Nûr suresi · 35–40. ayetler

Nûr ayeti ve iki misal

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. Nûr suresi, 35. ayet — bütün mealleriyle aç

    Nûr suresi, 35. ayet. ٱللَّهُ نُورُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ مَثَلُ نُورِهِۦ كَمِشْكَوٰةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ ٱلْمِصْبَاحُ فِى زُجَاجَةٍ ٱلزُّجَاجَةُ كَأَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّىٌّ يُوقَدُ مِن شَجَرَةٍ مُّبَٰرَكَةٍ زَيْتُونَةٍ لَّا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِىٓءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُّورٌ عَلَىٰ نُورٍ يَهْدِى ٱللَّهُ لِنُورِهِۦ مَن يَشَآءُ وَيَضْرِبُ ٱللَّهُ ٱلْأَمْثَٰلَ لِلنَّاسِ وَٱللَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ

    Diyanet İşleri

    Allah, göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun temsili şudur: Duvarda bir hücre; içinde bir kandil, kandil de bir cam fanus içinde. Fanus sanki inci gibi parlayan bir yıldız. Mübarek bir ağaçtan, ne doğuya, ne de batıya ait olan zeytin ağacından tutuşturulur. Bu ağacın yağı, ateş dokunmasa bile neredeyse aydınlatacak (kadar berrak)tır. Nur üstüne nur. Allah, dilediği kimseyi nuruna iletir. Allah, insanlar için misaller verir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.

    Mehmet Okuyan

    Allah göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun durumu, içinde kandil bulunan bir oyuk gibidir. O kandil, cam (billur) bir fanus içindedir. O fanus da sanki inci (görünümlü) bir gezegen gibidir ki doğuya da batıya da ait olmayan bereketli bir ağaçtan, yani zeytinden (çıkan yağ ile) tutuşturulur. O (ağac)ın yağı, kendisine ateş değmese bile neredeyse nûr (ışık) verir. (Bu), nûr üstüne nûrdur. Allah dileyeni (layık gördüğü) kimseyi nûruna ulaştırır. Allah insanlara (işte böyle) örnekler verir. Allah her şeyi bilendir. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayet Yüce Allah'ın mutlak otoritesini göstermektedir. Benzer mesajlar: Bakara 2:255; Al-i İmrân 3:2, 26-27; En‘âm 6:101-103; Şûrâ 42:11; Haşr 59:22-24; İhlâs 112:1-4.

    Mustafa İslamoğlu

    Allah göklerin ve yerin nuru(nun kaynağı)dır. O'nun nurunun sembolü, içinde kandil bulunan bir ışık mahalli gibidir. O kandil kristal bir fanus içindedir. Öyle bir fanus ki, sanki inci gibi (parıldayan) bir gezegen. O kandil, doğuya da batıya da ait olmayan mübarek bir zeytin ağacından elde edilmiş bir yakıtla tutuşturulur. Öyle ışıltılı bir yağ ki, neredeyse ateş değmeden bile ışık saçacak: nur üstüne nurdur! Allah, isteyeni nurunun (peşine takarak) doğru yola iletmeyi diler. İşte Allah insanlara böyle misaller vermektedir: zira her şeyi en ince ayrıntısına kadar bilen yalnızca Allah'tır.

    Muhammed Esed

    Allah göklerin ve yerin nurudur. O'nun nuru içinde kandil bulunan bir oyuk(tan yayılan ışığa) benzer. O kandil ki sırça fanus içindedir; o fanus ki, inci (gibi parıldayan) bir yıldızdır sanki! Ve o kandilin yakıtı, ne doğuda ne de batıda eşine rastlanmayan mübarek bir zeytin ağacından alınmaktadır. Ve o ağacın yağı (öyle arı duru, öyle parlak ki) neredeyse ateş değmeden de ışık verecek: Nur üstüne nur! Allah, (erişmek isteyeni) nuruna eriştirir; işte (bunun içindir ki) Allah insanlara örnekler vermektedir; çünkü her şeyi bütün boyutlarıyla (yalnızca) Allah bilir.

    Ahmed Hulusi

    Allah, semaların ve arzın nurudur (NUR, ilimdir - candır - datadır; semalar ve arzın hakikati ilimden {DATA} ibarettir)! O'nun nurunun (ilminin varlığı ve açığa çıkışı) misali şuna benzer: İçinde lamba (bilinç) bulunan bir kandil (beyin) gibidir. . . O lamba da bir sırça (şuur) kapsamındadır! O sırça (şuur) sanki inciden bir yıldız (yaradılış amacına göre işlevlenmiş Esma bileşimi) gibidir ki, doğu ve batıya (mekan ve zamana) ait olmayan mübarek bir ağaçtan (insani hakikatin), yani zeytinden (TEK'lik şuuruna sahip olması) tutuşturulur! O ağacın yağı (şuurdaki hakikat müşahedesi) neredeyse kendisine bir nar (arınma çalışmaları) dokunmasa da ışık saçar! Nur'un ala nur'dur (Esma ilminin birimsel ilim suretinde açığa çıkışı). . . Allah (insanın hakikati olan Esma mertebesi) dilediği kimseyi kendi nuruna (kendi hakikati ilmine) erdirir! Allah insanlar için misaller veriyor. . . Allah her şeyi (Esma özellikleriyle, o şey olduğu için) Bilen'dir.

    Ali Bulaç

    Allah, göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltip iletir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah, her şeyi bilendir.

    Ali Özek ve heyeti

    Allah, göklerin ve yerin nurudur. O'nun nûrunun misali, içinde lamba bulunan bir kandillik gibidir. O lamba kristal bir fanus içindedir; o fanus da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya da, batıya da nispet edilemeyen mübarek bir ağaçtan, yani zeytinden (çıkan yağdan) tutuşturulur. Onun yağı, neredeyse, kendisine ateş değmese dahi ışık verir. (Bu,) nûr üstüne nûrdur. Allah dilediği kimseyi nûruna eriştirir. Allah insanlara (işte böyle) misaller getirir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.

    Ali Rıza Safa

    Allah, göklerin ve yeryüzünün aydınlığıdır. O'nun aydınlığının örneği, içinde ışık kaynağı bulunan bir aydınlatıcı gibidir. Işık kaynağı, koruyucu cam içindedir. Koruyucu cam, inciden bir gezegene benzer. Ne doğuya ne de batıya özgü olmayan, kutsal zeytin ağacından tutuşturulur. Onun yağı, neredeyse ateş değmeden Aydınlık verir. Aydınlık üzerine aydınlıktır. Allah, dilediğini aydınlığına eriştirir. Zaten Allah, insanlar için örnekler verir. Çünkü Allah, her şeyi Bilendir.

    Bayraktar Bayraklı

    Allah, göklerin ve yerin nurudur. O'nun nuru, içinde kandil bulunan bir oyuğa/lambaya benzer. Kandil, bir cam içerisindedir. Cam, sanki inciden bir yıldızdır. Ne doğuya ne batıya ait olan mübarek bir zeytin ağacının yağından yakılır. Öyle ki, ateş değmese de neredeyse yağı ışık verir. O, nur üstüne nurdur. Allah dileyen kimseyi nuruna iletir. Allah, insanlara örnekler verir. Allah, her şeyi bilir.

    Edip Yüksel

    ALLAH göklerin ve yerin ışığıdır. Işığının örneği şuna benzer: İçinde lamba bulunan bir oyuk... Lamba bir cam kap içindedir. O cam kap ise, inci gibi (parlak ve yuvarlak) bir gezegen gibidir. Yakıtı, ne batıya ne de doğuya bağıntısı olmayan, zeytinyağı üreten bereketli bir ağaçtandır. Yağı, neredeyse ateş değmeden aydınlık verir. Işık üzerine ışıktır. ALLAH dileyeni/dilediğini ışığına ulaştırır. İşte ALLAH halka böyle örnekler verir. ALLAH her şeyi bilir. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Bu örnek, Kuran'ın önemli özelliklerini anlatır. Kuran, Tanrı'nın ışığını ileten bir lamba gibidir. Kuran, şifreli bir matematiksel sistemle mükemmel biçimde korunmasına rağmen saydam bir dile sahiptir (cam kap). Tanrı'nın bilgisini yansıtır (incimsi gezegen). Mesajı evrensel olup belli bir ırk veya coğrafya ile sınırlı değildir (ne doğuya ne batıya bağıntılı olmayan yakıt). * Mesajı, gönülleri gerçeği onaylamaya açık olanları az bir gayretle karanlıklardan aydınlığa çıkaracak bir özelliktedir (neredeyse ateş değmeden aydınlatır). Buna rağmen, anlam içinde anlama, mesaj içinde mesaja sahiptir (ışık üzerine ışık). Onu anlamak Tanrı'nın bir lütfudur ve onu öğreten O'dur (Tanrı dileyeni/dilediğini ışığına ulaştırır).

