Diyanet İşleri
Biz onu ancak belirli bir zamana kadar erteliyoruz.
Hûd suresi
Hûd suresi, 104. ayet. وَمَا نُؤَخِّرُهُۥٓ إِلَّا لِأَجَلٍ مَّعْدُودٍ
vemâ nü'eḫḫiruhû illâ liecelim ma`dûd.
Biz onu ancak belirli bir zamana kadar erteliyoruz.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Memleketlerin haberleri; mutsuzlar ve mutlular Hûd 100–108 3
Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar kendilerine zulmettiler. Rabbinin azap emri gelince, Allah'ı bırakıp da taptıkları ilahları kendilerine hiçbir fayda sağlamadı. İlahları onların sadece ziyanlarını artırdı.
Zulme sapmış memleketlerin halkını yakaladığında, Rabbinin yakalaması işte böyledir! Şüphesiz O'nun yakalaması can yakıcı ve şiddetlidir.
Şüphesiz, ahiret azabından korkanlar için bunda bir ibret vardır. Bu, insanların (hesap ve ceza için) toplanacakları bir gündür. Bu, herkesin toplanıp bir araya geleceği bir gündür.
Biz onu ancak belirli bir zamana kadar erteliyoruz.
O gün geldiği zaman Allah'ın izni olmadan hiçbir kimse konuşamaz. Onlardan mutsuz (cehennemlik) olanlar da vardır, mutlu (cennetlik) olanlar da.
Mutsuz olanlara gelince; cehennemdedirler. Onların orada şiddetli bir soluyuşları vardır.
Onlar, gökler ve yerler durdukça orada ebedi olarak kalacaklardır. Ancak Rabbinin dilemesi başka. Şüphesiz Rabbin istediğini yapandır.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
104. “Biz onu” kıyamet gününün gelişini “sayılı bir süre(nin dolması) için ertelemekteyiz.” Dünyanın eceli dolup Yüce Allah’ın orada takdir etmiş olduğu mahlukatın sonu geldiği zaman Allah, onları âhiret yurduna döndürecektir. Dünya hayatında onlara şer’î hükümlerini uyguladığı gibi ahirette de amellerinin karşılığı olacak cezaî hükümleri uygulayacaktır.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Biz şahit olunan o günü sadece sayısı bilinen bir süreye kadar erteleriz.
Aynı kök: اجل (56 geçiş) · Aynı kök: عدد (57 geçiş) · Ortak kavram: Ecel
Kadınlarınızdan adetten kesilmiş olanlarla, henüz adet görmeyenler hususunda tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır. Hamile olanların…
Aynı kök: اجل (56 geçiş) · Ortak kavram: Ecel
Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme sürelerini bitirdikleri zaman, ya onları iyilikle tutun yahut iyilikle bırakın. Haklarına tecavüz edip…
Aynı kök: اجل (56 geçiş) · Ortak kavram: Ecel
Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme sürelerini bitirdikleri zaman kendi aralarında aklın ve dinin gereklerine uygun olarak güzellikle…
Aynı kök: عدد (57 geçiş)
Eğer, yapamazsanız -ki hiçbir zaman yapamayacaksınız- o halde yakıtı insanlarla taşlar olan ateşten sakının. O ateş kafirler için hazırlanmıştır.
Aynı kök: عدد (57 geçiş)
Bir de dediler ki: "Bize ateş, sayılı birkaç günden başka asla dokunmayacaktır." Sen onlara de ki: "Siz bunun için Allah'tan söz mü aldınız? -Eğer…
Aynı kök: عدد (57 geçiş)
Oruç, sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruca gücü yetmeyenler ise bir…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Biz onu (kıyamet gününü) sadece (belirlenmiş) sayılı bir süre için ertelemekteyiz. dipnot 1
Ve o günü Biz, ancak sayısı (Bize malum) bir süreye kadar erteleriz.
Ve o Gün'ü Biz, belli bir sürenin dışında artık ertelemeyeceğiz.
Biz onu ancak süresi belirlenmiş bir ömür dolayısıyla geciktiriyoruz.
Biz onu sayılı bir sürenin (ecelin) dışında ertelemeyiz.
Biz onu (kıyamet gününü) sadece sayılı bir müddete kadar bekletiriz.
Belirli bir sürenin dışında, onu ertelemeyiz.
Biz kıyamet gününü sadece sayılı bir müddete kadar bekletiriz.
Onu ancak sayılı bir süre için erteliyoruz.
Onu ancak sayılı bir süre için erteliyoruz.
Biz, onu ancak belirli bir süre için geciktiriyoruz.
Ve biz onu ancak sayılı bir ecel için te'hir ediyoruz.
Onu geciktirmemiz belli bir süreye kadardır.
Onu geciktirmemiz belli bir süreye kadardır.
Onu geciktirmemiz belli bir süreye kadardır.
Biz onu sayılı bir ecelin dışında ertelemeyiz.
Biz onu (kıyaamet gününü) ancak sayılı bir müddet için gecikdiririz.
Biz, o günü, ancak sayılı bir süreye kadar erteleriz.
