A'râf suresi

A'râf suresi, 173. ayet

A'râf suresi, 173. ayet. أَوْ تَقُولُوٓا۟ إِنَّمَآ أَشْرَكَ ءَابَآؤُنَا مِن قَبْلُ وَكُنَّا ذُرِّيَّةً مِّنۢ بَعْدِهِمْ أَفَتُهْلِكُنَا بِمَا فَعَلَ ٱلْمُبْطِلُونَ

ev teḳûlû innemâ eşrake âbâünâ min ḳablü vekünnâ ẕürriyyetem mim ba`dihim. efetühlikünâ bimâ fe`ale-lmübṭilûn.

Diyanet İşleri

Yahut, "Bizden önce babalarımız Allah'a ortak koşmuşlar. Biz onlardan sonra gelen bir nesiliz. Şimdi batılcıların işlediği yüzünden bizi helak mı edeceksin?" dememeniz içindir.

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

A'râf 170–176 · surenin 173. ayeti / 206

Konu Elest bezmi ve ayetlerden sıyrılan kişi A'râf 172–181 3

  1. A'râf 170

    Kitab'a sımsıkı sarılanlara ve namazı dosdoğru kılanlara gelince, şüphesiz biz, iyiliğe çalışan (erdemli) kimselerin mükafatını zayi etmeyiz.

  2. A'râf 171

    Hani dağı sanki bir gölgelikmiş gibi onların üstüne kaldırmıştık da üzerlerine düşecek sanmışlardı. (Onlara:) "Size verdiğimiz Kitab'a sımsıkı sarılın ve onun içindekileri hatırlayın ki, Allah'a karşı gelmekten sakınasınız" demiştik.

  3. A'râf 172

    Hani Rabbin (ezelde) Ademoğullarının sulplerinden zürriyetlerini almış, onları kendilerine karşı şahit tutarak, "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" demişti. Onlar da, "Evet, şahit olduk (ki Rabbimizsin)" demişlerdi. Böyle yapmamız kıyamet günü, "Biz bundan habersizdik" dememeniz içindir.

  4. 173

    Yahut, "Bizden önce babalarımız Allah'a ortak koşmuşlar. Biz onlardan sonra gelen bir nesiliz. Şimdi batılcıların işlediği yüzünden bizi helak mı edeceksin?" dememeniz içindir.

  5. A'râf 174

    Hakka dönsünler diye işte ayetleri böylece ayrı ayrı açıklıyoruz.

  6. A'râf 175

    Kendisine ayetlerimizi verdiğimiz halde, onlardan sıyrılıp da şeytanın kendisini peşine taktığı, bu yüzden de azgınlardan olan kimsenin haberini onlara anlat.

  7. A'râf 176

    Dileseydik o ayetlerle onu elbette yüceltirdik. Fakat o, dünyaya saplanıp kaldı da kendi heva ve hevesine uydu. Onun durumu köpeğin durumu gibidir: Üzerine varsan da dilini sarkıtıp solur; kendi haline bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte bu, ayetlerimizi yalanlayan toplumun durumudur. Şimdi onlara bu olayları anlat ki düşünsünler.

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

Bu metin 172–173. ayetler için yazılmıştır.

172. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Hani Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış” sulblerinden zürriyetlerini çıkartmış, onları nesiller halinde arka arkaya birbirinden türeyip doğmalarını sağlamış “ve” annelerinin karınları ile babalarının sulblerinden çıkartınca “onları kendilerine şahit tutup: Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demişti. Yani onların fıtratlarına kendilerinin Rabbi, yaratıcıları ve mutlak sahipleri olduğuna dair koymuş olduğu ikrar gereğince onlara rububiyetini kabul ettiklerini ikrar ettirmişti. Onlar da “Evet” biz bunu kabul ettik, demişlerdi. Çünkü Yüce Allah, kullarını dosdoğru ve hanif din üzere yaratmıştır. Herkes bu şekilde yaratılmıştır. Fakat fıtrat, akılların maruz kalacağı bozuk akîdelerin etkisi altında değişebilir, değişikliğe uğrayabilir. İşte bundan dolayı devamla şöyle buyrulmuştur:

“Bu, kıyamet günü: Bizim bundan haberimiz yoktu, demeyesiniz diyedir.” Yani biz, sizleri imtihan ettik, sizler de Yüce Allah’ın, Rabbiniz olduğuna dair sahip olduğunuz bilgiler ile bu ikrarı yaptınız. Zira kıyamet günü bu ikrarı inkâr edip buna dair hiçbir şeyi kabul etmeyebilir ve size karşı Allah’ın delilinin ortaya konmadığını, sizin buna dair hiçbir bilginizin bulunmadığını ileri sürebilirsiniz. Hatta siz, bundan kesinlikle habersiz olduğunuzu iddia edebilirsiniz. Artık bugün sizin ileri sürebileceğiniz bir deliliniz kalmamıştır. Yüce Allah’ın kesin ve nihai delili de sizin aleyhinizde sabit olmuştur.

