara o şehir halkını örnek ver. . . Hani oraya Rasuller gelmişti.
Sen onlara, o şehir halkının örneğini ver; hani oraya elçiler gelmişti.
Onlara, şu şehir halkını misal getir: Hani onlara elçiler gelmişti.
Gönderilenlerin geldiği, o kentin yoldaşlarını örnek ver.
Onlara o ülke halkını örnek ver. Hani, oraya peygamberler gelmişti.
Onlara, bir kent halkının kendilerine gelen elçilere gösterdiği tavrın örneğini ver.
Onlara, bir kent halkının kendilerine gelen elçilere gösterdiği tavrın örneğini ver.
Ve onlara o şehir halkını örnek ver. Hani oraya o gönderilen elçiler varmıştı.
Ve onlara, o karye sahiblerini temsil getir, o dem ki ona o gönderilen Resuller varmıştı
Onlara, o kentin halkını örnek ver. Hani, onlara Resuller gelmişti.
Onlara, o kentin halkını örnek ver. Hani, onlara resuller gelmişti.
Onlara, o kentin halkını örnek ver. Hani, onlara rasuller gelmişti.
Sen onlara, o şehir halkının örneğini ver, hani oraya elçiler gelmişti.
Onlara o şehir yaranını misal getir. Hani oraya elçiler gelmişdi.
Onlara misal olarak şu kasaba halkını anlat: Hani oraya elçiler gelmişlerdi.
(13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 30, 31, 32) Onlara şu memleket halkının örneğini ver, onlara elçiler gelmişti, onlara iki elçi göndermiştik, her ikisini de yalanladılar, üçüncüsü ile destek verdik / güçlendirdik , onlar da kesinlikle bizler sizlere gönderildik , dediler. S izler bizler gibi derilisiniz / beşersiniz, Rahman herhangi bir şey indirmemiştir, siz kesin yalan söylüyorsunuz dediler. Onlar da Rabbimiz de biliyor ki biz kesinlikle sizlere gönderilmiş elçileriz dediler. Bizim üzerimize düşen a paçık bilgilendirmektir / tebliğ etmektir. Onlar ise s izlerle biz uğursuzluğa uğradık, eğer vazgeçmez iseniz sizi taşlarız ve de bizden size acıtıcı / elem verici bir azap dokunur dediler. Size hatırlatmada bulunulduğu için mi uğursuzlandık diyorsunuz? uğursuzluğunuz zaten sizinle beraberdi, bilakis sizler israfçı bir kavimsiniz dediler. O esnada şehrin uzak tarafından bir adam koşturdu ve ey kavmim elçilere uyun / t âbi olun dedi, sizden ücret dahi istemeyenlere uyun, onlar yol a girmişler, beni yaratana niye ibadet etmeyeyim ki? hepiniz ona tekrar döneceksiniz / rücu edeceksiniz, Ondan başka ilah edinir miyim? Rahma n bana bir zarar mura t etse onların aracılığı / şefaati bana bir fayda sağlamaz, beni kurtaramazlar , işte o zaman ben , apaçık sapmışlıkta / dalalette olurum, ben Rabbinize iman ettim beni işitin dedi. Allah tarafından ona, haydi gir cennete denildi, O da keşke kavmim , Rabbimin beni bağışladığını ve bana ikramda bulunduğunu bilebilseydi , dedi. Onun ardından, kavmine gökten bir ordu dahi indirmedik, indirecekte değildik, s adece tek bir ses oldu / sayha oldu ve de söndüler. O kullar, hasretliğini çeksinler ki / kaçırdıklarına özlem duysunlar ki Resullerden her ne veril di ise onunla sadece alay ettiler. Onların öncelerinde memleketlerden ne kadarını helak etmişiz görmüyorlar mı? Onlar, bunlara geri de dönemiyorlar. Kesinlikle hepsi toparlanıp bizim için hazır hale getirilmiş vaziyetteler.
Onlara, şu şehir halkını misal getir: Hani onlara elçiler gelmişti.
Onlara elçilerin geldiği şu kent halkını misal olarak anlat:
Onlara şu kentin ahalisini örnek olarak anlat: Bir gün oraya elçilerimiz gelmişti.
Şu şehir halkının, elçiler geldiğinde yaptıklarını bunlara örnek ver.
Kendilerine elçiler gelmiş olan belde halkının misalini anlat onlara.
Kendilerine elçiler gelmiş olan belde halkının misalini anlat onlara.
Onlara o kent halkını örnek ver. Hani, elçiler gelmişti oraya.
Yâsîn suresi, 14. ayet. إِذْ أَرْسَلْنَآ إِلَيْهِمُ ٱثْنَيْنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزْنَا بِثَالِثٍ فَقَالُوٓا۟ إِنَّآ إِلَيْكُم مُّرْسَلُونَ
Hani biz onlara iki elçi göndermiştik de onları yalancı saymışlardı. Biz de onlara üçüncü bir elçi ile destek vermiştik. Onlar, "Şüphesiz biz size gönderilmiş elçileriz" dediler.
Hani kendilerine iki elçi gönderdiğimizde onları yalanlamışlardı. (İki elçiyi) üçüncü ile desteklemiştik ve "Biz (Allah tarafından) size gönderilmiş elçileriz." demişlerdi.
Bir zamanlar onlara iki elçi göndermiştik; ama ikisini de yalanladılar. Bunun üzerine (onları) bir üçüncüyle destekledik; ve onlar dediler ki: "Biz size gönderilmiş elçileriz."
Biz onlara iki (elçi) gönderdik, ikisini de yalanladılar; bunun üzerine (onları), üçüncü biri ile destekledik; ve bu (elçi)ler, "Bakın, biz (Allah tarafından) size gönderildik!" dediler.
