Diyanet İşleri
Biz onların çoğunda, sözünde durma diye bir şey bulmadık. Ama gerçekten onların çoklarını yoldan çıkmış kimseler bulduk.
A'râf suresi
A'râf suresi, 102. ayet. وَمَا وَجَدْنَا لِأَكْثَرِهِم مِّنْ عَهْدٍ وَإِن وَجَدْنَآ أَكْثَرَهُمْ لَفَٰسِقِينَ
vemâ vecednâ liekŝerihim min `ahd. veiv vecednâ ekŝerahüm lefâsiḳîn.
Biz onların çoğunda, sözünde durma diye bir şey bulmadık. Ama gerçekten onların çoklarını yoldan çıkmış kimseler bulduk.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Memleketlerin sınanması ve Allah'ın tuzağından emin olmak A'râf 94–102 3
Yoksa Allah'ın tuzağından emin mi oldular? Ziyana uğrayan kavimden başkası Allah'ın tuzağından emin olamaz.
Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne varis olanlara şu gerçek apaçık belli olmadı mı ki, biz dileseydik onları da (öncekiler gibi) günahları yüzünden cezalandırırdık. Biz onların kalplerini mühürleriz de onlar hakkı işitmezler.
İşte memleketler! Onların haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Andolsun, peygamberleri onlara apaçık deliller getirmişti. Fakat onlar daha önce yalanladıklarına inanacak değillerdi. Allah, kafirlerin kalplerini işte böyle mühürler.
Biz onların çoğunda, sözünde durma diye bir şey bulmadık. Ama gerçekten onların çoklarını yoldan çıkmış kimseler bulduk.
Sonra onların ardından Musa'yı, apaçık mucizelerimizle Firavun'a ve onun ileri gelen adamlarına peygamber olarak gönderdik de onları (mucizeleri) inkar ettiler. Bak, bozguncuların sonu nasıl oldu.
Musa dedi ki: "Ey Firavun! Şüphesiz ki ben alemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim."
Bana, Allah'a karşı sadece gerçeği söylemem yaraşır. Ben size Rabbinizden açık bir delil (mucize) getirdim. Artık İsrailoğullarını benimle gönder.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
102. “Onların çoğunda ahde vefa bulamadık.” Yüce Allah’ın kendilerine peygamber göndermiş olduğu ümmetlerin çoğunda ahde bağlılık diye bir şey bulamadık. Yani Allah’ın bütün alemlere yapmış olduğu tavsiye ve emirleri üzerinde bir sebat ve bir bağlılık görmediğimiz gibi onlar, Allah’ın peygamberleri vasıtası ile kendilerine göndermiş olduğu emirlere en ufak bir itaat de göstermediler.
“Onların çoğunun gerçekten fasık kimseler olduğunu gördük.” Allah’ın itaati dışına çıkan ve Allah’tan herhangi bir hidâyet olmaksızın kendi hevalarının arkasından giden kimseler olduğunu gördük. Allah peyamberler göndermekle, kitaplar indirmekle kulları imtihan etmiş ve onlara kendi ahit ve hidâyetine tabi olmalarını emretmiştir. Ancak O’nun emrine insanlar içinde Yüce Allah’ın ezelden beri mutlu olacaklarını takdir buyurduğu az bir kısmı uymuştur. İnsanların çoğunluğu ise hidâyetten yüz çevirmişler ve peygamberlerin getirdiklerine karşı büyüklük taslamışlardır. Yüce Allah da onları göndermiş olduğu çeşitli cezalarla cezalandırmıştır.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Kendilerine resuller gönderilen ümmetlerin çoğunda Allah'ın onlara vasiyet ettiklerine karşı ahde vefa ve iltizam bulmadığımız gibi emirlere uyma diye bir şey de bulmadık. Gerçek şu ki, onların çoğunu Allah'a itaat etmekten çıkmış bulduk.
Aynı kök: عهد (46 geçiş) · Aynı kök: وجد (107 geçiş) · Ortak kavram: Ahid (Söz ve Antlaşma)
Andolsun, bundan önce biz Adem'e (cennetteki ağacın meyvesinden yeme, diye) emrettik. O ise bunu unutuverdi. Biz onda bir kararlılık bulmadık.
