Sâd suresi, 1. ayet. صٓ ۚ وَٱلْقُرْءَانِ ذِى ٱلذِّكْرِ
Sâd. Zikr (itibar) sahibi Kur'an'a yemin olsun.
38. sure · dinle
Okunan kelime metin üstünde işaretlenir; sure baştan sona kesintisiz çalar. Betik çalışmazsa her ayetin altındaki oynatıcı yine çalışır.
Sâd suresi, 1. ayet. صٓ ۚ وَٱلْقُرْءَانِ ذِى ٱلذِّكْرِ
Sâd. Zikr (itibar) sahibi Kur'an'a yemin olsun.
Sâd suresi, 2. ayet. بَلِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فِى عِزَّةٍۢ وَشِقَاقٍۢ
Aslında kâfir olanlar, (haksız) bir gurur ve ayrılık (düşmanlık) içindedir.
Sâd suresi, 3. ayet. كَمْ أَهْلَكْنَا مِن قَبْلِهِم مِّن قَرْنٍۢ فَنَادَوا۟ وَّلَاتَ حِينَ مَنَاصٍۢ
Onlardan önce nice nesilleri helak etmiştik de feryat etmişlerdi; (ancak) kurtulmaları mümkün değildi.
Sâd suresi, 4. ayet. وَعَجِبُوٓا۟ أَن جَآءَهُم مُّنذِرٌۭ مِّنْهُمْ ۖ وَقَالَ ٱلْكَـٰفِرُونَ هَـٰذَا سَـٰحِرٌۭ كَذَّابٌ
(4, 5) Onlar kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaşmış ve o kâfirler "Bu bir büyücüdür; çok yalancıdır! Bütün ilahları (yalanlayıp) tek ilah mı (var diyor)? Şüphesiz ki bu çok tuhaf bir şeydir!" demişlerdi.
Sâd suresi, 5. ayet. أَجَعَلَ ٱلْـَٔالِهَةَ إِلَـٰهًۭا وَٰحِدًا ۖ إِنَّ هَـٰذَا لَشَىْءٌ عُجَابٌۭ
(4, 5) Onlar kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaşmış ve o kâfirler "Bu bir büyücüdür; çok yalancıdır! Bütün ilahları (yalanlayıp) tek ilah mı (var diyor)? Şüphesiz ki bu çok tuhaf bir şeydir!" demişlerdi.
Sâd suresi, 6. ayet. وَٱنطَلَقَ ٱلْمَلَأُ مِنْهُمْ أَنِ ٱمْشُوا۟ وَٱصْبِرُوا۟ عَلَىٰٓ ءَالِهَتِكُمْ ۖ إِنَّ هَـٰذَا لَشَىْءٌۭ يُرَادُ
İçlerinden yöneticiler öne atılmış, (şöyle demişlerdi:) "(İnancınızda) yürüyün; ilahlarınıza bağlı kalın (onları savunun)! Şüphesiz ki bu, (sizden) istenen şeydir.
Sâd suresi, 7. ayet. مَا سَمِعْنَا بِهَـٰذَا فِى ٱلْمِلَّةِ ٱلْـَٔاخِرَةِ إِنْ هَـٰذَآ إِلَّا ٱخْتِلَـٰقٌ
Son dinde bile böyle bir şey duymadık. Bu, uydurmadan başka bir şey değildir.
Sâd suresi, 8. ayet. أَءُنزِلَ عَلَيْهِ ٱلذِّكْرُ مِنۢ بَيْنِنَا ۚ بَلْ هُمْ فِى شَكٍّۢ مِّن ذِكْرِى ۖ بَل لَّمَّا يَذُوقُوا۟ عَذَابِ
Zikr (Kur'an), aramızdan ona (Muhammed'e) mi indirildi?" Aslında (onlar) zikrimden (Kur'an'dan) şüphe içindedir. Aslında onlar azabımı henüz tatmadılar.
Sâd suresi, 9. ayet. أَمْ عِندَهُمْ خَزَآئِنُ رَحْمَةِ رَبِّكَ ٱلْعَزِيزِ ٱلْوَهَّابِ
Yoksa güçlü, bolca veren Rabbinin merhamet hazineleri onların yanında mı?
