Diyanet İşleri
İnkar edenler dediler ki: "Bu Kur'an'ı dinlemeyin. Baskın çıkmak için o okunurken yaygara koparın."
Fussilet suresi · 26–32. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Fussilet suresi, 26. ayet. وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَا تَسْمَعُوا۟ لِهَٰذَا ٱلْقُرْءَانِ وَٱلْغَوْا۟ فِيهِ لَعَلَّكُمْ تَغْلِبُونَ
İnkar edenler dediler ki: "Bu Kur'an'ı dinlemeyin. Baskın çıkmak için o okunurken yaygara koparın."
Kâfir olanlar, "Bu Kur'an'ı dinlemeyin; (okunurken) onunla ilgili gürültü yapın! Umulur ki galip gelirsiniz!" demişlerdi. dipnot 1
Hakkı inkarda direnen kimseler, "Bu Kur'an'ı dinlemeyin, onu karalayıp şamata yapın ki bastırabilesiniz!" dediler.
Hakikati inkar edenler (birbirlerine): "Bu Kuran'ı dinlemeyin ve onun hakkında saçma, anlamsız şeyler uydurun ki onu(n gücünü) bastırasınız!" derler.
Hakikat bilgisini inkar edenler (Hz. Rasulullah'ı dinleyenlere) dediler ki: "Şu Kuran'ı dinlemeyin ve Onun hakkında boş laflar edin ki, belki üstün çıkarsınız!"
İnkar edenler dediler ki: "Bu Kur'an'ı dinlemeyin ve onda (okunurken) yaygaralar koparın. Belki üstün gelirsiniz."
İnkâr edenler: Bu Kur'an'ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın. Umulur ki bastırırsınız, dediler.
Nankörlük edenler, şöyle dediler: "Bu Kur'an'ı dinlemeyin ve Onun hakkında asılsız şeyler uydurun. Böylece, belki üstün gelirsiniz!" dipnot 410
İnkar edenler, "Bu Kur'an'ı dinlemeyiniz. Okunurken gürültü çıkarınız ki duyulmasını engelleyesiniz" dediler.
İnkar edenler, "Kazanmanız için, bu Kuran'ı dinlemeyin, anlaşılmasını engelleyin" dediler.
İnkar edenler, 'Başa çıkmanız için, bu Kuran'ı dinlemeyin, anlaşılmasını engelleyin,' dediler.
Bir de küfredenler: "Şu Kur'an'ı dinlemeyin ve ona (okunurken) yaygara yapın, belki bastırırsınız," dediler.
Bir de dedi ki o küfredenler: şu Kur'anı dinlemeyin ve ona yaygara yapın, belki bastırırsınız
Kafirler: "Bu Kur'an'ı dinlemeyin, gürültü edin, dipnot 1 belki üstün gelirsiniz." dediler.
Kafirler: "Bu Kur'an'ı dinlemeyin, gürültü edin dipnot 1 , belki üstün gelirsiniz." dediler.
Gerçeği yalanlayan nankörler: "Bu Kur'an'ı dinlemeyin, onun etkisini kırmak için boş şeyler söyleyin, belki üstün gelirsiniz." dediler.
Küfredenler dediler ki: "Bu Kuran'ı dinlemeyin ve onda (okunurken) yaygaralar koparın. Belki üstün gelirsiniz."
O küfredenler (şöyle) dedi (ler): "Bu Kur'anı dinlemeyin. Onun hakkında ma'nasız yaygaralar (gürültüler) yapın! Belki galebe edersiniz"!
Küfredenler dediler ki: Bu Kur'an'ı dinlemeyin, onun hakkında yaygaralar yapın, belki bastırırsınız.
(26-28) Kafirler dediler ki bu okunanı / bu kuranı işitmeyin onda yaygara çıkarın, umulur ki galip gelirsiniz (okunanı bastırırsınız, işitilmesine engel olursunuz) biz de azabın şiddetlisini kafirlere tattıracağız, biz de yapıyor oldukları amellerinden daha kötüsüyle onları cezalandıracağız, işte bu ateş, Allah’ın düşmanlarınındır, işte bu ateş ayetlerimize nankörlük edenlerin cezası, onlara ebedi kalacakları yurttur.
O kâfirler: "Bu Kur'an'ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın, belki baskın çıkarsınız." demişlerdi.
İnkar edenler dediler ki: "Bu Kur'an'ı dinlemeyin, o (okunduğu)nda gürültü edin, (böylece onun anlaşılmasına engel olun), belki ona galib gelirsiniz (başka türlü onunla başa çıkmanıza imkan yoktur)."
Kafirlik edenler /ayetleri görmezlikte direnenler şöyle dediler: "Bu Kur'an'ı dinlemeyin, onunla ilgili laf kalabalığı yapın, belki galip gelirsiniz dipnot 1 ."
Ayetleri görmezlikten gelenler (kafirler) şöyle derler: "Bu Kur'an'ı dinlemeyin, boş şeyler söyleyin, belki baskın gelirsiniz."
O kâfirler: Bu Kur'an'ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın, belki bastırırsınız, demişlerdi.
O inkarcılar: -Bu Kur'an'ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın, belki bastırırsınız, demişlerdi.
İnkar edenler dediler ki: "Şu Kur'an'ı dinlemeyin! O okunurken yaygara koparın ki, galip gelesiniz."
Fussilet suresi, 27. ayet. فَلَنُذِيقَنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ عَذَابًا شَدِيدًا وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ أَسْوَأَ ٱلَّذِى كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
İnkar edenlere mutlaka şiddetli bir azabı tattıracağız ve onları yaptıklarının en kötüsü ile cezalandıracağız.
