Bakara suresi

Bakara suresi, 177. ayet

Bakara suresi, 177. ayet. لَّيْسَ ٱلْبِرَّ أَن تُوَلُّوا۟ وُجُوهَكُمْ قِبَلَ ٱلْمَشْرِقِ وَٱلْمَغْرِبِ وَلَٰكِنَّ ٱلْبِرَّ مَنْ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ وَٱلْمَلَٰٓئِكَةِ وَٱلْكِتَٰبِ وَٱلنَّبِيِّـۧنَ وَءَاتَى ٱلْمَالَ عَلَىٰ حُبِّهِۦ ذَوِى ٱلْقُرْبَىٰ وَٱلْيَتَٰمَىٰ وَٱلْمَسَٰكِينَ وَٱبْنَ ٱلسَّبِيلِ وَٱلسَّآئِلِينَ وَفِى ٱلرِّقَابِ وَأَقَامَ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَى ٱلزَّكَوٰةَ وَٱلْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ إِذَا عَٰهَدُوا۟ وَٱلصَّٰبِرِينَ فِى ٱلْبَأْسَآءِ وَٱلضَّرَّآءِ وَحِينَ ٱلْبَأْسِ أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ صَدَقُوا۟ وَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُتَّقُونَ

leyse-lbirra en tüvellû vucûheküm ḳibele-lmeşriḳi velmagribi velâkinne-lbirra men âmene billâhi velyevmi-l'âḫiri velmelâiketi velkitâbi vennebiyyîn. veâte-lmâle `alâ ḥubbihî ẕevi-lḳurbâ velyetâmâ velmesâkîne vebne-ssebîli vessâilîne vefi-rriḳâb. veeḳâme-ṣṣalâte veâte-zzekâh. velmûfûne bi`ahdihim iẕâ `âhedû. veṣṣâbirîne fi-lbe'sâi veḍḍarrâi veḥîne-lbe's. ülâike-lleẕîne ṣadeḳû. veülâike hümü-lmütteḳûn.

Diyanet İşleri

İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah'a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir.

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

Bakara 174–180 · surenin 177. ayeti / 286

Konu İyilik (birr) nedir Bakara 177–177 3

Tek ayet; sure içindeki en kapsamlı iyilik tanımı olduğu için ayrı tutuldu.

  1. Bakara 174

    Allah'ın indirdiği kitaptan bir kısmını gizleyip onu az bir bedel ile değişenler (var ya); işte onlar karınlarına ateşten başka bir şey doldurmuyorlar. Kıyamet günü Allah, onlarla ne konuşacak, ne de onları arıtacaktır. Onlar için elem dolu bir azap vardır.

  2. Bakara 175

    İşte bunlar hidayeti verip sapıklığı, bağışlanmayı verip azabı satın alanlardır. Onlar ateşe karşı ne kadar da dayanıklıdırlar(!)

  3. Bakara 176

    Bu (azab) da, Allah'ın, Kitab'ı hak olarak indirmiş olması (ve onların bunu inkar etmesi) sebebiyledir. Kitap konusunda anlaşmazlığa düşenler ise derin bir ayrılık içindedirler.

  4. 177

    İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah'a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir.

  5. Bakara 178

    Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre karşı hür, köleye karşı köle, kadına karşı kadın kısas edilir. Ancak öldüren kimse, kardeşi (öldürülenin varisi, velisi) tarafından affedilirse, aklın ve dinin gereklerine uygun yol izlemek ve güzellikle diyet ödemek gerekir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Bundan sonra tecavüzde bulunana elem dolu bir azap vardır.

  6. Bakara 179

    Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki (bu hükme uyarak) korunursunuz.

  7. Bakara 180

    Sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, eğer geride bir hayır (mal) bırakmışsa, anaya, babaya ve yakın akrabaya meşru bir tarzda vasiyette bulunması -Allah'a karşı gelmekten sakınanlar üzerinde bir hak olarak- size farz kılındı.

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

177. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Yüzlerinizi doğu ve batıya döndürmeniz iyilik (birr) değildir.” Yani kulların yerine getirmeleri istenen birr/iyilik bu değildir. O nedenle bu konuda tartışmalara girmek ve çokça araştırma yapmak, geri planında ayrılık ve anlaşmazlık çıkarmaktan başka bir şey bulunmayan ve bir sonuç vermeyen sıkıntılı işlerdendir. Bu da Peygamberin: “Güçlü kişi, güreşte hasmının sırtını yerine getiren değildir. Asıl güçlü kişi gazap anında kendisine hakim olan kimsedir.” buyruğunu ve benzerlerini andırmaktadır. “Fakat asıl iyilik (birr) Allah’a” yani O’nun bir ve tek olduğuna, bütün kemal sıfatları ile mevsuf, her türlü eksiklikten münezzeh olduğuna “ahiret gününe” yani Yüce Allah’ın Kitabı Kerîm’inde yahut Rasûlunün buyruklarında ölümden sonra gerçekleşeceğini haber verdiği her şeye; “meleklere” yani Allah’ın Kitab-ı Kerîminde bize niteliklerini belirttiği, Rasûlü’nün de bize vasfettiği şekilde meleklere “kitaba” yani Allah’ın Rasûlü’ne indirmiş olduğu tüm kitaplara, bunların en büyüğü olan Kur’ân-ı Kerîm’e, bu kitabın ihtiva ettiği haber ve hükümlere; “peygamberlere” yani genel olarak hepsine özel olarak da onların sonuncuları ve en faziletlileri olan Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e “iman edenin, mala olan sevgisine rağmen onu akrabaya… verenlerin” bu buyruk ile nefislerin malı onu çıkartıp başkasına veremeyecek derecede çok sevdiği beyan edilmektedir. Mal az ya da çok olsun insanın mal olarak edindiği her bir şeydir. Mala duyduğu sevgiye rağmen onu Allah’a yakınlaşmak maksadı ile infak edenin bu davranışı imanına bir delildir.

Mala olan sevgiye rağmen onu vermenin kapsamı içerisine kişinin sağlıklı ve cimri iken, bununla birlikte zengin olmayı ümit edip fakirlikten de korktuğu sırada tasaddukta bulunması da girmektedir. Aynı şekilde sahip olduğu malın azlığına rağmen sadaka vermek daha faziletlidir; çünkü böyle bir durumda kişi malı alıkoymak ister. Zira malının yok olacağından ve fakir düşeceğinden çekinmektedir. Aynı şekilde malın değerli olanını ve kişinin sevdiği malları vermesi de oldukça faziletlidir. Nitekim Yüce Allah: “Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar birre (iyiliğe) kavuşamazsınız.” (Âl-i İmran, 3/92) buyurmaktadır. İşte bütün bu kimseler mala olan sevgisine rağmen malı veren kimseler arasındadırlar.

Daha sonra Yüce Allah malın kimlere infak edileceğini de söz konusu etmektedir ki, bunlar insanlar arasında iyiliğimize ve iyilik yapılmaya en layık olan kimselerdir. Bunlar sırasıyla şunlardır:

“Akrabalar”; musibetleri dolayısıyla ızdırap duyduğumuz, sevindiklerinde sevindiğimiz, karşılıklı olarak yardımlaştığımız ve birbirimizin yükümlülüklerini paylaştığımız kimselerdir. İyiliğin en güzeli ve en uygun olanı, yakınlıklarına ve ihtiyaçlarına göre akrabalara malî ve sözlü iyiliklerde bulunmak ve buna dikkat etmektir.

