Diyanet İşleri
(15-16) Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiği şeyleri alarak cennetlerde ve pınar başlarında bulunurlar. Şüphesiz onlar bundan önce iyilik yapan kimselerdi.
Zâriyât suresi · 15–23. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Zâriyât suresi, 15. ayet. إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍ وَعُيُونٍ
(15-16) Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiği şeyleri alarak cennetlerde ve pınar başlarında bulunurlar. Şüphesiz onlar bundan önce iyilik yapan kimselerdi.
(15, 16) Şüphesiz ki muttakîler (duyarlı olanlar), Rablerinin kendilerine verdiği (nimetleri) alarak cennetlerde ve (su) kaynaklarında (olacaklar)dır. Şüphesiz ki onlar, bundan önce (dünyada) güzel davrananlardı.
Ne var ki sorumlu davrananlar, akıl sır ermez cennetlerde ve pınar başlarında bulunacaklar;
(Ama,) Allah'a karşı sorumluluk bilinci duyanlar, kendilerini bahçeler ve pınarlar arasında bulacaklar,
Muhakkak ki korunanlar cennetlerde ve kaynaklardadırlar.
Şüphesiz muttaki olanlar, cennetlerde ve pınarlardadırlar;
Şüphesiz ki Allah'a isyandan sakınanlar, cennetlerde ve pınar başlarında bulunacaklar.
Kuşkusuz, sorumluluk bilinci taşıyanlar, cennetlerde ve pınar başlarındadır.
- Allah'ın emirlerine karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini alarak cennetlerde ve pınar başlarında bulunacaklar. Şüphesiz onlar, bundan önce dünyada güzel davrananlardı.
Erdemliler bahçelerdedir, pınar başlarındadır.
Erdemliler cennetlerdedir, pınar başlarındadır.
Şüphesiz ki, takva sahipleri, cennetlerde pınar başlarındadırlar,
Şübhesiz ki müttekiler Cennetlerde pınar başlarındadır
Takva sahipleri ise cennetlerde dipnot 1 ve pınarlardadırlar.
Takva sahipleri ise cennetlerde dipnot 1 ve pınarlardadırlar.
Takva sahipleri ise cennetlerde dipnot 1 ve pınarlardadırlar.
Şüphesiz muttaki olanlar, cennetlerde ve pınarlardadırlar;
(15-16) Şübhesiz ki (fenalıkdan) sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiği (sevabı) ahz (-ü kabul) etmiş (ve bundan raazi olmuş) olarak, cennetlerde, pınarlar (ın başların) dadırlar. Çünkü onlar bundan evvel iyi amel (ve hareket) edenlerdi.
Muhakkak ki muttakiler; cennetlerde ve çeşmelerdedirler.
(1-23) O tozutup savuranlara, ağırlıkları taşıyanlara, kolaylıkla akıp gidenlere / cereyan edenlere , i şleri taksim edenlere andolsun ki s ize vaad edilen kesinlikle doğrudur ve kesinlikle hesaplaşma / din ortaya konulacaktır / vaki olacaktır. Yörünge sahibi semaya yemin olsun ki kesinlikle sizler karşıt / aykırı / ihtilaflı söz ler içindesiniz. Ondan döndürülen döndürülür. Gebersin / katlolsun tahmin edenler, onlar sersemdirler / amratindeler ve yanılırlar / sehiv ederler. Sana hesap gününün zamanını sorarlar, o gün onlar ateşte denenecekler, fitnelerinizi / sınanmalarınızı tadın, işte, alelacele istediğiniz bu ydu. Muttakiler Rablerinin kendilerine vermiş olduklarıyla bahçelerde ve gözelerdedirler , Rablerinin kendilerine verdiklerini almış vaziyettedirler, k esinlikle onlar , bundan önce güzel davran anlardandılar, g eceleri az uyurlardı, seherlerde ise bağışlanma dilerlerdi , (Seher sihir aynı köktendir uykunun büyü lü etkisi ve sonra uyanış) mallarında dilenen / isteyen ve mahrum kalanlar için bir hak vardı, arzda ve kendilerinde, inananlar / kanaat getirenler için ayetler vardı, hâlâ görmüyor musunuz? Sema da size erzak ve size vaad edilen var , göğün ve yerin Rabbine and olsun ki kesinlikle O, tıpkı konuşmanız kadar gerçektir.
Takva sahibi olanlar ise, Cennetler'de ve pınarlardadır.
Korunanlar, cennetlerde, çeşme başlarındadırlar;
Yanlışlardan sakınanlar ise bahçelerde ve pınar başlarında bulunacak dipnot 1 ,
Kendini bozmamış olanlar dipnot 1 ise bahçelerde ve pınar başlarında olurlar,
Muttakiler, Cennetlerde ve pınarlardadır.
