Enfâl suresi

Enfâl suresi, 42. ayet

Enfâl suresi, 42. ayet. إِذْ أَنتُم بِٱلْعُدْوَةِ ٱلدُّنْيَا وَهُم بِٱلْعُدْوَةِ ٱلْقُصْوَىٰ وَٱلرَّكْبُ أَسْفَلَ مِنكُمْ وَلَوْ تَوَاعَدتُّمْ لَٱخْتَلَفْتُمْ فِى ٱلْمِيعَٰدِ وَلَٰكِن لِّيَقْضِىَ ٱللَّهُ أَمْرًا كَانَ مَفْعُولًا لِّيَهْلِكَ مَنْ هَلَكَ عَنۢ بَيِّنَةٍ وَيَحْيَىٰ مَنْ حَىَّ عَنۢ بَيِّنَةٍ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَسَمِيعٌ عَلِيمٌ

iẕ entüm bil`udveti-ddünyâ vehüm bil`udveti-lḳuṣvâ verrakbü esfele minküm. velev tevâ`attüm laḫteleftüm fi-lmî`âdi velâkil liyaḳdiye-llâhü emran kâne mef`ûlel liyehlike men heleke `am beyyinetiv veyaḥyâ men ḥayye `am beyyineh. veinne-llâhe lesemî`un `alîm.

Diyanet İşleri

Hani siz vadinin (Medine'ye) yakın tarafında; onlar uzak tarafında, kervansa sizin aşağınızdaydı. (Onlar sayıca sizden öylesine fazla idi ki), şayet buluşmak üzere sözleşmiş olsaydınız (durumu fark edince) sözleşmenizde ayrılığa düşerdiniz (savaşa yanaşmazdınız). Fakat Allah, olacak bir işi (mü'minlerin zaferini) gerçekleştirmek için böyle yaptı ki, ölen açık bir delille ölsün, yaşayan da açık bir delille yaşasın. Şüphesiz Allah, elbette hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

Enfâl 39–45 · surenin 42. ayeti / 75

Konu Ganimetin taksimi ve Bedir günü Enfâl 41–44 3

  1. Enfâl 39

    Baskı ve şiddet kalmayıncaya ve din tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer (küfürden) vazgeçerlerse, şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını hakkıyla görendir.

  2. Enfâl 40

    Eğer yüz çevirirlerse bilin ki Allah sizin dostunuzdur. O, ne güzel dosttur; O, ne güzel yardımcıdır!

  3. Enfâl 41

    Bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri mutlaka Allah'a, Peygamber'e, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolculara aittir. Eğer Allah'a; hak ile batılın birbirinden ayrıldığı gün, (yani) iki ordunun (Bedir'de) karşılaştığı gün kulumuza indirdiklerimize inandıysanız (bunu böyle bilin). Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.

  4. 42

    Hani siz vadinin (Medine'ye) yakın tarafında; onlar uzak tarafında, kervansa sizin aşağınızdaydı. (Onlar sayıca sizden öylesine fazla idi ki), şayet buluşmak üzere sözleşmiş olsaydınız (durumu fark edince) sözleşmenizde ayrılığa düşerdiniz (savaşa yanaşmazdınız). Fakat Allah, olacak bir işi (mü'minlerin zaferini) gerçekleştirmek için böyle yaptı ki, ölen açık bir delille ölsün, yaşayan da açık bir delille yaşasın. Şüphesiz Allah, elbette hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

  5. Enfâl 43

    Hani Allah sana onları uykunda az gösteriyordu. Eğer sana onları çok gösterseydi elbette gevşerdiniz ve o iş hakkında birbirinizle çekişirdiniz. Fakat Allah (sizi bunlardan) kurtardı. Çünkü O, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir.

  6. Enfâl 44

    Hani karşılaştığınız zaman onları gözlerinize az gösteriyor, sizi de onların gözlerinde azaltıyordu ki Allah, olacak bir işi gerçekleştirsin. Bütün işler Allah'a döndürülür.

  7. Enfâl 45

    Ey iman edenler! (Savaş için) bir toplulukla karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah'ı çok anın ki kurtuluşa eresiniz.

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

42. “Hani siz vadinin” Medine’ye “yakın” olan “kenarında idiniz. Onlar ise” Medine’den “uzak” olan “kenarında idiler.” Böylece aynı vadide bir araya geldiniz. Kendisini ele geçirmek üzere yola çıktığınız, Yüce Allah’ın ise başkasını murad ettiği “kervan ise sizden daha aşağıda” deniz sahiline yakın tarafta “idi. Eğer” siz de onlar da bu şekilde ve böyle bir durumda bir araya gelmek üzere “anlaşma yapacak olsaydınız bile muhakkak karşılaşma yeri veya zamanı hususunda anlaşmazlığa düşerdiniz” yani ya kiminiz önce gelirdi ya kiminiz sonra gelirdi yahut da yerin seçimi konusunda veya bunun dışında sizin ya da onların uygun göreceği başka nedenlerden dolayı anlaşmazlığa düşerdiniz. “Fakat Allah” ezelde “takdir edilmiş” ve meydana gelmesi kaçınılmaz olan “bir işi yerine getirmek için” sizi bu şekilde bir araya getirdi. “ki helak olan, apaçık bir delil üzere helak olsun” Yani inat edene karşı açık bir delil bulunsun. O da basiret üzere ve tercihinin batıl olduğunu kesin olarak bile bile küfrü seçsin, böylece Allah’a karşı ileri sürebilecek herhangi bir mazereti kalmasın. “yaşayan da apaçık bir delil üzere yaşasın.” Mü’minlerin de basireti ve yakini daha bir artsın. Zira Yüce Allah’ın her iki kesime de göstermiş olduğu hakka dair delil ve belgelerde akıl sahibi kimseler için gerçekten ibretli bir öğüt vardır.

