Diyanet İşleri
Andolsun, onlara içlerinden bir peygamber geldi de onu yalanladılar. Böylece zulmederlerken azap onları yakalayıverdi.
Nahl suresi
Nahl suresi, 113. ayet. وَلَقَدْ جَآءَهُمْ رَسُولٌ مِّنْهُمْ فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمُ ٱلْعَذَابُ وَهُمْ ظَٰلِمُونَ
veleḳad câehüm rasûlüm minhüm fekeẕẕebûhü feeḫaẕehümü-l`aẕâbü vehüm żâlimûn.
Andolsun, onlara içlerinden bir peygamber geldi de onu yalanladılar. Böylece zulmederlerken azap onları yakalayıverdi.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Güven içindeki kent meseli; helâl ve haram Nahl 112–119 3
Sonra şüphesiz ki Rabbin, eziyete uğratıldıktan sonra hicret eden, sonra Allah yolunda cihad edip sabreden kimselerin yanındadır. Şüphesiz Rabbin bundan sonra da çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Herkesin nefsi için mücadele ederek geleceği, kendilerine zulmedilmeksizin herkese yaptığının karşılığının eksiksiz ödeneceği günü düşün.
Allah, şöyle bir kenti misal verdi: Orası güven ve huzur içinde idi. Oraya her taraftan bolca rızık gelirdi. Fakat Allah'ın nimetlerine nankörlük ettiler; bu yüzden yaptıklarına karşılık, Allah onlara şiddetli açlık ve korku ızdırabını tattırdı.
Andolsun, onlara içlerinden bir peygamber geldi de onu yalanladılar. Böylece zulmederlerken azap onları yakalayıverdi.
Artık Allah'ın size helal ve temiz olarak verdiği rızıklardan yiyin. Eğer yalnız O'na ibadet ediyorsanız, Allah'ın nimetine şükredin.
Allah, size ancak leş, kan, domuz eti ve Allah'tan başkası adına kesileni haram kıldı. Ama kim mecbur olur da istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemek zorunda kalırsa, şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Dilleriniz yalana alışageldiğinden dolayı, Allah'a karşı yalan uydurmak için, "Şu helaldir", "Şu haramdır" demeyin. Şüphesiz, Allah'a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa eremezler.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 112–113. ayetler için yazılmıştır.
112-113. Burda sözü edilen kasaba rahat, huzur ve güvenlik içerisinde bulunan, hiçbir kimsenin rahatsız ve tedirgin edilmediği, o kapkaranlık cahiliyenin dahi saygı gösterdiği Mekke-i Mükerreme’dir. Öyle ki cahiliye döneminde herhangi bir kimse, orada babasının ve kardeşinin katilini bile görse -aşırı intikam hırsı ve o dönemin Araplarına has kabileciliğe rağmen- onu rahatsız etmiyordu. Mekke’de tam bir güvenlik ortamı vardı. Ordaki güvenlik, başka hiç bir yerde yoktu. Rızık genişliği bakımından da böyleydi. Orası ekin ekilen, ağaç yetişen bir belde olmamakla birlikte Allah, oraya her bir yerden rızık gelmesinin yollarını kolaylaştırmıştı. İşte onlara kendi içlerinden güvenilirliğini ve doğruluğunu bildikleri bir peygamber geldi. Bu peygamber onları en mükemmel şeylere davet ediyor, kötü işleri de onlara yasaklıyordu. Onlarsa bu peygamberi yalanladılar. Allah’ın, üzerlerinde olan nimetlerine karşı nankörlük ettiler. Bunun üzerine Allah, içinde bulundukları halin zıddını kendilerine tattırdı. Onlara rahat ve bolluğun zıddı olan açlık elbisesini giydirdi. Güvenliğin zıddı olan korkuyu tattırdı. Bu ise yaptıklarının, küfür ve nankörlükleri ile şükretmeyişlerinden dolayı idi. “Allah onlara zulmetmedi. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.” (en-Nahl, 16/33)
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Mekke halkına güvenilirlik ve doğrulukla tanıdıkları bir peygamber geldi. Bu peygamber Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'dir. Ancak onlar bu peygamberi Rabbinin indirdiği ayetler hususunda yalanladılar. Bu yüzden Allah’ın açlık ve korkuyla olan azabı üzerlerine iniverdi. Onlar, AllahTeâlâ’ya şirk koşup peygamberini yalanlayıp, kendilerini helak olmaya sürüklediler. Böylece kendilerine zulmettiler.
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Yemin olsun ki kendi içlerinden onlara elçi gelmişti de onu yalanlamışlardı. Onlar haksızlık ederlerken azap onları yakalamıştı.