Kâfir olanlara elbette şiddetli bir azabı tattırmaktayız ve elbette onları yaptıklarının en kötüsüyle cezalandıracağız.
Ve elbet inkarda direnen bu kimselere şiddetli bir terkedilmişlik acısı tattıracağız, ve onları kesinlikle yapa geldiklerinin en kötüsüyle cezalandıracağız!
Fakat hakikati (böylece) inkar edenlere kesinlikle şiddetli bir azabı tattıracak ve onları yaptıklarının en kötüsüyle cezalandıracağız!
Andolsun ki o hakikat bilgisini inkar edenlere şiddetli bir azabı tattıracağız ve elbette onlara yaptıklarının en kötü sonuçlarını yaşatacağız!
Artık gerçekten o inkar edenlere şiddetli bir azap taddıracağız ve yaptıklarının en kötüsüyle cezalandıracağız.
O inkâr edenlere şiddetli bir azabı tattıracağız ve onları yaptıklarının en kötüsüyle cezalandıracağız.
Nankörlük edenlere, yaman bir cezayı, artık kesinlikle tattıracağız. Üstelik yaptıklarının en kötüsüyle onları cezalandıracağız.
O inkar edenlere şiddetli bir azap tattıracağız ve onları, yaptıklarının en kötüsüyle cezalandıracağız.
İnkar edenlere şiddetli bir azabı tattıracağız ve yaptıklarının en kötüsüyle onlara karşılık vereceğiz.
İnkar edenlere şiddetli bir azabı tattıracağız ve yaptıklarının en kötüsüyle onlara karşılık vereceğiz.
işte Biz de onun için o küfredenlere şiddetli bir azap tattıracağız ve kendilerine yaptıkları amellerin en kötüsünün cezasını vereceğiz.
İşte biz de onun için o küfredenlere şiddetli bir azab tattıracağız ve kendilerine yaptıkları amellerin en kötüsünün cezasını vereceğiz
Böylesi Kafirlere şiddetli bir azap tattıracağız. Ve onları yaptıklarının en kötüsü ile kesinlikle cezalandıracağız.
Böylesi Kafirlere şiddetli bir azap tattıracağız. Ve onları yaptıklarının en kötüsü ile kesinlikle cezalandıracağız.
Böylesi gerçeği yalanlayan nankörlere, şiddetli bir azap tattıracağız. Ve onları yaptıklarının en kötüsü ile kesinlikle cezalandıracağız.
Artık gerçekten o küfredenlere şiddetli bir azap tattıracağız ve yaptıklarının en kötüsüyle cezalandıracağız.
İşte biz o kafirlere muhakkak ki en çetin bir azabı tatdıracağız. Onları yapageldiklerinin en kötüsüyle cezalandıracağız.
O küfredenlere şiddetli bir azabı tattıracağız ve onları yapmakta olduklarının en kötüsü ile cezalandıracağız.
(26-28) Kafirler dediler ki bu okunanı / bu kuranı işitmeyin onda yaygara çıkarın, umulur ki galip gelirsiniz (okunanı bastırırsınız, işitilmesine engel olursunuz) biz de azabın şiddetlisini kafirlere tattıracağız, biz de yapıyor oldukları amellerinden daha kötüsüyle onları cezalandıracağız, işte bu ateş, Allah’ın düşmanlarınındır, işte bu ateş ayetlerimize nankörlük edenlerin cezası, onlara ebedi kalacakları yurttur.
Kâfirlere elbette şiddetli bir azap tattıracağız. Onları, yaptıklarının en kötüsüyle cezalandıracağız.
İnkar edenlere şiddetli bir azab taddıracağız ve onları, yaptıklarının en kötüsüyle cezalandıracağız.
Kafirlik edenlere kesinlikle çetin bir azap tattıracağız dipnot 1 ve kesinlikle onlara yaptıklarının en kötüsüyle karşılık vereceğiz dipnot 2 .
Ayetleri görmezlikten gelen o kimselere ağır bir azap tattıracak ve onlara, yapmakta oldukları en kötü şeyin cezasını çektireceğiz.
Kâfirlere elbette şiddetli bir azap tattıracağız. Onları yaptıklarının en kötüsüyle cezalandıracağız.
İnkarcılara elbette şiddetli bir azap tattıracağız. Onları yaptıklarının en kötüsüyle cezalandıracağız.
Yemin olsun, o inkarcılara şiddetli bir azabı tattıracağız ve elbette ki onları, yapıp-ettiklerinin en kötüsüyle cezalandıracağız.
Fussilet suresi, 28. ayet. ذَٰلِكَ جَزَآءُ أَعْدَآءِ ٱللَّهِ ٱلنَّارُ لَهُمْ فِيهَا دَارُ ٱلْخُلْدِ جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا يَجْحَدُونَ
İşte böyle, Allah düşmanlarının cezası ateştir. Ayetlerimizi inkar etmelerinin cezası olarak orada onlar için ebedilik yurdu vardır.
İşte o Allah düşmanlarının cezası ateştir. Ayetlerimizi inkâr etmelerinin karşılığı olarak orada onlara ebedî kalacakları yurt (cehennem) vardır.
İşte budur Allah düşmanlarının cezası: ateş. Onların sürekli kalacakları yer, ayetlerimizi bile bile inkar etmelerine karşılık olmak üzere orası olacaktır.