Korunanlar, cennetlerde ve pınarlardadır.
Şu da bir gerçek ki, sakınıp korunanlar bahçelerde ve pınar başlarındadır;
Zâriyât suresi, 16. ayet. ءَاخِذِينَ مَآ ءَاتَىٰهُمْ رَبُّهُمْ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُحْسِنِينَ
(15-16) Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiği şeyleri alarak cennetlerde ve pınar başlarında bulunurlar. Şüphesiz onlar bundan önce iyilik yapan kimselerdi.
(15, 16) Şüphesiz ki muttakîler (duyarlı olanlar), Rablerinin kendilerine verdiği (nimetleri) alarak cennetlerde ve (su) kaynaklarında (olacaklar)dır. Şüphesiz ki onlar, bundan önce (dünyada) güzel davrananlardı.
Rablerinin kendileri için takdir ettiğini (derin bir şükranla) alarak; çünkü onlar, zaten daha önce de iyilerdendi:
Rablerinin bağışlayacağı her şeyden istedikleri gibi yararlanarak; (çünkü) onlar geçmişte iyi şeyler yapan (insan)lardı;
Rablerinin kendilerine verdiğini alıcılar olarak (içten dışa çıkış olarak)! Muhakkak ki onlar bundan önce muhsindiler.
Rablerinin kendilerine verdiğini alanlar olarak. Çünkü onlar, bundan önce ihsanda (güzel davranışta) bulunanlardı.
Rablerinin kendilerine verdiğini alarak. Kuşkusuz onlar, bundan önce dünyada güzel davrananlardı.
Efendilerinin kendilerine verdiğini alırlar. Aslında, bundan önce güzel davranıyorlardı.
- Allah'ın emirlerine karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini alarak cennetlerde ve pınar başlarında bulunacaklar. Şüphesiz onlar, bundan önce dünyada güzel davrananlardı.
Rab'lerinin kendilerine verdiğini alırlar. Çünkü onlar bundan önce güzel davranıyorlardı.
Rab'lerinin kendilerine verdiğini alırlar. Çünkü onlar bundan önce güzel davranıyorlardı.
Rablerinin kendilerine verdiğini alarak. Çünkü onlar, bundan önce güzel davranmayı adet edinmışlerdi.
Alarak rablarının kendilerine verdiğini, çünkü onlar bundan evvel güzellik yapmayı adet edinmişlerdi
Rabb'lerinin kendilerine verdiğini alanlar, daha önce iyi olanlardır.
Rabb'lerinin kendilerine verdiğini alanlar, daha önce iyi olanlardır.
Rabb'lerinin kendilerine verdiğini alanlar, daha önce iyi olanlardır.
Rablerinin kendilerine verdiğini alanlar olarak. Çünkü onlar, bundan önce ihsanda (güzel davranışta) bulunanlardı.
(15-16) Şübhesiz ki (fenalıkdan) sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiği (sevabı) ahz (-ü kabul) etmiş (ve bundan raazi olmuş) olarak, cennetlerde, pınarlar (ın başların) dadırlar. Çünkü onlar bundan evvel iyi amel (ve hareket) edenlerdi.
Rabblarının kendilerine verdiğini almış olarak. Zira onlar bundan önce de ihsan edenlerdendi.
(1-23) O tozutup savuranlara, ağırlıkları taşıyanlara, kolaylıkla akıp gidenlere / cereyan edenlere , i şleri taksim edenlere andolsun ki s ize vaad edilen kesinlikle doğrudur ve kesinlikle hesaplaşma / din ortaya konulacaktır / vaki olacaktır. Yörünge sahibi semaya yemin olsun ki kesinlikle sizler karşıt / aykırı / ihtilaflı söz ler içindesiniz. Ondan döndürülen döndürülür. Gebersin / katlolsun tahmin edenler, onlar sersemdirler / amratindeler ve yanılırlar / sehiv ederler. Sana hesap gününün zamanını sorarlar, o gün onlar ateşte denenecekler, fitnelerinizi / sınanmalarınızı tadın, işte, alelacele istediğiniz bu ydu. Muttakiler Rablerinin kendilerine vermiş olduklarıyla bahçelerde ve gözelerdedirler , Rablerinin kendilerine verdiklerini almış vaziyettedirler, k esinlikle onlar , bundan önce güzel davran anlardandılar, g eceleri az uyurlardı, seherlerde ise bağışlanma dilerlerdi , (Seher sihir aynı köktendir uykunun büyü lü etkisi ve sonra uyanış) mallarında dilenen / isteyen ve mahrum kalanlar için bir hak vardı, arzda ve kendilerinde, inananlar / kanaat getirenler için ayetler vardı, hâlâ görmüyor musunuz? Sema da size erzak ve size vaad edilen var , göğün ve yerin Rabbine and olsun ki kesinlikle O, tıpkı konuşmanız kadar gerçektir.