“Şüphesiz ki Allah” türlü ihtiyaçları dile getiren ve çeşitli diller ile ifade edilen bütün sesleri “hakkı ile işitendir, her şeyi” görüleni, görülmeyeni, kalplerde olanı, gizliyi ve açığı “bilendir.”

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

Hatırlayın ki, (Bedir savaşında) siz vadinin yakın kenarında Medine tarafında idiniz, müşrikler ise uzak kenarında Mekke tarafındaydılar. Kervan da sizden daha aşağıda Kızıl deniz sahilindeydi. Eğer sizler ve müşrikler, Bedir'de birbiriniz ile savaşmak için sözleşmiş olsaydınız, (sözleştiğiniz vakit hususunda) ihtilafa düşerdiniz. Fakat Allah -Subhanehu ve Teâlâ-, gerekli olan emri yerine getirmesi, yani Müminlere yardım etmesi ve kâfirlerin helak olması, dininin yüce olması ve şirkin alçalması için aranızda sözleşme olmadan sizi Bedir'de bir araya getirdi. Aynı zamanda bu, sayı ve hazırlık bakımından daha az olmalarına rağmen onlara karşı Müminlerin muzaffer olmasıyla müşriklerden ölen kimsenin hüccet ikame edilmesinin ardından ölmesi içindir. Yaşayan kimsenin de Yüce Allah'ın, kendisine izhar ettiği açık delil üzere yaşaması ve hiçbir kimsenin Allah'a karşı bir hüccet getireceği bir delili olmaması için böyle yaptı. Allah Teâlâ, hepsinin sözlerini hakkıyla işitendir. Yaptıklarını hakkıyla bilendir. O hususta hiçbir şey O'na gizli kalmaz. Ona karşılık olarak onları mükâfatlandıracaktır.

Kelimeler

35 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. إِذْ iz o vakit
  2. أَنتُم entum siz
  3. بِٱلْعُدْوَةِ bil-udveti vadinin kök: عدو
  4. ٱلدُّنْيَا d-dunya yakın kenarında idiniz kök: دنو
  5. وَهُم ve hum ve onlar da
  6. بِٱلْعُدْوَةِ bil-udveti vadinin kök: عدو
  7. ٱلْقُصْوَىٰ l-kusva uzak kenarında idiler kök: قصو
  8. وَٱلرَّكْبُ ve rrakbu ve kervan da kök: ركب
  9. أَسْفَلَ esfele daha aşağıda idi kök: سفل
  10. مِنكُمْ ۚ minkum sizden
  11. وَلَوْ velev ve eğer
  12. تَوَاعَدتُّمْ tevaadtum sözleşmiş olsaydınız dahi kök: وعد
  13. لَٱخْتَلَفْتُمْ lahteleftum buluşamazdınız kök: خلف
  14. فِى fi
  15. ٱلْمِيعَـٰدِ ۙ l-miaadi sözleştiğiniz vakitte kök: وعد
  16. وَلَـٰكِن velakin fakat bu
  17. لِّيَقْضِىَ liyekdiye yerine getirmesi içindir kök: قضي
  18. ٱللَّهُ llahu Allah'ın kök: اله
  19. أَمْرًۭا emran bir işi kök: امر
  20. كَانَ kane kök: كون
  21. مَفْعُولًۭا mef'ulen yapılması gereken kök: فعل
  22. لِّيَهْلِكَ liyehlike helak olsun diye kök: هلك
  23. مَنْ men kimse
  24. هَلَكَ heleke helak olan kök: هلك
  25. عَنۢ an
  26. بَيِّنَةٍۢ beyyinetin açık delille kök: بين
  27. وَيَحْيَىٰ ve yehya ve yaşasın diye kök: حيي
  28. مَنْ men kimse (de)
  29. حَىَّ hayye yaşayan kök: حيي
  30. عَنۢ an
  31. بَيِّنَةٍۢ ۗ beyyinetin açık delille kök: بين
  32. وَإِنَّ ve inne çünkü
  33. ٱللَّهَ llahe Allah kök: اله
  34. لَسَمِيعٌ lesemiun işitendir kök: سمع
  35. عَلِيمٌ alimun bilendir kök: علم

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 8 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı olay: Bedir Gazvesi · Aynı kıssa: Bedir Gazvesi · Aynı kök: قضي (63 geçiş)

    Hani karşılaştığınız zaman onları gözlerinize az gösteriyor, sizi de onların gözlerinde azaltıyordu ki Allah, olacak bir işi gerçekleştirsin. Bütün…

  • Aynı olay: Bedir Gazvesi · Aynı kıssa: Bedir Gazvesi · Ortak kavram: Vaad

    Hani Allah size iki taifeden birini, o sizindir diye va'dediyordu. Siz de güçsüz olanın sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah, sözleriyle hakkı…

  • Aynı kök: هلك (68 geçiş) · Aynı kök: عدو (106 geçiş) · Aynı kök: خلف (127 geçiş)

    Dediler ki: "Sen bize gelmeden önce de bize işkence edildi, geldikten sonra da." Musa, "Umulur ki, Rabbiniz düşmanınızı helak edecek ve sizi bu yerde…

  • Aynı olay: Bedir Gazvesi · Aynı kıssa: Bedir Gazvesi

    Andolsun, siz son derece güçsüz iken Allah size Bedir'de yardım etmişti. O halde Allah'a karşı gelmekten sakının ki şükretmiş olasınız.

