A'râf suresi

A'râf suresi, 101. ayet

A'râf suresi, 101. ayet. تِلْكَ ٱلْقُرَىٰ نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ أَنۢبَآئِهَا وَلَقَدْ جَآءَتْهُمْ رُسُلُهُم بِٱلْبَيِّنَٰتِ فَمَا كَانُوا۟ لِيُؤْمِنُوا۟ بِمَا كَذَّبُوا۟ مِن قَبْلُ كَذَٰلِكَ يَطْبَعُ ٱللَّهُ عَلَىٰ قُلُوبِ ٱلْكَٰفِرِينَ

tilke-lḳurâ neḳuṣṣu `aleyke min embâihâ. veleḳad câethüm rusülühüm bilbeyyinât. femâ kânû liyü'minû bimâ keẕẕebû min ḳabl. keẕâlike yaṭbe`u-llâhü `alâ ḳulûbi-lkâfirîn.

Diyanet İşleri

İşte memleketler! Onların haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Andolsun, peygamberleri onlara apaçık deliller getirmişti. Fakat onlar daha önce yalanladıklarına inanacak değillerdi. Allah, kafirlerin kalplerini işte böyle mühürler.

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

A'râf 98–104 · surenin 101. ayeti / 206

Konu Memleketlerin sınanması ve Allah'ın tuzağından emin olmak A'râf 94–102 3

  1. A'râf 98

    Ya da o memleketlerin halkları kuşluk vakti gülüp oynarken kendilerine azabımızın gelmesinden emin mi oldular?

  2. A'râf 99

    Yoksa Allah'ın tuzağından emin mi oldular? Ziyana uğrayan kavimden başkası Allah'ın tuzağından emin olamaz.

  3. A'râf 100

    Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne varis olanlara şu gerçek apaçık belli olmadı mı ki, biz dileseydik onları da (öncekiler gibi) günahları yüzünden cezalandırırdık. Biz onların kalplerini mühürleriz de onlar hakkı işitmezler.

  4. 101

    İşte memleketler! Onların haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Andolsun, peygamberleri onlara apaçık deliller getirmişti. Fakat onlar daha önce yalanladıklarına inanacak değillerdi. Allah, kafirlerin kalplerini işte böyle mühürler.

  5. A'râf 102

    Biz onların çoğunda, sözünde durma diye bir şey bulmadık. Ama gerçekten onların çoklarını yoldan çıkmış kimseler bulduk.

  6. A'râf 103

    Sonra onların ardından Musa'yı, apaçık mucizelerimizle Firavun'a ve onun ileri gelen adamlarına peygamber olarak gönderdik de onları (mucizeleri) inkar ettiler. Bak, bozguncuların sonu nasıl oldu.

  7. A'râf 104

    Musa dedi ki: "Ey Firavun! Şüphesiz ki ben alemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim."

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

101. “İşte” daha önce kendilerinden söz edilen “o ülkelerin haberlerinden” ibret alacak olanlara ibret olacak, zalimlerin zulümlerinden vazgeçmelerini sağlayacak, takva sahipleri için de öğüt olacak “bir kısmını sana anlatıyoruz. Gerçekten peygamberleri onlara apaçık deliller getirmişlerdi.” Yani bu yalanlayan kimselere peygamberler gelmiş ve onları mutluluklarını sağlayacak şeylere davet etmişlerdi. Yüce Allah da bu peygamberleri apaçık mucizelerle, hakkı açıkça ortaya koyan ve eksiksiz bir şekilde açıklayan apaçık delillerle desteklemişti. Ancak bütün bunların o ümmetlere hiçbir faydası olmadı ve onlara en ufak bir yarar sağlamadı.

“Fakat daha önce (hakkı) yalanlamaları sebebiyle (onlara) iman etmediler.” Yani ilk defasında hakkı yalanlamaları ve reddetmeleri sebebi ile Allah, hakkı reddetmelerinin bir cezası olarak onları imana iletmedi. Nitekim Allah bir başka yerde de şöyle buyurmaktadır: “Onların kalplerini ve gözlerini çeviririz de ilk defa ona iman etmedikleri gibi (yine iman etmezler) ve biz de onları azgınlıkları içerisinde şaşkın bir halde bırakırız.” (el-En’am, 6/110)

“İşte Allah, kâfirlerin kalplerini böyle mühürler.” Bu, yaptıklarının bir cezasıdır. Allah onlara zulmetmedi, fakat asıl onlar kendilerine zulmettiler.