Sâd suresi, 10. ayet. أَمْ لَهُم مُّلْكُ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا ۖ فَلْيَرْتَقُوا۟ فِى ٱلْأَسْبَـٰبِ
Yoksa göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların otoritesi kendi ellerinde mi? (Öyleyse), sebepler içinde yükselsinler (bahanelere sarılsınlar)!
Sâd suresi, 11. ayet. جُندٌۭ مَّا هُنَالِكَ مَهْزُومٌۭ مِّنَ ٱلْأَحْزَابِ
(Onlar) orada (Mekke'de) çeşitli (zayıf) gruplardan oluşmuş, bozguna uğratılacak bir ordudur.
Sâd suresi, 12. ayet. كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍۢ وَعَادٌۭ وَفِرْعَوْنُ ذُو ٱلْأَوْتَادِ
(12, 13) (Nitekim) kendilerinden önce Nuh kavmi, Âd (kavmi), kazıklar sahibi Firavun, Semûd, Lut kavmi ve Eyke halkı (gibi) bütün bu gruplar yalanlamışlardı.
Sâd suresi, 13. ayet. وَثَمُودُ وَقَوْمُ لُوطٍۢ وَأَصْحَـٰبُ لْـَٔيْكَةِ ۚ أُو۟لَـٰٓئِكَ ٱلْأَحْزَابُ
(12, 13) (Nitekim) kendilerinden önce Nuh kavmi, Âd (kavmi), kazıklar sahibi Firavun, Semûd, Lut kavmi ve Eyke halkı (gibi) bütün bu gruplar yalanlamışlardı.
Sâd suresi, 14. ayet. إِن كُلٌّ إِلَّا كَذَّبَ ٱلرُّسُلَ فَحَقَّ عِقَابِ
Hepsi elçileri elbette yalanlamışlardı ve (kendilerine) azabım gerçekleşmişti.
Sâd suresi, 15. ayet. وَمَا يَنظُرُ هَـٰٓؤُلَآءِ إِلَّا صَيْحَةًۭ وَٰحِدَةًۭ مَّا لَهَا مِن فَوَاقٍۢ
Bunlar da geri dönüşü olmayan bir (bela) sesinden başka bir şey beklemiyorlar.
Sâd suresi, 16. ayet. وَقَالُوا۟ رَبَّنَا عَجِّل لَّنَا قِطَّنَا قَبْلَ يَوْمِ ٱلْحِسَابِ
(Müşrikler, alay ederek) "Rabbimiz! Bizim payımızı hesap gününden önce acele ver!" demişlerdi.
Sâd suresi, 17. ayet. ٱصْبِرْ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَٱذْكُرْ عَبْدَنَا دَاوُۥدَ ذَا ٱلْأَيْدِ ۖ إِنَّهُۥٓ أَوَّابٌ
Onların söylediklerine karşı sabret; güçlü, (Allah'a) çok yönelen kulumuz Davud'u hatırla!
Sâd suresi, 18. ayet. إِنَّا سَخَّرْنَا ٱلْجِبَالَ مَعَهُۥ يُسَبِّحْنَ بِٱلْعَشِىِّ وَٱلْإِشْرَاقِ
Biz dağları (onun) hizmetine vermiştik. Akşam ve kuşluk vakti onunla birlikte tesbih ederler (yüceltirlerdi).
Sâd suresi, 19. ayet. وَٱلطَّيْرَ مَحْشُورَةًۭ ۖ كُلٌّۭ لَّهُۥٓ أَوَّابٌۭ
Toplanıp gelen kuşları da (emrine vermiştik). Hepsi de O'na (Allah'a) çok yönelicilerdi.
Sâd suresi, 20. ayet. وَشَدَدْنَا مُلْكَهُۥ وَءَاتَيْنَـٰهُ ٱلْحِكْمَةَ وَفَصْلَ ٱلْخِطَابِ
Onun hükümdarlığını güçlendirmiş, ona hikmet (doğru hüküm verme yeteneği) ve güzel konuşabilme (özelliği) vermiştik.