173. “Yahut” da sizler bir başka mazeret ileri sürerek şöyle demeyesiniz: “Daha önce atalarımız Allah’a ortak koşmuşlardı, biz de onlardan sonra gelen bir kuşaktık” bu yüzden onların izinden gittik ve onların batıllarında onlara uyduk. “Şimdi o batıla saplananların işledikleri yüzünden bizi de mi helak edeceksin? demeyesiniz diyedir.” Çünkü Yüce Allah, atalarınızın izledikleri yolun batıl olduğunu size gösterecek, gerçeğin peygamberlerin getirdikleri olduğunu açıkça ortaya koyacak hususları fıtratlarınıza yerleştirmiştir. Bu, sizin atalarınızı üzerinde bulduğunuz hale karşı ve hatta ondan daha ileri bir delildir. Evet, kul kimi zaman sapık atalarının görüşleri ve bozuk yolları içinden hak zannettiği birtakım kanaatlere sahip olabilir. Ancak bunun tek sebebi, Yüce Allah’ın delillerinden, açıklamalarından, afaki ve enfüsi âyetlerinden yüz çevirmesidir. Onun bu yüz çevirmesi ve batıl içerisinde olanların söylediklerine yönelmesi, belki de onu batılı hakka üstün tutacak bir hale bile götürebilir.

İşte bu âyet-i kerimenin doğru tefsiri budur. Bununla birlikte bu ayet şöyle de açıklanmıştır: Bu olay, Yüce Allah’ın Adem’in zürriyetini Adem’in sulbünden çıkartıp da onlardan söz aldığı gün gerçekleşmiştir. Bu günde onları kendilerine karşı şahit tutmuş, onlar da bu gerçeğe şahitlik etmişlerdir.[11] İnat ve küfür içerisinde sürdürdükleri zulme karşı işte o vakit onlara verdiği bu emri, hem dünyada hem âhirette onlara delil olarak ortaya koymaktadır. Ancak âyet-i kerimede buna delil olacak bir ifade olmadığı gibi, böyle olmasını gerektirecek bir münasebet de yoktur. Yüce Allah’ın hikmetinin gereği de bu değildir. Vakıa da buna tanıklık etmemektedir. Çünkü onların sözünü ettikleri bu söz, Yüce Allah’ın Adem’in sülbünden zürriyetlerini çıkardığı ve henüz bu alemde bulunmadıkları bir vakitte alınmış bir sözdür ki hiç kimse böyle bir şeyi hatırlamamaktadır. Peki, Yüce Allah Âdemoğullarına karşı haberdar olmadıkları, ona dair ellerinde herhangi bir iz ve işaret bulunmayan bir hususu nasıl delil gösterir? İşte bu konuda durum açık ve seçik olduğundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

Veyahut Allah’a şirk koşarak ahdi bozanların babalarınız olduğunu, sizlerin de babalarınızı bulduğunuz şirk üzerine onları taklit ettiğinizi hüccet getirerek ‘’Ey Rabbimiz! Allah’a şirk koşarak amellerini iptal etmiş olan babalarımızın yaptıkları sebebiyle bizleri cezalandırıp azap mı edeceksin? Cehaletimiz ve babalarımızı taklit etmemiz sebebiyle bizim bir günahımız yoktur.’’ dememeniz içindir.

