Muhammed suresi

Muhammed suresi, 4. ayet

Muhammed suresi, 4. ayet. فَإِذَا لَقِيتُمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فَضَرْبَ ٱلرِّقَابِ حَتَّىٰٓ إِذَآ أَثْخَنتُمُوهُمْ فَشُدُّوا۟ ٱلْوَثَاقَ فَإِمَّا مَنًّۢا بَعْدُ وَإِمَّا فِدَآءً حَتَّىٰ تَضَعَ ٱلْحَرْبُ أَوْزَارَهَا ذَٰلِكَ وَلَوْ يَشَآءُ ٱللَّهُ لَٱنتَصَرَ مِنْهُمْ وَلَٰكِن لِّيَبْلُوَا۟ بَعْضَكُم بِبَعْضٍ وَٱلَّذِينَ قُتِلُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ فَلَن يُضِلَّ أَعْمَٰلَهُمْ

feiẕâ leḳîtümü-lleẕîne keferû feḍarbe-rriḳâb. ḥattâ iẕâ eŝḫantümûhüm feşüddü-lveŝâḳa feimmâ mennem ba`dü veimmâ fidâen ḥattâ teḍa`a-lḥarbü evzârahâ. ẕâlik. velev yeşâü-llâhü lenteṣara minhüm velâkil liyeblüve ba`ḍaküm biba`ḍ. velleẕîne ḳutilû fî sebîli-llâhi feley yüḍille a`mâlehüm.

Diyanet İşleri

(Savaşta) inkar edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onları çökertip etkisiz hale getirdiğinizde bağı sıkı bağlayın (sağ kalanlarını esir alın). Artık bundan sonra (esirleri) ya karşılıksız ya da fidye karşılığı salıverin. Savaş sona erinceye kadar hüküm budur. Eğer Allah dileseydi, onlardan öç alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek için böyle yapıyor. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların amellerini asla boşa çıkarmayacaktır.

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

Muhammed 1–7 · surenin 4. ayeti / 38

Konu Savaş hükmü ve Allah'a yardım Muhammed 4–11 3

  1. Muhammed 1

    İnkar edenler ve Allah yolundan alıkoyanlar var ya; işte, Allah onların bütün amellerini boşa çıkarmıştır.

  2. Muhammed 2

    İnanıp salih ameller işleyenlerin ve Muhammed'e indirilene -ki o Rablerinden gelen haktır- inananların ise Allah günahlarını örtmüş ve hallerini düzeltmiştir.

  3. Muhammed 3

    Bu, inkar edenlerin batıla uymaları ve inananların Rablerinden gelen gerçeğe uymalarından dolayıdır. İşte Allah, onların örnek teşkil edecek durumlarını insanlara böyle anlatır.

  4. 4

    (Savaşta) inkar edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onları çökertip etkisiz hale getirdiğinizde bağı sıkı bağlayın (sağ kalanlarını esir alın). Artık bundan sonra (esirleri) ya karşılıksız ya da fidye karşılığı salıverin. Savaş sona erinceye kadar hüküm budur. Eğer Allah dileseydi, onlardan öç alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek için böyle yapıyor. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların amellerini asla boşa çıkarmayacaktır.

  5. Muhammed 5

    Onları doğruya ve güzele erdirecek ve durumlarını düzeltecektir.

  6. Muhammed 6

    Onları, kendilerine tanıttığı cennete koyacaktır.

  7. Muhammed 7

    Ey iman edenler! Eğer siz Allah'a yardım ederseniz (emrini tutar, dinini uygularsanız), O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

4. Yüce Allah, kullarına kendilerinin maslahatına olan ve düşmanlarına karşı zafer kazanmalarını sağlayacak hususları beyan etmek üzere şöyle buyurmaktadır:

“İnkâr edenlerle” savaş için “karşılaştığınızda” onlarla samimiyetle savaşın ve bu maksatla “boyunlarını vurun. Onları öldürüp sindirdiğiniz” ve onların güçlerini kırıp şerlerini önlediğinizde onları esir almanın daha uygun olduğunu görecek olursanız; “artık (esirleri) sıkıca bağlayın.” Bu kaçmalarını önlemek için bir tedbirdir. Zira onlar sıkıca bağlandığında Müslümanlar onların savaşmalarından ve şerlerinden yana güvende olurlar. Elinize esir düştüler mi, artık istediğinizi yapabilirsiniz: Dilerseniz onları “bir lütuf olarak” onlardan mal ve fidye almadan serbest bırakırsınız; “yahut da fidye karşılığında bırakırsınız.” Bu da bizzat kendilerinin ya da yakınlarının onları mal karşılığında satın alması ile yahut da onların elindeki müslüman bir esir ile takas etmek suretiyle olur.

İşte bu emir, “savaş sona erinceye kadar” yani aradaki savaş sona erip barış ve antlaşma dönemi içerisine girinceye kadar sürekli geçerli bir emirdir. Çünkü her bir konumun hükmü kendisine göredir. Bundan önceki hal, savaş halidir. Hükmü de ona göredir. Herhangi bir sebep dolayısıyla savaşın söz konusu olmadığı hallerde ise öldürmek de esir almak da söz konusu değildir.

“Bununla beraber” ilâhî hüküm, mü’minlerin kâfirlerle sınanması ve aralarında zafer günlerinin dönüp dolaştırılması, birinin diğerine karşı zafer kazanması şeklindedir; ama “eğer Allah dileseydi elbette onlardan intikam alırdı.” Çünkü Yüce Allah, her şeye güç yetirendir. Tek bir sefer olsun kâfirleri muzaffer kılmamaya ve müslümanlara onları toptan imha etme imkânını vermeye kadirdir.