Hani onlara iki (Rasul) irsal ettik de o ikisini de yalanladılar. . . Bunun üzerine bir üçüncüsü ile güçlendirdik de: "Doğrusu biz size irsal olunanlarız" dediler.
Hani onlara iki (elçi) göndermiştik, fakat ikisini yalanlamışlardı. Biz de (iki elçiyi) bir üçüncüyle güçlendirdik; böylece dediler ki: "Şüphesiz biz, size, gönderilmiş elçileriz."
İşte o zaman biz, onlara iki elçi göndermiştik. Onları yalanladılar. Bunun üzerine üçüncü bir elçi gönderdik. Onlar: Biz size gönderilmiş Allah elçileriyiz! dediler.
İki gönderdik; ikisini de yalanladılar. Bunun üzerine, üçüncü birisiyle destekledik. Şöyle dediler: "Biz, size gönderilenleriz!" dipnot 370
Hani biz onlara iki peygamber göndermiştik, onları yalanlamışlardı. Bunun üzerine biz, üçüncü bir peygamberle destek vermiştik. Şöyle demişlerdi: "Biz, size gönderilen peygamberleriz."
Onlara iki elçi göndermiştik, ikisini de yalanladılar. Bunun üzerine üçüncü biriyle desteklemiştik. "Biz size gönderilen elçileriz" demişlerdi.
Onlara iki elçi göndermiştik, ikisini de yalanladılar. Bunun üzerine üçüncü biriyle desteklemiştik. 'Biz size gönderilen elçileriz,' demişlerdi.
Hani onlara o iki elçiyi göndermiştik de onları yalanladılar; Biz de bir üçüncüsüyle onları güçlendirdik, varıp: "Haberiniz olsun, biz sizlere gönderilmiş elçileriz." dediler.
O sıra ki onlara o ikiyi göndermiştik, bunları tekzib ettiler, biz de bir üçüncü ile ızzet (ve kuvvet) verdik de varıp dediler: haberiniz olsun biz sizlere gönderilmiş Resulleriz
Onlara iki Resul göndermiştik. Fakat ikisini de yalanladılar. Bunun üzerine üçüncü ile destekledik. Dediler ki: "Biz, size gönderilmiş Resulleriz."
Onlara iki resul göndermiştik. Fakat ikisini de yalanladılar. Bunun üzerine üçüncü ile destekledik. Dediler ki: "Biz, size gönderilmiş resulleriz."
Onlara iki rasul göndermiştik. Fakat ikisini de yalanladılar. Bunun üzerine üçüncü ile destekledik. Dediler ki: "Biz, size gönderilmiş rasulleriz."
Hani onlara iki (elçi) göndermiştik, fakat ikisini yalanlamışlardı. Biz de (iki elçiyi) bir üçüncüyle güçlendirdik; böylece dediler ki: "Şüphesiz biz, size, gönderilmiş elçileriz."
Biz o zaman kendilerine iki (elçi) göndermişdik de onları tekzib etmişlerdi. Biz de bir üçüncü ile (bunları) takviye etmişdik de "Hakikat, biz size gönderilmiş elçileriz" demişlerdi.
Hani onlara iki elçi göndermiştik de bunları yalanlamışlardı. Bunun üzerine Biz de üçüncüsüyle desteklemiştik de: Biz, size gönderilmiş elçileriz, demişlerdi.
(13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 30, 31, 32) Onlara şu memleket halkının örneğini ver, onlara elçiler gelmişti, onlara iki elçi göndermiştik, her ikisini de yalanladılar, üçüncüsü ile destek verdik / güçlendirdik , onlar da kesinlikle bizler sizlere gönderildik , dediler. S izler bizler gibi derilisiniz / beşersiniz, Rahman herhangi bir şey indirmemiştir, siz kesin yalan söylüyorsunuz dediler. Onlar da Rabbimiz de biliyor ki biz kesinlikle sizlere gönderilmiş elçileriz dediler. Bizim üzerimize düşen a paçık bilgilendirmektir / tebliğ etmektir. Onlar ise s izlerle biz uğursuzluğa uğradık, eğer vazgeçmez iseniz sizi taşlarız ve de bizden size acıtıcı / elem verici bir azap dokunur dediler. Size hatırlatmada bulunulduğu için mi uğursuzlandık diyorsunuz? uğursuzluğunuz zaten sizinle beraberdi, bilakis sizler israfçı bir kavimsiniz dediler. O esnada şehrin uzak tarafından bir adam koşturdu ve ey kavmim elçilere uyun / t âbi olun dedi, sizden ücret dahi istemeyenlere uyun, onlar yol a girmişler, beni yaratana niye ibadet etmeyeyim ki? hepiniz ona tekrar döneceksiniz / rücu edeceksiniz, Ondan başka ilah edinir miyim? Rahma n bana bir zarar mura t etse onların aracılığı / şefaati bana bir fayda sağlamaz, beni kurtaramazlar , işte o zaman ben , apaçık sapmışlıkta / dalalette olurum, ben Rabbinize iman ettim beni işitin dedi. Allah tarafından ona, haydi gir cennete denildi, O da keşke kavmim , Rabbimin beni bağışladığını ve bana ikramda bulunduğunu bilebilseydi , dedi. Onun ardından, kavmine gökten bir ordu dahi indirmedik, indirecekte değildik, s adece tek bir ses oldu / sayha oldu ve de söndüler. O kullar, hasretliğini çeksinler ki / kaçırdıklarına özlem duysunlar ki Resullerden her ne veril di ise onunla sadece alay ettiler. Onların öncelerinde memleketlerden ne kadarını helak etmişiz görmüyorlar mı? Onlar, bunlara geri de dönemiyorlar. Kesinlikle hepsi toparlanıp bizim için hazır hale getirilmiş vaziyetteler.
Hani onlara iki elçi göndermiştik de onları yalanlamışlardı. Bir üçüncüsü ile onlara destek vermiştik. (Onlar:) "Biz, size gönderilen elçileriz." demişlerdi.