Kelimeler

15 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. أَوْ ev yahut
  2. تَقُولُوٓا۟ tekulu demeyesiniz kök: قول
  3. إِنَّمَآ innema şüphesiz
  4. أَشْرَكَ eşrake ortak koştu kök: شرك
  5. ءَابَآؤُنَا aba'una babalarımız kök: ابو
  6. مِن min
  7. قَبْلُ kablu daha önce kök: قبل
  8. وَكُنَّا ve kunna biz de olduk kök: كون
  9. ذُرِّيَّةًۭ zurriyyeten bir nesil kök: ذرر
  10. مِّنۢ min
  11. بَعْدِهِمْ ۖ bea'dihim onlardan sonra gelen kök: بعد
  12. أَفَتُهْلِكُنَا efetuhlikuna bizi helak mı ediyorsun? kök: هلك
  13. بِمَا bima yüzünden
  14. فَعَلَ feale yaptıkları kök: فعل
  15. ٱلْمُبْطِلُونَ l-mubtilune iptal edenlerin kök: بطل

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 8 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı kök: هلك (68 geçiş) · Aynı kök: فعل (109 geçiş) · Ortak kavram: Helâk

    Musa, kavminden, belirlediğimiz yere gitmek için yetmiş adam seçti. Onları sarsıntı yakalayınca (bayıldılar). Musa, "Ey Rabbim! Dileseydin onları da…

  • Aynı kök: هلك (68 geçiş) · Aynı kök: فعل (109 geçiş) · Ortak kavram: Helâk

    Hani siz vadinin (Medine'ye) yakın tarafında; onlar uzak tarafında, kervansa sizin aşağınızdaydı. (Onlar sayıca sizden öylesine fazla idi ki), şayet…

  • Aynı kök: فعل (109 geçiş) · Aynı kök: ابو (117 geçiş) · Ortak kavram: Şirk

    Allah'a ortak koşanlar, dediler ki: "Allah dileseydi ne biz, ne de atalarımız O'ndan başka hiçbir şeye tapmazdık, O'nun emri olmadan hiçbir şeyi de…

  • Aynı kök: ذرر (38 geçiş) · Aynı kök: ابو (117 geçiş)

    Babalarından, çocuklarından ve kardeşlerinden bir kısmını da. Bütün bunları seçtik ve bunları dosdoğru bir yola ilettik.

  • Aynı kök: ذرر (38 geçiş) · Aynı kök: ابو (117 geçiş)

    Bu sonuç da Adn cennetleridir. Atalarından, eşlerinden ve çocuklarından iyi olanlarla beraber oraya girerler. Melekler de her bir kapıdan yanlarına…

  • Aynı kök: ذرر (38 geçiş) · Aynı kök: ابو (117 geçiş)

    "Ey Rabbimiz! Onları da, onların babalarından, eşlerinden ve soylarından iyi olanları da, kendilerine vaad ettiğin Adn cennetlerine koy. Şüphesiz sen…

  • Aynı kök: فعل (109 geçiş) · Aynı kök: ابو (117 geçiş)

    Çirkin bir iş işledikleri vakit, "Biz atalarımızı bunun üzerinde bulduk, Allah da bize bunu emretti" derler. De ki: "Şüphesiz, Allah çirkin işleri…

  • Aynı kök: فعل (109 geçiş) · Aynı kök: ابو (117 geçiş)

    Dediler ki: "Ey Şu'ayb! Babalarımızın taptığını, yahut mallarımız hakkında dilediğimizi yapmayı terk etmemizi sana namazın mı emrediyor. Oysa sen…

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

73 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

Veya "Daha önce atalarımız Allah'a ortak koşmuştu; biz de onlardan sonra gelen nesiller olduğumuz için; dipnot 1 (yani) yanlış yapanlar nedeniyle bizi de mi helak edeceksin?" dersiniz diye (işte böyle yapmıştık). dipnot 2

Mehmet Okuyan — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Bu iki ayet En‘âm 6:156-157 ve Zümer 39:56-58. ayetlerle birlikte okunmalıdır.
  2. metne dön, dipnot 2
    Bu ayetler yani A‘râf 7:172-173. ayetler En‘âm 6:156-157 ve Zümer 39:56-58. ayetlerle birlikte okunmalıdır.

Mustafa İslamoğlu

ya da "Doğrusu bizden önce babalarımız şirk koşmuştu, bizse sadece onların peşinden giden bir kuşağız; dolayısıyla, batılı icat edenlerin yaptıkları yüzünden bizi mi helak edeceksin?" gerekçesine sığınmayasınız.

Muhammed Esed

yahut: "Aslında, önce (biz değil,) atalarımızdı Allahtan başkasına tanrısal nitelikler yakıştıranlar; biz sadece onların izinden yürüyen bir kuşağız; öyleyse, batılı ihdas edenlerin işlediklerinden dolayı bizi mi helak edeceksin?" demeyesiniz.