  • Aynı kök: قضي (63 geçiş) · Aynı kök: خلف (127 geçiş) · Ortak kavram: Halifelik

    İş bitirilince şeytan da diyecek ki: "Şüphesiz Allah, size gerçek olanı söz verdi. Ben de size söz verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi…

  • Aynı kök: عدو (106 geçiş) · Aynı kök: فعل (109 geçiş) · Ortak kavram: Dünya

    Ama siz, birbirinizi öldüren, içinizden bir kesime karşı kötülük ve zulümde yardımlaşarak; size haram olduğu halde onları yurtlarından çıkaran, size…

  • Aynı kök: هلك (68 geçiş) · Ortak kavram: Helâk · Ortak kavram: Dünya

    Onların bu dünya hayatında harcadıkları malların durumu, kendilerine zulmeden bir topluluğun ekinlerini vurup mahveden kavurucu ve soğuk bir rüzgarın…

  • Aynı kök: هلك (68 geçiş) · Ortak kavram: Helâk · Ortak kavram: Dünya

    Dediler ki: "Dünya hayatımızdan başka hayat yoktur. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak zaman yok eder." Bu hususta onların bir bilgisi yoktur. Onlar…

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

76 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

Hani (Bedir savaşında) siz vadinin yakın kenarında (Medine tarafında)ydınız; onlar da uzak kenarında (Mekke tarafında)ydılar. Kervan ise sizden daha aşağıda (sahilde)ydi. dipnot 1 (Savaş için) sözleşmiş olsaydınız, zaman hakkında anlaşmazlığa düşerdiniz. Fakat Allah, yapılması (gerekli) olan emri yerine getirmesi, helak olanın apaçık bir delille helak olması, yaşayanın da apaçık bir delille yaşaması için (böyle yapmıştı). dipnot 2 Şüphesiz ki Allah duyandır, bilendir.

Mehmet Okuyan — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Ayetteki ifadelere göre müslümanların [el-‘udvetü'd-dünyâ] yani "yakın vadi"de, vadinin beri yakasında yani Medine'ye yakın yerinde, muhtemelen olumsuz şartları olan ve kuzeye düşen bir mekânda oldukları, müşriklerin ise [el-‘udvetü'l-kusvâ] yani "uzak vadi"de, öte yakada, muhtemelen bölgenin daha müsait bir yerinde Mekke'ye yakın tarafında ve güney kısımda bulunduğu ifade edilmektedir. Bu arada [er-rakb] yani Ebû Süfyân'ın başında bulunduğu ve Şam'dan dönmekte olan "kervan"ın ise daha aşağıda, sahilde bulunduğu, güney tarafa doğru hareket halinde olduğu hatırlatılmakta, yine de kervanın potansiyel bir tehlike oluşturduğuna dolaylı da olsa dikkat çekilmektedir. Demek ki gerek asker sayısı, gerek mühimmat, su kuyularına yakınlık, arazi durumu, gerekse savaş taktiği, araç, gereç, donanım bakımından müşriklerin çok daha avantajlı bir durumu söz konusuydu; çünkü iki taraf arasında gerçekten çok büyük bir üstünlük farkı vardı.
  2. metne dön, dipnot 2
    Bu cümle kişinin delile dayalı olarak yaşaması gerektiğini göstermektedir.

Mustafa İslamoğlu

O zaman siz vadinin yakın ucunda, onlar da uzak ucundaydı; kervansa sizden hayli aşağıdaydı. Eğer sözleşmiş olsaydınız dahi, sözleştiğiniz zamanı bu kadar isabetli tutturamazdınız. Fakat Allah olması mukadder bir işi gerçekleştirmek için (böyle) yaptı kı; helak olan hakkın açık bir müdahelesiyle helak olsun, hayatta kalan da (yine) hakkın açık bir müdahalesiyle hayatta kalsın: Zira Allah her şeyi işitendir, her şeyi bilendir.

Muhammed Esed

Sizin (Bedir) vadisinin bir ucunda, onların da ta öteki ucunda ve kervanın sizden aşağılarda olduğu o gün(ü hatırlayın). Ve (düşünün ki,) eğer bir savaşın patlak vereceğini bilseydiniz, muhakkak ki, böyle bir meydan okumayı göğüslemekten kaçınırdınız: Ama (her şeye rağmen) Allah, yapılması(nı irade buyurduğu) işi gerçekleştirsin de yok olup gidecek olan, hakkın açık tecellisiyle yok olup gitsin, kalıp yaşayacak olan da (yine) hakkın açık tecellisiyle yaşasın diye (savaş böylece olup bitiverdi). Allah her şeyi işiten, her şeyi bilendir.