Biz onlara iki elçi gönderdik, onları yalanladılar, biz de (elçileri) üçüncü biriyle destekledik. Dediler ki: "Biz size gönderilen elçileriz."
Onlara iki elçi göndermiştik, ikisini de yalancı saydılar. O elçileri, bir üçüncüsü ile destekledik. "Biz, size gönderilen elçileriz." dediler dipnot 1 .
Onlara iki elçi gönderdik; yalanladılar. Sonra elçileri üçüncüsü ile destekledik. Onlar; "biz, size gönderilen elçileriz." dediler dipnot 1 .
Hani onlara iki elçi göndermiştik de onları yalanlamışlardı. Bir üçüncüsü ile onları güçlendirmiştik. Biz, size gönderilen elçileriz, demişlerdi.
Hani onlara iki elçi göndermiştik de onları yalanlamışlardı. Bir üçüncüsü ile onları güçlendirmiştik. -Biz, size gönderilen elçileriz, demişlerdi.
Hani, biz onlara iki kişi göndermiştik, onları yalanlamışlardı. Bunun üzerine biz, üçüncü bir kişiyle destek vermiştik. Şöyle demişlerdi: "Biz, size gönderilen elçileriz!"
Yâsîn suresi, 15. ayet. قَالُوا۟ مَآ أَنتُمْ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُنَا وَمَآ أَنزَلَ ٱلرَّحْمَٰنُ مِن شَىْءٍ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا تَكْذِبُونَ
Onlar şöyle dediler: "Siz de ancak bizim gibi insansınız. Rahman, hiçbir şey indirmemiştir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz."
(Şehir halkı elçilere) "Siz de ancak bizim gibi insansınız. dipnot 1 Rahmân (size) herhangi bir şey indirmemiştir; dipnot 2 siz sadece yalan söylüyorsunuz!" demişti.
(Şehir halkı) dediler ki: "Siz sadece bizim gibi beşer türüne mensupsunuz. O rahmet kaynağı da hiçbir şey indirmemiştir: siz sadece yalan söylüyorsunuz!"
(Berikiler): "Siz de bizim gibi ölümlü insanlarsınız!" diye cevap verdiler, "Ayrıca Rahman, herhangi bir (vahiy) de göndermiş değil. Siz sadece yalan söylüyorsunuz!"
Dediler ki: "Siz bizim gibi bir beşerden başka bir şey değilsiniz. . . Rahman da hiçbir şey inzal etmedi. . . Siz ancak yalan söylüyorsunuz. "
Dediler ki: "Siz, bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsiniz, Rahman (olan Allah) da herhangi bir şey indirmiş değildir. Siz, yalnızca yalan söylüyorsunuz."
Elçilere dediler ki: Siz de ancak bizim gibi birer insansınız. Rahmân, herhangi bir şey indirmedi. Siz ancak yalan söylüyorsunuz.
"Bizler gibi bir insanoğlundan başkası değilsiniz!" dediler; "Bağışlayan, hiçbir şey indirmemiştir; yalan söylüyorsunuz!"
Ülke halkı dedi ki: "Siz, bizim gibi birer insandan başka şey değilsiniz. Rahman hiçbir şey indirmemiştir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz!"
Dediler ki, "Siz de bizim gibi insandan başka bir şey değilsiniz. Rahman ise hiçbir şey indirmemiştir. Siz yalan söylüyorsunuz."
Dediler ki, 'Siz de bizim gibi insandan başka bir şey değilsiniz. Rahman ise hiçbir şey indirmemiştir. Siz yalan söylüyorsunuz.'
"Siz bizim gibi insandan başka birşey değilsiniz, hem Rahman hiç birşey indirmedi; siz sırf yalan söylüyorsunuz!" dediler.
Siz, dediler: bizim gibi bir beşerden başka bir şey değilsiniz, hem Rahman hiç bir şey indirmedi, siz sırf yalan söylüyorsunuz
Onlar: "Siz de bizim gibi birer beşersiniz. Rahman herhangi bir şey indirmedi. Siz sadece yalan söylüyorsunuz." dediler.
Onlar: "Siz de bizim gibi birer beşersiniz. Rahman herhangi bir şey indirmedi. Siz sadece yalan söylüyorsunuz." dediler.
Onlar: "Siz de bizim gibi birer insansınız. Rahman herhangi bir şey indirmedi. Siz sadece yalan söylüyorsunuz." dediler.
Dediler ki: "Siz, bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsiniz, Rahman da herhangi bir şey indirmiş değildir. Siz, yalnızca yalan söylüyorsunuz."
Onlar: "Siz, dediler, bizim gibi insandan başka (kimseler) değilsiniz. Hem Rahman hiçbir şey indirmemişdir?. Siz yalan söyler (kimse) lerden başkası değilsiniz.
Onlar da; siz, ancak bizim gibi birer insansınız. Rahman, size hiç bir şey indirmemiştir. Siz, sadece yalan söylüyorsunuz, demişlerdi.