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    ALLAH göklerin ve yerin ışığıdır. Işığının örneği şuna benzer: içinde lamba bulunan bir oyuk... Lamba bir cam kap içindedir. O cam kap ise, incimsi bir gezegen gibidir. Yakıtı, ne batıya ne de doğuya bağıntısı olmayan, zeytinyağı üreten bereketli bir ağaçtandır. Yağı, neredeyse ateş değmeden aydınlık verir. Işık üzerine ışıktır. ALLAH dileyeni/dilediğini ışığına ulaştırır. İşte ALLAH halka böyle örnekler verir. ALLAH her şeyi bilir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Allah göklerin ve yerin nurudur. O'nun nuru içinde bir kandil bulunan bir oyma hücre misalidir. Kandil, bir sırça içindedir. Bu sırça sanki inciden bir yıldızdır; ne doğuya, ne de batıya nisbet edilen mübarek bir zeytin ağacından tutuşturulur. Onun yağı hemen hemen ateş dokunmasa bile ışık verir; nur üstüne nur! Allah, dilediğini kendi nuruna yöneltir ve insanlara birçok misaller verir. Allah, herşeyi bilendir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Allah, Semavat-ü Arzın nurudur, nurunun temsili sanki bir mişkat; içinde bir mısbah, mısbah bir sırçada, sırça sanki bir kevkebi dürri (bir inci yıldız), mübarek bir ağaçtan tutuşturulur: bir zeytundan ki ne şarkidir ne garbi, yağı hemen hemen ateş dokunmasa bile zıya verir, nur üzerine nur, Allah nuruna dilediğini hidayet buyurur ve insanlar için meseller darb eyler ve Allah, her şey'e alimdir

    Erhan Aktaş

    Allah, göklerin ve yeryüzünün aydınlığıdır. dipnot 1 O'nun aydınlığı, içinde ışık bulunan kandil yuvası gibidir. O kandil, bir fanus içindedir. O fanus, inciden bir yıldız gibidir. Doğuya da batıya da ait olmayan mübarek bir ağacın yağından yakılır. Onun yağı neredeyse kendisine ateş dokunmasa bile ışık verir. Aydınlık üstüne aydınlıktır. Allah, hak eden kimseyi aydınlığına iletir. Allah, insanlara örnekler verir. Allah, her şeyi bütün ayrıntılarıyla bilendir.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Gökleri ve yeri aydınlatandır. İnsanları karanlıktan aydınlığa çıkaran vahiydir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Allah, göklerin ve yeryüzünün aydınlığıdır. dipnot 1 O'nun aydınlığı, içinde ışık bulunan kandil yuvası gibidir. O kandil, bir fanus içindedir. O fanus, inciden bir yıldız gibidir. Doğuya da batıya da ait olmayan mübarek bir ağacın yağından yakılır. Onun yağı neredeyse kendisine ateş dokunmasa bile ışık verir. Aydınlık üstüne aydınlıktır. Allah, hak eden dipnot 2 kimseyi aydınlığına iletir. Allah, insanlara örnekler verir. Allah, her şeyi bütün ayrıntılarıyla bilendir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Gökleri ve yeri aydınlatandır. İnsanları karanlıktan aydınlığa çıkaran vahiydir.
    2. metne dön, dipnot 2
      Literal olarak dilediğini: Dilediğini demek; hak edeni, doğru yolu bulma çabasında olanı anlamındadır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Allah, göklerin ve yeryüzünün aydınlığıdır dipnot 1 . O'nun aydınlığı, içinde ışık bulunan kandil yuvası gibidir. O kandil, bir fanus içindedir. O fanus, inciden bir yıldız gibidir. Doğuya da batıya da ait olmayan mübarek bir ağacın yağından yakılır. Onun yağı neredeyse kendisine ateş dokunmasa bile ışık verir. Aydınlık üstüne aydınlıktır. Allah, dileyen kimseyi aydınlığına iletir. Allah, insanlara örnekler verir. Allah, her şeyi bütün ayrıntılarıyla bilendir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Gökleri ve yeri aydınlatandır. İnsanları karanlıktan aydınlığa çıkaran vahiydir.

    Gültekin Onan

    Tanrı, göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir, sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur üstüne nurdur. Tanrı, kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltip iletir. Tanrı insanlar için örnekler verir. Tanrı, her şeyi bilendir.

    Hasan Basri Çantay

    Allah, göklerin ve yerin nuurudur. Onun nuurunun sıfatı, sanki içinde bir çerağ bulunan bir hücredir. O çerağ bir sırça (kandil) içindedir. O sırça (kandil) de sanki bir inci (gibi parıldayan) bir yıldızdır ki güneşin doğduğu yere de, battığı yere de nisbeti olmayan mübarek bir ağacdan, zeytinden tutuşdurulub yakılır. Onun yağı, kendisine bir ateş dokunmasa da, hemen hemen ışık verir. (Bu ışık da) nuur üstüne nuurdur, Allah kimi dilerse onu nuruna kavuşdurur. Allah insanlar için meseller irad eder. Allah, her şey'i hakkıyle bilendir.

    İbni Kesir

    Allah; göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun misali; içinde çerağ bulunan bir kandil yuvası gibidir. O çerağ bir sırça içindedir. Sırça sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır. Güneşin doğduğu yere de, battığı yere de nisbeti olmayan mübarek bir ağaçtan, zeytinden tutuşturulup yakılır. Ateş değmese dahi, neredeyse yağın kendisi aydınlatacak. Nur üstüne nurdur. Allah; dilediğini nuruna kavuşturur. Allah; insana misaller verir. Ve Allah; her şeyi bilendir.

    Mehmet Alagaş

    (34-36) Kesin olan şu ki, biz size açıklayıcı ayetlerimizi indirdik, sizden önce geçmiş olanlardan örnekler / misaller ve sakınanlar için öğüt / vaaz indirdik. Allah semaların ve arzın nurudur. (Semalar ve arz Allah’ın ziyası ile nurlanır , ziya ışık kaynağı nur ise kaynaktan yansıyandır) Onun nuru, yuva içindeki / oyuk içindeki lambaya benzer, o lamba da bir cam içindedir, O cam da inci bir gezegen gibidir, (Küresel cam fanus) mübarek bir ağacın yağından ateşlenir / tutuşturulur, doğusu da yoktur batısı da yoktur (Tüm yönleri aydınlatır) neredeyse o ağacın yağı, ateş temas etmese dahi, ışık kaynağı olacak / ziya olacak, ışık üzerine ışık / nur üstüne nur. (Yağ da nur, yanan yağda nur) Allah, nuruna dilediği kimseyi iletir, Allah bu örnekleri / misalleri insanlar için verir , Allah her şeyi bilendir. O’nun isminin yükseltilmesine ve hatırlanıp düşünülmesine Allah’ın izin verdiği evlerin içindedir (nurlu evler), oralarda / evlerde Allah sabah ve akşam üstün tutulur / tesbih edilir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Allah, göklerin ve yerin nurudur. O'nun nûrunun misali, içinde kandil bulunan bir kandillik gibidir. O kandil, kristal bir fanus içindedir. O, doğuya da batıya da ait olmayan mübarek bir zeytin ağacından tutuşturulan, parıltısı inciyi andıran bir yıldız gibidir. Onun yağı, neredeyse, kendisine ateş değmese dahi ışık verir. (Bu,) nûr üstüne nûrdur. Allah dilediği kimseyi nûruna eriştirir. Allah insanlara (işte böyle) misaller getirir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.

    Süleyman Ateş

    Allah, göklerin ve yerin nurudur. O'nun nuru, içinde lamba bulunan bir kandile benzer. Lamba cam içerisindedir. Cam, sanki inciden bir yıldız. Ne doğuya ve ne batıya mensub olmayan mübarek bir zeytin ağacı(nın yağı)ndan yakılır. (Öyle mübarek bir ağaç) Ki, neredeyse ateş değmese de yağı ışık verir. Işığı parıl, parıldır. Allah, dilediği kimseyi nuruna iletir. Allah insanlara misaller verir. Allah her şeyi bilir.

    Süleymaniye Vakfı

    Allah göklerin ve yerin nuru /aydınlatıcısıdır. Onun aydınlatmasının örneği şudur: Duvarda bir oyuk dipnot 1 , oyuğun içinde bir kandil, kandil bir cam fanus içinde. O cam fanus da sanki elmastan oluşan bir gezegen. Kandil, doğu tarafına da batı tarafına da ait olmayan bereketli zeytin ağacının yağından yakılır dipnot 2 . Yağı, ateş almamışken bile neredeyse ışık saçar. Nur üstüne nur! Allah, gereğini yapanı dipnot 3 kendi nuruna yöneltir. Allah insanlara örnekler verir. Allah her şeyi bilir.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Burada kelimenin asıl anlamı "kör pencere" dir. Orası küçük bir hücre gibi olduğundan, okuyucunun kolay anlaması için, oyuk kelimesi tercih edilmiştir. Oyuğa konan lamba, onun her tarafını aydınlatır.
    2. metne dön, dipnot 2
      Yağlık zeytin, Güneş ışığını sabahtan akşama kadar tam alan ağacın zeytinidir. Böyle bir ağacın yağ kalitesi ve parlaklığı üst seviyede olur.
    3. metne dön, dipnot 3
      Şae (شاء) fiili için bkz. Nur 24/21. ayetin dipnotu.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Gökleri ve yeri aydınlatan Allah'tır. O'nun aydınlatması, içinde kandil bulunan kör pencerede oluşan aydınlık gibi (parlak ve bütün ayrıntıları gösterecek şekilde) olur. Kandil camın içindedir; cam da sanki inciyi andıran bir yıldızdır. İçindeki yakıt ise doğuya da batıya da ait olmayan bereketli zeytin ağacındandır dipnot 1 . Yağı, ateş dokunmasa bile ışık yayar gibi parlaktır. Işık, ışık üstüne! Allah, aydınlanmayı tercih edeni kendi ışığına yöneltir ve insanlara örnekler verir. Allah her şeyi bilir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ağaç ile ilgili bir bilgim yok. Bilen varsa lütfen söylesin.

