Bakara suresi · 54–59. ayetler

Tövbe, Allah'ı görme isteği, gölge ve kudret helvası

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. Bakara suresi, 54. ayet — bütün mealleriyle aç

    Bakara suresi, 54. ayet. وَإِذْ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوْمِهِۦ يَٰقَوْمِ إِنَّكُمْ ظَلَمْتُمْ أَنفُسَكُم بِٱتِّخَاذِكُمُ ٱلْعِجْلَ فَتُوبُوٓا۟ إِلَىٰ بَارِئِكُمْ فَٱقْتُلُوٓا۟ أَنفُسَكُمْ ذَٰلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ عِندَ بَارِئِكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ

    Diyanet İşleri

    Musa, kavmine dedi ki: "Ey kavmim! Sizler, buzağıyı ilah edinmekle kendinize yazık ettiniz. Gelin yaratıcınıza tövbe edin de nefislerinizi öldürün (kendinizi düzeltin). Bu, Yaratıcınız katında sizin için daha iyidir. Böylece Allah da onların tövbesini kabul etti. Çünkü O, tövbeleri çok kabul edendir, çok merhametlidir."

    Mehmet Okuyan

    Hani Musa kavmine şöyle demişti: "Ey kavmim! Şüphesiz ki siz, buzağıyı (ilah) edinmekle kendinize haksızlık ettiniz. Onun için, Yaratıcınıza dipnot 1 tevbe edin de nefsinizi (kötü duygularınızı) öldürün! Böyle yapmanız Yaratıcınız katında sizin için hayırlı olandır. Böylece Allah tevbenizi kabul etmiş olur. Şüphesiz ki yalnızca O, tevbeleri çok kabul edendir, çok merhametlidir."

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ayette geçen [bâri'] kelimesi "yaratıcı" demektir.

    Mustafa İslamoğlu

    Hani Musa kavmine demişti ki: Ey kavmim! İyi bilin ki siz buzağıyı peydahlamakla kendi kendinize kötülük ettiniz. Sizi yoktan eşsiz-örneksiz vareden Yaratıcınıza yönelerek af dileyin ve böylece içinizdeki kötülükleri öldürün! Böyle yapmanız, eşsiz yaratıcınız katında sizin için daha hayırlıdır." İşte sizin tevbenizi (bir kez daha) böyle kabul etmişti: çünkü yalnız O'dur tevbeleri kabul eden, merhamet eden.

    Muhammed Esed

    Ve Musa, halkına (dönüp) "Ey halkım!" demişti. "Doğrusu buzağıya taparak kendinize karşı suç işlediniz, o halde tevbe ederek (tekrar) Yaratıcınıza yönelin ve nefsinizi yok edin; bu, sizin için Yaratıcınızın katında en hayırlısı olacaktır." Bunun üzerine O, tevbenizi kabul etmişti: Çünkü yalnız O'dur tevbeleri kabul eden, Rahmet Dağıtan.

    Ahmed Hulusi

    Musa kavmine şöyle demişti: "Ey kavmim, buzağıyı kendinize (tanrı) edinerek nefslerinizdekine (hakikatinize) zulmettiniz! Bu yüzdendir ki Bari'ye (varlığı kendi Esma'sından olarak özel bir yapıda yaratana) tövbe edin (varlığınızdaki kendisini inkar edip, dışınızda tanrı edindiğiniz için) ve benliklerinizi öldürün! Bunu yapmanız Bari indinde hayırlıdır, tövbenizi kabul eder. Muhakkak ki O, tövbe edeni affeden ve sonucunda rahmetini bağışlayandır. "

    Ali Bulaç

    Hani Musa, kavmine: "Ey kavmim, gerçekten siz, buzağıyı (tanrı) edinmekle kendinize zulmettiniz. Hemen, kusursuzca yaratan (gerçek ilah)ınıza tevbe edip nefislerinizi öldürün: bu, yaratıcınız katında sizin için daha hayırlıdır" demişti. Bunun üzerine (Allah) tevbelerinizi kabul etti. Şüphesiz O tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir.

    Ali Özek ve heyeti

    Musâ kavmine: Ey kavmim! Şüphesiz siz, buzağıyı (ilâh) edinmekle kendinize zulmettiniz. Onun için yaradanınıza tevbe edin de nefislerinizi öldürün. Öyle yapmanız yaradanınızın katında sizin için daha hayırlıdır, demiş ve böylece Allah tevbenizi kabul etmişti. Çünkü acıyıp tevbeleri çokça kabul eden ve merhameti bol olan ancak O'dur.

    Ali Rıza Safa

    Musa, toplumuna, şöyle demişti: "Ey toplumum! Kuşkusuz, buzağıyı onaylamakla kendinize yazık ettiniz. Sizi Var Edene hemen pişmanlık gösterin; artık, bencilliğinizi yok edin. dipnot 19 Sizi Var Edenin katında, sizin için böylesi daha iyidir!" Böylece, pişmanlığınızı kabul etti. Kuşkusuz, O, Pişmanlıkları Kabul Edendir; Merhametlidir.

    Ali Rıza Safa — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 19
      "Bencilliğinizi yok edin!" olarak yazdığımız tümce, kimi Kur'an çevirilerinde, "Birbirinizi öldürün!" veya "Birbirinizin kanını dökün!" veya "Tövbe etmeyenlerinizi öldürün!" veya "Kendinizi öldürün!" veya "Nefislerinizi öldürün!" veya "Egolarınızı öldürün!" biçiminde, birbirinden çok değişik anlamlar verilerek çevrilmiştir.

    Bayraktar Bayraklı

    Musa, kavmine "Ey kavmim!Buzağıyı tanrı edinmekle kendinize büyük kötülük ettiniz. Hemen yaratanınıza tövbe ediniz ve kendinizi ıslah ediniz. Böyle yapmanız yaratanınız katında sizin için hayırlıdır" demişti. Allah da tövbelerinizi kabul etti. Çünkü O, tövbeleri kabul edendir; merhamet sahibidir.

    Edip Yüksel

    Musa, halkına demişti ki: "Ey halkım, sizler buzağıya hizmet etmekle nefsinize (kişilik, öz, ruh) zulmettiniz. Yaratıcınıza tövbe edin ve nefsinizi (egonuzu) öldürün/nefsinizle yüzleşin. Bu, yaratıcınız katında sizin için daha iyidir." O, sizi affeder. Elbette O, tövbeleri kabul edendir, Rahim'dir. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Şeytanın yani Sapkının kovulmasının nedeni onun egosuydu. Bizim bu dünyaya indirilmemizin nedeni de egomuzdu. Birçoğumuzun Tanrı'ya yönelerek tekrar O'nun egemenlik alanına girmemizi engelleyen de yine egodur. Birçok Kuran çevirisinin bu bölümü, "birbirinizi öldürünüz" biçiminde, Türkçeye yanlış olarak aktarmaları hayret vericidir. Ayeti yanlış çevirenler, otuz ayet sonraki 84. ve 85. ayetleri görmediler mi? * Arapça "nefs" kelimesi, müteşabihtir; yani bir kaç anlama sahiptir. Bu ayette "nefs" kelimesi, birincisinde öz ve kişilik anlamında, ikincisinde ise ego anlamındadır. Müteşabih ayetler için bak 3:7. * Dil muhafazakarlığını din haline getirenlerin Tanrı kelimesinin Allah yerine kullanılmasına alerji duymaları gayet normal. Arapça dilini kutsallaştıran Arap kültürünün dinselleşmiş öğretileri olan Hadis, Sünnet ve mezheplerin etkisinde kalmış arkadaşların dikkatini şu noktalara çekmek istiyorum: Allah kelimesi etimolojik olarak Arapça belirtme öntakısı olan "Al" (genelde "el" diye okunur. İngilizcedeki "the" nin karşılığı) ile "ilah" (tanrı) kelimesinin birleşik halidir. * Türkçede "el" belirtme öntakısının benzeri yok ama büyük harfle yazma yoluyla, yani "Tanrı" diye yazarak aynı anlam ifade edilebilir. Bunun yerine "Tek tanrı" ifadesi de kullanılabilir. Kuran, Allah (El-ilah) için sadece "ilah" (tanrı) kelimesini de kullanır. Kuran, Tanrı'nın diğer uluslara da kendi dillerini konuşan elçiler ve onların da dilinde yazılmış kitaplar gönderdiğini bildiriyor. * Dünya'nın diğer dillerinde evrenin yaratıcısı için farklı isimler (sesler veya semboller) veya tanımlamalar kullanıldığı malum. * Örneğin, İbrani diliyle gönderilen Tevrat'ta Allah kelimesi yerine Yehova ve Elohim kelimeleri kullanılır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Musa, halkına demişti ki: 'Ey halkım, sizler buzağıya tapmakla nefsinize (kişilik, öz, ruh) zulmettiniz. Yaratıcınıza tövbe edin ve nefsinizi (egonuzu) öldürün. Bu, yaratıcınız katında sizin için daha iyidir.' O, sizi affeder. Elbette O, tövbeleri kabul edendir, Rahim'dir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ve bir vakit Musa, kavmine dedi ki: "Ey kavmim, cidden siz o buzağıya tapmakla kendinize zulmettiniz. Gelin yaratanınıza dönün, tevbe edin de nefislerinizi öldürün. Böyle yapmanız yaratanınız yanında sizin için hayırlıdır." Böylece tevbenizi kabul buyurdu. Gerçekten O, tevbeleri çok kabul eden, devamlı merhamet edendir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve bir vakit Musa kavmine dedi ki: "Ey kavmim cidden siz o danaya tutulmanızla kendinize zulmettiniz gelin barinize dönün, tevbe edin de nefislerinizi öldürün, böyle yapmanız bariniz yanında sizin için hayırlıdır" bu suretle tevbenizi kabul buyurdu. Filhakika o, öyle tevvab öyle rahimdir

