Diyanet İşleri
Ben onu dimdik bir yokuşa sardıracağım.
Müddessir suresi
Müddessir suresi, 17. ayet. سَأُرْهِقُهُۥ صَعُودًا
seürhiḳuhû ṣa`ûdâ.
Ben onu dimdik bir yokuşa sardıracağım.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Yalnız yarattığım kişi ve Sekar Müddessir 11–30 3
Kendisine alabildiğine imkanlar sağladım.
Sonra da o hırsla daha da artırmamı umar.
Hayır, umduğu gibi olmayacak. Çünkü o, bizim ayetlerimize karşı inatçıdır.
Ben onu dimdik bir yokuşa sardıracağım.
Çünkü o, düşündü taşındı, ölçtü biçti.
Kahrolası nasıl da ölçtü biçti!
Yine kahrolası, nasıl ölçtü biçti!
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 11–30. ayetler için yazılmıştır.
Bu âyet-i kerimeler, hakka karşı inatla duran, Allah’a ve Rasûlüne savaş açan, onlara karşı duran el-Velîd b. el-Muğîre hakkında inmiştir. Yüce Allah onu başka hiçbir kimseyi yermediği bir şekilde yermiştir. İşte hakka karşı inatlaşan, hakka karşı mücadele veren kimsenin cezası budur. Bu dünya hayatında rezil olur. Âhiretteki azap ise daha bir rezil edicidir elbette. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
11. “Sen Bana bırak o tek başına yarattığım.” Malsız, ailesiz ve başka hiçbir şeye sahip olmaksızın yalnız başına yarattığım ve halen kendisine lütufta bulunup pek çok şeyler verdiğim;
12-13. “Kendisine bolca” pek çok “mal verdiğim ve” yanı başında “hazır duran oğullar” sürekli yanında bulunan, kendileri ile faydalanıp ihtiyaçlarını gördüğü, kendileri ile güç kazandığı erkek çocuklar verdiğim;
14. “Her türlü imkanı önüne serdiğim” ona dünyevî imkânlar ve bu imkânları elde etme yollarını bağışladı; öyle ki o ihtiyaçlarını kolaylıkla görebilmekte, arzuladığı ve istediği her şeyi elde etmektedir.
15. Bunca nimetler ve ihsanlarımla birlikte “bir de kalkmış (nimetleri) daha da artırmamı bekliyor.” Yani dünyada nimetlere nail olduğu gibi âhiret nimetlerine de nail olmayı ümit ediyor.
16. “Asla!” Durum onun istediği gibi olmayacaktır. Aksine onun istediğinin ve arzu ettiğinin tersine olacaktır. Bunun böyle olmasının sebebi ise şudur:
17. “Çünkü o, âyetlerimize karşı çok inatçıdır.” Âyetlerimizi anladığı halde onları inkâr etmiş, âyetlerimiz onu hakka çağırdığı halde onlara itaat etmemiştir. Hatta yüz çevirmekle de yetinmeyerek bunlarla savaşmaya koyulmuş, âyetlerimi iptal etmeye çalışmıştır. Bundan dolayı Yüce Allah onun hakkında şöyle buyurmaktadır:
18-20. “Çünkü o” kendi kendine “düşündü” Kur’ân-ı Kerîm’i kendisi ile çürüteceği söz söylemek maksadı ile hakkında düşündüğü hususları “ölçtü biçti. Kahrolası! Ne biçim ölçtü biçti? Yine kahrolası! Ne biçim ölçü biçti?” Çünkü o, kendisi ile asla boy ölçüşemeyeceği bir işe kalkışmıştı. Kendisinin ve benzerlerinin asla ulaşamayacağı bir yokuşa tırmanmaya çalışmıştı.
21-22. “Sonra” ne söyleyeceğine “baktı, sonra suratını astı, kaşlarını çattı.” Yüzünde ve dış görünüşünde haktan nefret ettiği ve hakka karşı kin duyduğu belirgin hale geldi.
23. “Sonra yüz çevirip” geri döndü “Büyüklük tasladı.” Bu ise onun düşünme çabasının fiilî ve sözlü olarak ortaya koyduklarının bir sonucudur.
24-25. “Nihayet dedi ki: “Bu (eskilerden) nakledilen bir sihirden ibarettir. Bu, insan sözünden başka bir şey değil!” Yani bu, Allah’ın kelâmı değildir, insan sözüdür. Aynı şekilde bu, iyi ve hayırlı insanların da sözü değildir. Aksine onların kötülerinin, günahkârlarının, her türlü yalancı ve sihirbazın bir sözüdür.
Kahrolasıca! Haktan ne kadar da uzak! Hüsran ve helâke ne kadar müstehak! En yüce ve en büyük söz olan, pek yüce ve azametli Rabbin sözünü yaratılmış, muhtaç ve her bakımdan aciz varlıkların sözüne benzediği nasıl düşünülebilir yahut bunu bir kimse nasıl tasavvur edebilir? Bu yalancı ve inatçı kişi, Yüce Allah’ın kelâmını bu şekilde nitelendirme cesaretini kendinde nasıl bulabilir?
Böylesinin çetin azaptan başka bir şeyi hak etmesi söz konusu değildir. Bundan dolayı da Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
26-28. “Ben onu Sekar’a sokacağım. Sekar’ın ne olduğunu sen nereden bilebilirsin ki? O, yakıp bitirmedik bir şey bırakmaz, ama yakmaktan da vazgeçmez.” Azaba uğratılan kimseye vermedik zorluk, sıkıntı ve acı bırakmaz.