(13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 30, 31, 32) Onlara şu memleket halkının örneğini ver, onlara elçiler gelmişti, onlara iki elçi göndermiştik, her ikisini de yalanladılar, üçüncüsü ile destek verdik / güçlendirdik , onlar da kesinlikle bizler sizlere gönderildik , dediler. S izler bizler gibi derilisiniz / beşersiniz, Rahman herhangi bir şey indirmemiştir, siz kesin yalan söylüyorsunuz dediler. Onlar da Rabbimiz de biliyor ki biz kesinlikle sizlere gönderilmiş elçileriz dediler. Bizim üzerimize düşen a paçık bilgilendirmektir / tebliğ etmektir. Onlar ise s izlerle biz uğursuzluğa uğradık, eğer vazgeçmez iseniz sizi taşlarız ve de bizden size acıtıcı / elem verici bir azap dokunur dediler. Size hatırlatmada bulunulduğu için mi uğursuzlandık diyorsunuz? uğursuzluğunuz zaten sizinle beraberdi, bilakis sizler israfçı bir kavimsiniz dediler. O esnada şehrin uzak tarafından bir adam koşturdu ve ey kavmim elçilere uyun / t âbi olun dedi, sizden ücret dahi istemeyenlere uyun, onlar yol a girmişler, beni yaratana niye ibadet etmeyeyim ki? hepiniz ona tekrar döneceksiniz / rücu edeceksiniz, Ondan başka ilah edinir miyim? Rahma n bana bir zarar mura t etse onların aracılığı / şefaati bana bir fayda sağlamaz, beni kurtaramazlar , işte o zaman ben , apaçık sapmışlıkta / dalalette olurum, ben Rabbinize iman ettim beni işitin dedi. Allah tarafından ona, haydi gir cennete denildi, O da keşke kavmim , Rabbimin beni bağışladığını ve bana ikramda bulunduğunu bilebilseydi , dedi. Onun ardından, kavmine gökten bir ordu dahi indirmedik, indirecekte değildik, s adece tek bir ses oldu / sayha oldu ve de söndüler. O kullar, hasretliğini çeksinler ki / kaçırdıklarına özlem duysunlar ki Resullerden her ne veril di ise onunla sadece alay ettiler. Onların öncelerinde memleketlerden ne kadarını helak etmişiz görmüyorlar mı? Onlar, bunlara geri de dönemiyorlar. Kesinlikle hepsi toparlanıp bizim için hazır hale getirilmiş vaziyetteler.
Elçilere dediler ki: Siz de ancak bizim gibi birer insansınız. Rahman, herhangi bir şey indirmedi. Siz sadece yalan söylüyorsunuz.
(Kentliler) Dediler ki: "Siz de bizim gibi insandan başka bir şey değilsiniz. Rahman bir şey indirmemiştir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz."
Kentin ahalisi şöyle dedi: "Siz sadece bizim gibi bir beşersiniz! dipnot 1 Rahman dipnot 2 da bir şey indirmiş değildir dipnot 3 ; siz sadece yalan söylüyorsunuz!"
Halk dedi ki; "Siz de tıpkı bizim gibi insansınız. Rahman dipnot 1 , bir şey indirmiş değildir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz."
Siz de bizim gibi insandan başka bir şey değilsiniz. Rahman, hiç bir şey indirmemiştir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz, diye cevap vermişlerdi.
-Siz de bizim gibi insandan başka bir şey değilsiniz, Rahman, hiçbir şey indirmemiştir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz, diye cevap vermişlerdi.
Kent halkı dedi ki: "Siz, bizim gibi birer insandan başka şey değilsiniz. Rahman hiçbir şey indirmemiştir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz."
Yâsîn suresi, 16. ayet. قَالُوا۟ رَبُّنَا يَعْلَمُ إِنَّآ إِلَيْكُمْ لَمُرْسَلُونَ
(Elçiler ise) şöyle dediler: "Bizim gerçekten size gönderilmiş elçiler olduğumuzu Rabbimiz biliyor."
(Elçiler) "Rabbimiz biliyor ki doğrusu biz size gönderilmiş elçileriz.
(Elçiler) dediler ki: "Rabbimiz biliyor ki biz size gönderilmiş elçileriz.
(Elçiler,) "Rabbimiz bilir ki" dediler, "biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz;
(Rasuller) dediler ki: "Rabbimiz biliyor ki, gerçekten biz size irsal olunanlarız. "
Dediler ki: "Rabbimiz, gerçekten size gönderilmiş elçiler olduğumuzu bilir."
(Elçiler) dediler ki: Rabbimiz biliyor, biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz.
Şöyle dediler: "Gönderilenler olduğumuzu, Efendimiz, kesinlikle bilir!"
Peygamberler dediler ki: "Rabbimiz biliyor ki, biz size gönderilmiş peygamberleriz."
Dediler ki, "Efendimiz bilir ki biz size gönderildik."
Dediler ki, 'Rabbimiz bilir ki biz size gönderildik.'
Elçiler: "Rabbimiz biliyor ki, biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz.
Dediler: rabbımız bilir, inanın biz gerçek size gönderilmiş, Resulleriz,
"Rabb'imiz biliyor ki, biz gerçekten size gönderilmiş Resulleriz." dediler.
"Rabb'imiz biliyor ki, biz gerçekten size gönderilmiş resulleriz." dediler.
"Rabb'imiz biliyor ki, biz gerçekten size gönderilmiş rasulleriz." dediler.
Dediler ki: "Rabbimiz, gerçekten size gönderilmiş elçiler olduğumuzu bilir."
(Elçiler şöyle) dediler: "Rabbimiz biliyor ki biz hakıykaten size gönderilmiş elçileriz".
Dediler ki: Rabbımız bilir ki biz, muhakkak size gönderilmiş elçileriz.