O Allah düşmanlarının cezası, (öteki dünyadaki) ateş olacaktır. Onlar, mesajlarımızı bilerek reddetmelerinin karşılığı olarak içinde sonsuza kadar kalacakları bir yere mahkum olacaklardır.
İşte Allah düşmanlarının yaptığının sonucu, ateştir! Onlar için orada sonsuzluk vatanı vardır! Bilerek işaretlerimizi inkar etmelerinin (Rablerini kabullenmemelerinin) sonucu olarak!
Bu, Allah'ın düşmanlarının cezası olan ateştir. Bizim ayetlerimizi inkar etmeleri dolayısıyla bir ceza olarak, orada onlar için ebedilik yurdu vardır.
İşte bu , Allah düşmanlarının cezası, ateştir. Ayetlerimizi inkâr etmelerinden dolayı, orada onlara ceza olarak ebedî kalacakları yurt (cehennem) vardır.
Bu böyledir. Allah'ın düşmanlarının cezası ateştir. Ayetlerimizi bilerek inkar etmelerine karşılık, onların ülkesi, sonsuza dek orası olacaktır.
İşte, Allah düşmanlarının cezası budur. Ayetlerimizi inkar etmiş olmalarının cezası olarak, onlar süreli olarak ateşte kalacaklardır.
ALLAH düşmanlarının cezası işte bu ateştir. Ayetlerimizi bile bile inkar etmelerinin bir karşılığı olarak orası onların ebedi yurdu olacaktır.
ALLAH düşmanlarının cezası işte bu ateştir. Ayetlerimizi bile bile inkar etmelerinin bir karşılığı olarak orası onların ebedi yurdu olacaktır.
Allah düşmanlarının cezası, işte odur: Ateş! Ayetlerimizi inkar etmelerinin cezası olarak, ondadır ancak onların ebedilik evi!
O işte cezası Allah düşmanlarının, o ateş, onlara ondadır ancak ebediyyet evi, ayetlerimize yaptıkları cehudluğun cezası
İşte böyle! Allah'ın düşmanlarının cezası ateştir. Ayetlerimizi bilerek reddetmeleri nedeniyle ceza olarak, onlar için orada ebedilik yurdu vardır.
İşte böyle! Allah'ın düşmanlarının cezası ateştir. Ayetlerimizi bilerek reddetmeleri nedeniyle ceza olarak, onlar için orada ebedilik yurdu vardır.
İşte böyle! Allah'ın düşmanlarının cezası ateştir. Ayetlerimizi bilerek reddetmeleri nedeniyle ceza olarak, onlar için orada ebedilik yurdu vardır.
Bu, Tanrı'nın düşmanlarının cezası olan ateştir. Bizim ayetlerimizi inkar etmeleri dolayısıyla bir ceza olarak, orada onlar için ebedilik yurdu vardır.
Bu, Allahın, düşmanlarına olan cezasıdır ki, ateşdir. Bizim ayetlerimizi bilerek inkar etdiklerinin cezası olarak orada (cehennemde) onlara ebedilik yurdu vardır.
İşte böyle; Allah'ın düşmanlarının cezası ateştir. Ayetlerimizi bile bile inkar etmelerinin cezası olarak onların temelli kalacakları yer oradadır.
(26-28) Kafirler dediler ki bu okunanı / bu kuranı işitmeyin onda yaygara çıkarın, umulur ki galip gelirsiniz (okunanı bastırırsınız, işitilmesine engel olursunuz) biz de azabın şiddetlisini kafirlere tattıracağız, biz de yapıyor oldukları amellerinden daha kötüsüyle onları cezalandıracağız, işte bu ateş, Allah’ın düşmanlarınındır, işte bu ateş ayetlerimize nankörlük edenlerin cezası, onlara ebedi kalacakları yurttur.
İşte bu, Allah düşmanlarının cezası ateştir. Ayetlerimizi inkâr etmelerinden dolayı, orada onlara ceza olarak ebedî kalacakları yurt (Cehennem) vardır.
O Allah düşmanlarının cezası: Ateştir. Ayetlerimizi inkar etmelerinin cezası olarak onlara, orada sürekli kalma yurdu vardır.
İşte böyle! Allah'a karşı düşmanlık edenlerin cezası o ateş /cehennemdir. Ayetlerimizi bile bile inkar etmelerinin karşılığı olarak ölmemek üzere kalacakları yurtları, oradadır dipnot 1 .
Bu, onların dünyadaki cezalarıdır dipnot 1 . Allah'a karşı düşmanlık edenlerin asıl cezası Cehennem ateşidir; içinde sürekli kalacak yurtları olacaktır. O ceza, ayetlerimiz karşısında bile bile yalana sarılmalarına karşılıktır.
Allah’ın düşmanlarının cezası işte bu ateştir. onlar için ebedi kalınacak bir yurttur. Orası, ayetlerimizi bile bile inkar etmiş olmaları sebebiyle ceza olarak (onlar içindir).
Allah'ın düşmanlarının cezası işte bu ateştir. Orası, ayetlerimizi bile bile inkar etmiş olmaları sebebiyle, onlar için ebedi kalınacak bir yurttur.
İşte bu, Allah düşmanlarının cezası olan ateştir. Ayetlerimize karşı çıkmalarından ötürü, orada kendileri için sürekli kalış yeri vardır.