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

İşte bunlar önce ki Nuh, Hud, Salih, Lût, Şuayb'ın memleketleridir. -Ey Resul!- Sana onların haberlerini okuyoruz ve onların içinde bulundukları yalanlama, inat ve bunlar sebebi ile başlarına gelen helak oluşları hakkında seni haberdar ediyoruz ki, bütün bunlar ibret alanlar için bir ibret ve öğüt alanlar için de bir öğüt olsun. Kesinlikle bu ülkelerin resulleri sadık olduklarını ispat eden apaçık delillerle gelmişlerdi. Zaten Allah'ın ezelî ilminde sabit olduğu üzere resullerin onlara gelmesinden sonra da onlar iman etmeyecekler ve yalanlayacaklardı. Yüce Allah, resullerini yalanlayan bu ülkelerin halklarının kalplerini mühürlediği gibi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'e iman etmeyip, kafir olanların kalplerini de mühürler. Böylece iman etmek için hidayet bulamazlar.

Kelimeler

23 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. تِلْكَ tilke işte o
  2. ٱلْقُرَىٰ l-kura ülkeler kök: قري
  3. نَقُصُّ nekussu anlatıyoruz kök: قصص
  4. عَلَيْكَ aleyke sana
  5. مِنْ min -nden
  6. أَنۢبَآئِهَا ۚ enbaiha onların haberleri- kök: نبا
  7. وَلَقَدْ velekad ve andolsun
  8. جَآءَتْهُمْ ca'ethum onlara getirmişlerdi kök: جيا
  9. رُسُلُهُم rusuluhum elçileri kök: رسل
  10. بِٱلْبَيِّنَـٰتِ bil-beyyinati açık deliller kök: بين
  11. فَمَا fema fakat hayır
  12. كَانُوا۟ kanu onlar kök: كون
  13. لِيُؤْمِنُوا۟ liyu'minu inanmadılar kök: امن
  14. بِمَا bima ötürü
  15. كَذَّبُوا۟ kezzebu yalanladıklarından kök: كذب
  16. مِن min
  17. قَبْلُ ۚ kablu önceden kök: قبل
  18. كَذَٰلِكَ kezalike işte böyle
  19. يَطْبَعُ yetbeu mühürler kök: طبع
  20. ٱللَّهُ llahu Allah kök: اله
  21. عَلَىٰ ala üzerini
  22. قُلُوبِ kulubi kalbleri kök: قلب
  23. ٱلْكَـٰفِرِينَ l-kafirine kafirlerin kök: كفر

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 8 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı kök: قصص (30 geçiş) · Aynı kök: قري (57 geçiş) · Ortak kavram: Nübüvvet

    (Ey Muhammed!) Bunlar o memleketlerin haberlerinden bazılarıdır. Onları sana anlatıyoruz. Onlardan ayakta duranlar da var, yıkılıp gidenler de.

  • Aynı kök: طبع (11 geçiş) · Ortak kavram: Nübüvvet · Ortak kavram: Kalp

    Verdikleri sağlam sözü bozmalarından, Allah'ın ayetlerini inkar etmelerinden, peygamberleri haksız yere öldürmelerinden ve "kalplerimiz…

  • Aynı kök: طبع (11 geçiş) · Ortak kavram: Kalp

    Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne varis olanlara şu gerçek apaçık belli olmadı mı ki, biz dileseydik onları da (öncekiler gibi) günahları yüzünden…

  • Aynı kök: طبع (11 geçiş) · Ortak kavram: Kalp

    Onlar geride kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte olmaya razı oldular ve kalpleri mühürlendi. Artık onlar anlamazlar.