(13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 30, 31, 32) Onlara şu memleket halkının örneğini ver, onlara elçiler gelmişti, onlara iki elçi göndermiştik, her ikisini de yalanladılar, üçüncüsü ile destek verdik / güçlendirdik , onlar da kesinlikle bizler sizlere gönderildik , dediler. S izler bizler gibi derilisiniz / beşersiniz, Rahman herhangi bir şey indirmemiştir, siz kesin yalan söylüyorsunuz dediler. Onlar da Rabbimiz de biliyor ki biz kesinlikle sizlere gönderilmiş elçileriz dediler. Bizim üzerimize düşen a paçık bilgilendirmektir / tebliğ etmektir. Onlar ise s izlerle biz uğursuzluğa uğradık, eğer vazgeçmez iseniz sizi taşlarız ve de bizden size acıtıcı / elem verici bir azap dokunur dediler. Size hatırlatmada bulunulduğu için mi uğursuzlandık diyorsunuz? uğursuzluğunuz zaten sizinle beraberdi, bilakis sizler israfçı bir kavimsiniz dediler. O esnada şehrin uzak tarafından bir adam koşturdu ve ey kavmim elçilere uyun / t âbi olun dedi, sizden ücret dahi istemeyenlere uyun, onlar yol a girmişler, beni yaratana niye ibadet etmeyeyim ki? hepiniz ona tekrar döneceksiniz / rücu edeceksiniz, Ondan başka ilah edinir miyim? Rahma n bana bir zarar mura t etse onların aracılığı / şefaati bana bir fayda sağlamaz, beni kurtaramazlar , işte o zaman ben , apaçık sapmışlıkta / dalalette olurum, ben Rabbinize iman ettim beni işitin dedi. Allah tarafından ona, haydi gir cennete denildi, O da keşke kavmim , Rabbimin beni bağışladığını ve bana ikramda bulunduğunu bilebilseydi , dedi. Onun ardından, kavmine gökten bir ordu dahi indirmedik, indirecekte değildik, s adece tek bir ses oldu / sayha oldu ve de söndüler. O kullar, hasretliğini çeksinler ki / kaçırdıklarına özlem duysunlar ki Resullerden her ne veril di ise onunla sadece alay ettiler. Onların öncelerinde memleketlerden ne kadarını helak etmişiz görmüyorlar mı? Onlar, bunlara geri de dönemiyorlar. Kesinlikle hepsi toparlanıp bizim için hazır hale getirilmiş vaziyetteler.
Elçiler ise: "Rabbimiz biliyor ki biz, size gönderilen elçileriz." diye karşılık verdiler.
(Elçiler) Dediler ki: "Rabbimiz bilir ki biz size gönderilmiş elçileriz."
Elçiler şöyle dediler: "Rabbimiz biliyor ki biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz.
Dediler ki; "Rabbimiz biliyor; biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz.
Elçiler ise: Rabbimiz biliyor ki biz size gönderilen elçileriz, diye karşılık verdiler.
Elçiler ise: -Rabbi'miz biliyor ki biz size gönderilen elçileriz, diye karşılık verdiler.
Dediler: "Rabbimiz biliyor ki, biz size gönderilmiş elçileriz."
Yâsîn suresi, 17. ayet. وَمَا عَلَيْنَآ إِلَّا ٱلْبَلَٰغُ ٱلْمُبِينُ
"Bize düşen ancak apaçık bir tebliğdir."
Apaçık tebliğden başka üzerimize düşen (bir şey) yoktur." demişlerdi.
Ve biz size açıkça tebliğ etmekten başka bir şeyle mükellef değiliz."
Fakat (bize emanet edilen) mesajı size açıkça tebliğ etmekten başka bir şey ile yükümlü değiliz".
"Bize ait olan sadece apaçık tebliğdir. "
"Bizim üzerimizde de (sorumluluk ve görev olarak) apaçık bir tebliğden başkası yoktur."
«Bizim vazifemiz, açık bir şekilde Allah'ın buyruklarını size tebliğ etmekten başka bir şey değildir» dediler.
"Bizim görevimiz, yalnızca apaçık bildirmektir!"
"Bize düşen, açık bir tebliğden başka bir şey değildir."
"Bizim görevimiz, açıkça duyurmaktan ibarettir."
'Bizim görevimiz, açıkça duyurmaktan ibarettir.'
Açık bir tebliğden ötesi ise bizim üstümüze (vazife) değildir!" dediler.
açık bir tebliğden ötesi ise bizim üstümüze değil
"Bize düşen yalnızca açıkça iletmektir."
"Bize düşen yalnızca açıkça iletmektir."
"Bize düşen yalnızca açıkça duyurmaktır."
"Bizim üzerimizde de (sorumluluk ve görev olarak) apaçık bir tebliğden başkası yoktur."
"Bizim üzerimize (düşen vazife) apaçık tebliğden başkası değildir".
Bize düşen, sadece apaçık tebliğdir.
(13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 30, 31, 32) Onlara şu memleket halkının örneğini ver, onlara elçiler gelmişti, onlara iki elçi göndermiştik, her ikisini de yalanladılar, üçüncüsü ile destek verdik / güçlendirdik , onlar da kesinlikle bizler sizlere gönderildik , dediler. S izler bizler gibi derilisiniz / beşersiniz, Rahman herhangi bir şey indirmemiştir, siz kesin yalan söylüyorsunuz dediler. Onlar da Rabbimiz de biliyor ki biz kesinlikle sizlere gönderilmiş elçileriz dediler. Bizim üzerimize düşen a paçık bilgilendirmektir / tebliğ etmektir. Onlar ise s izlerle biz uğursuzluğa uğradık, eğer vazgeçmez iseniz sizi taşlarız ve de bizden size acıtıcı / elem verici bir azap dokunur dediler. Size hatırlatmada bulunulduğu için mi uğursuzlandık diyorsunuz? uğursuzluğunuz zaten sizinle beraberdi, bilakis sizler israfçı bir kavimsiniz dediler. O esnada şehrin uzak tarafından bir adam koşturdu ve ey kavmim elçilere uyun / t âbi olun dedi, sizden ücret dahi istemeyenlere uyun, onlar yol a girmişler, beni yaratana niye ibadet etmeyeyim ki? hepiniz ona tekrar döneceksiniz / rücu edeceksiniz, Ondan başka ilah edinir miyim? Rahma n bana bir zarar mura t etse onların aracılığı / şefaati bana bir fayda sağlamaz, beni kurtaramazlar , işte o zaman ben , apaçık sapmışlıkta / dalalette olurum, ben Rabbinize iman ettim beni işitin dedi. Allah tarafından ona, haydi gir cennete denildi, O da keşke kavmim , Rabbimin beni bağışladığını ve bana ikramda bulunduğunu bilebilseydi , dedi. Onun ardından, kavmine gökten bir ordu dahi indirmedik, indirecekte değildik, s adece tek bir ses oldu / sayha oldu ve de söndüler. O kullar, hasretliğini çeksinler ki / kaçırdıklarına özlem duysunlar ki Resullerden her ne veril di ise onunla sadece alay ettiler. Onların öncelerinde memleketlerden ne kadarını helak etmişiz görmüyorlar mı? Onlar, bunlara geri de dönemiyorlar. Kesinlikle hepsi toparlanıp bizim için hazır hale getirilmiş vaziyetteler.