Fussilet suresi, 29. ayet. وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ رَبَّنَآ أَرِنَا ٱلَّذَيْنِ أَضَلَّانَا مِنَ ٱلْجِنِّ وَٱلْإِنسِ نَجْعَلْهُمَا تَحْتَ أَقْدَامِنَا لِيَكُونَا مِنَ ٱلْأَسْفَلِينَ
(Ateşe giren) inkarcılar şöyle derler: "Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan bizi saptıranları bize göster de onları ayaklarımızın altına alalım ki en aşağılıklardan olsunlar."
Kâfir olanlar şöyle diyeceklerdir: "Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan bizi saptıranları bize göster de aşağılanmışlardan olsunlar diye onları ayaklarımızın altına alalım!" dipnot 1
Ve (oraya girince) inkarda direnen kimseler diyecek ki: "Rabbimiz! Görünen görünmeyen tüm varlıklardan bizi saptıranları bize göster: Hepsini de ayaklarımız altına alıp çiğneyelim ki, hepimizin en alçağı olsunlar!"
Ve (yeryüzündeki hayatlarında) hakikati inkar etmiş olanlar (bunun üzerine) feryad edecekler: "Ey Rabbimiz! Bizi saptıran şu insanları ve görünmeyen varlıkları göster bize. Onları ayaklarımızın altına al(ıp çiğneyel)im ki hepimizin en alçağı olsunlar!"
Hakikat bilgisini inkar edenler dediler ki: "Rabbimiz. . . Cin ve insan türünden (şeytanlardan) bizi saptıran o ikiliyi göster de, o ikisini ayaklarımızın altına alalım da en aşağılık olsunlar!"
İnkar edenler dediler ki: "Rabbimiz, cinlerden ve insanlardan bizi saptırmış olanları bize göster, ayaklarımızın altına alalım, en aşağılarda bulunanlardan olsunlar."
Kâfirler cehennemde: Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan bizi saptıranları bize göster de aşağılanmışlardan olsunlar diye onları ayaklarımızın altına alalım! diyecekler.
Nankörlük edenler, şöyle diyecekler: "Efendimiz! Cinlerden ve insanlardan bizi saptıranları bize göster ki, onları ayaklarımızın altına alalım; en aşağılıklar arasında olsunlar!"
İnkar edenler, "Ey Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan bizi saptıranları bize göster. Onları ayaklarımızın altına alalım da en aşağılıklardan olsunlar" diyecekler.
İnkar edenler, "Efendimiz, cinlerden ve insanlardan bizi saptıranları bize göster, onları ayaklarımızın altına alalım da en alçak olanlardan olsunlar" derler.
İnkar edenler, 'Rabbimiz, cinlerden ve insanlardan bizi saptıranları bize göster, onları ayaklarımızın altına alalım da en alçak olanlardan olsunlar,' derler.
Ve o küfredenler muhakkak diyecekler ki: "Ey Rabbimiz göster bize, cinlerden ve insanlardan bizi saptıranların ikisini de onları ayaklarımızın altına alalım, en aşağılıklardan olsunlar!"
Ve muhakkak diyecek ki o küfredenler: ey rabbımız! Göster bize Cinn-ü insten bizleri ıdlal edenlerin ikisine de, ki onları ayaklarımızın altına alalım en aşağılıklardan olsunlar
Kafirler: "Rabb'imiz! Cinn ve insten dipnot 1 bizi saptıranları bize göster. Aşağılanmışlardan olmaları için onları ayaklarımızın altına alalım." dediler.
Kafirler: "Rabb'imiz! Cinn ve insten dipnot 1 bizi saptıranları bize göster. Aşağılanmışlardan olmaları için onları ayaklarımızın altına alalım." dediler.
Gerçeği yalanlayan nankörler: "Rabb'imiz! Cinn ve insten dipnot 1 bizi saptıranları bize göster. Aşağılanmışlardan olmaları için onları ayaklarımızın altına alalım." dediler.
Küfredenler dediler ki: "Rabbimiz, cinlerden ve insanlardan bizi saptımış olanları bize göster, ayaklarımızın altına alalım, en aşağılarda bulunanlardan olsunlar."
O küfredenler (cehennemde) "Ey Rabbimiz, cinden ve insandan bizi Sapdıranları göster bize de onları ayaklarımız altına alalım. Taki en aşağı (tabaka) da kalanlardan olsunlar" dedi (ler - diyecekler).
Ve küfredenler derler ki: Rabbımız; cinnlerden ve insanlardan bizi saptırmış olanları göster, onları ayaklarımızın altına alalım da alçaklar, aşağıların aşağısı olsunlar.
(29-36) Kafirler dediler ki Rabbimiz (şimdi rab demeye başladılar) insanlardan ve cinlerden bizi saptıranları bize göster. Onların ikisini de ayaklarımızın altına alalım da aşağılanmışlardan / sefillerden olsunlar. Rabbimiz Allah diyenler ve sonrasında dosdoğru istikamet üzere olanlar, onların üzerlerine korkmayın ve üzülmeyin demek için melekler inerler ve onları söz verildikleri / vaat olundukları cennet ile müjdelerler , bizler dünya hayatında ahirette de sizlerin dostlarınız derler , burada size nefsinizin çektiği / iştahlandığı şeyler var burada sizin için çağırdığınız her şey var derler , b ağışlayan, esirgeyenden indirilmedir derler. Allah’a çağrıda bulunandan / dua edenden (ondan isteyenden) ve muhakkak ki ben teslim olanlardanım diyenden daha güzel sözlü kim olabilir ki? Kötülükle güzellik aynı seviyede değildir, onu, (kötülüğü) sen iyilikle defet / kov , seninle arasında düşmanlık olan kişi işte o zaman samimi bir dost oluverir. (Kötülüğe iyilikle yanıt verirsen kendine onu dost edersin) Bununla da ancak ve ancak sabreden buluşur / mülaki olur, bununla ancak ve ancak bü yük kısmet / büyük haz sahipleri buluşur. Şeytandan bir vesvese / kışkırtma sana bulaşırsa Allah’a sığın Muhakkak ki O işiten ve bilendir.