  • Aynı kök: قصص (30 geçiş) · Ortak kavram: Nübüvvet

    (Ey Muhammed!) Peygamberlerin haberlerinden, kendileriyle senin kalbini pekiştirdiğimiz her bir haberi sana aktarıyoruz. Bunlarda, sana hak,…

  • Aynı kök: قصص (30 geçiş) · Ortak kavram: Nübüvvet

    Biz sana onların haberlerini gerçek olarak anlatıyoruz: Şüphesiz onlar Rablerine inanmış birkaç genç yiğitti. Biz de onların hidayetlerini…

  • Aynı kök: قري (57 geçiş) · Ortak kavram: Nübüvvet

    Biz hiçbir memlekete bir peygamber göndermedik ki (karşı çıkmaktan vazgeçip) yalvarıp yakarsınlar diye ora halkını yoksulluk ve sıkıntıya uğratmış…

  • Aynı kök: قري (57 geçiş) · Ortak kavram: Kalp

    Onlar müstahkem kaleler içinde veya duvarlar arkasında olmadan sizinle toplu halde savaşmazlar. Kendi aralarındaki çekişmeleri şiddetlidir. Sen…

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

78 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

İşte o şehirler, haberlerinden sadece bir bölümünü dipnot 1 sana anlatmakta olduklarımızdır. Yemin olsun ki elçileri onlara apaçık deliller getirmişlerdi. Fakat önceden yalanladıklarına yine de iman edecek değillerdi. dipnot 2 İşte Allah kâfirlerin kalplerini böyle mühürler. dipnot 3

Mehmet Okuyan — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Benzer mesajlar: En‘âm 6:34; Hûd 11:120; Tâhâ 20:99; Kasas 28:3.
  2. metne dön, dipnot 2
    Bu cümle Yüce Allah'ın kimlerin iman etmeyeceğini önceden bildiğinin delillerindendir.
  3. metne dön, dipnot 3
    İnkârcıların kalplerinin mühürlenmesinin sebebi, inkârlarında ısrarcı olmalarıdır. Yani inkâr "sebep", mühürlenme ise "sonuç"tur. Benzer mesajlar: Bakara 2:7, 88; Nisâ 4:155; A‘râf 7:101; Tevbe 9:87, 93, Yûnus 10:74; Nahl 16:108; Rûm 30:59; Mü'min 40:35; Muhammed 47:16; Münâfikûn 63:3.

Mustafa İslamoğlu

Sana kıssalarını naklettiğimiz bu ülkeler... Doğrusu bütün bunlara kendi içlerinden elçiler hakikatin apaçık belgelerini getirdiler; fakat onlar, bir kez yalanlamış bulundukları için bir daha iman etmediler: İşte Allah inkarcılarının kalplerini böyle mühürler.

Muhammed Esed

Sana içlerinden bazılarının kıssalarını anlattığımız bu (önceki) toplumlara kendi içlerinden çıkan elçiler, gerçekten de hakkın ne olduğu yolunda apaçık belgeler, burhanlar getirmişlerdi; ama onlar, bir kere yalan saydıkları şeye (bir daha) inanmak istemediler. İşte bunun içindir ki, Allah, hakikati inkar edenlerin kalplerine mühür vuruyor.

Ahmed Hulusi

İşte o çeşitli yerleşim alanındakiler ki onların haberlerinden sana art arda anlatıyoruz. . . Andolsun ki Rasulleri, açık deliller olarak gelmişti. . . (Fakat) önceden yalanladıklarına (Din'e, B sırrınca) iman etmediler. . . İşte Allah, hakikat bilgisini inkar edenlerin kalplerini böyle mühürler (bilinçlerini kilitler).

Ali Bulaç

İşte bu ülkeler, sana onların 'haberlerinden aktarmalar yapıyoruz.' Gerçekten, onlara elçileri apaçık belgelerle gelmişlerdi. Ama daha önceden yalanlamaları nedeniyle iman eder olmadılar. İşte Allah, inkar edenlerin kalplerini böyle damgalar.

Ali Özek ve heyeti

İşte o ülkeler... Onların haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Andolsun ki, peygamberleri onlara apaçık deliller getirmişlerdi. Fakat önceden yalanladıkları gerçeklere iman edecek değillerdi. İşte kâfirlerin kalplerini Allah böyle mühürler.