    Şaban Britch

    Allah göklerin ve yerin Nur'udur. O’nun (kendisiyle kulların yolunu) aydınlattığı nurunun örneği, içinde lamba bulunan bir kandillik gibidir. O lamba bir cam içindedir. O lamba bir cam içindedir. Cam sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır. Ne doğuda (güneşin yalnız doğduğunda) ve ne de batıda (güneşin yalnız batımında vurmadığı) olmayan mübarek bir zeytin ağacından yakılır. Ona ateş değmese bile neredeyse yağı ışık verecek Nur üstüne nur! Allah dilediği kimseyi nuruna yöneltir. Allah, bu örnekleri insanlar için veriyor. Allah, her şeyi hakkıyla biliyor.

    Şaban Piriş

    Allah göklerin ve yerin aydınlatıcısıdır. O'nun aydınlatmasının örneği, içinde ışık bulunan bir kandil yuvası gibidir. O ışık bir cam içindedir. Cam sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır. Doğuya da batıya da ait olmayan mübarek zeytin ağacından yakılır. Ona ateş değmese bile neredeyse yağı ışık verecek. Nur üstüne nur! Allah dilediği kimseyi nuruna yöneltir. Allah, bu örnekleri insanlar için veriyor. Allah, her şeyi hakkıyla biliyor.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Allah, göklerin ve yerin Nur'udur. Onun nurunun örneği, içinde çerağ bulunan bir kandile benzer. Kandil, bir sırça içerisindedir. Sırça, inciden bir yıldız gibidir ki, doğuya da batıya da nispeti olmayan bereketli bir zeytin ağacından yakılır. Bu ağacın yağı, neredeyse ateş dokunmasa bile ışık saçar. Nur üzerine nurdur o. Allah, dilediğini kendi nuruna kılavuzlar. Allah, insanlara örnekler verir. Allah herşeyi bilmektedir.

  2. Nûr suresi, 36. ayet — bütün mealleriyle aç

    Nûr suresi, 36. ayet. فِى بُيُوتٍ أَذِنَ ٱللَّهُ أَن تُرْفَعَ وَيُذْكَرَ فِيهَا ٱسْمُهُۥ يُسَبِّحُ لَهُۥ فِيهَا بِٱلْغُدُوِّ وَٱلْـَٔاصَالِ

    Diyanet İşleri

    (36-37) Allah'ın, yüceltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerde hiçbir ticaretin ve hiçbir alışverişin kendilerini, Allah'ı anmaktan, namazı kılmaktan, zekatı vermekten alıkoymadığı birtakım adamlar, buralarda sabah akşam O'nu tesbih ederler. Onlar, kalplerin ve gözlerin dikilip kalacağı bir günden korkarlar.

    Mehmet Okuyan

    (Bu kandil) birtakım evlerdedir ki Allah (o evlerin) yücelmesine ve içlerinde isminin anılmasına izin vermiştir. Orada sabah akşam O'nu (şöyle kişiler) tesbih ederler (yüceltirler):

    Mustafa İslamoğlu

    İçerisinde sabah akşam O'nun adı anıldığı için Allah'ın yükseltilmelerine izin verdiği ibadethanelerde, O'nun ululuğunu ve yüceliğini sürekli dile getiren

    Muhammed Esed

    İçlerinde (yalnız) kendi ismi anılsın diye Allah'ın yükseltilmelerine izin verdiği evlerde O'nun kudret ve yüceliğini sabah akşam dile getiren (öyle)

    Ahmed Hulusi

    (O Nur = hakikat ilmi) Allah'ın, yükseltilmesine ve içlerinde (şuurda) kendi isminin (işaret ettiğinin) zikredilmesine (hatırlanıp müşahedesine, Esma'sının elvermesiyle) izin verdiği evlerdedir (beyin - bilinç)! Sabah-akşam (afaki ve enfüsi seyirde) oralarda (o evlerde) O'nun tespihindedirler!

    Ali Bulaç

    (Bu nur,) Allah'ın, onların yüceltilmesine ve isminin zikredilmesine izin verdiği evlerdedir; onların içinde sabah akşam O'nu tesbih ederler.

    Ali Özek ve heyeti

    (Bu kandil) mescidlerdedir ki, Allah, onların temiz tutulup yüceltilmesini ve içinde isminin anılmasını emretmiştir. Adamlar, sabah akşam O'nu oralarda tesbih ederler.

    Ali Rıza Safa

    Allah'ın, yükseltilmelerine ve O'nun İsminin anılmasına izin verdiği evlerdedir. Orada, sabah-akşam O'nu yüceltirler.

    Bayraktar Bayraklı

    Bu kandil birtakım evlerdedir ki, Allah o evlerin yücelmesine ve içlerinde isminin anılmasına izin vermiştir. Orada sabahakşam O'nu tesbih ederler/anarlar.

    Edip Yüksel

    (Böyle bir ışık ve hidayet), içlerinde ismi anıldığı için ALLAH'ın onaylayıp yükselttiği evlerdedir. Orada, O'nu sabah akşam yücelten...

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    (Böyle bir ışık ve hidayet), içlerinde ismi anıldığı için ALLAH'ın onaylayıp yükselttiği evlerdedir. Orada, O'nu sabah akşam yücelten...

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    O evlerdeki, Allah onların yüceltilmesine ve kendi adının içlerinde anılmasına izin vermiştir. Onlarda sabah ve akşam üstleri O'nu tesbih ederler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    O evlerde ki: Allah onların rif'atlandırılmasına ve içlerinde isminin zikredilmesine izin vermiştir, onlarda sabah ve akşam üstleri ona tesbih ederler

    Erhan Aktaş

    (Allah'ın aydınlığı/ışığı) Allah'ın İsmi'nin yüceltilmesine ve öğütlerinin dinlenmesine izin verdiği evlerde dipnot 1 vardır. Orada sabah akşam dipnot 2 O'nu tesbih dipnot 3 ederler.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      İçinde Allah'ın nuru olan.
    2. metne dön, dipnot 2
      Gün boyu, sürekli, her zaman.
    3. metne dön, dipnot 3
      Allah'ın, her türlü kusur ve eksiklikten arınık, bütün mükemmel niteliklere sahip olduğunu bilmek; Allah'ı kendisine özgü nitelikleri ile tanımak ve tanıtmak demektir. Tesbih, tevhid inancının ve anlayışının kavranmasıdır. Allah'ı şirk içeren her türlü düşünce ve inançtan arındırarak, Kendisine özgü nitelikleri ile yüceltmek demektir (20:130). Tesbihi, bazı sözlerin (Subhanallah, Elhamdulillah vb.) belli sayılarla tekrar edilmesine indirgemek hurafeden başka bir şey değildir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    (Allah'ın aydınlığı/ışığı) Allah'ın isminin yüceltilmesine ve öğütlerinin dinlenmesine izin verdiği evlerde dipnot 1 vardır. Orada sabah akşam dipnot 2 O'nu tesbih dipnot 3 ederler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      İçinde Allah'ın nuru olan.
    2. metne dön, dipnot 2
      Gün boyu, sürekli, her zaman.
    3. metne dön, dipnot 3
      Allah'ın, her türlü kusur ve eksiklikten arınık, bütün mükemmel niteliklere sahip olduğunu bilmek; Allah'ı kendisine özgü nitelikleri ile tanımak ve tanıtmak. Tesbih, tevhid inancının ve anlayışının kavranması ve Yaratıcının tüm nitelikleri ile tanınması ve tanıtılmasıdır. Allah'ı tesbih etmek; O'nu şirk içeren her türlü düşünce ve inançtan arındırarak, Kendisine özgü nitelikleri ile yüceltmek demektir. (20:130). Tesbihi, namazda tesbih çekmeye indirgemek bidat ve hurafedir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Allah'ın isminin yüceltilmesine ve öğütlerinin dinlenmesine izin verdiği evler dipnot 1 vardır. Orada sabah akşam dipnot 2 O'nu tesbih dipnot 3 ederler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      İçinde Allah'ın nuru olan.
    2. metne dön, dipnot 2
      Gün boyu, sürekli, her zaman.
    3. metne dön, dipnot 3
      Allah'ın, her türlü noksanlıktan arınık, bütün mükemmel niteliklere sahip olduğunu bilmek; Allah'ı kendisine özgü nitelikleri ile tanımak ve tanıtmak demektir.

