Diyanet İşleri
Eğer insana tarafımızdan bir rahmet (nimet) tattırır da, sonra bunu ondan çekip alırsak, şüphesiz o ümitsiz ve nankör oluverir.
Hûd suresi
Hûd suresi, 9. ayet. وَلَئِنْ أَذَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ مِنَّا رَحْمَةً ثُمَّ نَزَعْنَٰهَا مِنْهُ إِنَّهُۥ لَيَـُٔوسٌ كَفُورٌ
velein eẕaḳne-l'insâne minnâ raḥmeten ŝümme neza`nâhâ minh. innehû leyeûsün kefûr.
Eğer insana tarafımızdan bir rahmet (nimet) tattırır da, sonra bunu ondan çekip alırsak, şüphesiz o ümitsiz ve nankör oluverir.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu İnsanın hâli, Kur'an'a meydan okuma ve iki zümre Hûd 9–24 3
Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a ait olmasın. Her birinin (dünyada) duracakları yeri de, (öldükten sonra) emaneten konulacakları yeri de O bilir. Bunların hepsi açık bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da yazılı)dır.
O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı konusunda sizi imtihan için, henüz Arş'ı su üstünde iken gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratandır. Böyle iken "Ölümden sonra şüphesiz diriltileceksiniz" desen, inkarcılar "Mutlaka bu, apaçık bir büyüdür" derler.
Andolsun, biz onlardan azabı belirli bir süreye kadar geciktirsek, o zaman da mutlaka "Onu ne alıkoyuyor?" derler. İyi bilin ki, azap onlara geleceği gün, kendilerinden bir daha uzaklaştırılmaz ve alay etmekte oldukları şey, kendilerini çepeçevre kuşatmış olur.
Eğer insana tarafımızdan bir rahmet (nimet) tattırır da, sonra bunu ondan çekip alırsak, şüphesiz o ümitsiz ve nankör oluverir.
Ama kendisine dokunan bir sıkıntıdan sonra, ona bir nimet tattırırsak mutlaka, "Kötülükler benden gitti" diyecektir. Çünkü o, şımarık ve böbürlenen biridir.
Ancak sabredip salih amel işleyenler böyle değildir. İşte onlar için bağışlanma ve büyük bir mükafat vardır.
(Ey Muhammed!) Belki de sen, (müşriklerin) "Ona bir hazine indirilseydi veya beraberinde bir melek gelseydi ya!" demelerinden dolayı sana vahyolunanlardan bir kısmını göz ardı edeceksin ve o yüzden göğsün daralacak. Fakat sen, ancak bir uyarıcısın. Allah ise her şeye vekildir.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 9–10. ayetler için yazılmıştır.
9-10. Yüce Allah, bize insan tabiatından haber vermekte, onun cahil ve zalim olduğunu bildirmektedir. Çünkü Allah, insana kendi nezdinden sağlık, rızık, evlat ve buna benzer bir rahmet tattırıp da sonra bu rahmeti ondan çekip alacak olsa kendisini ümitsizliğe kaptırıverir ve ona teslim olur. Yüce Allah’tan bir mükâfat beklemediği gibi kendisinden aldığı bu nimeti geri vereceğini yahut onun benzerini ya da ondan daha hayırlısını ona ihsan edebileceğini hatırına getirmez. Yine Allah, başına gelen bir sıkıntıdan sonra kendisine bir rahmet tattıracak olsa bununla da sevinip şımarır. Bu iyi halin sürekli devam edeceğini sanır ve: “Kötülükler benden uzaklaşıp gitti, der ve şımarıp böbürlenir.” Yani kendisine nefsinin arzusuna uygun olarak verilenlerden dolayı sevinip şımarır ve Allah’ın nimetleri ile Allah'ın kullarına karşı böbürlenmeye koyulur. Bu da onu şımarmaya, böbürlenmeye, kendisini beğenmeye, diğer insanlara karşı büyüklenmeye, onları hakir görüp küçümsemeye iter. Bundan daha büyük kusur ve yanlış olabilir mi?
