Diyanet İşleri
Biz Davud'un mülkünü güçlendirdik, ona hikmet ve hakla batılı ayıran söz (hüküm verme) yeteneği verdik.
Sâd suresi
Sâd suresi, 20. ayet. وَشَدَدْنَا مُلْكَهُۥ وَءَاتَيْنَٰهُ ٱلْحِكْمَةَ وَفَصْلَ ٱلْخِطَابِ
veşedednâ mülkehû veâteynâhü-lḥikmete vefaṣle-lḫiṭâb.
Biz Davud'un mülkünü güçlendirdik, ona hikmet ve hakla batılı ayıran söz (hüküm verme) yeteneği verdik.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Dâvûd: dağların tesbihi ve iki davacı Sâd 17–29 3
Ey Muhammed! Onların söylediklerine karşı sabret. Güçlü kulumuz Davud'u hatırla. O, Allah'a çok yönelen bir kimse idi.
(18-19) Kendisiyle birlikte tesbih etsinler diye biz, dağları ve toplanıp gelen kuşları Davud'un emrine verdik. Onların her biri Allah'a yönelmişlerdi.
Biz Davud'un mülkünü güçlendirdik, ona hikmet ve hakla batılı ayıran söz (hüküm verme) yeteneği verdik.
Sana davacıların haberi geldi mi? Hani onlar duvarı aşarak mabede girmişlerdi.
Hani Davud'un yanına girmişlerdi de Davud onlardan korkmuştu. Onlar, "Korkma! Biz, iki davacı grubuz. Birimiz diğerine haksızlık etmiştir. Aramızda adaletle hükmet. Zulmetme ve bizi hak yola ilet" dediler.
İçlerinden biri şöyle dedi: "Bu benim kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu var. Benim ise bir tek koyunum var. Böyle iken 'Onu da bana ver' dedi ve tartışmada beni bastırdı."
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
20. “Onun hükümranlığını pekiştirdik.” Bu hususta ona vermiş olduğumuz sebepler ile Yüce Allah’ın kendileri vasıtası ile mülkünü sağlamlaştırdığı araç ve gereçlerin çokluğu ile ona güç verdik.
Daha sonra Yüce Allah, ona ilmi de lütuf ve ihsan etmiş olduğunu belirterek “ona hikmeti” nübüvveti ve pek büyük bilgiyi “ve” insanlar arasındaki anlaşmazlıklarda/davalarda “hakkı batıldan ayıracak şekilde konuşup hükmetme kabiliyetini verdik.”
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Heybet, güç, düşmanlarına karşı sabırlı olmayı ona bahşederek mülkünü güçlendirdik. Ona peygamberliği, işlerinde isabetli olmayı verdik. Ve yine ona hüküm vermede ve sözlü hitaplarında maksadını eksiksiz açıklama ve ifade etme yeteneğini verdik.
Aynı kıssa: Hz. Dâvûd · Aynı kök: خطب (12 geçiş)
İçlerinden biri şöyle dedi: "Bu benim kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu var. Benim ise bir tek koyunum var. Böyle iken 'Onu da bana ver' dedi ve…
Aynı kıssa: Hz. Dâvûd · Aynı kök: شدد (102 geçiş) · Ortak kavram: Hikmet
Ona dedik ki: "Ey Davud! Gerçekten biz seni yeryüzünde halife yaptık. İnsanlar arasında hak ile hüküm ver. Nefis arzusuna uyma, yoksa seni Allah'ın…
Aynı kıssa: Hz. Dâvûd · Ortak kavram: Hikmet · Ortak kavram: Mülk (Egemenlik)
Derken, Allah'ın izniyle onları bozguna uğrattılar. Davud, Calut'u öldürdü. Allah, ona (Davud'a) hükümdarlık ve hikmet verdi ve ona dilediğini…