Ahmed Hulusi

Hani siz en yakın kenarda idiniz, onlar ise en uzak kenarda. . . Kervan da sizden aşağıda idi. . . Eğer onlarla sözleşmiş olsaydınız aynı zamanda bunlar bir araya gelemezdi!. . Fakat Allah, hükmü verilmiş olayı oluşturdu (tesadüf yoktur)! Ta ki, helak olan da, hayatta kalan da, Hakk'ın açık hükmü üzere, gereğini yaşamış olsun! Muhakkak ki Allah elbette Semi'dir, Aliym'dir.

Ali Bulaç

Hani siz vadinin yakın kenarında, onlar uzak yamacındaydılar; kervan ise sizden daha aşağıdaydı. Eğer sözleşseydiniz, kaçınılmaz olarak sözleşme yeri (veya konusu) hakkında anlaşmazlığa düşerdiniz; ancak Allah, olacağı olan işi gerçekleştirmek için (böyle yaptı). Böylece, helak olacak kişi apaçık bir delilden sonra helak olsun, diri kalacak kişi apaçık bir delilden sonra hayatta kalsın. Şüphesiz Allah, gerçekten işitendir, bilendir.

Ali Özek ve heyeti

Hatırlayın ki, (Bedir savaşında) siz vâdinin yakın kenarında (Medine tarafında) idiniz, onlar da uzak kenarında (Mekke tarafında) idiler. Kervan da sizden daha aşağıda (deniz sahilinde) idi. Eğer (savaş için) sözleşmiş olsaydınız, sözleştiğiniz vakit hususunda ihtilâfa düşerdiniz. Fakat Allah, gerekli olan emri yerine getirmesi, helâk olanın açık bir delille (gözüyle gördükten sonra) helâk olması, yaşayanın da açık bir delille yaşaması için (böyle yaptı). Çünkü Allah hakkıyla işitendir, bilendir.

Ali Rıza Safa

Siz, vadinin yakın tarafında, onlar ise vadinin uzak tarafında, kervan da sizden daha aşağıdaydı. Eğer sözleşseydiniz, karşılaşmaktan kaçınırdınız. Oysa Allah, olacak bir işi gerçekleştirmek için böyle yapmıştır. Böylece, yıkıma uğratılan, açık bir kanıtla yıkıma uğratılsın; yaşayan da açık bir kanıtla yaşasın diye. Çünkü kuşkusuz, Allah, Duyandır; Bilendir.

Bayraktar Bayraklı

Hatırlayınız ki, Bedir Savaşı'nda siz vadinin yakın yamacında Medine tarafında idiniz; onlar da uzak yamacında Mekke tarafında idiler. Kervan sizden daha aşağıda, deniz sahilinde idi. Eğer savaş için sözleşmiş olsaydınız, sözleştiğiniz vakit hususunda ihtilafa düşerdiniz. Fakat Allah gerekli olan emri yerine getirmesi, helak olanın açık bir delille gözüyle gördükten sonra helak olması, yaşayanın da açık bir delille yaşaması için böyle yaptı. Çünkü Allah hakkıyla işitendir; bilendir.

Edip Yüksel

Hani siz vadinin beri yamacında, onlar da vadinin öte yamacında mevzilenmişti. Kervan da sizden daha aşağıda idi. Bu karşılaşmayı siz kararlaştırsaydınız karşılaşma konusunda anlaşmazlığa düşecektiniz. Oysa ALLAH, yapılması önceden planlanmış bir işi gerçekleştirmekte idi. Böylece, yok edilen, apaçık bir delille yok edilsin, yaşayan da apaçık bir delille yaşatılsın. ALLAH İşitendir, Bilendir.

Edip Yüksel (Eski Baskı)

Hani siz vadinin beri yamacında, onlar da vadinin öte yamacında mevzilenmişti. Kervan da sizden daha aşağıda idi. Bu karşılaşmayı siz kararlaştırsaydınız karşılaşma konusunda anlaşmazlığa düşecektiniz. Oysa ALLAH, yapılması önceden planlanmış bir işi gerçekleştirmekte idi. Böylece, yok edilen, apaçık bir delille yok edilsin, yaşayan da apaçık bir delille yaşatılsın. ALLAH İşitendir, Bilendir.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

O vakit siz vadinin beri yamacında, onlar öte yamacında, süvarileri de sizden tam aşağıda bulunuyordu. Şayet onlarla önceden sözleşmiş olsaydınız, kesinlikle buluşma vaktinde görüş ayrılığına düşerdiniz; fakat Allah, yapılması gereken bir işi yerine getirmek için yok olacak olan açık delil ile yok olsun, yaşayacak olan da açık delil ile yaşasın diye, böyle yaptı. Çünkü Allah herşeyi işiten, herşeyi bilendir.