    Erhan Aktaş

    Hatırlayın! Musa, halkına: "Ey halkım! Siz buzağıyı edinmekle dipnot 1 kuşkusuz kendinize zulmettiniz. Hemen tevbe edin ve böylece nefislerinizi öldürün. dipnot 2 Bu Bari'nizin dipnot 3 yanında sizin için hayırlı olandır." demişti. Sonra da O, tevbenizi kabul etmişti. Kuşkusuz O, Tevbeleri Kabul Eden'dir, Rahmeti Kesintisiz'dir.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ona yönelmekle, kutsamakla.
    2. metne dön, dipnot 2
      Bu bir deyimdir. Fıtratınızı/benliğinizi bu yanlış ve kötü duygu ve düşüncelerden arındırın. Tevbe ederek nefsinizin kötü arzularını yok edin. Ayetteki katele (öldürün) kelimesi, mecazen "halden hale geçme, değişim" demektir. Arapçada; şaraba su katmak anlamında, "Şarabı su ile öldürdüm;" birisini aşağılamak anlamında, "Falanca kişiyi öldürdüm;" bir şeyi kesin olarak bilmek anlamında "Falan şeyi ilim açısından öldürdüm" gibi deyimlerde ve yine "Kendinizi öldürmeyin" (4:29. ayetinde de olduğu gibi birçok anlamı bulunmaktadır).
    3. metne dön, dipnot 3
      Aklayan, arındıran yaratıcı. Örneksiz ve kusursuz yaratan, yaratmada eşsiz ve benzersiz olan.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Hatırlayın! Musa, halkına: "Ey halkım! Siz buzağıyı edinmekle dipnot 1 kuşkusuz kendinize zulmettiniz. Hemen tevbe edin ve böylece nefislerinizi öldürün. dipnot 2 Bu Bari'nizin dipnot 3 yanında sizin için hayırlı olandır." demişti. Sonra da O, tevbenizi kabul etmişti. Kuşkusuz O, Tevbeleri Kabul Eden'dir, Rahmeti Kesintisiz'dir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ona yönelmekle, kutsamakla.
    2. metne dön, dipnot 2
      Bu bir deyimdir. Fıtratınızı/benliğinizi bu yanlış ve kötü duygu ve düşüncelerden arındırın. Tevbe ederek nefsinizin kötü arzularını yok edin. Ayetteki katele (öldürün) sözcüğü, mecazen "halden hale geçme, değişim" demektir. Arapçada; şaraba su katmak anlamında, "Şarabı su ile öldürdüm;" birisini aşağılamak anlamında, "Falanca kişiyi öldürdüm;" bir şeyi kesin olarak bilmek anlamında "Falan şeyi ilim açısından öldürdüm" gibi deyimlerde ve yine "Kendinizi öldürmeyin." (4:29. Ayetinde de olduğu gibi örneklerde de görüldüğü gibi birçok anlamı bulunmaktadır.)
    3. metne dön, dipnot 3
      Sizi aklayan, kötülüklerden uzaklaştıran, arındıran yaratıcınızın.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Hatırlayın! Musa, kavmine: "Ey kavmim! Siz buzağıyı edinmekle dipnot 1 kuşkusuz kendinize zulmettiniz. Hemen tövbe edin ve böylece nefislerinizi öldürün. dipnot 2 Bu, Barii'nizin dipnot 3 yanında sizin için daha hayırlıdır." demişti. Sonra da O, tövbenizi kabul etmişti. Kuşkusuz O, Tövbeleri Kabul Eden'dir, Rahmeti Kesintisiz'dir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ona yönelmekle, kutsamakla.
    2. metne dön, dipnot 2
      Fıtratınızı/benliğinizi bu yanlış ve kötü duygu ve düşüncelerden arındırın. Tövbe ederek nefsinizin kötü arzularını yok edin. Ayetteki "katl" sözcüğü, mecazen "halden hale geçme, değişim" demektir.
    3. metne dön, dipnot 3
      Sizi aklayan, arındıran yaratıcınızın.

    Gültekin Onan

    Musa kavmine demişti ki: "Ey kavmim, sizler buzağıyı (Tanrı) edinmekle nefsinize zulmettiniz. Barinize tevbe edin ve nefsinizi öldürün (faktulü). Bu, bariniz katında sizin için daha hayırlıdır. (Bunun üzerine) O, tevbenizi (kabul etti) (fetabe aleyküm). Elbette O, tövbeleri kabul edendir (tevvab), rahimdir.

    Hasan Basri Çantay

    Ve hani Musa, kavmine: "Ey kavmim, siz buzağıya tutunmakla (onu tanrı edinmekle) şübhesiz kendinize yazık etmişsiniz. Hemen Yaradanınıza tevbe edip nefislerinizi öldürün (ıslah edin), böyle yapmanız Yaradanınız katında, sizin için çok hayırlıdır" demişdi de (Allah da) tevbelerinizi kabul etmişdi. Çünkü o, tevbeleri en çok kabul edenin, en çok esirgeyenin, ta kendisidir.

    İbni Kesir

    Hani, Musa, kavmine: Ey kavmim, buzağıya tapınmakla nefsinize zulmetmiş oldunuz. Hemen yaradanınıza tevbe edip nefislerinizi öldürün. Bu yaradanınızın katında sizin için daha hayırlıdır, demişti. Allah da tevbenizi kabul etmişti. Muhakkak ki Tevvab, Rahim O'dur, O.

    Mehmet Alagaş

    (51-61) Musa’dan kırk gece sözü / vaadi aldık , sonra Onun ardından / Musa’nın ardından buzağıyı edindiniz , siz zalimdiniz. Sonra bunun ardından sizi böylelikle belki şükredersiniz diye sizi affettik, Bir vakit Musa’ya kitabı ve Ayırıcıyı / Furkan’ı verdik ki böylelikle belki yola girersiniz. Musa kavmine dedi ki ey kavmim siz buzağıyı edinmek suretiyle nefislerinize zulmettiniz, yaratıcınıza vazgeçmiş olarak tövbe edin ve de “kendinizi öldürün”, işte bu, sizin için yaratıcınız yanında daha hayırlıdır , sizin tövbele riniz kabul eder , O, kesinlikle tövbeleri çokça kabul edendir, esirgeyendir dedi. Siz de dediniz ki Ey Musa! Açıkça Allah’ı görmedikçe sana iman etmeyeceğiz” sizi bir yıldırım yakaladı / öldürdü. (Firavun ailesini boğarken ki baktığınız gibi) siz de bakıyordunuz, s onra sizi ölümünüzün ardından yeniden dirilttik böylelikle belki teşekkür edersiniz. Üzerinize buluttan bir gölge yaptık , üzerinize menne ve selva indirdik / bıldırcın eti ve kudret helvası indirdik, rızık olarak size verdiklerimizin hoş ve temiz olanlarından yiyin dedik, bize zulüm edemediler ve lakin kendilerine zulmettiler. Bir vakit size “Bu memlekete girin, istediğiniz taraftan bol bol yiyin, kapıdan secde ederek girin, günahlarımızı bizden kaldır / hıtta deyin, biz de sizi günahlarınızdan bağışlayalım, güzel davrananlara ilerde ziyadesiyle vereceğiz dedik. Kafirler kendilerine söyleneni başka bir sözle değiştirdiler (Hıtta yerine kılçıklı buğday anlamında hınta dediler güya dalga geçtiler , tahrif harfle başlar ) ve biz de yoldan çıkmaları / fasık olmaları nedeniyle zalimler üzerine pislik bir azap indirdik. Musa kavmi için su dilemişti, biz de asan ile vur taşa dedik, Ondan on iki göze fışkırdı. (Yakub’un on iki soyu) Her bir insan içeceği yeri bildi , Allah’ın rızkından yiyin için haddi aşıp arzda bozgunculuk çıkarmayın. Bir vakit de dediniz ki Ey Musa tek yemeğe dayanamıyoruz , Rabbine dua et bizim için, arzın yetiştirdiği şeylerden baklasından, kabağından, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından çıkarsın , dedi ki hayırlı olanı daha değersiz olanla / edna olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Şehire / Mısır’a (ekim dikim yapılan yer) inin, sorduklarınız sizin için orada var. Üzerlerine zillet / utanç ve yoksulluk damgası vuruldu , Allah’tan bir azaba çarpıldılar , bu, onların Allah’ın ayetlerini yok sayıyor olmalarındandı ve haksız yere nebileri öldürüyor olmalarındandı , bu, onların haddi aşıp isyan etmelerinden dolayıydı.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Mûsâ, kavmine dedi ki: “Ey kavmim! Sizler, buzağıyı ilâh edinmekle kendinize yazık ettiniz. Gelin yaratıcınıza tövbe edin ve birbirinizi öldürün. Bu, yaratıcınız katında sizin için daha iyidir." Böylece Allah da onların tövbesini kabul etti. Çünkü O, tövbeleri çok kabul edendir, çok merhametlidir.

    Süleyman Ateş

    Musa kavmine demişti ki: "Ey kavmim, sizler, buzağıyı (tanrı) edinmekle kendinize zulmettiniz; gelin Yaratıcınıza tevbe edin de nefislerinizi öldürün. Bu, Yaratıcınız katında sizin için daha iyidir. (Bu suretle O), sizin tevbenizi kabul buyurmuş olur. Çünkü O, öyle bağışlayıcı, öyle merhametlidir.

    Süleymaniye Vakfı

    Musa halkına şöyle demişti: "Ey halkım! Boğayı ilah edinmekle kendinize karşı yanlış yaptınız. Bu yüzden her birinizi farklı özelliklerde yaratana /Allah'a dipnot 1 tövbe edin /dönüş yapın da nefislerinizi öldürün. dipnot 2 Her birinizi farklı özelliklerde yaratanın katında iyi olan budur." (Bunun üzerine tövbe etmiştiniz) Allah da tövbenizi kabul etmişti. dipnot 3 Çünkü tövbeleri çokça kabul eden, ikramı bol olan odur."

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bari' (بَارِئ) "yarattığının özünü ve şeklini farklı yaratan" demektir (Lisanu'l Arab). İnsan insana, bitki bitkiye, hayvan hayvana benzer ama hepsi birbirinden farklıdır. Allah, her şeyi farklı yarattığı için el-Bari' onun isimlerindendir (Haşr 59/24).
    2. metne dön, dipnot 2
      Kur'an'da aynı olayın anlatıldığı ilgili diğer ayetler dikkate alınarak bu ayette geçen "nefisleri öldürmek" ifadesine gerçek değil mecaz anlam verilmiştir. Boğayı ilah edinmekle kendilerini kötü duruma düşürenler tevbe ederlerse, kabul edileceği bildirilmiştir. (Bakara 2/51-54, A'raf 7/152-153). Ayrıca Kur'an'da bir başka olay sebebiyle bu suçu işleyenlere daha sonraki bir zaman diliminde tekrar hitap edilmesi ve işledikleri bu suçun hatırlatılması, onların öldürülmediklerini gösterir (Bakara 2/93). Hatta bu olayın asıl aktörü Samiri dahi öldürülmemiş, dışlanmıştır (Taha 20/95-97). "Nefisleri öldürmek" ifadesi Kur'an'da herhangi bir karineye ihtiyaç duyulmayacak açıklıkta mecaz olarak da kullanılmıştır (Nisa 4/29, 66-69).
    3. metne dön, dipnot 3

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Musa halkına şöyle seslenmişti: "Ey halkım! Buzağıyı ilah edinmekle kendinizi kötü duruma düşürdünüz, derhal sizi farklı farklı yaratana dipnot 1 yönelin (tevbe edin) de içinizdekini öldürün. dipnot 2 Sizi farklı özelliklerde yaratanın katında iyi olan budur." Sonra Allah tevbenizi kabul etmişti. Tevbeleri kabul eden, iyiliği bol olan O'dur.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      بَارِئ = Bari' farklı yaratan demektir. Allah, her şeyi farklı yarattığı için el-Bari' onun isimlerindendir.
    2. metne dön, dipnot 2
      52. ayette, görevlerini yerine getirebilmeleri için bağışlandıkları ifade edildiğinden burada istenen, içlerindeki buzağı aşkını öldürüp Kitab'a uymalarıdır. Tevrat'a göre o gün onlardan üç bine yakın adam öldürüldü. (Tevrat 32/26-29)

    Şaban Britch

    Musa kavmine: Ey halkım! Siz buzağıyı ilah edinerek kendinize zulmettiniz. Hemen yaratıcınıza tevbe edip, birbirinizi öldürün. Böyle yapmanız, yaratıcınız katında sizin için hayırlı olduğu için tevbenizi kabul eder, demişti. O daima tevbeleri kabul eden ve çokça merhamet eden odur.