“Yetimler”; kendilerine kazanç sağlayacak kimseleri olmayan ve ihtiyaçtan kendilerini kurtaracak güçleri bulunmayan kimselerdir. Bu Yüce Allah’ın kullarına rahmetindendir ve O’nun, onlara karşı babanın evladına olan merhametinden daha çok merhametli olduğunu göstermektedir. Allah kullara babalarını kaybetmiş olan kimselere iyilikte bulunmayı tavsiye etmiş ve mallarında onlara bir pay vermelerini farz kılmıştır. Böylelikle onlar da anne-babalarını kaybetmemiş kimseler gibi olurlar. Amelin karşılığı amelin kendi türündendir, o nedenle başkasının yetimine merhamet gösterenin bırakacağı yetime merhamet olunur.

“Yoksullar/Miskinler”; “miskin”, ihtiyaçtan adeta hareketsiz kalmış, fakirlikten zelil düşmüş kimse demektir. Bunların da zenginlerin malları üzerinde yoksulluklarını giderecek yahut da hafifletecek şekilde -zenginlerin de güç yetirebildiği ölçüde- hakları vardır.

“Yolda kalmışlar”; bu, yurdundan başka bir yerde yolda kalmış yabancıdır. Yüce Allah kullarını böyle birisine de yolculuğunda kendisine yardımcı olacak bir miktar mal vermeye teşvik etmektedir. Çünkü yolculuk halindeki kişinin muhtaç olma ihtimali yüksektir ve harcamaları çoktur. Vatanında bulunup da Allah’ın kendisine nimet ihsan ettiği ve rahatlık verdiği, nimetlerinden bağışladığı bir kimsenin, bu nitelikteki yabancı kardeşine gücü yettiği kadarı ile merhamette bulunması gerekmektedir. Bu da ona azık vermek yahut yolculuğunda kullanacağı bir araç vermek yahut da maruz kaldığı haksızlığı ve benzeri ihtiyaçlarını gidermek şeklinde olabilir.

“Dilenenler”; dilenmelerini gerektirecek şekilde bir ihtiyaçla karşı karşıya kalan kimselerdir. İşlediği bir cinâyetin diyetini ödemek yahut da yöneticiler tarafından kendisine tayin edilen bir vergiyi ödemek ya da mescidler, medreseler, köprüler ve buna benzer kamu menfaatine ait yerlerin tamir edilmesi için insanlardan istekte bulunanlar bu kabildendir. Böyle birisi zengin olsa dahi insanlardan istemek hakkına sahiptir.

“Köleler” bunun kapsamına hem köle azat etme girer, hem de köle azadına yardımcı olmak girer. Efendisine ödemeyi taahhüt ettiği miktarı ödemek üzere anlaşma yapan kölelere mal vermek de buna dahildir. Kâfirler yahut zalimler elinde bulunan esirleri fidye vererek kurtarmak da böyledir.

“Namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren”; İbadetlerin en faziletlileri ve Allah’a yakınlaştırıcı amellerin en mükemmelleri olduğundan dolayı Allah, namaz ile zekâtı bundan önce de defalarca bir arada zikretmiştir. Bu ibadetler hem kalbi, hem bedenî, hem de mâlidir. İmanın ölçüsü bunlarla belli olur ve kişinin sahip olduğu yakîn bunlar vasıtası ile bilinir.

“Ahitleşince ahitlerini yerine getirenler”; Ahit gerek Yüce Allah’ın yükümlü kılması ile gerek kulun kendi kendisini yükümlü tutması ile bir şeyi yerine getirme yükümlülüğüdür. Böylelikle bunun kapsamına Allah’ın bütün hakları girer. Çünkü Allah kullarından bunları yerine getirmelerini istemiş, onlar da böyle bir yükümlülüğün altına girmişler ve bu sorumluluğu yüklenmişler, böylece bunları eda etmeleri farz olmuştur. Allah’ın kullara farz kıldığı kul hakları da kulun bizzat kendisinin yerine getirmeyi taahhüt ettiği yeminler, adaklar ve benzeri diğer haklar da bu ahdin kapsamına girmektedir.

“Sıkıntıda... sabredenler.” Bu, fakirlik halinde sabredenler, demektir. Çünkü fakir birçok açıdan sabra muhtaçtır. Zira fakirlik dolayısıyla sürekli olarak -başkalarının karşı karşıya kalmadıkları ölçüde- kalbi ve bedeni acı ve ızdıraplarla karşı karşıyadır. Zenginlerin, kendisinin güç yetiremeyeceği nimetler içerisinde olmaları halinde o acı çeker, kendisi yahut çoluk çocuğu aç kalırsa yine acı çeker. Arzusuna uygun olmayan bir şey yiyecek olursa acı çeker, çıplak kalırsa yahut o noktaya yaklaşırsa acı çeker. Elinde bulunanlar ile kendileri için hazırlık yaptığı gelecekteki umutlarına baktığı zaman yine acı çeker. Önleyemeyeceği soğukla karşı karşıya kalırsa acı çeker. Bütün bunlar ve benzerleri, çeşitli musibetlerdir. İşte bu nedenle bunlara karşı sabretmesi, ecrini Allah’tan beklemesi, bunlar dolayısıyla Allah’tan mükâfaat umması emrolunmuştur.

“Hastalıkta” aşırı ateş, yara, romatizma, bir organdaki ağrı, hatta diş ve parmak ağrısı ve buna benzer çeşitli türleri ile hastalıkların da aynı şekilde sabra ihtiyacı vardır. Çünkü hastalık halinde ruh zayıf düşer, beden ızdırap çeker. Bu da nefse oldukça ağır gelir, özellikle hastalık uzun sürecek olursa. İşte böylesine de Yüce Allah’ın mükâfatını umarak sabretmesi emrolunmuştur.

“Ve savaşın kızıştığı zamanlar” kendileri ile savaşmakla emrolunan düşmanlarla savaş esnasında “sabredenler...” Çünkü karşılıklı çarpışma nefse son derece ağır gelir. İnsan öldürülmekten, yaralanmaktan yahut esir alınmaktan korkar. Böyle bir halde de ecri Allah’tan umularak, Yüce Allah’ın mükâfaatı beklenerek sabra ihtiyaç vardır. Çünkü yardım ve zafer Allah’tandır ve Allah bunu sabredenlere vaat etmiştir.

“Sadık olanlar işte bunlardır.” Yani sözü edilen güzel akideye ve imanın sonucu, belgesi ve nuru olan amellere sahip olanlar, insanın güzelliği ve insanlığın hakikatini teşkil eden bu ahlâka sahip olanlar, işte imanlarında sadık olanlar işte bunlardır. Çünkü amelleri imanlarını doğrulamış, tasdik etmiştir. “Takvâ sahibi olanlar da ancak bunlardır.” Çünkü yasak kılınan şeyleri terk etmiş ve emrolundukları şeyleri yapmışlardır. Zira bütün bu hususlar her türlü hayrı ya bizzat veya dolaylı olarak kapsamaktadır. Çünkü ahde bağlı kalmanın kapsamına dinin tümü girmektedir. Bu ayette zikri geçen ibadetler de en önemli ibadetlerdir. Bunları yerine getiren kimse de diğerlerini haydi haydi yerine getirir. O halde bunlar birr/iyilik sahipleri, sadıklar ve takvâ sahibi olanlardır.