    Gültekin Onan

    (Bu nur,) Tanrı'nın, onların yüceltilmesine ve isminin zikredilmesine izin verdiği evlerdedir; onların içinde sabah akşam O'nu tesbih ederler.

    Hasan Basri Çantay

    (O kandil) o evlerde (yakılır ki) Allah, onların yüce tanılmasına ve içlerinde adının anılmasına izin vermişdir. Onlar buralarda sabah ve akşam Onu (Allahı) tesbih (ve tenzih) eder (ler).

    İbni Kesir

    O evlerde ki; Allah, onların yüceltilmesine ve içlerinde kendisinin adının anılmasına izin vermiştir. Onlar da sabah akşam O'nu tesbih ederler.

    Mehmet Alagaş

    (34-36) Kesin olan şu ki, biz size açıklayıcı ayetlerimizi indirdik, sizden önce geçmiş olanlardan örnekler / misaller ve sakınanlar için öğüt / vaaz indirdik. Allah semaların ve arzın nurudur. (Semalar ve arz Allah’ın ziyası ile nurlanır , ziya ışık kaynağı nur ise kaynaktan yansıyandır) Onun nuru, yuva içindeki / oyuk içindeki lambaya benzer, o lamba da bir cam içindedir, O cam da inci bir gezegen gibidir, (Küresel cam fanus) mübarek bir ağacın yağından ateşlenir / tutuşturulur, doğusu da yoktur batısı da yoktur (Tüm yönleri aydınlatır) neredeyse o ağacın yağı, ateş temas etmese dahi, ışık kaynağı olacak / ziya olacak, ışık üzerine ışık / nur üstüne nur. (Yağ da nur, yanan yağda nur) Allah, nuruna dilediği kimseyi iletir, Allah bu örnekleri / misalleri insanlar için verir , Allah her şeyi bilendir. O’nun isminin yükseltilmesine ve hatırlanıp düşünülmesine Allah’ın izin verdiği evlerin içindedir (nurlu evler), oralarda / evlerde Allah sabah ve akşam üstün tutulur / tesbih edilir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    (Bu nur) Allah'ın, yükseltilmesine ve içlerinde adının zikredilmesine izin verdiği evlerdedir. Oralarda sabah akşam O'nu tesbih ederler.

    Süleyman Ateş

    (Bu kandil) Allah'ın yükseltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerdedir. Onların içinde sabah akşam O'nu tesbih eder(şanının yüceliğini anar)lar:

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    (O ışık) yüce tutulmasına ve içlerinde adının anılmasını Allah'ın izin verdiği evlerde olur. Oralarda sabah akşam (insanlar) Allah'a boyun eğerler.

    Şaban Britch

    (O parlak lamba) Allah’ın yükseltilmesine ve orada isminin anılmasını emrettiği evlerde/mescidlerdedir. Orada, sabah akşam O’nu tesbih ederler.

    Şaban Piriş

    (O lamba) Allah'ın yükseltilmesine ve orada isminin anılmasına izin verdiği evlerde/mescidlerdedir. Orada, sabah akşam O'nu tesbih ederler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Kandil, Allah'ın yükseltilmesine ve içinde adının anılmasına izin verdiği evlerdedir. Orada sabah akşam O'nu tespih eder.

  3. Nûr suresi, 37. ayet — bütün mealleriyle aç

    Nûr suresi, 37. ayet. رِجَالٌ لَّا تُلْهِيهِمْ تِجَٰرَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَن ذِكْرِ ٱللَّهِ وَإِقَامِ ٱلصَّلَوٰةِ وَإِيتَآءِ ٱلزَّكَوٰةِ يَخَافُونَ يَوْمًا تَتَقَلَّبُ فِيهِ ٱلْقُلُوبُ وَٱلْأَبْصَٰرُ

    Diyanet İşleri

    (36-37) Allah'ın, yüceltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerde hiçbir ticaretin ve hiçbir alışverişin kendilerini, Allah'ı anmaktan, namazı kılmaktan, zekatı vermekten alıkoymadığı birtakım adamlar, buralarda sabah akşam O'nu tesbih ederler. Onlar, kalplerin ve gözlerin dikilip kalacağı bir günden korkarlar.

    Mehmet Okuyan

    O adamlar, ticaretin de alışverişin de kendilerini Allah'ı hatırlamaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamadığı kişilerdir. Onlar, kalplerin ve gözlerin ters döneceği bir günden korkarlar.

    Mustafa İslamoğlu

    nice yiğitler vardır ki, onları ne ticaret ne bir (başka) kazanç kapısı Allah'ı anmaktan, namazı hakkını vererek eda etmekten ve arınmak için verilmesi gerekeni vermekten alıkoyabilir; onlar kalplerin ve gözlerin dehşetle döndüğü günden korkarlar.

    Muhammed Esed

    kimseler (vardır ki,) bunları ne ticaret ne de kazanma hırsı Allah'ı anmaktan, salatta devamlı ve duyarlı olmaktan, arınmak için verilmesi gerekeni vermekten alıkoyabilir; böyleleri kalplerin ve gözlerin dehşetle döneceği Gün'den korkarlar;

    Ahmed Hulusi

    (Onlar o) Ricaldir ki, kendilerini ne ticaret ne de (dünyevi) alışveriş Allah'ın Zikri'nden (hakikatlerini hatırlamaktan engelleyip), salatın ikamesinden (hakikatini yaşamaktan) ve zekatı vermekten (kendisindekini karşılıksız paylaşmaktan) alıkoymaz! Onlar, kalplerinde (şuurlarında açığa çıkan içsellikteki hakikat) ve gözleriyle görecekleri (afakta müşahede edilecek dışsal gerçeklik) nedeniyle, dönüşülecek süreçten korkarlar.

    Ali Bulaç

    (Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alışveriş onları Allah'ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten 'tutkuya kaptırıp alıkoymaz'; onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten allak bullak olacağı) günden korkarlar.

    Ali Özek ve heyeti

    Onlar, ne ticaret ne de alışverişin kendilerini Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamadığı insanlardır. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.

    Ali Rıza Safa

    Ne ticaretin ne de alışverişin; Allah'ın Öğretisinden, namazı dosdoğru kılmaktan ve zekatı vermekten alıkoymadığı kişiler, yüreklerin ve gözlerin ters çevrileceği günden korkarlar.

    Bayraktar Bayraklı

    Ticaretin ve alışverişin kendilerini Allah'ı anmaktan, namazı kılmaktan ve zekatı vermekten alıkoymadığı delikanlı mü'minler, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.

    Edip Yüksel

    Kişiler vardır. Onları, ALLAH'ı anmaktan, salatı gözetmekten ve zekatı vermekten ne bir iş ne de bir ticaret alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin ters döneceği günden korkarlar.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Kişiler vardır. Onları, ALLAH'ı anmaktan, namazı gözetmekten ve zekatı vermekten ne bir iş ne de bir ticaret alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin ters döneceği günden korkarlar.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Nice erler ki, ne ticaret, ne de alışveriş kendilerini Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz; onlar, kalplerin ve gözlerin kıvranacağı günden korkarlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Nice erler ki ne ticaret ne beyi' kendilerini zikrullahtan, namaz kılmaktan, zekat vermekten alıkoymaz, kalblerin ve gözlerin kıvranacağı günden korkarlar

    Erhan Aktaş

    Öyle kimseler vardır ki ne mal ne de alışveriş onları Allah'ın buyruklarına uymaktan, salatı ikame etmekten dipnot 1 ve zekatı yapmaktan dipnot 1 alıkoyar. Onlar, kalplerin ve gözlerin altüst olacağı günden korkarlar.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bkz. 21:73. ayetin dipnotu.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Öyle kimseler vardır ki ne mal ne de alışveriş onları Allah'ın buyruklarına uymaktan, salatı ikame etmekten dipnot 1 ve zekatı yapmaktan dipnot 1 alıkoyar. Onlar, kalplerin ve gözlerin altüst olacağı günden korkarlar.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      "Salatı ikame etmek, Zekatı yapmak" terkibi, ibadete layık yegane ilah olarak Allah'a inanmak; kulluğu, Allah'a yönelmeyi, dua ve ibadeti şirkten arındırılmış bir bilinçle ve arınmış, temizlenmiş arı duru hale gelmiş bir benlikle yapmak; yardımlaşmayı, destek olmayı canlı ve diri tutmak demektir. Zekat sözcüğü birçok ayette daha temiz, daha iyi, arınmak, temizlenmek, aklanmak, yüceltmek anlamında kullanılmıştır. (Örneğin: 2:151; 3:77; 4:49; 9:103; 19:13; 20:76; 24:21; 35:18; 53:32; 62:2; 80:3; 91:9.) Bkz. 2:43. ayetin dipnotu.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Öyle kimseler vardır ki ne mal ne de alışveriş onları Allah'ın buyruklarına uymaktan, salatı ikame etmekten dipnot 1 ve zekatı vermekten dipnot 1 alıkoyar. Onlar, kalplerin ve gözlerin altüst olacağı günden korkarlar.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Salatı ikame etmek, zekatı vermek: İbadete layık yegane ilah olarak Allah'a inanmak; kulluğu, Allah'a yönelmeyi, dua ve ibadeti şirkten arındırılmış bir bilinçle ve arınmış, temizlenmiş, arı duru hale gelmiş bir benlikle yapmak; yardımlaşmayı, destek olmayı canlı ve diri tutmak demektir.