"Bizim görevimiz apaçık tebliğden başka bir şey değildir."
"Bizim üzerimize düşen, yalnız açıkça duyurmaktır."
Bizim görevimiz apaçık bir tebliğden ibarettir dipnot 1 ."
Görevimiz açık bir tebliğden ibarettir."
Bizim görevimiz apaçık tebliğ/duyurmaktan başka bir şey değildir.
Bizim görevimiz apaçık duyurmaktan başka bir şey değildir.
"Bize düşen, açık bir tebliğden başka şey değildir."
Yâsîn suresi, 18. ayet. قَالُوٓا۟ إِنَّا تَطَيَّرْنَا بِكُمْ لَئِن لَّمْ تَنتَهُوا۟ لَنَرْجُمَنَّكُمْ وَلَيَمَسَّنَّكُم مِّنَّا عَذَابٌ أَلِيمٌ
Dediler ki: "Şüphesiz biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer vazgeçmezseniz, sizi mutlaka taşlarız ve bizim tarafımızdan size elem dolu bir azap dokunur."
(Şehir halkı) "Sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. (Tebliğden) vazgeçmezseniz, şüphesiz ki sizi kovacağız; elbette bizden size elem verici bir azap dokunacak!" demişti.
(Şehir halkı) dediler ki: "Şüphesiz bize uğursuzluk getirdiniz. Eğer buna bir son vermezseniz, sizi öldüresiye taşa tutar ve sizi keyfimizce şiddetli bir biçimde cezalandırırız."
(Ötekiler,) "Doğrusu," dediler, "bize uğursuzluk getirdiniz! Eğer bundan vazgeçmezseniz sizi mutlaka taşlayacak ve başınıza bir bela saracağız!"
Dediler ki: "Kuşkusuz sizde uğursuzluk olduğunu düşünüyoruz. . . Andolsun ki, eğer vazgeçmezseniz, kesinlikle sizi taşlayarak öldüreceğiz ve elbette size bizden feci bir azap dokunacaktır. "
Dediler ki: "Herhalde biz, sizlerden dolayı uğursuzluğa uğradık. Eğer (bu söylediklerinize) bir son vermeyecek olursanız, andolsun, sizi taşa tutacağız ve mutlaka bizden yana size acı bir azab dokunacaktır."
(Bunun üzerine onlar:) Doğrusu siz bize uğursuz geldiniz. Eğer bu işten vazgeçmezseniz, andolsun sizi taşlarız. Ve bizden size mutlaka fena bir kötülük dokunur, dediler.
"Sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık!" dediler; "Buna son vermezseniz, kesinlikle sizi taşlayacağız ve kesinlikle acı bir biçimde cezalandıracağız!"
Ülke halkı şöyle dedi: "Sizin yüzünüzden uğursuzlukla karşılaştık, biz sizi uğursuzluk sebebi saymaktayız. Eğer bu işe son vermezseniz, sizi mutlaka taşlayacağız. Bizden size acıklı bir azap kesinlikle dokunacaktır."
Dediler ki, "Sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer son vermezseniz sizi taşlarız/kovarız ve bizden size acı bir ceza dokunacaktır."
Dediler ki, 'Sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer son vermezseniz sizi taşlarız ve bizden size acı bir ceza dokunacaktır.'
Onlar: "Doğrusu, biz sizi uğursuzluk nedeni saydık. Yemin ederiz ki, vazgeçmezseniz sizi hiç tınmadan taşlarız ve kesinlikle size bizden acıklı bir azap dokunur." dediler.
Doğrusu dediler: biz sizinle teşe'üm ettik, yemin ederiz ki vazgeçmezseniz sizi hiç tınmadan recmederiz ve her halde size bizden pek acıklı bir azab dokunur
"Siz bize kesinlikle uğursuzluk getirdiniz. Eğer vazgeçmezseniz, kesinlikle sizi taşlarız. Ve bizden size çok acıklı bir azap dokunur." dediler.
"Siz bize kesinlikle uğursuzluk getirdiniz. Eğer vazgeçmezseniz, kesinlikle sizi taşlarız. Ve bizden size çok acıklı bir azap dokunur." dediler.
"Siz bize kesinlikle uğursuzluk getirdiniz. Eğer vazgeçmezseniz, kesinlikle sizi taşlarız. Ve bizden size çok acıklı bir azap dokunur." dediler.
Dediler ki: "Herhalde biz, sizlerden dolayı uğursuzluğa uğradık. Eğer (bu söylediklerinize) bir son vermeyecek olursanız, andolsun, sizi taşa tutacağız ve mutlaka bizden yana size acı bir azab dokunacaktır."
Dediler: "Doğrusu biz sizin yüzünüzden uğursuzlandık. Eğer vaz geçmezseniz, andolsun, sizi mutlak taşlarız. Bizden size muhakkak acıklı bir işkence de dokunur".
Doğrusu, sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Vazgeçmezseniz andolsun ki sizi taşlayacağız. Ve bizden size, elim bir azab dokunacaktır, dediler.