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
İnsana, tarafımızdan sıhhat ve zenginlik gibi nimet verip sonra ondan bu nimeti alsak, o Allah'ın rahmetinden ümidini keser. Allah'ın nimetlerine karşı çok büyük nankörlük eder. Eğer Yüce Allah kulundan nimetleri çekip alacak olsa o kul, nimetleri unutur.
Aynı kök: ياس (13 geçiş) · Aynı kök: انس (97 geçiş)
İnsana nimet verdiğimizde yüz çevirip yan çizer. Kendisine şer dokununca da umutsuzluğa düşer.
Aynı kök: ياس (13 geçiş) · Aynı kök: انس (97 geçiş)
İnsan, hayır (mal, mülk, genişlik) istemekten usanmaz. Fakat başına bir kötülük gelince umutsuzluğa düşer, yıkılır.
Aynı kök: ذوق (63 geçiş) · Aynı kök: انس (97 geçiş)
Eğer yüz çevirirlerse (bilesin ki), biz seni onlara bekçi göndermedik. Sana düşen, sadece tebliğdir. Gerçekten biz insana katımızdan bir rahmet…
Aynı kök: ياس (13 geçiş)
Ölmüş hayvan, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına boğazlanan, (henüz canı çıkmamış iken) kestikleriniz hariç; boğulmuş, darbe sonucu ölmüş,…
Aynı kök: نزع (20 geçiş)
De ki: "Ey mülkün sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil…
Aynı kök: نزع (20 geçiş)
Andolsun, Allah, izniyle, onları (müşrikleri) kırıp geçirdiğiniz sırada size olan va'dini gerçekleştirdi. Nihayet sevdiğiniz şeyi (zaferi) size…
Aynı kök: نزع (20 geçiş)
Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygamber'e itaat edin ve sizden olan ulu'l-emre (idarecilere) de. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz…
Aynı kök: ذوق (63 geçiş)
O gün bazı yüzler ağarır, bazı yüzler kararır. Yüzleri kararanlara, "İmanınızdan sonra inkar ettiniz, öyle mi? Öyle ise inkar etmenize karşılık azabı…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
O insana tarafımızdan bir rahmet tattırır da sonra bunu ondan çekip alırsak, (bu durumda) şüphesiz ki o tamamen ümitsiz, nankör olur. dipnot 1
Ne ki eğer insanoğluna katımızdan bir rahmet tattırır, daha sonra da o rahmeti ondan çekip alırsak; derhal o derin bir umutsuzluğa, dehşet bir nankörlüğe saplanır.
Bunun gibi, insana katımızdan bir rahmet tattırsak, sonra da onu kendisinden çekip alsak, hemen (önceki lütfumuzu) nankörce unutup umutsuzluğa düşer.
Andolsun ki, eğer insana bizden bir rahmet tattırsak da sonra onu ondan çekip alsak, muhakkak ki o çok umutsuzluğa düşer ve çok nankör olur.
Andolsun, biz insana tarafımızdan bir rahmet tattırıp sonra bunu kendisinden çekip alsak, kuşkusuz o, (artık) umudunu kesmiş bir nankördür.
Eğer insana tarafımızdan bir rahmet (nimet) tattırır da sonra bunu ondan çekip alırsak, tamamen ümitsiz ve nankör olur.
İnsana, Kendi katımızdan bir rahmet tattırsak, sonra da onu çekip alsak, kesinlikle umutlarını yitirmiş bir nankör olur.
Eğer insana tarafımızdan bir rahmet tattırır da sonra bunu ondan çekip geri alırsak, tamamen ümitsiz ve nankör olur.
İnsana kendimizden bir rahmet tattırsak ve sonra ondan çekip alsak, umutsuzlaşır, nankörleşir.
İnsana kendimizden bir rahmet tattırsak ve sonra ondan çekip alsak, umutsuzlaşır, nankörleşir.
