Diyanet İşleri
Yusuf, "Beni ülkenin hazinelerine bakmakla görevlendir. Çünkü ben iyi koruyucu ve bilgili bir kişiyim" dedi.
Yûsuf suresi
Yûsuf suresi, 55. ayet. قَالَ ٱجْعَلْنِى عَلَىٰ خَزَآئِنِ ٱلْأَرْضِ إِنِّى حَفِيظٌ عَلِيمٌ
ḳâle-c`alnî `alâ ḫazâini-l'arḍ. innî ḥafîżun `alîm.
Yusuf, "Beni ülkenin hazinelerine bakmakla görevlendir. Çünkü ben iyi koruyucu ve bilgili bir kişiyim" dedi.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Suçsuzluğun ortaya çıkması ve hazinelerin başına geçiş Yûsuf 50–57 3
(Yusuf), "Benim böyle yapmam, Aziz'in; yokluğunda, benim kendisine hainlik etmediğimi ve Allah'ın, hainlerin tuzaklarını başarıya ulaştırmayacağını bilmesi içindi" dedi.
"Ben nefsimi temize çıkarmam, çünkü Rabbimin merhamet ettiği hariç, nefis aşırı derecede kötülüğü emreder. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir" dedi.
Kral, "Onu bana getirin, onu özel olarak yanıma alayım", dedi. Onunla konuşunca dedi ki: "Şüphesiz bugün sen yanımızda yüksek makam sahibi ve güvenilir bir kişisin."
Yusuf, "Beni ülkenin hazinelerine bakmakla görevlendir. Çünkü ben iyi koruyucu ve bilgili bir kişiyim" dedi.
Böylece Yusuf'a, dilediği yerde oturmak üzere ülkede imkan ve iktidar verdik. Biz rahmetimizi istediğimize veririz ve iyi davrananların mükafatını zayi etmeyiz.
Elbette ki, ahiret mükafatı, inananlar ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için daha iyidir.
(Derken) Yusuf'un kardeşleri çıkageldiler ve yanına girdiler. Yusuf onları tanıdı, onlar ise Yusuf'u tanımıyorlardı.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
55. Yusuf kamu menfaatine ait bir işe talip olarak “dedi ki: beni ülkenin hazine işlerinin başına tayin et.” Arazilerden toplanacak gelirlerin başına görevli bir sorumlu ve idareci olarak ata. “Çünkü ben (bu konuda) oldukça titiz ve bilgiliyim” üzerime aldığım görevi gereği gibi yerine getiririm. Ondan hiçbir şey boşa gitmez ve olması gereken yerden başkasına konmaz. Gireni, çıkanı da iyi tespit ederim. Bu işin idare ediliş şeklini verme, vermeme ve her türlü tasarruf keyfiyetini çok iyi bilenim.
Yusuf’un bu talebi, kamu yönetiminin başına getirilmesi için bir hırstan kaynaklanmıyordu. Aksine kamuya faydalı olmayı arzuladığından dolayı bu talepte bulunmuştu. Ayrıca kendisinin bu konuda onların bilmediği derecede bir yeterliliğe, güvenilirliğe ve titizliğe sahip olduğunu biliyordu. Bundan dolayı hükümdardan kendisini ülkenin hazinelerinin başına getirmesini istedi. Hükümdar da onu yeryüzü hazinelerinin başına getirdi ve bu görevi ona verdi.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Yusuf, hükümdara: "Beni ülkenin hazinelerini ve Mısır arazisinin yiyeceklerini korumakla görevlendir. Şüphesiz ki ben, güvenilir bir koruyucu ve görev yaptığım işte ilim ve basiret sahibiyim." dedi.
Aynı kıssa: Hz. Yûsuf · Aynı kök: حفظ (44 geçiş)
"Yarın onu bizimle beraber gönder de gezip oynasın. Şüphesiz biz onu koruruz."
Aynı kıssa: Hz. Yûsuf · Aynı kök: حفظ (44 geçiş)
Onlar, babalarına döndüklerinde, "Ey babamız! Bize artık zahire verilmeyecek. Kardeşimizi (Bünyamin'i) bizimle gönder ki zahire alalım. Onu biz…
Aynı kıssa: Hz. Yûsuf · Aynı kök: حفظ (44 geçiş)
Yakub onlara, "Onun hakkında size ancak, daha önce kardeşi hakkında güvendiğim kadar güvenebilirim! Allah en iyi koruyandır ve O, merhametlilerin en…
Aynı kök: خزن (13 geçiş)
De ki: "Ben size, 'Allah'ın hazineleri benim yanımdadır' demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size 'Ben bir meleğim' de demiyorum. Ben sadece, bana…
Aynı kök: خزن (13 geçiş)
Size ben, "Allah'ın hazineleri yanımdadır", demiyorum; gaybı da bilmem. "Ben bir meleğim" de demiyorum. Sizin hor gördüğünüz kimseler için, "Allah,…
Aynı kök: خزن (13 geçiş)
Hiçbir şey yoktur ki hazineleri yanımızda olmasın. Biz onu ancak belli bir ölçüyle indiririz.
