Diyanet İşleri
"Eğer doğru söyleyenler iseniz, bu tehdit ne zaman gerçekleşecek" diyorlar.
Sebe' suresi
Sebe' suresi, 29. ayet. وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
veyeḳûlûne metâ hâẕe-lva`dü in küntüm ṣâdiḳîn.
"Eğer doğru söyleyenler iseniz, bu tehdit ne zaman gerçekleşecek" diyorlar.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Şefaat, rızık ve bütün insanlara gönderilen peygamber Sebe' 22–30 3
De ki: "Rabbimiz hepimizi kıyamet günü bir araya toplayacak, sonra da aramızda hak ile hüküm verecektir. O, gerçeği apaçık ortaya koyan, hakkıyla bilendir."
De ki: "Allah'a ortak tuttuklarınızı bana gösterin! Hayır! (Hiçbir şey Allah'a ortak olamaz.) Aksine O, mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi Allah'tır."
Biz, seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler.
"Eğer doğru söyleyenler iseniz, bu tehdit ne zaman gerçekleşecek" diyorlar.
De ki: "Sizin için belirlenen bir gün vardır ki, ondan ne bir saat geri kalabilirsiniz, ne de ileri geçebilirsiniz."
İnkar edenler, "Biz bu Kur'an'a da ondan önceki kitaplara da asla inanmayız" dediler. Zalimler, Rablerinin huzurunda durduruldukları zaman hallerini bir görsen! Birbirlerine laf çevirip dururlar. Zayıf ve güçsüz görülenler, büyüklük taslayanlara, "Siz olmasaydınız, biz mutlaka iman eden kimseler olurduk" derler.
Büyüklük taslayanlar, zayıf ve güçsüz görülenlere, "Size hidayet geldikten sonra, biz mi sizi ondan alıkoyduk? Hayır, suçlu olanlar sizlerdiniz" derler.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
29. “Onlar: “Eğer doğru söylüyorsanız bu tehdit ne zaman?” diyorlar.” Böyle bir söz, zalimliklerinin bir sonucudur. Zira Peygamberin doğru söylemesi ile bu tehditin ne zaman gerçekleşeceğinin haber verilmesi arasında nasıl bir ilgi olabilir ki? Böyle bir tutum, hakkı reddetmekten ve akılsızlıktan başka neyin eseri olabilir? Zira düşmanları bulunan ve uygun bir fırsat kollayarak kendilerine karşı hazırlık yapan bir topluma, dünyevi meselelerden birisi ile ilgili olarak doğruluğunu ve samimiyetini bildikleri bir kişi gelse ve: Ben gelirken sizi toptan imha etmek için üzerinize gelmekte olan düşmanınızı gördüm, dese; bu topluluk arasından bir kişi de kalkıp: Eğer sen doğru söyleyen birisi isen bu düşman bize ne vakit gelecektir ve şu anda nerededir?, diye soracak olsa hiç bu sözü söyleyen kişi akıllı sayılabilir mi? Yoksa böylesinin kafasız ve akılsız olduğuna mı hükmedilir?
Üstelik böyle bir durumda haber veren kimsenin doğru söylemesi de yalan söylemesi de mümkündür. Onun gördüğü düşman da olabilir, başkası da olabilir. Ya da düşmanı vazgeçebilir. Diğer taraftan bu haberi kendisine ulaştırdığı topluluk da kendilerini savunabilecek ve koruyabilecek güçte olabilir.
Peki ya kimsenin, hiçbir şekilde geri püskürtülmesi mümkün olmayan ve yardımcıların faydasının olmayacağı kesin bir azabı haber veren, üstelik insanların en doğru sözlüsü, kendi arzusu uyarınca konuşmayan, verdiği haberde hatadan korunmuş olan zatı yalanlayanların durumu ne olur? Böylesinin haberini, azabın geliş vaktini açıklamadığı gerekçesi ile reddetmek akılsızlığın en ileri derecesi değil midir?!
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Kendisi ile korkutuldukları azap hususunda acele eden müşrikler şöyle derler: Hak olduğunu iddia ettiğinizde doğru sözlü iseniz azap vaadi ne zamandır?