Ve doğrusu onlara kendilerinden bir elçi gelmişti; fakat onu yalanladılar. Ne var ki onlar zulümlerini sürdürürken azap onları yakalayıverdi.
Kaldı ki, onlara aralarından bir elçi de gelmişti; ama onlar o'nu yalanladılar. Ve onlar böylece zulüm ve haksızlıklarına devam edip giderken azap kendilerini kıskıvrak yakaladı.
Andolsun ki onlara kendilerinden bir Rasul geldi de Onu yalanladılar! Zalimler oldukları halde, azap kendilerini yakaladı.
Andolsun, onlara kendi içlerinden bir elçi gelmişti, fakat onu yalanladılar; böylece onlar, zulümlerine devam etmektelerken azab onları yakalayıverdi.
Andolsun ki, onlara kendilerinden peygamber geldi de onu yalanladılar. Onlar zulmederlerken azap onları yakalayıverdi.
Gerçek şu ki, kendi aralarından onlara bir elçi de gelmişti. Fakat Onu yalanladılar. Böylece, haksızlıklarını sürdürdükleri sırada, ceza onları yakaladı.
Andolsun ki, onlara kendilerinden peygamber geldi de, onu yalanladılar. Onlar zulmederlerken azap onları yakalayıverdi.
Onlara kendilerinden bir elçi geldi, onu yalanladılar. Sonunda, zulmederlerken onları azap yakaladı.
Onlara kendilerinden bir elçi geldi, onu yalanladılar. Sonunda, zulmederlerken onları azap yakaladı.
Andolsun ki, onlara içlerinden bir peygamber geldi de ona yalan söylüyor, dediler. Azap da zulmederlerken kendilerini yakalayıverdi.
Celalim hakkı için, onlara içlerinden bir Resul geldi de ona yalan söyleyor dediler, zulmederlerken azab da kendilerini yakalayıverdi
Ant olsun ki, onlara, içlerinden bir Resul geldi. Fakat onu yalanladılar. Bunun üzerine onları azap yakaladı. Onlar zalimlerdir.
Ant olsun ki, onlara, içlerinden bir resul geldi. Fakat onu yalanladılar. Bunun üzerine onları azap yakaladı. Onlar zalimlerdir.
Ant olsun ki, onlara, içlerinden bir rasul geldi. Fakat onu yalanladılar. Bunun üzerine onları azap yakaladı. Onlar zalimlerdir.
Andolsun, onlara kendi içlerinden bir elçi gelmişti, fakat onu yalanladılar; böylece onlar, zulümlerine devam etmektelerken azab onları yakalayıverdi.
Andolsun ki onlara kendilerinden bir peygamber de gelmişdir de onu tekzib etmişlerdir. Derken onlar zulümlerinde berdevam iken kendilerini azab yakalayıvermişdir.
Andolsun ki; onlara, kendilerinden bir peygamber gelmişti de onu yalanlamışlardı. Zulüm ederken kendilerini azab yakalayıvermişti.
(111-119) O gün her nefis kendiyle mücadele ede ede gelecektir , Herkese de ne yapmışsa tam olarak ödenecektir, onlara zulmedilmez. Allah bir memleketi size örnek verdi, memnuniyet ve emniyet içindeydiler, her yerden onların erzakları bol bol gelirdi , Allah’ın nimetlerini yok saydılar , Allah ta onlara yaptıklarından dolayı açlık ve korku giysisini tattırdı , onlara kendilerinden bir Resul geldi ve onu yalanladılar, onları azap yakaladı onlar zalim idiler. Allah’ın sizi rızıklandırdıklarının temiz ve helal olanları yiyin. Allah’ın nimetine, eğer ki O’na kulluk ediyorsanız / ibadet ediyor iseniz teşekkür edin, Ölmüş olan, kan, domuz eti ve Allah’tan gayrısına / başkası adına kesilmiş olan hayvan sizlere haram kılınmıştır / yasaklanmıştır, her kim zorda / darda kalırsa eğer saldırmadan ve haddi aşmadan yiyebilirsiniz, Muhakkak ki Allah bağışlayandır, esirgeyendir. Allah’a yalanı iftira etmek için bu helal bu haram şeklinde yalan konuşan dillerinizle vasıflandırma yapmayın, yalanı Allah’a iftira edenler kurtuluşa eremezler , onlara az bir geçim / tüketim ve acıtıcı bir azap vardır. Sana anlattığımız ne varsa, onları önceden Yahudilere de haram ettik, biz onlara zulmetmedik lakin onlar kendilerine zulmediyorlardı , kesinlikle Rabbin cahillikle / bilgisizce kötülük yapanlar sonra da bunun ardından vazgeçenler ve ardından ıslah edenleri Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
Andolsun, onlara içlerinden bir peygamber geldi de onu yalanladılar. Böylece zulmederlerken azap onları yakalayıverdi.