Aynı kök: حفظ (44 geçiş)
Namazlara ve orta namaza devam edin. Allah'a gönülden boyun eğerek namaza durun.
Aynı kök: حفظ (44 geçiş)
Allah, kendisinden başka hiçbir ilah olmayandır. Diridir, kayyumdur. O'nu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. Göklerdeki her şey, yerdeki her…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
(Yusuf) "Beni o yerin (Mısır'ın) hazinelerine (bakan) ata! Şüphesiz ki ben (hazineyi) korurum; (bu işi iyi) bilirim." demişti. dipnot 1
(Yusuf) şu talepte bulundu: "Beni ülkenin hazinelerine bakmakla görevlendir! Benim onu çok iyi koruyacağıma, bu konudaki bilgi ve birikimime güvenebilirsiniz."
(Yusuf:) "Beni ülkenin hazineleri üzerinde görevlendir(in)" dedi, "güvenilir, bilgili bir gözcü, bir koruyucu olacağımdan emin olabilirsin(iz)".
(Yusuf) dedi ki: "Beni ülkenin hazinedarı yap. Kesinlikle ben güvenilir ve bilgili bir kişiyim. "
(Yusuf) Dedi ki: "Beni (bu) yerin (ülkenin) hazineleri üzerinde (bir yönetici) kıl. Çünkü ben, (bunları iyi) bir koruyucuyum, (yönetim işlerini de) bilenim."
«Beni ülkenin hâzinelerine tayin et! Çünkü ben (onları) çok iyi korurum ve bu işi bilirim» dedi.
"Beni, bu toprakların kaynaklarında görevlendir!" dedi; "Çünkü gözetmeyi bilirim!"
Yusuf, "Beni ülkenin hazineleri üstüne bakan tayin et! Çünkü ben onları çok iyi korurum; bu işi bilirim" dedi.
Dedi ki: "Beni ülkenin maliye işlerinin başına getir. Kuşkusuz ben iyi korur, iyi bilirim" dedi.
Dedi ki: 'Beni ülkenin maliye işlerinin başına getir. Kuşkusuz ben iyi korur, iyi bilirim,' dedi
Dedi ki: "Beni ülke hazineleri üzerine memur et, çünkü ben iyi korur, iyi bilirim!"
Dedi: beni Arz hazineleri üzerine me'mur et, çünkü ben iyi korur, iyi bilirim
Yusuf: "Beni ülkenin hazinelerinin başına tayin et. Zira ben onları korurum ve iyi bilirim." dedi.
Yusuf: "Beni ülkenin hazinelerinin başına tayin et. Zira ben onları korurum ve iyi bilirim." dedi.
Yusuf: "Beni ülkenin hazinelerinin başına tayin et. Zira ben onları korumasını iyi bilirim." dedi.
(Yusuf) Dedi ki: "Beni (bu) yerin (ülkenin) hazineleri üzerinde (bir yönetici) kıl. Çünkü ben, (bunları iyi) bir koruyucuyum, (yönetim işlerini de) bilenim."
(Yuusuf): "Beni memleketin hazineleri üzerine (me'mur) et. Çünkü ben onları iyice korumıya muktedirim, (bütün tasarruf şekillerini de) bilenim" dedi.
Dedi ki: Beni memleketin hazineleri üzerine tayin et. Çünkü ben, onları iyi korurum, bilirim.