Kâfirler derler ki: "Rabbimiz! Bizi saptıran cinleri ve insanları bize göster de onları ayaklarımızın altına alalım da en aşağılıklardan olsunlar!"
(Ateşe giren) Kafirler dediler ki: "Rabbimiz, bizi saptıran cin ve insanları bize göster, onları ayaklarımızın altına alalım da alçaklardan olsunlar!"
Kafirlik edenler şöyle diyeceklerdir: "Rabbimiz! Bizi saptıran cinleri ve insanları göster ki onları ayaklarımızın altına alalım; onlar daha da alçalsınlar dipnot 1 ."
Ayetleri görmezlikten gelenler şöyle diyeceklerdir: "Rabbimiz (Sahibimiz)! Bizi saptıran cinleri ve insanları göster ki onları ayaklarımızın altına alalım; onlar da alçalsınlar."
Kâfirler derler ki: Rabbimiz! Bizi saptıran cinleri ve insanları bize göster de onları ayaklarımızın altına alalım da en aşağılıklardan olsunlar!
Nankörlük etmiş olanlar derler ki: -Rabbimiz, bizi saptıran cinleri ve insanları bize göster de onları ayaklarımızın altına alalım da en aşağılıklardan olsunlar!..
O küfre sapanlar şöyle diyecekler: "Rabbimiz, cinlerden ve insanlardan bizi saptıranları bize göster ki, onları ayaklarımızın altına alalım da en aşağıda kalanlardan olsunlar."
Fussilet suresi, 30. ayet. إِنَّ ٱلَّذِينَ قَالُوا۟ رَبُّنَا ٱللَّهُ ثُمَّ ٱسْتَقَٰمُوا۟ تَتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ أَلَّا تَخَافُوا۟ وَلَا تَحْزَنُوا۟ وَأَبْشِرُوا۟ بِٱلْجَنَّةِ ٱلَّتِى كُنتُمْ تُوعَدُونَ
Şüphesiz "Rabbimiz Allah'tır" deyip de, sonra dosdoğru olanlar var ya, onların üzerine akın akın melekler iner ve derler ki: "Korkmayın, üzülmeyin, size (dünyada iken) va'dedilmekte olan cennetle sevinin!"
Şüphesiz ki "Rabbimiz Allah'tır." deyip sonra doğru yolda olanlara dipnot 1 melekler "Korkmayın, üzülmeyin, size vadedilen cennetle dipnot 2 sevinin!" (diyerek) inerler. dipnot 3
Öte yandan, "Rabbimiz Allah'tır" diyen, sonra da dosdoğru çizgide yaşama kararlılığı gösterenlere gelince: onlara melekler sürekli inerler (ve derler ki): "Gelecekten dolayı kaygı duymayın, geçmişten dolayı da mahzun olmayın! Haydi sevinin size vaad edilmiş olan cennetle!
(Fakat,) "Rabbimiz Allah'tır!" diyen ve sebatla doğru yolu izleyenlere gelince, onların üzerine sık sık melekler iner (ve şöyle derler:) "Korkmayın ve üzülmeyin, işte alın size vaad edilmiş olan cennet müjdesini!
Muhakkak ki: "Rabbimiz, Allah'tır" deyip sonra bilfiil o doğrultuda yaşayanların üzerine melekler tenezzül eder (ilahi sıfatların Cemal kuvveleri zahir olur ki, bu şu demektir): "Korkmayın, mahzun olmayın ve vadolunduğunuz cennetiniz ile sevinin. . . "
Şüphesiz: "Bizim Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra dosdoğru bir istikamet tutturanlar (yok mu); onların üzerine melekler iner (ve der ki:) "Korkmayın ve hüzne kapılmayın, size vadolunan cennetle sevinin."
Şüphesiz, Rabbimiz Allah'tır deyip, sonra dosdoğru yolda yürüyenlerin üzerine melekler iner. Onlara: Korkmayın, üzülmeyin, size vâdolunan cennetle sevinin! derler.
Kuşkusuz, "Bizim Efendimiz, Allah'tır!" diyerek doğru yolu izleyenlerin üzerine melekler iner: "Korkmayın ve üzülmeyin; size sözü verilen cennetle sevinin!" dipnot 411
"Rabbimiz Allah'tır" diyen ve sonra da doğruluktan ayrılmayanlara gelince, onların üzerine sık sık melekler iner ve şöyle der: "Korkmayınız ve üzülmeyiniz, size vaadolunan cennetle sevininiz!"
"Efendimiz ALLAH'tır" dedikten sonra doğru yolu izleyenlerin üzerine melekler iner: "Korkmayın, üzülmeyin ve davetli olduğunuz bahçeyle sevinin."
'Rabbimiz ALLAH'tır,' dedikten sonra doğru yolu izleyenlerin üzerine melekler iner:'Korkmayın, üzülmeyin ve davetli olduğunuz cennetle sevinin.'
Haberiniz olsun ki "Rabbimiz Allah'tır." deyip de sonra doğru gidenler yok mu, onların üzerine melekler şöyle iner: "Korkmayın, üzülmeyin, va'dolunup durduğunuz cennet ile neşelenin!