Aynı kök: خطب (12 geçiş) · Ortak kavram: Mülk (Egemenlik)
(36-38) Bunlar kendilerine; Rabbinden, göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbinden, Rahman'dan bir mükafat, yeterli bir ihsan olarak…
Aynı kök: فصل (43 geçiş) · Aynı kök: شدد (102 geçiş)
Biz, insana anne babasına iyi davranmayı emrettik. Annesi onu ne zahmetle karnında taşıdı ve ne zahmetle doğurdu! Onun (anne karnında) taşınması ve…
Aynı kök: فصل (43 geçiş) · Ortak kavram: Hikmet
De ki: "Şüphesiz ben, Rabbimden (gelen) kesin bir belge üzereyim. Siz ise onu yalanladınız. Sizin acele istediğiniz azap benim elimde değil. Hüküm…
Aynı kök: فصل (43 geçiş) · Ortak kavram: Hikmet
"Size Kitab'ı (Kur'an'ı) hak olarak indiren O iken ben Allah'tan başka bir hakem mi arayacağım?" (de). Kendilerine kitap verdiklerimiz de onun,…
Aynı kök: خطب (12 geçiş)
(Vefat iddeti beklemekte olan) kadınlara kendileri ile evlenmek istediğinizi üstü kapalı olarak anlatmanızda veya bu isteğinizi içinizde saklamanızda…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Onun hükümdarlığını güçlendirmiş, ona hikmet (doğru hüküm verme yeteneği) ve güzel konuşabilme (özelliği) vermiştik.
Biz de onun iktidarını sağlama aldık; zira ona adaletle hükmedecek muhakeme ve anlaşmazlıkları sona erdirecek yeteneği vermiştik.
Biz de (buna karşılık) o'nun otoritesini güçlendirmiş ve kararlarında hikmet ve basiret üzere olmasını sağlamıştık.
Onun mülkünü (hükümranlığını) kuvvetlendirdik ve Ona Hikmet (sebepler ilmi) ve Fasl-ul Hitab (doğruyla yanlışı en mantıklı şekilde hemen ayıran muhakeme kuvvesi) verdik.
Onun mülkünü güçlendirmiştik. Ona hikmet ve anlatım çarpıcılığını vermiştik.
Onun hükümranlığını kuvvetlendirmiş, ona hikmet ve güzel konuşma vermiştik.
Onun yönetimini güçlendirmiş ve Ona, hem bilgelik hem de etkili bir anlatım yetisi vermiştik.
Onun mülkünü güçlendirdik. Kendisine hikmet ve güzel konuşma vermiştik.
Yönetimini güçlendirdik; ona bilgelik ve çok iyi bir yargılama gücü verdik.
Yönetimini güçlendirdik; ona bilgelik ve çok iyi bir yargılama gücü verdik.
Hem mülkünü güçlendirmiş, hem de kendisine hikmet ve hakkı batıldan ayırt etme kabiliyeti vermiştik.
Hem mülkünü kuvvetlendirmiştik, hem de kendisine hıkmet ve fasl-ı hıtab vermiştik.
Onun gücünü pekiştirdik. Ona Hikmet'i dipnot 1 ve fesle-l hitabı dipnot 2 verdik.
Onun gücünü pekiştirdik. Ona hikmeti dipnot 1 ve fesle-l hitabı dipnot 2 verdik.
Onun gücünü pekiştirdik. Ona hikmeti dipnot 1 ve fasl-ı hitabı dipnot 2 verdik.
Onun mülkünü güçlendirmiştik. Ona hikmet ve anlatım çarpıcılığını vermiştik.
Onun mülkünü de kuvvetlendirdik. Ona hikmet ve fasl-ı Kitab verdik.
Onun mülkünü pekiştirmiş, kendisine hikmet ve kesin söz söyleme hakkı vermiştik.