Sâd suresi, 21. ayet. وَهَلْ أَتَىٰكَ نَبَؤُا۟ ٱلْخَصْمِ إِذْ تَسَوَّرُوا۟ ٱلْمِحْرَابَ
Mabedin (duvarlarına) tırmanan davacıların haberi sana ulaştı (değil) mi?'
Sâd suresi, 22. ayet. إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَىٰ دَاوُۥدَ فَفَزِعَ مِنْهُمْ ۖ قَالُوا۟ لَا تَخَفْ ۖ خَصْمَانِ بَغَىٰ بَعْضُنَا عَلَىٰ بَعْضٍۢ فَٱحْكُم بَيْنَنَا بِٱلْحَقِّ وَلَا تُشْطِطْ وَٱهْدِنَآ إِلَىٰ سَوَآءِ ٱلصِّرَٰطِ
Davud'un (yanına) girdiklerinde (Davud) onlardan korkmuştu. Onlar da "Korkma! Biz bir kısmı diğer kısmına haksızlık eden iki davacıyız; aramızda adaletle hükmet! Haksızlık etme; bize doğru yolu göster!" demişlerdi.
Sâd suresi, 23. ayet. إِنَّ هَـٰذَآ أَخِى لَهُۥ تِسْعٌۭ وَتِسْعُونَ نَعْجَةًۭ وَلِىَ نَعْجَةٌۭ وَٰحِدَةٌۭ فَقَالَ أَكْفِلْنِيهَا وَعَزَّنِى فِى ٱلْخِطَابِ
(Davalılardan biri): "Şüphesiz ki bu benim kardeşimdir; onun doksan dokuz koyunu, benim ise tek bir koyunum var. (Durum) böyleyken ‘Onun (bakımını) bana ver!' dedi ve hitapta bana üstün geldi (beni ikna etti)."
Sâd suresi, 24. ayet. قَالَ لَقَدْ ظَلَمَكَ بِسُؤَالِ نَعْجَتِكَ إِلَىٰ نِعَاجِهِۦ ۖ وَإِنَّ كَثِيرًۭا مِّنَ ٱلْخُلَطَآءِ لَيَبْغِى بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ وَقَلِيلٌۭ مَّا هُمْ ۗ وَظَنَّ دَاوُۥدُ أَنَّمَا فَتَنَّـٰهُ فَٱسْتَغْفَرَ رَبَّهُۥ وَخَرَّ رَاكِعًۭا وَأَنَابَ ۩
(Davud şöyle demişti): "Şüphesiz ki (kardeşin) senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlık etmiştir. Doğrusu iman edip iyi işler yapanlar hariç -ki böyleleri azdır- ortakların çoğu birbirlerine haksızlık ederler." Davud kendisini denediğimizi anlamış, Rabbinden bağışlanma dileyerek eğilip boyun eğmiş ve (Allah'a) yönelmişti.
Sâd suresi, 25. ayet. فَغَفَرْنَا لَهُۥ ذَٰلِكَ ۖ وَإِنَّ لَهُۥ عِندَنَا لَزُلْفَىٰ وَحُسْنَ مَـَٔابٍۢ
Biz de bu işte onu bağışlamıştık. Şüphesiz ki yanımızda onun için (özel) bir yakınlık ve güzel bir varış yeri vardır.
Sâd suresi, 26. ayet. يَـٰدَاوُۥدُ إِنَّا جَعَلْنَـٰكَ خَلِيفَةًۭ فِى ٱلْأَرْضِ فَٱحْكُم بَيْنَ ٱلنَّاسِ بِٱلْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعِ ٱلْهَوَىٰ فَيُضِلَّكَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ ۚ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَضِلُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ لَهُمْ عَذَابٌۭ شَدِيدٌۢ بِمَا نَسُوا۟ يَوْمَ ٱلْحِسَابِ
Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife (sorumlu olarak) görevlendirdik. İnsanlar arasında adaletle hükmet! Arzu(n)a uyma; sonra (bu durum) seni Allah'ın yolundan saptırır. Doğrusu Allah'ın yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarına karşılık şiddetli bir azap vardır.