Yüce Allah’ın bu üç hususa (birr, sadakat, takva) ihsan etmiş olduğu o kadar dünyevi ve uhrevi mükâfat vardır ki bunların, burada geniş geniş açıklanmasına imkân yoktur.

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

Allah'ın razı olduğu iyilik, yalnızca doğu veya batı yönüne doğru dönülmesi ve bu konuda muhalefet edilmesi değildir. Fakat bütün iyilik, tek ilah olarak Allah'a, kıyamet gününe, bütün meleklere, indirilmiş bütün kitaplara ve birbirinden ayırt etmeden bütün peygamberlere iman eden, malı sevmesine ve ona karşı hırslı olmasına rağmen yakın akrabasına, daha büluğa ermeden babasını kaybetmiş olan çocuklara, ihtiyaç sahiplerine, vatanı ve ailesinden ayrı düşmüş yolda kalmış gurbetçiye, ihtiyaçlarından ötürü insanlardan dilenmek zorunda kalanlara infak eden ve malını esir ve köleleri azat etme yolunda harcayan, namazı Allah'ın emrettiği üzere eksiksiz olarak kılan, farz olan zekâtını veren, söz verdikleri zaman sözlerini tutan, fakirlik ve sıkıntılara, hastalıklara sabreden ve savaşın şiddetlendiği esnada da kaçmayıp sabreden kimselerin yaptıklarıdır. Bu sıfatlarla nitelenen o kimseler, Allah'a iman ve amellerinde doğru olanlardır. Onlar Allah'ın kendilerine emrettiği şeyleri yerine getiren ve yasakladığı şeylerden uzak duran takva sahipleridir.

Kelimeler

51 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. لَّيْسَ leyse değildir kök: ليس
  2. ٱلْبِرَّ l-birra iyilik kök: برر
  3. أَن en
  4. تُوَلُّوا۟ tuvellu çevirmeniz kök: ولي
  5. وُجُوهَكُمْ vucuhekum yüzlerinizi kök: وجه
  6. قِبَلَ kibele tarafına kök: قبل
  7. ٱلْمَشْرِقِ l-meşriki doğu kök: شرق
  8. وَٱلْمَغْرِبِ velmegribi ve batı kök: غرب
  9. وَلَـٰكِنَّ velakinne fakat
  10. ٱلْبِرَّ l-birra iyilik kök: برر
  11. مَنْ men kişinin
  12. ءَامَنَ amene inanmasıdır kök: امن
  13. بِٱللَّهِ billahi Allah'a kök: اله
  14. وَٱلْيَوْمِ velyevmi ve gününe kök: يوم
  15. ٱلْـَٔاخِرِ l-ahiri ahiret kök: اخر
  16. وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ velmelaiketi ve meleklere kök: ملك
  17. وَٱلْكِتَـٰبِ velkitabi ve Kitaba kök: كتب
  18. وَٱلنَّبِيِّـۧنَ ve nnebiyyine ve nebilere kök: نبا
  19. وَءَاتَى ve ata ve vermesidir kök: اتي
  20. ٱلْمَالَ l-male malını kök: مول
  21. عَلَىٰ ala
  22. حُبِّهِۦ hubbihi sevdiği kök: حبب
  23. ذَوِى zevi
  24. ٱلْقُرْبَىٰ l-kurba yakınlara kök: قرب
  25. وَٱلْيَتَـٰمَىٰ velyetama ve yetimlere kök: يتم
  26. وَٱلْمَسَـٰكِينَ velmesakine ve yoksullara kök: سكن
  27. وَٱبْنَ vebne ve kök: بني
  28. ٱلسَّبِيلِ s-sebili yolda kalmışlara kök: سبل
  29. وَٱلسَّآئِلِينَ ve ssailine ve dilencilere kök: سال
  30. وَفِى ve fi ve
  31. ٱلرِّقَابِ r-rikabi kölelere kök: رقب
  32. وَأَقَامَ ve ekame ve ayakta tutması kök: قوم
  33. ٱلصَّلَوٰةَ s-salate salatı kök: صلو
  34. وَءَاتَى ve ata ve vermesidir kök: اتي
  35. ٱلزَّكَوٰةَ z-zekate zekatı kök: زكو
  36. وَٱلْمُوفُونَ velmufune yerine getirmeleridir kök: وفي
  37. بِعَهْدِهِمْ biahdihim andlaşmalarını kök: عهد
  38. إِذَا iza zaman
  39. عَـٰهَدُوا۟ ۖ aahedu andlaşma yaptıkları kök: عهد
  40. وَٱلصَّـٰبِرِينَ ve ssabirine ve sabrederler kök: صبر
  41. فِى fi
  42. ٱلْبَأْسَآءِ l-be'sa'i sıkıntıda kök: باس
  43. وَٱلضَّرَّآءِ ve dderra'i ve hastalıkta kök: ضرر
  44. وَحِينَ ve hine ve zamanında kök: حين
  45. ٱلْبَأْسِ ۗ l-be'si savaş kök: باس
  46. أُو۟لَـٰٓئِكَ ulaike işte onlar
  47. ٱلَّذِينَ ellezine kimselerdir
  48. صَدَقُوا۟ ۖ sadeku doğru olan kök: صدق
  49. وَأُو۟لَـٰٓئِكَ ve ulaike ve işte onlar
  50. هُمُ humu onlardır
  51. ٱلْمُتَّقُونَ l-muttekune muttakiler kök: وقي

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 8 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı kök: يتم (23 geçiş) · Aynı kök: عهد (46 geçiş) · Aynı kök: وفي (66 geçiş)

    Rüştüne erişinceye kadar, yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın, verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü söz (veren sözünden) sorumludur.

  • Aynı kök: يتم (23 geçiş) · Aynı kök: زكو (59 geçiş) · Aynı kök: سكن (69 geçiş)

    Hani, biz İsrailoğulları'ndan, "Allah'tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz, herkese…

  • Aynı kök: يتم (23 geçiş) · Aynı kök: سكن (69 geçiş) · Aynı kök: حبب (95 geçiş)

    Allah'a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki…

  • Aynı kök: زكو (59 geçiş) · Aynı kök: سكن (69 geçiş) · Aynı kök: مول (86 geçiş)

    Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka (zekat) al ve onlara dua et. Çünkü senin duan onlar için sükunettir…

  • Aynı kök: شرق (17 geçiş) · Aynı kök: غرب (19 geçiş) · Aynı kök: صبر (103 geçiş)

    Hor görülüp ezilmekte olan kavmi (İsrailoğullarını), toprağına bolluk ve bereket verdiğimiz yerin doğu ve batı taraflarına mirasçı kıldık. Rabbinin…

  • Aynı kök: عهد (46 geçiş) · Aynı kök: وفي (66 geçiş) · Aynı kök: حبب (95 geçiş)

    Hayır! (Gerçek, onların dediği değil.) Kim sözünü yerine getirir ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsa, şüphesiz Allah da sakınanları sever.

