Diyanet İşleri
"Çünkü biz, asık suratlı, çetin bir günden (o günün azabından dolayı) Rabbimizden korkarız."
İnsân suresi
İnsân suresi, 10. ayet. إِنَّا نَخَافُ مِن رَّبِّنَا يَوْمًا عَبُوسًا قَمْطَرِيرًا
innâ neḫâfü mir rabbinâ yevmen `abûsen ḳamṭarîrâ.
"Çünkü biz, asık suratlı, çetin bir günden (o günün azabından dolayı) Rabbimizden korkarız."
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu İyilerin vasıfları: yoksula, yetime ve esire yedirmek İnsân 5–12 3
O kullar adaklarını yerine getirirler. Kötülüğü her yanı kuşatmış bir günden korkarlar.
Onlar, seve seve yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler.
(Yedirdikleri kimselere şöyle derler:) "Biz size sırf Allah rızası için yediriyoruz. Sizden bir karşılık ve bir teşekkür beklemiyoruz."
"Çünkü biz, asık suratlı, çetin bir günden (o günün azabından dolayı) Rabbimizden korkarız."
Allah da onları o günün kötülüğünden korur ve yüzlerine bir aydınlık ve içlerine bir sevinç verir.
Sabretmelerine karşılık da onları cennet ve ipek(ten giysiler) ile mükafatlandırır.
Orada koltuklar üzerine kurulmuş olarak bulunurlar. Orada ne güneş (yakıcı sıcak) görürler, ne de dondurucu soğuk.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 8–10. ayetler için yazılmıştır.
8. “Yemeğe olan arzularına rağmen” kendileri malı ve yemeği arzuladıkları bir halde olmalarına rağmen Allah sevgisini kendi nefislerine duydukları sevginin önüne geçirirler ve insanların arasında yemek yedirilmeye en lâyık ve muhtaç olanları araştırıp “yoksula, yetime ve esire yedirirler.”
9. Onlar, bu infak ve yemek yedirmeleri ile de yalnızca Yüce Allah’ın rızasını gözetirler. Hallerinin dili ile de şöyle derler: “Biz, size ancak Allah’ın rızası için yediriyoruz, sizden ne bir karşılık, ne bir teşekkür istemiyoruz.” Maddi bir karşılık da beklemeyiz, sözlü bir övgü de.
10. “Çünkü biz yüzlerin asık ve kaşların çatık olacağı” kapkaranlık, kötü, dar ve sıkıntılı “bir günden dolayı Rabbimizden korkarız.”
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
"Doğrusu biz, şiddeti ve dayanılmaz olması sebebiyle bedbaht kimselerin yüzlerinin asıldığı o günde, Rabbimizden korkuyoruz."
Aynı kök: عبس (3 geçiş)
Sonra yüzünü ekşitti, kaşlarını çattı.
Aynı kök: عبس (3 geçiş)
(1-2) Kendisine o ama geldi diye Peygamber yüzünü ekşitti ve öteye döndü.
Aynı kök: خوف (124 geçiş) · Ortak kavram: Korku (Havf)
"İnin oradan (cennetten) hepiniz. Tarafımdan size bir yol gösterici (peygamber) gelir de kim ona uyarsa, onlar için herhangi bir korku yoktur, onlar…
Aynı kök: خوف (124 geçiş) · Ortak kavram: Korku (Havf)
Şüphesiz, inananlar (Müslümanlar) ile Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabiilerden (her bir grubun kendi şeriatında) "Allah'a ve ahiret gününe inanan ve…
Aynı kök: خوف (124 geçiş) · Ortak kavram: Korku (Havf)
Hayır, öyle değil! Kim "ihsan" derecesine yükselerek özünü Allah'a teslim ederse, onun mükafatı Rabbinin katındadır. Artık onlara korku yoktur, onlar…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
(9, 10) (Şöyle derler:) "Biz sizi yalnızca Allah rızası için doyuruyoruz; sizden herhangi bir karşılık da teşekkür de istemiyoruz. dipnot 1 (Çünkü) biz, zor ve belalı bir günde Rabbimizden (O'nun azabından) korkuyoruz."
Elbet biz yüzleri asıp kaşları çatan bir günde Rabbimizin (rızasını) kaybetmekten korkuyoruz.
doğrusu, sıkıntı ve dehşet dolu bir Gün'de Rabbimize (vereceğimiz) hesabın korkusunu duyuyoruz!"
"Muhakkak ki biz Rabbimizden, gazaplı ve çok çetin bir süreçten korkarız" (derler).
"Çünkü biz, asık suratlı, zorlu bir gün nedeniyle Rabbimizden korkuyoruz."
«Biz, çetin ve belâlı bir günde Rabbimizden (O'nun azabına uğramaktan) korkarız» (derler).
"Aslında, yüzlerin asık olduğu katı bir günde Efendimizden korkarız!"
- Adaklarını yerine getirirler ve kötülüğü yaygın olan bir günden korkarlar. Sevdikleri gıdalardan yoksula, yetime ve esire yedirirler. "Biz, size sırf Allah rızası için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık, ne de teşekkür bekliyoruz. Çünkü biz suratsız, çok katı bir günün azabından ötürü Rabbimizden korkarız" derler.
"Biz, suratsız ve belalı bir günden ötürü Efendimizden çekiniriz."
'Biz, suratsız ve belalı bir günden ötürü Rabbimizden çekiniriz.'