Ahmed Hulusi

Bir de "Daha önce atalarımız yalnızca müşrik olarak yaşarlardı; biz de onların devamı bir zürriyetiz (onların genetik özelliklerinin devamıyız); Hakk'ı inkar eden atalarımız yüzünden bizi helak mı edeceksin?" demeyesiniz (için yukarıdaki olayı açıkladık. Zira her insan İslam fıtratı {programı} üzere yaratılır. Din anlayışı çevresinin şartlandırmasıyla başlar).

Ali Bulaç

Ya da: "Bizden önce ancak atalarımız şirk koşmuştu, biz ise onlardan sonra gelme bir kuşağız; işleri batıl olanların yaptıklarından dolayı bizi helak mi edeceksin?" dememeniz için.

Ali Özek ve heyeti

Yahut «Daha önce babalarımız Allah'a ortak koştu, biz de onlardan sonra gelen bir nesildik (onların izinden gittik). Bâtıl işleyenlerin yüzünden bizi helâk edecek misin?» dememeniz için (böyle yaptık).

Ali Rıza Safa

Veya "Aslında, bizden önce atalarımız ortaklar koşmuşlardı. Biz, onlardan sonra gelen bir kuşağız. Gerçeğe aykırı yolu izleyenlerin yaptıkları yüzünden, bizi mi yıkıma uğratacaksın?" diyemezsiniz.

Bayraktar Bayraklı

Ya da "Daha önce atalarımız şirke batmıştı. Biz de onların ardından gelen bir soyuz. Gerçeği çiğneyenler yüzünden bizi helak mi edeceksin?" demeyesiniz.

Edip Yüksel

Yahut, "Atalarımız önceden ortak koştu ve biz de onlardan sonra gelen soylarıyız, bizi bidat ve hurafelere dalanlardan dolayı mı yok edeceksin" diyemezsiniz.

Edip Yüksel (Eski Baskı)

Yahut, 'Atalarımız önceden ortak koştu ve biz de onlardan sonra gelen soylarıyız, bizi bidat ve hurafelere dalanlardan dolayı mı yok edeceksin,' diyemezsiniz.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Yahut, "Ancak, atalarımız şirk koştular, biz ise onlardan sonra gelen bir nesil idik; şimdi o batılı tesis edenlerin yaptıklarıyla bizi helak mı edeceksiniz?" demeyesiniz diye.

Elmalılı Hamdi Yazır

Yahud, ancak önceden atalarımız şirk koştular, biz ise onlardan sonra bir zürriyyet idik, şimdi o batılı te'sis edenlerin yaptıklarıyle bizi helak mi edeceksin? demeyesiniz.

Erhan Aktaş

Veya "Biz, bizden önce şirk koşan atalarımızın ardından gelen bir nesiliz, batılla amel edenlerin yaptıkları yüzünden bizi mi yok edeceksin?" demeyesiniz diye.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Veya "Biz, bizden önce şirk koşan atalarımızın ardından gelen bir nesiliz, batılla amel edenlerin yaptıkları yüzünden bizi mi yok edeceksin?" demeyesiniz diye.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Veya "Biz, bizden önce şirk koşan atalarımızın ardından gelen bir nesiliz, batılla amel edenlerin yaptıkları yüzünden bizi mi yok edeceksin?" demeyesiniz diye.

Gültekin Onan

Ya da: "Bizden önce ancak atalarımız ortak koşmuştu, biz ise onlardan sonra gelme bir kuşağız; işleri batıl olanların yaptıklarından dolayı bizi helak mi edeceksin?" dememeniz için.

Hasan Basri Çantay

Yahud "Daha evvel ancak atalarımız (Allaha) şirk koşmuşdu. Biz de onların ardından (gelen) bir nesliz Şimdi o baatılı kuranların işlediği (günahlar) yüzünden bizi helak mı edeceksin?" dememeniz içindi.

İbni Kesir

Veya daha önce sadece atalarımız şirk koşmuştu, biz ise onların ardından gelen bir nesiliz, bizi batıl işleyenlerin yaptıkları yüzünden helak eder misin? demeyesiniz.