Sâd suresi, 27. ayet. وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَآءَ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا بَـٰطِلًۭا ۚ ذَٰلِكَ ظَنُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ ۚ فَوَيْلٌۭ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنَ ٱلنَّارِ
Göğü, yeri ve ikisi arasındakileri batıl olarak (boş yere) yaratmadık. Bu (iddia), kâfir olanların zannıdır. Ateşi hak eden o kâfir olanların vay hâllerine!
Sâd suresi, 28. ayet. أَمْ نَجْعَلُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ كَٱلْمُفْسِدِينَ فِى ٱلْأَرْضِ أَمْ نَجْعَلُ ٱلْمُتَّقِينَ كَٱلْفُجَّارِ
Yoksa biz iman edip iyi işler yapanları, yeryüzünde bozgunculuk yapanlar gibi veya muttakîleri (duyarlı olanları) yoldan çıkanlar (ile bir) mi tutacağız!
Sâd suresi, 29. ayet. كِتَـٰبٌ أَنزَلْنَـٰهُ إِلَيْكَ مُبَـٰرَكٌۭ لِّيَدَّبَّرُوٓا۟ ءَايَـٰتِهِۦ وَلِيَتَذَكَّرَ أُو۟لُوا۟ ٱلْأَلْبَـٰبِ
(Bu Kur'an), ayetlerini derinlemesine düşünsünler ve öz akıl sahipleri (gerçeği) hatırlasınlar diye sana indirdiğimiz bereket kaynağı bir kitaptır.
Sâd suresi, 30. ayet. وَوَهَبْنَا لِدَاوُۥدَ سُلَيْمَـٰنَ ۚ نِعْمَ ٱلْعَبْدُ ۖ إِنَّهُۥٓ أَوَّابٌ
Davud'a Süleyman'ı vermiştik; o ne güzel bir kuldu; daima (Allah'a) yönelendi.
Sâd suresi, 31. ayet. إِذْ عُرِضَ عَلَيْهِ بِٱلْعَشِىِّ ٱلصَّـٰفِنَـٰتُ ٱلْجِيَادُ
Hani akşama doğru kendisine safkan atlar sunulmuştu.
Sâd suresi, 32. ayet. فَقَالَ إِنِّىٓ أَحْبَبْتُ حُبَّ ٱلْخَيْرِ عَن ذِكْرِ رَبِّى حَتَّىٰ تَوَارَتْ بِٱلْحِجَابِ
(Süleyman) "Şüphesiz ki ben Rabbimi hatırlatmaları nedeniyle iyi şeyleri sevmekten hoşlanırım." demişti. Sonunda onlar (atlar) perdeleninceye (gözden kayboluncaya) kadar (bu durum sürmüştü).
Sâd suresi, 33. ayet. رُدُّوهَا عَلَىَّ ۖ فَطَفِقَ مَسْحًۢا بِٱلسُّوقِ وَٱلْأَعْنَاقِ
(Sonra) "Onları (atları) tekrar bana getirin!" demiş ve ayaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı.
Sâd suresi, 34. ayet. وَلَقَدْ فَتَنَّا سُلَيْمَـٰنَ وَأَلْقَيْنَا عَلَىٰ كُرْسِيِّهِۦ جَسَدًۭا ثُمَّ أَنَابَ
Yemin olsun ki Süleyman'ı imtihan etmiş; tahtına bir ceset bırakmıştık da bir süre sonra (bize) yönelmişti.
Sâd suresi, 35. ayet. قَالَ رَبِّ ٱغْفِرْ لِى وَهَبْ لِى مُلْكًۭا لَّا يَنۢبَغِى لِأَحَدٍۢ مِّنۢ بَعْدِىٓ ۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْوَهَّابُ
"Rabbim! Beni bağışla; bana, benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümdarlık ver (lütfet)! Şüphesiz ki bolca veren sensin, sen!" demişti.
Sâd suresi, 36. ayet. فَسَخَّرْنَا لَهُ ٱلرِّيحَ تَجْرِى بِأَمْرِهِۦ رُخَآءً حَيْثُ أَصَابَ
Bunun üzerine O'nun (Allah'ın) emriyle istediği yere yumuşakça akan rüzgârı hizmetine vermiştik.