    Şaban Piriş

    Musa kavmine: -Ey halkım! Siz buzağıyı ilah edinerek kendinize yazık ettiniz. Hemen yaratıcınıza tevbe edip, nefislerinizin hakkından geliniz. Böyle yapmanız, yaratıcınız katında sizin için daha hayırlıdır, o daima tevbeleri kabul eden ve acıyan olduğu için tevbenizi kabul eder, demişti.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Hani Musa, toplumuna demişti ki: "Ey toplumum, buzağıyı tanrı edinmenizle öz benliklerinize zulmettiniz. Hadi, yaratıcınıza, Bari'nize tövbe edin; egolarınızı öldürün. Böyle yapmanız yaratıcınız katında sizin için daha iyidir; O sizin tövbelerinizi kabul eder. Hiç kuşkusuz O, evet O, tövbeleri çok kabul edendir, rahmeti sonsuz olandır."

  2. Bakara suresi, 55. ayet — bütün mealleriyle aç

    Bakara suresi, 55. ayet. وَإِذْ قُلْتُمْ يَٰمُوسَىٰ لَن نُّؤْمِنَ لَكَ حَتَّىٰ نَرَى ٱللَّهَ جَهْرَةً فَأَخَذَتْكُمُ ٱلصَّٰعِقَةُ وَأَنتُمْ تَنظُرُونَ

    Diyanet İşleri

    Hani siz, "Ey Musa! Biz Allah'ı açıktan açığa görmedikçe sana asla inanmayız" demiştiniz. Bunun üzerine siz bakıp dururken sizi yıldırım çarpmıştı.

    Mehmet Okuyan

    Hani "Ey Musa! Biz Allah'ı açıkça görünceye kadar sana asla inanmayız." demiştiniz de bakıyorken sizi yıldırım yakalamıştı (çarpmıştı).

    Mustafa İslamoğlu

    Bir zaman da demiştiniz ki: Ey Musa! Allah'ı açıkça görünceye dek sana kesinlikle inanmayacağız. Ve ardından siz bön bön bakarken yıldırım çarpmışa dönmüştünüz.

    Muhammed Esed

    Ve (hatırlayın) (hani), "Ey Musa, doğrusu Allah'ı kendi gözümüzle görmedikçe sana asla inanmayacağız!" dediğinizde, (işte o an) siz daha (ne oluyor diye) çevrenize bakıp dururken ceza yıldırımı sizi yakalamıştı.

    Ahmed Hulusi

    "Ya Musa, biz Allah'ı dışarıda, açıkta görmedikçe iman etmeyiz" demiştiniz de; bunun üzerine yıldırım (varlığınızı yok eden hakikat bilgisi) çarpmıştı sizi, siz bakıp dururken!

    Ali Bulaç

    Ve demiştiniz ki: "Ey Musa, biz Allah'ı apaçık görünceye kadar sana inanmayız." Bunun üzerine yıldırım sizi (kendinizden) almıştı. Ve siz bakıp duruyordunuz.

    Ali Özek ve heyeti

    (Bir zamanlar:) Siz Ey Musâ! Biz Allah'ı açıkça görmedikçe asla sana inanmayız, demiştiniz de bakıp durur olduğunuz halde hemen sizi yıldırım çarpmıştı.

    Ali Rıza Safa

    Üstelik şöyle demiştiniz: "Ey Musa! Allah'ı açıkça görmedikçe, sana asla inanmayız!" Bunun üzerine, sizi yıldırım çarptı; bakakaldınız.

    Bayraktar Bayraklı

    Şu zamanı da hatırlayınız ki, siz "Ey Musa! Allah'ı apaçık görünceye kadar sana asla iman etmeyeceğiz!" demiştiniz de, göre göre sizi yıldırım çarpmıştı.

    Edip Yüksel

    Bir zamanlar, "Ey Musa, ALLAH'ı fiziksel olarak görmedikçe onaylamayız" demiştiniz. Bakınıp dururken size yıldırım çarpmıştı. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Allah'ın varlığını kabul etmek için fiziksel delil isteyenlerden söz eden bu ayetteki "Allah" kelimesi 19'uncudur. * Nitekim, 19 sayısı üzerine kurulu matematiksel sistem bize fiziksel bir delil sunar.Yıldırım çarpması bir ceza olarak değil, bir ders olarak verilmişti. * Nitekim bir sonraki ayet bunu iyice açıklıyor.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Bir zamanlar, 'Ey Musa, ALLAH'ı fiziksel olarak görmedikçe inanmayız,' demiştiniz. Bakınıp dururken size yıldırım çarpmıştı.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ve bir vakit: "Ey Musa, biz Allah'ı açıkça görmedikçe, senin sözüne kesinlikle inanmayacağız." dediniz. Bunun üzerine sizi o yıldırım yakalayıverdi; siz de bakakalmıştınız.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve bir vakit "ya Musa, dediniz: Biz Allahı aşikare görmedikçe senin sözünle asla inanmıyacağız" bunun üzerine sizi o saıka yakalayıverdi bakınıp duruyordunuz

    Erhan Aktaş

    Hani siz: "Ey Musa! Allah'ı açıkça görmedikçe sana asla inanmayız." demiştiniz de o an, bakıp dururken, sizi yıldırım gürültüsü yakalamıştı.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Hani siz: "Ey Musa! Allah'ı açıkça görmedikçe sana asla inanmayız." demiştiniz de o an, bakıp dururken, sizi yıldırım gürültüsü yakalamıştı.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Hani siz: "Ey Musa! Allah'ı açıkça görmedikçe sana asla inanmayız." demiştiniz de, o an, bakıp dururken, sizi yıldırım gürültüsü yakalamıştı.

    Gültekin Onan

    Ve demiştiniz ki: "Ey Musa, biz Tanrı'yı apaçık (cehreten) görmedikçe sana inanmayız". Bunun üzerine yıldırım sizi almıştı / yakalamıştı / çarpmıştı (kümüssaıkatü). Ve siz bakıp duruyordunuz / bakıyordunuz (tenzurun).

    Hasan Basri Çantay

    Bir de hatırlayın o zamanı ki siz (Musa ile birlikde Allaha karşı özür dilemek, onun emirlerini dinlemek üzere çıkdığınız vakit) "Ey Musa, biz Allahı apaşikar görünceye kadar sana kat'iyyen iman etmeyiz" demişdiniz de gözünüz bakıb dururken sizi o yıldırım (sayha) çarpmışdı.

    İbni Kesir

    Bir de, hani siz: Ey Musa, biz Allah'ı apaşikar görünceye kadar sana inanmayacağız, demiştiniz de, bakıp dururken sizi yıldırım çarpmıştı.

    Mehmet Alagaş

    (51-61) Musa’dan kırk gece sözü / vaadi aldık , sonra Onun ardından / Musa’nın ardından buzağıyı edindiniz , siz zalimdiniz. Sonra bunun ardından sizi böylelikle belki şükredersiniz diye sizi affettik, Bir vakit Musa’ya kitabı ve Ayırıcıyı / Furkan’ı verdik ki böylelikle belki yola girersiniz. Musa kavmine dedi ki ey kavmim siz buzağıyı edinmek suretiyle nefislerinize zulmettiniz, yaratıcınıza vazgeçmiş olarak tövbe edin ve de “kendinizi öldürün”, işte bu, sizin için yaratıcınız yanında daha hayırlıdır , sizin tövbele riniz kabul eder , O, kesinlikle tövbeleri çokça kabul edendir, esirgeyendir dedi. Siz de dediniz ki Ey Musa! Açıkça Allah’ı görmedikçe sana iman etmeyeceğiz” sizi bir yıldırım yakaladı / öldürdü. (Firavun ailesini boğarken ki baktığınız gibi) siz de bakıyordunuz, s onra sizi ölümünüzün ardından yeniden dirilttik böylelikle belki teşekkür edersiniz. Üzerinize buluttan bir gölge yaptık , üzerinize menne ve selva indirdik / bıldırcın eti ve kudret helvası indirdik, rızık olarak size verdiklerimizin hoş ve temiz olanlarından yiyin dedik, bize zulüm edemediler ve lakin kendilerine zulmettiler. Bir vakit size “Bu memlekete girin, istediğiniz taraftan bol bol yiyin, kapıdan secde ederek girin, günahlarımızı bizden kaldır / hıtta deyin, biz de sizi günahlarınızdan bağışlayalım, güzel davrananlara ilerde ziyadesiyle vereceğiz dedik. Kafirler kendilerine söyleneni başka bir sözle değiştirdiler (Hıtta yerine kılçıklı buğday anlamında hınta dediler güya dalga geçtiler , tahrif harfle başlar ) ve biz de yoldan çıkmaları / fasık olmaları nedeniyle zalimler üzerine pislik bir azap indirdik. Musa kavmi için su dilemişti, biz de asan ile vur taşa dedik, Ondan on iki göze fışkırdı. (Yakub’un on iki soyu) Her bir insan içeceği yeri bildi , Allah’ın rızkından yiyin için haddi aşıp arzda bozgunculuk çıkarmayın. Bir vakit de dediniz ki Ey Musa tek yemeğe dayanamıyoruz , Rabbine dua et bizim için, arzın yetiştirdiği şeylerden baklasından, kabağından, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından çıkarsın , dedi ki hayırlı olanı daha değersiz olanla / edna olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Şehire / Mısır’a (ekim dikim yapılan yer) inin, sorduklarınız sizin için orada var. Üzerlerine zillet / utanç ve yoksulluk damgası vuruldu , Allah’tan bir azaba çarpıldılar , bu, onların Allah’ın ayetlerini yok sayıyor olmalarındandı ve haksız yere nebileri öldürüyor olmalarındandı , bu, onların haddi aşıp isyan etmelerinden dolayıydı.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    "Ey Mûsâ! Allah’ı apaçık görmedikçe sana inanmayacağız." demiştiniz de, bunun üzerine bakıp dururken sizi yıldırım çarpmıştı

    Süleyman Ateş

    Bir zaman da: "Ey Musa, biz Allah'ı açıkça görmedikçe sana inanmayız," demiştiniz de derhal sizi yıldırım gürültüsü yakalamıştı; siz de bunu görüyordunuz.

    Süleymaniye Vakfı

    Bir gün, "Ey Musa! Allah'ı apaçık görene kadar sana asla inanmayacağız!" demiştiniz. dipnot 1 Bunun üzerine, bakıp dururken sizi şiddetli gök gürültüsü yakalamıştı. dipnot 2

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Muhammed aleyhisselamdan da benzer bir talepte bulunulmuştu (İsra 17/90-92)
    2. metne dön, dipnot 2
      Sa'ika; "şiddetli gök gürültüsü" demektir. Onun etkisiyle ateş, azap veya ölüm oluşur (Müfredat). Nisa 4/153.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bir gün: "Bak Musa! Allah'ı apaçık görene kadar sana güvenmeyeceğiz!" demiştiniz. Bunun üzerine, o şiddetli gürültü sizi sarsmıştı da bakakalmıştınız.