Rablerinin kendilerine verdiklerini almışlardır. Çünkü onlar bundan önce iyi kimseler idiler.
Rablerinin, kendilerine verdiğini alırlar. Çünkü onlar bundan önce güzel davranırlardı.
Rablerinin onlara verdiği nimetleri almakla meşgul olacaklardır dipnot 1 . Çünkü onlar bundan önce iyi davranan kimselerdi.
Rablerinin (Sahiplerinin) ikramını alırlar. Onlar daha önce iyi davranan kimselerdi.
Rablerinin kendilerine verdiklerini almışlardır. Çünkü onlar bundan önce iyi kimseler idiler.
Rab'lerinin kendilerine verdiklerini almışlardır, çünkü onlar bundan önce iyi kimseler idiler.
Rablerinin kendilerine verdiğini almış kişiler olarak. Doğrusu, onlar bundan önce de iyilik ve güzellik sergilemekteydiler.
Zâriyât suresi, 17. ayet. كَانُوا۟ قَلِيلًا مِّنَ ٱلَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ
Geceleri pek az uyurlardı.
Geceleri az uyurlardı.
gecenin az bir kısmında uyurlardı,
gecenin çok az bir kısmında uyurlardı,
Geceden az bir bölümde uyurlardı.
Gece boyunca da pek az uyurlardı.
Geceleri pek az uyurlardı.
Geceleri çok az uyurlardı.
Onlar, geceleri pek az uyurlardı.
Geceleri az uyurlardı.
Geceleri az uyurlardı.
Geceleyin pek az uyurlardı.
Geceden pek az uyuyorlardı
Geceleri pek az uyurlardı.
Geceleri pek az uyurlardı.
Geceleri pek az uyurlardı.
Gece boyunca da pek az uyurlardı.
Onlar gecenin (ancak) az bir kısmında uyurlardı.
Onlar gecenin az bir kısmında uyurlardı.
(1-23) O tozutup savuranlara, ağırlıkları taşıyanlara, kolaylıkla akıp gidenlere / cereyan edenlere , i şleri taksim edenlere andolsun ki s ize vaad edilen kesinlikle doğrudur ve kesinlikle hesaplaşma / din ortaya konulacaktır / vaki olacaktır. Yörünge sahibi semaya yemin olsun ki kesinlikle sizler karşıt / aykırı / ihtilaflı söz ler içindesiniz. Ondan döndürülen döndürülür. Gebersin / katlolsun tahmin edenler, onlar sersemdirler / amratindeler ve yanılırlar / sehiv ederler. Sana hesap gününün zamanını sorarlar, o gün onlar ateşte denenecekler, fitnelerinizi / sınanmalarınızı tadın, işte, alelacele istediğiniz bu ydu. Muttakiler Rablerinin kendilerine vermiş olduklarıyla bahçelerde ve gözelerdedirler , Rablerinin kendilerine verdiklerini almış vaziyettedirler, k esinlikle onlar , bundan önce güzel davran anlardandılar, g eceleri az uyurlardı, seherlerde ise bağışlanma dilerlerdi , (Seher sihir aynı köktendir uykunun büyü lü etkisi ve sonra uyanış) mallarında dilenen / isteyen ve mahrum kalanlar için bir hak vardı, arzda ve kendilerinde, inananlar / kanaat getirenler için ayetler vardı, hâlâ görmüyor musunuz? Sema da size erzak ve size vaad edilen var , göğün ve yerin Rabbine and olsun ki kesinlikle O, tıpkı konuşmanız kadar gerçektir.
Geceleri pek az uyurlardı.
Geceleri pek az uyurlardı,
Geceleri pek az uyurlar dipnot 1 ,
Geceleri az uyurlar.
Geceleri az uyuyorlardı.
Geceleri az uyuyorlardı.
Gecenin pek azında uyumaktaydılar.
Zâriyât suresi, 18. ayet. وَبِٱلْأَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ
Seherlerde bağışlama dilerlerdi.
Seher vakitlerinde de bağışlanma dilerler(di). dipnot 1
ve seher vakitlerinde ta yürekten Allah'a yalvarırlardı,
bağışlanmak için kalplerinin derinliğinden gelerek yalvarırlardı;
Seherlerde istiğfar ederlerdi.
Onlar, seher vakitlerinde istiğfar ederlerdi.
Seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi.
Güneşin doğmasına yakın zamanlarda da bağışlanma dilerlerdi.
Seher vakitlerinde de Allah'tan af dilerlerdi.
Seherlerde/gönülden bağışlanma dilerlerdi.
Seher vakitlerinde bağışlanma dilerlerdi.