Şayet insana tarafımızdan bir nimet tattırıp sonra da onu kendisinden çekip alırsak, şüphesiz ki, o bütün ümidini yitirir ve nankör biri oluverir.
Ve şayed insana tarafımızdan bir rahmet tattırır sonra da onu ondan alıverirsek şüphesiz ki o çok me'yustur, nankördür
Eğer insana, tarafımızdan bir rahmet tattırsak, sonra da onu geri alsak, ümitsizliğe kapılır ve küfreder. dipnot 1
Eğer insana, tarafımızdan bir rahmet tattırsak, sonra da onu geri alsak, ümitsizliğe kapılır ve küfreder. dipnot 1
Eğer insana, tarafımızdan bir rahmet tattırsak, sonra da onu geri alsak, ümitsizliğe kapılır ve nankörlük eder.
Andolsun, biz insana tarafımızdan bir rahmet tattırıp sonra bunu kendisinden çekip alsak, kuşkusuz o, (artık) umudunu kesmiş bir (çok / pek) kafirdir (mübalağa sigası).
İnsana bizden bir rahmet (ve ni'met) tatdırıb da sonra bunu kendisinden soyub alıversek, andolsun, (o anda) o, (Allahın fazlından) ümidini kesen bir adam, (evvelki ni'metleri tamamen unutan) bir nankördür.
Biz, insana tarafımızdan bir rahmet tattırır, sonra onu geri alırsak; andolsun ki o, pek ümitsiz, pek nankör olur.
(1-11) Elif Lâm Râ, Ayetleri ile hüküm verilmiş kitaptır, ayrıca hâkim ve haberdar olan tarafından ayrıntılanmıştır / detaylandırılmıştır. Sadece Allaha ibadet edin, muhakkak ki ben sizin için uyarıcıyım ve müjdeciyim, e ğer Rabbinize sığınırsanız ardından da ona tövbe ederseniz, sizi belli bir süreye kadar güzel geçimlik mallarla / metalarla geçindirsin. Hazinesinden, hazine sahibi / fazıl sahibi herkese versin, eğer ki yüzünüzü dönerseniz üzerinizdeki büyük gün azabından korkarım, geri dönüşünüz Allah’adır, O her şeyi ayarlayıp güç yetirendir. Dikkat edin! Ondan korkularından göğüslerini örtüyorlar, dikkat edin! onlar örtülerine bürünüyorlarken gizlediklerini de ve açığa çıkardıklarını da bilir. Muhakkak ki O, göğüslerin özünü bilir. Arzda ne yaratık varsa onun rızkı Allaha aittir , onun nerede bulunduğunu ve emaneten durduğu yeri bilir , hepsi apaçık bir kitaptadır. O Semaları ve arzı altı günde, sizin hanginizin güzel amel yapacağını imtihan etmek için yarattı, tahtı suyun üzerinde idi, eğer ki siz kesinlikle öldükten sonra tekrar diriltileceksiniz dersen, kafirler sana diyecekler ki bu sadece apaçık bir büyüdür / sihirdir. Eğer ki sayılı bir topluluğa kadar üzerlerinde ki azabı tehir etsek, O neyi hesa p ediyor / planı nedir ki diyecekler. Dikkat edin! o gün onlara geldiğinde ondan muaf tutulan olmayacak, alay ediyor / dalga geçiyor oldukları şey, onların başına gelecek. Eğer ki insana bizden bir rahmet tattırsak, ardından onu ondan çekip alsak, karamsar olur yok sayar, e ğer ki dokunan bir zarar sonrası ona bir nimet tattırsak o vakit kötülükler benden gitti der ve kesinlikle rahatlar ve övünür , sabredenler ve salih amel işleyenler e, onlara bağışlanma ve büyük mükafat vardır.
Eğer insanlara tarafımızdan bir rahmet tattırıp, sonra onu kendisinden geri alırsak, o artık ümitsiz bir nankör olur.
Eğer biz insana, bizden bir rahmet taddırsak da sonra onu kendisinden çekip alsak, hemen o, umutsuzluğa düşer, nankör olur.