“Fakat” bu hükmü vermesi “kiminizi kiminizle sınamak için” cihad pazarı kurulsun, bu yolla kimin doğru, kimin yalancı olduğu ortaya çıksın, iman edenler galip gelenlere tabi olmak için değil de samimi bir şekilde ve basiret içinde iman etsin, diyedir. Çünkü başkasına uyarak edilen iman, oldukça zayıftır ve böylesi bir iman, sıkıntı ve belâlarla karşılaşılması halinde sabit kalmaz.

“Allah yolunda öldürülenlere gelince” onlar için pek büyük bir mükâfat ve pek güzel bir ecir vardır. Onlar, Allah’ın dini en üstün olsun diye savaşmakla emrolundukları düşmanlarıyla savaşanlardır.

İşte Allah onların “amellerini asla boşa çıkarmayacaktır.” Aksine onları kabul eder, onlar için sürekli artırır; dünya ve âhirette amellerinin hayırlı sonuçlarını ortaya çıkartır.

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

-Ey Müminler!- Size karşı savaşan kâfirler ile karşılaştığınız zaman kılıçlarınızla onların boyunlarını vurun. Onlardan çoğunu öldürene kadar onlarla savaşmaya devam edin. Böylece onların gücünü iyice kırın. Onlardan pek çok kişiyi öldürdükten sonra onları esir alın. Onları esir aldıktan sonra çıkarınız neyi gerektiriyorsa onlara ona göre davranın. İster onları karşılıksız olarak salıverin, ister bir mal yahut başka bir şey karşılığında fidye ile salıverin. Onlarla savaşmayı ve onları esir almayı kâfirler Müslüman oluncaya yahut sizinle anlaşıncaya kadar devam ettirin. İşte burada zikredilmiş olanlar; Müminlerin kâfirler ile imtihanı, bazı zamanlarda Müslümanların ve bazı zamanlarda da kâfirlerin birbirlerine galip gelmesi Allah'ın hükmüdür. İşte böyle! Eğer Allah dileseydi, iman edenler kâfirlere karşı savaş yapmadan da galip gelirdi. Fakat O; sizi birbiriniz ile imtihan etmek için cihadı meşru kıldı. Böylece O; Müminlerden kim savaşacak kim de savaşmayacak onu imtihan eder. Aynı şekilde kâfiri, Mümin ile imtihan eder. Eğer Mümin öldürülürse cennete girer. Eğer Mümin kimse kâfiri öldürürse bu durumda kâfir cehenneme girer. Allah yolunda öldürülenlerin amellerini Allah Teâlâ asla boşa çıkarmayacaktır.

Kelimeler

38 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. فَإِذَا feiza zaman
  2. لَقِيتُمُ lekitumu karşılaştığınız kök: لقي
  3. ٱلَّذِينَ ellezine kimselerle
  4. كَفَرُوا۟ keferu inkar eden(lerle) kök: كفر
  5. فَضَرْبَ federbe vurun kök: ضرب
  6. ٱلرِّقَابِ r-rikabi boyunlarını kök: رقب
  7. حَتَّىٰٓ hatta nihayet
  8. إِذَآ iza zaman
  9. أَثْخَنتُمُوهُمْ eshantumuhum onları iyice vurup sindirdiğiniz kök: ثخن
  10. فَشُدُّوا۟ feşuddu sıkıca bağlayın kök: شدد
  11. ٱلْوَثَاقَ l-vesaka bağı kök: وثق
  12. فَإِمَّا feimma ister
  13. مَنًّۢا mennen iyilikle (bırakırsınız) kök: منن
  14. بَعْدُ bea'du ondan sonra kök: بعد
  15. وَإِمَّا veimma veya
  16. فِدَآءً fida'en fidye alırsınız kök: فدي
  17. حَتَّىٰ hatta kadar
  18. تَضَعَ tedea bırakıncaya kök: وضع
  19. ٱلْحَرْبُ l-harbu harb kök: حرب
  20. أَوْزَارَهَا ۚ evzaraha ağırlıklarını kök: وزر
  21. ذَٰلِكَ zalike işte
  22. وَلَوْ velev şayet
  23. يَشَآءُ yeşa'u dileseydi kök: شيا
  24. ٱللَّهُ llahu Allah kök: اله
  25. لَٱنتَصَرَ lantesara öc alırdı kök: نصر
  26. مِنْهُمْ minhum onlardan
  27. وَلَـٰكِن velakin fakat
  28. لِّيَبْلُوَا۟ liyebluve denemek için kök: بلو
  29. بَعْضَكُم bea'dekum bir kısmınızı kök: بعض
  30. بِبَعْضٍۢ ۗ bibea'din diğeriyle kök: بعض
  31. وَٱلَّذِينَ vellezine kimselerin
  32. قُتِلُوا۟ kutilu öldürülen(lerin) kök: قتل
  33. فِى fi
  34. سَبِيلِ sebili (Allah) yolunda kök: سبل
  35. ٱللَّهِ llahi Allah kök: اله
  36. فَلَن felen asla
  37. يُضِلَّ yudille zayi etmeyecektir kök: ضلل
  38. أَعْمَـٰلَهُمْ ea'malehum yaptıkları işleri kök: عمل

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 8 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı kök: ثخن (2 geçiş)

    Yeryüzünde düşmanı tamamıyla sindirip hakim duruma gelmedikçe, hiçbir peygambere esir almak yakışmaz. Siz geçici dünya menfaatini istiyorsunuz,…

  • Aynı kök: فدي (13 geçiş) · Aynı kök: بعض (158 geçiş) · Aynı kök: شدد (102 geçiş)

    Ama siz, birbirinizi öldüren, içinizden bir kesime karşı kötülük ve zulümde yardımlaşarak; size haram olduğu halde onları yurtlarından çıkaran, size…