Haberiniz olsun ki "rabbımız Allah" deyip de sonra doğru gidenler yok mu onların üzerlerine şöyle melekler iner: korkmayın, mahzun olmayın va'dolunup durduğunuz Cennet ile neş'eyab olun!
"Rabb'imiz Allah'tır." deyip, dosdoğru olanlara gelince, onlara melekler gelerek: "Korkmayın ve üzülmeyin. Söz verildiğiniz Cennet'le sevinin!" derler.
"Rabb'imiz Allah'tır." deyip, dosdoğru olanlara gelince, onlara melekler gelerek: "Korkmayın ve üzülmeyin. Söz verildiğiniz Cennet'le sevinin!" derler.
"Rabb'imiz Allah'tır." deyip, dosdoğru olanlara gelince, onlara melekler gelerek: "Korkmayın ve üzülmeyin. Söz verildiğiniz Cennet'le sevinin!" derler.
Şüphesiz: "Bizim rabbimiz Tanrı'dır" deyip sonra dosdoğru bir istikamet tutturanlar (yok mu); onların üzerine melekler iner (ve der ki:) "Korkmayın ve hüzne kapılmayın, size vadolunan cennetle sevinin."
Hakıykat "Rabbimiz Allahdır" deyib de sonra doğruluğu iltizam edenler (yok mu?) Onların üzerlerine "Korkmayın, tasalanmayın, va'd olunduğunuz cennetle sevinin" diye diye melekler inecekdir.
Muhakkak ki; Rabbımız Allah'tır, deyip sonra dosdoğru bir istikamet tutturanların üzerine melekler iner, onlara: Korkmayın, üzülmeyin size vaad olunan cennetle sevinin, derler.
(29-36) Kafirler dediler ki Rabbimiz (şimdi rab demeye başladılar) insanlardan ve cinlerden bizi saptıranları bize göster. Onların ikisini de ayaklarımızın altına alalım da aşağılanmışlardan / sefillerden olsunlar. Rabbimiz Allah diyenler ve sonrasında dosdoğru istikamet üzere olanlar, onların üzerlerine korkmayın ve üzülmeyin demek için melekler inerler ve onları söz verildikleri / vaat olundukları cennet ile müjdelerler , bizler dünya hayatında ahirette de sizlerin dostlarınız derler , burada size nefsinizin çektiği / iştahlandığı şeyler var burada sizin için çağırdığınız her şey var derler , b ağışlayan, esirgeyenden indirilmedir derler. Allah’a çağrıda bulunandan / dua edenden (ondan isteyenden) ve muhakkak ki ben teslim olanlardanım diyenden daha güzel sözlü kim olabilir ki? Kötülükle güzellik aynı seviyede değildir, onu, (kötülüğü) sen iyilikle defet / kov , seninle arasında düşmanlık olan kişi işte o zaman samimi bir dost oluverir. (Kötülüğe iyilikle yanıt verirsen kendine onu dost edersin) Bununla da ancak ve ancak sabreden buluşur / mülaki olur, bununla ancak ve ancak bü yük kısmet / büyük haz sahipleri buluşur. Şeytandan bir vesvese / kışkırtma sana bulaşırsa Allah’a sığın Muhakkak ki O işiten ve bilendir.
Muhakkak: “Rabbimiz Allah’tır” deyip sonra dosdoğru olanların üzerine melekler: “Korkmayın, üzülmeyin ve size vaat olunan cennetle sevinin” diye inerler.
"Rabbimiz Allah'tır" deyip, sonra doğru olanların üzerine melekler iner: "Korkmayın, üzülmeyin, size söz verilen cennetle sevinin! (derler)."
"Rabbimiz Allah'tır!" deyip de dosdoğru olanlara ise melekler inerek şöyle derler: "Korkmayın, üzülmeyin; size söz verilen Cennet ile sevinin dipnot 1 !
"Rabbimiz (Sahibimiz) Allah'tır" deyip doğru davrananlara, melekler inerek şöyle derler: "Korkmayın, kaygılanmayın; size söz verilen Cennet'le sevinin".
“Rabbimiz Allah’tır” diyen sonra da dosdoğru olanlara: Korkmayın, üzülmeyin, size vadedilen Cennet'i müjdeleyin/sevinin, diye melekler iner.
"Rabbimiz Allah'tır" diyen sonra da dosdoğru olanlara: -Korkmayın, üzülmeyin, size vaat edilen cennete sevinin, diye melekler iner.
Şu bir gerçek ki, "Rabbimiz Allah'tır!" deyip sonra hiç şaşmadan yol alanlar üzerine, melekler ha bire iner de şöyle derler: "Korkmayın, üzülmeyin! Size vaat edilen cennetle sevinin."
Fussilet suresi, 31. ayet. نَحْنُ أَوْلِيَآؤُكُمْ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا وَفِى ٱلْـَٔاخِرَةِ وَلَكُمْ فِيهَا مَا تَشْتَهِىٓ أَنفُسُكُمْ وَلَكُمْ فِيهَا مَا تَدَّعُونَ
(31-32) "Biz dünya hayatında da ahirette de sizin dostlarınızız. Çok bağışlayan ve çok merhametli olan Allah'tan bir ağırlama olarak, orada canlarınızın çektiği her şey var, istediğiniz her şey orada sizin için var."