Sâd suresi, 37. ayet. وَٱلشَّيَـٰطِينَ كُلَّ بَنَّآءٍۢ وَغَوَّاصٍۢ
(Ayrıca), şeytanları yani her tür (maharetli) bina ustalarını ve dalgıçları,
Sâd suresi, 38. ayet. وَءَاخَرِينَ مُقَرَّنِينَ فِى ٱلْأَصْفَادِ
Zincirlerle birbirlerine bağlanmış diğerlerini de (hizmetine sunmuştuk).
Sâd suresi, 39. ayet. هَـٰذَا عَطَآؤُنَا فَٱمْنُنْ أَوْ أَمْسِكْ بِغَيْرِ حِسَابٍۢ
Bütün bu (verdiklerimiz ona) lütfumuzdur. "İster (dilediğine) ver (serbest bırak); ister hesapsız bir şekilde (elinde) tut!" (demiştik).
Sâd suresi, 40. ayet. وَإِنَّ لَهُۥ عِندَنَا لَزُلْفَىٰ وَحُسْنَ مَـَٔابٍۢ
Şüphesiz ki yanımızda onun (Süleyman) için (özel) bir yakınlık ve güzel bir varış yeri vardır.
Sâd suresi, 41. ayet. وَٱذْكُرْ عَبْدَنَآ أَيُّوبَ إِذْ نَادَىٰ رَبَّهُۥٓ أَنِّى مَسَّنِىَ ٱلشَّيْطَـٰنُ بِنُصْبٍۢ وَعَذَابٍ
Kulumuz Eyüp'ü de hatırla! Hani Rabbine "Doğrusu şeytan bana bir yorgunluk ve eziyet verdi." diye seslenmişti.
Sâd suresi, 42. ayet. ٱرْكُضْ بِرِجْلِكَ ۖ هَـٰذَا مُغْتَسَلٌۢ بَارِدٌۭ وَشَرَابٌۭ
(Biz de ona) "Ayağını yere vur! İşte hem soğuk yıkanılacak hem de içilecek (soğuk) bir su!" (demiştik).
Sâd suresi, 43. ayet. وَوَهَبْنَا لَهُۥٓ أَهْلَهُۥ وَمِثْلَهُم مَّعَهُمْ رَحْمَةًۭ مِّنَّا وَذِكْرَىٰ لِأُو۟لِى ٱلْأَلْبَـٰبِ
Katımızdan bir merhamet ve öz akıl sahiplerine (gerçeği) hatırla(t)mak için ona hem ailesini hem de onlarla birlikte bir mislini bağışlamıştık.
Sâd suresi, 44. ayet. وَخُذْ بِيَدِكَ ضِغْثًۭا فَٱضْرِب بِّهِۦ وَلَا تَحْنَثْ ۗ إِنَّا وَجَدْنَـٰهُ صَابِرًۭا ۚ نِّعْمَ ٱلْعَبْدُ ۖ إِنَّهُۥٓ أَوَّابٌۭ
(Eyüp'e) "Eline bir demet sap al da onunla vur (yola çık); doğrudan sapma." (demiştik). Şüphesiz ki Eyüp'ü sabırlı (bir kul) bulmuştuk; o, hep (Allah'a) yönelen ne güzel bir kuldu.
Sâd suresi, 45. ayet. وَٱذْكُرْ عِبَـٰدَنَآ إِبْرَٰهِيمَ وَإِسْحَـٰقَ وَيَعْقُوبَ أُو۟لِى ٱلْأَيْدِى وَٱلْأَبْصَـٰرِ
Güçlü ve öngörü sahibi kullarımızı (yani) İbrahim'i, İshak'ı ve Yakup'u da hatırla!
Sâd suresi, 46. ayet. إِنَّآ أَخْلَصْنَـٰهُم بِخَالِصَةٍۢ ذِكْرَى ٱلدَّارِ
Şüphesiz ki onları ahiret yurdunu hatırlama duygusuyla arı duru bir özellikle saflaştırmıştık.