İnsana tarafımızdan bir ikram tattırsak, sonra onu ondan çekip alsak tam bir ümitsizliğe kapılır, nankörlük eder durur dipnot 1 .
İnsana katımızdan bir ikramda bulunsak, sonra onu geri alsak umutsuzluğa kapılır ve tam bir nankör olur.
Eğer insanlara tarafımızdan bir rahmet tattırıp, sonra onu kendisinden geri alırsak, o artık ümitsiz bir nankör olur.
Eğer insanlara tarafımızdan bir rahmet tattırıp, sonra onu kendisinden geri alırsak, o artık, ümitsiz bir nankör olur.
İnsana bizden bir rahmet tattırıp sonra onu ondan çekip alsak, insan elbette çok ümitsiz, çok nankör bir hale düşer.
And if We should extend to man Our mercy and make him taste Our benediction then We justly decide to withhold it, he nurses despair forgetting the other advantages he enjoys and looks for the how, the why and the wherefore and becomes sour and in bitterness he turns his, worst side outwards.
How desperate and ungrateful man becomes when We let him taste Our mercy and then withhold it!
If We give man a taste of Mercy from Ourselves, and then withdraw it from him, behold! he is in despair and (falls into) blasphemy.
If We ever favour man with Our Mercy, and then take it away from him, he becomes utterly desperate, totally ungrateful.
If We let man taste mercy from Us, and then take it away from him, he is despairing, ungrateful;
And if We give man a taste of Mercy from Us, and then withdraw it from him, verily! he is despairing, ungrateful.
If We let man taste a mercy from Us, and then withdraw it from him, he becomes despondent, ungrateful.
And if We bestow upon a human being mercy from Us and then withdraw it from him, he is totally despairing (and) completely ungrateful.
And if We let a man taste mercy from Us, and then We wrest it from him, he is desperate, ungrateful.
Man becomes desperate and (like a rotten child) acts ungratefully when I (as a part of his trial) deprive him of a privilege that I had entitled him to.
And if we make man taste of mercy from us and then strip it off from him, verily, he is despairing, ungrateful;
If We give the human being a taste of mercy from Us, then We withdraw it from him; he becomes despairing, rejecting.
Verily, if We cause man to taste mercy from Us, and afterwards take it away from him; he will surely become desperate, and ungrateful.
And if We delay from them the doom to a stated time, they will surely say, "What hinders it?" Verily, on the day it comes to them there is no averting it from them and that which they mocked shall close in on them.
And indeed in case We cause man to taste mercy from Us, thereafter We draw it out from him, (then) surely he is indeed constantly despairing constantly disbelieving.
And if we cause man to taste some mercy from Us and afterward withdraw it from him, lo! he is despairing, thankless.
If We allow man to enjoy Our favours, and then take them away from him, he becomes despondent and ungrateful.
And thus it is: if We let man taste some of Our grace, and then take it away from him -behold, he abandons all hope, forgetting all gratitude [for Our past favours].
If We give people a taste of Our mercy then take it away from them, they become utterly desperate, ungrateful.
And if We give man a taste of mercy from Us, then We withdraw it from him; he becomes despairing, rejecting.
Whenever we bless the human being with mercy from us, then remove it, he turns despondent, unappreciative.
And if We give man a taste of mercy from Us and then We withdraw it from him, indeed, he is despairing and ungrateful.
And if We let man taste mercy from Us then remove it from him, he is without hope and ungrateful.
(Those who only believe in the instant gains of this life, are quick to rejoice and quick to despair. ) If Our Law causes man to taste Mercy from Us and afterward withdraws it from him, he behaves despairing, thankless.
And if We give man a taste of mercy from Us, and then take it away from him, surely! He is in sadness and turns ungrateful (to Us).
If We give man a taste of Our mercy and then take it away from him, he becomes highly desperate, utterly ungrateful.
And if We give man a taste of a mercy from Us, then We withdraw it from him; he becomes despairing, rejecting.