  • Aynı kök: وثق (34 geçiş) · Aynı kök: بعض (158 geçiş) · Ortak kavram: Yardım (nusret)

    İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler var ya, işte onlar…

  • Aynı kök: منن (27 geçiş) · Aynı kök: ضرب (58 geçiş) · Ortak kavram: Yol (sebîl)

    Ey iman edenler! Allah yolunda sefere çıktığınız zaman, gerekli araştırmayı yapın. Size selam veren kimseye, dünya hayatının geçici menfaatine…

  • Aynı kök: منن (27 geçiş) · Aynı kök: بعض (158 geçiş) · Ortak kavram: İmtihan

    Böylece insanların bazısını bazısı ile denedik ki, "Allah, aramızdan şu adamları mı iman nimetine layık gördü?" desinler. Allah, şükreden kullarını…

  • Aynı kök: وزر (27 geçiş) · Aynı kök: وضع (26 geçiş)

    (2-3) Belini büken yükünü üzerinden kaldırmadık mı?

  • Aynı kök: بلو (38 geçiş) · Aynı kök: بعض (158 geçiş) · Ortak kavram: İmtihan

    O, sizi yeryüzünde halifeler (oraya hakim kimseler) yapan, size verdiği nimetler konusunda sizi sınamak için bazınızı bazınıza derece derece üstün…

  • Aynı kök: بلو (38 geçiş) · Aynı kök: شدد (102 geçiş) · Ortak kavram: İmtihan

    İşte orada mü'minler denendiler ve şiddetli bir şekilde sarsıldılar.

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

61 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

(Savaşta) o inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun! dipnot 1 Sonunda o (sağ kalan)ları etkisiz hale getirince bağ(ların)ı sıkıca bağlayın! Savaş sona erince de artık ya karşılıksız serbest bırakma veya fidye (uygulayın)! dipnot 2 İşte böyle. Allah dileseydi onlardan intikam alırdı. Fakat (bu) sizi birbirinizle denemek içindir. Allah yolunda öldürülenlere gelince, (Allah) onların yaptıklarını asla boşa çıkarmayacaktır.

Mehmet Okuyan — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Bu ayet Bakara 2:190-193, Nisâ 4:89-91, Tevbe 9:5, Hacc 22:39 ve Mümtehine 60:8-9. ayetlerle birlikte okunmalıdır.
  2. metne dön, dipnot 2
    Bu cümle kölelik-cariyelik kurumunun bitirilmesi için çok önemli bir ilkeyi içermektedir. Çünkü kölelerin bedelli veya bedelsiz bırakılmaları bu ayette (Muhammed 47:4) hükme bağlanmıştır. Kölelik ve cariyeliğin bitirilmesiyle ilgili geniş bilgi için bkz. Enfâl 8:67, dipnot 1.

Mustafa İslamoğlu

Artık inkarda direnip (onu dayatanlarla) savaşta karşılaştığınızda, hemen boyunlarına vurun! Nihayet kızışmış bir savaşın sonuna dayandığınızda durmayın, (kalanların) ipini sıkı bağlayın. Fakat daha sonra ya bir lütuf olarak karşılıksız, ya da bir fidye karşılığı serbest bırakın ki, savaş tüm ağır sonuçlarıyla ortadan kalksın: böyle yapın! Ve eğer Allah dileseydi, onların hakkından bizzat gelirdi; fakat bunu (yapmadı) ki, sizi birbirinizle sınayabilsin. Allah yolunda öldürülenlere gelince: Evet (Allah) onların yaptıklarını asla zayi etmeyecektir:

Muhammed Esed

İmdi, (savaşta) hakikati inkara şartlanmış olanlar ile karşılaştığınız zaman onları alt edinceye kadar boyunlarını vurun ve sonra iplerini sıklaştırın ama sonra ya bir lütuf olarak yahut fidye karşılığı (onları serbest bırakın) ki savaşın izleri tamamiyle silinebilsin, (yapmanız gereken) budur. Ve (bilin ki) Allah dilemiş olsaydı onları (bizzat kendisi) cezalandırabilirdi ama (O, mücadele etmenizi istiyor ki) sizi birbiriniz aracılığıyla sınasın. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların yaptıklarını zayi etmeyecektir.

Ahmed Hulusi

(Savaşta) hakikat bilgisini inkar edenlerle karşılaştığınızda, boyunlarını vurmaya bakın! Nihayet onlara ağır bastığınızda, bağı takviye edin (esir alıp bağlayın)! Ondan sonra yapılacak olan, lütfen karşılıksız salıvermek ya da fidye mukabilinde bırakmaktır! Harp ağırlıklarını bırakıncaya kadar! İşte bu! Eğer Allah dileseydi, elbette onlara yaptıkları suçun sonucunu (azap yollu) yaşatırdı! Fakat bazınızı, bazınızda olarak denemek için (savaşı koydu). . . Allah yolunda öldürülenlere gelince, onların yaptıkları asla boşa çıkartılmaz!

Ali Bulaç

Öyleyse, inkar edenlerle (savaş sırasında) karşı karşıya geldiğiniz zaman, hemen boyunlarını vurun; sonunda onları 'iyice bozguna uğratıp zafer kazanınca da' artık (esirler için) bağı sımsıkı tutun. Bundan sonra ya bir lütuf olarak (onları bırakın) veya bir fidye (karşılığı salıverin). Öyle ki savaş ağırlıklarını bıraksın (sona ersin). İşte böyle; eğer Allah dilemiş olsaydı, elbette onlardan intikam alırdı. Ancak (savaş,) sizleri birbirinizle denemesi içindir. Allah yolunda öldürülenlerin ise; kesin olarak (Allah,) amellerini giderip boşa çıkarmaz.