Sâd suresi, 47. ayet. وَإِنَّهُمْ عِندَنَا لَمِنَ ٱلْمُصْطَفَيْنَ ٱلْأَخْيَارِ
Şüphesiz ki onlar katımızda en hayırlı güzide seçkinlerdendirler.
Sâd suresi, 48. ayet. وَٱذْكُرْ إِسْمَـٰعِيلَ وَٱلْيَسَعَ وَذَا ٱلْكِفْلِ ۖ وَكُلٌّۭ مِّنَ ٱلْأَخْيَارِ
İsmail'i, Elyesa'yı, Zülkifl'i de hatırla! Hepsi de en hayırlılardandır.
Sâd suresi, 49. ayet. هَـٰذَا ذِكْرٌۭ ۚ وَإِنَّ لِلْمُتَّقِينَ لَحُسْنَ مَـَٔابٍۢ
İşte (Kur'an) bir hatırla(t)madır. Şüphesiz ki muttakîlere (duyarlı olanlara) güzel bir varış yeri vardır.
Sâd suresi, 50. ayet. جَنَّـٰتِ عَدْنٍۢ مُّفَتَّحَةًۭ لَّهُمُ ٱلْأَبْوَٰبُ
(50, 51) İçlerinde yaslanabilecekleri, her çeşit meyve ve içeceği isteyebilecekleri, kapıları onlar için açılmış durulmaya değer bahçeler (vardır).
Sâd suresi, 51. ayet. مُتَّكِـِٔينَ فِيهَا يَدْعُونَ فِيهَا بِفَـٰكِهَةٍۢ كَثِيرَةٍۢ وَشَرَابٍۢ
(50, 51) İçlerinde yaslanabilecekleri, her çeşit meyve ve içeceği isteyebilecekleri, kapıları onlar için açılmış durulmaya değer bahçeler (vardır).
Sâd suresi, 52. ayet. وَعِندَهُمْ قَـٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ أَتْرَابٌ
Yanlarında yaşlarına uygun, bakışlarını kendilerine yönelten (eş)ler (bulunacaktır).
Sâd suresi, 53. ayet. هَـٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِيَوْمِ ٱلْحِسَابِ
Hesap günü için size vadedilen budur.
Sâd suresi, 54. ayet. إِنَّ هَـٰذَا لَرِزْقُنَا مَا لَهُۥ مِن نَّفَادٍ
Şüphesiz ki bu(nlar), bitip tükenmek bilmeyen rızıklarımızdır.
Sâd suresi, 55. ayet. هَـٰذَا ۚ وَإِنَّ لِلطَّـٰغِينَ لَشَرَّ مَـَٔابٍۢ
(55, 56) (İyilerin durumu) böyleyken, azgınlara da içine girecekleri, çok feci bir yatak olan kötü bir varış yeri, yani cehennem hazırlanmıştır.
Sâd suresi, 56. ayet. جَهَنَّمَ يَصْلَوْنَهَا فَبِئْسَ ٱلْمِهَادُ
(55, 56) (İyilerin durumu) böyleyken, azgınlara da içine girecekleri, çok feci bir yatak olan kötü bir varış yeri, yani cehennem hazırlanmıştır.
Sâd suresi, 57. ayet. هَـٰذَا فَلْيَذُوقُوهُ حَمِيمٌۭ وَغَسَّاقٌۭ
(57, 58) İşte (ceza türleri); kaynar su, irin ve ona benzer daha nicelerinden oluşan (cehennemi) tatsınlar!
Sâd suresi, 58. ayet. وَءَاخَرُ مِن شَكْلِهِۦٓ أَزْوَٰجٌ
(57, 58) İşte (ceza türleri); kaynar su, irin ve ona benzer daha nicelerinden oluşan (cehennemi) tatsınlar!
Sâd suresi, 59. ayet. هَـٰذَا فَوْجٌۭ مُّقْتَحِمٌۭ مَّعَكُمْ ۖ لَا مَرْحَبًۢا بِهِمْ ۚ إِنَّهُمْ صَالُوا۟ ٱلنَّارِ
(Melekler, inkârcıların liderlerine) "İşte bunlar, sizin peşinize takılan topluluktur; (bakın işte) rahat yüzü görmeyecekler; onlar mutlaka ateşe gireceklerdir!" (diyeceklerdir).