Aynı kök: فسق (54 geçiş) · Aynı kök: وجد (107 geçiş) · Ortak kavram: Fısk
De ki: "Bana vahyolunan Kur'an'da bir kimsenin yiyecekleri arasında leş, akıtılmış kan, domuz eti -ki o şüphesiz necistir- ya da Allah'tan başkası…
Aynı kök: عهد (46 geçiş) · Ortak kavram: Ahid (Söz ve Antlaşma)
Onlar, Allah'a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozan, Allah'ın korunmasını emrettiği bağları (iman, akrabalık, beşeri ve ahlaki bütün…
Aynı kök: عهد (46 geçiş) · Ortak kavram: Ahid (Söz ve Antlaşma)
Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti hatırlayın. Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki ben de size verdiğim sözü yerine getireyim. Yalnız benden…
Aynı kök: فسق (54 geçiş) · Ortak kavram: Fısk
Allah, bir sivrisineği, ondan daha da ötesi bir varlığı örnek olarak vermekten çekinmez. İman edenler onun, Rablerinden (gelen) bir gerçek olduğunu…
Aynı kök: فسق (54 geçiş) · Ortak kavram: Fısk
Derken, onların içindeki zalimler, sözü kendilerine söylenenden başka şekle soktular. Biz de haktan ayrılmaları sebebiyle, o zalimlere gökten bir…
Aynı kök: وجد (107 geçiş) · Ortak kavram: Ahid (Söz ve Antlaşma)
İman edip salih ameller işleyenlere gelince, (Allah) onların mükafatlarını eksiksiz ödeyecek ve lütfundan onlara daha da fazlasını verecektir.…
Aynı kök: وجد (107 geçiş) · Ortak kavram: Ahid (Söz ve Antlaşma)
İnkar edenlere gelince; onların amelleri ıssız bir çöldeki serap gibidir. Susamış kimse onu su sanır. Yanına geldiğinde hiçbir şey bulamaz. (Tıpkı…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Onların çoğunda sözünde durma bulamamıştık; çoğunu yoldan çıkmış bulmuştuk.
Ve biz onların çoğunu (fıtrat) sözleşmesine sadık bulmadık; aksine onların çoğunu sapıtmış bulduk.
Ve Biz onların çoğunda doğru olan şeylere karşı (içsel) bir bağlılık bulmadık tersine, onların çoğunu onmaz günahkarlar olarak bulduk.
Onların çoğunluğunda, verdikleri söze sadakat bulamadık. . . Onların çoğunluğunu, Hakk'a itaatten çıkmış bulduk.
Onların çoğunda 'verdikleri söze bağlılık' görmedik, ama onların çoğunu fasıklar (yoldan çıkanlar) olarak gördük.
Onların çoğunda, sözünde durma diye bir şey bulamadık. Gerçek şu ki, onların çoğunu yoldan çıkmış bulduk.
Onların çoğunda, verdikleri söze bağlılık bulmadık. Üstelik onların çoğunu, kesinlikle yoldan çıkmış olarak bulduk.
Onların çoğunda, sözünde durma diye bir şey bulamadık. Gerçek şu ki, onların çoğunu yoldan çıkmış bulduk.
Çoğunu, verdikleri sözü tutanlar olarak bulmadık, aksine çoğunu yoldan çıkmış bulduk.
Çoğunu, verdikleri sözü tutanlar olarak bulmadık, aksine çoğunu yoldan çıkmış bulduk.
Çoğunda verdikleri söze bağlılık görmedik. Gerçek şu ki, onların çoğunu yoldan çıkmış fasıklar gördük.
Hem ekserisinde ahde vefa görmedik, şu muhakkak ki ekserisini taatten çıkar fasıklar gördük
Onların çoğunda, sözlerine bağlılık bulmadık. Ama onların çoğunu fasık olarak bulduk.
Onların çoğunda, sözlerine bağlılık bulmadık. Ama onların çoğunu fasık dipnot 1 olarak bulduk.
Onların çoğunda, sözlerine bağlılık bulmadık. Ama onların çoğunu fasık dipnot 1 olarak bulduk.
Onların çoğunda 'verdikleri söze bağlılık' görmedik, ama onların çoğunu fasık (olarak) gördük.
Biz onların çoğunda ahd (e vefa) bulmadık, onların çoğunu muhakkak ki itaatden çıkmış kimseler bulduk.
Onların çoğunda Biz, ahde vefa görmedik. Onların çoğunu fasıklar olarak bulduk.