  • Aynı kök: حبب (95 geçiş) · Aynı kök: صبر (103 geçiş) · Ortak kavram: Sevgi (muhabbet)

    Nice peygamberler var ki, kendileriyle beraber birçok Allah dostu çarpıştı da bunlar Allah yolunda başlarına gelenlerden yılmadılar, zaafa…

  • Aynı kök: عهد (46 geçiş) · Aynı kök: وفي (66 geçiş) · Aynı kök: مول (86 geçiş)

    Şüphesiz Allah, mü'minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık, onlar Allah yolunda savaşırlar,…

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

78 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

(Gerçek) iyilik, yüzlerinizi doğu ve(ya) batı tarafına çevirmeniz değildir. Gerçek iyilik, kişinin Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere inanmasıdır. (Allah'ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (yardım) isteyenlere ve kölelere sevdiği maldan harcamasıdır. (Ayrıca) namazı kılması, zekâtı vermesidir. (Bunlar) antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirenlerdir. (Dahası), sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabredenlerdir. Doğru olanlar işte bunlardır! Muttakîler (duyarlı olanlar) da işte bunlardır! dipnot 1

Mehmet Okuyan — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Bu ayet [birr], [takvâ] ve [muttakî]ler hakkında en kapsamlı bilgileri içeren ayettir. Ayette [takvâ] denen duyarlılığın söylem değil, inanç ve eylem birlikteliği içerdiği gösterilmektedir.

Mustafa İslamoğlu

Gerçek erdem yüzlerinizi doğuya veya batıya döndürmeniz değildir. Fakat gerçek erdem kişinin Allah'a, ahiret gününe, meleklere, İlahi kelama, peygamberlere inanması, malı -ona sevgi duymasına rağmen- yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, isteyenlere ve özgürlüğü elinden alınanlara vermesi, namazı istikametle kılması, zekatı gönlünden gelerek vermesidir. Onlar söz verdikleri zaman sözlerinde dururlar, şiddetli zorluk ve darlıklara karşı göğüs gererler. İşte bunlardır sözlerine sadık kalanlar... Takvaya ermiş olanlar da bunlardır.

Muhammed Esed

Gerçekte erdemlilik, yüzünü doğuya veya batıya çevirmeniz ile ilgili değildir; ama gerçek erdem sahibi, Allah'a, Ahiret Günü'ne, melekler, vahye ve Peygamberlere inanan, servetini -kendisi için ne kadar kıymetli olsa da- akrabasına, yetimlere, ihtiyaç sahiplerine, yolculara, (yardım) isteyenlere ve insanları kölelikten kurtarmaya harcayan; namazında devamlı ve dikkatli olan ve arındırıcı (mali) yükümlülüğünü ifa eden kişidir; ve (gerçek erdem sahipleri) söz verdiklerinde sözünü tutan, felaket, zorluk ve sıkıntı anlarında sabredenlerdir. İşte onlardır sadakatlerini gösterenler ve işte onlardır Allah'a karşı sorumluluklarının bilincinde olanlar.

Ahmed Hulusi

Vechlerinizi (yüzünüzü veya şuurunuzu) doğuya veya batıya (varlığın hakikati veya sistem bilgisine) çevirmeniz BİRR (işin hakikatini yaşamak) değildir. Asıl BİRR, "B" işareti anlamıyla Allah'a iman edip, gelecekte yaşanacak sürece, melaikeye (algılanıp fark edilemeyen varlığın hakikati olan Allah Esma'sının kuvvelerine), Kitaba (varlığın hakikati ve Sünnetullah'a), Nebilere iman eden; Allah sevgisiyle malı, akrabaya, yetimlere, miskinlere, yolda kalmışlara (yuvasından - vatanından ayrı düşmüş), yardım isteyenlere, kölelikten kurtarmaya veren; salatı ikame eden (Allah'a yönelişinin bilfiil hakkını veren); zekatını veren (Allah'ın bağışladığından bir kısmını karşılıksız paylaşan); söz verdiğinde sözünde duran; sıkıntı, hastalık ve şiddete maruz kaldığında buna dayanandır. İşte bunlar sadıklar ve korunanlardır.

Ali Bulaç

Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır.

Ali Özek ve heyeti

İyilik (hayır), yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allah'ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Müttakîler ancak onlardır!

Ali Rıza Safa

Yüzünüzü doğuya ve batıya çevirmeniz, gerçek erdemlilik değildir. Gerçek erdemli kişi, Allah'a, Sonsuz Yaşam Günü'ne, meleklere, kitaplara ve peygamberlere inanan, sevdiği maldan, yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, isteyenlere ve özgürlükten yoksun olanlara veren; namazı dosdoğru kılan ve zekatı verendir. Söz verdiklerinde sözlerini tutan; yokluk, zorluk ve sıkıntı zamanlarında dirençli olanlardır. Doğruyu söyleyenler, işte onlardır. Ve işte onlar, sorumluluk bilinci taşıyanlardır.

Bayraktar Bayraklı

İyilik, yüzlerinizi doğu ve batıya çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere ve kitaba iman edenin; malını çok sevmesine rağmen onu akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere, köle ve esirlere verenin; namazı dosdoğru kılanın;zekatı verenin; sözleştikleri zaman gereğini yerine getirenin; sıkıntıda, darlıkta, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanda sabır gösterenin eyleminden oluşur. İşte doğru olanlarbunlardır;işte sakınanlar da bunlardır.

Edip Yüksel

Yüzlerinizi doğu veya batı yönüne çevirmeniz iyilik değil. İyiler o kimseler ki ALLAH'ı, ahiret gününü, melekleri, kitabı ve peygamberleri onaylarlar; akrabalara, yetimlere, muhtaçlara, evsizlere, dilencilere ve köleleri özgürlüğe kavuşturmaya seve seve para yardımında bulunurlar; Salatı gözetir, zekatı verir, sözleştikleri vakit sözlerinde dururlar; zorluğa, sıkıntıya ve zulme karşı direnirler. İşte doğru olanlar onlardır, erdemli olanlar da onlardır.

Edip Yüksel (Eski Baskı)

Yüzlerinizi doğu veya batı yönüne çevirmeniz iyilik değil. İyiler o kimseler ki ALLAH'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere inanırlar; akrabalara, yetimlere, muhtaçlara, yolda kalmışlara, dilencilere ve köleleri özgürlüğe kavuşturmaya seve seve para yardımında bulunurlar; namazı gözetir, zekatı verir, sözleştikleri vakit sözlerinde dururlar; zorluğa, sıkıntıya ve zulme karşı direnirler. İşte doğru olanlar onlardır, erdemli olanlar da onlardır.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Erginlik, yüzlerinizi bir doğu bir batı tarafına çevirmeniz değildir. Ancak eren Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman edip yakınlığı olanlara, öksüzlere, çaresizlere, yolda kalmışa, dilenenlere ve esirler uğrunda seve seve mal veren, hem namazı kılan, hem zekatı veren, sözleştikleri vakit sözlerini yerine getiren, hele sıkıntı ve hastalık durumlarında ve savaşın kızıştığı anda sabır gösterenlerdir. İşte bunlardır doğru olanlar ve bunlardır Allah'tan korkup kötülüklerden sakınanlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Erginlik değil: yüzlerinizi kah gün doğu tarafına çevirmeniz kah batı, ve lakin eren o kimsedir ki Allaha, Ahıret gününe, Melaikeye, Kitaba ve bütün Peygamberlere iman edip karabeti olanlara, öksüzlere, biçarelere yolda kalmışa, dilenenlere ve esirler uğrunda seve seve mal vermekte, hem namazı kılmakta hem zekatı vermekte, bir de andlaştıkları vakit ahidlerini yerine getirenler, hele sıkıntı ve hastalık hallerinde ve harbin şiddeti zamanında sabr-ü sebat edenler işte bunlardır o sadıklar ve işte bunlardır o korunan müttekiler

Erhan Aktaş

Yüzünüzü doğu ve batı tarafına çevirmeniz birr dipnot 1 değildir. Ama birr: Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitaplara ve Nebilere iman etmek; malını sevdiği halde onu yakınlarına, yetimlere, yoksullara, yol oğluna, dipnot 2 yardım isteyenlere, rikab olanlara dipnot 3 vermek; "salatı ikame etmek, zekat yapmak, dipnot 4 " söz verdiği zaman sözünü yerine getirmek, sıkıntıda, zorlukta ve felakete uğrama durumunda sabretmektir. İşte bunlar, sadık olanlardır. Ve işte bunlar, takva sahibi olanlardır.