(13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 30, 31, 32) Onlara şu memleket halkının örneğini ver, onlara elçiler gelmişti, onlara iki elçi göndermiştik, her ikisini de yalanladılar, üçüncüsü ile destek verdik / güçlendirdik , onlar da kesinlikle bizler sizlere gönderildik , dediler. S izler bizler gibi derilisiniz / beşersiniz, Rahman herhangi bir şey indirmemiştir, siz kesin yalan söylüyorsunuz dediler. Onlar da Rabbimiz de biliyor ki biz kesinlikle sizlere gönderilmiş elçileriz dediler. Bizim üzerimize düşen a paçık bilgilendirmektir / tebliğ etmektir. Onlar ise s izlerle biz uğursuzluğa uğradık, eğer vazgeçmez iseniz sizi taşlarız ve de bizden size acıtıcı / elem verici bir azap dokunur dediler. Size hatırlatmada bulunulduğu için mi uğursuzlandık diyorsunuz? uğursuzluğunuz zaten sizinle beraberdi, bilakis sizler israfçı bir kavimsiniz dediler. O esnada şehrin uzak tarafından bir adam koşturdu ve ey kavmim elçilere uyun / t âbi olun dedi, sizden ücret dahi istemeyenlere uyun, onlar yol a girmişler, beni yaratana niye ibadet etmeyeyim ki? hepiniz ona tekrar döneceksiniz / rücu edeceksiniz, Ondan başka ilah edinir miyim? Rahma n bana bir zarar mura t etse onların aracılığı / şefaati bana bir fayda sağlamaz, beni kurtaramazlar , işte o zaman ben , apaçık sapmışlıkta / dalalette olurum, ben Rabbinize iman ettim beni işitin dedi. Allah tarafından ona, haydi gir cennete denildi, O da keşke kavmim , Rabbimin beni bağışladığını ve bana ikramda bulunduğunu bilebilseydi , dedi. Onun ardından, kavmine gökten bir ordu dahi indirmedik, indirecekte değildik, s adece tek bir ses oldu / sayha oldu ve de söndüler. O kullar, hasretliğini çeksinler ki / kaçırdıklarına özlem duysunlar ki Resullerden her ne veril di ise onunla sadece alay ettiler. Onların öncelerinde memleketlerden ne kadarını helak etmişiz görmüyorlar mı? Onlar, bunlara geri de dönemiyorlar. Kesinlikle hepsi toparlanıp bizim için hazır hale getirilmiş vaziyetteler.
Onlar dediler ki: "Doğrusu siz, bize uğursuz geldiniz. Eğer bu işe bir son vermezseniz, sizi taşlarız ve bizden size acı bir azap dokunur."
(Kentliler) Dediler ki: "Doğrusu biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer bu işten vazgeçmezseniz sizi mutlaka taşlarız ve bizden size acı bir azab dokunur."
Kent ahalisi dedi ki: "Sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık dipnot 1 . Eğer vazgeçmezseniz kesinlikle sizi taşa tutarız, tarafımızdan size mutlaka acıklı bir azap gelir dipnot 2 ."
Halk dedi ki; "Sizin yüzünüzden biz, paramparça olduk. Eğer vazgeçmezseniz sizi taşa tutar, fena halde canınızı yakarız dipnot 1 ."
Onlar dediler ki: Doğrusu siz bize uğursuz geldiniz. Eğer bu işe bir son vermezseniz, sizi taşa tutarız ve bizden acı bir azap dokunur size.
Onlar dediler ki: -Sizin yüzünüzden bize uğursuzluk geldi. Eğer bu işe bir son vermezseniz, sizi taşa tutarız ve bizden acı bir azap dokunur size.
Dediler: "Sizin yüzünüzden uğursuzlukla karşılaştık/biz sizi uğursuzluk sebebi saymaktayız. Eğer bu işe son vermezseniz, sizi mutlaka taşlayacağız. Ve bizden size acıklı bir azap kesinlikle dokunacaktır."
Yâsîn suresi, 19. ayet. قَالُوا۟ طَٰٓئِرُكُم مَّعَكُمْ أَئِن ذُكِّرْتُم بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ مُّسْرِفُونَ
Elçiler de, "Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt verildiği için mi (uğursuzluğa uğruyorsunuz?). Hayır, siz aşırı giden bir kavimsiniz" dediler.
(Elçiler şöyle demişlerdi): "Uğursuzluğunuz sizden kaynaklanıyor. dipnot 1 (Gerçekler size) hatırlatıldığı için mi (uğursuzluğa uğradınız)? Aslında siz aşırıya kaçan bir topluluksunuz."
(Elçiler dediler ki: "Uğurunuz/uğursuzluğunuz size bağlıdır. Ne yani, size öğüt verildi diye mi (böyle oldu)? Hayır, asıl siz haddi aşmış bir toplumsunuz."
(Elçiler) şöyle cevap verdiler: "Kaderiniz, iyi de kötü de olsa, sizinle birlikte (olacak)tır! (Hakikati) can kulağıyla dinlemeniz isteniyorsa (bu sizce kötü bir şey mi?) Hayır, fakat siz kendinize yazık etmiş bir toplumsunuz!"
Dediler ki: "Sizin uğursuzluğunuz sizinledir. . . Eğer (hakikatinizle) hatırlatılıyorsanız bu mu (uğursuzluk)? Hayır, siz israf eden bir toplumsunuz. "
Dediler ki: "Uğursuzluğunuz, sizinledir. Size öğüt verildi diye mi (uğursuzluğa uğradınız)? Hayır, siz ölçüyü taşıran bir kavimsiniz."
Elçiler şöyle cevap verdi: Sizin uğursuzluğunuz sizinle beraberdir. Size nasihat ediliyorsa bu uğursuzluk mudur? Bilakis, siz aşırı giden bir milletsiniz.