(2, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 50, 53, 54, 55, 56, 57) Onunla beraber iki genç de hapishaneye girdi. Onlardan biri rüyamda kendimi içki / şarap sıkıyorum görüyorum dedi diğeri de benim de rüyamda başımın üzerinde ekmek taşıyorum kuşların da ondan yediğini görüyorum dedi, sen bize bunların nasıl gerçekleşeceğinin / te'vilinin haberini ver dediler, kesinlikle biz seni güzel davranan biri olarak görüyoruz. Yusuf’ta rızıklandığınız yemek / taam size gelmezden evvel onun te'vilini yapayım, bunlar Rabbimin bana öğrettikleridir, muhakkak ki ben , Allah’a inanmayan bir kavimle olan beraberliğimi terk ettim , onlar ahireti n de olmadığına inanıyorlardı. (Yusuf hangi kavmi kastetti) ve ben de babalarım İbrahim İshak ve Yakup birlikteliğine uydum / tabi oldum, Allah’a şirk koşmak benim için olacak şey değildir , bu Allah’ın üzerimizdeki ve insanlar üzerindeki hazinesidir / fazlıdır ve lakin insanların çoğu teşekkür etm ezler. Ey zindan arkadaşlarım, farklı farklı Rabler mi hayırlı ya da tek kahredici Allah mı? Ondan başka taptıklarınız sadece ve sadece babalarınız ve sizin isimlendirdiğiniz tanımlamalardan başka bir şey değildir, O isimler hakkında Allah bir delil indirmedi, yargı / hüküm ancak Allah’a aittir sadece kendisine kul olmanızı / ibadet etmenizi emretti, sağlam yaşam şekli de / din de budur ve lakin insanların çoğu bilmiyorlar. Ey zindan arkadaşlarım, bir taneniz efendisine / Rabbine alkollü içki sunacak diğeriniz ise asılacak ve kuşlar başından yiyecek, kanaatimi / benden fetvasını istediğiniz iş / emir hüküm gerçekleşmiştir. Onlardan kurtulacağını / nâci olacağını sandığı kişiye, (rüyasında şarap sıkana) beni efendinin / rabbinin yanında hatırla yıp an dedi, ş eytan efendisine hatırlatmayı ona unutturdu, Yusuf bu nedenle zindan da birkaç sene daha kaldı (İşi Allah’a bırakmayıp kendi organize etmeye kalkışınca böyle oluyor) Melik (Melik; Eli altında bulundur duklarını özgürce kullanan kişi demek) dedi ki, ben rüyamda yedi şişman / siman ineğin yedi cılız / ıcâf ineği yediğini, yedi yeşil başağın da diğer kuru b aşakları sarıp sarmaladığını görüyorum, ey seçkinler eğer rüyaları yorumlayabiliyorsanız / tabir edebiliyorsanız bana rüyam konusunda kanaat bildirin / fetva verin dedi , birbirine girmiş karışık rüyalar / düşler, bizler de rüyaların ne şekilde gerçekleşeceğini bilenler / rüya alimleri değiliz dediler. O ikisinden kurtulan kişi , seçkinler topluluğunun konuşmalarının ardından hatırladı ve size onun ne şekilde gerçekleşeceğini / tevilini haber verebilirim beni gönderin dedi. Yusuf ey doğru arkadaşım / sadık arkadaşım, bize yedi şişman inek yedi cılız olanı yiyor ve yedi yeşil başak ta diğer kuru başakları sarıp sarmalıyor hakkındaki kanaatini söyle, ben insanlara geri dönerim de böylelikle belki onlar da öğrenirler. Devam eden yedi sene boyunca ekim biçim / ziraat yapın, hasat ederken de azcık yemeniz için olanı hariç başağında bırakın kalsın, a rdından gelen yedi şiddetli sene içerisinde o hazırlayıp sakladıklarınızın azı hariç kalanı yiyip bitirilecektir, bunun ardından da insanların yağmurlu yılları olacak ve onda meyve suları s ıkacaklar dedi. Melik, Onu bana getirin dedi, Ona elçi geldiğinde O da / Yusuf’ta dedi ki efendine geri dön ve ellerini kesen kadınların içinde bulundukları durumu ona sor , Rabbim o kadınların kurdukları tuzaklarını bilmektedir , Melik, Yusuf kendi nefsi adına sizlerden yararlanmak istediğinde, siz ne haldeydiniz? Dedi, kadınlar, haşa Allah için biz onun aleyhinde bir kötülük bilmedik, Azizin karısı şimdi gerçek ortaya çıktı, ben onu, kendim için arzuladım O / Yusuf doğru söyleyenlerdendir dedi. Yusuf’ta işte b u benim kesinlikle hainlik yapmadığımın Muhakkak ki Allah ’ın da hainlerin tuzaklarını yola sokmayacağının bilinmesi içindi , n efsimi / kendimi temize çıkarmıyorum çünkü nef is Rabbimin merhamet ettikleri hariç kötülüğü emreder, muhakkak ki Rabbim bağışlayan ve esirgeyendir dedi. Melik onu bana getirin kendime özel / mahsus biri yapacağım ve onunla konuştu / kelam etti, bugün itibariyle yanımızda güvenli bir mekandasın dedi, beni arzın hazineleri üzerinde görevli yap dedi ben koruyucuyum ve bilenim, b öylelikle arzda Yusuf’u yerleştirdik , ne tarafında isterse orasında konaklıyordu , kime istersek bizden bir rahmeti ona isabet ettiririz, biz güzel davrananların ücretini / ecrini ziyan etmeyiz , ahiret ücretiyse iman edenler ve sakınanlar için daha hayırlıdır.