    Şaban Britch

    Ey Musa, Allah’ı apaçık görmedikçe sana inanmayacağız, demiştiniz de, gözünüz bakıp dururken sizi yıldırım çarpmıştı.

    Şaban Piriş

    -Ey Musa, Allah'ı apaçık görmedikçe sana inanmayacağız, demiştiniz de, gözünüz bakıp dururken sizi yıldırım çarpmıştı.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Siz şunu da söylemiştiniz: "Ey Musa! Biz, Allah'ı apaçık görmedikçe sana asla inanmayacağız." Bunun üzerine sizi yıldırım çarpmıştı, Ve siz bakıp duruyordunuz.

  3. Bakara suresi, 56. ayet — bütün mealleriyle aç

    Bakara suresi, 56. ayet. ثُمَّ بَعَثْنَٰكُم مِّنۢ بَعْدِ مَوْتِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

    Diyanet İşleri

    Sonra, şükredesiniz diye ölümünüzün ardından sizi tekrar dirilttik.

    Mehmet Okuyan

    Sonra (manevi) dipnot 1 ölümünüzün ardından, şükredesiniz diye sizi (Vahiy ile) diriltmiştik.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ölümden sonra şükretmek mümkün olamayacağı için burada kastedilen ölümün de manevi, yani ahlaki çöküş olduğunu; diriltilmenin de bu çöküşten vahiy ile kurtarılmak anlamına geldiğini söyleyebiliriz. Bilinen anlamda ölüp tekrar diriltilmek reenkarnasyona kapı aralayacağı için ayetin tercüme ettiğimiz şekilde anlaşılması gerekmektedir.

    Mustafa İslamoğlu

    Daha sonra, belki teşekkür edersiniz diye ölümünüzün ardından sizi bir daha diriltmiştik.

    Muhammed Esed

    Ama ölü (bir toplum) haline geldikten sonra belki şükredenlerden olursunuz diye sizi tekrar dirilttik.

    Ahmed Hulusi

    Sonra, ölümü (yokluğunuzu - gerçekte yegane var olanın Vahid-ül Kahhar olduğu gerçeğini) tatmanızın akabinde, yeni bir anlayışla hayata başlatmıştık sizi, belki bunu değerlendirirsiniz diye.

    Ali Bulaç

    Sonra şükredesiniz diye, sizi ölümünüzden sonra dirilttik.

    Ali Özek ve heyeti

    Sonra ölümünüzün ardından sizi dirilttik ki şükredesiniz.

    Ali Rıza Safa

    Sonra, ölümünüzün ardından, size yeniden yaşam verdik; belki şükredersiniz diye.

    Bayraktar Bayraklı

    Şükredersiniz diye, sizi ölümünüzün ardından dirilttik.

    Edip Yüksel

    Sonra, belki şükredersiniz diye ölümünüzün ardından sizi diriltmiştik.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Sonra, belki şükredersiniz diye ölümünüzün ardından sizi diriltmiştik.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Sonra şükredesiniz diye sizi ölümünüzden sonra yine dirilttik.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    sonra sizi şükredesiniz diye ba's badelmevte mazhar ettik

    Erhan Aktaş

    Sonra, şükredesiniz diye ölümünüzün dipnot 1 ardından sizi dirilttik dipnot 2 .

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ölmek anlamına gelen "Mevt" kelimesi, mecazen, sakinlik, bitmişlik, tükenmişlik, hareketsizlik, çözülmüşlük gibi anlamlara gelmektedir. Kelime, burada mecaz anlamıyla kullanılmıştır. Örneğin ateş sönüp alevi ve dumanı kalmadığında, "ateş öldü" denmektedir.
    2. metne dön, dipnot 2
      Canlılık verdik, sizi tekrar kendinize getirdik.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Sonra, şükredesiniz diye ölümünüzün dipnot 1 ardından sizi dirilttik dipnot 2 .

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ölmek anlamına gelen "Mevt" sözcüğü, mecazen, sakinlik, bitmişlik, tükenmişlik, hareketsizlik, çözülmüşlük gibi anlamlara gelmektedir. Sözcük, burada mecaz anlamıyla kullanılmıştır. Örneğin ateş sönüp alevi ve dumanı kalmadığında, "ateş öldü" denmektedir.
    2. metne dön, dipnot 2
      Canlılık verdik, sizi tekrar kendinize getirdik.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Sonra, şükredesiniz diye ölümünüzün dipnot 1 ardından sizi dirilttik dipnot 2 .

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      "Mevt" sözcüğü, mecazen, sakinlik, bitmişlik, tükenmişlik, hareketsizlik, çözülmüşlük gibi anlamlara gelmektedir. Ayette de bu mecaz anlamıyla kullanılmıştır. Örneğin ateş söndüğünde, alevi ve dumanı kalmadığında, "ateş öldü" diye tabir edilmektedir.
    2. metne dön, dipnot 2
      Canlılık verdik.

    Gültekin Onan

    Sonra, belki şükredersiniz diye ölümünüzün (mevtiküm) ardından sizi diriltmiştik (beasnaküm).

    Hasan Basri Çantay

    Sonra ölümünüzün arkasından sizi yine diriltmişdik. Gerekdi ki şükredesiniz.

    İbni Kesir

    Sonra sizi, ölümünüzün arkasından şükredersiniz diye diriltmiştik.

    Mehmet Alagaş

    (51-61) Musa’dan kırk gece sözü / vaadi aldık , sonra Onun ardından / Musa’nın ardından buzağıyı edindiniz , siz zalimdiniz. Sonra bunun ardından sizi böylelikle belki şükredersiniz diye sizi affettik, Bir vakit Musa’ya kitabı ve Ayırıcıyı / Furkan’ı verdik ki böylelikle belki yola girersiniz. Musa kavmine dedi ki ey kavmim siz buzağıyı edinmek suretiyle nefislerinize zulmettiniz, yaratıcınıza vazgeçmiş olarak tövbe edin ve de “kendinizi öldürün”, işte bu, sizin için yaratıcınız yanında daha hayırlıdır , sizin tövbele riniz kabul eder , O, kesinlikle tövbeleri çokça kabul edendir, esirgeyendir dedi. Siz de dediniz ki Ey Musa! Açıkça Allah’ı görmedikçe sana iman etmeyeceğiz” sizi bir yıldırım yakaladı / öldürdü. (Firavun ailesini boğarken ki baktığınız gibi) siz de bakıyordunuz, s onra sizi ölümünüzün ardından yeniden dirilttik böylelikle belki teşekkür edersiniz. Üzerinize buluttan bir gölge yaptık , üzerinize menne ve selva indirdik / bıldırcın eti ve kudret helvası indirdik, rızık olarak size verdiklerimizin hoş ve temiz olanlarından yiyin dedik, bize zulüm edemediler ve lakin kendilerine zulmettiler. Bir vakit size “Bu memlekete girin, istediğiniz taraftan bol bol yiyin, kapıdan secde ederek girin, günahlarımızı bizden kaldır / hıtta deyin, biz de sizi günahlarınızdan bağışlayalım, güzel davrananlara ilerde ziyadesiyle vereceğiz dedik. Kafirler kendilerine söyleneni başka bir sözle değiştirdiler (Hıtta yerine kılçıklı buğday anlamında hınta dediler güya dalga geçtiler , tahrif harfle başlar ) ve biz de yoldan çıkmaları / fasık olmaları nedeniyle zalimler üzerine pislik bir azap indirdik. Musa kavmi için su dilemişti, biz de asan ile vur taşa dedik, Ondan on iki göze fışkırdı. (Yakub’un on iki soyu) Her bir insan içeceği yeri bildi , Allah’ın rızkından yiyin için haddi aşıp arzda bozgunculuk çıkarmayın. Bir vakit de dediniz ki Ey Musa tek yemeğe dayanamıyoruz , Rabbine dua et bizim için, arzın yetiştirdiği şeylerden baklasından, kabağından, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından çıkarsın , dedi ki hayırlı olanı daha değersiz olanla / edna olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Şehire / Mısır’a (ekim dikim yapılan yer) inin, sorduklarınız sizin için orada var. Üzerlerine zillet / utanç ve yoksulluk damgası vuruldu , Allah’tan bir azaba çarpıldılar , bu, onların Allah’ın ayetlerini yok sayıyor olmalarındandı ve haksız yere nebileri öldürüyor olmalarındandı , bu, onların haddi aşıp isyan etmelerinden dolayıydı.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Sonra, şükredesiniz diye ölümünüzün ardından sizi tekrar dirilttik.

    Süleyman Ateş

    Sonra belki şükredersiniz diye sizi ölümünüzün ardından tekrar diriltmiştik.

    Süleymaniye Vakfı

    Şükredesiniz / görevlerinizi yerine getiresiniz diye ölümünüzün dipnot 1 ardından yine de sizi dirilttik.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Tevrat'a göre Allah, halkın gözü önünde dağa tecelli edip İsrailoğullarına emirlerini vermek için üç günlük arınma süresi verir ve dağın etrafına halkın geçmeyeceği bir sınır çizilmesini ister. Bundan sonrası şöyle anlatılır: "Üçüncü günün sabahı gök gürledi, şimşekler çaktı. Dağın üzerinde koyu bir bulut vardı. Derken, çok güçlü bir boru sesi duyuldu. Yerleşim yerinde herkes titremeye başladı. Musa halkın Tanrı'yla görüşmek üzere yerleşkeden çıkmasına öncülük etti. Dağın eteğinde durdular. Sina Dağı'nın her yanından duman tütüyordu. Çünkü Rab dağın üstüne ateş içinde inmişti. Dağdan ocak dumanı gibi duman çıkıyor, bütün dağ şiddetle sarsılıyordu. Boru sesi gitgide yükselince, Musa konuştu ve Tanrı gök gürlemeleriyle onu yanıtladı. Rab, Sina Dağı'nın üzerine indi, Musa'yı dağın tepesine çağırdı." (Çıkış 19:16-20). "Halk gök gürlemelerini, boru sesini duyup şimşekleri ve dağın başındaki dumanı görünce korkudan titremeye başladı. Uzakta durarak Musa'ya, "Bizimle sen konuş, dinleyelim" dediler, "Ama Tanrı konuşmasın, yoksa ölürüz". Musa, "Korkmayın!" diye karşılık verdi, "Tanrı sizi denemek için geldi; Tanrı korkusu üzerinizde olsun, günah işlemeyesiniz diye. Halk uzakta durdu, fakat Musa, Tanrı'nın bulunduğu koyu bulut kümesine yaklaştı. Rab, Musa'ya şöyle dedi: "İsrailoğullarına diyeceksin ki: 'Sizinle gökten konuştuğumu gördünüz. Altın, gümüş ilahlar yapıp onları benimle bir tutmayacaksınız..." (Çıkış 20:19-23).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bayılmanızın dipnot 1 ardından yine de sizi kaldırmıştık ki görevinizi yerine getiresiniz.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ayetteki mevt, gücün tükenmesi anlamındadır (Mekayis)."Her yanını ölüm sarar ama o ölmüş olmaz". (İbrahim 14/17) ayetindeki gibi bunların da her yanını ölüm sarmış ama ölmemişlerdir. Çünkü ölen tekrar dünyaya dönemez. (Müminun 23/99-100 ve Münafikun 63/10-11) Bir mucizeden de söz edilmediğine göre en uygun anlam bayılmadır.