    Gültekin Onan

    (Öyle) Erkekler ki, ne ticaret, ne alışveriş onları Tanrı'yı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten 'tutkuya kaptırıp alıkoymaz'; onlar kalplerin ve gözlerin çevrileceği (tetekallebu )[dehşetten allak bullak olacağı] günden korkarlar.

    Hasan Basri Çantay

    (Öyle) adamlar (vardır ki) onları ne bir ticaret, ne bir alış veriş Allahı zikretmeliden, dosdoğru namaz kılmakdan, zekatı vermekden alıkoymaz. Onlar kalblerin ve gözlerin (dehşetle) döneceği gönden korkarlar.

    İbni Kesir

    Öyle erler ki; ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah'ı zikretmekten, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz. Onlar gönüllerin ve gözlerin döneceği günden korkarlar.

    Mehmet Alagaş

    (37-38) Öyle adamlar ki alış satış ve ticaret onları Allah’ı hatırlayıp düşünmekten alıkoymaz, namaza kalkar kılarlar, (Kulun Allah karşısındaki esas duruşu) zekâtı verirler, kalplerin ve bakışların döndüğü günden de korkarlar. Allah onları, yaptıklarının daha güzeli ile karşılıklandıracak. Onlara, maddi ve manevi zenginliğinden daha da fazlasını / ziyadesini verecek. Allah, istediği kişiyi hesapsız rızıklandırır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Kendilerini ticaretin de, alışverişin de Allah’ı zikretmekten, namazdan ve zekâtı vermekten alıkoymadığı erlerdir. Onlar, kalplerin ve gözlerin ters döneceği bir günden korkarlar.

    Süleyman Ateş

    Kendilerini ne ticaretin, ne de alışverişin Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan, zekat vermekten alıkoymadığı erkekler. (Onlar), yüreklerin ve gözlerin (dehşetten) ters döneceği günden korkarlar.

    Süleymaniye Vakfı

    Onlar (Allah'a boyun eğenler) öyle adamlardır ki ticaret ve alışveriş dipnot 1 onları Allah'ın zikrinden dipnot 2 , namazı düzgün ve sürekli kılmaktan, zekatı da vermekten alıkoymaz dipnot 3 . Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olacağı günden korkarlar dipnot 4 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ticaret, mal ve hizmet alım satımıdır. Alışveriş ise malın malla değişimidir (Nisa 4/29).
    2. metne dön, dipnot 2
      Zikir, bağlantılarıyla birlikte düşünülüp öğrenilen doğru bilgi, o bilgiyi kullanıma hazır tutmak, akla veya dile getirmektir (Müfredat ذكر md.). Doğru bilginin kaynağı Allah'ın ayetleridir. Bunlar, yaratılan ayetler ve indirilen ayetler olmak üzere iki türlüdür. Her birinden elde edilen doğru bilgi zikirdir (Enbiya 21/24,En'am 6/80). İnsanı, sadece bu bilgi tatmin eder. (Ra'd 13/28) Allah'ı zikretmek; onu, kitabını ve yarattığı ayetleri dikkate almak, akıldan çıkarmamak ve onların üzerine düşünmektir. İnsan bunlardan bildiği kadarıyla sorumludur (Bakara 2/209).
    3. metne dön, dipnot 3
    4. metne dön, dipnot 4

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    (O ışıktan yararlananlar) Öyle adamlardır ki, onları ne ticaret, ne alış veriş onları Allah'ın zikrinden (Kur'an'dan), namazı tam kılmaktan ve zekatı vermekten alıkoyabilir. Onlar, kalplerin ve gözlerin döneceği bir günden korkarlar.

    Şaban Britch

    (Onlar) Ticaretin, alışverişin, kendilerini Allah’ın zikrinden, namazı ikame etmekten, zekat vermekten alıkoyamadığı adamlardır. Onlar, kalplerin ve gözlerin ters döneceği bir günden korkarlar.

    Şaban Piriş

    Ticaretin, alışverişin, kendilerini Allah'ın zikrinden, namaz kılmaktan, zekat vermekten alıkoyamadığı adamlar... Onlar, gönüllerin ve gözlerin ters döneceği bir günden korkarlar.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Öyle erler vardır ki, bir ticaret de bir alışveriş de onları Allah'ın zikrinden/Kur'an'ından, namaz kılmaktan, zekat vermekten alıkoyamaz. Onlar, kalplerle gözlerin döneceği/yer değiştireceği günden korkarlar.

  4. Nûr suresi, 38. ayet — bütün mealleriyle aç

    Nûr suresi, 38. ayet. لِيَجْزِيَهُمُ ٱللَّهُ أَحْسَنَ مَا عَمِلُوا۟ وَيَزِيدَهُم مِّن فَضْلِهِۦ وَٱللَّهُ يَرْزُقُ مَن يَشَآءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ

    Diyanet İşleri

    (Bütün bunları) Allah, kendilerini yaptıklarının en güzeli ile mükafatlandırsın ve lütfundan onlara daha da fazlasını versin diye (yaparlar). Allah, dilediğini hesapsız olarak rızıklandırır.

    Mehmet Okuyan

    Sonunda Allah onları yaptıklarının en güzeli ile ödüllendirecek dipnot 1 ve lütfundan onlara fazlasıyla verecektir. Allah dilediğine (layık olana) hesapsız rızık verir.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesajlar: Tevbe 9:121; Nahl 16:96, 97; ‘Ankebût 29:7; Zümer 39:35; Ahkâf 46:16.

    Mustafa İslamoğlu

    Bütün bunların sonucunda da Allah onları yaptıklarının en iyisiyle ödüllendirir; üstelik onlara kendi lutfundan daha fazlasını da verir: zira dilediğine hesapsız rızık bağışlayan yalnızca Allah'tır.

    Muhammed Esed

    (Ve ancak böyleleri) Allah('ın kendilerini) yapıp ettiklerinin en iyisi, en güzeliyle ödüllendireceğini ve onlara, lütuf ve cömertliğinden, (hak ettiklerinden de) fazlasını vereceğini (umabilirler); çünkü dilediğine hesapsız rızık bahşeden (yalnızca) Allah'tır.

    Ahmed Hulusi

    (Bu yüzdendir ki), Allah onlara, çalışmalarının sonucunu en güzel şekilde yaşatır ve onlara lütfuyla, fazlasını da bağışlar. . . Allah dilediğini ölçüsüz yaşam gıdasıyla besler!

    Ali Bulaç

    Çünkü Allah, yaptıklarının en güzeliyle karşılık verecek ve onlara kendi fazlından arttıracaktır. Allah, dilediğini hesapsız rızıklandırır.

    Ali Özek ve heyeti

    (Bütün bunlar) Allah'ın, onları yaptıklarına karşılık en iyi şekilde mükâfatlandırması ve lütfundan onlara daha da artırması içindir. Allah, dilediklerine hesapsız rızık verir.

    Ali Rıza Safa

    Allah, hem yaptıklarının en güzeliyle onlara karşılık verecek hem de Kendi lütfundan, daha da çoğunu verecektir. Çünkü Allah, dilediğine, hesapsız geçimlik verir.

    Bayraktar Bayraklı

    Allah, onları işlediklerinin en güzeliyle ödüllendirir ve lütfundan onlara fazlasıyla verir. Allah, dilediğini hesapsız şekilde rızıklandırır.

    Edip Yüksel

    ALLAH onların güzel işlerini kuşkusuz ödüllendirecek ve onlara lütfunu arttıracaktır. ALLAH dilediğini hesapsız olarak rızıklandırır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    ALLAH onların güzel işlerini kuşkusuz ödüllendirecek ve onlara lütfunu arttıracaktır. ALLAH dilediğini hesapsız olarak rızıklandırır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Çünkü Allah, kendilerini yaptıkları işlerin en güzeli ile mükafatlandıracak, onlara lütfundan daha fazlasını da bahşedecektir. Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Çünki Allah kendilerine işledikleri amellerin en güzeliyle ecir verecek, fazlından da ziyadesini bahşeyleyecekdir ve Allah dilediğine hisabsız rızık verir

    Erhan Aktaş

    Yaptıklarına karşılık Allah onlara en iyi karşılığı verecek ve lütfundan daha fazlasını da verecektir. Ve Allah hak edeni dipnot 1 hesapsız rızıklandırır.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kelimesi kelimesine, dilediğini. Dilediğini; hak edeni, uygun gördüğünü anlamındadır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Yaptıklarına karşılık Allah onlara en iyi karşılığı verecek ve lütfundan daha fazlasını da verecektir. Ve Allah hak edeni dipnot 1 hesapsız rızıklandırır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Literal olarak dilediğini: Dilediğini demek; hak edeni, uygun gördüğünü anlamındadır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Yaptıklarına karşılık Allah onlara en iyi karşılığı verecek ve lütfundan daha fazlasını da verecektir. Ve Allah dileyeni dipnot 1 hesapsız rızıklandırır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Uygun gördüğünü. Hak edeni.

