Diyanet İşleri
Sonra, onun ardından birçok peygamberi kendi toplumlarına gönderdik. Onlara apaçık mucizeler getirdiler. Fakat onlar önceden yalanlamakta oldukları şeye inanacak değillerdi. İşte biz haddi aşanların kalplerini böylece mühürleriz.
Yûnus suresi
Yûnus suresi, 74. ayet. ثُمَّ بَعَثْنَا مِنۢ بَعْدِهِۦ رُسُلًا إِلَىٰ قَوْمِهِمْ فَجَآءُوهُم بِٱلْبَيِّنَٰتِ فَمَا كَانُوا۟ لِيُؤْمِنُوا۟ بِمَا كَذَّبُوا۟ بِهِۦ مِن قَبْلُ كَذَٰلِكَ نَطْبَعُ عَلَىٰ قُلُوبِ ٱلْمُعْتَدِينَ
ŝümme be`aŝnâ mim ba`dihî rusülen ilâ ḳavmihim fecâûhüm bilbeyyinâti femâ kânû liyü'minû bimâ keẕẕebû bihî min ḳabl. keẕâlike naṭbe`u `alâ ḳulûbi-lmü`tedîn.
Sonra, onun ardından birçok peygamberi kendi toplumlarına gönderdik. Onlara apaçık mucizeler getirdiler. Fakat onlar önceden yalanlamakta oldukları şeye inanacak değillerdi. İşte biz haddi aşanların kalplerini böylece mühürleriz.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Nûh Yûnus 71–74 3
Nuh'un haberini onlara oku. Hani o, bir vakit kavmine şöyle demişti: "Ey kavmim! Eğer benim konumum ve Allah'ın ayetleriyle öğüt vermem size ağır geliyorsa, (biliniz ki) ben sadece Allah'a dayanıp güvenmişim. Artık siz de (bana) ne yapacağınızı ortaklarınızla beraber kararlaştırın ki, işiniz size dert olmasın! Bundan sonra bana hükmünüzü uygulayın; bana mühlet de vermeyin!
Eğer yüz çeviriyorsanız, sizden zaten hiçbir ücret istemedim. Benim ücretim, ancak Allah'a aittir. Bana müslümanlardan olmam emredildi."
Onu yine de yalanladılar. Biz de onu ve onunla beraber gemide bulunanları kurtardık ve onları ötekilerin yerine geçirdik. Ayetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. Bak, uyarılan (fakat söz anlamayan)ların sonu nasıl oldu!
Sonra, onun ardından birçok peygamberi kendi toplumlarına gönderdik. Onlara apaçık mucizeler getirdiler. Fakat onlar önceden yalanlamakta oldukları şeye inanacak değillerdi. İşte biz haddi aşanların kalplerini böylece mühürleriz.
Sonra bunların ardından Firavun ile ileri gelenlerine de Musa ve Harun'u mucizelerimizle gönderdik. Ama büyüklük tasladılar ve suçlu bir toplum oldular.
Katımızdan kendilerine hak (mucize) gelince, "Şüphesiz bu, apaçık bir sihirdir" dediler.
Musa: "Size hak gelince, onun hakkında böyle mi diyorsunuz? Bu bir sihir midir? Oysa sihirbazlar, iflah olmazlar!" dedi.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
74. “Sonra onun” Nûh aleyhisselam’ın “arkasından nice” hidâyete davet eden ve helak olmaya götüren sebeplerden sakındıran “peygamberleri” onları yalanlayan “kendi kavimlerine gönderdik. Onlar kavimlerine apaçık deliller getirdiler.” Yani her bir peygamber, kendi davetini, getirdiklerinin doğruluğuna delil teşkil eden mucize ve delillerle destekledi.