Ali Rıza Safa

İşte bunlar, sana haberlerini anlattığımız kentlerdir. Gerçek şu ki, elçiler onlara açık kanıtlarla gelmişlerdi. Ama daha önce yalanladıkları için inanmadılar. Allah, nankörlük edenlerin yüreklerine, işte böyle damga vurur.

Bayraktar Bayraklı

İşte o ülkeler... Onların haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Andolsun ki, peygamberleri onlara apaçık deliller getirmişlerdi. Fakat önceden yalanladıkları gerçeklere iman edecek değillerdi. İşte, kafirlerin kalplerini Allah böyle mühürler.

Edip Yüksel

Bunlar, sana haberlerini aktardığımız toplumlardır. Elçileri, onlara apaçık delillerle gitmişlerdi. Ama daha önceden yalanladıklarını onaylayacak değillerdi. ALLAH kafirlerin kalplerini böyle damgalar.

Edip Yüksel (Eski Baskı)

Bunlar, sana haberlerini aktardığımız toplumlardır. Elçileri, onlara apaçık delillerle gitmişlerdi. Ama daha önceden yalanladıklarına inanacak değillerdi. ALLAH kafirlerin kalplerini böyle damgalar.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

İşte o ülkeler -ki, sana bunların başlarına gelenlerden bazılarını naklediyoruz- andolsun ki, onlara peygamberleri açık deliller ile geldiler. Daha önce inkar etmeyi adet edindikleri için, iman etmek istemediler. Allah kafirlerin kalplerini işte böyle mühürler!

Elmalılı Hamdi Yazır

İşte o memleketler, bunların başına gelenlerden ba'zısını sana kıssa olarak nakl ediyoruz; celalım hakkı için onlara Peygamberleri beyyinelerle geldiler öyle iken iyman etmek istemediler, çünkü ondan evvel inkar etmeği adet etmişlerdi, Allah kafirlerin kalblerini işte böyle tab'eder

Erhan Aktaş

İşte o beldeler ki sana bazı haberlerini anlatıyoruz. Resulleri onlara beyyinat dipnot 1 getirmişlerdi. Ancak onlar, daha önce yalanlamış oldukları şeye inanmak istemediler. Allah Kafirlerin kalplerini işte böyle mühürler. dipnot 2

Erhan Aktaş — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Kanıt içeren; açıklayıcı, açığa çıkarıcı bilgi.
  2. metne dön, dipnot 2
    Mühürleme, sebep değil sonuçtur. Helaki gerektirecek kadar azgınlaşmanın, zulmetmenin, büyüklük taslamanın sonucudur.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

İşte o beldeler ki sana bazı haberlerini anlatıyoruz. Resulleri onlara beyyinat dipnot 1 getirmişlerdi. Ancak onlar, daha önce yalanlamış oldukları şeye inanmak istemediler. Allah Kafirlerin dipnot 2 kalplerini işte böyle mühürler. dipnot 3

Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Kanıt içeren; açıklayıcı, açığa çıkarıcı bilgi.
  2. metne dön, dipnot 2
    Kafir: İnançsız, inanmayan, gerçeğin üzerini örten, gerçeği kabul etmeyen, nankör. Allah'ı ve vahyi reddeden. Küfr, İman'ın karşıtıdır.
  3. metne dön, dipnot 3
    Mühürleme, sebep değil sonuçtur. Helaki gerektirecek kadar azgınlaşmanın, zulmetmenin, büyüklük taslamanın sonucudur.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

İşte o beldeler ki sana bazı haberlerini anlatıyoruz. Rasulleri onlara beyyinat dipnot 1 getirmişlerdi. Ancak onlar, daha önce yalanlamış oldukları şeye inanmak istemediler. Allah gerçeği yalanlayan nankörlerin kalplerini işte böyle mühürler. dipnot 2

Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Kanıt içeren; açıklayıcı, açığa çıkarıcı bilgi.
  2. metne dön, dipnot 2
    Mühürleme, sebep değil sonuçtur. Helaki gerektirecek kadar azgınlaşmanın, zulmetmenin, büyüklük taslamanın sonucudur.