Elmalılı Hamdi Yazır

O vakıt ki siz vadinin beri yamacında idiniz, onlarsa öte yamacında, süvarileri de tam sizden aşağıda idiniz, öyleki onlarla va'dleşmiş olsa idiniz mutlak miadda ıhtilaf ederdiniz ve lakin Allah mukadder bir emri yerine getirmek için o yapılmış idi ki hem helak olan beyyineden helak olsun, hem de yaşıyan beyyineden yaşasın ve çünkü Allah her halde semi'dir alimdir

Erhan Aktaş

Sizin vadinin bir ucunda, onların da öteki ucunda ve kervanın da sizden aşağıda olduğu o gün, eğer bilinen bir yerde buluşmak hususunda sözleşmiş olsaydınız dahi, anlaşmazlığa düşerdiniz. Ama Allah, gerçekleştirilmesi gereken bir işi yaptı; yok olan, apaçık bir kanıtla yok olsun, yaşayan da apaçık bir kanıtla yaşasın diye. Allah, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Sizin vadinin bir ucunda, onların da öteki ucunda ve kervanın da sizden aşağıda olduğu o gün, eğer bilinen bir yerde buluşmak hususunda sözleşmiş olsaydınız dahi, anlaşmazlığa düşerdiniz. Ama Allah, gerçekleştirilmesi gereken bir işi yaptı; yok olan, apaçık bir kanıtla yok olsun, yaşayan da apaçık bir kanıtla yaşasın diye. Allah, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Sizin, vadinin bir ucunda, onların da öteki ucunda ve kervanın da sizden aşağıda olduğu o gün, eğer bilinen bir yerde buluşmak hususunda sözleşmiş olsaydınız dahi, anlaşmazlığa düşerdiniz. Ama Allah, gerçekleştirilmesi gereken bir işi yaptı; yok olan, apaçık bir kanıtla yok olsun, yaşayan da apaçık bir kanıtla yaşasın diye. Allah, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.

Gültekin Onan

Hani siz vadinin yakın kenarında, onlar uzak yamacındaydılar; kervan ise sizden daha aşağıdaydı. Eğer sözleşseydiniz, kaçınılmaz olarak yeri (veya konusu) hakkında anlaşmazlığa düşerdiniz; ancak Tanrı, gerçekleş(tiril)ecek buyruğu yerine getirmek (kaza etmek) için (böyle yaptı). Böylece helak olacak kişi apaçık bir delilden sonra helak olsun, diri kalacak kişi apaçık bir delilden sonra hayatta kalsın. Kuşkusuz Tanrı, gerçekten işitendir, bilendir.

Hasan Basri Çantay

O vakit siz vadinin yakın bir kenarında idiniz, onlar (düşmanlar, aynı yerin) en uzak bir kıyısında, (Mekkelilerin) kervan (ı) ise (sizin) daha aşağı (nız) da (ki sahil tarafında) idiler. Eğer böyle muayyen bir yerde buluşmak hususunda sözleşmiş olsaydınız muhakkak ki ihtilaf ederdiniz. Fakat işlenmesi gerekli olan emri yerine getirmek için (Allah böyle yapdı). Taki helak olan kişi apaçık bir delil (i gaziyle gördük) den sonra helak olsun, diri kalan kişi de yine apaçık delili (gözüyle) görerek hayatda kalsın. Şübhesiz ki Allah hakkıyle işidici, kemaliyle bilicidir.

İbni Kesir

Hani siz, o vakit vadinin yakın kenarında idiniz, onlar da öte yamacında idiler. Kervan ise sizden daha aşağıda idi. Eğer bir yerde buluşmak üzere sözleşseydiniz; muhakkak ki vaktini ta'yinde ihtilafa düşerdiniz. Fakat Allah, işlenmesi gerekli olan emri yerine getirmek için yaptı. Ta ki helak olan; apaçık bir delilden dolayı helak olsun, yaşayan da apaçık bir delilden dolayı yaşasın. Ve muhakkak ki Allah; Semi'dir, Alim'dir.

Mehmet Alagaş

(42-48) Bir vakit sizler yakın bir vadide idiniz, (dünya yakın demek, hayatın yakın kısmı , ahiret devam kısmı) onlar ise uzak bir vadide idiler (Kusva uzak demek. Dünyanın zıddı) Süvariler ise sizden aşağıda idi. Şayet vaatleşmiş olsaydınız tayin edilen yer konusunda anlaşmazlık / ihtilaf kesin yaşardınız ve lakin Allah emrini gerçeklemek için faaliyette idi. (İşi size bırakmadı) helak olacak olan açık ve net helak olsun , yaşayacak olan da açık ve net yaşasın. Allah kesinlikle işitir, bilir . O vakit Allah rüyanda o nları sana az gösteriyordu , e ğer onları çok gösterseydi korkacaktınız, emirde anlaşmazlığa düşecektiniz ve lakin Allah kurtar dı, (selleme) muhakkak O, göğüslerin özünü bilir. Karşılaştığınızda onları sizin gözünüzde az gösteriyordu , o nların gözlerinde de sizleri az gösteriyordu , faal olan / aktif olan Allah’ın emrinin gerçekleşmesi içindi, işler Allah ’a dönüş yapar. Ey iman edenler belli bir kısmı ile karşılaştığınız vakitte sebat edin ve Allah’ı çokça hatırlayın böylelikle belki kurtuluşa / felaha erersini z, Allaha ve Resul’üne itaat edin, çekişmeyin içinize korku düşer ve kuvvetiniz gider, sabredin, muhakkak ki Allah sabredenlerle beraberdir. Yurtlarından çalımlı ve insanlara gösterişli (Ria, iki yüzlü) çıkanlar gibi olmayın, Allah yolundan alıkoymayın, Allah yaptıklarınızı çepeçevre kuşatmıştır. Bir vakit şeytan onlara amellerini süslü / ziynetli gösterdi ve dedi ki insanlardan bugün size galip gelecek yoktur bende size yakın komşuyum , n e zaman ki iki tarafı gördü, arkasını dönüp caydı , m uhakkak ben sizden u zağım, sizin göremediklerinizi görüyorum, Allahtan da korkarım dedi. Allah şiddetli azap edendir.