“Fakat daha önce (hakkı) yalanlamaları sebebiyle (onlara) iman etmediler.” Yani Yüce Allah kendilerine peygamber gönderdiğinde hemen onu yalanlamaları üzerine kalplerine mühür vuruldu ve önceleri iman etme imkânını bulmuş iken bunu reddettikleri için kendileri ile iman arasına engel konarak cezalandırdılar. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Onların kalplerini ve gözlerini çeviririz de ilk defa ona iman etmedikleri gibi (yine iman etmezler) ve biz de onları azgınlıkları içerisinde şaşkın bir halde bırakırız.” (el-En’am, 6/110)
İşte bundan dolayı burada da: “İşte biz haddi aşanların kalplerine böyle mühür basarız” da artık onlara hayır namına bir şey girmez. Allah onlara zulmetmemiştir, aksine onlar hak kendilerine gelince onu reddetmek ve ilk defasında onu yalanlamak sureti ile kendi kendilerine zulmetmişlerdir.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Sonra Nuh -aleyhisselam-'dan bir müddet sonra kendi toplumlarına peygamberler gönderdik. O peygamberler, ümmetlerine ayetler ve deliller ile geldiler. Daha önce peygamberleri yalanlamalarındaki ısrarları sebebi ile zaten inanma istekleri de yoktu. Allah da onların kalplerini mühürledi. Tıpkı önceki peygamberlere tabi olan kimselerin kalplerini mühürlediğimiz gibi her zaman ve mekânda Allah'ın sınırlarını aşan ve O'nu inkâr eden kâfirlerin de kalplerini mühürledik.
Aynı kök: طبع (11 geçiş) · Ortak kavram: Kalp
Verdikleri sağlam sözü bozmalarından, Allah'ın ayetlerini inkar etmelerinden, peygamberleri haksız yere öldürmelerinden ve "kalplerimiz…
Aynı kök: طبع (11 geçiş) · Ortak kavram: Kalp
Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne varis olanlara şu gerçek apaçık belli olmadı mı ki, biz dileseydik onları da (öncekiler gibi) günahları yüzünden…
Aynı kök: طبع (11 geçiş) · Ortak kavram: Kalp
İşte memleketler! Onların haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Andolsun, peygamberleri onlara apaçık deliller getirmişti. Fakat onlar daha…
Aynı kök: بعث (67 geçiş) · Ortak kavram: Diriliş
Sonra, şükredesiniz diye ölümünüzün ardından sizi tekrar dirilttik.
Aynı kök: بعث (67 geçiş) · Ortak kavram: Diriliş
"Rabbimiz! İçlerinden onlara bir peygamber gönder; onlara ayetlerini okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları her kötülükten arındırsın.…
Aynı kök: بعث (67 geçiş) · Ortak kavram: Diriliş
İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler…
Aynı kök: عدو (106 geçiş) · Ortak kavram: Diriliş
Allah'ın düşmanlarının, toplanıp yığın yığın cehenneme sevk edilecekleri günü hatırla!
Aynı kök: عدو (106 geçiş) · Ortak kavram: Diriliş
İnsanlar (kıyamet günü) toplandığında, o taptıkları kendilerine düşman oluverir, onların ibadetlerini de inkar ederler.
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Sonra onun arkasından elçileri kendi toplumlarına göndermiştik. Onlara deliller getirmişlerdi. Fakat onlar daha önce yalanladıkları şeye inanacak değillerdi. İşte haddi aşanların kalplerini biz böyle mühürleriz. dipnot 1
Sonra onun izinden, her birini kendi toplumlarına olmak üzere (daha başka) elçiler de gönderdik. Ve onlar hakikatin apaçık belgeleriyle geldiler; fakat berikiler bir kez yalanlamış bulundukları hakikate inanmamakta sonuna kadar direndiler: İşte Biz, haddi aşanların kalplerini böyle mühürleriz!
Ve sonra, o'nun ardından -her birini kendi toplumlarına olmak üzere- (başka) elçiler gönderdik; öyle ki onlar da hakkın apaçık delillerini ortaya koydular; fakat onlar bir kere yalanlamış bulundukları şeye (sonradan) bir türlü inanmak istemediler, haddi aşanların kalplerini biz işte böyle mühürleriz.
Ondan (Nuh'tan) sonra nice toplumlara, apaçık deliller (muhtevası özel Esma manaları) olan Rasuller ba'settik. . . Daha önceden yalanlamış oldukları şeye (gene) iman etmediler. . . İşte haddi aşanların kalpleri üzerine böyle mühür vururuz (şuurları kilitlenir)!