(12-20) Onlardan önce Nuh kavmi yalanladı ve Âd ve kazık işke ncesi yapan Firav un ve Semud ve kavmi ve Eyke halkları işte hizipler / gruplar bunlardır. Hepsi de elçileri yalanladılar ve de azabımı hak ettiler. Bunlar da (senin kavmin de) tek bir naranın / sesin gelmesin i mi bekliyorlar? Ki onda (o seste) geri çevirme / geciktirme yok . Dediler ki, Rabbimiz, hesap gününden önce bize payımızı / bize vereceğini acilleştir de ver. (Cahil cesareti) Onların dediklerine sabret ve kuvvetli Davut kulumuzu hatırla. Muhakkak ki O, çok yönelirdi. (Çok başvuruda bulunurdu) Dağları onun emrine verdik / musahhar kıldık. Onunla beraber akşam ve sabah (İşrak vakti) üstün tutarlardı / tesbih ederlerdi. Toplu haldeki / sürü haldeki kuşlar, hepsi O'na / Allah’a yönelirdi. Saltanatını da / m ülkünü şiddetlendirdik ve ona hikmeti / (niçin ilmini, gerekçelendirmeyi) ve ayrık konuşmayı verdik (Anlaşmazlıkları giderici ikna edici konuşma yeteneği)
Onun hükümranlığını kuvvetlendirmiştik. Ona hikmet ve kesin hüküm kabiliyeti vermiştik.
Onun mülkünü güçlendirmiştik, kendisine hikmet (peygamberlik, yüksek bilgi, hakkı batıldan ayırma, davaları çözme) ve açık, güzel konuşma (yeteneği) vermiştik.
(Davud'un) İktidarını güçlendirdik. Ona, hikmet (doğru karar verme yeteneği) ve etkili konuşma yeteneği verdik dipnot 1 .
İktidarını güçlendirdik. Ona hikmet (doğru karar verme) ve etkili konuşma yeteneği vermiştik.
Onun (Davud'un) mülkünü güçlendirmiştik. Ona hikmeti ve açık/güzel konuşmayı vermiştik
Onun iktidarını güçlendirmiş, ona hikmet ve açık sözlülük vermiştik.
Mülk ve yönetimini güçlendirmiştik. Kendisine hikmet ve hakla batılı ayıran söz etme yeteneği vermiştik.
And We strengthened his kingdom and made it strong against attack and stronger in influence, authority and security of position and We imparted to him wisdom and the rules of equity and justice in discourse and passing judgement.
We strengthened his kingdom; We gave him wisdom and a decisive way of speaking.
We strengthened his kingdom, and gave him wisdom and sound judgment in speech and decision.
And We strengthened his kingdom and endowed him with wisdom and decisive judgement. dipnot 1
We made his kingdom strong and gave him wisdom and decisive speech.
We made his kingdom strong and gave him Al-Hikmah (Prophethood) and sound judgement in speech and decision.
We made his kingdom firm and gave him wisdom and conclusive speech.
And We strengthened his kingdom, and We granted him wisdom and decisive judgment.
We strengthened his kingdom, and gave him wisdom and speech decisive.
I gave him a secure and strong nation to rule and blessed him with the faculty of sound justice.
and we strengthened his kingdom, and we gave him wisdom and decisive address.
We strengthened his kingship, and We gave him the wisdom and the ability to make sound judgment.
And We established his kingdom, and gave him wisdom and eloquence of speech.
And We strengthened his kingdom and We gave him wisdom and a clear judgment.
And We upheld his kingdom and brought him (the) Wisdom and decisive speech (Literally: the verdict, the address).
We made his kingdom strong and gave him wisdom and decisive speech.
So We further strengthened his kingdom, and bestowed wisdom on him, and judgement in legal matters.
And We strengthened his dominion, and bestowed upon him wisdom and sagacity in judgment.
We strengthened his kingship, and gave him wisdom and sound judgment.
And We strengthened his kingship, and We gave him the wisdom and the ability to make sound judgement.
We strengthened his kingship, and endowed him with wisdom and good logic.
And We strengthened his kingdom and gave him wisdom and discernment in speech.
And We strengthened his dominion, and gave him wisdom and discernment of speech.
We strengthened his Kingdom and gave him wisdom and good judgment. And We endowed him with the ability to make just decisions, and speak eloquently. (17:39), (43:63).
We made his kingdom strong and gave him wisdom, and good judgment in what he talked and what he decided.
And We made his kingdom strong, and gave him wisdom and decisive speech.
And We strengthened his kingship, and We gave him the wisdom and the ability to make sound judgment.