Gültekin Onan

İşte bu ülkeler, sana onların 'haberlerinden aktarmalar yapıyoruz'. Gerçekten, onlara elçileri apaçık belgelerle gelmişlerdi. Ama daha önceden yalanlamaları nedeniyle inanır olmadılar. İşte Tanrı kafirlerin kalplerini böyle mühürler.

Hasan Basri Çantay

İşte o memleketler (in haali! Habibim) sana onların haberlerinden bir kısmını naklediyoruz. Andolsun ki peygamberleri onlara apaçık alametler (mu'cizeler) getirmişdir. Fakat daha evvelden yalanlamış oldukları şeylere iman etmediler. İşte kafirlerin yüreklerine Allah böyle mühür basar. .

İbni Kesir

İşte o kasabaların haberlerinin bir kısmını sana anlatıyoruz. Andolsun ki; peygamberleri; onlara apaçık burhanlar getirdi de, önceleri yalanladıklarından inanmadılar. İşte böyle mühür basar Allah kafirlerin kalblerine.

Mehmet Alagaş

(94-102) Resul gönderdiğimiz her memlekette ehlini / mensuplarını zorlu sıkıntılar ve zararlar ile aldık, böylelikle belki yalvarırlar / yakarırlar. Sonra da kötülüğün yerine güzelliği getirdik, Bir zaman geldi şımardılar ve dediler ki babalarımıza da böylesi zararlar da dokundu ve kolaylıklar da dokundu (zaman içerisinde böyle şeyler olur) biz de onları ansızın, bilincinde olmadıklarında / şuurunda olmadıklarında yakalayıverdik. Şayet iman ederlerse ve sakınırlarsa, biz de onlara göklerden ve yerden bolluk / bereket açarız ve lakin onlar yalanladılar ve böylece bizde onları, kazandıklarından dolayı yakaladık. Memleketlerin halkları, onlara gece vakti uyurlarken azabımızın gelmesinden emin mi oldular? Memleketlerin halkları, onlara gündüzleyin oyalanırlarken / oynarlarken azabımızın gelmesinden emin mi oldular? Allah’ın kurduğu tuzak planından / mekrinden emin mi oldular ? Allah’ın kurduğu tuzak planından, hasara uğramış kavimler hariç, kim emin olabilir ki ? Halkından sonra arza , varis olan kimseler , hâlâ hidayete eremediler mi? Eğer ki biz isteseydik , onlara günahlarından dolayı musibet uğratırdık / yaralardık , kalplerini tab ederiz / mühürleriz de onlar işitmezler. İşte ş u memleketler ki başlarına gelenleri sana anlatıyoruz / kıssa ediyoruz , gerçekten onlara Resulleri açık delillerle geldiler, daha önceden yalanlamış olmaları nedeniyle iman etmediler, böylece Allah, kafi rlerin kal plerini mühürlüyor / tab ediyor. Onların çoğunu / ekserisini sözleşmeleri üzre bulamadık, onların çoğunu yoldan çıkmışlar olarak bulduk.

Rowwad Tercüme Merkezi

İşte bu sana haberlerini anlattığımız ülkelerdir. Onlara elçilerimiz apaçık delillerle gelmişlerdi de daha önce yalanladıklarına iman etmeye yanaşmadılar. İşte Allah, kâfirlerin kalplerini böyle mühürler.

Süleyman Ateş

İşte o ülkeler; sana onların haberlerinden bir kısmını anlatıyoruz. Andolsun, elçileri onlara açık deliller getirmişlerdi. Fakat önceden yalanladıklarından ötürü, inanmak istemediler. İşte Allah, kafirlerin kalblerini böyle mühürler.

Süleymaniye Vakfı

İşte bunlar, sana bir kısım haberlerini tam olarak anlattığımız kentlerdir. Kendilerine gönderilen elçiler açık belgeler getirdiler ama daha önce yalana sarılmış olmaları sebebiyle inanmaya yanaşmadılar. Allah, görmezlikte direnenlerin kalplerindeki yeni yapıyı işte böyle oluşturur.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Bunlar, sana bir kısım haberlerini anlattığımız kentlerdir. Elçileri onlara o açık belgelerle (mucizelerle) gelmişlerdi de önce yalanladıkları için daha sonra inanmaya yanaşmamışlardı. Allah, kendilerini doğrulara kapatanların kalplerindeki yeni yapıyı işte böyle oluşturur.