Rowwad Tercüme Merkezi

Hatırlayın ki, (Bedir Savaşı'nda) siz vâdinin yakın kenarında (Medine tarafında) idiniz, onlar da uzak kenarında (Mekke tarafında) idiler. Kervan da sizden daha aşağıda (deniz sahilinde) idi. Eğer (savaş için) sözleşmiş olsaydınız, sözleştiğiniz vakit hususunda ihtilâfa düşerdiniz. Fakat Allah, gerekli olan emri yerine getirmesi, helâk olanın açık bir delille (gözüyle gördükten sonra) helâk olması, yaşayanın da açık bir delille yaşaması için (böyle yaptı). Çünkü Allah hakkıyla işitendir, bilendir.

Süleyman Ateş

O gün siz, vadinin yakın kenarında idiniz, onlar da uzak kenarında idiler. Kervan da sizden daha aşağıda idi. Eğer sözleşmiş olsaydınız dahi, sözleştiğiniz vakitte öyle buluşamazdınız. Fakat Allah, yapılması gereken bir işi yerine getirmek için (sizi böyle buluşturdu) ki helak olan, açık delille helak olsun; yaşayan da açık delille yaşasın. Çünkü Allah, işitendir, bilendir.

Süleymaniye Vakfı

Siz vadinin (Medine'ye) en yakın yamacında, onlar vadinin en uzak yamacında, kervan ise sizin alt tarafınızdaydı. Sözleşseydiniz böyle denk getiremezdiniz. Ama Allah, kararlaştırılan bir işi dipnot 1 gerçekleştirsin; ölen gerçeği görerek ölsün, yaşayan da gerçeği görerek yaşasın dipnot 2 diye böyle yaptı. Elbette daima dinleyen ve bilen Allah'tır.

Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
  2. metne dön, dipnot 2
    Önceden vadedilenin doğru olduğunu iki taraf da görsün.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

O gün siz o vadinin (Bedir'in) alt tarafında, onlar vadinin üst tarafında, kervan ise sizden daha aşağıda idi. Sözleşmiş olsaydınız, böyle denk getiremezdiniz. Ama Allah, olacağı belli şey olsun, kim etkisizleşecekse (ölecekse) gerçeği görerek etkisizleşsin, kim de yaşayacaksa gerçeği görerek yaşasın diye böyle yaptı. Allah elbette dinleyen ve bilendir.

Şaban Britch

Siz (Medine'ye) yakın vadide, onlar da (Medine'ye) uzak yamaçta idiler; kervan ise sizden daha aşağıdaydı. (Karşılaşmak için) sözleşseydiniz bile vakit hususunda ihtilaf ederdiniz (buluşamazdınız). Fakat bu Allah'ın olacak bir işi (mü’minlerin zaferini) gerçekleştirmek, helak olanın apaçık bir delil ile helak olması; yaşayanın da apaçık bir delil ile yaşaması içindir. Şüphesiz Allah, her şeyi işitendir. her şeyi bilendir.

Şaban Piriş

Siz vadiye en yakın, onlar da en uzak yamaçta idiler; kervan ise sizden daha aşağıdaydı. (Savaş için) sözleşseydiniz bile vakti tayinde ihtilaf ederdiniz. Fakat Allah, helak olan apaçık bir belge ile helak olsun; yaşayan da apaçık bir belge ile hayat bulsun diye olacak işi yaptı. Şüphesiz Allah, işiten ve bilendir.

Yaşar Nuri Öztürk

O vakit siz, vadinin beri yamacında idiniz, onlarsa öte yamacında idiler. Kervan sizden daha aşağıda idi. Sözleşmiş olsaydınız buluşma yer ve saatinde ayrılığa düşerdiniz. Ama Allah, olması kararlaştırılan işi yerine getirmek istiyordu. Ta ki, ölen beyyine üzerine ölsün, yaşayan da beyyine üzerine yaşasın. Allah elbette ki çok iyi işitir, çok iyi bilir.

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

You were on the near side of the valley and the infidels on the far side, and the caravan below you marching by; a web of circumstance calculated and timely arranged by the Omnipotent. Had you tried to plan such a precise arrangement you would have failed. Allah had planned it in such a manner as to serve His purpose and to help you obtain an advantage over your enemy who outnumbered you to a great disproportion, the survivors among the infidels will then realize that their defeat was made by Allah's Omnipotence and Authority and the survivors among the Muslim victors realize Allah's Omnipotence and Sovereignty and Allah is indeed Sami'un with unlimited audition and 'Alimun.

Abdul Haleem

Remember when you were on the near side of the valley, and they were on the far side and the caravan was below you. If you had made an appointment to fight, you would have failed to keep it [but the battle took place] so that God might bring about something already ordained, so that those who were to die might die after seeing a clear proof, and so that those who were to live might live after seeing a clear proof- God is all hearing and all seeing.