Erhan Aktaş — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    İyi olan her şey, bütün iyilikler, bağış, doğruluk, adalet, gerçeklik, erdem, gönül.
  2. metne dön, dipnot 2
    "İbnu's-sebil," deyim olarak "yol oğlu" demektir. Bu deyime, "yolda kalanlar" anlamı verilmesi doğru değildir. Zira sebil, karayolu anlamında "yol" demek değildir. Sebil, bir konuda seçim yapmak anlamında "iki yol" dan birini seçmek yani "tercih edilen yol" demektir. Hakk veya Batıl yoldan birini tercih etmektir. Bu deyimin anlamı "yolda kalanlar" değil, bütün varlığı ile "Allah yolunda" çalışmayı tercih etmiş ve bundan dolayı yardıma muhtaç duruma düşmüş olanlar anlamındadır. Ayrıca yaptığı şey imkansızlık nedeniyle yarım kalmış kimselere de denmektedir.
  3. metne dön, dipnot 3
    Boyunduruk altında bulunan ve özgürlüğüne kavuşmak isteyen kimse. Rekabe, boyun demektir; özgürlüğü kısıtlı olan kimseler için kullanılmaktadır. Kelime anlamı olarak; gözetlenmek, gözetlemek, korumak, korunmak anlamlarına gelmektedir.
  4. metne dön, dipnot 4
    Bkz. 2:43. ayet.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Yüzünüzü doğu ve batı tarafına çevirmeniz birr dipnot 1 değildir. Ama birr: Allah'a, Ahiret Günü'ne, meleklere, kitaplara ve nebilere iman etmek; malını sevdiği halde onu yakınlarına, yetimlere, yoksullara, yol oğluna dipnot 2 , yardım isteyenlere, rikab olanlara dipnot 3 vermek; "salatı ikame etmek, zekat yapmak[4]", söz verdiği zaman sözünü yerine getirmek, sıkıntıda, zorlukta ve felakete uğrama durumunda sabretmektir. İşte bunlar, sadık olanlardır. Ve işte bunlar, takva sahibi olanlardır.

Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    İyi olan her şey, bütün iyilikler, bağış, doğruluk, adalet, gerçeklik, erdem, gönül.
  2. metne dön, dipnot 2
    "İbnu's-sebili, " deyim olarak "yol oğlu" demektir. Bu deyime, "yolda kalanlar" anlamı verilmesi doğru değildir. Zira sebil, karayolu anlamında "yol" demek değildir. Sebil, bir konuda seçim yapmak anlamında "iki yol" dan birini seçmek yani "tercih edilen yol" demektir. Hakk veya Batıl yoldan birini tercih etmektir. Bu deyimin anlamı "yolda kalanlar" değil, büyün varlığı ile "Allah yolunda" çalışma yolunu tercih etmiş ve bundan dolayı yardıma muhtaç duruma düşmüş olanlar anlamındadır. Ayrıca yaptığı bir şeyi imkansızlık nedeni yarım kalmış kimselere de denmektedir.
  3. metne dön, dipnot 3
    Boyunduruk altında bulunan ve özgürlüğüne kavuşmak isteyen kimse. Rekabe, boyun demektir; özgürlüğü kısıtlı olan kimseler için kullanılmaktadır. Sözcük anlamı olarak; gözetlenmek, gözetlemek, korumak, korunmak anlamlarına gelmektedir.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Yüzünüzü doğuya ve batıya çevirmeniz birr dipnot 1 değildir. Ama birr: Allah'a, Ahiret Günü'ne, meleklere, kitaplara ve nebilere iman etmek; malını sevdiği halde onu yakınlarına, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, yardım isteyenlere, köle ve esirlere vermek; "salatı ikame etmek, zekat vermek" dipnot 2 , söz verdiği zaman sözünü yerine getirmek, zorlukta, sıkıntıda ve felakete uğrama durumunda sabretmektir. İşte bunlar, sadık olanlardır. Ve işte bunlar, takva dipnot 3 sahibi olanlardır.

Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Hayır, iyilik, ihsan, bağış, itaat, doğruluk, adalet.
  2. metne dön, dipnot 2
    İbadete layık yegane ilah olarak Allah'a inanmak; kulluğu, Allah'a yönelmeyi, dua ve ibadeti şirkten arındırılmış bir bilinçle ve arınmış, temizlenmiş, arı duru hale gelmiş bir benlikle yapmak; yardımlaşmayı, destek olmayı canlı ve diri tutmak demektir.
  3. metne dön, dipnot 3
    Allah'ın buyruklarına içtenlikle uyarak, o buyruklarla kötü ve zararlı şeylere karşı kendisini korumaya, güvenceye almak.

Gültekin Onan

Yüzlerinizi doğu veya batı yönüne çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Tanrı'ya, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere inanan; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştileştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır.

Hasan Basri Çantay

(Namazda) yüzlerinizi doğu ve batı yönüne döndürmeniz; birr (taat bu) değildir. Fakat birr, Allaha, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden, malı (nı Allah) sevgisiyle (yahud: mala olan sevgisine rağmen) akrabaye, yetimlere, yoksullara, yol oğluna (Yolda kalmış müsafırlere), dilenenlere ve köle ve esirler (i kurtarmıy) a veren, namazı (nı) dosdoğru kılan, zekatı (nı) veren (kimselerin), ahidleşdikleri zaman sözlerini yerine getirenler (in), sıkıntıda ve hastalıkda ve muhaarebenin kızışdığı zamanlarda sabr-u metanet gösterenler (in birridir). Onlar (yok mu? imanlarında ve birr-ü taat iddiasında) saadık olanlar onlardır ve onlar takvaaya erenlerin de ta kendileridir.

İbni Kesir

Yüzlerinizi Doğu ve Batı tarafına çevirmeniz "bir" değildir. Lakin asıl "bir"; Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitablara, peygamberlere iman eden, malını seve seve yakınlarına, yetimlere, miskinlere, yolculara, dilenenlere, kölelere, esirlere veren, namazı kılan, zekatı veren, muahede yaptıklarında ahidlerini yerine getiren, sıkıntıda, hastalıkta ve şiddetli savaş anında sabredenlerinkidir. İşte sadık olanlar da onlardır ve müttakiler de onlardır.

Mehmet Alagaş

(177) Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir , lakin iyilik; Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve nebilere iman eden kimse olmaktır, sevdiği maldan yakınlığı olanlara, yetimlere, yoksunlara / miskinlere, yol çocuklarına / yolda kalanlara ve boyunduruk altında olanlara verendir , namazı kalkıp kılandır, zekâtı verendir, Sözleştiklerinde / akitleştiklerinde sözleşmelerine vefalı davranandır, zorda, hastalıkta ve sert zamanlarda sabredendir, İşte onlar sözüne sadık olanlardır, işte onlar sakınanlardır. (Takva, korunan Vikaye zırh koruyucu)

Rowwad Tercüme Merkezi

Yüzlerinizi doğu ve batı yönüne döndürmeniz iyilik değildir. Fakat iyilik Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eden, malına olan sevgisine rağmen; akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, isteyenlere, kölelere ve esirlere veren, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, sözleştikleri zaman sözlerini yerine getiren, sıkıntıda, hastalıkta ve savaşta sabredenlerin yaptıklarıdır. İşte doğru ve takvalı olanlar onlardır.