Ali Özek ve heyeti

(Savaşta) inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onlara iyice vurup sindirince bağı sıkıca bağlayın (esir alın). Savaş sona erince de artık ya karşılıksız veya fidye karşılığı salıverin. Durum şu ki, Allah dileseydi, onlardan intikam alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek ister. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmaz.

Ali Rıza Safa

Nankörlük edenlerle karşılaştığınızda artık boyunlara vurun. Sonunda onlara üstün geldiğinizde, bağları sıkılaştırın. Bundan sonra, savaş ağırlıklarını bırakıncaya dek bağışlayın veya kurtulmalık karşılığı salın. Bu böyledir. Oysa Allah dileseydi, kesinlikle onları cezalandırırdı. Fakat sizi birbirinizle sınamak için böyledir. Allah'ın yolunda öldürülenlere gelince; onların yaptıklarını boşa çıkarmayacaktır.

Bayraktar Bayraklı

İnkar edenlerle savaşta karşılaştığınızda, hemen boyunlarını vurunuz. Onları yendiğinizde de sıkıca bağlayınız. Savaş sona erdiğinde ya bir lütuf olarak karşılıksız ya da fidye alarak salıveriniz. Allah dileseydi onlara galip gelirdi. Fakat kiminizi kiminizle denemek için böyle yaptı. Allah yolunda öldürülenlerin yaptıkları hiçbir ameli Allah asla boşa çıkarmayacaktır.

Edip Yüksel

Savaşta inkar edenlerle karşılaştığınızda kontrol merkezlerini vurun. Sonunda üstün geldiğinizde onları esir alın; onları ya karşılıksız veya fidye karşılığında salın. Savaş durumu kalkıncaya kadar bunu uygulayın. ALLAH dileseydi sizi savaş derdinden kurtarırdı; ancak O sizi böylece birbirinizle sınamaktadır. ALLAH yolunda öldürülenlere gelince, onların yaptıklarını boşa çıkarmayacaktır.

Edip Yüksel (Eski Baskı)

Savaşta inkar edenlerle karşılaştığınzda boyunlarını vurun. Sonunda üstün geldiğinizde onları esir alın; onları ya karşılıksız veya fidye karşılığında salın. Savaş durumu kalkıncaya kadar bunu uygulayın. ALLAH dileseydi sizi savaş derdinden kurtarırdı; ancak O sizi böylece birbirinizle sınamaktadır. ALLAH yolunda öldürenlere gelince, onların yaptıklarını boşa çıkarmıyacaktır.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Onun için küfredenlerle muharebeye tutuştuğunuzda hemen boyunlarını vurmaya bakın! Ta kuvvetlerini derinden kırıp tepeleyinceye kadar (üstünlük sağladığınızda) bağı sıkı basın (sıkıca bağlayın kalanlarını); harp ağırlıklarını atana kadar (savaş sona erinceye değin), sonra ister karşılıksız salıverin, ister fidye karşılığında. Böyledir bu; şayet Allah dilese kesinlikle onlardan intikamını alır, ancak sizi birbirinizle imtihan edecek. Allah yolunda öldürülenlere gelince, onların amellerini asla boşa çıkarmaz.

Elmalılı Hamdi Yazır

Onun için küfredenlerle muharebeye tutuştunuz mu hemen boyunlarını vurmaya bakın, ta kuvvetlerini derinden kırıp tepeleyinceye kadar, o vakıt da bağı sıkı basın, ondan sonra da ya azad ya fidye, ta harb ağırlıklarını atana kadar, bu böyle, gerçi Allah dilese elbette onlardan öç alıverir ve lakin sizi yekdiğerinizle imtihan edecek; Allah yolunda katledilenlere gelince amellerini asla boşa gidermez.

Erhan Aktaş

Kafirlerle savaşa giriştiğiniz zaman, boyunlarını vurun. dipnot 1 Güçlerini yok edince, bağı sıkıca bağlayın. dipnot 2 Ondan sonra bir bağışlama dipnot 3 olarak veya fidye karşılığında savaş sona erince onları serbest bırakın. dipnot 4 Eğer Allah isteseydi onlardan savaşsız da intikam alırdı. Fakat böyle olması sizi birbirinizle denemek içindir. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların yaptıklarını asla karşılıksız bırakmaz.

Erhan Aktaş — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Ölümüne savaşın.
  2. metne dön, dipnot 2
    Onları esir alın.
  3. metne dön, dipnot 3
    Cömertlik olarak.
  4. metne dön, dipnot 4
    Bu ayette de görüldüğü gibi, İslam köleliği ve cariyeliği kaldırmayı bir süreç olarak başlatmış ve bu ayette de ifade edildiği gibi nihayetinde de kesinlikle kaldırmıştır. Rabb'imiz, köleliğin tek kaynağı olan "savaş esirlerinin ya fidye karşılığında ya da bir bağışlanma olarak" serbest bırakılmalarını buyrulmaktadır. Böyle olunca da yeni köle edinme yolu kapanmış olduğundan kölelik zorunlu olarak sona ermektedir.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Kafirlerle savaşa giriştiğiniz zaman, boyunlarını vurun dipnot 1 . Güçlerini yok edince, bağı sıkıca bağlayın dipnot 2 . Ondan sonra bir bağışlama dipnot 3 olarak veya fidye karşılığında savaş sona erince onları serbest bırakın. dipnot 4 Eğer Allah isteseydi onlardan savaşsız da intikam alırdı. Fakat böyle olması sizi birbirinizle denemek içindir. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların yaptıklarını asla karşılıksız bırakmaz.

Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Ölümüne savaşın.
  2. metne dön, dipnot 2
    Onları esir alın.
  3. metne dön, dipnot 3
    Cömertlik olarak.
  4. metne dön, dipnot 4
    Bu ayette de görüldüğü gibi, İslam köleliği ve cariyeliği kesinlikle kaldırmıştır. Köleliğin kaynağı olan savaş esirlerinin ya fidye karşılığında ya da bir bağışlanma olarak serbest bırakılmaları istenmektedir. Böyle olunca kölelik zorunlu olarak sona ermektedir.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Gerçeği yalanlayan nankörlerle savaşa giriştiğiniz zaman, güçlerini yok edinceye kadar boyunlarını vurmaya dipnot 1 devam edin. Onlara üstünlük sağladığınız zaman, geride kalanları esir alın. Nihayet savaş sona erince de ister bir bağışlama olarak, ister fidye karşılığında onları serbest bırakın. dipnot 2 Eğer Allah isteseydi onları, savaşsız da cezalandırıp adaleti sağlardı. Fakat böyle olması, sizi birbirinizle denemek içindir. Allah yolunda öldürülenlere ve savaşan kimselere gelince, Allah, onların yaptıklarını asla karşılıksız bırakmaz.

Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Ölümüne savaşın.
  2. metne dön, dipnot 2
    Bu ayette de görüldüğü gibi İslam köleliği ve cariyeliği kesinlikle kaldırmıştır.

Gültekin Onan

Öyleyse, küfredenlerle (savaş sırasında) karşı karşıya geldiğiniz zaman, hemen boyunlarını vurun; sonunda onları 'iyice bozguna uğratıp zafer kazanınca da' artık (esirler için) bağı sımsıkı tutun. Bundan sonra ya bir lütuf olarak (onları bırakın) veya bir fidye (karşılığı salıverin). Öyle ki savaş ağırlıklarını bıraksın (sona ersin). İşte böyle; eğer Tanrı dilemiş olsaydı, elbette onlardan intikam alırdı. Ancak (savaş,) sizleri birbirinizle denemesi içindir. Tanrı yolunda öldürülenlerin ise; kesin olarak (Tanrı) amellerini giderip boşa çıkarmaz.

Hasan Basri Çantay

Onun için o küfredenlerle (muhaarebede) karşılaşdığınız vakit boyunlarını vurun. Nihayet onları mecalsiz bir haale getirdiğiniz zaman artık bağı sıkı tutun. (Ondan) sonra ise ya iyilik (yapın), yahud fidye (alın). Yeter ki harb (erbabı) ağırlıklarını bıraksın. (Emir) böyledir. Eğer Allah dileseydi onlardan (muhaarebesiz olarak da) elbet intikaam alırdı. Fakat (muhaarebeyi emr etmesi) sizi birbirinizle imtihan etmesi içindir. Allah yolunda öldürülenlerin amel (ve hizmet) lerini asla boşa çıkarmaz O.

İbni Kesir

Öyleyse küfredenlerle karşılaştığınızda hemen boyunlarını vurun. Nihayet onları sindirince, bağı sıkı basın. Sonra da ya bir lütuf veya bir fidye. Yeter ki harb hazırlıklarını bıraksın. Eğer Allah, dileseydi; onlardan elbette intikam alırdı. Fakat kiminizi kiminizle denemek ister. Allah yolunda öldürülenlere gelince; Allah onların amellerini asla boşa çıkarmaz.

Mehmet Alagaş

(4-11) Kafirlerle karşılaştığınızda boyunlarını vurun / boyunduruk vurun, bastırıp sindirdiğinizde bağı sıkıca bağlayın, sonradan harp malzemelerini bırakınca dilediğinizi takdir edin ya da fidye / muadil karşılık alın , işte budur, eğer Allah isteseydi onlardan öc alırdı / intikam alırdı ve lakin bazılarınızı bazılarıyla denedi. Allah yolunda öldürülen kimselerin asla yaptıkları boşa gitmez, onları yola iletecektir ve hallerini düzeltecektir. Onları, kendilerine tanıttığı / tarif ettiği cennete sokacaktır. Ey iman edenler eğer ki Allah’a yardım eder iseniz size yardım eder ve ayaklarınızı da sabit kılar, küfredenler ise yüz üstü yıkılsınlar onların amelleri boşa gitmiştir , bu onların , Allah’ın indirdiği şeyi hoş görmemeleri / zorlu görmeleri nedeniyledir, onların amelleri heder / habidat olmuştur. Yeryüzünde gezmediler mi? ve onlardan öncekilerin sonları akıbetleri nasıl olmuş bakmıyorlar mı? Allah onların kökünü kazıdı , bunun benzerleri yine kafirler içindir. Bu, iman edenlerin dostunun / Mevla’sının Allah olması nedeniyledir, kafirlerin ise dostu yoktur.

Rowwad Tercüme Merkezi

Kâfirlerle, (savaşta) karşılaştığınız zaman boyunlarına vurun! Onları iyice bozguna uğratınca (esirleri) sımsıkı bağlayın. Sonra savaş, yüklerini atıp sona erince de onları ya karşılıksız olarak ya da fidye ile salıverin. İşte böyle! Eğer Allah dileseydi, (iman edenler, kâfirlere karşı savaş yapmadan da) galip gelirdi. Fakat bu, sizi birbirinizle denemek içindir. Allah yolunda öldürülenlerin amellerini Allah asla boşa çıkarmayacaktır.

Süleyman Ateş

(Savaşta) İnkar edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onları iyice vurup sindirince bağı sıkıca bağlayın (onları esir alın). Ondan sonra artık ya lutfen bırakır veya karşılığında fidye alırsınız. Harb, ağırlıklarını bırakıncaya (savaş sona erinceye) kadar (böyle yaparsınız). Allah dileseydi (kendisi) onlardan öç alırdı, fakat sizi birbirinizle denemek için (size savaşı emrediyor). Allah, kendi yolunda öldürülenlerin yaptıkları işleri zayi etmeyecektir.