Abdullah Yusuf Ali

Remember ye were on the hither side of the valley, and they on the farther side, and the caravan on lower ground than ye. Even if ye had made a mutual appointment to meet, ye would certainly have failed in the appointment: But (thus ye met), that Allah might accomplish a matter already enacted; that those who died might die after a clear Sign (had been given), and those who lived might live after a Clear Sign (had been given). And verily Allah is He Who heareth and knoweth (all things).

Abul A'la Maududi

And recall when you were encamped at the nearer end of the valley (of Badr) and they were at the farther end and the caravan below you (along the seaside). Had you made a mutual appointment to meet in encounter, you would have declined. But encounter was brought about so that Allah might accomplish what He had decreed, and that he who was to perish should perish through a clear proof, and who was to survive might survive through a clear proof. dipnot 1 Surely Allah is All-Hearing, All-Knowing. dipnot 2

Abul A'la Maududi — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    The living and the dead spoken of in the above verse do not signify the individuals who survived the battle or those killed during it. The reference here is to the ideological entities of Islam and Jahiliyah.
  2. metne dön, dipnot 2
    God is neither blind nor deaf nor ignorant. On the contrary, He is All-Knowing, All-Seeing, All-Wise. Hence, we find reflection of God's knowledge, wisdom and justice in history.

Aisha Bewley

when you were on the nearer slope, and they were on the further slope and the caravan was lower down than you. If you had made an appointment with them you would have broken the appointment. However, it happened so that Allah could settle a matter whose result was preordained: so that those who died would die with clear proof, and those who lived would live with clear proof. Allah is All-Hearing, All-Knowing.

Al-Hilali & Khan

(And remember) when you (the Muslim army) were on the near side of the valley, and they on the farther side, and the caravan on the ground lower than you. Even if you had made a mutual appointment to meet, you would certainly have failed in the appointment, but (you met) that Allâh might accomplish a matter already ordained (in His Knowledge), so that those who were to be destroyed (for their rejecting the Faith) might be destroyed after a clear evidence, and those who were to live (i.e. believers) might live after a clear evidence. And surely, Allâh is All-Hearer, All-Knower.

Ali Quli Qarai

When you were on the nearer side, and they on the farther side, while the caravan was below you, and had you agreed together on an encounter, you would have certainly failed to keep the tryst, but in order that Allah may carry through a matter that was bound to be fulfilled, so that he who perishes might perish by a manifest proof, and he who lives may live on by a manifest proof, and Allah is indeed all-hearing, all-knowing.

Amatul Rahman Omar

When (on that day) you were on the nearer end (-the side nearer to Madînah of the valley of Badr) and those (of the hostile forces of disbelievers) were at its farther end (- the side which was farther from Madînah) and the caravan (of the Quraish from Syria) was on a level lower than yours (- towards the sea-coast). And had you made a mutual appointment beforehand (as to when and where to meet the foe) you would have differed with regard to the place and time of the appointment, (but the encounter did take place), that Allâh brought about that which was already decreed (by Him), so that he who had (already spiritually) perished on the altar of reason might perish (physically also), and he who has (already spiritually) come to life through a clear sign might live (physically also). Most surely, Allâh is All-Hearing, All-Knowing.

Arthur John Arberry

when you were on the nearer bank, and they were on the farther bank, and the cavalcade was below you; and had you made tryst together, you would have surely failed the tryst; but that God might determine a matter that was done, that whosoever perished might perish by a clear sign, and by a clear sign he might live who lived; and surely God is All-hearing, All-knowing.

Bijan Moeinian

Remember the battlefield in which you were in the higher grounds of the valley and they were in the lower side of the valley (destined to suffer from the rain that was sent before the battle) and the caravan was below you. Even if you had agreed to meet each other, you would have not come to the battlefield (as you were low in number and ill-equipped] but God had decided to accomplish His plan and let whoever had to perish to perish and whoever deserved to live to live; thus sending a clear message. Indeed, God hears and knows everything.

E. Henry Palmer

When ye were on the near side of the valley, and they were on the far side, and the camels were below you; had ye made an appointment then ye would have failed to keep your appointment - but it was that God might accomplish a thing that was as good as done! that he who was to perish might perish with a manifest sign; and that he who was to live might live with a manifest sign; for, verily, God hears and knows!

Edip-Layth

When you were on the near side, and they were on the far side, then the supply line became directly beneath you. Had you planned for this meeting, you would have disagreed on its timing, but God was to enforce a command that was already done. So that He would destroy those to be destroyed with proof, and to let those who will live be alive with proof. God is Hearer, Knowledgeable.

George Sale

When ye were incamped on the hithermost side of the valley, and they were incamped on the further side, and the caravan was below you; and if ye had mutually appointed to come to a battle, ye would certainly have declined the appointment; but ye were brought to an engagement without any previous appointment, that God might accomplish the thing which was decreed to be done, that he who perisheth hereafter may perish after demonstrative evidence, and that he who liveth may live by the same evidence God both heareth and knoweth.

Hamid S. Aziz

When you were on the near side of the valley, and they were on the far side, and the camel caravan was below you, had you made an appointment then to meet, you would have failed to keep it. But it was otherwise, so that Allah might accomplish a thing that must be done (or was already decreed); that he who was to perish might perish on clear proof (either as a forewarning or to some other manifest purpose or cause); and that he who was to survive might survive on clear proof. Verily, Allah is Hearer, Knower.