    Gültekin Onan

    Çünkü Tanrı, yaptıklarının en güzeliyle karşılık verecek ve onlara kendi fazlından arttıracaktır. Tanrı, dilediğini hesapsız rızıklandırır.

    Hasan Basri Çantay

    Çünkü Allah, kendilerini işledikleri amellerin en güzeliyle mükafatlandıracak, onlara fazlından daha ziyadesini de verecekdir. Allah kimi dilerse onu sayısız rızıklandırır (Sevaba kavuşdurur).

    İbni Kesir

    Allah; onları işledikleri amellerin en güzeliyle mükafatlandıracak, onlara lutfunu fazlasıyla verecektir. Ve Allah; dilediğini hesapsız şekilde rızıklandırır.

    Mehmet Alagaş

    (37-38) Öyle adamlar ki alış satış ve ticaret onları Allah’ı hatırlayıp düşünmekten alıkoymaz, namaza kalkar kılarlar, (Kulun Allah karşısındaki esas duruşu) zekâtı verirler, kalplerin ve bakışların döndüğü günden de korkarlar. Allah onları, yaptıklarının daha güzeli ile karşılıklandıracak. Onlara, maddi ve manevi zenginliğinden daha da fazlasını / ziyadesini verecek. Allah, istediği kişiyi hesapsız rızıklandırır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    (Bütün bunlar) Allah'ın, onları yaptıklarına karşılık en iyi şekilde mükâfatlandırması ve lütfundan onlara daha da arttırması içindir. Allah, dilediklerine hesapsız rızık verir.

    Süleyman Ateş

    Ki Allah onlara yaptıklarının en güzel karşılığını versin ve lutfundan onlara daha fazlasını da ihsan etsin. Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Allah'ın onları, yaptıklarının en güzeli ile karşılaması ve ikramıyla daha da artırması için böyle yaparlar. Allah tercih ettiği kişiye hesapsız rızık verir.

    Şaban Britch

    Allah, onları yaptıklarının en güzeli ile mükâfatlandıracak, onlara katından fazla fazla ihsanını verecektir. Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.

    Şaban Piriş

    Allah, onları yaptıklarının en güzeli ile mükafatlandıracak, onlara katından fazla fazla verecektir. Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Ki Allah kendilerine, yapıp işlediklerinin en güzelini versin ve lütfundan onlara artışlar sağlasın. Allah dilediğini hesapsızca rızıklandırır.

  5. Nûr suresi, 39. ayet — bütün mealleriyle aç

    Nûr suresi, 39. ayet. وَٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ أَعْمَٰلُهُمْ كَسَرَابٍۭ بِقِيعَةٍ يَحْسَبُهُ ٱلظَّمْـَٔانُ مَآءً حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَهُۥ لَمْ يَجِدْهُ شَيْـًٔا وَوَجَدَ ٱللَّهَ عِندَهُۥ فَوَفَّىٰهُ حِسَابَهُۥ وَٱللَّهُ سَرِيعُ ٱلْحِسَابِ

    Diyanet İşleri

    İnkar edenlere gelince; onların amelleri ıssız bir çöldeki serap gibidir. Susamış kimse onu su sanır. Yanına geldiğinde hiçbir şey bulamaz. (Tıpkı bunun gibi kafir de hesap günü amellerinden bir şey bulamaz). Ancak Allah'ı yanında bulur da Allah onun hesabını tastamam görür. Allah, hesabı çabuk görendir.

    Mehmet Okuyan

    Kâfir olanlara gelince, onların işleri, ıssız çöllerdeki serap gibidir ki susayan onu su sanır. Sonunda ona (su sandığı yere) vardığında herhangi bir şey bulamamış, dipnot 1 yanıbaşında Allah'ı bulmuş (olacak)tır ki O da onun hesabını tastamam görmüş (olacak)tır. Allah hesabı hızlı olandır.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      İnkarcılar dünyada yapıp ettiklerinin bir su gibi onları ahirette beklediğini sanmalarına karşılık, mahşerde herhangi bir iyilikle buluşamayacaklardır. Dünyada yapıp ettikleri onlar için bir seraptan öte herhangi bir anlam taşımayacaktır.

    Mustafa İslamoğlu

    Ve inkarda ısrar edenlere gelince... Onların yapıp ettikleri çölde (görülen) serap gibidir: susuzluktan yanmış olan onu su sanır, fakat ona yaklaştığında orada (sudan) hiçbir iz bulamaz; fakat Allah'ı kendi vicdanında bulur ve bilir ki, O hesabı tastamam görür: zira Allah çok seri hesap görendir.

    Muhammed Esed

    Fakat hakkı inkara şartlanmış olanlara gelince, onların yapıp ettikleri çölde (görülen) serap gibidir; susayan kişi su(yu gördüğünü) sanır; ama (gördüğü şeye) yaklaşınca orada hiçbir şey bulamaz; bunun yerine, yanında (her zaman) Allah'ı(n hazır ve nazır olduğunu) ve sonunda hesabını eksiksiz göreceğini fark eder; çünkü Allah hesapta çok (dakik ve) hızlıdır!

    Ahmed Hulusi

    Hakikat bilgisini inkar edenlere gelince, onların çalışmaları da, çöllerdeki susayanın su sandığı serap gibidir! Nihayet ona (seraba, amellerine), (ölümü tadarak) ulaştığında, bir şey bulmaz! Allah'ı kendi indinde bulmuştur (Esma'sıyla hakikatinde olduğunu fark etmiştir ama ne yazık ki bunu değerlendirmekte geri dönüşü olmayan noktadadır)! (Allah da) ona geçmiş yaşantısının sonuçlarını tümüyle yaşatır! Allah Seriy'ul Hisab'dır (yapılanın sonucunu anında yaşatan)!

    Ali Bulaç

    İnkar edenler ise; onların amelleri dümdüz bir arazideki seraba benzer; susayan onu bir su sanır. Nihayet ona ulaştığında bir şey bulamaz ve yanında Allah'ı bulur. (Allah da) Onun hesabını tam olarak verir. Allah, hesabı çok seri görendir.

    Ali Özek ve heyeti

    İnkâr edenlere gelince, onların amelleri, ıssız çöllerdeki serap gibidir ki susayan onu su zanneder; nihayet ona vardığında orada herhangi bir şey bulamamış, üstelik yanıbaşında da (inanmadığı, kendisinden sakınmadığı) Allah’ı bulmuştur; Allah ise, onun hesabını tastamam görmüştür. Allah hesabı çok çabuk görür.

    Ali Rıza Safa

    Oysa nankörlük edenlerin yaptıkları, çöldeki yanılsama gibidir. Susayan, onu su sanır; ama yanına geldiğinde hiçbir şey bulamaz. Zaten karşısında Allah'ı bulur. Sonra, onun hesabını eksiksiz olarak verir. Çünkü Allah, hesabı çok hızlı görür.

    Bayraktar Bayraklı

    İnkar edenlerin amelleri, engin çöllerdeki serap gibidir. Susayan kimse onu su sanır; fakat oraya geldiğinde hiçbir şey bulamaz. Orada Allah'ın kudretini bulur ve O da hesabını görür. Allah, hesabı çabuk görendir.

    Edip Yüksel

    İnkarcılara gelince, işleri, çöldeki bir serap gibidir. Susayan onu su sanır. Yanına varınca onu bulamaz, ancak orada ALLAH'ı bulur; O da onun hesabını tam görür. Kuşkusuz ALLAH hesabı çabuk görendir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    İnkarcılara gelince, işleri, çöldeki bir serap gibidir. Susayan onu su sanır. Yanına varınca onu bulamaz, ancak orada ALLAH'ı bulur; O da onun hesabını tam görür. Kuşkusuz ALLAH hesabı çabuk görendir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Küfredenlerin yaptıkları ise, engin bir çöldeki serap gibidir. Susayan onu bir su sanır. Nihayet yanına vardığı zaman onu birşey bulmaz da yanında vicdanı Allah'ı bulur ve O da onun hesabını tamamıyla görür. Allah, hesabı çok süratli olandır.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Küfredenlerin ise amelleri bir engin çölde serab gibidir, susayan onu bir su zanneder, nihayet ona vardığı vakıt onu bir şey bulmaz da yanında vicdanı Allahı bulur, o da ona tamamile hisabını görüverir ve Allah seri' hisablıdır

    Erhan Aktaş

    Kafirlerin yaptıkları, çöldeki serap gibidir. Susayan onu su zanneder. Ancak yanına vardığında hiçbir şey bulamaz. Orada Allah'ı bulur dipnot 1 ve O da yaptıklarının hesabını eksiksiz görür. Allah hesabı çabuk görendir.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Gittiği yolun bir serap gibi gerçek dışı olduğunu anlar ve gerçekle baş başa kalır. Allah'ın vahyinin gerçek olduğunu görür.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Kafirlerin dipnot 1 yaptıkları, çöldeki serap gibidir. Susayan onu su zanneder. Ancak yanına vardığında hiçbir şey bulamaz. Orada Allah'ı bulur dipnot 2 ve O da yaptıklarının hesabını eksiksiz görür. Allah hesabı çabuk görendir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kafir: İnançsız, inanmayan, gerçeğin üzerini örten, gerçeği kabul etmeyen, nankör. Allah'ı ve vahyi reddeden. Küfr, İman'ın karşıtıdır.
    2. metne dön, dipnot 2
      Gittiği yolun bir serap gibi gerçek dışı olduğunu anlar ve gerçekle baş başa kalır. Allah'ın vahyinin gerçek olduğunu görür.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Gerçeği yalanlayan nankörlerin yaptıkları, çöldeki serap gibidir. Susayan onu su zanneder. Ancak yanına vardığında hiçbir şey bulamaz. Orada Allah'ı bulur dipnot 1 ve O da yaptıklarının hesabını eksiksiz görür. Allah hesabı çabuk görendir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Gittiği yolun bir serap gibi gerçek dışı olduğunu anlar ve gerçekle baş başa kalır. Allah'ın vahyinin gerçek olduğunu görür.