Süleyman Ateş

Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz iyilik değildir. Asıl iyilik, o(kimsenin iyiliği)dir ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere inandı; sevdiği malını yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilencilere ve boyunduruk altında bulunan(köle ve esir)lere verdi; namazı kıldı, zekatı verdi. Andlaşma yaptıkları zaman andlaşmalarını yerine getirenler; sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabredenler, işte doğru olanlar onlardır, (Allah'ın azabından) korunanlar da onlardır.

Süleymaniye Vakfı

Erdemli dipnot 1 olmak, yüzünüzü doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. dipnot 2 Erdemli olmak; Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara ve nebilere inanıp güvenen dipnot 3 bir kişi olmaktır. dipnot 4 Böyle bir kişi, sevmesine rağmen malını, kendine yakınlığı olanlara, yetimlere, çaresizlere, yolculara ve isteyenlere verir, bir de boyunduruk altındakiler için harcar. dipnot 5 Namazı düzgün ve sürekli kılar, zekatı da verir. Bunlar anlaşma yaptıkları zaman yükümlülüklerini yerine getirirler. Maddi sıkıntılara ve bedensel sıkıntılara karşı bir de ani baskınlarda sabırlı olur /duruşlarını bozmazlar. İşte bunlar doğru sözlü olanlardır. İşte bunlar, yanlışlardan sakınanlardır. dipnot 6

Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Erdem Türkçede iyi olma, alçak gönüllülük, yiğitlik, doğruluk, fazilet vb. niteliklerin genel adıdır (Bakara 2/189, Al-i İmran 3/92).
  2. metne dön, dipnot 2
    Bu ifade, önemli olanın Allah'ın emrine uymak olduğunu vurgular. Müslümanların Mescid-i Haram yönüne dönerek namaz kılmaları da Allah'ın emri olduğu için önemlidir (Bakara 2/115, 149-150).
  3. metne dön, dipnot 3
    Allah'ın her nebisi aynı zamanda onun resulüdür. Bu yüzden Bakara 2/285 ve Nisa 4/136'da "resullere iman"dan bahsedilir; ama her resul nebi değildir (Yusuf 12/50).
  4. metne dön, dipnot 4
    Bu ayette ve Nisa 136'da, gelenekte imanın şartları olarak bilinen altı şarttan beşi sayılmış ama altıncısı olduğu söylenen "kadere iman"a yer verilmemiştir. Çünkü geleneksel anlamda kadere imanın yani her şeyin ezelde yazıldığına dair inancın Kur'an'da yeri yoktur. Kur'an'da geçen kader, Allah Teala 'nın varlıklara istediği gücü verip sınırlar koymasıdır (Mekayis). Çünkü Allah, her şeyi bir ölçüye göre yaratır (Kamer 54/49). O, iyiliğin de kötülüğün de ölçüsünü koymuştur. İyi davrananlar imtihanı kazanırlar, kötü davrananlar da kaybederler (Casiye 45/15). Kur'an'da anlatılan bu ölçülerin varlığına inanmak, diğer tüm ayetlere inanmak gibi mecburidir.
  5. metne dön, dipnot 5
    Ayetteki rikab (الرِّقاَبِ), rakabe'nin çoğuludur. Türkçede buna "boyunduruk altında olanlar" denir (Tevbe 9/60).
  6. metne dön, dipnot 6

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

İyilik, yüzünüzü doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. İyilik; Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara ve nebilere inanıp güvenen kişinin yaptığıdır. dipnot 1 Böyle bir kişi, sevmesine rağmen malını, kendine yakınlığı olanlara, yetimlere, çaresizlere, yolda kalanlara, isteyenlere ve boyunduruk altındakilere verir. dipnot 1 Namazı düzgün ve sürekli kılar ve zekatı verir. Bunlar anlaşma yaptıkları zaman da yükümlülüklerini yerine getirirler. Baskılara, zorluklara, bir de baskın anında olacaklara karşı dirençli olurlar. Özü sözü doğru olanlar bunlardır. Allah'tan çekinerek korunanlar da bunlardır.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Burada imanın beş şartı sayılmış, altıncısı olarak bilinen "kadere iman" sayılmamıştır. Çünkü Kur'an'da, kadere iman sözü yoktur.
  2. metne dön, dipnot 2
    Ayetteki الرِّقَاب= er-rikab, esirler için kullanılan رقبة =rakebe'nin çoğuludur.  Türkçede buna "boyunduruk altında olanlar" denir.

Şaban Britch

Yüzlerinizi doğu ve batı yönüne döndürmeniz iyilik değildir. Fakat iyilik Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eden, malını sevgisine rağmen; akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, isteyenlere, kölelere ve esirlere veren, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, sözleştikleri zaman sözlerini yerine getiren, sıkıntıda, hastalıkta ve savaşta sabredenlerin durumudur. İşte sadıklar ve muttakiler onlardır.

Şaban Piriş

-Yüzlerinizi doğu ve batı yönüne döndürmeniz iyilik değildir. Fakat iyilik Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eden, malını sevgisine rağmen; akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolculara, dilencilere, kölelere ve esirlere veren, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren, sözleştikleri zaman sözlerini yerine getiren, sıkıntıda, hastalıkta ve savaşta sabredenlerin durumudur. İşte sadıklar ve muttakiler onlardır.

Yaşar Nuri Öztürk

Yüzlerinizi doğu ve batı yönüne çevirmeniz zafer ve mutluluğa ermek değildir. Zafer ve mutluluğa ermek o kişinin hakkıdır ki, Allah'a, ahıret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır; akrabaya, yetimlere, çaresizlere, yolda kalmışa, yoksullara, özgürlüğüne kavuşmak gayretinde olanlara malı seve seve verir, namazı kılar, zekatı öder. Böyleleri söz verdiklerinde ahitlerine vefalıdırlar; bolluk ve bereket zamanı kadar, zorluk, sıkıntı ve şiddet zamanında da sabırlıdırlar. İşte bunlardır özüyle sözü bir olanlar. Ve işte bunlardır korunan takva sahipleri.

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

Conformity of life and conduct in divine law for righteous living does not simply mean turning your faces at prayer toward the east or the west, but it entails adherence to principles serving as the basis of Allah’s system of faith and worship. It entails that you believe in Allah and in the Day of Judgement with faithful hearts, that you entertain with profound reverence the belief on ground of Authority in Allah’s, spiritual beings, attendants and Messengers, that you solemnly consent to Allah’s Books revealed to His Prophets and to the Prophets themselves, that you spend of your wealth in benevolence and benefaction on the poor among your kindred, on the orphans, on those in need and on the wayfarer who has no means of transportation, on those who make a request for aid in times of difficulty or distress and on redeeming and setting free servants who are completely divested of freedom and personal rights, that you engage in the act of appropriate worship, that you give zakat for zakat is the vehicle of prayer, that you fulfil the promise when you make one and that you exercise patience when befallen with a misfortune and the distress of warfare against enemies. These are the ones who have characterized themselves with virtuous qualities and stand true in Allah’s honour and these are the ones who entertain the profound reverence dutiful to Him.