Sonra onun ardından kendi kavimlerine (başka) elçiler gönderdik; onlara apaçık belgeler getirmişlerdi. Ama daha önce onu yalanlamaları nedeniyle inanmadılar. İşte biz, haddi aşanların kalblerini böyle mühürleriz.
Sonra onun arkasından birçok peygamberi kendi toplumlarına gönderdik. Onlara mucizeler getirdiler. Fakat onlar daha önce yalanladıkları şeye inanacak değillerdi, işte haddi aşanların kalplerini biz böyle mühürleriz.
Sonra, Onun ardından, toplumlarına elçiler gönderdik. Onlara açık kanıtlar getirdiler. Fakat daha önce yalanladıkları için inanmadılar. Sınırı aşanların yüreklerine, işte böyle damga vururuz.
Sonra Nuh'un ardından birçok peygamberi kendi toplumlarına gönderdik. Onlara mucizeler getirdiler. Fakat onlar daha önce yalanladıkları şeye inanacak değillerdi. İşte, haddi aşanların kalplerini biz böyle mühürleriz.
Sonra onun ardından, elçiler gönderdik, halklarına apaçık deliller getirdiler. Geçmişte yalanlamış bulundukları gerçekleri onaylayacak değillerdi. Azgınların kalplerini böyle damgalarız.
Sonra onun ardından, elçiler gönderdik, halklarına apaçık deliller getirdiler. Geçmişte yalanlamış bulunduklarına inanacak değillerdi. Azgınların kalplerini böyle damgalarız.
Sonra onun arkasından birçok peygamberleri kavimlerine gönderdik; onlara açık mucizelerle vardılar, fakat önce yalan dediklerine yine de bir türlü inanmak istemediler. İşte Biz sürekli haddi aşanların kalplerini böyle mühürleriz.
Sonra onun arkasından bir çok Peygamberleri kavmlerine gönderdik, onlara açık mu'cizelerle vardılar, fakat önce yalan dediklerine bir türlü inanmak istemediler, işte biz tecavüzü ı'tiyad edenlerin kalblerini böyle tab'ederiz
Sonra onun arkasından, Resulleri halklarına gönderdik. Onlar, halklarına kanıt içeren açık belgelerle geldiler. Daha önce yalanladıkları şeylere iman etmek istemediler. İşte haddi aşanların kalplerini mühürleriz.
Sonra onun arkasından, resulleri halklarına gönderdik. Onlar, halklarına kanıt içeren açık belgelerle geldiler. Daha önce yalanladıkları şeylere inanmak istemediler. İşte haddi aşanların kalplerini mühürleriz.
Sonra onun arkasından, rasulleri halklarına gönderdik. Onlar, halklarına kanıt içeren açık belgelerle geldiler. Daha önce yalanladıkları şeylere inanmak istemediler. Haddi aşanların kalplerini mühürleriz.
Sonra onun ardından kendi kavimlerine (başka) elçiler gönderdik; onlara apaçık belgeler getirmişlerdi. Ama daha önce onu yalanlamaları nedeniyle inanmadılar. İşte biz haddi aşanların kalplerini böyle mühürleriz.
Sonra onun arkasından kendi kavmlerine (bir çok) peygamberler gönderdik de bunlar, onlara (da'valarını isbat eden) apaçık mu'cizeler getirdiler. Fakat önceden (hakkı) yalan say (mıya alış) dıkları için, (kaabil değil) inanmadılar. İşte haddi aşanların gönülleri üzerine biz böyle mühür basarız!
Sonra onun arkasından peygamberleri kavimlerine gönderdik. Onlara apaçık ayetylerle geldiler. Fakat önceden yalanladıkları için inanmadılar. Aşırı gidenlerin kalblerini işte böylece mühürleriz.