    Gültekin Onan

    Küfredenler ise; onların amelleri dümdüz bir arazideki seraba benzer; susayan onu bir su sanır. Nihayet ona ulaştığında bir şey bulamaz ve yanında Tanrı'yı bulur. (Tanrı da) Onun hesabını tam olarak verir. Tanrı, hesabı çok seri görendir.

    Hasan Basri Çantay

    O kafirler (e gelince:) Onların amelleri (etrafında dağlar ve tepeler görünmeyen) dümdüz ve engin çöllerdeki bir serab gibidir ki susayan onun bir su olduğunu sanır. Nihayet o, buna vardığı zaman onu bir şey olarak bulamamışdır. Kendi (ameli) yanında (yalınız) Allahı bulmuşdur. O da onun hesabını tastamam vermişdir. Allah, hesabı çok sür'atli olandır.

    İbni Kesir

    Küfredenlere gelince; onların amelleri, engin çöllerde serap gibidir. Susayan kimse onu, su sanır. Fakat yanına vardığı zaman hiç bir şey bulamaz. Kendi yanında Allah'ı bulur ve O da hesabını tastamam görür. Allah hesabı çabucak görendir.

    Mehmet Alagaş

    (39-40) Kafirler öyleleridir ki, amelleri çöldeki serap gibidir. Susayan onu / serabı su hesap eder. (Kafirlerde amelleri ile buluşana kadar onları var sayar) Onun yanına gelince de o kişi, hiçbir şey bulamaz, onun yanında Allah’ı bulur, O da hesabını tam tamına öder, Allah, hızlı / seri hesap görendir. Yahut onların amelleri, derin bir denizdeki karanlıklar gibidir , O denizi bir dalga kaplar, dalganın üstüne bir dalga daha kaplar , O dalganın üzerinde de bir bulut, karanlıklar ki bazıları bazılarının üstünde (Kat kat) elini o kişi dışarı çıkarsa neredeyse onu göremez , Allah her kime nur yaratmamışsa artık onun için nur yoktur. (Yüzen biri, denizin derinlerine baksa karanlık , yukarı bulutlara baksa yine karanlık, kafir ameli bunun gibidir)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Kâfir olanların amelleri ise susuz kimselerin su sandığı dümdüz çöldeki bir serap gibidir. Nihayet ona yaklaşınca onun bir şey olmadığını görür. Ancak yanına geldiğinde hiçbir şey bulamaz ve yanında Allah'ı bulur. O da, kendisinin hesabını tam görür. Allah hesabı çabuk görendir.

    Süleyman Ateş

    İnkar edenler(e gelince): Onların işleri, düz arazideki serap gibidir. Susayan onu su sanır, fakat yanına gelince hiçbir şey olmadığını anlar ve yanında Allah'ı bulur; Allah onun hesabını tam görür, O, hesabı çabuk görendir.

    Süleymaniye Vakfı

    Kafirlerin amelleri, uçsuz bucaksız çöllerdeki serap gibidir, susayan onu su zanneder, oraya varınca orada hiçbir şey bulamaz ama yanında Allah'ı bulur. O da onun hesabını tastamam görür. Allah hesabı çabuk görendir dipnot 1 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayet, kafirlerin beklentilerine ulaşamayacaklarını, üstelik tam bir hüsran yaşayacaklarını anlatmaktadır (İbrahim 14/18, Kehf 18/36, Furkan 25/23).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Allah'ı görmezlikten gelenlerin işleri, düz çöldeki serap gibidir. Susayan onu su sanır. Yanına varınca onun bir şey olmadığını görür ve Allah'ı yanında bulur. O da onun hesabını görür. Allah hesabı çabuk görür.

    Şaban Britch

    Küfredenlere gelince, onların amelleri ıssız/kurak çöllerdeki serap gibidir. Susayan kimse onu su sanır. Fakat yanına vardığı zaman hiç bir şey bulamaz. Orada Allah’ı bulur, O da onun hesabını görür. Allah, hesabı çabuk görendir.

    Şaban Piriş

    Küfredenlere gelince, onların çalışmaları engin çöllerdeki serap gibidir. Susayan kimse onu su sanır. Fakat yanına vardığı zaman hiç bir şey bulamaz. Orada Allah'ı bulur, O da onun hesabını görür. Allah, hesabı çabuk görendir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Küfre sapanlara gelince, onların amelleri çöldeki serap gibidir ki, susuzluktan bunalan onu su sanır. Ama ona yaklaşınca hiçbir şey bulamaz; yanında Allah'ı bulur; O da onun hesabını eksiksiz bir biçimde görür. Allah, hesabı çok çabuk görendir.

  6. Nûr suresi, 40. ayet — bütün mealleriyle aç

    Nûr suresi, 40. ayet. أَوْ كَظُلُمَٰتٍ فِى بَحْرٍ لُّجِّىٍّ يَغْشَىٰهُ مَوْجٌ مِّن فَوْقِهِۦ مَوْجٌ مِّن فَوْقِهِۦ سَحَابٌ ظُلُمَٰتٌۢ بَعْضُهَا فَوْقَ بَعْضٍ إِذَآ أَخْرَجَ يَدَهُۥ لَمْ يَكَدْ يَرَىٰهَا وَمَن لَّمْ يَجْعَلِ ٱللَّهُ لَهُۥ نُورًا فَمَا لَهُۥ مِن نُّورٍ

    Diyanet İşleri

    Yahut (inkarcıların küfür içindeki halleri) derin bir denizdeki karanlıklar gibidir. (Bir deniz ki) onu dalga üstüne dalga kaplıyor, üstünde de bulutlar var. Karanlıklar üstüne karanlıklar. İnsan, elini çıkarsa neredeyse onu bile göremez. Kime Allah nur vermezse, onun için nur diye bir şey yoktur.

    Mehmet Okuyan

    Veya (o kâfirlerin davranışları) derin bir denizdeki yoğun karanlıklar gibidir; (öyle) ki onu dalga üstüne dalga kuşatıyor; üzerinde de (bir) bulut; birbiri üstüne karanlıklar. dipnot 1 (İnsan), elini çıkar(ıp bak)sa, neredeyse onu bile göremez. Allah bir kimseye nûr (ışık) vermemişse, artık onun hiçbir nuru olmaz.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayet denizlerin, okyanusların derinliklerindeki ışık kırılmalarının ve karanlıkların bulunduğu bilimsel gerçeğine işaret eden bir Kur'an mucizesidir.

    Mustafa İslamoğlu

    Veya (onların yapıp ettikleri) bir okyanusun derin karanlıkları gibidir; onu üst üste dalgalar kuşatmıştır, derken üstüne (bir de) kara bulutlar... Birbiri üstüne binmiş, kopkoyu, zifiri karanlıklar... kişi çıkarıp baksa, neredeyse elini dahi göremeyecek durumda: nitekim bir kimseyi Allah aydınlatmamışsa, onun asla aydınlıktan nasibi olamaz!

    Muhammed Esed

    Yahut (onların yapıp ettikleri) engin bir denizin kopkoyu karanlıkları gibidir; (öyle bir deniz ki) üst üste kopan dalgalar ve tepedeki (kara) bulutlar o karanlığı daha da arttırıyor: kat kat, üst üste karanlıklar..! (öyle ki, ) insan, çıkarıp (baksa), neredeyse kendi elini dahi göremez; öyle ya, Allah'ın aydınlatmadığı kimse için ışık (bulma umudu) yoktur!

    Ahmed Hulusi

    Yahut (onun yaşantısının getirisi), derin bir denizdeki karanlıklar gibidir ki, onu bir dalga kaplar, onun üstüne de başka bir dalga (onu bürür), bu ikinci dalganın üstünde de bulutlar! Birbirinin üstünde karanlıklar! (İçinde bulunan) elini dışarı çıkarsa, neredeyse onu göremez. . . Allah kimde nur (ilim) oluşturmamışsa (artık) onun nuru (ilmi) olmaz!

    Ali Bulaç

    Ya da (inkar edenlerin amelleri) engin bir denizdeki karanlıklara benzer; onun üstünü bir dalga kaplar, onun üstünde bir dalga, onun da üstünde bir bulut vardır. Bir kısmı bir kısmı üzerinde olan karanlıklar; elini çıkardığında onu bile neredeyse göremeyecek. Allah kime nur vermemişse, artık onun için nur yoktur.