Süleymaniye Vakfı

Kafirlik edenlerle savaşta karşılaşınca boyunlarını vurun dipnot 1 . Nihayet (kuvvetlerini kırıp) onları etkisiz hale getirince dipnot 2 bağlarını sıkı tutun (esir alın). Sonra ya karşılıksız ya da fidye karşılığı serbest bırakın dipnot 3 ki savaşın doğurduğu ağır sıkıntılar ortadan kalksın. Yapmanız gereken budur. Allah farklı tercihte bulunsaydı onların hakkından kesinlikle kendisi gelirdi. Bunu yapmaması, birinizi diğerinizle yıpratıcı bir imtihandan geçirmek içindir. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların işlerini asla boşa çıkarmaz.

Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
  2. metne dön, dipnot 2
  3. metne dön, dipnot 3
    Bu ayete göre savaş esirlerini, karşılıksız veya fidye karşılığı serbest bırakmak gerekir. Hiçbir ayette, onların öldürülmesine veya köleleştirilmesine dair bir işaret yoktur. Nebimiz, aldığı bütün esirleri, bu ayet gereği serbest bırakmıştır. Ama Şii - Sünni mezhepler dahil, ulemanın büyük çoğunluğu ilgili ayetleri ve Nebimizin uygulamalarını yok sayarak esirlerin öldürülebileceği, köle ve cariye yapılabileceği ve cariyelerle nikahsız cinsel ilişkiye girilebileceği konusunda ittifak etmişlerdir. Bunun için bazı ayetleri yok saymışlar (Bakara 2/221, Nisa 4/25, Nur 24/32-33), bazı ayetlerin de anlamını bozmuşlardır (Nisa 4/3, Mü'minun 23/5-6, Mearic 70/29-30).

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Ayetleri görmezlikten gelenlerle (kafirlerle) savaşta karşılaşınca boyun köklerini vurun. Onları etkisiz hale getirince sıkı güvenlik çemberine alın dipnot 1 . Sonra karşılıksız ya da fidye alarak serbest bırakın ki savaşın ağırlığı kalmasın dipnot 2 . Allah'ın tercihi farklı olsaydı onların hakkından kendisi gelirdi. Böyle olması, birinizi diğerinizle denemek içindir. Allah, kendi yolunda öldürülenlerin yaptıklarını karşılıksız bırakmaz.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Evtas esirlerinin bağlanmadan nasıl koruma altına alındığı yazılacak.
  2. metne dön, dipnot 2
    فَإِمَّا تَثْقَفَنَّهُمْ فِي الْحَرْبِ فَشَرِّدْ بِهِمْ مَنْ خَلْفَهُمْ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ "Onları savaşta yakalarsan öyle bir dağıt ki, arkalarındakiler de dağılsınlar. Belki akıllarını başlarına alırlar." (Enfal 8/57)

Şaban Britch

Kâfirlerle, (savaşta) karşılaştığınız zaman boyunlarına vurun! Onları iyice bozguna uğratınca, sımsıkı bağlayın. Sonra savaş, yüklerini atıp sona erince de onları ya karşılıksız olarak ya da fidye ile salıverin. İşte böyle, eğer Allah dileseydi, (iman edenler, kâfirlere savaş yapmadan da) galip gelirdi. Fakat bu, sizi birbirinizle denemek içindir. Allah, yolunda öldürülenlerin amelleri asla boşa çıkarmayacaktır.

Şaban Piriş

İnkar edenlerle, (savaşta) karşılaştığınız zaman boyunlarına vurun! Onları iyice bozguna uğratınca, sımsıkı bağlayın. Sonra da ya karşılıksız bağışlayın; ya da savaş ağırlıklarını bırakıncaya kadar fidye alın. İşte böyle, eğer Allah dileseydi, onlardan kendisi intikam alırdı. Fakat, savaş sizi birbirinizle denemek içindir. Allah, yolunda öldürülenlerin çalışmalarını asla boşa çıkarmayacaktır.

Yaşar Nuri Öztürk

Küfre batmışlarla burun buruna geldiğinizde, boyunlar vurulur. Nihayet onları bastırıp sindirdiğinizde, antlaşma bağını sıkı bağlayın. Artık bundan sonrası ya bir bağışlama ya bir fidyedir. Nihayet, harp, ağırlıklarını yere bırakır. İşte böyle! Eğer Allah dileseydi, onlardan öç alırdı. Ama kiminizi kiminizle denemek için böyledir. Allah yolunda öldürülenlerin amelleri asla göz ardı edilmeyecektir.

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

So conditioned, when you people encounter those deniers of Allah, in combat, strike their necks to inflict death, and subdue the living at their peril, keep them in confinement and restrict their movements until hostilities have ceased and your enemies have laid down their arms. There and then you either set the captives free for nothing at all in return or for a ransom or for the freedom of Muslim captives. Had Allah willed, He would have punished them in His own manner. But He means to rear you and educate you so that your actions evince both wisdom and integrity, Allah then will establish your genuineness and quality as is asserted or claimed when reason has to deal with force and when you deal with each other in peace and in wars and to prove that the purpose of Allah is objectively the heart of your purpose. And remember that those of you who resisted blood, to acquire the glorious privilege of a martyr never will Allah imprint their works with irreverence profanity or damnation.