(100-123) Bunlar memleketlerin / kuraaların sana anlattığımız haberleridir, b azısı ayakta, bazısı biçildi / hasat edildi , o nlara zulmetmedik velakin kendilerine zulmettiler, Rabbinin emri geldiğinde Allah ’ın dışında çağırdıkları ilahları bi r şey yapamadılar / onlara fayda vermediler, ziyanları / tetbibleri dışında bir şeylerini artırmadı, Rabbin memleketleri böyle tutup yakalar yakaladığında o memleketler zalimdirler, muhakkak ki O'nun tutup yakalaması acıtıcı dır, şiddetlidir, ahiret azabından korkan biri için bunda kesinlikle gösterge / ayet vardır, işte bu, insanlar için bir araya gelme günüdür, ve şahit olma günüdür. O, sayılı süre hiç ertelenmez / tehir edilmez , o gün geldiğinde , O ’nun izni dışında kimse konuşamaz / kelam edemez, onlarda birileri isyancıdır / eşkıyadır / şâkidir, birileri de mesuttur / saidtir, İsyancılar ateş içindeler ve orada iniltileri ve derin derin solumaları vardır, semalar ve arz devam ettiği sürece Rabbinin istedikleri hariç orada kalıcıdırlar, Rabbin, neyi dilerse / neyi murat ederse onu yapandır. Mesud olanlar ise cennettedirler, semalar ve arz devam ettiği sürece, R abbinin istedikleri hariç orada kalıcıdırlar , kesintisiz bir armağandır. Onların ibadet ettiklerinden dolayı kafa karışıklığı içinde olma / tereddüt içinde / mirye içinde olma, onlar babalarının taptıkları dışında başka bir şeye tapmıyorlar, nasipleri olanı, kısmadan / eksiltmeden onlara da vereceğiz / vefa edeceğiz. Kesin olan şu ki, Musa’ya kitabı verdik, zıtlaşmaya / ihtilafa düştüler, şayet Rabbinin önceden kesinleşmiş kelimesi olmasa aralarında ki hüküm gerçekleşirdi, muhakkak ki onlar ondan şüphe ve tereddüt içindeler. Muhakkak ki Rabbin her birisine yaptıklarını / amellerini tam olarak ödeyecektir / vefa edecektir , muhakkak ki O yaptıklarından haberdardır. Emredildiğin gibi sen ve beraberinde tövbe edenler doğru olun / istikamet üzere olun, taşkınlık etmeyin, muhakkak ki O, yaptıklarınızı görendir, zalimlere eğilim göstermeyin, size ateş dokunur, sizin için Allah dışında bir dost yoktur sonra yardım da göremezsiniz, gündüzün her iki tarafında gecenin sabaha yakın kısımlarımda kalkıp namaz kılın, kesinlikle güzellikler kötülükleri giderir, bu hatırlay ıp ananlara bir hatırlatmadır , sabret, muhakkak ki Allah , güzellik yapanların ecrini zayi etmez / zaiyata uğratmaz. Sizden önceki kuşakların / nesillerin geriye kalan ulular, arzda fesadı yasak etselerdi ya onlardan kurtardığımız azınlıkta ki birileri hariç bundan men eden olmadı , zalimlere ve içinde bulundukları refaha uydular / tabi oldular ve suçlu oldular, Rabbin halkı ıslahatçı iken zulmederek onları helak edecek değildir, şayet Rabbin dilese insanları tek bir toplum / tek bir ümmet yapardı, Rabbinin esirgedikleri / merhamet ettikleri hariç karşıtlaşmaya / muhalefete devam ediyorlar, onları da bu yüzden yarattı. Rabbinin kelimesi tamamlandı, cehennemi cinlerin ve insanların tamamıyla dolduracağız. Resullerin haberlerinden gönlünü sabitleyecek her ne varsa sana hepsini anlattık, b u konuda sana hakikat ve müminlere öğüt / vaaz ve hatırlatma geldi , iman etmeyenlere deki, imkanlarınızca yapın bizde yapıyoruz, bekleyip gözleyin bizlerde bekleyip gözlüyoruz. Semaların ve arzın bilinemeyenleri / gaybı Allah ’ındır, emirlerin hepsi ona geri döner, O'na ibadet edin O’nu vekil tayin edin, Ra bbin yaptıklarınızı dikkatinden kaçırmaz / gafil değildir.
Biz onu (kıyamet gününü) ancak belirli bir zamana kadar erteliyoruz.
Biz onu, sadece sayılı bir süre için erteliyoruz.
Biz onu, sadece belirlediğimiz süre doluncaya kadar bekletiriz.
Biz onu, süresi belirli olduğu için öne almıyoruz.
Biz, o günü sayılı bir süreye kadar erteleriz.
Biz, o günü belli bir süreye kadar erteleriz.
Biz onu, sadece belirli bir süre için erteliyoruz.
The Day We delay but to a predetermined point of time.
We are delaying it only for a specified period,
Nor shall We delay it but for a term appointed.
Nor shall We withhold it except till an appointed term.
We will only postpone it until a predetermined time.
And We delay it only for a term (already) fixed.
And We do not defer it but for a determinate term.
And We defer it not but for a computed term.
and We shall not postpone it, save to a term reckoned;
The Last Day (which is not too far away) will take place at its appointed time.
We will not delay it, save unto a numbered and appointed time.
We do not delay it except to a term already prepared for.
We defer it not, but to a determined time.
Verily, in this is a sign to him who fears the torment of the Hereafter - that is a Day unto which mankind shall be gathered, and that is a Day of Witness (a Day pointed to by events, a Day when testimony is given about the deeds of men, a Day which will be seen by all, a Day when the consequences of action come home. )
And in no way do We defer it except to a term (already) fixed (Literally: numbered)
And We defer it only to a term already reckoned.
We are deferring it only for a time ordained.
and which We shall not delay beyond a term set [by Us].
We only delay it for a fixed term.
And We do not delay it except to a term already prepared for.
We have appointed a specific time for it to take place.
And We do not delay it except for a limited term.
And We delay it not save to a set term.
And We defer the Day only to a specified time.
And We delay it only for an (already) fixed term.
We do not defer it but for a limited term.
And We do not delay it except to a term already prepared for.