Seher vakitlerinde hep bağışlanma dilerlerdi.
Ve seher vakıtları hep istiğfar ederlerdi
Onlar seher vakitlerinde bağışlanma dilerlerdi.
Onlar seher vakitlerinde bağışlanma dilerlerdi.
Onlar seher vakitlerinde bağışlanma dilerlerdi.
Onlar, seher vakitlerinde istiğfar ederlerdi.
Sehar vakıflarında da onlar istiğfar ederlerdi.
Seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi.
(1-23) O tozutup savuranlara, ağırlıkları taşıyanlara, kolaylıkla akıp gidenlere / cereyan edenlere , i şleri taksim edenlere andolsun ki s ize vaad edilen kesinlikle doğrudur ve kesinlikle hesaplaşma / din ortaya konulacaktır / vaki olacaktır. Yörünge sahibi semaya yemin olsun ki kesinlikle sizler karşıt / aykırı / ihtilaflı söz ler içindesiniz. Ondan döndürülen döndürülür. Gebersin / katlolsun tahmin edenler, onlar sersemdirler / amratindeler ve yanılırlar / sehiv ederler. Sana hesap gününün zamanını sorarlar, o gün onlar ateşte denenecekler, fitnelerinizi / sınanmalarınızı tadın, işte, alelacele istediğiniz bu ydu. Muttakiler Rablerinin kendilerine vermiş olduklarıyla bahçelerde ve gözelerdedirler , Rablerinin kendilerine verdiklerini almış vaziyettedirler, k esinlikle onlar , bundan önce güzel davran anlardandılar, g eceleri az uyurlardı, seherlerde ise bağışlanma dilerlerdi , (Seher sihir aynı köktendir uykunun büyü lü etkisi ve sonra uyanış) mallarında dilenen / isteyen ve mahrum kalanlar için bir hak vardı, arzda ve kendilerinde, inananlar / kanaat getirenler için ayetler vardı, hâlâ görmüyor musunuz? Sema da size erzak ve size vaad edilen var , göğün ve yerin Rabbine and olsun ki kesinlikle O, tıpkı konuşmanız kadar gerçektir.
Seher vakitlerinde istiğfar ederlerdi.
Seherlerde onlar istiğfar ederlerdi,
seher vakitlerinde de bağışlanma dilerlerdi dipnot 1 .
Seher vakitlerinde bağışlanma dilerler.
Seherleri de onlar mağfiret diliyorlardı.
Seherleri de onlar mağfiret diliyorlardı.
Seher vakitlerinde af dilemekteydi onlar.
Zâriyât suresi, 19. ayet. وَفِىٓ أَمْوَٰلِهِمْ حَقٌّ لِّلسَّآئِلِ وَٱلْمَحْرُومِ
Mallarında (yardım) isteyen ve (iffetinden dolayı isteyemeyip) mahrum olanlar için bir hak vardır.
Mallarında açıktan isteyen ve açıktan isteyemeyen kişiler için hak vardır. dipnot 1
servetlerinde, isteyebilen ve isteyemeyen muhtaçların da bir payı vardı.
ve sahip oldukları her şeyden, (yardım) isteyenlere ve sıkıntı içinde bulunanlara bir pay (ayırırlardı).
Onların mallarında talep eden ve sıkıntıda olan için bir hak vardı.
Onların mallarında dilenip isteyen (ve iffetinden dolayı istemeyip de) yoksul olan için de bir hak vardı.
Mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı.
İsteyenler ve yoksullar için de mallarından bir pay ayırmışlardı.
Mallarında muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı.
Paralarında, isteyenler ve yoksullar için bir pay vardı.
Paralarında, isteyenler ve yoksullar için bir pay vardı.
Mallarında dilenen ve yoksul için bir hak vardı.
Ve mallarında sail ve mahrum için bir hak vardı
Mallarından –istesin, istemesin- ihtiyaç sahipleri için bir pay ayırırlardı.
Mallarından -istesin, istemesin- ihtiyaç sahipleri için bir pay ayırırlardı.
Mallarından –istesin, istemesin- ihtiyaç sahipleri için bir pay ayırırlardı.
Onların mallarında dilenip isteyen (ve iffetinden dolayı istemeyip de) yoksul olan için de bir hak vardı.
Onların mallarında sailin ve (kemal-i iffetinden dolayı dilencilik etmeyen) yoksulun da bir hakkı vardı.
Onların mallarında yoksullar ve muhtaçlar için de bir hak vardır.