(31, 32) (Melekler şöyle derler): "Biz dünya hayatında da ahirette de sizin dostlarınızız. Orada, çok bağışlayan, çok merhametli olan (Allah)'tan bir ikram olarak sizin için canlarınızın çektiği her şey vardır ve istediğiniz her şey orada sizin için (hazırlanmış olacak)tır." dipnot 1
Biz bu dünya hayatında sizin dostunuzuz, ahirette de öyle. Orada size canınız ne çekiyorsa o var, orada siz ne arzu ediyorsanız o sizin;
Biz bu dünya hayatında sizin dostunuzuz ve öteki dünyada (da dostunuz olacağız), orada canınızın çektiği her şeye sahip olacak ve istediğiniz her şeye kavuşacaksınız,
"Dünya hayatında da, sonsuz gelecek yaşamda da biz sizin veliniziz! Orada bilinçlerinizin arzuladığı her şey vardır. . . Orada sizin istediğiniz her şey olacaktır!"
"Biz, dünya hayatında da, ahirette de sizin velileriniziz. Orda nefislerinizin arzuladığı her şey sizindir ve istediğiniz her şey de sizindir."
Biz dünya hayatında da, ahirette de sizin dostlarınızız. Orada sizin için canlarınızın çektiği her şey var ve istediğiniz her şey orada sizin için hazırdır.
"Hem dünya yaşamında hem de sonsuz yaşamda dostunuz biziz. Benliklerin hoşlandığı her şey orada vardır. Ve istediğiniz her şey orada vardır!"
- "Biz, dünya hayatında da, ahirette de sizin dostlarınızız. Çok bağışlayan ve çok merhametli Allah'ın bir ikramı olarak, orada sizin canınızın çektiği ve istediğiniz her şey vardır."
"Dünya hayatında da, ahirette de sizin dostlarınız biziz. Orada canınızın çektiği ve istediğiniz her şey vardır."
'Dünya hayatında da, ahirette de sizin dostlarınız biziz. Orada canınızın çektiği ve istediğiniz her şey vardır.'
Bizler sizin hem dünya hayatında, hem de ahirette dostlarınızız, size orada canınızın çektiği vardır ve size orada ne isteseniz vardır.
Bizler sizin hem Dünya hayatta hem Ahırette dostlarınızız ve size orada nefislerinizin hoşlanacağı var, hem size orada ne isterseniz var
"Biz, dünya hayatında ve ahirette sizin evliyanızız. dipnot 1 Orada canlarınızın istediği her şey vardır ve istediğiniz her şey emrinizdedir."
"Biz, dünya hayatında ve ahirette sizin evliyanızız. dipnot 1 Orada canlarınızın istediği her şey vardır ve istediğiniz her şey emrinizdedir."
"Biz, dünya hayatında ve ahirette sizin evliyanızız. dipnot 1 Orada canlarınızın istediği her şey vardır ve istediğiniz her şey emrinizdedir."
"Biz, dünya hayatında da, ahirette de sizin velileriniziz. Orda nefslerinizin arzuladığı her şey sizindir ve istediğiniz her şey de sizindir."
(31-32) "Biz dünya hayatında da, ahiretde de sizin dostlarınıza l Çok yarlığayıcı, çok esirgeyici (Allah) dan bir fazl-u kerem olmak üzere, burada canlarınız neyi hoşlanırsa (hepsi) sizindir, burada ne isterseniz (hepsi) sizin".
Biz; dünya hayatında da, ahirette de sizin dostlarınızız. Burada canlarınızın çektiği şeyler sizedir ve burada size umduğunuz her şey vardır.
(29-36) Kafirler dediler ki Rabbimiz (şimdi rab demeye başladılar) insanlardan ve cinlerden bizi saptıranları bize göster. Onların ikisini de ayaklarımızın altına alalım da aşağılanmışlardan / sefillerden olsunlar. Rabbimiz Allah diyenler ve sonrasında dosdoğru istikamet üzere olanlar, onların üzerlerine korkmayın ve üzülmeyin demek için melekler inerler ve onları söz verildikleri / vaat olundukları cennet ile müjdelerler , bizler dünya hayatında ahirette de sizlerin dostlarınız derler , burada size nefsinizin çektiği / iştahlandığı şeyler var burada sizin için çağırdığınız her şey var derler , b ağışlayan, esirgeyenden indirilmedir derler. Allah’a çağrıda bulunandan / dua edenden (ondan isteyenden) ve muhakkak ki ben teslim olanlardanım diyenden daha güzel sözlü kim olabilir ki? Kötülükle güzellik aynı seviyede değildir, onu, (kötülüğü) sen iyilikle defet / kov , seninle arasında düşmanlık olan kişi işte o zaman samimi bir dost oluverir. (Kötülüğe iyilikle yanıt verirsen kendine onu dost edersin) Bununla da ancak ve ancak sabreden buluşur / mülaki olur, bununla ancak ve ancak bü yük kısmet / büyük haz sahipleri buluşur. Şeytandan bir vesvese / kışkırtma sana bulaşırsa Allah’a sığın Muhakkak ki O işiten ve bilendir.
Dünya hayatında da, Âhirette de sizin velileriniz biziz. Orada canlarınız neyi arzu ediyorsa, orada neyi istiyorsanız sizin için vardır.
"Biz dünya hayatında da, ahirette de sizin dostlarınızız. Orada size canlarınızın çektiği her şey var. Orada size istediğiniz her şey var."
Biz sizin dünya hayatında da ahirette de yakın dostlarınızız. Cennette canınızın çektiği her şey sizindir, istediğiniz her şey de sizindir dipnot 1 .
"Biz, dünya hayatında sizin yakın dostlarınızdık, Ahirette de öyle olacaktır. Burada gönlünüzün çektiği her şey sizindir. Olmasını arzuladığınız şeyler de sizindir.