Yûsuf: “Beni ülkenin hazinelerine bakmakla görevlendir. Çünkü ben iyi koruyucu ve bilgili bir kişiyim” dedi.
(Yusuf, krala): "Beni ülkenin hazineleri üstüne bakan yap. Çünkü ben (onları) iyi korur, (yönetmesini) iyi bilirim." dedi.
Yusuf da şöyle dedi: "Beni bu toprakların hazinelerinin başına getir. Ben onları iyi korurum, (bu konuda) bilgiliyim."
Yusuf dedi ki "Beni ülkedeki hazinelerin başına getir. Ben onları korurum ve bu işi bilirim."
(Yusuf): Beni memleketin hazinelerine memur et, çünkü ben iyi korur ve iyi bilirim, dedi.
(Yusuf): -Beni memleketin hazinelerine memur et, çünkü ben korumasını ve yönetmesini bilirim, dedi.
Yusuf dedi ki: "Beni ülke hazinelerine bakan yap. Ben iyi bir koruyucuyum; bilgiliyim."
There, Yusuf said: "Now, O king, that you have faith in me, then entrust ''me with the granaries and the storehouses of the agricultural and natural products of the land and with the treasuries of the realm, and you shall find me trustworthy and capable of guarding the interests of the kingdom and knowing how to manage and administer affairs cleverly"
Joseph said, ‘Put me in charge of the nation’s storehouses: I shall manage them prudently and carefully.’
(Joseph) said: "Set me over the store-houses of the land: I will indeed guard them, as one that knows (their importance)."
Joseph said: "Place me in charge of the treasures of the land. I am a good keeper and know my task well."
He said, ‘Entrust the country's stores to me. In truth I am a knowing guardian.’
[Yûsuf (Joseph)] said: "Set me over the store-houses of the land; I will indeed guard them with full knowledge" (as a minister of finance in Egypt).
He said, ‘Put me in charge of the country’s granaries. I am indeed fastidious [and]well-informed.’
(Joseph) said, `Appoint me over the treasures (- granaries and stores) of the land, for I am a careful keeper and possessed of knowledge (of the Job). '
He said, 'Set me over the land's storehouses; I am a knowing guardian. '
Joseph said: "make me your treasurer as I am knowledgeable in this domain. "
He said, 'Place me over the treasures of the land; verily, I will be a knowing keeper. '
He said, "Make me keeper over the granaries of the land, for I know how to keep records and I am knowledgeable."
Joseph answered, set me over the store-houses of the land; for I will be a skilful keeper thereof.
And the king said, "Bring him (Joseph) to me. I will give him a special position with myself." And when he had spoken with him he said, "Verily, to-day you are with us in a well established place of trust."
He (Yûsuf) said, "Set me over the lands treasuries. Surely I am constantly-persevering, (i.e., guardian) constantly-knowing."
He said: Set me over the storehouses of the land. Lo! I am a skilled custodian.
"Appoint me over the granaries of the land, " (he said); "I shall be a knowledgeable keeper. "
[Joseph] replied: "Place in my charge the store-houses of the land; behold, I shall be a good and knowing keeper.
Joseph proposed, "Put me in charge of the store-houses of the land, for I am truly reliable and adept."
He said: "Make me keeper over the granaries of the land, for I know how to keep records and I am knowledgeable. "
He said, "Make me the treasurer, for I am experienced in this area and knowledgeable."
[Joseph] said, "Appoint me over the storehouses of the land. Indeed, I will be a knowing guardian."
Said he: “Appoint thou me over the storehouses of the land; I am a knowledgeable custodian.”
Joseph replied, "Place in my charge the treasury of the State. I shall be a competent custodian." (Now that he could personally handle the oncoming drought).
(Yusuf) said: "Place me to (care for) the store-houses of the land: I will truly guard like one who knows (their importance). "
He said, "Appoint me to (supervise) the treasures of the land. I am indeed a knowledgeable keeper."
He said: "Appoint me over the granaries of the land, for I know how to keep records and I am knowledgeable."