(1-23) O tozutup savuranlara, ağırlıkları taşıyanlara, kolaylıkla akıp gidenlere / cereyan edenlere , i şleri taksim edenlere andolsun ki s ize vaad edilen kesinlikle doğrudur ve kesinlikle hesaplaşma / din ortaya konulacaktır / vaki olacaktır. Yörünge sahibi semaya yemin olsun ki kesinlikle sizler karşıt / aykırı / ihtilaflı söz ler içindesiniz. Ondan döndürülen döndürülür. Gebersin / katlolsun tahmin edenler, onlar sersemdirler / amratindeler ve yanılırlar / sehiv ederler. Sana hesap gününün zamanını sorarlar, o gün onlar ateşte denenecekler, fitnelerinizi / sınanmalarınızı tadın, işte, alelacele istediğiniz bu ydu. Muttakiler Rablerinin kendilerine vermiş olduklarıyla bahçelerde ve gözelerdedirler , Rablerinin kendilerine verdiklerini almış vaziyettedirler, k esinlikle onlar , bundan önce güzel davran anlardandılar, g eceleri az uyurlardı, seherlerde ise bağışlanma dilerlerdi , (Seher sihir aynı köktendir uykunun büyü lü etkisi ve sonra uyanış) mallarında dilenen / isteyen ve mahrum kalanlar için bir hak vardı, arzda ve kendilerinde, inananlar / kanaat getirenler için ayetler vardı, hâlâ görmüyor musunuz? Sema da size erzak ve size vaad edilen var , göğün ve yerin Rabbine and olsun ki kesinlikle O, tıpkı konuşmanız kadar gerçektir.
Mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir hak vardır.
Mallarında dilenci ve yoksul için hak vardı.
Onların mallarında, isteyen ve isteyemeyenin hakkı vardı dipnot 1 .
Mallarından, isteyenlere ve yoksullara pay ayırırlar.
Onların mallarında isteyenler ve ihtiyaç sahipleri için de bir hak vardır.
Onların mallarında isteyen ihtiyaç sahipleri için de bir hak vardı.
İhtiyaç sahibi için, yoksul için bir hak vardı mallarında onların.
Zâriyât suresi, 20. ayet. وَفِى ٱلْأَرْضِ ءَايَٰتٌ لِّلْمُوقِنِينَ
(20-21) Kesin olarak inananlar için yeryüzünde ve kendi nefislerinizde birçok alametler vardır. Hala görmüyor musunuz?
(20, 21) Kesin olarak inananlar için yerde de deliller vardır, kendinizde de. Görmüyor musunuz? dipnot 1
Yeryüzünde, gönülden inanmış olanların (şahit olduğu) ilahi işaretler vardır;
Yeryüzünde içlerinde hiçbir şüphe duymadan inananlar(ın görebileceği, Allah'ın varlığının) işaretleri vardır,
İkan sahiplerine arzda (bedende) işaretler vardır!
Yeryüzünde kesin bir bilgiyle inanacak olanlar için ayetler vardır.
Kesin olarak inananlar için yeryüzünde âyetler vardır.
Kuşku duymadan inananlar için, yeryüzünde kanıtlar vardır.
Kesin olarak inananlar için, yeryüzünde ayetler vardır.
Kesin iman edenler için yerde ayetler (işaret ve deliller) vardır.
Kesin inananlar için yerde ayetler (işaret ve deliller) vardır.
Yeryüzünde inanç sahipleri için birçok ibretler vardır;
Arzda da ayetler var iykan ehli için
Gerçeği kavrayanlar için yeryüzünde nice ayetler dipnot 1 vardır.
Gerçeği kavrayanlar için yeryüzünde nice ayetler dipnot 1 vardır.
Yeryüzünde, gerçeği kavrayanlar için nice ayetler dipnot 1 vardır.
Yeryüzünde kesin bir bilgiyle inanacak olanlar için ayetler vardır.
(Küre-i) arzda kamil bilgi saahibleri için nice ayetler vardır.
Kesin olarak inananlar için yeryüzünde ayetler vardır.
(1-23) O tozutup savuranlara, ağırlıkları taşıyanlara, kolaylıkla akıp gidenlere / cereyan edenlere , i şleri taksim edenlere andolsun ki s ize vaad edilen kesinlikle doğrudur ve kesinlikle hesaplaşma / din ortaya konulacaktır / vaki olacaktır. Yörünge sahibi semaya yemin olsun ki kesinlikle sizler karşıt / aykırı / ihtilaflı söz ler içindesiniz. Ondan döndürülen döndürülür. Gebersin / katlolsun tahmin edenler, onlar sersemdirler / amratindeler ve yanılırlar / sehiv ederler. Sana hesap gününün zamanını sorarlar, o gün onlar ateşte denenecekler, fitnelerinizi / sınanmalarınızı tadın, işte, alelacele istediğiniz bu ydu. Muttakiler Rablerinin kendilerine vermiş olduklarıyla bahçelerde ve gözelerdedirler , Rablerinin kendilerine verdiklerini almış vaziyettedirler, k esinlikle onlar , bundan önce güzel davran anlardandılar, g eceleri az uyurlardı, seherlerde ise bağışlanma dilerlerdi , (Seher sihir aynı köktendir uykunun büyü lü etkisi ve sonra uyanış) mallarında dilenen / isteyen ve mahrum kalanlar için bir hak vardı, arzda ve kendilerinde, inananlar / kanaat getirenler için ayetler vardı, hâlâ görmüyor musunuz? Sema da size erzak ve size vaad edilen var , göğün ve yerin Rabbine and olsun ki kesinlikle O, tıpkı konuşmanız kadar gerçektir.