Abdul Haleem

Goodness does not consist in turning your face towards East or West. The truly good are those who believe in God and the Last Day, in the angels, the Scripture, and the prophets; who give away some of their wealth, however much they cherish it, to their relatives, to orphans, the needy, travellers and beggars, and to liberate those in bondage; those who keep up the prayer and pay the prescribed alms; who keep pledges whenever they make them; who are steadfast in misfortune, adversity, and times of danger. These are the ones who are true, and it is they who are aware of God.

Abdullah Yusuf Ali

It is not righteousness that ye turn your faces Towards east or West; but it is righteousness- to believe in Allah and the Last Day, and the Angels, and the Book, and the Messengers; to spend of your substance, out of love for Him, for your kin, for orphans, for the needy, for the wayfarer, for those who ask, and for the ransom of slaves; to be steadfast in prayer, and practice regular charity; to fulfil the contracts which ye have made; and to be firm and patient, in pain (or suffering) and adversity, and throughout all periods of panic. Such are the people of truth, the Allah-fearing.

Abul A'la Maududi

Righteousness does not consist in turning your faces towards the east or towards the west; dipnot 1 true righteousness consists in believing in Allah and the Last Day, the angels, the Book and the Prophets, and in giving away one’s property in love of Him to one’s kinsmen, the orphans, the poor and the wayfarer, and to those who ask for help, and in freeing the necks of slaves, and in establishing Prayer and dispensing the Zakah. True righteousness is attained by those who are faithful to their promise once they have made it and by those who remain steadfast in adversity and affliction and at the time of battle (between Truth and falsehood). Such are the truthful ones; such are the God-fearing.

Abul A'la Maududi — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Turning one's face towards the east or the west is mentioned here only by way of illustration. The actual purpose of the verse is to emphasize that the observance of certain outward religious rites, the performance of certain formal religious acts out of conformism, and the manifestation of certain familiar forms of piety do not constitute that essential righteousness which alone carries weight with God and earns His recognition and approval.

Aisha Bewley

Goodness does not lie in turning your faces to the East or to the West. Rather, those with true devoutness are those who have iman in Allah and the Last Day, the Angels, the Book and the Prophets, and who, despite their love for it, give away their wealth to their relatives and to orphans and the very poor, and to travellers and beggars and to set slaves free, and who establish salat and pay zakat; those who honour their contracts when they make them, and are steadfast in poverty and illness and in battle. Those are the people who are true. They are the people who have taqwa.

Al-Hilali & Khan

It is not Al-Birr (piety, righteousness, and each and every act of obedience to Allâh, etc.) that you turn your faces towards east and (or) west (in prayers); but Al-Birr is (the quality of) the one who believes in Allâh, the Last Day, the Angels, the Book, the Prophets[1] and gives his wealth, in spite of love for it, to the kinsfolk, to the orphans, and to Al-Masâkîn (the poor), and to the wayfarer, and to those who ask, and to set slaves free, performs As-Salât (Iqâmat-as-Salât ), and gives the Zakât, and who fulfil their covenant when they make it, and who are patient in extreme poverty and ailment (disease) and at the time of fighting (during the battles). Such are the people of the truth and they are Al-Muttaqûn (the pious - See V.2:2).

Ali Quli Qarai

Piety is not to turn your faces to the east or the west; rather, piety is [personified by] those who have faith in Allah and the Last Day, the angels, the Book, and the prophets, and who give their wealth, for the love of Him, to relatives, orphans, the needy, the traveller and the beggar, and for [the freeing of] the slaves, and maintain the prayer and give the zakāt, and those who fulfill their covenants, when they pledge themselves, and those who are patient in stress and distress, and in the heat of battle. They are the ones who are true [to their covenant], and it is they who are the Godwary.

Amatul Rahman Omar

It is not the sole virtue that you turn your faces to the east or the west but true virtue is theirs, who believe in Allâh, the Last Day, the angels, the Book, and in the Prophets, and who give away their wealth (and substance) out of love for Him, to the near of kin, the orphans, the needy, the wayfarer and to those who ask (in charity) and in ransoming the slaves; and who observe the Prayer, who go on presenting the Zakât (- the purifying alms) and those who always fulfill their pledges and agreements when they have made one, and those who are patiently persevering in adversity and distress and (steadfast) in times of war. It is these who have proved truthful (in their promises and in their faith) and it is these who are strictly guarded against evil.

Arthur John Arberry

It is not piety, that you turn your faces to the East and to the West. True piety is this: to believe in God, and the Last Day, the angels, the Book, and the Prophets, to give of one's substance, however cherished, to kinsmen, and orphans, the needy, the traveller, beggars, and to ransom the slave, to perform the prayer, to pay the alms. And they who fulfil their covenant when they have engaged in a covenant, and endure with fortitude misfortune, hardship and peril, these are they who are true in their faith, these are the truly godfearing.

Bijan Moeinian

Turning your faces towards the east or the west [during the prayer] is not [a sign of piety or] a virtue [and does not have any importance with God. ] The virtue is the belief in God, the last day, the existence of the angles, the Book [sent by God] and the prophets [sent by God], sharing wealth with beloved ones, nearest ones, orphans, poor people, stranded travelers and the beggars [in distress], the act of freeing the slaves, worshipping the Lord on regular basis, paying the minimum charity [as imposed by God upon your income], honoring your words and pledges and patience in hardship, affliction of a disaster and in despair. Such are the sincere ones and considered as pious by God.

E. Henry Palmer

Righteousness is not that ye turn your faces towards the east or the west, but righteousness is, one who believes in God, and the last day, and the angels, and the Book, and the prophets, and who gives wealth for His love to kindred, and orphans, and the poor, and the son of the road, beggars, and those in captivity; and who is steadfast in prayer, and gives alms; and those who are sure of their covenant when they make a covenant; and the patient in poverty, and distress, and in time of violence; these are they who are true, and these are those who fear.

Edip-Layth

Piety is not to turn your faces towards the east and the west, but piety is one who acknowledges God and the Last day, and the controllers, and the book, and the prophets, and he gives money out of love to the near relatives, and the orphans, and the needy and the wayfarer, and those who ask, and to free the slaves, and he observes the Contact prayer, and contributes towards betterment; and those who keep their pledges when they make a pledge, and those who are patient in the face of good and bad and during persecution. These are the ones who have been truthful, and they are the righteous.

George Sale

It is not righteousness that ye turn your faces in prayer towards the east and the west, but righteousness is of him who believeth in God and the last day, and the angels, and the scriptures, and the prophets; who giveth money for God's sake unto his kindred, and unto orphans, and the needy, and the stranger, and those who ask, and for redemption of captives; who is constant at prayer, and giveth alms; and of those who perform their covenant, when they have covenanted, and who behave themselves patiently in adversity, and hardships, and in time of violence: These are they who are true, and these are they who fear God.

Hamid S. Aziz

Righteousness is not that you turn your faces towards the East or the West, but it is righteousness to believe in Allah, and the Last Day, and the Angels, and the Book, and the Messengers, and to spend of your wealth for love of Him, for your kindred, and orphans, and the needy, and the wayfarer, for those who ask, and to ransom those in captivity; and to be steadfast in prayer, and practice regular charity; to fulfil the covenant (contracts) which you have made; and to be firm in patience in times of pain (poverty and deprivation), and adversity, and in periods of panic (or violence); these are the people who are true, and these are those who are Allah-fearing.