Andolsun, onlara, kendilerinden bir elçi geldi, onu yalanladılar. Bunun üzerine onlar zulümlerine devam ederken azab onları yakalayıverdi.
Onlara içlerinden bir elçi geldi ama onlar onu yalanladılar. Bu yüzden azap onları, yanlışlar içinde iken yakaladı. dipnot 1
Bunlara içlerinden mutlaka bir elçi gelir ve onu yalancı sayarlar. İşte o azap, yanlışlar içinde iken onları yakalar.
Onlara içlerinden bir rasûl gelmişti. Ama onu yalanladılar. İşte o zaman, zalimlikleri içinde iken onları bir azap yakaladı.
Onlara içlerinden bir peygamber gelmişti. Ama onu yalanladılar. İşte o zaman, zalimlikleri içinde iken onları bir azap yakaladı.
Yemin olsun ki, onlara içlerinden bir resul geldi de onu yalanladılar. Bunun üzerine, onlar zulümlerine devam edip dururken azap kendilerini yakaladı.
A Messenger who evolved in their midst was sent to them with the spirit of truth guiding into all truth, but they denied Our message and accused him of falsehood. In consequence, they came within the measure of Our wrath and were made to suffer for their perpetual iniquities.
A messenger who was one of them came to them, but they called him a liar. So punishment overwhelmed them in the midst of their evildoing.
And there came to them a Messenger from among themselves, but they falsely rejected him; so the Wrath seized them even in the midst of their iniquities.
Most certainly a Messenger came to them from among them; but they rejected him, calling him a liar. Therefore chastisement seized them while they engaged in wrong-doing. dipnot 1
A Messenger from among them came to them but they denied him. So the punishment seized them and they were wrongdoers.
And verily, there had come unto them a Messenger (Muhammad صلى الله عليه و سلم) from among themselves, but they denied him, so the torment overtook them while they were Zâlimûn (polytheists and wrong-doers).
There had certainly come to them an apostle from among themselves, but they impugned him, so the punishment seized them while they were wrongdoers.
And certainly there had come to them a (great) Messenger from among their own men, but they cried lies to him so the (promised) punishment overtook them while they were behaving transgressingly.
There came indeed to them a Messenger from amongst them, but they cried him lies; so they were seized by the chastisement while they were evildoers.
Then a Prophet, from among themselves, was appointed to them. Unfortunately (instead of listening to him) they treated him as an imposter (as mentioned in vs. 103.) At last, they were subjected to their doom in account of being so unjust.
And there came to them an apostle from amongst themselves, but they called him a liar, and the torment seized them, while yet they were unjust.
A messenger came to them from themselves, but they denied him. So, the punishment took them while they were wicked.
And now is an apostle come unto the inhabitants of Mecca from among themselves; and they accuse him of imposture: Wherefore a punishment shall be inflicted on them, while they are acting unjustly.
And there came to them a messenger from amongst themselves, but they called him a liar, so the torment seized them, while yet they were unjust.
And indeed a Messenger from among them already came to them, then they cried him lies; so the torment took them (away) and they were unjust.
And verily there had come unto them a messenger from among them, but they had denied him, and so the torment seized them while they were wrong-doers.
An apostle came to them who was one of them, but they called him a liar. Then they were seized by torment for they were sinners.
And indeed, there had come unto them an apostle from among themselves -but they gave him the lie; and therefore suffering overwhelmed them while they were thus doing wrong [to themselves].
A messenger of their own actually did come to them, but they denied him. So the torment overtook them while they persisted in wrongdoing.
And a messenger came to them from themselves, but they denied him, so the punishment took them while they were wicked.
A messenger had gone to them from among them, but they rejected him. Consequently, the retribution struck them for their transgression.
And there had certainly come to them a Messenger from among themselves, but they denied him; so punishment overtook them while they were wrongdoers.
And a messenger from among them had come to them, then they denied him; then the punishment took them while they were wrongdoers.
A Messenger came to them from among themselves, but they denied him. And so the torment seized them since they used to wrong themselves by doing wrong to others.
And there came to them a messenger from among themselves, but they falsely rejected him; So the Anger (of Allah) caught them even in the middle of their sins.
And, of course, a messenger from among themselves had come to them, but they rejected him; so the punishment seized them when they were wrongdoers.
And a messenger came to them from themselves, but they denied him, so the punishment took them while they were wicked.