    Şaban Britch

    Ölümünüzden sonra belki şükredersiniz diye sizi tekrar diriltmiştik.

    Şaban Piriş

    Ölümünüzden sonra belki şükredersiniz diye sizi tekrar diriltmiştik.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Sonra, ölümünüzün ardından sizi dirilttik ki, şükredebilesiniz.

  4. Bakara suresi, 57. ayet — bütün mealleriyle aç

    Bakara suresi, 57. ayet. وَظَلَّلْنَا عَلَيْكُمُ ٱلْغَمَامَ وَأَنزَلْنَا عَلَيْكُمُ ٱلْمَنَّ وَٱلسَّلْوَىٰ كُلُوا۟ مِن طَيِّبَٰتِ مَا رَزَقْنَٰكُمْ وَمَا ظَلَمُونَا وَلَٰكِن كَانُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

    Diyanet İşleri

    Bulutu üstünüze gölge yaptık. Size, kudret helvası ile bıldırcın indirdik. "Verdiğimiz rızıkların iyi ve güzel olanlarından yiyin" (dedik). Onlar (verdiğimiz nimetlere nankörlük etmekle) bize zulmetmediler, fakat kendilerine zulmediyorlardı.

    Mehmet Okuyan

    Sizi bulutla gölgelendirmiş, size kudret helvası ile bıldırcın eti indirmiş (vermiş), dipnot 1 "Size rızık olarak verdiğimiz temiz şeylerden yiyin!" (demiştik). (Emirlerimizi dinlememekle) onlar bize zulmetmemişlerdi; ancak kendilerine yazık etmişlerdi. dipnot 2

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesajlar: A‘râf 7:160; Tâhâ 20:80.
    2. metne dön, dipnot 2
      Benzer mesajlar: Al-i İmrân 3:117; A‘râf 7:160, 177; Tevbe 9:70; Yûnus 10:44; Hûd 11:101; Nahl 16:33, 118; Kehf 18:49; ‘Ankebût 29:40; Rûm 30:9; Zuhruf 43:76.

    Mustafa İslamoğlu

    Üzerinizdeki bulutla sizi gölgeledik, size menn ve selva ikram ettik: Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin (diyerek)... Bize kötülük etmediler, fakat kötülük ettikleri yalnızca kendileriydi.

    Muhammed Esed

    Ve bulutların sizi gölgeleri ile ferahlatmasını sağladık, ayrıca "Size rızık olarak verdiğimiz güzel şeylerden yararlanın" (diyerek) kudret helvası ve bıldırcın gönderdik. O soydaşlarınız (işledikleri günahlarla) bize hiçbir zarar vermediler, fakat (sadece) kendilerine zulmettiler.

    Ahmed Hulusi

    Ve sizi (yakıcı Hakikatten perdeleyen ve beşeriyetinizin idamesini sağlayan) bulutla gölgeledik; üzerinize menn (varlığınızı oluşturan Allah Esma'sındaki kudret kuvvesi) ve selva (manevi aleminizi hissetme duygusu) inzal ettik (hakikatinizden şuurunuza). . . "Rızık olarak verdiğimiz temiz şeyleri yeyin", dedik. Onlar (hakikat bilgisini değerlendirmeyerek) bize zulmetmediler, kendi nefslerine zulmettiler! (Burada ayetin bir batın yorumuna yer verilmiştir zahir anlamı yanı sıra. A. H. )

    Ali Bulaç

    Bulutları üzerinize gölge kıldık ve size kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Size rızık olarak verdiklerimizin temizinden yiyin (dedik). Onlar bize zulmetmediler, ancak kendi nefislerine zulmettiler.

    Ali Özek ve heyeti

    Ve sizi bulutla gölgeledik, size kudret helvası ve bıldırcın indirdik ve «Verdiğimiz güzel nimetlerden yiyiniz» (dedik). (Hakikatte) Onlar bize değil sadece kendilerine zulmediyorlardı.

    Ali Rıza Safa

    Sizi, bulutlarla gölgelendirdik; güç helvası ve bıldırcın indirdik. "Size verdiğimiz temiz yiyeceklerden yiyin!" Onlar, Bize haksızlık etmediler. Tam tersine, kendilerine yazık ettiler.

    Bayraktar Bayraklı

    Sizi bulutla gölgeledik, size kudret helvası ve bıldırcın gönderdik de,"Verdiğimiz iyi nimetlerden yiyiniz" dedik. Hakikatte onlar bize değil, sadece kendilerine kötülük ettiler.

    Edip Yüksel

    Sizi bulutlarla gölgelendirmiş ve sizin için menna ve bıldırcın indirmiştik: "Size verdiğimiz iyi rızıklardan yiyin." Fakat onlar bize değil, sadece kendilerine zulmediyorlardı.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Sizi bulutlarla gölgelendirmiş ve sizin için menna ve bıldırcın indirmiştik: 'Size verdiğimiz iyi rızıklardan yiyin.' Fakat onlar bize değil, sadece kendilerine zulmediyorlardı.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ve üstünüze o bulutu gölgelik yaptık ve size verdiğimiz güzel rızıklardan yiyin diye üzerinize hem kudret helvası, hem de bıldırcın indirdik. Bize zulmetmediler, belki kendilerine ediyorlardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve üstünüze o bulutu gölgelik çekdik, ve "size kısmet ettiğimiz hoş rızıklardan yeyin" diye üzerinize hem kudret helvası, hem bıldırcın indirdik, zulmü, bize etmediler lakin kendilerine ediyorlardı.

    Erhan Aktaş

    Ve bulutları üzerinize gölge yaptık. Size menn dipnot 1 ve bıldırcın bağışladık. dipnot 2 "Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin." dedik. Onlar, Bize dipnot 3 zulmetmediler, fakat kendilerine zulmediyorlardı.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Reçine türü bir yiyecek. Ekmek. Kudret helvası. Dayanma gücü.
    2. metne dön, dipnot 2
      Çevirilerde, "Kudret helvası ve bıldırcın indirdik." şeklinde verilen anlam doğru değildir. Zira indirdik anlamındaki "enzele" kelimesinin diğer bir anlamı da bağışlama, ikram etmektir. Bu ayette "enzele" kelimesi "ikram ettik, bağışladık." anlamındadır.
    3. metne dön, dipnot 3
      Birçok ayette; Allah'a atfen "Biz", "Biziz" çoğul zamirleri kullanılmaktadır. Kur'an'daki "Biz/Biziz" zamirleri çokluğu değil, "yüceliği, gücü, büyüklüğü" ifade etmektedir. "Biz" çoğul zamirinin kullanıldığı hiçbir ayette Allah'ın zatı/kendisi söz konusu edilmemektedir. Allah'ın zatından söz eden ayetlerin tamamında "ene", "inni" (ben, beni/bana) zamirleri gibi tekil şahıs zamirleri kullanılmaktadır. "Biz" zamiri ise, Allah'ın yaptıklarını veya yapacaklarını bildiren ayetlerde, Allah'ın gücünün, üstünlüğün ve büyüklüğün ifadesi olarak yer almaktadır. Bütün dillerde gücü ve yönetimi elinde bulunduran erk, otorite, yönetici kendi gücünden ve üstünlüğünden söz eden ifadelerde, açıklama ve buyruklarda "biz" zamirini kullanmaktadır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ve bulutları üzerinize gölge yaptık. Size menn dipnot 1 ve bıldırcın bağışladık. dipnot 2 "Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin." dedik. Onlar, Bize dipnot 3 zulmetmediler, fakat kendilerine zulmediyorlardı.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Reçine türü bir yiyecek. Ekmek. Kudret helvası. Güç, dayanma gücü.
    2. metne dön, dipnot 2
      Çevirilerde, "Kudret helvası ve bıldırcın indirdik." şeklinde verilen anlam doğru değildir. Zira indirdik anlamındaki "enzele" sözcüğünün diğer bir anlamı da bağışlama, ikram etmedir. Bu ayette "enzele" sözcüğü "ikram ettik, bağışladık." anlamındadır.
    3. metne dön, dipnot 3
      Birçok ayette; Allah'a atfen "Biz", "Biziz" çoğul zamirleri kullanılmaktadır. Kur'an'daki "Biz/Biziz" zamirleri çokluğu değil, "yüceliği", "gücü", "büyüklüğü" ifade etmektedir. Biz çoğul zamirinin kullanıldığı hiçbir ayette Allah'ın zatı/kendisi söz konusu edilmemektedir. Allah'ın zatından söz eden ayetlerin tamamında "ene", "inni" (ben, beni/bana) zamirleri gibi tekil şahıs zamirleri kullanılmaktadır. "Biz" zamiri ise, Allah'ın yaptıklarına veya yapacaklarına yönelik ayetlerde, Allah'ın gücünün, üstünlüğün ve büyüklüğün ifadesi olarak yer almaktadır. Bütün dillerde gücü ve yönetimi elinde bulunduran erk, otorite, yönetici kendi gücünden ve üstünlüğünden söz eden ifadelerde, açıklama ve buyruklarda "biz" zamirini kullanmaktadır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ve bulutları üzerinize gölge yaptık. Size kudret helvası ve bıldırcın bağışladık. dipnot 1 "Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin." dedik. Onlar, Bize değil, yalnızca kendilerine zulmediyorlardı.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Çevirilerde, "indirdik" şeklinde yer alan "enzelna" sözcüğü, "indirdik" anlamının yanı sıra, "bağışladık" anlamına da gelmektedir. Sözcük burada "indirdik" anlamıyla değil, bağışladık anlamıyla kullanılmıştır.

    Gültekin Onan

    Sizi bulutlarla gölgelendirmiş ve sizin için manna ve bıldırcın (selva) indirmiştik: "Sizi rızıklandırdıklarımızın temizlerinden (tayyib) yiyin (külu)" (dedik). Onlar bize zulmetmediler, ancak kendi nefslerine zulmetmişlerdi.

    Hasan Basri Çantay

    Ve ("Tih" de güneşin sıcaklığından korunmanız için) üstünüze (ince bir) bulutu gölge yapmış, size (orada) kudret helvasiyle yelve kuşunu indirmiş, "Size rızk olarak verdiğimiz şeylerin iyilerinden, güzellerinden (en temiz ve halal olanlarından) yeyin" (onları gizlice saklayıb ve biriktirib de nankörlük ve tama'karlık etmeyin demişdik). Onlar (o nankörlükleriyle) bize zulmetmemişler, fakat kendi kendilerine zulmetmişlerdi.