Ortak kavram: Vaad · Ortak kavram: Sıdk (Doğruluk)
Andolsun, Allah, izniyle, onları (müşrikleri) kırıp geçirdiğiniz sırada size olan va'dini gerçekleştirdi. Nihayet sevdiğiniz şeyi (zaferi) size…
Ortak kavram: Vaad · Ortak kavram: Sıdk (Doğruluk)
İman edip salih ameller işleyenleri de ebedi olarak kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Allah, gerçek bir vaadde bulunmuştur.…
Ortak kavram: Vaad · Ortak kavram: Sıdk (Doğruluk)
Onlar, "Sen bize tek Allah'a ibadet edelim, atalarımızın ibadet edegeldiklerini bırakalım diye mi geldin? Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bizi…
Ortak kavram: Sıdk (Doğruluk)
Eğer kulumuza (Muhammed'e) indirdiğimiz (Kur'an) hakkında şüphede iseniz, haydin onun benzeri bir sure getirin ve eğer doğru söyleyenler iseniz,…
Ortak kavram: Sıdk (Doğruluk)
Allah, Adem'e bütün varlıkların isimlerini öğretti. Sonra onları meleklere göstererek, "Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi bana bunların isimlerini…
Ortak kavram: Sıdk (Doğruluk)
Elinizdeki Tevrat'ı tasdik edici olarak indirdiğimize (Kur'an'a) iman edin. Onu inkar edenlerin ilki olmayın. Ayetlerimi az bir karşılığa değişmeyin…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
"Doğruysanız o vaat (Son Saat) ne zamanmış!" derler. dipnot 1
ki, "Bu vaad ne zaman gerçekleşecek; eğer sözünüze sadıksanız (söyleyin)?" diyorlar.
ve bu sebeple sorarlar: "Bu (yeniden dirilme ve yargılanma) vaadi ne zaman gerçekleşecek? Eğer doğruyu söylüyorsanız (ey müminler, buna cevap verin!)"
"Eğer sözünüzde sadıksanız, bu vaat (ölümü tadarak söylenenleri yaşamak) ne zaman?" derler.
Onlar: "Eğer doğru sözlü iseniz, bu va'd(ettiğiniz azab) ne zamanmış?" derler.
Eğer sözünüzde doğru iseniz bu vâdettiğiniz (kıyamet) ne zaman kopacak? derler.
Üstelik diyorlar ki: "Bu sözü verilen, ne zaman; eğer doğruyu söylüyorsanız?"
Derler ki: "Eğer doğru söylüyorsanız, bu vaad ettiğiniz kıyamet ne zaman kopacak?"
"Doğru söylüyorsanız o söz ne zaman gerçekleşecek?" diyerek meydan okuyorlar.
'Doğru söylüyorsanız o söz ne zaman gerçekleşecek?' diyerek meydan okuyorlar.
Ve: "Eğer doğru söylüyorsanız, ne zaman bu va'd?" diyorlar.
Ve "ne vakıt bu va'd eğer gerçekseniz?" diyorlar
"Eğer doğru söylüyorsanız, bizi tehdit ettiğiniz uyarı ne zaman?" diyorlar.
"Eğer doğru söylüyorsanız, bizi tehdit ettiğiniz uyarı ne zaman?" diyorlar.
"Eğer doğru söylüyorsanız, bizi tehdit ettiğiniz uyarı ne zaman?" diyorlar.
Onlar: "Eğer doğru sözlü iseniz, bu vaad (ettiğiniz azab) ne zamanmış?" derler.
Onlar: "Eğer (sözünüzde) gerçek söyleyenlerseniz bu va'd (in tehakkuku) ne zaman"? derler.
Derler ki: Doğru sözlüler iseniz, bu vaad ne zamandır.