Çünkü biz Rabbimizden korkarız, bir suratsız kara günden! (derler.)
Çünkü biz rabbımızdan korkarız, bir suratsız kara günden (derler)
Biz; yüzlerin asık olduğu, belalı, zor günde Rabb'imizin azabından korkarız.
Biz; yüzlerin asık olduğu, belalı, zor günde Rabb'imizin azabından korkarız.
Biz; yüzlerin asık olduğu, belalı, zor günde Rabb'imizin azabından korkarız.
"Çünkü biz, asık suratlı, zorlu bir gün nedeniyle rabbimizden korkuyoruz."
"çünkü biz Rabbimizden, o burtarık suratlı çetin günden korkarız" (derlerdi).
Doğrusu Biz; suratları astırdıkça astıracak bir günde Rabbımızdan korkarız.
(7-22) (Dünyada iken) Adaklarını ifa ederler , fenalığı / şerri salgın olan o günden korkarlar , sevdikleri şeylerden miskine (Çalışma gücü ölmüş) yetime (Çalışanı ölmüş) ve esire (İstese de çalışamaz olmuş / (özgür değil) yedirirler. Muhakkak ki bizim yedirmemiz Allah’ın yüzü içindir , sizden bir karşılık / ceza yahut teşekkür istemiyoruz (derler) biz asık suratlı / somurtkan ve dehşetli günde Rabbimizden korkuyoruz , Allah bugünün şerrinden onları korur , onları güleryüz ve mutlulukla buluşturur / kavuşturur , onların karşılığı cennettir ve ipektir , orada koltuklarda yan yaslanmış vaziyette otururlar, orada güneş ve kış görmezler , üzerlerine sarkmış vaziyette gölgeler, hasatı / toplaması eğdirilerek kolaylaştırılmış meyveler, onların etrafında gümüş kaplar / tabaklar / kaseler ve kristal / billur sürahiler dolaştırılır / tavaf ettirilir, gümüşten kristallerin boyut ve hacimlerinin ayarlanması sağlanabilir , orada / cennette, onlara, mizacı zencefil olan kadeh içirilir, orada / cennette bir göze / bir kaynak ki Selsebil olarak isimlendirilir, kalıcı olmuş vildanlar, onların etrafında dolanır / tavaf eder , onları gördüğün vakit saçılmış inci sanırsın , baktığında ve sona yine baktığında nimet, büyük bir egemenlik /mülkiyet görürsün, ü zerlerinde ince ipek / sündüsten ve kalın ipek / istibraktan yeşil elbiseler vardır, gümüşten bilezikler takınmışlardır, onlara Rableri tertemiz içecek sunmaktadır, bu kesinlikle sizin için bir karşılık idi, çalışmalarınıza teşekkür edildi.
"Doğrusu biz, suratların asılacağı korkunç şiddetli bir günde Rabbimizden korkarız."
"Çünkü biz suratsız, çok katı bir gün(ün azabın)dan ötürü Rabbimizden korkarız." (derler).
Çünkü biz, kasvetli ve insanı bunaltacak bir günden dolayı Rabbimizden korkuyoruz dipnot 1 "
Çünkü bizler, zor ve insanı iyice bunaltacak bir günde, Rabbimizden (Sahibimizden) gelecek cezadan korkuyoruz".
Biz, korkunç şiddetli bir günde Rabbimizden korkarız.
Biz, korkunç şiddetli bir günde Rabbimiz'den korkarız.
Çünkü biz, asık suratlı, sert bir gün yüzünden Rabbimizden korkarız." derler.
" We dread Allah's righteous indignation on an endless drastically distressful Day".
We fear the Day of our Lord––a woefully grim Day.’
"We only fear a Day of distressful Wrath from the side of our Lord."
we fear from our Lord a Day that shall be long and distressful."
Truly We fear from our Lord a glowering, calamitous Day. ’
"Verily, We fear from our Lord a Day, hard and distressful, that will make the faces look horrible (from extreme dislike to it)."
Indeed we fear from our Lord a day, frowning and fateful. ’
`We surely fear from our Lord (the punishment of) a day (on which the wrong doers will be) frowning and distressful. '
for we fear from our Lord a frowning day, inauspicious.
Indeed we are afraid of the stern and distressful day of judgment.
we fear from our Lord a frowning, calamitous day!'
"We fear from our Lord a day, which will be horrible and difficult."
Verily we dread, from our Lord, a dismal and calamitous day.
Surely we fear from our Lord a stern, distressful day.
Surely we fear from our Lord a most frowning Day most inauspicious. "
Lo! we fear from our Lord a day of frowning and of fate.
We fear the dismal day calamitous from our Lord. "
behold, we stand in awe of our Sustainer's judgment on a distressful, fateful Day!"
We fear from our Lord a horribly distressful Day."
"We fear from our Lord a Day, which will be horrible and difficult. "
"We fear from our Lord a day that is full of misery and trouble."
Indeed, We fear from our Lord a Day austere and distressful. "
“We fear from our Lord a stern and calamitous day.”)
Behold, we stand in awe of our Lord to ward off the times when the society might become a picture of frown and distress. "
"Verily, We only fear a Day of painful suffering (that may arrive) from the side of our Lord. "
In fact, we are fearful of a day, from the side of our Lord, that will be frowning, extremely malignant."
"We fear from our Lord a Day, which will be horrible and difficult."