    İbni Kesir

    Ve üstünüze bulutları gölge yaptık. Kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin iyilerinden, güzellerinden yeyin. Onlar bize değil ancak kendi nefislerine zulmekteydiler.

    Mehmet Alagaş

    (51-61) Musa’dan kırk gece sözü / vaadi aldık , sonra Onun ardından / Musa’nın ardından buzağıyı edindiniz , siz zalimdiniz. Sonra bunun ardından sizi böylelikle belki şükredersiniz diye sizi affettik, Bir vakit Musa’ya kitabı ve Ayırıcıyı / Furkan’ı verdik ki böylelikle belki yola girersiniz. Musa kavmine dedi ki ey kavmim siz buzağıyı edinmek suretiyle nefislerinize zulmettiniz, yaratıcınıza vazgeçmiş olarak tövbe edin ve de “kendinizi öldürün”, işte bu, sizin için yaratıcınız yanında daha hayırlıdır , sizin tövbele riniz kabul eder , O, kesinlikle tövbeleri çokça kabul edendir, esirgeyendir dedi. Siz de dediniz ki Ey Musa! Açıkça Allah’ı görmedikçe sana iman etmeyeceğiz” sizi bir yıldırım yakaladı / öldürdü. (Firavun ailesini boğarken ki baktığınız gibi) siz de bakıyordunuz, s onra sizi ölümünüzün ardından yeniden dirilttik böylelikle belki teşekkür edersiniz. Üzerinize buluttan bir gölge yaptık , üzerinize menne ve selva indirdik / bıldırcın eti ve kudret helvası indirdik, rızık olarak size verdiklerimizin hoş ve temiz olanlarından yiyin dedik, bize zulüm edemediler ve lakin kendilerine zulmettiler. Bir vakit size “Bu memlekete girin, istediğiniz taraftan bol bol yiyin, kapıdan secde ederek girin, günahlarımızı bizden kaldır / hıtta deyin, biz de sizi günahlarınızdan bağışlayalım, güzel davrananlara ilerde ziyadesiyle vereceğiz dedik. Kafirler kendilerine söyleneni başka bir sözle değiştirdiler (Hıtta yerine kılçıklı buğday anlamında hınta dediler güya dalga geçtiler , tahrif harfle başlar ) ve biz de yoldan çıkmaları / fasık olmaları nedeniyle zalimler üzerine pislik bir azap indirdik. Musa kavmi için su dilemişti, biz de asan ile vur taşa dedik, Ondan on iki göze fışkırdı. (Yakub’un on iki soyu) Her bir insan içeceği yeri bildi , Allah’ın rızkından yiyin için haddi aşıp arzda bozgunculuk çıkarmayın. Bir vakit de dediniz ki Ey Musa tek yemeğe dayanamıyoruz , Rabbine dua et bizim için, arzın yetiştirdiği şeylerden baklasından, kabağından, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından çıkarsın , dedi ki hayırlı olanı daha değersiz olanla / edna olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Şehire / Mısır’a (ekim dikim yapılan yer) inin, sorduklarınız sizin için orada var. Üzerlerine zillet / utanç ve yoksulluk damgası vuruldu , Allah’tan bir azaba çarpıldılar , bu, onların Allah’ın ayetlerini yok sayıyor olmalarındandı ve haksız yere nebileri öldürüyor olmalarındandı , bu, onların haddi aşıp isyan etmelerinden dolayıydı.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Bulutlarla sizi gölgelendirdik, kudret helvası ve bıldırcın gönderdik. Size rızık olarak verdiğimiz güzel şeylerden yiyin, dedik. Fakat onlar bize değil ancak kendilerine zulmediyorlardı.

    Süleyman Ateş

    bulutu üstünüze gölgelik çektik, size kudret helvası ve bıldırcın indirdik: "Size verdiğimiz güzel rızıklardan yeyin," (dedik). Ama onlar bize değil, kendi kendilerine zulmediyorlardı.

    Süleymaniye Vakfı

    Bulutları üzerinize gölgelik yaptık, men /kudret helvası dipnot 1 ve selva /bıldırcın indirdik, "Verdiğimiz rızıkların temiz ve lezzetli olanlarından yiyin." dipnot 2 dedik. Yanlışı bize değil, kendilerine yapıyorlardı.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      "Kudret helvası" anlamı verilen "men" kelimesinin, Allah tarafından İsrailoğullarına indirilen tatlı bir yiyecek olduğu anlaşılmaktadır. Selva bıldırcın olduğu için onların, "Tek çeşit yemeğe katlanamayacağız" demeleri (Bakara 2/61) men'in ekmek gibi bir şey olmasını gerektirir. Nitekim Tevrat'ta "Menin kırağı şeklinde küçük ve yuvarlak, kişniş tohumu gibi beyaz ve ak günlük görünüşünde olduğu, lezzetinin ballı yufkaya benzediği belirtilir (Çıkış, 16/14, 31). Ayrıca Tevrat'ta şu ifadeler yer alır: "Rab Musa'ya, "Size gökten ekmek yağdıracağım" dedi, "Halk her gün gidip günlük ekmeğini toplayacak. Böylece onları sınayacağım: Benim yasama göre yaşıyorlar mı, yaşamıyorlar mı, göreceğim" (Çıkış 16/4-5). "Men kişniş tohumuna benzerdi, görünüşü de reçine gibiydi. Halk çıkıp onu toplar, değirmende öğütür ya da havanda döverdi. Çömlekte haşlayıp pide yaparlardı. Tadı zeytinyağında pişirilmiş yiyeceklere benzerdi" (Çölde
      Sayım 11/7-8 — Eski Ahit, Çölde Sayım; alıntıyı aç

      Eski Ahit · Çölde Sayım 11:7

      Man kişniş tohumuna benzerdi, görünüşü de reçine gibiydi.

      Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin

      ).
    2. metne dön, dipnot 2
      Allah onlara, bu konuda taşkınlık etmemelerini emretmişti (Taha 20/80-81). Yaptıkları taşkınlık, Tevrat'ta şu şekilde açıklanır: "RAB'bin buyruğu şudur: 'Herkes yiyeceği kadar toplasın. Çadırınızdaki her kişi için birer omer alın.'" İsrailoğulları söyleneni yaptılar. Kimi çok, kimi az topladı. Omerle ölçtüklerinde, çok toplayanın fazlası, az toplayanın da eksiği yoktu. Herkes yiyeceği kadar toplamıştı. Musa onlara, "Kimse sabaha bir parça bile bırakmasın" dedi. Ama bazıları ona aldırmayıp sabaha bıraktılar. Bıraktıkları kurtlanıp kokmaya başlayınca Musa onlara öfkelendi" (Mısır'dan Çıkış 16:16-20).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bir de bulutları üzerinize gölgelik yapmış, kudret helvası ve bıldırcın indirmiş, "Verdiğimiz rızıkların temiz ve lezzetli olanlarından yiyin." demiştik. Onlar bize yanlış yapmadılar; yanlışı kendilerine yapıyorlardı.

    Şaban Britch

    Bulutlarla sizi gölgelendirdik, kudret helvası ve bıldırcın gönderdik. Size rızık olarak verdiğimiz güzel şeylerden yiyin, dedik. Onlar bize değil ancak kendilerine zulmediyorlardı.

    Şaban Piriş

    Bulutlarla sizi gölgelendirdik, kudret helvası ve bıldırcın gönderdik. Size rızık olarak verdiğimiz güzel şeylerden yiyin, dedik. Onlar bize değil ancak kendilerine zulmediyorlardı.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Ve bulutu üstünüze gölgelik yaptık ve size kudret helvasıyla bıldırcın indirdik: "rızk olarak size verdiklerimizin, en temizlerinden yiyin." dedik. Onlar zulmü bize yapmadılar, onlar kendi benliklerine zulmetmekteydiler.

  5. Bakara suresi, 58. ayet — bütün mealleriyle aç

    Bakara suresi, 58. ayet. وَإِذْ قُلْنَا ٱدْخُلُوا۟ هَٰذِهِ ٱلْقَرْيَةَ فَكُلُوا۟ مِنْهَا حَيْثُ شِئْتُمْ رَغَدًا وَٱدْخُلُوا۟ ٱلْبَابَ سُجَّدًا وَقُولُوا۟ حِطَّةٌ نَّغْفِرْ لَكُمْ خَطَٰيَٰكُمْ وَسَنَزِيدُ ٱلْمُحْسِنِينَ

    Diyanet İşleri

    Hani, "Şu memlekete girin. Orada dilediğiniz gibi, bol bol yiyin. Kapısından eğilerek tevazu ile girin ve "hıtta!" (Ya Rabbi, bizi affet) deyin ki, biz de sizin hatalarınızı bağışlayalım. İyilik edenlere ise daha da fazlasını vereceğiz" demiştik.

    Mehmet Okuyan

    Hani (İsrailoğulları'na) şöyle demiştik: "Şu şehre girip (yerleşin); onun (nimetlerinden) dilediğiniz gibi bolca yiyip (yararlanın)! dipnot 1 Kapıdan eğilerek (saygıyla) girin ve "Hıttah! (Bizi bağışla!)" dipnot 2 deyin ki sizin için hatalarınızı bağışlayalım. Güzel davrananların (ödülünü) ileride daha da artıracağız."

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Burada geçen [el-karyeh] kelimesi öncelikle "köy, kasaba" anlamına gelse de burada kastedilenin Filistin toprakları, Beyt-i Makdis olduğu ifade edilmektedir. Bazıları burasının Eriha veya İlya olduğu kanaatindedir. Bu nedenle biz de söz konusu kelimeye "şehir" anlamını vermeyi tercih ettik.
    2. metne dön, dipnot 2
      Yüce Allah İsrailoğulları'na hitap ederek şehre kapısından boyun eğerek girmelerini, bu sırada [hıttah] yani "af diliyoruz", "hatalarımızı bağışla" demelerini emrettiğini ifade etmektedir. Kapıdan secde ederek girmeleri, azgın, vurdumduymaz ve şımarık bir şekilde değil de mütevazı, alçak gönüllülükle, saygılı ve edepli bir edayla girmeleri anlamına gelmektedir.

    Mustafa İslamoğlu

    Bir zaman da demiştik ki: Girin şu şehre, canınızın çektiklerinden bol bol yiyin! Ama (şehre ait) kapıdan tevazu içerisinde iki büklüm girin ve "Bizi affet!" diyin! Böylece biz de sizin hatalarınızı affedelim. Sonuçta, Allah'ı görür gibi kulluk edenlere ikramımızı arttıracağız.

    Muhammed Esed

    Ve yine (hatırlayın o günleri), Biz, "Bu beldeye girin ve yiyeceklerinden dilediğiniz kadar bol bol yiyin; fakat kapıdan (tevazu içinde) boyun eğerek girin ve 'Günahlarımızın yükünü üzerimizden kaldır!' deyin ki, günahlarınızı bağışlayayım ve iyilik yapanlara sınırsız mükafat vereyim" demiştik.