(22-33) Deki; Allah dışında iddia ettiklerinize çağrıda / duada bulunun, göklerde ve yerde küçük bir parçacık miktarında / zerre miskal dahi bir şeye malik değildirler. (Elinde olanla ilgili özgürce tasarrufta bulunma hakkı ) O ikisinde (gökler ve yer) herhangi bir ortakl ıkları yoktur, O’nun, onlardan (Allah’a ortak koştu klarınızdan) herhangi bir destekçisi / arka çıkanı da yoktur. Onun (Allah’ın) yanında, izin verdiği kimse hariç aracılığın / şefaatin bir faydası yoktur , kalplerde ki telaşe / panik giderildiği vakit dediler ki Rabbiniz ne dedi? Dediler ki gerçeği söyledi, O yücedir büyüktür. De ki sizi semalardan ve arzdan kim rızıklandırıyor? De ki Allah! Belki biz ya da belki siz yol üzereyiz / hidayet üzereyiz yahut apaçık bir biçimde yoldan sapmışız. De ki; suçlarımızdan / cürümlerimizden siz sorgulanmayacaksınız, sizin yaptıklarınızdan da bize bir şey sorulmayacak. De ki; Rabbimiz hepimizi bir araya getirecek sonra da aramızı da gerçek olarak açacak. O açandır / fettahtır, bilendir / alimdir. De ki; hakikat olarak kabul ettiğiniz ve O’na (Allah’a) ortak koştuklarınızı gösterin bana! Asla! Bilakis O Allah saygıdeğerdir, yargıçtır / hâkimdir / gerekçeli hüküm kararları verir. Seni biz ancak insanların tümü için müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik ve fakat insanların çoğu bilmiyorlar. Ve diyorlar ki eğer sözüne bağlıysan ne zaman bu vaat edilen? Deki o gün sizin tespit edilen son gününüzdür / miadınızdır , o saat ne ötelenir / tehir edilir ne de / erkene alınır. Kafirler dediler ki, biz bu Kur’an’a ve önümüze getirdiklerine inanmayız. Eğer zalimlerin Rableri yanındaki duruşlarını bir görebilsen? Bazısı bazısına dönüp laf atar, zayıf bırakılanlar büyüklük taslayanlara diyecekler ki siz olmasaydınız bizler iman edecektik, büyüklenenler de zayıf bırakılanlara dedi ki sizleri yola girme vakti geldiğinde yola girmekten biz mi çevirdik? Bilakis siz suçlularsınız, zayıf bırakılanlar / mustazaflar da büyüklenenlere dedi ki o vakit sabah akşam tuzak planlardınız ve bize de Allah’ı inkârı , Ona denk başkalarını edinmemizi emrediyordunuz. Azabı gördüklerin de pişmanlığa yakalandılar, yok sayanların / kafirlerin boyunlarına halkalar / tasmalar yaptık, onlar ancak yaptıklarının karşılıklarını almıyorlar mı?
"Eğer, doğru söylüyorsanız bu vaat/tehdit ne zaman gerçekleşecek?" derler.
Diyorlar ki: "Doğru iseniz bu tehdid (ettiğiniz azap) ne zaman (olacak)?"
Şöyle diyorlar: "Doğru sözlü kişilerseniz o vaat dipnot 1 ne zaman gerçekleşecek dipnot 2 ?"
"İddianız doğruysa bu vaad ne zaman gerçekleşecek?" derler.
Ve diyorlar ki: Eğer doğru söylüyorsanız, bu vaad ne zaman gerçekleşecek?
Ve diyorlar ki: -Eğer doğru söylüyorsanız, Bu söz ne zaman gerçekleşecek?
Diyorlar: "Doğru sözlülerseniz, bu tehdit ne zaman?"
For this reason they doubt Judgement and they ask: "when will that promise of Judgement be fulfilled if indeed you declare the truth"
And they say, ‘If what you say is true, when will this promise be fulfilled?’
They say: "When will this promise (come to pass) if ye are telling the truth?"
They ask you: "When will this promise (of Resurrection) be fulfilled, if what you say is true?" dipnot 1
They say, ‘When will this promise come about if you are telling the truth?’
And they say: "When is this promise (i.e. the Day of Resurrection) if you are truthful?"
And they say, ‘When will this promise be fulfilled, should you be truthful?’
And they say, `Tell us, if you speak the truth when this promise will be (fulfilled). '
They say, 'When shall this promise come to pass, if you speak the truth?'
[Instead of being appreciative, ] They say: "Let the Day of Judgment be today, if you are truthful!"
And they say, 'When shall this promise be, if ye do speak the truth?'
They say, "When is this promise, if you are truthful?"
And they say, when will this threat be fulfilled, if ye speak truth?
And We have not sent you (Muhammad) but to all mankind (or as a Universal Messenger) as a bearer of good news and as a Warner, but most men know not.
And they say, "When will this promise (come to pass), in case you are sincere?"
And they say: When is this promise (to be fulfilled) if ye are truthful?
Instead they say: "When is this promise going to be, if you speak the truth?"
and so they ask, "When is this promise [of resurrection and judgment] to be fulfilled? [Answer this, O you who believe in it,] if you are men of truth!"
And they ask ˹the believers˺, "When will this threat come to pass, if what you say is true?"
And they Say: "When is this promise, if you are truthful"
They challenge, "When will this promise come to pass, if you are truthful?"
And they say, "When is this promise, if you should be truthful?"
And they say: “When is this promise, if you be truthful?”
They keep saying, "When will the promise be fulfilled, if you believers are men of truth?"
And they say: "When will this promise (come true), if you are (really) telling the truth?"
They say, " When will this promise (of the Day of Judgment) be fulfilled, if you are truthful?"
And they say: "When is this promise, if you are truthful?"