Biz hem dünya hayatında ve hem de ahirette sizin dostlarınızız. Orada canınız ne isterse vardır. Orada sizin için ne isterseniz vardır.
Biz hem dünya hayatında ve hem de ahirette sizin dostlarınızız. Orada canınız ne isterse vardır. Orada sizin için ne isterseniz vardır.
"Biz sizin, dünya hayatında da ahirette de dostlarınızız. Cennette sizin için nefislerinizin arzuladığı her şey var. Orada sizin için istediğiniz her şey var.
Fussilet suresi, 32. ayet. نُزُلًا مِّنْ غَفُورٍ رَّحِيمٍ
(31-32) "Biz dünya hayatında da ahirette de sizin dostlarınızız. Çok bağışlayan ve çok merhametli olan Allah'tan bir ağırlama olarak, orada canlarınızın çektiği her şey var, istediğiniz her şey orada sizin için var."
(31, 32) (Melekler şöyle derler): "Biz dünya hayatında da ahirette de sizin dostlarınızız. Orada, çok bağışlayan, çok merhametli olan (Allah)'tan bir ikram olarak sizin için canlarınızın çektiği her şey vardır ve istediğiniz her şey orada sizin için (hazırlanmış olacak)tır." dipnot 1
tarifsiz bir bağış ve eşsiz rahmet kaynağı olan (Allah) tarafından bir ikram olarak..."
bağışlayıcı ve rahmet kaynağı olan Allah'tan bir karşılama (olarak)!"
"Rahıym Ğafur'dan (Cemal vasıflarından) bir nüzul (açığa çıkış) olarak. "
"Çok bağışlayan, çok esirgeyen (Allah)tan bir ağırlanma olarak."
Gafur ve Rahîm olan Allah'ın ikramı olarak.
"Sınırsız Bağışlayandan; Merhametliden, bir sunu olarak!"
- "Biz, dünya hayatında da, ahirette de sizin dostlarınızız. Çok bağışlayan ve çok merhametli Allah'ın bir ikramı olarak, orada sizin canınızın çektiği ve istediğiniz her şey vardır."
"Bağışlayan ve Rahim olandan bir ağırlama olarak."
'Bağışlayan ve Rahim olandan bir ağırlama olarak.'
Bağışlamasına ve merhametine nihayet olmayan Allah'tan konukluk olarak.
Konuklu olarak, mağrifet-ü rahmetine nihayet olmıyan bir gafuri rahimden
"Çok Bağışlayıcı ve Rahmeti Kesintisiz olan tarafından bir ikram olarak."
"Çok Bağışlayıcı ve Rahmeti Kesintisiz olan tarafından bir ikram olarak."
"Çok Bağışlayıcı ve Rahmeti Kesintisiz olan tarafından bir ikram olarak."
"Çok bağışlayan, çok esirgeyenden bir ağırlanma olarak."
(31-32) "Biz dünya hayatında da, ahiretde de sizin dostlarınıza l Çok yarlığayıcı, çok esirgeyici (Allah) dan bir fazl-u kerem olmak üzere, burada canlarınız neyi hoşlanırsa (hepsi) sizindir, burada ne isterseniz (hepsi) sizin".
Gafur, Rahim olanın ikramı olarak.
(29-36) Kafirler dediler ki Rabbimiz (şimdi rab demeye başladılar) insanlardan ve cinlerden bizi saptıranları bize göster. Onların ikisini de ayaklarımızın altına alalım da aşağılanmışlardan / sefillerden olsunlar. Rabbimiz Allah diyenler ve sonrasında dosdoğru istikamet üzere olanlar, onların üzerlerine korkmayın ve üzülmeyin demek için melekler inerler ve onları söz verildikleri / vaat olundukları cennet ile müjdelerler , bizler dünya hayatında ahirette de sizlerin dostlarınız derler , burada size nefsinizin çektiği / iştahlandığı şeyler var burada sizin için çağırdığınız her şey var derler , b ağışlayan, esirgeyenden indirilmedir derler. Allah’a çağrıda bulunandan / dua edenden (ondan isteyenden) ve muhakkak ki ben teslim olanlardanım diyenden daha güzel sözlü kim olabilir ki? Kötülükle güzellik aynı seviyede değildir, onu, (kötülüğü) sen iyilikle defet / kov , seninle arasında düşmanlık olan kişi işte o zaman samimi bir dost oluverir. (Kötülüğe iyilikle yanıt verirsen kendine onu dost edersin) Bununla da ancak ve ancak sabreden buluşur / mülaki olur, bununla ancak ve ancak bü yük kısmet / büyük haz sahipleri buluşur. Şeytandan bir vesvese / kışkırtma sana bulaşırsa Allah’a sığın Muhakkak ki O işiten ve bilendir.
Çokça bağışlayan, merhamet eden Allah’tan bir ikram olarak.
(Bütün bunlar) Çok bağışlayan, çok esirgeyen (Allah)ın ağırlaması olarak (size lutfedilir).
Bunlar, çok bağışlayan ve ikramı bol olan (Allah) tarafından ağırlanmanız içindir dipnot 1 ."
Bunlar, bağışlaması ve ikramı bol olan Allah'ın yaptığı ağırlamadır.
Çokça bağışlayan, merhamet eden Allah’tan bir ikram olarak..
Bağışlayan ve merhametli Allah'tan bir ikram olarak..
"Gafur ve Rahim Allah'tan bir ikram olarak..."
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.