    Ahmed Hulusi

    Hani şunu demiştik onlara: "Şu karyeye (boyuta) girin ve orada dilediğiniz şekilde (o boyutun nimetlerini) yeyin. . . Kapısından da secde ederek (varlığınızın yokluğunu, yalnızca Allah Esma'sının var olduğunu itiraf ederek) girin ve (benlik hissinizden dolayı) mağfiret dileyin. . . Ki (benliğinizin oluşturduğu) hatalarınızı mağfiret edelim.  Kendisine bağışlananları başkalarıyla karşılıksız paylaşanlara (muhsinlere) daha da arttıracağız. "

    Ali Bulaç

    Ve hatırlayın, demiştik ki: "Şu şehre girin ve orada istediğiniz yerde bol bol yiyin, yalnızca secde ederek kapısından girerken 'dileğimiz bağışlanmadır' deyin; (biz de) hatalarınızı bağışlayalım; iyilik yapanların (ecirlerini) arttıracağız."

    Ali Özek ve heyeti

    (İsrâiloğullarına:) Bu kasabaya girin, orada bulunanlardan dilediğiniz şekilde bol bol yiyin, kapısından secde ederek (eğilerek) girin, (girerken) «Hıtta!» (Yâ Rabbi bizi affet) deyin ki, sizin hatalarınızı bağışlayalım; zira biz, iyi davrananlara (karşılığını) fazlasıyla vereceğiz, demiştik.

    Ali Rıza Safa

    Bir de şöyle demiştik: "Şu kente girin; artık, istediğiniz yerden bol bol yiyin. Kapıdan secde ederek girin ve ‘Bizi bağışla!' deyin ki, suçlarınızı bağışlayalım. Güzel davrananlara, daha da çoğunu vereceğiz!"

    Bayraktar Bayraklı

    İsrailoğulları'na, "bu kente giriniz, orada bulunanlardan bol bol yiyiniz; kapısından boyun eğerek giriniz;'Hıtta/hatalıyız'deyiniz ki hatalarınızı bağışlayalım. Çünkü biz, iyi davrananlara fazlasıyla vereceğiz" demiştik.

    Edip Yüksel

    "Bu şehre girin. Orada dilediğiniz yerden bol bol yiyin. Kapıdan alçak gönüllü olarak girin ve dostça konuşun ki hatalarınızı bağışlayalım. Güzel davrananlara daha fazlasını veririz" demiştik.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Bu şehre girin. Orada dilediğiniz yerden bol bol yiyin. Kapıdan alçak gönüllü olarak girin ve dostça konuşun ki hatalarınızı bağışlayalım. Güzel davrananlara daha fazlasını veririz,' demiştik.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ve bir vakit: "Şu şehre girin de nimetlerinden dilediğiniz şekilde bol bol yiyin ve secde ederek kapıdan girin "günahlarımızı bağışla" deyin ki, size günahlarınızı mağfiret ediverelim, iyilik edenlere ise (nimetlerimizi) daha artıracağız" dedik.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve bir vakit "şu şehre girin de ni'metlerinden dilediğiniz veçhile bol bol yeyin ve secdeler ederek kapıya girin ve "hıtta" deyin ki size hatı'elerinizi mağfiret ediverelim, muhsinlere ise daha artıracağız" dedik

    Erhan Aktaş

    Hani: "Şu şehre girin, orada dilediğinizden bol bol yiyin. O kapıdan secde dipnot 1 ederek girin. Ve "Bizi bağışla." deyin ki Biz de yanlışlarınızı bağışlayalım. İyilik yapanlara daha fazlasını vereceğiz." demiştik.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Onların yasa ve kurallarını kabullenerek. Secde; itaat etmek, emrine amade olmak ve üstünlüğünü kabul etmek demektir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Hani: "Şu şehre girin, orada dilediğinizden bol bol yiyin. O kapıdan secde dipnot 1 ederek girin. Ve "bizi bağışla" deyin ki Biz de yanlışlarınızı bağışlayalım. İyilik yapanlara daha fazlasını vereceğiz." demiştik.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Onların yasa ve kurallarını kabullenerek. Secde; itaat etmek, emrine amade olmak ve üstünlüğünü kabul etmek anlamına gelen bir sözcüktür

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Hani: " Şu şehre girin, orada dilediğinizden bol bol yiyin. O kapıdan secde dipnot 1 ederek girin. Ve bizi bağışla deyin ki Biz de hatalarınızı bağışlayalım. İyilik yapanlara daha fazlasını vereceğiz." demiştik.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Onların yasa ve kurallarını kabullenerek.

    Gültekin Onan

    Ve demiştik ki: "Şu şehre girin. Orada dilediğiniz yerden bol bol yiyin. Kapıdan secde ederek girin ve "dileğimiz bağışlanmadır" deyin ki hatalarınızı bağışlayalım. Muhsinlerin (alacaklarını / karşılıklarını / ecirlerini) arttıracağız (seneziydülmuhsiniyn)".

    Hasan Basri Çantay

    Hani: ("Tih" den çıkdıkdan sonra) şu kasabaya girib dilediğiniz yerde istediğinizi bol bol yeyin, kapısından secde ederek (eğilerek, saygı göstererek) girin ve (dileğimiz) hıtta (dır, günahlarımızın dökülüp düşmesidir) deyin, (tevbe edin de o sayede) kusurlarınızı örtelim, iyilik (ve itaat) edenler (in ecrin) i ise daha artıracağız" demişdik.

    İbni Kesir

    Hani; şu kasabaya girin, dilediğiniz yerde istediğinizi bol bol yeyin, kapısından secde ederek girin, affet deyin, kusurlarınızı örtelim. İyilik

    Mehmet Alagaş

    (51-61) Musa’dan kırk gece sözü / vaadi aldık , sonra Onun ardından / Musa’nın ardından buzağıyı edindiniz , siz zalimdiniz. Sonra bunun ardından sizi böylelikle belki şükredersiniz diye sizi affettik, Bir vakit Musa’ya kitabı ve Ayırıcıyı / Furkan’ı verdik ki böylelikle belki yola girersiniz. Musa kavmine dedi ki ey kavmim siz buzağıyı edinmek suretiyle nefislerinize zulmettiniz, yaratıcınıza vazgeçmiş olarak tövbe edin ve de “kendinizi öldürün”, işte bu, sizin için yaratıcınız yanında daha hayırlıdır , sizin tövbele riniz kabul eder , O, kesinlikle tövbeleri çokça kabul edendir, esirgeyendir dedi. Siz de dediniz ki Ey Musa! Açıkça Allah’ı görmedikçe sana iman etmeyeceğiz” sizi bir yıldırım yakaladı / öldürdü. (Firavun ailesini boğarken ki baktığınız gibi) siz de bakıyordunuz, s onra sizi ölümünüzün ardından yeniden dirilttik böylelikle belki teşekkür edersiniz. Üzerinize buluttan bir gölge yaptık , üzerinize menne ve selva indirdik / bıldırcın eti ve kudret helvası indirdik, rızık olarak size verdiklerimizin hoş ve temiz olanlarından yiyin dedik, bize zulüm edemediler ve lakin kendilerine zulmettiler. Bir vakit size “Bu memlekete girin, istediğiniz taraftan bol bol yiyin, kapıdan secde ederek girin, günahlarımızı bizden kaldır / hıtta deyin, biz de sizi günahlarınızdan bağışlayalım, güzel davrananlara ilerde ziyadesiyle vereceğiz dedik. Kafirler kendilerine söyleneni başka bir sözle değiştirdiler (Hıtta yerine kılçıklı buğday anlamında hınta dediler güya dalga geçtiler , tahrif harfle başlar ) ve biz de yoldan çıkmaları / fasık olmaları nedeniyle zalimler üzerine pislik bir azap indirdik. Musa kavmi için su dilemişti, biz de asan ile vur taşa dedik, Ondan on iki göze fışkırdı. (Yakub’un on iki soyu) Her bir insan içeceği yeri bildi , Allah’ın rızkından yiyin için haddi aşıp arzda bozgunculuk çıkarmayın. Bir vakit de dediniz ki Ey Musa tek yemeğe dayanamıyoruz , Rabbine dua et bizim için, arzın yetiştirdiği şeylerden baklasından, kabağından, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından çıkarsın , dedi ki hayırlı olanı daha değersiz olanla / edna olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Şehire / Mısır’a (ekim dikim yapılan yer) inin, sorduklarınız sizin için orada var. Üzerlerine zillet / utanç ve yoksulluk damgası vuruldu , Allah’tan bir azaba çarpıldılar , bu, onların Allah’ın ayetlerini yok sayıyor olmalarındandı ve haksız yere nebileri öldürüyor olmalarındandı , bu, onların haddi aşıp isyan etmelerinden dolayıydı.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Hani: (İsrailoğullarına) "Şu kasabaya girip, dilediğiniz yerden istediğinizi bol bol yiyin. Kapısından secde ederek/boynu bükük, zelil olarak girin ve “Bağışla” deyin de sizi bağışlayalım. Güzel davrananların mükâfatını da artıracağız." demiştik.

    Süleyman Ateş

    Demiştik ki: "Şu kente girin, oradan dilediğiniz yerde bol bol yeyin; secde ederek kapıdan girin ve "hitta (ya Rabbi, bizi affet)" deyin ki, biz de sizin hatalarınızı bağışlayalım, güzel davrananlara daha fazlasını da veririz.

    Süleymaniye Vakfı

    Bir gün şöyle demiştik: "Şu kente girin; istediğiniz yerden bol bol yiyin. O kapıdan boyun eğerek girin dipnot 1 ve 'Günah yükümüzü kaldır!' deyin ki hatalarınızı bağışlayalım. Güzel davrananlara daha fazlasını vereceğiz." dipnot 2

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ayetin bu bölümünün meali "secde ederek girin" şeklindedir. Arap dilinde secde, eğilme ve boyun eğmedir (Müfredat). Türkçede secde denildiğinde sadece namazda yapılan secde anlaşıldığı için "boyun eğerek girin" anlamı verilmiştir.
    2. metne dön, dipnot 2

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bir gün şöyle demiştik: "Şu şehre girin de beğendiğiniz yerden, çekinmeden dipnot 1 yiyin. Secde edip kapıdan girin ve ‘hıtta!' (günah yükümüzü kaldır!) deyin ki hatalarınızı bağışlayalım. Güzel davrananlara ikramımız olacaktır."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ayette geçen rağad رغد, güzellik ve bolluk demektir (Müfredat). Çekinmeden, sözü her iki anlamı da ifade eder.

    Şaban Britch

    Hani: "Şu kasabaya girip, dilediğiniz yerden istediğinizi bol bol yiyin. Kapısından secde ederek/boynu bükük, zelil olarak girin ve “Bağışla” deyin de sizi bağışlayalım. Güzel davrananların mükâfatını da artıralım." demiştik.

    Şaban Piriş

    Hani: -Şu kasabaya girip, dilediğiniz yerden istediğinizi bol bol yiyin. Kapısından secde ederek girin ve "bağışla" deyin de sizi bağışlayalım. Güzel davrananların mükafatını da artıralım, demiştik.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Şöyle demiştik: "Girin şu kente; orada, dilediğiniz yerde bol bol yiyin. Kapıdan secde ederek girin ve 'Affet bizi!' deyin ki, hatalarınızı bağışlayalım. Biz güzel davranıp, güzellik üretenlere daha fazlasını da veririz."