(71-74) Onlara Nuh’un haberini sözlü oku, kavmine bir vakit demişti ki ey kavmim pozisyonum / makamım ve Allah’ın ayetlerini hatırlatmam size büyük geliyorsa , ben Allaha tevekkül ettim / onun müvekkiliyim , işlerinizi ve ortaklarınızı bir araya toparlayın, sonra işlerinize dair herhangi bir gamınız / tasanız da olmasın , sonra da bana dair olan hükmünüzü gerçekleştirin ve de beni bekletmeyin, eğer siz yüz çeviriyorsanız, sizden bir ücret sor madım / sual etmedim , benim ücretim/ ecrim Allaha aittir ve bana Müslümanlardan olmam işi verildi / emrolundum. Onu yalanladılar, Onu ve gemide beraberinde kim varsa kurtardık, onları devralanlar / halifeler yaptık, ayetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk, bak! uyarılanların sonu / akıbeti nasıl oldu. Sonra Onun ardından elçiler i onların kavimlerine tekrardan gönderdik, onlara apaçık delillerle geldiler ve onlarda ona, tıpkı önceden yalanladıkları şeye iman etmediler, işte böylece haddi aşanların kalplerini mühürleriz.
Sonra onun arkasından kendi kavimlerine rasûller göndermiştik. (O toplumlara) Rasûller apaçık delillerle gelmişlerdi. Daha önce yalanladıkları şeye iman edecek değillerdi. İşte, haddi aşanların kalplerini böyle mühürleriz.
Sonra onun ardından bir çok elçileri kavimlerine gönderdik; onlara; belgeler getirdiler. (Fakat onlar) önce yalanlamış oldukları şeye bir türlü inanmıyorlardı. İşte haddi aşanların kalblerini böyle mühürleriz.
Sonra Nuh'un ardından birçok elçiyi kendi halkına gönderdik. Onlara açık belgeler getirdiler. Ama önceden yalan saydıklarına inanmaya yanaşmadılar. Sınırları aşanların kalpleri üzerinde işte böyle bir yapı oluştururuz dipnot 1 .
Sonra Nuh'un ardından birçok elçiyi kendi halkına gönderdik. Bunlar onlara o açık belgeleri (mucizeleri)getirdiler. Ama başlangıçta elçiye karşı yalana sarılmaları sebebiyle daha sonra inanmaya yanaşmamışlardı. Aşırılık yapanların kalpleri üzerinde işte böyle bir yapı oluştururuz.
O’ndan sonra da toplumlarına Rasûller göndermiştik. (O toplumlara) Rasûller apaçık delillerle gelmişlerdi. Daha önce yalanladıkları şeye iman edecek değillerdi. İşte, haddi aşanların kalplerini böyle mühürleriz.
O'ndan sonra da toplumlarına elçiler göndermiştik. (O toplumlara) elçiler belgelerle gelmişlerdi. Daha önce yalanladıkları şeye inanacak değillerdi. İşte, haddi aşanların kalplerini böyle mühürleriz.
Nuh'un ardından birçok resulleri daha toplumlarına gönderdik. Onlara açık seçik kanıtlar getirdiler. Ama onlar daha önceden yalanladıkları şeye bir türlü inanmadılar. Azgınlığa sapanların kalplerini biz, işte böyle mühürleriz.
In succession, We sent Messengers, each carrying a divine message to his people. They presented them with enough signs to guide them out of want of spiritual and intellectual sight into illumination and enlightenment. But they would not give credence to what they had rejected aforetime. Thus do We deafen the hearts' ears of those whose thoughts thrive on disobedience and transgression.
Then, after him, We sent messengers to their peoples bringing them clear signs. But they would not believe in anything they had already rejected: in this way We seal the hearts of those who are full of hostility.
Then after him We sent (many) messengers to their peoples: they brought them Clear Signs, but they would not believe what they had already rejected beforehand. Thus do We seal the hearts of the transgressors.
Then We sent forth after him other Messengers, each one to his people. They brought to them clear signs, but they were not such as to believe in what they had rejected earlier as false. Thus do We seal the hearts of those who transgress. dipnot 1
Then after him We sent Messengers to their people, and they brought them the Clear Signs, but they were never going to have iman in something which they had previously denied. That is how We seal up the hearts of those who overstep the limits.