(94-102) Resul gönderdiğimiz her memlekette ehlini / mensuplarını zorlu sıkıntılar ve zararlar ile aldık, böylelikle belki yalvarırlar / yakarırlar. Sonra da kötülüğün yerine güzelliği getirdik, Bir zaman geldi şımardılar ve dediler ki babalarımıza da böylesi zararlar da dokundu ve kolaylıklar da dokundu (zaman içerisinde böyle şeyler olur) biz de onları ansızın, bilincinde olmadıklarında / şuurunda olmadıklarında yakalayıverdik. Şayet iman ederlerse ve sakınırlarsa, biz de onlara göklerden ve yerden bolluk / bereket açarız ve lakin onlar yalanladılar ve böylece bizde onları, kazandıklarından dolayı yakaladık. Memleketlerin halkları, onlara gece vakti uyurlarken azabımızın gelmesinden emin mi oldular? Memleketlerin halkları, onlara gündüzleyin oyalanırlarken / oynarlarken azabımızın gelmesinden emin mi oldular? Allah’ın kurduğu tuzak planından / mekrinden emin mi oldular ? Allah’ın kurduğu tuzak planından, hasara uğramış kavimler hariç, kim emin olabilir ki ? Halkından sonra arza , varis olan kimseler , hâlâ hidayete eremediler mi? Eğer ki biz isteseydik , onlara günahlarından dolayı musibet uğratırdık / yaralardık , kalplerini tab ederiz / mühürleriz de onlar işitmezler. İşte ş u memleketler ki başlarına gelenleri sana anlatıyoruz / kıssa ediyoruz , gerçekten onlara Resulleri açık delillerle geldiler, daha önceden yalanlamış olmaları nedeniyle iman etmediler, böylece Allah, kafi rlerin kal plerini mühürlüyor / tab ediyor. Onların çoğunu / ekserisini sözleşmeleri üzre bulamadık, onların çoğunu yoldan çıkmışlar olarak bulduk.
Onların çoğunda ahde vefa bulamadık. Aksine onların çoğunu hak yoldan çıkmış fasıklar olarak bulduk.
Onların çoklarını yoldan çıkmış bulduk ama, çoklarında sözde durma diye bir şey bulmadık.
Onların çoğunun verdikleri hiçbir sözde durduklarını görmedik ama çoğunun gerçekten yoldan çıkmış kimseler olduğunu gördük.
Onların çoğunun verdiği sözü tutmadığını gördük. Onların çoğunun yoldan çıktığını gördük.
Onların çoğunu sözünde durur bulmadık. Aksine onların çoğunu hak yoldan çıkmış fasıklar olarak bulduk.
Onların çoğunu sözünde durur bulmadık. Aksine onların çoğunu yoldan çıkmış bulduk.
Onların birçoğunda ahde vefadan eser bulamadık. Onların birçoğunu, tam fasıklar olarak bulduk.
We found most of them irresolute and untrue to their covenant and promise, and in the hearts of most of them reigned vices, follies and falsehood.
We found that most of them did not honour their commitments; We found that most of them were defiant.
Most of them We found not men (true) to their covenant: but most of them We found rebellious and disobedient.
We did not find most of them true to their covenants; indeed We found most of them to he transgressors. dipnot 1
We did not find many of them worthy of their contract. We found most of them deviators.
And most of them We found not true to their covenant, but most of them We found indeed Fâsiqûn (rebellious, disobedient to Allâh).
We did not find in most of them any [loyalty to] covenants. Indeed We found most of them to be transgressors.
We did not find in most of them any (regard for the observance of their) covenant; indeed, We found most of them disobedient (and transgressors).
We found no covenant in the most part of them; indeed, We found the most part of them ungodly.
They proved that most of them do not have the least respect for their promises (like the Jews who God took a solemn covenant from them and they broke it) and, thus, most of them prefer to live in corruption.
Nor did we find in most of them a covenant; but we did find most of them workers of abomination.
We did not find most of them up to their pledge, rather, We found most of them corrupt.
And We found not in most of them any observance of covenant and, surely, We found most of them to be evil-doers.
Nor did We find most of them true to their covenant; but We did find most of them workers of abomination.
And in no way did We find (loyalty to any) covenant in most of them, and decidedly We found most of them immoral indeed.
We found no (loyalty to any) covenant in most of them. Nay, most of them We found wrong-doers.
We did not find many of them faithful to their promises, and found many of them disobedient.
and in most of them We found no [inner] bond with anything that is right -and most of them We found to be iniquitous indeed.
We did not find most of them true to their covenant. Rather, We found most of them truly rebellious.
And We did not find most of them up to their pledge, rather, We found most of them corrupt.
We found that most of them disregard their covenant; we found most of them wicked.,
And We did not find for most of them any covenant; but indeed, We found most of them defiantly disobedient.
And We found not for most of them any covenant; but We found most of them perfidious.
And in most of them We found no bond with their honored stature of humanity (17:70). And We found that most of them slip away from the Permanent Values.
We did not find most of them, those men (true) to their promise: But We found most of them rebellious and disobedient.
We did not find with most of them any covenant (unbroken), and surely We have found most of them sinners.
And We did not find most of them up to their pledge, rather, We found most of them wicked.