Yeryüzünde gerçekten iman edecekler için ayetler vardır.
Kesin inanacaklar için yerde nice ibretler vardır.
Kesin bilgi peşinde olanlar için yeryüzünde ayetler /göstergeler vardır dipnot 1 .
Kesin bilgi sahibi olmak isteyenler için yeryüzünde belgeler var!
Yeryüzünde gerçekten iman edecekler için ayetler vardır.
Yeryüzünde gerçekten iman edecekler için ayetler vardır.
Yeryüzünde ayetler vardır görürcesine bilenler için.
Zâriyât suresi, 21. ayet. وَفِىٓ أَنفُسِكُمْ أَفَلَا تُبْصِرُونَ
(20-21) Kesin olarak inananlar için yeryüzünde ve kendi nefislerinizde birçok alametler vardır. Hala görmüyor musunuz?
(20, 21) Kesin olarak inananlar için yerde de deliller vardır, kendinizde de. Görmüyor musunuz? dipnot 1
tıpkı sizin kendi varlığınızda olduğu (gibi): Bunları görmüyor musunuz?
tıpkı kendi kişiliğiniz üzerinde de (O'nun işaretleri bulunduğu) gibi. (Bunları) görmüyor musunuz?
Nefslerinizde (Benliğinizin hakikati)! Hala (fark etmiyor) görmüyor musunuz?
Ve kendi nefislerinizde de. Yine de görmüyor musunuz?
Kendi nefislerinizde de öyle. Görmüyor musunuz?
Kendi benliklerinizde de öyle. Yine de görmüyor musunuz?
Kendi iç aleminizde de ayetler vardır. Gözlem yapmıyor musunuz?
Kendi içinizde de... Görmez misiniz?
Kendi içinizde de... Görmez misiniz?
kendinizde de; hala görmeyecek misiniz?
Nefislerinizde de, hala görmiyecekmisiniz
Ve kendiniz de ayetsiniz. Hala görmüyor musunuz?
Ve kendiniz de ayetsiniz. Hala görmüyor musunuz?
Ve kendiniz de ayetsiniz. Hala görmüyor musunuz?
Ve kendi nefslerinizde de. Yine de görmüyor musunuz?
Kendi nefislerinizde dahi (nice ayetler var. Bunları) görmüyor musunuz?
Kendi nefislerinizde de. Hala görmez misiniz?
(1-23) O tozutup savuranlara, ağırlıkları taşıyanlara, kolaylıkla akıp gidenlere / cereyan edenlere , i şleri taksim edenlere andolsun ki s ize vaad edilen kesinlikle doğrudur ve kesinlikle hesaplaşma / din ortaya konulacaktır / vaki olacaktır. Yörünge sahibi semaya yemin olsun ki kesinlikle sizler karşıt / aykırı / ihtilaflı söz ler içindesiniz. Ondan döndürülen döndürülür. Gebersin / katlolsun tahmin edenler, onlar sersemdirler / amratindeler ve yanılırlar / sehiv ederler. Sana hesap gününün zamanını sorarlar, o gün onlar ateşte denenecekler, fitnelerinizi / sınanmalarınızı tadın, işte, alelacele istediğiniz bu ydu. Muttakiler Rablerinin kendilerine vermiş olduklarıyla bahçelerde ve gözelerdedirler , Rablerinin kendilerine verdiklerini almış vaziyettedirler, k esinlikle onlar , bundan önce güzel davran anlardandılar, g eceleri az uyurlardı, seherlerde ise bağışlanma dilerlerdi , (Seher sihir aynı köktendir uykunun büyü lü etkisi ve sonra uyanış) mallarında dilenen / isteyen ve mahrum kalanlar için bir hak vardı, arzda ve kendilerinde, inananlar / kanaat getirenler için ayetler vardı, hâlâ görmüyor musunuz? Sema da size erzak ve size vaad edilen var , göğün ve yerin Rabbine and olsun ki kesinlikle O, tıpkı konuşmanız kadar gerçektir.
Ve kendi nefislerinizde de (ayetler vardır). Yine de görmüyor musunuz?
Kendi canlarınızda da öyle. Görmüyor musunuz?