Şöyle dediler: "Sizin uğursuzluğunuz, kendi yüzünüzdendir. Size öğreti verildiği için mi böyle oldu? Hayır, siz, ölçüyü aşan bir toplumsunuz!"
Peygamberler dediler ki: "Uğursuzluk şüphesiz sizinle beraberdir. Size öğüt verildi diye mi bütün bunlar? Hayır, siz savurganlığa ve aşırılığa sapmış bir topluluksunuz."
Dediler ki, "Uğursuzluğunuz sizden kaynaklanmaktadır. Size uyarıda bulunulduğu için mi? Siz gerçekten sınırı aşan bir topluluksunuz."
Dediler ki, 'Uğursuzluğunuz sizden kaynaklanmaktadır. Size uyarıda bulunulduğu için mi? Siz gerçekten sınırı aşan bir topluluksunuz.'
Elçiler: "Sizin uğursuzluk kuşunuz beraberinizdedir. Size öğüt verilse de öyle mi? Doğrusu siz israfı adet etmiş bir topluluksunuz." dediler.
Dediler: sizin şum kuşunuz beraberinizde, ya... nasıhat edilirseniz öyle mi? Doğrusu siz israfı adet etmiş bir kavmsınız
"Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt verildi diye mi dipnot 1 ? Hayır! Siz müsrif dipnot 2 bir halksınız." dediler.
"Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt verildi diye mi? dipnot 1 Hayır! Siz müsrif dipnot 2 bir halksınız." dediler.
"Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt verildi diye mi? dipnot 1 Hayır! Siz haddi aşan bir kavimsiniz." dediler.
Dediler ki: "Uğursuzluğunuz sizinledir. Size öğüt verildi diye mi (uğursuzluğa uğradınız)? Hayır, siz ölçüyü taşıran bir kavimsiniz."
(Onlar da): "Sizin uğursuzluğunuz, dediler, kendi beraberinizdedir. Size nasıyhat edilirse mi? Hayır, siz haddi aşıb taşanlar güruhusunuz".
Dediler ki: Uğursuzluğunuz sizinledir. Size öğüt verildi diye mi? Hayır, siz; çok aşırı giden bir kavimsiniz.
(13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 30, 31, 32) Onlara şu memleket halkının örneğini ver, onlara elçiler gelmişti, onlara iki elçi göndermiştik, her ikisini de yalanladılar, üçüncüsü ile destek verdik / güçlendirdik , onlar da kesinlikle bizler sizlere gönderildik , dediler. S izler bizler gibi derilisiniz / beşersiniz, Rahman herhangi bir şey indirmemiştir, siz kesin yalan söylüyorsunuz dediler. Onlar da Rabbimiz de biliyor ki biz kesinlikle sizlere gönderilmiş elçileriz dediler. Bizim üzerimize düşen a paçık bilgilendirmektir / tebliğ etmektir. Onlar ise s izlerle biz uğursuzluğa uğradık, eğer vazgeçmez iseniz sizi taşlarız ve de bizden size acıtıcı / elem verici bir azap dokunur dediler. Size hatırlatmada bulunulduğu için mi uğursuzlandık diyorsunuz? uğursuzluğunuz zaten sizinle beraberdi, bilakis sizler israfçı bir kavimsiniz dediler. O esnada şehrin uzak tarafından bir adam koşturdu ve ey kavmim elçilere uyun / t âbi olun dedi, sizden ücret dahi istemeyenlere uyun, onlar yol a girmişler, beni yaratana niye ibadet etmeyeyim ki? hepiniz ona tekrar döneceksiniz / rücu edeceksiniz, Ondan başka ilah edinir miyim? Rahma n bana bir zarar mura t etse onların aracılığı / şefaati bana bir fayda sağlamaz, beni kurtaramazlar , işte o zaman ben , apaçık sapmışlıkta / dalalette olurum, ben Rabbinize iman ettim beni işitin dedi. Allah tarafından ona, haydi gir cennete denildi, O da keşke kavmim , Rabbimin beni bağışladığını ve bana ikramda bulunduğunu bilebilseydi , dedi. Onun ardından, kavmine gökten bir ordu dahi indirmedik, indirecekte değildik, s adece tek bir ses oldu / sayha oldu ve de söndüler. O kullar, hasretliğini çeksinler ki / kaçırdıklarına özlem duysunlar ki Resullerden her ne veril di ise onunla sadece alay ettiler. Onların öncelerinde memleketlerden ne kadarını helak etmişiz görmüyorlar mı? Onlar, bunlara geri de dönemiyorlar. Kesinlikle hepsi toparlanıp bizim için hazır hale getirilmiş vaziyetteler.
(Elçiler) dediler ki: "Sizin uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt verildi diye mi (uğursuzluğa uğradınız)? Doğrusu siz çok ileri giden bir topluluksunuz".
(Elçiler) Dediler ki: "Uğursuzluğunuz sizin kendinizdedir. Size öğüt verildiği için mi (uğursuzluğa uğruyorsunuz)? Hayır siz aşırı giden bir kavimsiniz."
Elçiler dediler ki: "Sizi uğursuzluğa uğratan kendi tavrınızdır. Size doğru bilgiler verildi diye mi (rahatsız oldunuz) dipnot 1 ? Aslında siz, aşırı giden bir topluluksunuz."
Elçiler dediler ki, "sizi parçalayan sizde olandır. Doğrular hatırlatıldı diye paramparça oldunuz öyle mi dipnot 1 ? Hayır, siz aşırı giden bir kavimsiniz."
Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt verildi diye mi? Hayır! Siz aşırı giden bir toplumsunuz, dediler.
-Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Sizi uyardık diye mi? Hayır, siz aşırı giden bir toplumsunuz, dediler.
Dediler: "Uğursuzluk kuşunuz sizinle beraberdir. Size öğüt verildi diye mi bütün bunlar? Hayır, siz savurganlığa, aşırılığa sapmış bir topluluksunuz."
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.