Mahmoud Ghali

As you were on the closer embankment, and they were on the remotest embankment, and the cavalcade (of riders) was below you; and if you had made a mutual appointment, you would indeed have differed about the promised appointment, but that Allah might decree a Command that was to be performed, that whoever perished might perish by a supreme evidence, and whoever lived might live by a supreme evidence; and surely Allah is indeed Ever-Hearing, Ever-Knowing.

Marmaduke Pickthall

When ye were on the near bank (of the valley) and they were on the yonder bank, and the caravan was below you (on the coast plain). And had ye trysted to meet one another ye surely would have failed to keep the tryst, but (it happened, as it did, without the forethought of either of you) that Allah might conclude a thing that must be done; that he who perished (on that day) might perish by a clear proof (of His Sovereignty) and he who survived might survive by a clear proof (of His Sovereignty). Lo! Allah in truth is Hearer, Knower.

Mohamed Ahmed - Samira

(That day) when you were at one end of the valley, (the unbelievers) at the other, and the caravan below you (on the lowland by the coast), you would surely have declined to fight if (the Makkans) had offered you battle. (But the battle did take place) that God may end the matter which had been accomplished, so that he who had to die may perish after a clear demonstration, and he who had to live may survive in the light of positive proof, for God hears all and knows everything.

Muhammad Asad

[Remember that day] when you were at the near end of the valley [of Badr], and they were at its farthest end, while the caravan was below you. And if you had known that a battle was to take place, you would indeed have refused to accept the challenge: but [the battle was brought about none the less,] so that God might accomplish a thing [which He willed] to be done, [and] that he who would perish might perish in clear evidence of the truth, and that he who would remain alive might live in clear evidence of the truth. And, behold, God is indeed all-hearing, all-knowing.

Mustafa Khattab

˹Remember˺ when you were on the near side of the valley, your enemy on the far side, and the caravan was below you. Even if the two armies had made an appointment ˹to meet˺, both would have certainly missed it.[1] Still it transpired so Allah may establish what He had destined—that those who were to perish and those who were to survive might do so after the truth had been made clear to both. Surely Allah is All-Hearing, All-Knowing.

Progressive Muslims

When you were on the near side, and they were on the far side, then the supply line became directly beneath you. And had you planned for this meeting, you would have disagreed on its timing, but God was to enforce a command that was already done. So that He would destroy those to be destroyed with proof, and to let those who will live be alive with proof. God is Hearer, Knowledgeable.

Rashad Khalifa

Recall that you were on this side of the valley, while they were on the other side. Then their caravan had to move to lower ground. Had you planned it this way, you could not have done it. But GOD was to carry out a predetermined matter, whereby those destined to be annihilated were annihilated for an obvious reason, and those destined to be saved were saved for an obvious reason. GOD is Hearer, Omniscient.

Sahih International

[Remember] when you were on the near side of the valley, and they were on the farther side, and the caravan was lower [in position] than you. If you had made an appointment [to meet], you would have missed the appointment. But [it was] so that Allah might accomplish a matter already destined - that those who perished [through disbelief] would perish upon evidence and those who lived [in faith] would live upon evidence; and indeed, Allah is Hearing and Knowing.

Sam Gerrans

When you were on the near bank, and they were on the far bank, and the caravan was lower than you. And had you agreed to meet, you would have failed in the appointment. But that God might conclude a matter that was done: — that there might perish he who perished upon clear evidence, and that there might live he who lived upon clear evidence; and God is hearing and knowing.

Shabbir Ahmed

You were on the Northern, Madinah side of the Valley of Badr, and they were on the Southern, Makkah side of the Valley. And the caravan of the Makkans was proceeding south along the low Western coast, from Syria to Makkah. Had you attacked the caravan, it would not have accomplished Allah's Will. He wanted you to have a decisive victory over the hostile army. Allah had decreed that the Truth shall survive and falsehood shall vanish. Allah is Hearer, Knower.

Syed Vickar Ahamed

(And remember) when you (the army of the believers) were on the near side of the valley, and they were on the far side (of the valley), and the caravan (of Quraish) on lower ground than you. Even if you had made a mutual time to meet (for war), you would certainly have failed at that time: But (again you met) for Allah to complete an act already decided; So that those who died would die after a clear Sign (of Allah), and those who lived would live after a clear Sign (of Allah). And surely Allah is All Seeing (Sami’) and All Knowing (Aleem, all things).

Taqi Usmani

(Remember) when you were on the nearest end of the valley, and they were on the farthest one, and the caravan was downwards from you. Had you made an appointment with each other, you would have disagreed about the appointment. But (it happened like this) so that Allah might accomplish what was destined to be done, so that whoever is going to perish may perish knowingly, and whoever is going to live may live knowingly. Allah is indeed All-Hearing, All-Knowing.

The Monotheist Group

When you were on the near side, and they were on the far side, then the supply line became directly beneath you. And if you had planned for this meeting, you would have disagreed on its timing, but God was to enforce a command that was already done. So that He would destroy those to be destroyed with proof, and to let those who will live be alive with proof; and God is Hearer, Knowledgeable.

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — Enfâl suresi, 42. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — Enfâl suresi, 42. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — Enfâl suresi, 42. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