Abdul Haleem

When you meet the disbelievers in battle, strike them in the neck, and once they are defeated, bind any captives firmly––later you can release them by grace or by ransom––until the toils of war have ended. That [is the way]. God could have defeated them Himself if He had willed, but His purpose is to test some of you by means of others. He will not let the deeds of those who are killed for His cause come to nothing;

Abdullah Yusuf Ali

Therefore, when ye meet the Unbelievers (in fight), smite at their necks; At length, when ye have thoroughly subdued them, bind a bond firmly (on them): thereafter (is the time for) either generosity or ransom: Until the war lays down its burdens. Thus (are ye commanded): but if it had been Allah's Will, He could certainly have exacted retribution from them (Himself); but (He lets you fight) in order to test you, some with others. But those who are slain in the Way of Allah,- He will never let their deeds be lost.

Abul A'la Maududi

When you meet the unbelievers (in battle), smite their necks until you have crushed them, then bind your captives firmly; thereafter (you are entitled to) set them free, either by an act of grace, or against ransom, until the war ends. dipnot 1 That is for you to do. If Allah had so willed, He would have Himself exacted retribution from them. (But He did not do so) that He may test some of you by means of others. dipnot 2 As for those who are slain in the way of Allah, He shall never let their works go to waste. dipnot 3

Abul A'la Maududi — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    The words of this verse as well as the context in which it occurs clearly show that it was sent down after the revelation of the command for fighting and before the actual fighting began. The words, "So when you meet (in battle) those who disbelieve", indicate that the fighting has not yet taken place and the Muslims are being instructed that when it does take place, what they should do.
  2. metne dön, dipnot 2
    The words of (verse 20 )below testify that this Surah was sent down at a time when the command for fighting had already been given in (Surah Al-Hajj, Ayat 39) and (Surah Al- Baqarah, Ayat 190), and the hypocrites of Madinah and the people of the weak faith had been so upset that it seemed as if they were actually facing death.
  3. metne dön, dipnot 3
    Besides,( verses 67-69 of the Surah Al-Anfal )also testify that this verse had been sent down before the Battle of Badr. There it has been said:

Aisha Bewley

Therefore when you meet those who are kafir strike their necks. Then when you have decimated them, tie their bonds tightly and set them free or ransom them, until the war is finally over. That is how it is to be. If Allah willed, He could avenge Himself on them. But it is so that He can test some of you by means of others. As for those who fight in the Way of Allah, He will not let their actions go astray.

Al-Hilali & Khan

So, when you meet (in fight - Jihâd in Allâh’s Cause) those who disbelieve, smite (their) necks till when you have killed and wounded many of them, then bind a bond firmly (on them, i.e. take them as captives). Thereafter (is the time) either for generosity (i.e. free them without ransom), or ransom (according to what benefits Islâm), until the war lays down its burden. Thus [you are ordered by Allâh to continue in carrying out Jihâd against the disbelievers till they embrace Islâm and are saved from the punishment in the Hell-fire or at least come under your protection], but if it had been Allâh’s Will, He Himself could certainly have punished them (without you). But (He lets you fight) in order to test some of you with others. But those who are killed in the Way of Allâh, He will never let their deeds be lost.[1]

Ali Quli Qarai

When you meet the faithless in battle, strike their necks. When you have thoroughly decimated them, bind the captives firmly. Thereafter either oblige them [by setting them free] or take ransom till the war lays down its burdens. That [is Allah’s ordinance], and had Allah wished He could have taken vengeance on them, but that He may test some of you by means of others. As for those who were slain in the way of Allah, He will not let their works go awry.

Amatul Rahman Omar

So (believers! now that you know the will of your Lord), when you meet in (regular) battle those who disbelieve strike off their heads. After you have bound them fast in fetters (as prisoners of war), then, afterwards, (release them, a must), either by way of grace or by (accepting) ransom. (That is the law,) until war lays down its weapons (and it is over). Such is (the ordinance of Allâh). Indeed if Allâh pleased He could have punished them (in other ways). But (the ways of warfare have been resorted to) so that He may reveal your worth at the hands of one another. As of those who are slain in the cause of Allâh He will never let their works go in vain.

Arthur John Arberry

When you meet the unbelievers, smite their necks, then, when you have made wide slaughter among them, tie fast the bonds; then set them free, either by grace or ransom, till the war lays down its loads. So it shall be; and if God had willed, He would have avenged Himself upon them; but that He may try some of you by means of others. And those who are slain in the way of God, He will not send their works astray.

Bijan Moeinian

If you are engaged in a war with disbelievers, fight with them bravely and strike their necks. When the war is over, you may chose to free the captives or ask for a ransom for their freedom. Know that if God wanted, he would have made you victorious without any fight. The Lord simply wants to test you by one another to prove to you how sincere you are in your belief. Be sure that God will never forget the sacrifice of those who offered their lives as a proof of their belief to their Creator.

E. Henry Palmer

And when ye meet those who misbelieve - then striking off heads until ye have massacred them, and bind fast the bonds! Then either a free grant (of liberty) or a ransom until the war shall have laid down its burdens. That!- but if God please He would conquer them - but (it is) that He may try some of you by the others. And those who are slain in God's cause, their works shall not go wrong;

Edip-Layth

So, if you encounter those who have rejected, then strike the control center until you overcome them. Then bind them securely. You may either set them free or ransom them, until the war ends. That, and had God willed, He alone could have beaten them, but He thus tests you by one another. As for those who get killed in the cause of God, He will never let their deeds be put to waste.

George Sale

When ye encounter the unbelievers, strike off their heads, until ye have made a great slaughter among them; and bind them in bonds: And either give them a free dismission afterwards, or exact a ransom; until the war shall have laid down its arms. This shall ye do: Verily if God pleased, He could take vengeance on them, without your assistance; but He commandeth you to fight his battles, that He may prove the one of you by the other. And as to those who fight in defence of God's true religion, God will not suffer their works to perish:

Hamid S. Aziz

So when you meet in battle those who disbelieve, then smite their necks until when you have overcome them, make them prisoners, and afterwards either set them free as a favour or let them ransom themselves until the war terminates. That is the command. And if Allah had pleased He could certainly have exacted what is due from them (without you), but (thus it is ordained) that He may try some of you by means of others. As for those who are slain in the way of Allah, He will by no means allow their deeds to perish.