Mahmoud Ghali

It is not benignancy that you turn your faces around in the direction of East and West; but benignancy is (in him) who believes in Allah, and the Last Day, and the Angels, and the Book, and the Prophets, and brings wealth in spite of his love for it (Or: offers out of love for Him) to near kinsmen, and the orphans, and the indigent, and the wayfarer, and the beggars, and (to ransom) necks, (i. e. captives "slaves") and keeps up the prayer, and bring the Zakat, (i.e. pay the poor-dues) and they who fulfil their covenant when they have covenanted, and the patient (ones) in misery and tribulation, and while in violence; (i.e. during fighting) those are (they) who act sincerely, and those are they who are the pious.

Marmaduke Pickthall

It is not righteousness that ye turn your faces to the East and the West; but righteous is he who believeth in Allah and the Last Day and the angels and the Scripture and the prophets; and giveth wealth, for love of Him, to kinsfolk and to orphans and the needy and the wayfarer and to those who ask, and to set slaves free; and observeth proper worship and payeth the poor-due. And those who keep their treaty when they make one, and the patient in tribulation and adversity and time of stress. Such are they who are sincere. Such are the Allah-fearing.

Mohamed Ahmed - Samira

Piety does not lie in turning your face to East or West: Piety lies in believing in God, the Last Day and the angels, the Scriptures and the prophets, and disbursing your wealth out of love for God among your kin and the orphans, the wayfarers and mendicants, freeing the slaves, observing your devotional obligations, and in paying the zakat and fulfilling a pledge you have given, and being patient in hardship, adversity, and times of peril. These are the men who affirm the truth, and they are those who follow the straight path.

Muhammad Asad

True piety does not consist in turning your faces towards the east or the west - but truly pious is he who believes in God, and the Last Day; and the angels, and revelation, and the prophets; and spends his substance - however much he himself may cherish - it - upon his near of kin, and the orphans, and the needy, and the wayfarer, and the beggars, and for the freeing of human beings from bondage; and is constant in prayer, and renders the purifying dues; and [truly pious are] they who keep their promises whenever they promise, and are patient in misfortune and hardship and in time of peril: it is they that have proved themselves true, and it is they, they who are conscious of God.

Mustafa Khattab

Righteousness is not in turning your faces towards the east or the west. Rather, the righteous are those who believe in Allah, the Last Day, the angels, the Books, and the prophets; who give charity out of their cherished wealth to relatives, orphans, the poor, ˹needy˺ travellers, beggars, and for freeing captives; who establish prayer, pay alms-tax, and keep the pledges they make; and who are patient in times of suffering, adversity, and in ˹the heat of˺ battle. It is they who are true ˹in faith˺, and it is they who are mindful ˹of Allah˺.

Progressive Muslims

Piety is not to turn your faces towards the east and the west, but piety is one who believes in God and the Last Day, and the Angels, and the Scripture, and the prophets, and he gives money out of love to the near relatives, and the orphans, and the needy and the wayfarer, and those who ask, and to free the slaves, and he holds the contact-method, and he contributes towards betterment; and those who keep their pledges when they make a pledge, and those who are patient in the face of good and bad and when in despair. These are the ones who have been truthful, and they are the righteous.

Rashad Khalifa

Righteousness is not turning your faces towards the east or the west. Righteous are those who believe in GOD, the Last Day, the angels, the scripture, and the prophets; and they give the money, cheerfully, to the relatives, the orphans, the needy, the traveling alien, the beggars, and to free the slaves; and they observe the Contact Prayers (Salat) and give the obligatory charity (Zakat); and they keep their word whenever they make a promise; and they steadfastly persevere in the face of persecution, hardship, and war. These are the truthful; these are the righteous.

Sahih International

Righteousness is not that you turn your faces toward the east or the west, but [true] righteousness is [in] one who believes in Allah, the Last Day, the angels, the Book, and the prophets and gives wealth, in spite of love for it, to relatives, orphans, the needy, the traveler, those who ask [for help], and for freeing slaves; [and who] establishes prayer and gives zakah; [those who] fulfill their promise when they promise; and [those who] are patient in poverty and hardship and during battle. Those are the ones who have been true, and it is those who are the righteous.

Sam Gerrans

It is not virtue that you turn your faces towards the East and the West. But virtue is: one who believes in God, and the Last Day, and the angels, and the Writ, and the prophets, and gives wealth in spite of love of it to relatives, and the fatherless, and the needy, and the wayfarer, and those who ask, and to manumit slaves; and who upholds the duty, and renders the purity; and those who keep their covenant when they make a covenant; and the patient in affliction and adversity, and during conflict: those are they who are sincere; and it is they who are those of prudent fear.

Shabbir Ahmed

(One obvious result of sectarianism is their pre-occupation with rituals. This is because each sect leaves the Book aside and makes its own set of dogmas they call religion). No wonder, they forget that) Righteousness and exponential development of personality is not in that you turn your faces to the East and the West. But righteous is he who has conviction in Allah and the Last Day and the Angels and the Book and the Prophets. And he gives his wealth that he loves in reverence of Him, to: Family and relatives, Orphans, Widows, Those left helpless in the society, Those whose hard-earned income fails to meet their basic needs, Those whose running businesses have stalled, The ones who have lost their jobs, Whose life has stalled for any reason, The disabled, The needy wayfarer, son of the street, the homeless, the one who travels to you for assistance, Those who ask for help, and Those whose necks are burdened with any kind of bondage, oppression, crushing debts and extreme hardship of labor. They (the truly righteous) strive to establish the Divine System, and set up the Just Economic Order. They are true to their promises whenever they make a promise. They remain steadfast in physical or emotional distress and in times of peril. It is they that have proved to be practically true, and it is they, they that indeed journey through life in Blissful honor and security. ((2:4), (3:91)).

Syed Vickar Ahamed

It is not rightful conduct that you turn your faces towards East or West; But it is righteousness— To believe in Allah, and the Last Day, and the Angels, and the Book, and the messengers; To spend from your (own) wealth, in spite of your love for it, for your kin, for orphans, for the needy, for the wayfarer, for those who ask, and for the ransom of slaves; to be steadfast in prayer, and practice regular charity; To fulfill the contracts which you have made; And to be firm and patient, in pain (or suffering), and adversity, and throughout the periods of panic. Such are the people of truth, those who fear Allah.

Taqi Usmani

Righteousness is not (merely) that you turn your faces to the East and the West; but righteousness is that one believes in Allah and the Last Day and the angels and the Book and the Prophets, and gives wealth, despite (his) love for it, to relatives, and to orphans, the helpless,the wayfarer, and to those who ask, and (spends) in (freeing) slaves and observes the Salāh (prayers) and pays Zakah-and (the act of) those who fulfill their covenant when they enter into a covenant, and, of course, those who are patient in hardship and suffering and when in battle! Those are the ones who are truthful, and those are the God - fearing.

The Monotheist Group

Piety is not to turn your faces towards the east and the west, but pious is one who believes in God and the Last Day, and the angels, and the Book, and the prophets, and who gives money out of love to the relatives, and the orphans, and the needy, and the wayfarer, and those who ask, and to free the slaves; and who upholds the contact prayer, and who contributes towards purification; and those who keep their pledges when they make a pledge, and those who are patient in the face of adversity and hardship and when in despair. These are the ones who have been truthful, and these are the righteous.

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — Bakara suresi, 177. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — Bakara suresi, 177. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — Bakara suresi, 177. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