Kendinizde de ayetler var; görmüyor musunuz dipnot 1 ?
Kendinizde de var; gözlemlemiyor musunuz?
Kendi içinizde de, görmüyor musunuz?
Kendi içinizde de, görmüyor musunuz?
Benliklerimizin içinde de. Hala bakıp görmeyecek misiniz?
Zâriyât suresi, 22. ayet. وَفِى ٱلسَّمَآءِ رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ
Gökte rızkınız ve size vaad olunan şeyler vardır.
Gökte de rızkınız ve size vadedilenler vardır.
Gökyüzünde ise (maddi manevi) rızkınızın ve size vaad edilen şeylerin (kaynağı) vardır:
(Yeryüzündeki) azığınızın ve (ölümden sonraki hayatınız için) vaad edilen her şeyin (kaynağı) göktedir;
Yaşam gıdanız da, vadedilen şey de semadadır (bilincinizden yaşanacaktır)!
Gökte rızkınız vardır ve size va'dolunmakta olan da.
Semada da rızkınız ve size vâdedilen başka şeyler vardır.
Hem geçimliğiniz hem de size sözü verilen göktedir.
Gökte de rızkınız ve size vaad edilen şeyler vardır.
Gökte rızkınız ve size söz verilenler vardır.
Gökte rızkınız ve size söz verilenler vardır.
Gökte de rızkınız ve o va'dolunduğunuz (var).
Semada da rızkınız ve o va'dolunduğunuz
Gökte rızkınız ve uyarıldığınız şeyler vardır.
Gökte rızkınız ve uyarıldığınız şeyler vardır.
Gökte rızkınız ve uyarıldığınız şeyler vardır.
Gökte rızkınız vardır ve size vaadolunmakta olan da.
Rızkınız ve size va'd olunagelen şeyleri gök (ler) dedir.
Rızkınız da, size vaadolunan şeyler de semadadır.
(1-23) O tozutup savuranlara, ağırlıkları taşıyanlara, kolaylıkla akıp gidenlere / cereyan edenlere , i şleri taksim edenlere andolsun ki s ize vaad edilen kesinlikle doğrudur ve kesinlikle hesaplaşma / din ortaya konulacaktır / vaki olacaktır. Yörünge sahibi semaya yemin olsun ki kesinlikle sizler karşıt / aykırı / ihtilaflı söz ler içindesiniz. Ondan döndürülen döndürülür. Gebersin / katlolsun tahmin edenler, onlar sersemdirler / amratindeler ve yanılırlar / sehiv ederler. Sana hesap gününün zamanını sorarlar, o gün onlar ateşte denenecekler, fitnelerinizi / sınanmalarınızı tadın, işte, alelacele istediğiniz bu ydu. Muttakiler Rablerinin kendilerine vermiş olduklarıyla bahçelerde ve gözelerdedirler , Rablerinin kendilerine verdiklerini almış vaziyettedirler, k esinlikle onlar , bundan önce güzel davran anlardandılar, g eceleri az uyurlardı, seherlerde ise bağışlanma dilerlerdi , (Seher sihir aynı köktendir uykunun büyü lü etkisi ve sonra uyanış) mallarında dilenen / isteyen ve mahrum kalanlar için bir hak vardı, arzda ve kendilerinde, inananlar / kanaat getirenler için ayetler vardı, hâlâ görmüyor musunuz? Sema da size erzak ve size vaad edilen var , göğün ve yerin Rabbine and olsun ki kesinlikle O, tıpkı konuşmanız kadar gerçektir.
Gökte de sizin rızkınız ve size vadedilen şeyler vardır.
Gökte rızkınız da var, uyarıldığınız (azab)da var!
Rızkınız da dipnot 1 ; size vaad edilen de göktedir dipnot 2 .
Rızkınız göklerde; size söz verilenler de oradadır.
Gökte de sizin rızkınız ve size vadedilen şeyler vardır.
Gökte de sizin rızkınız ve size vaat edilen şeyler vardır.
Sizin, rızkınız da göktedir, tehdit edildiğiniz şey de.
Zâriyât suresi, 23. ayet. فَوَرَبِّ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ إِنَّهُۥ لَحَقٌّ مِّثْلَ مَآ أَنَّكُمْ تَنطِقُونَ
Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki o (size va'dolunanlar), sizin konuşmanız gibi gerçektir.
Göğün ve yerin Rabbine yemin olsun: Bu (vadedilen gün) konuşmanız gibi gerçektir.
Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki, bu (yeniden diriliş) en az(ından) sizin konuşma yeteneğiniz kadar gerçektir.
yerin ve göğün Rabbine andolsun ki bu (ölümden sonraki hayat) gerçektir; konuşma (yeteneği)ne sahip olmanız kadar gerçek!