Then after him We sent Messengers to their people. They brought them clear proofs, but they would not believe what they had already rejected beforehand. Thus We seal the hearts of the transgressors (those who disbelieve in the Oneness of Allâh and disobey Him).
Then after him We sent [other] apostles to their people. They brought them manifest proofs, but they would not believe something they had denied before. Thus do We seal the hearts of the transgressors.
Then We sent after him (-Noah, many) Messengers to their (respective) people and they brought them clear proofs; but they would not believe (in them), because they had already cried lies to them. In this way We seal the hearts of the transgressors (because of their own stubborn and unjustified refusal to listen).
Then We sent forth, after him, Messengers to their people, and they brought them the clear signs; but they were not men to believe in that they had cried lies to before. So We seal the hearts of the transgressors.
After Noah, I sent many prophets to his people. They presented undeniable miracles to them, but how can one believe in what he has decided to deny? Thus I seal the hearts of those who pass the limits.
Then we raised up after him apostles unto their people, and they came to them with manifest signs; but they would not believe in what they had called a lie before. Thus do we set a stamp upon the hearts of the transgressors.
Then, We sent messengers after him to their own people, so they came to them with proofs. But they did not want to acknowledge what they had already denied beforehand. It is such that We stamp on the hearts of the transgressors.
Then did We send, after him, apostles unto their respective people, and they came unto them with evident demonstrations: Yet they were not disposed to believe in that which they had before rejected as false. Thus do We seal up the hearts of the transgressors.
But they called him a liar; and We saved him, and those with him, in the ark; and We made them Vicegerents (successors, agents, inheritors), and drowned those who had denied Our revelations. See then the nature of the consequences for those who had been warned!
Thereafter We sent forth even after him Messengers to their people. So they came to them with the Supreme evidences, yet in no way could they believe in what they had cried lies to earlier. Thus We stamp (i.e., set a stamp or seal) upon the hearts of the transgressors.
Then, after him, We sent messengers unto their folk, and they brought them clear proofs. But they were not ready to believe in that which they before denied. Thus print We on the hearts of the transgressors.
Afterwards We sent many messengers who brought clear proofs to their peoples. But they were not prepared to believe what they had once denied. That is how We seal the hearts of the iniquitous.
AND THEN, after him, We sent forth [other] apostles-each one unto his own people -and they brought them all evidence of the truth; but they would not believe in anything to which they had once given the lie: thus it is that We seal the hearts of such as [are wont to] transgress the bounds of what is right.
Then after him We sent ˹other˺ messengers to their ˹own˺ people and they came to them with clear proofs. But they would not believe in what they had rejected before. This is how We seal the hearts of the transgressors.
Then, after him, We sent messengers to their own people, so they came to them with proofs. But they did not want to believe in what they had already denied beforehand. It is such that We stamp on the hearts of the transgressors.
Then we sent after him messengers to their people, and they showed them clear proofs. But they were not to believe in what they had rejected in the past. We thus seal the hearts of the transgressors.
Then We sent after him messengers to their peoples, and they came to them with clear proofs. But they were not to believe in that which they had denied before. Thus We seal over the hearts of the transgressors
Then raised We up, after him, messengers to their people, and they came to them with clear signs; but they were not to believe in what they had denied before; thus do We seal the hearts of the transgressors.
Then after him We sent many Messengers to their respective nations and they brought them clear evidence of the Truth. They preemptively refused to accept the Message. And they were not the kind of people who would rethink their decisions. Our Law puts a seal on the hearts of those who trespass the bounds of reason.
Then after him, We sent messengers to their people: They (messengers) brought them clear proofs (of Allah), but they would not believe what they had already rejected before. Like this, We do close the hearts of those who transgress their limits.
Then, after him, We sent messengers to their peoples, and they came to them with clear signs, but they were not to believe in what they had rejected earlier. This is how We seal the hearts of the transgressors.
Then, after him, We sent messengers to their own people, so they came to them with proofs. But they did not want to believe in what they had already denied beforehand. Thus it is We stamp upon the hearts of the transgressors.