  6. Bakara suresi, 59. ayet — bütün mealleriyle aç

    Bakara suresi, 59. ayet. فَبَدَّلَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ قَوْلًا غَيْرَ ٱلَّذِى قِيلَ لَهُمْ فَأَنزَلْنَا عَلَى ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ رِجْزًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ بِمَا كَانُوا۟ يَفْسُقُونَ

    Diyanet İşleri

    Derken, onların içindeki zalimler, sözü kendilerine söylenenden başka şekle soktular. Biz de haktan ayrılmaları sebebiyle, o zalimlere gökten bir azap indirdik.

    Mehmet Okuyan

    (İçlerinden bazı) zalimler, kendilerinden (söylemeleri) istenen sözü başka bir sözle değiştirmişlerdi. Biz de yoldan çıkmaları nedeniyle üzerlerine gökten bir azap göndermiştik. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Burada yoldan çıkmak "sebep", azap göndermek ise "sonuç"tur. Yaşananlar hak edişin sonucudur; yoksa hiç kimseye haksızlık edilmemektedir.

    Mustafa İslamoğlu

    Zulme gömülenler, kendilerine tembil edilen sözü bir başka sözle değiştirdiler. Biz de yoldan saptıkları için zulmedenlerin üzerine yukarıdan bela yağdırdık.

    Muhammed Esed

    Ama o zulmetmeye şartlanmış olanlar kendilerine tevdi edilmiş olan (söz)ü başka bir sözle değiştirdiler: bunun üzerinde Biz de yoldan çıkmalarından ötürü o zalimlerin üzerine gökten bir bela indirdik.

    Ahmed Hulusi

    Ne var ki, onların arasındaki nefsine zulmedenler, kendilerine söylenen sözü başka bir sözle değiştirdiler. Bunun sonucu olarak biz de semadan (beyindeki amigdala özelliklerinden) ricz (vehim, azaba sebep olacak fikirler) inzal ettik.

    Ali Bulaç

    Ama zulmedenler, kendilerine söylenen sözü bir başkasıyla değiştirdiler. Biz de o zalimlerin yaptıkları bozgunculuğa karşılık, üzerlerine gökten iğrenç bir azab indirdik.

    Ali Özek ve heyeti

    Fakat (onların içlerinden ) zulmedenler, kendilerine söylenenleri başka sözlerle değiştirdiler. Bunun üzerine biz, zalimlerin üzerine fâsıklık yapmalarından dolayı gökten acı bir azap indirdik.

    Ali Rıza Safa

    Bunun ardından, haksızlık yapanlar, kendilerine söylenenden başkasıyla sözü değiştirdiler. Haksızlık yapanlara, yoldan çıktıkları için, gökten aşağılayıcı bir ceza indirdik.

    Bayraktar Bayraklı

    Fakat zalimler, kendilerine söylenenleri başka sözlerle değiştirdiler. Bunun üzerine biz, yapmakta oldukları kötülükler sebebiyle zalimlerin üzerine gökten acı bir azap indirdik.

    Edip Yüksel

    Ancak içinizdeki zalimler, kendilerine verilen kelimeleri başka kelimelerle değiştirdiler. Nitekim, yoldan çıktıkları için zulmedenlerin üzerine gökten bir azap indirdik.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Ancak içinizdeki zalimler, kendilerine verilen kelimeleri başka kelimelerle değiştirdiler. Nitekim, yoldan çıktıkları için zulmedenlerin üzerine gökten bir azap indirdik.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Derken o zulmedenler sözü değiştirdiler, kendilerine söylendiğinden başka bir şekle koydular. Biz de o zalimlere kötülük yaptıkları için gökten pis bir azap indirdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    derken o zulmedenler sözü değiştirdiler, kendilerine söylenildiğinden başka bir şekle koydular, biz de o zalimlere fısk işledikleri için gökten bir murdar azap indirdik

    Erhan Aktaş

    Fakat zalimler, sözü, söylenenden başka bir şekle soktular. O zalimlere, doğru yoldan sapmalarına karşılık gökten bir azap indirdik.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Fakat zalimler, sözü, söylenenden başka bir şekle soktular. O zalimlere, doğru yoldan sapmalarına karşılık gökten bir azap indirdik.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Fakat zalimler, sözü, söylenenden başka bir şekle soktular. O zalimlere, doğru yoldan sapmalarına karşılık gökten bir azap indirdik.

    Gültekin Onan

    Ancak zalimler kendilerine söylenen sözü (kavlen) (yani: 'dileğimiz bağışlanmadır'ı-?) başkasıyla değiştirdiler (bedele). Biz de fasıklık (yapma)larına karşılık o zalimlerin üzerine gökten iğrenç bir azap (riczen) indirdik.

    Hasan Basri Çantay

    (Evet, öyle demişdik de içlerinden nefislerine) zulmedenler sözü kendilerine söylenenden başkasına çevirmişlerdi, biz de o zaalimlerin üstüne gökden etdikleri fıskın karşılığı olmak üzere murdar bir azab indirmişdik.

    İbni Kesir

    Zulmedenler, sözü; kendilerine söylenenden başkasıyla değiştirdiler. Biz de fasıklık etmelerinden dolayı o zalimlerin üstüne gökten korkunç bir azab indirdik.

    Mehmet Alagaş

    (51-61) Musa’dan kırk gece sözü / vaadi aldık , sonra Onun ardından / Musa’nın ardından buzağıyı edindiniz , siz zalimdiniz. Sonra bunun ardından sizi böylelikle belki şükredersiniz diye sizi affettik, Bir vakit Musa’ya kitabı ve Ayırıcıyı / Furkan’ı verdik ki böylelikle belki yola girersiniz. Musa kavmine dedi ki ey kavmim siz buzağıyı edinmek suretiyle nefislerinize zulmettiniz, yaratıcınıza vazgeçmiş olarak tövbe edin ve de “kendinizi öldürün”, işte bu, sizin için yaratıcınız yanında daha hayırlıdır , sizin tövbele riniz kabul eder , O, kesinlikle tövbeleri çokça kabul edendir, esirgeyendir dedi. Siz de dediniz ki Ey Musa! Açıkça Allah’ı görmedikçe sana iman etmeyeceğiz” sizi bir yıldırım yakaladı / öldürdü. (Firavun ailesini boğarken ki baktığınız gibi) siz de bakıyordunuz, s onra sizi ölümünüzün ardından yeniden dirilttik böylelikle belki teşekkür edersiniz. Üzerinize buluttan bir gölge yaptık , üzerinize menne ve selva indirdik / bıldırcın eti ve kudret helvası indirdik, rızık olarak size verdiklerimizin hoş ve temiz olanlarından yiyin dedik, bize zulüm edemediler ve lakin kendilerine zulmettiler. Bir vakit size “Bu memlekete girin, istediğiniz taraftan bol bol yiyin, kapıdan secde ederek girin, günahlarımızı bizden kaldır / hıtta deyin, biz de sizi günahlarınızdan bağışlayalım, güzel davrananlara ilerde ziyadesiyle vereceğiz dedik. Kafirler kendilerine söyleneni başka bir sözle değiştirdiler (Hıtta yerine kılçıklı buğday anlamında hınta dediler güya dalga geçtiler , tahrif harfle başlar ) ve biz de yoldan çıkmaları / fasık olmaları nedeniyle zalimler üzerine pislik bir azap indirdik. Musa kavmi için su dilemişti, biz de asan ile vur taşa dedik, Ondan on iki göze fışkırdı. (Yakub’un on iki soyu) Her bir insan içeceği yeri bildi , Allah’ın rızkından yiyin için haddi aşıp arzda bozgunculuk çıkarmayın. Bir vakit de dediniz ki Ey Musa tek yemeğe dayanamıyoruz , Rabbine dua et bizim için, arzın yetiştirdiği şeylerden baklasından, kabağından, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından çıkarsın , dedi ki hayırlı olanı daha değersiz olanla / edna olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Şehire / Mısır’a (ekim dikim yapılan yer) inin, sorduklarınız sizin için orada var. Üzerlerine zillet / utanç ve yoksulluk damgası vuruldu , Allah’tan bir azaba çarpıldılar , bu, onların Allah’ın ayetlerini yok sayıyor olmalarındandı ve haksız yere nebileri öldürüyor olmalarındandı , bu, onların haddi aşıp isyan etmelerinden dolayıydı.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Fakat, zulmedenler kendilerine söylenmiş olan sözü başka bir sözle değiştirdiler. Biz de, zalimlere, günah işleyerek yoldan çıktıkları için gökten kahredici bir azap indirmiştik.

    Süleyman Ateş

    Derken o zalimler, onu, kendilerine söylenenden başka bir sözle değiştirdiler. Biz de yaptıkları kötülüklerden dolayı o zulmedenlerin üzerine gökten bir azab indirdik.

    Süleymaniye Vakfı

    (İçlerinden) yanlış davrananlar, kendilerine söylenen sözü (verdiğimiz emri) başka bir sözle değiştirdiler. dipnot 1 Biz de yoldan çıkmalarına karşılık, yanlış davrananların üzerine gökten bir afet indirdik. dipnot 2

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kendilerine verilen: "Oraya girin" emrini, sanki "onlarlarla şavaşın" denilmiş gibi değiştirerek emre karşı çıkmış ve şöyle demişlerdi: : "Ey Musa! Orada çok zorba bir halk var. Onlar çıkmadıkça biz asla oraya girmeyeceğiz. Eğer onlar çıkarlarsa o zaman gireriz."(Maide 5/22) Ey Musa! Onlar orada oldukça biz asla oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidin, onlarla ikiniz savaşın! Biz burada oturacağız" (Maide 5/24). Burada bahsedilen olaylar, Tevrat'ın Çölde Sayım 13-14 bablarında ve Yasa'nın Tekrarı 1:20-46 pasajlarında anlatılmaktadır.
    2. metne dön, dipnot 2

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Yanlış yapanlar, sözü kendilerine söylenenden başkasıyla değiştirdiler. Biz de yanlış yapanlara, yoldan çıkmalarına karşılık, gökten bir azap indirdik.

    Şaban Britch

    Fakat, zulmedenler kendilerine söylenmiş olan sözü başka bir sözle değiştirdiler. Biz de, zalimlere, günah işleyerek yoldan çıktıkları için gökten kahredici bir azap indirmiştik.

    Şaban Piriş

    Fakat, zulmedenler kendilerine söylenmiş olan sözü başka bir sözle değiştirdiler. Biz de, zalimlere, günah işleyerek yoldan çıktıkları için gökten kahredici bir azap indirmiştik.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Ne var ki zulme sapanlar, bir sözü kendilerine söylenmiş olandan başkasıyla değiştirdiler. Bunun üzerine biz, bu zalimler üstüne, ürettikleri kötülüklere karşılık olarak gökten bir pislik indirdik.

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.