Şaban Britch

İşte bu sana haberlerini anlattığımız memleketlerdir. Onlara elçilerimiz apaçık delillerle gelmişlerdi de daha önce yalanladıklarına iman etmeye yanaşmadılar. İşte Allah, kâfirlerin kalplerini bu şekilde damgalar.

Şaban Piriş

İşte bu sana haberlerini anlattığımız ülkelerdir. Onlara elçilerimiz açık belgelerle gelmişlerdi de daha önce yalanladıklarına iman etmeye yanaşmadılar. İşte Allah, kafirlerin kalplerini bu şekilde damgalar.

Yaşar Nuri Öztürk

İşte o kentler / medeniyetler! Haberlerinden bir kısmını anlatıyoruz sana. Andolsun, resulleri onlara açık-seçik deliller getirmişti. Ama daha önce yalanlamış oldukları için inanmadılar. Küfre sapanların kalplerini Allah işte böyle mühürler.

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

These were the town's folk who were united in evil thoughts and deeds narrating their course of events and leading to a final catastrophes Their Messengers came to them carrying evidence sufficient to establish their delegated Authority to implement Our statutes. But they refused to acknowledge what they and their fathers denied before. Thus does Allah imprint the hearts of the disobedient who grow daily more and more wicked with dullness of comprehension.

Abdul Haleem

We have told you [Prophet] the stories of those towns: messengers came to them, and clear signs, but they would not believe in what they had already rejected- in this way God seals the hearts of disbelievers.

Abdullah Yusuf Ali

Such were the towns whose story We (thus) relate unto thee: There came indeed to them their messengers with clear (signs): But they would not believe what they had rejected before. Thus doth Allah seal up the hearts of those who reject faith.

Abul A'la Maududi

To those [earlier] communities - some of whose stories We relate to you - there had indeed come Messengers with clear proofs, but they would not believe what they had once rejected as false. Thus it is that Allah seals the hearts of those who deny the truth. dipnot 1

Abul A'la Maududi — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    The purpose behind the 'sealing of hearts' mentioned in the preceding verse is also explained in the present verse. It is clear from the two verses that the 'sealing of hearts' means that man's capacity to hear and understand the truth is seriously, impaired because of the operation of natural, psychological laws. Because of these laws, once a person turns away from the truth because of his irrational prejudices and the dominance of lust, he becomes enmeshed in his own obstinacy and adamance. With the passage of time this adamance is compounded to such an extent that despite all rational and empirical evidence in support of the truth, he continues to reject it.

Aisha Bewley

These cities – We have given you news of them. Their Messengers came to them with Clear Signs, but they were never going to have iman in what they had previously rejected. That is how Allah seals up the hearts of the kuffar.

Al-Hilali & Khan

Those were the towns whose story We relate unto you (O Muhammad صلى الله عليه وسلم). And there came indeed to them their Messengers with clear proofs, but they were not such as to believe in that which they had rejected before. Thus Allâh does seal up the hearts of the disbelievers (from every kind of religious guidance).

Ali Quli Qarai

These are the towns some of whose accounts We recount to you. Their apostles certainly brought them manifest proofs, but they were not the ones to believe in what they had denied earlier. Thus does Allah put a seal on the hearts of the faithless.

Amatul Rahman Omar

Such were the (people of) townships, We have related to you some of their news. Their Messengers did indeed come to them with clear proofs but they would not believe because they had cried lies (to them) in the beginning. That is how Allâh seals up the hearts of the disbelievers.

Arthur John Arberry

Those cities We relate to thee tidings of; their Messengers came to them with the clear signs, but they were not the ones to believe in that they had cried lies before; so God seals the hearts of the unbelievers.