Mehmet Alagaş

(172-174) Bir vakit Kıyamet günü bu olaydan k esinlikle bihaberdik / gafildik demeyesiniz veya evvelden babalarımız ortak koşmuşlar biz de onlardan sonraki soylarıyız, boş iş yapanların yaptıkları şeylerle bizi mi helak edeceksin? demeyesiniz diye Rabbin, Âdem oğullarının arkalarından gelen soylarından da / zürriyetlerinden de alarak, onları kendilerine de şahit tutarak, Rabbiniz değil miyim dedi, dediler ki evet bizler şahit olduk. (Ruhlar alemimde ve sonraki nesillerden) İşte böyle ayetleri ayrıntılı / detaylı açıklıyoruz ki böylelikle belki geri dönerler / rücu ederler.

Rowwad Tercüme Merkezi

Ya da bizim atalarımız önceden şirk koşmuşlar. Biz de onlardan sonra gelen bir nesiliz. Batıla düşenlerin yaptıklarından dolayı bizi helâk mi edeceksin? demeyesiniz.

Süleyman Ateş

Yahut: "(Ne yapalım) daha önce babalarımız (Allah'a) ortak koştu, biz de onlardan sonra gelen bir nesil old(uğumuz için öyle yapt)ık. (Gerçekleri) iptal edenlerin yaptıkları yüzünden bizi helak mı ediyorsun?" demeyesiniz diye (sizin Rabbiniz olduğum hakkında sizleri şahid tutmuştuk).

Süleymaniye Vakfı

Ya da şöyle derdiniz: "Sana bizden önce, atalarımız ortak koştu. Biz, onlardan sonra gelen bir nesildik (onlara uyduk). Batıla dalan o kimselerin yaptıkları yüzünden bizi helak mı edeceksin dipnot 1 ?"

Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Kendilerine elçi gelmeyen toplumlar, sadece şirkten ve evrensel doğrulardan sorumlu olurlar. Çünkü Allah'ın bir ortağının olamayacağını ve evrensel doğruları kendi gözlemleriyle öğrenmiş olurlar.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Şunu da diyemezsiniz: "Önceden ortaklar uyduran atalarımızdı. Biz ise onlardan sonra gelen bir nesildik. O boş işlere dalanların yaptıklarından ötürü bizi yok mu edeceksin?"

Şaban Britch

Ya da bizim atalarımız önceden şirk koşmuşlar. Biz de onlardan sonra gelen bir nesiliz. Batıla düşenlerin yaptıklarından dolayı bizi helak mi edeceksin? demeyesiniz.

Şaban Piriş

-Bizim atalarımız önceden şirk koşmuşlar. Biz de onlardan sonra gelen bir nesiliz. Batıla düşenlerin yaptıklarından dolayı bizi helak mi edeceksin? dersiniz diye..

Yaşar Nuri Öztürk

Şöyle de demeyesiniz: "Daha önce atalarımız şirke batmıştı. Biz de onların ardından gelen bir soyuz. Gerçeği çiğneyenler yüzünden bizi helak mı edeceksin?"

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

Or you might say: "Our fathers had incorporated with Allah other deities, and as their descendents, they have had much influence on our thoughts; will You O Allah subject us to the torment to pay a debt owed to You by the damned!"

Abdul Haleem

or, ‘It was our forefathers who, before us, ascribed partners to God, and we are only the descendants who came after them: will you destroy us because of falsehoods they invented?’

Abdullah Yusuf Ali

Or lest ye should say: "Our fathers before us may have taken false gods, but we are (their) descendants after them: wilt Thou then destroy us because of the deeds of men who were futile?"

Abul A'la Maududi

Or say: 'Our forefathers before us who associated others with Allah in His divinity; we were merely their offspring who followed them. And would You destroy us for that which the unrighteous did?' dipnot 1