Semanın ve arzın Rabbine yemin ederim ki, kesinlikle o (bildirilen gelecektekiler), sizin konuşmanız kadar olağan bir gerçektir.
İşte, göğün ve yerin Rabbine andolsun ki, şüphesiz, o (size va'dedilen) sizin (aranızda) konuştuklarınız kadar, elbette kesin bir gerçektir.
Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki bu vaad, sizin konuşmanız gibi kesin ve gerçektir.
İşte, Göklerin ve Yeryüzünün Efendisine yemin olsun ki, aslında, O, sizin konuşmanız gibi kesin gerçektir.
Göğün ve yerin Rabbine yemin olsun ki, bu Kur'an, sizin konuşmanız gibi kesin ve gerçektir.
Göğün ve yerin Efendisine ant olsun ki sizin konuşmanız nasıl bir gerçek ise, bu da öylece bir gerçektir.
Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki sizin konuşmanız nasıl bir gerçek ise, bu da öylece bir gerçektir.
İşte o göğün ve yerin Rabbine andolsun ki, o şüphesiz gerçektir; tıpkı sizin konuşmanız gibi.
İşte o Göğün ve Yerin rabbına kasem ederim ki o şübhesiz haktır sizin natık olmanız gibi
Göklerin ve yeryüzünün Rabb'ine ant olsun ki, sizin konuşmanız nasıl gerçekse, kesinlikle o da dipnot 1 o kadar gerçektir.
Göklerin ve yeryüzünün Rabb'ine ant olsun ki, sizin konuşmanız nasıl gerçekse, kesinlikle o da dipnot 1 o kadar gerçektir.
Göklerin ve yeryüzünün Rabb'ine ant olsun ki, sizin konuşmanız nasıl gerçekse, kesinlikle o da dipnot 1 o kadar gerçektir.
İşte, göğün ve yerin rabbine andolsun ki şüphesiz, o (size vaad edilen) sizin (aranızda) konuştuklarınız kadar, elbette kesin bir gerçektir.
İşte o göğün ve yerin Rabbine andolsun ki (va'd olunduğunuz) o (şeyler) tıpkı sizin konuşduğunuz gibi şübhesiz ve kat'i bir gerçekdir.
Göğün ve yerin Rabbına andolsun ki; bu, sizin konuşmanız gibi kesin ve gerçektir.
(1-23) O tozutup savuranlara, ağırlıkları taşıyanlara, kolaylıkla akıp gidenlere / cereyan edenlere , i şleri taksim edenlere andolsun ki s ize vaad edilen kesinlikle doğrudur ve kesinlikle hesaplaşma / din ortaya konulacaktır / vaki olacaktır. Yörünge sahibi semaya yemin olsun ki kesinlikle sizler karşıt / aykırı / ihtilaflı söz ler içindesiniz. Ondan döndürülen döndürülür. Gebersin / katlolsun tahmin edenler, onlar sersemdirler / amratindeler ve yanılırlar / sehiv ederler. Sana hesap gününün zamanını sorarlar, o gün onlar ateşte denenecekler, fitnelerinizi / sınanmalarınızı tadın, işte, alelacele istediğiniz bu ydu. Muttakiler Rablerinin kendilerine vermiş olduklarıyla bahçelerde ve gözelerdedirler , Rablerinin kendilerine verdiklerini almış vaziyettedirler, k esinlikle onlar , bundan önce güzel davran anlardandılar, g eceleri az uyurlardı, seherlerde ise bağışlanma dilerlerdi , (Seher sihir aynı köktendir uykunun büyü lü etkisi ve sonra uyanış) mallarında dilenen / isteyen ve mahrum kalanlar için bir hak vardı, arzda ve kendilerinde, inananlar / kanaat getirenler için ayetler vardı, hâlâ görmüyor musunuz? Sema da size erzak ve size vaad edilen var , göğün ve yerin Rabbine and olsun ki kesinlikle O, tıpkı konuşmanız kadar gerçektir.
Göğün ve yerin Rabbi hakkı için o sizin konuştuğunuz gibi kesin bir gerçektir.
Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki o, sizin konuştuğunuz gibi gerçektir.
Göğün ve yerin Rabbine yemin olsun ki o vaat, sizin konuşuyor olmanız gibi gerçektir.
Göğün ve yerin Rabbinin (Sahibinin) hakkı için o (söz verilen şey), aranızdaki konuşmalar kadar gerçektir.
Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki, size vadedilenler, tıpkı sizin konuşmanız gibi haktır.
Göğün ve yerin Rabb'ine andolsun ki, size vaat edilenler, tıpkı sizin konuşmanız gibi gerçektir.
Göğün ve yerin Rabbine yemin olsun ki, o tıpkı sizin konuşabildiğiniz gibi kesin bir gerçektir.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.