Sâd suresi, 60. ayet. قَالُوا۟ بَلْ أَنتُمْ لَا مَرْحَبًۢا بِكُمْ ۖ أَنتُمْ قَدَّمْتُمُوهُ لَنَا ۖ فَبِئْسَ ٱلْقَرَارُ
(Saptırılanlar liderlerine) "Asıl siz rahat yüzü görmeyin! Onu (ateşi) bize siz sundunuz! Burası ne kötü bir yerdir!" diyeceklerdir.
Sâd suresi, 61. ayet. قَالُوا۟ رَبَّنَا مَن قَدَّمَ لَنَا هَـٰذَا فَزِدْهُ عَذَابًۭا ضِعْفًۭا فِى ٱلنَّارِ
(Saptırılanlar devamla), "Rabbimiz! Bunu önümüze (başımıza) kim getirdiyse onun ateşteki azabını kat kat artır!" diyeceklerdir.
Sâd suresi, 62. ayet. وَقَالُوا۟ مَا لَنَا لَا نَرَىٰ رِجَالًۭا كُنَّا نَعُدُّهُم مِّنَ ٱلْأَشْرَارِ
(Saptıranlar ise) şöyle diyeceklerdir: "Kendilerini dünyadayken kötülerden saydığımız erkekleri (insanları) niçin görmüyoruz?
Sâd suresi, 63. ayet. أَتَّخَذْنَـٰهُمْ سِخْرِيًّا أَمْ زَاغَتْ عَنْهُمُ ٱلْأَبْصَـٰرُ
Kendileriyle de alay ediyorduk değil mi? Yoksa gözler onlardan kaydı mı?"
Sâd suresi, 64. ayet. إِنَّ ذَٰلِكَ لَحَقٌّۭ تَخَاصُمُ أَهْلِ ٱلنَّارِ
İşte cehennem halkının bu tür tartışması şüphesiz bir gerçektir.
Sâd suresi, 65. ayet. قُلْ إِنَّمَآ أَنَا۠ مُنذِرٌۭ ۖ وَمَا مِنْ إِلَـٰهٍ إِلَّا ٱللَّهُ ٱلْوَٰحِدُ ٱلْقَهَّارُ
(65, 66) De ki: "Ben sadece bir uyarıcıyım; tek, ezici güç sahibi, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, güçlü, çok bağışlayan Allah'tan başka ilah yoktur."
Sâd suresi, 66. ayet. رَبُّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا ٱلْعَزِيزُ ٱلْغَفَّـٰرُ
(65, 66) De ki: "Ben sadece bir uyarıcıyım; tek, ezici güç sahibi, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, güçlü, çok bağışlayan Allah'tan başka ilah yoktur."
Sâd suresi, 67. ayet. قُلْ هُوَ نَبَؤٌا۟ عَظِيمٌ
(67, 68) De ki: "Kendisinden yüz çevirip durduğunuz bu (Kur'an), büyük bir haberdir.
Sâd suresi, 68. ayet. أَنتُمْ عَنْهُ مُعْرِضُونَ
(67, 68) De ki: "Kendisinden yüz çevirip durduğunuz bu (Kur'an), büyük bir haberdir.
Sâd suresi, 69. ayet. مَا كَانَ لِىَ مِنْ عِلْمٍۭ بِٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰٓ إِذْ يَخْتَصِمُونَ
Onlar konuşup tartışırken benim yüce toplulukta (olup bitenler) hakkında hiçbir bilgim yoktu.
Sâd suresi, 70. ayet. إِن يُوحَىٰٓ إِلَىَّ إِلَّآ أَنَّمَآ أَنَا۠ نَذِيرٌۭ مُّبِينٌ
Bana sadece ‘apaçık bir uyarıcı olduğum' vahyediliyor."
Sâd suresi, 71. ayet. إِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ إِنِّى خَـٰلِقٌۢ بَشَرًۭا مِّن طِينٍۢ
Hani Rabbin meleklere şöyle demişti: "Ben çamurdan bir insan yaratacağım.