29. “Derileri yakıp kavurur.” Onları kavurur, azabının içine alıp yakar. Aşırı sıcak ve aşırı soğuğu ile onlarda rahat namına bir şey bırakmaz.
30. “Başında da on dokuz” bekçi melek “vardır.” Bunlar, “(O ateşin) başında çok sert ve çok güçlü melekler vardır ki onlar, Allah'ın kendilerine verdiği emirlerde O’na isyan etmezler. Ne emredilirse onu yaparlar.” (et-Tahrim, 66/6)
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Onu dayanamayacağı azap dolu bir sıkıntıya sokacağım.
Aynı kök: صعد (9 geçiş)
Peygamber, arkanızdan sizi çağırırken siz durmadan dağa yukarı kaçıyor, hiç kimseye dönüp bakmıyordunuz. Bundan dolayı Allah, size keder üstüne keder…
Aynı kök: صعد (9 geçiş)
Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar, bir de -yolcu olmanız durumu müstesna- cünüp iken yıkanıncaya kadar namaza…
Aynı kök: صعد (9 geçiş)
Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi ve -başlarınıza mesh edip- her iki topuğa kadar da ayaklarınızı…
Aynı kök: رهق (10 geçiş)
Güzel iş yapanlara (karşılık olarak) daha güzeli ve bir de fazlası vardır. Onların yüzlerine ne bir kara bulaşır, ne de bir zillet. İşte onlar…
Aynı kök: رهق (10 geçiş)
Kötü işler yapmış olanlara gelince, bir kötülüğün cezası misliyledir ve onları bir zillet kaplayacaktır. Onları Allah'(ın azabın)dan koruyacak hiçbir…
Aynı kök: رهق (10 geçiş)
Musa, "Unuttuğum için bana çıkışma ve bu işimde bana güçlük çıkarma!" dedi.
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Onu ileride sarp bir yokuşa sardıracağım!
Ben de onu sarp yokuşa süreceğim.
(bu nedenle) onu acı veren çetin bir yokuşa süreceğim!
Onu saud'a (sarp bir yokuş) mecbur edeceğim.
Onu alabildiğine sarp bir yokuşa süreceğim.
Ben onu sarp bir yokuşa sardıracağım!
Yakında, sarp bir yokuşa süreceğim onu.
Ben onu dik bir yokuşa süreceğim.
Onu sarp bir yokuşa sardıracağım.
Onu sarp bir yokuşa sardıracağım.
Ben onu dimdik sarpa sardıracağım...
Ben onu dimdik sarpa sardıracağım
Onu sarp bir yokuşa sardıracağım.
Onu sarp bir yokuşa sardıracağım.
Onu sarp bir yokuşa sardıracağım.
Onu alabildiğine sarp bir yokuşa süreceğim.
Ben onu sarp bir yokuşa sardıracağım.
Ben; onu sarp bir yokuşa sardıracağım.
(8-26) Sura üfürüldüğünde, işte bugün, zorluk günüdür, kafirlere kolay değildir. Bana bırak, tek olarak yarattığım kişiyi, uzun uzadıya ona mal yaptığımı, şahit olunan çocuklar /oğullar, döşedikçe döşenmiş /genişlik verdiğim kişiyi, sonra, daha da artırmamı umar, Yoo, h ayır, hayır, mutlaka o ayetlerimize karşı inatlaşırdı. Onu sarp yola / yokuş yola sardıracağım . Mutlaka o ölçüp biçti ve ayarladı / takdir etti. Geberesice / katledilesice nasıl bir takdir etmekse, sonra, geberesice nasıl bir takdir etmekse. Sonra baktı sonra kaş çattı/yüzünü asıklaştırdı ekşitti / buruşturdu. Sonra dübürünü / ardını döndü ve büyüklendi / kibirlendi. Kesinlikle bu devamlı nakledilen / geçmişten kalan bir sihirdir. Bu ancak bir beşer /derili sözüdür dedi. Onu sekara (deri kavurana) sokacağım / yaslayacağım.
Onu sarp bir yokuşa zorlayıp süreceğim.
Onu dimdik bir yokuşa sardıracağım.
Onu dik bir yokuşa süreceğim dipnot 1 .
Onu dik yokuşa süreceğim.
Onu sarp bir yokuşa zorlayıp, süreceğim.
Onu sarp bir yokuşa süreceğim.
Ben onu dik bir yola süreceğim.
Such persons I will afflict with endless calamities and make the like unable to hold his own.
I will inflict a spiralling torment on him.
Soon will I visit him with a mount of calamities!
I shall soon constrain him to a hard ascent.
I will force him to climb a fiery slope.
I shall oblige him to (climb a slippery mountain in the Hell-fire called As-Sa‘ûd, or) face a severe torment!
Soon I will overwhelm him with hardship.
Rather I will inflict on him an increasingly overwhelming torment.
and I shall constrain him to a hard ascent.
Pretty soon he has to face me so that I sentence him to a terrible punishment.
I will drive him up a hill!
I will exhaust him in climbing.
I will afflict him with grievous calamities:
Will impose on him a fearful doom.
I will soon oppress him to a (hard) mounting (in calamities).
On him I shall impose a fearful doom.
I shall inflict on him hardship,
[and so] I shall constrain him to endure a painful uphill climb!
I will make his fate unbearable,
I will exhaust him in climbing.
I will increasingly punish him.
I will cover him with arduous torment.
I will burden him with a steep ascent.
I will cause him to walk an exhausting uphill climb.
Soon will I visit him with a mountain of miseries!
I will force him to climb the mountain Sa‘ūd.
I will exhaust him in ascending.