Bijan Moeinian

I am telling you the life stories of such people [so that you take a heed and come to your senses. ] Their prophets came to them [as warmers] with undeniable miracles but they refused to accept the truth that they had already chosen to deny. This is [the Devine law and] the reason for which I seal the hearts of the disbelievers [so that they become insensitive to sins and subject themselves to a higher level of punishment.]

E. Henry Palmer

These cities, we do relate to thee their stories. There came to them our apostles with manifest signs; but they did not at all believe in what they called a lie before.- Thus doth God set a stamp upon the hearts of those who misbelieve.

Edip-Layth

These are the towns whose stories We relate to you; their messengers had come to them with proofs, but they would not acknowledge what they had denied before. It is such that God stamps on the hearts of the ingrates.

George Sale

Such were the towns some of whose news We have related to thee. And verily the Messengers came to them with clear Signs. But they would not believe what they had rejected before. Thus does Allah seal up the hearts of the disbelievers.

Hamid S. Aziz

Such were these cities. We do relate to you their stories. There came to them Our Messengers with manifest Signs; but they would not believe because of what they had rejected before. Thus does Allah seal up their heart of those who disbelieve.

Mahmoud Ghali

Such were the towns We narrate (some) tidings of them to you, and indeed their Messengers already came to them with the supremely evident (signs). So in no way could they believe in what they had cried lies (to) earlier. Thus Allah stamps upon the hearts of the disbelievers.

Marmaduke Pickthall

Such were the townships. We relate some tidings of them unto thee (Muhammad). Their messengers verily came unto them with clear proofs (of Allah's Sovereignty), but they could not believe because they had before denied. Thus doth Allah print upon the hearts of disbelievers (that they hear not).

Mohamed Ahmed - Samira

These were the (earlier) habitations whose accounts We have given to you. Their apostles came with clear proofs, but they did not believe what they once denied. That is how God seals the hearts of those who do not believe.

Muhammad Asad

Unto those [earlier] communities - some of whose stories We [now] relate unto thee -there had indeed come apostles of their own with all evidence of the truth; but they would not believe in anything to which they had once given the lie: thus it is that God seals the hearts of those who deny the truth;

Mustafa Khattab

We have narrated to you ˹O Prophet˺ some of the stories of those societies. Surely, their messengers came to them with clear proofs, but still they would not believe in what they had already denied. This is how Allah seals the hearts of the disbelievers.

Progressive Muslims

These are the towns whose stories We relate to you; their messengers had come to them with proofs, but they would not believe in what they had denied before. It is such that God stamps on the hearts of the rejecters.

Rashad Khalifa

We narrate to you the history of those communities: their messengers went to them with clear proofs, but they were not to believe in what they had rejected before. GOD thus seals the hearts of the disbelievers.

Sahih International

Those cities - We relate to you, [O Muúammad], some of their news. And certainly did their messengers come to them with clear proofs, but they were not to believe in that which they had denied before. Thus does Allah seal over the hearts of the disbelievers.

Sam Gerrans

Those cities: We relate some of their reports to thee; and their messengers came to them with clear signs, but they were not to believe in what they had denied before; thus God seals the hearts of the false claimers of guidance.

Shabbir Ahmed

Such were the communities whose historical accounts We relate to you (O Prophet). Their Messengers came to them with clear evidence of Truth. But they preemptively rejected it, and then stuck to rejection. Or they denied the Truth in blind following since their ancestors had denied it. This is how the rejecters cause Allah's Law to seal their hearts to reason.

Syed Vickar Ahamed

Such were the towns whose story We bring to you (like this): Truly, there came to them their messengers with clear (Signs): But they would not believe what they had rejected before, thus does Allah close the hearts of those who reject Faith.

Taqi Usmani

Those are the towns We narrate to you their important events. Surely their messengers came to them with clear signs, but they were not able to believe in what they had rejected earlier. This is how Allah seals the hearts of the disbelievers.

The Monotheist Group

These are the towns whose news We told to you; their messengers had come to them with proofs, but they would not believe in what they had denied before. It is such that God stamps on the hearts of the rejecters.

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — A'râf suresi, 101. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — A'râf suresi, 101. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — A'râf suresi, 101. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