Abul A'la Maududi — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    The verse describes the purpose of the primordial covenant. The purpose is to make every person responsible for his deeds so that if he rebels against God he will be held fully accountable for that rebelfion. Because of the covenant, no one will be able either to plead for acquittal on grounds of ignorance, or blame his misdeeds on his ancestors. In other words, this primordial covenant has been mentioned as the reason for the inherent awareness in every single person that God is the only Lord and Deity. Thus, none can totally absolve himself of his responsibility on the plea that he was altogether ignorant, or transfer the blame for his error to the corrupt environment in which he was brought up. Now, it can be argued that even if the covenant did take place, no human being remembers its occurrence. No human being is aware that a long time ago, at the time of creation, he had affirmed, in response to God's query, that God indeed was his Lord. This being the case, it can be further argued that no charge can be legitimately brought against man on the ground of a covenant with God which he no longer remembers to have made. In response to this it can be said that had the covenant been made fully in man's conscious memory, it would be meaningless for God to put man to the test in this world. Hence, there can be no denying that the covenant is not preserved in man's conscious memory. But it has doubtlessly been preserved in man's sub-conscious mind. In this respect the primordial covenant is no different from other pieces of knowledge in man's sub-conscious mind. Whatever man has so far achieved in the way of culture and civilization can be attributed to his latent potentialities. All external factors and internal motivations simply account for helping the actualization of those potentialities. Neither education nor training nor environmental factors can bring out anything which is not potentially found in the human mind. Likewise, external factors have no power to root out man's latent potentialities. External factors may, at the most, cause a person to deflect from the course dictated by sound human nature. However, man's sound nature is inclined to resist the pressure of external forces and exert itself in order to find an outlet. As we have said earlier, this is not peculiar to man's religious propensity alone, but is equally true of all his mental potentialities. In this regard the following points are particularly noteworthy: (1) All man's potentialities exist in the sub-conscious mind and prove their existence when they manifest themselves in the form of human action. (2) The external manifestation of these potentialities requires external stimuli such as instruction, upbringing. and attitudinal orientation. In other words, our actions consist of the responses of our inherent potentialities to external stimuli. (3) Man's inner potentialities can be suppressed both by false urges within him as well as external influences by trying to pervert and distort those latent potentialities. The potentialities themselves, however, cannot he totally rooted out. The same holds true of man's intuitive knowledge regarding his position in the universe and his relationship with his Creator. In this connection the following points should be borne in mind: (1) That man has always had such intuitive knowledue is evident from the fact that this knowledge has surfaced throughout history in every period and in every part of the world, and which no power has so far been able to extirpate. (2) That this intuitive knowledge conforms to objective reality, is borne out by, the fact that whenever this knowledge has influenced human life, it has had beneficial results. (3) That in order to manifest itself in his practical life, man's intuitive knowledge has always required external stimuli. The stimuli have consisted of the advent of the Prophets (peace be on them), the revelation of the Heavenly Books, and the striving of those who have tried to follow them and invite others to do the same. It is for this reason that the Qur'an has been desienated as mudhakkir (the reminder): dhikr (remembrance); tadhkirah (admonition). and the function of the Qur'an has been characterized as tadhkir(reminding). What this suggests is that the Prophets, the Heavenly Books and those who invite people to the truth do not seek to provide human beings with something new, something which exists outside of them. Their task rather consists of bringing to the surface and rejuvenating what is latent, though dormant, in man himself. Throughout the ages man has always positively responded to this 'Reminder'. This itself is testimony to the fact that it is embodied in a knowledge which has always been recognized by; man's soul. Forces arising from ignorance and obscurantism, lust and bigotry, and the erroneous teachings and promptings of devils - human as well as jinn - have always attempted to suppress, conceal, and distort the fact that the truth preached by the Prophets is embedded in man's soul. These attempts gave rise to polytheism, atheism, religious misdirection and moral corruption. Despite the combined efforts of the forces of falsehood, however, this knowledge has always had an imprint on the human heart. Hencel, whenever any effort was made to revive that knowledge, it has proved successful. Doubtlessly those who are bent on denying the truth can resort to a great deal of sophistry in order to deny or at least create doubt and confusion about the existence of this knowledge. However on the Day of Resurrection the Creator will revive in man the memory of the first assembly when man made his covenant with God and accepted Him as his Only Lord. On that occasion God will provide evidence to the effect that the covenant always remained imprinted on man's soul. He will also show how from time to time man tried to suppress his inner voice which urged him to respond to the call of the covenant; how again and again his heart pressed him to affirm the truth; how his intuition induced him to denounce the errors of belief and practice; how the truth ingrained in his soul tried to express itself and respond to those who called to it; and how on each occasion he lulled his inner self to sleep because of his lust and bigotry.However a Day will come when man will no longer be in a position to put forth specious arguments to justify his false claims. That will be the Day when man will have no option but to confess his error. It will then be impossible for people to say that they were ignorant, or negligent. In the words of the Qur'an: '...and they will bear witness against themselves that they had disbelieved' (al-An'am 6: 130).

Aisha Bewley

Or lest you say, ‘Our forefathers associated others with Allah before our time, and we are merely descendants coming after them. So are You going to destroy us for what those purveyors of falsehood did?’