Sâd suresi, 72. ayet. فَإِذَا سَوَّيْتُهُۥ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِى فَقَعُوا۟ لَهُۥ سَـٰجِدِينَ
Ona düzgün şekil verip kendisine rûhumdan üflediğim zaman, onun için (bana) secde edin!"
Sâd suresi, 73. ayet. فَسَجَدَ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ
Bütün melekler hemen secde etmişlerdi.
Sâd suresi, 74. ayet. إِلَّآ إِبْلِيسَ ٱسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ ٱلْكَـٰفِرِينَ
İblis hariç. Kibirlenmiş ve kâfirlerden olmuştu.
Sâd suresi, 75. ayet. قَالَ يَـٰٓإِبْلِيسُ مَا مَنَعَكَ أَن تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَىَّ ۖ أَسْتَكْبَرْتَ أَمْ كُنتَ مِنَ ٱلْعَالِينَ
(Allah) "Ey İblis! İki elimle (kudretimle) yarattığım varlık için (bana) secde etmekten seni engelleyen neydi! Kibirlendin öyle mi; yoksa (haksız yere) büyüklenenlerden mi oldun!" demişti.
Sâd suresi, 76. ayet. قَالَ أَنَا۠ خَيْرٌۭ مِّنْهُ ۖ خَلَقْتَنِى مِن نَّارٍۢ وَخَلَقْتَهُۥ مِن طِينٍۢ
(İblis de) "Ben ondan hayırlıyım (üstünüm). Beni ateşten yarattın; onu çamurdan yarattın." demişti.
Sâd suresi, 77. ayet. قَالَ فَٱخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌۭ
(Allah) şöyle demişti: "Çık oradan! Şüphesiz ki sen kovuldun.
Sâd suresi, 78. ayet. وَإِنَّ عَلَيْكَ لَعْنَتِىٓ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلدِّينِ
Hesap gününe kadar lanetim senin üzerinedir!"
Sâd suresi, 79. ayet. قَالَ رَبِّ فَأَنظِرْنِىٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ
(İblis) "Rabbim! İnsanların diriltilecekleri güne kadar bana zaman ver." demişti.
Sâd suresi, 80. ayet. قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلْمُنظَرِينَ
(80, 81) (Allah) "Bilinen vaktin gününe kadar zaman verilenlerdensin." demişti.
Sâd suresi, 81. ayet. إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْوَقْتِ ٱلْمَعْلُومِ
(80, 81) (Allah) "Bilinen vaktin gününe kadar zaman verilenlerdensin." demişti.
Sâd suresi, 82. ayet. قَالَ فَبِعِزَّتِكَ لَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ
(82, 83) (İblis) "kudretine yemin olsun ki içlerinden samimi kulların hariç hepsini azdıracağım!" demişti.
Sâd suresi, 83. ayet. إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ ٱلْمُخْلَصِينَ
(82, 83) (İblis) "kudretine yemin olsun ki içlerinden samimi kulların hariç hepsini azdıracağım!" demişti.
Sâd suresi, 84. ayet. قَالَ فَٱلْحَقُّ وَٱلْحَقَّ أَقُولُ
(Allah) şöyle demişti: "İşte bu doğru (samimi kullarımı azdıramazsın). Ben şu gerçeği söylüyorum:
Sâd suresi, 85. ayet. لَأَمْلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنكَ وَمِمَّن تَبِعَكَ مِنْهُمْ أَجْمَعِينَ
Cehennemi seninle ve onlardan (insanlardan) sana uyanlarla dolduracağım."
Sâd suresi, 86. ayet. قُلْ مَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍۢ وَمَآ أَنَا۠ مِنَ ٱلْمُتَكَلِّفِينَ
De ki: "Buna karşılık sizden herhangi bir ücret istemiyorum. Ben asla zorluk çıkartanlardan da değilim."
Sâd suresi, 87. ayet. إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌۭ لِّلْعَـٰلَمِينَ
O (Kur'an) ancak âlemler için bir hatırla(t)madır.
Sâd suresi, 88. ayet. وَلَتَعْلَمُنَّ نَبَأَهُۥ بَعْدَ حِينٍۭ
Haberini bir süre sonra öğreneceksiniz.