Mahmoud Ghali

So when you meet the ones who have disbelieved, then it is striking of the necks until, when you have subjugated (Wrongly understood by Arberry and others to mean "slaughter") them, then uphold the bonds; (i. e., take them captives) then (it is) either being bounteous (i.e., "showing" bounty by setting them free) hereafter (to them), or (exacting) ransom, until the war lays down its encumbrances. So it shall be; and if Allah had (so) decided, He would have vindicated Himself upon them; but that He may try some of you by means of others (Literally: by means of some "others"). And the ones who have been killed in the way of Allah, then He will never send their deeds into error.

Marmaduke Pickthall

Now when ye meet in battle those who disbelieve, then it is smiting of the necks until, when ye have routed them, then making fast of bonds; and afterward either grace or ransom till the war lay down its burdens. That (is the ordinance). And if Allah willed He could have punished them (without you) but (thus it is ordained) that He may try some of you by means of others. And those who are slain in the way of Allah, He rendereth not their actions vain.

Mohamed Ahmed - Samira

So, when you clash with the unbelievers, smite their necks until you overpower them, then hold them in bondage. Then either free them graciously or after taking a ransom, until war shall have come to end. If God had pleased He could have punished them (Himself), but He wills to test some of you through some others. He will not allow the deeds of those who are killed in the cause of God to go waste.

Muhammad Asad

NOW WHEN you meet [in war] those who are bent on denying the truth, smite their necks until you overcome them fully, and then tighten their bonds; but thereafter [set them free,] either by an act of grace or against ransom, so that the burden of war may be lifted: thus [shall it be]. And [know that] had God so willed, He could indeed punish them [Himself]; but [He wills you to struggle] so as to test you [all] by means of one another. And as for those who are slain in God’s cause, never will He let their deeds go to waste:

Mustafa Khattab

So when you meet the disbelievers ˹in battle˺, strike ˹their˺ necks until you have thoroughly subdued them, then bind them firmly. Later ˹free them either as˺ an act of grace or by ransom until the war comes to an end. So will it be. Had Allah willed, He ˹Himself˺ could have inflicted punishment on them. But He does ˹this only to˺ test some of you by means of others. And those who are martyred in the cause of Allah,[1] He will never render their deeds void.

Progressive Muslims

So, if you encounter those who have rejected, then strike their formations until you overcome them, then bind them securely. You may either set them free or ransom them, until the war ends. And had God willed, He alone could have beaten them, but He thus tests you by one another. As for those who get killed in the cause of God, He will never let their deeds be put to waste.

Rashad Khalifa

If you encounter (in war) those who disbelieve, you may strike the necks. If you take them as captives you may set them free or ransom them, until the war ends. Had GOD willed, He could have granted you victory, without war. But He thus tests you by one another. As for those who get killed in the cause of GOD, He will never put their sacrifice to waste.

Sahih International

So when you meet those who disbelieve [in battle], strike [their] necks until, when you have inflicted slaughter upon them, then secure their bonds, and either [confer] favor afterwards or ransom [them] until the war lays down its burdens. That [is the command]. And if Allah had willed, He could have taken vengeance upon them [Himself], but [He ordered armed struggle] to test some of you by means of others. And those who are killed in the cause of Allah - never will He waste their deeds.

Sam Gerrans

And when you meet those who ignore warning: — then the smiting of the necks. When you have battled them strenuously, then make strong the bonds; then: — either grace thereafter or ransom, until the war lays down its burdens. That when, had God willed, He would have taken revenge upon them; but that He might try some of you by means of others[...]. And those who are slain in the cause of God, He will not send their deeds astray;

Shabbir Ahmed

Now if you meet the disbelievers in battle, strike at their command centers. When you have subdued them, bind in a firm bond, and thereafter an act of kindness or ransom till the battle lays down its weapons. (Free the captives as an act of kindness or ransom, such as in exchange for your men in their captivity. There is no third option). And if Allah willed, He could indeed punish them Himself, but that He may let you humans test one by means of another (as to which nation remains vigilant). And, as for those who are slain in the Cause of Allah, He will never let their actions be lost.

Syed Vickar Ahamed

Therefore, when you meet the unbelievers [in a holy battle], strike (hard) at their necks; Till you have fully defeated (and finally felled) them. Place a bond firmly (on them): Thereafter (is the time for) either kindness or negotiation (with ransom): Until, the war lays down its burdens, (and it ends). Like this (are you commanded); But if it had been Allah’s Will, He (Himself) could certainly have ordered punishment for them; But (He lets you fight) in order to test you, some (to fight) with others. But those who are killed in the way of Allah— He will never let their deeds be lost.

Taqi Usmani

So, when you encounter those who disbelieve, then (aim at) smiting the necks, until when you have broken their strength thoroughly, then tie fast the bond, (by making them captives). Then choose (to release them) either (as) a favour (shown to them,), or (after receiving) ransom,until the war throws down its load of arms. That (is Our command.) If Allah willed, He would have (Himself) subjected them to retribution, but (Allah ordered you to fight,) so that He may test some of you through some others. And those who are killed in Allah’s way, He will never let their deeds go to waste.

The Monotheist Group

Therefore, if you encounter those who have rejected, then strike the necks; until you bind them, then secure the cords. You may then either set them free or ransom them, until the war ends. That, and if God had willed, He alone could have beaten them, but He thus tests you by one another. As for those who get killed in the cause of God, He will never let their deeds be put to waste.

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — Muhammed suresi, 4. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — Muhammed suresi, 4. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — Muhammed suresi, 4. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