Al-Hilali & Khan

Or lest you should say: "It was only our fathers afortime who took others as partners in worship along with Allâh, and we were (merely their) descendants after them; will You then destroy us because of the deeds of men who practised Al-Bâtil (i.e. polytheism and committing crimes and sins, invoking and worshipping others besides Allâh)?" (Tafsir At-Tabarî).

Ali Quli Qarai

or lest you should say, ‘Our fathers ascribed partners [to Allah] before [us] and we were descendants after them. Will You then destroy us because of what the falsifiers have done?’

Amatul Rahman Omar

Or (lest) you should say, `It were only our forefathers who associated partners (with God) in the past and we only happened to be their children who came after them (to follow in their footsteps). Will You then destroy us for the vain doings of the perpetrators of falsehood?'

Arthur John Arberry

or lest you say, 'Our fathers were idolaters aforetime, and we were seed after them. What, wilt Thou then destroy us for the deeds of the vain-doers?'

Bijan Moeinian

Man cannot say then: "Why do you hold us responsible for what our grandfathers started and we simply followed in their footsteps?"

E. Henry Palmer

or say, 'Verily, our fathers associated others with God before us, and we were but their seed after them: wilt Thou then destroy us for what vaindoers did?' -

Edip-Layth

Nor can you say, "It was our fathers who set up partners before and we were simply a progeny who came after them. Would You destroy us for what the innovators did?"

George Sale

Or lest you should say, 'It was only our fathers who associated co-partners with Allah in the past and we were merely a generation after them. Wilt Thou then destroy us for what those, who lied, did?

Hamid S. Aziz

Or say, "Verily, our fathers associated others with Allah before us, and we were but their seed after them. Will you then destroy us for the futile deeds of the doers of futility (or vanities)?"

Mahmoud Ghali

Or that you should not say, "Surely it is only our fathers (who) associated (i. e., associated others with Allah) earlier, and we were (their) offspring even after them. Would You then cause us to perish for what the wrong-doers performed?".

Marmaduke Pickthall

Or lest ye should say: (It is) only (that) our fathers ascribed partners to Allah of old and we were (their) seed after them. Wilt Thou destroy us on account of that which those who follow falsehood did?

Mohamed Ahmed - Samira

Or, lest they should say: "It were our fathers who had ascribed compeers to God; we are only their offspring. Will You destroy us for the deeds of those who dealt in vanities?"

Muhammad Asad

or lest you say, "Verily, it was but our forefathers who, in times gone by, began to ascribe divinity to other beings beside God; and we were but their late offspring: wilt Thou, then, destroy us for the doings of those inventors of falsehoods?"

Mustafa Khattab

Nor say, ‘It was our forefathers who had associated others ˹with Allah in worship˺ and we, as their descendants, followed in their footsteps. Will you then destroy us for the falsehood they invented?’"

Progressive Muslims

Nor can you Say: "It was our fathers who set up partners before and we were simply a progeny who came after them. Would You destroy us for what the innovators did"

Rashad Khalifa

Nor can you say, "It was our parents who practiced idolatry, and we simply followed in their footsteps. Will You punish us because of what others have innovated?"

Sahih International

Or [lest] you say, "It was only that our fathers associated [others in worship] with Allah before, and we were but descendants after them. Then would You destroy us for what the falsifiers have done?"

Sam Gerrans

“Or you say: ‘Our fathers but ascribed a partnership before, and we were progeny after them; wilt Thou then destroy us for what the creators of vanity did?’”

Shabbir Ahmed

Nor will any excuse avail them such as, "It was our forefathers who took false gods and we inherited their belief system. Will you punish us for what falsehood others practiced?" (You will not be questioned what others used to do. No one will bear the load of another (2:134), (39:7)).

Syed Vickar Ahamed

Or in case you may say: "Our fathers before us may have taken false gods, but we are (their) descendants: Then will You destroy us because of the deeds of men who were useless?"

Taqi Usmani

or you should say, "It was our forefathers who associated partners with Allah, and we were their progeny after them; would you then destroy us on account of what the erroneous did?"

The Monotheist Group

Nor can you say: "It was our fathers who set up partners before and we were simply a progeny who came after them. Would You destroy us for what the innovators did?"

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — A'râf suresi, 173. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — A'râf suresi, 173. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — A'râf suresi, 173. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