    Ali Özek ve heyeti

    Yahut (o kâfirlerin duygu, düşünce ve davranışları) engin bir denizdeki yoğun karanlıklar gibidir; (öyle bir deniz) ki, onu dalga üstüne dalga kaplıyor; üstünde de bulut... Birbiri üstüne karanlıklar... İnsan, elini çıkarıp uzatsa, neredeyse onu dahi göremez. Bir kimseye Allah nûr vermemişse, artık o kimsenin aydınlıktan nasibi yoktur.

    Ali Rıza Safa

    Veya engin denizdeki karanlıklar gibidir. Üzerini dalga üstüne dalga kaplar. Onun üzerinde bulutlar vardır; üst üste yığılmış karanlıklar. Elini çıkardığında, neredeyse, onu bile göremez. Çünkü Allah, kime aydınlık vermemişse, onun için artık aydınlık yoktur. dipnot 285

    Ali Rıza Safa — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 285
      İşte, bir bilgi ayeti: Denizlerin derinliği arttıkça, karanlık da giderek artar. Denizler, iki yüz metre derinlikten sonra, insanın kendi elini bile göremeyeceği bir karanlığa ulaşır.

    Bayraktar Bayraklı

    Yahut engin bir denizdeki yoğun karanlıklar gibidir. Onu, üst üste dalgalar ve dalgaların üstünde bulutlar örter; karanlıklar üstünde karanlıklar, insan elini dışarı çıkarttığı zaman, neredeyse onu göremez bile. Allah'ın ışık vermediği kimsenin ışığı olmaz.

    Edip Yüksel

    Yahut, yoğun bir sisle birlikte dalga üstüne dalganın örttüğü engin bir denizin ortasındaki karanlıklara benzer. Üst üste yığılmış karanlıklar... İnsan elini uzattığı zaman nerdeyse onu bile göremez. ALLAH'ın ışıktan yoksun bıraktığı kimsenin hiçbir ışığı olamaz.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Yahut, yoğun bir sisle birlikte dalga üstüne dalganın örttüğü engin bir denizin ortasındaki karanlıklara benzer. Üstüste yığılmış karanlıklar... İnsan elini uzattığı zaman nerdeyse onu bile göremez. ALLAH'ın ışıktan yoksun bıraktığı kimsenin hiç birışığı olamaz.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ya da (küfredenlerin yaptıkları) derin bir denizdeki karanlıklar gibidir ki, onu bir dalga bürümüştür; üstünde bir dalga, onun üstünde de bir bulut bulunmaktadır; kısacası üstüste yığılmış karanlıklar. Elini çıkardığı zaman, onu görme ihtimali bile yoktur. Allah, her kime bir aydınlık vermediyse, artık onun için hiçbir aydınlık yoktur.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Yahud derin bir denizdeki zulümat gibidir, onu bir dalga bürüyor, üstünden bir dalga, üstünden bir bulut, öyle zulümat ki birbiri üstüne, elini çıkardığı vakıt onu görmesi ihtimali yok, her kime de Allah, bir nur yapmamışsa artık onun için hiç nur yoktur

    Erhan Aktaş

    Veya dipnot 1 üzerinde bulutlar olan, üst üste dalgaların kuşattığı derin denizlerdeki karanlığa benzer. Elini göremeyecek kadar, karanlık üstüne karanlık. Allah'ın aydınlığıyla aydınlanmamış bir kimse için başka aydınlık yoktur.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kafirin içinde bulunduğu durum (24:39).

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Veya dipnot 1 üzerinde bulutlar olan, üst üste dalgaların kuşattığı derin denizlerdeki karanlığa benzer. Elini göremeyecek kadar, karanlık üstüne karanlık. Allah'ın aydınlığıyla aydınlanmamış bir kimse için başka aydınlık yoktur.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kafirin içinde bulunduğu durum. (Bak 24:39)

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Veya derin denizlerdeki karanlığa benzer. Onu, üzerinde bulutlar olan üst üste dalgalar kuşatmıştır. Elini göremeyecek kadar, karanlık üstüne karanlık. Allah'ın aydınlığıyla aydınlanmamış bir kimse için başka aydınlık yoktur.

    Gültekin Onan

    Ya da (inkar edenlerin amelleri) engin bir denizdeki karanlıklara benzer; onun üstünü bir dalga kaplar, onun üstünde bir dalga, onun da üstünde bir bulut vardır. Bir kısmı bir kısmı üzerinde olan karanlıklar; elini çıkardığında onu bile neredeyse göremeyecek. Tanrı kime nur vermemişse, artık onun için nur yoktur.

    Hasan Basri Çantay

    Yahud (kafirlerin ameli) öyle derin bir denizdeki karanlıklar gibidir ki onu (o denizi) bir dalga kaplayıp bürümekdedir. Bunun üstünde bir dalga, onun üstünde de bir bulut. (Hulasa) birbiri üstüne (yığılmış tabaka tabaka) karanlıklar. (Hani) o (raya düşen bir kimse) elini çıkardığı vakit hemen hemen bunu bile göremez. Allah kime nuur vermemişse artık onun için bir ışık yokdur.

    İbni Kesir

    Veya engin bir denizdeki karanlıklara benzer. Onun üstünü bir dalga kaplar, onun üstünde bir dalga, onun da üstünde bir bulut vardır. Karanlıklar üstünde karanlıklar. Elini uzattığı zaman; neredeyse onu bile göremez. Allah'ın nur vermediği kimsenin, asla nuru olmaz.

    Mehmet Alagaş

    (39-40) Kafirler öyleleridir ki, amelleri çöldeki serap gibidir. Susayan onu / serabı su hesap eder. (Kafirlerde amelleri ile buluşana kadar onları var sayar) Onun yanına gelince de o kişi, hiçbir şey bulamaz, onun yanında Allah’ı bulur, O da hesabını tam tamına öder, Allah, hızlı / seri hesap görendir. Yahut onların amelleri, derin bir denizdeki karanlıklar gibidir , O denizi bir dalga kaplar, dalganın üstüne bir dalga daha kaplar , O dalganın üzerinde de bir bulut, karanlıklar ki bazıları bazılarının üstünde (Kat kat) elini o kişi dışarı çıkarsa neredeyse onu göremez , Allah her kime nur yaratmamışsa artık onun için nur yoktur. (Yüzen biri, denizin derinlerine baksa karanlık , yukarı bulutlara baksa yine karanlık, kafir ameli bunun gibidir)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Yahut derin bir denizdeki karanlıklar gibidir. Onu bir dalga örter, onu da üstünden (başka) bir dalga kaplar. Onların üzerinde ise bulutlar vardır. Birbiri üstünde karanlıklar. Elini çıkarsa neredeyse onu dahi göremeyecektir. Allah kime nur vermemişse onun nuru olmaz.

    Süleyman Ateş

    Yahut (Onların işleri) engin bir denizdeki karanlıklar gibidir: (Bir deniz) Ki üstünü bir dalga, örtüyor, onun üstünden bir dalga onun üstünden de bir bulut (örtmektedir). Birbiri üstüne yığılmış karanlıklar. (İçinde bulunan kimse) Elini çıkarsa neredeyse onu dahi göremez. Allah bir kimseye nur vermemişse artık onun nuru olmaz.

    Süleymaniye Vakfı

    Onların amelleri, okyanusta oluşan karanlıklara da benzer. Okyanusu dalga üstüne dalga kaplamıştır. Onların üstünde de üst üste kara bulutlar vardır. Elini çıkarsa neredeyse onu bile göremeyecek! Allah'ın aydınlatmadığı kimsede bir aydınlık olmaz dipnot 1 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Onların işleri dalgalı bir denizdeki karanlıklara da benzer; (geminin) üstünü bir dalga örtmüştür. Üstünde bir dalga daha onun da üstünde bulut vardır. Üst üste yığılmış karanlıklar! Elini kaldırsa göremeyecek gibidir. Allah'ın ışık vermediği kimsenin ışığı olmaz.

    Şaban Britch

    Veya derin bir denizdeki karanlıklar gibidir. Onun üstünü bir dalga örter. Onun üstünü de başka bir dalga. Onun da üstünde bir bulut vardır. Karanlıklar üstünde karanlıklar. Elini çıkarsa, neredeyse onu bile göremez. Allah’ın nur vermediği kimsenin asla bir nuru olamaz.

    Şaban Piriş

    Veya engin bir denizdeki karanlıklar gibidir. Onun üstünü bir dalga örter. Onun üstünü de başka bir dalga. Onun da üstünde bir bulut vardır. Karanlıklar üstünde karanlıklar. Elini çıkarsa, neredeyse onu bile göremez. Allah'ın nur vermediği kimsenin asla bir nuru olamaz.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Onların amelleri, engin denizdeki karanlıklara da benzer. Üst üste dalgaların kapladığı bir deniz. Daha üstünde de bulutlar var. Birbiri üstüne karanlıklar... Elini çıkarsa göremeyecek halde. Allah'ın ışık vermediği kişiye hiçbir ışık bulunamaz.

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.