Diyanet İşleri
Geride bir şey koymaz, bırakmaz.
Müddessir suresi
Müddessir suresi, 28. ayet. لَا تُبْقِى وَلَا تَذَرُ
lâ tübḳî velâ teẕer.
Geride bir şey koymaz, bırakmaz.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Yalnız yarattığım kişi ve Sekar Müddessir 11–30 3
"Bu, ancak insan sözüdür."
Ben onu "Sekar"a (cehenneme) sokacağım.
Sekar'ın ne olduğunu sen ne bileceksin?
Geride bir şey koymaz, bırakmaz.
Derileri kavurur.
Üzerinde on dokuz (görevli melek) vardır.
Biz, cehennemin görevlilerini ancak meleklerden kıldık. Onların sayısını inkar edenler için bir imtihan vesilesi yaptık ki kendilerine kitap verilenler kesin olarak bilsinler, iman edenlerin imanı artsın, kendilerine kitap verilenler ve mü'minler şüpheye düşmesin, kalplerinde bir hastalık bulunanlar ile kafirler, "Allah, örnek olarak bununla neyi anlatmak istedi" desinler. İşte böyle. Allah, dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir. Rabbinin ordularını ancak kendisi bilir. Bu, insanlar için ancak bir uyarıdır.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 11–30. ayetler için yazılmıştır.
Bu âyet-i kerimeler, hakka karşı inatla duran, Allah’a ve Rasûlüne savaş açan, onlara karşı duran el-Velîd b. el-Muğîre hakkında inmiştir. Yüce Allah onu başka hiçbir kimseyi yermediği bir şekilde yermiştir. İşte hakka karşı inatlaşan, hakka karşı mücadele veren kimsenin cezası budur. Bu dünya hayatında rezil olur. Âhiretteki azap ise daha bir rezil edicidir elbette. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
11. “Sen Bana bırak o tek başına yarattığım.” Malsız, ailesiz ve başka hiçbir şeye sahip olmaksızın yalnız başına yarattığım ve halen kendisine lütufta bulunup pek çok şeyler verdiğim;
12-13. “Kendisine bolca” pek çok “mal verdiğim ve” yanı başında “hazır duran oğullar” sürekli yanında bulunan, kendileri ile faydalanıp ihtiyaçlarını gördüğü, kendileri ile güç kazandığı erkek çocuklar verdiğim;
14. “Her türlü imkanı önüne serdiğim” ona dünyevî imkânlar ve bu imkânları elde etme yollarını bağışladı; öyle ki o ihtiyaçlarını kolaylıkla görebilmekte, arzuladığı ve istediği her şeyi elde etmektedir.
15. Bunca nimetler ve ihsanlarımla birlikte “bir de kalkmış (nimetleri) daha da artırmamı bekliyor.” Yani dünyada nimetlere nail olduğu gibi âhiret nimetlerine de nail olmayı ümit ediyor.
16. “Asla!” Durum onun istediği gibi olmayacaktır. Aksine onun istediğinin ve arzu ettiğinin tersine olacaktır. Bunun böyle olmasının sebebi ise şudur:
17. “Çünkü o, âyetlerimize karşı çok inatçıdır.” Âyetlerimizi anladığı halde onları inkâr etmiş, âyetlerimiz onu hakka çağırdığı halde onlara itaat etmemiştir. Hatta yüz çevirmekle de yetinmeyerek bunlarla savaşmaya koyulmuş, âyetlerimi iptal etmeye çalışmıştır. Bundan dolayı Yüce Allah onun hakkında şöyle buyurmaktadır:
18-20. “Çünkü o” kendi kendine “düşündü” Kur’ân-ı Kerîm’i kendisi ile çürüteceği söz söylemek maksadı ile hakkında düşündüğü hususları “ölçtü biçti. Kahrolası! Ne biçim ölçtü biçti? Yine kahrolası! Ne biçim ölçü biçti?” Çünkü o, kendisi ile asla boy ölçüşemeyeceği bir işe kalkışmıştı. Kendisinin ve benzerlerinin asla ulaşamayacağı bir yokuşa tırmanmaya çalışmıştı.
21-22. “Sonra” ne söyleyeceğine “baktı, sonra suratını astı, kaşlarını çattı.” Yüzünde ve dış görünüşünde haktan nefret ettiği ve hakka karşı kin duyduğu belirgin hale geldi.
23. “Sonra yüz çevirip” geri döndü “Büyüklük tasladı.” Bu ise onun düşünme çabasının fiilî ve sözlü olarak ortaya koyduklarının bir sonucudur.
24-25. “Nihayet dedi ki: “Bu (eskilerden) nakledilen bir sihirden ibarettir. Bu, insan sözünden başka bir şey değil!” Yani bu, Allah’ın kelâmı değildir, insan sözüdür. Aynı şekilde bu, iyi ve hayırlı insanların da sözü değildir. Aksine onların kötülerinin, günahkârlarının, her türlü yalancı ve sihirbazın bir sözüdür.
Kahrolasıca! Haktan ne kadar da uzak! Hüsran ve helâke ne kadar müstehak! En yüce ve en büyük söz olan, pek yüce ve azametli Rabbin sözünü yaratılmış, muhtaç ve her bakımdan aciz varlıkların sözüne benzediği nasıl düşünülebilir yahut bunu bir kimse nasıl tasavvur edebilir? Bu yalancı ve inatçı kişi, Yüce Allah’ın kelâmını bu şekilde nitelendirme cesaretini kendinde nasıl bulabilir?
Böylesinin çetin azaptan başka bir şeyi hak etmesi söz konusu değildir. Bundan dolayı da Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
26-28. “Ben onu Sekar’a sokacağım. Sekar’ın ne olduğunu sen nereden bilebilirsin ki? O, yakıp bitirmedik bir şey bırakmaz, ama yakmaktan da vazgeçmez.” Azaba uğratılan kimseye vermedik zorluk, sıkıntı ve acı bırakmaz.
29. “Derileri yakıp kavurur.” Onları kavurur, azabının içine alıp yakar. Aşırı sıcak ve aşırı soğuğu ile onlarda rahat namına bir şey bırakmaz.
30. “Başında da on dokuz” bekçi melek “vardır.” Bunlar, “(O ateşin) başında çok sert ve çok güçlü melekler vardır ki onlar, Allah'ın kendilerine verdiği emirlerde O’na isyan etmezler. Ne emredilirse onu yaparlar.” (et-Tahrim, 66/6)
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Bu ateş, içinde azap gören kimseden geride hiçbir şey kalmayana kadar onu perişan eder ve asla onun peşini bırakmaz. Eski haline geri döndükten sonra tekrar onu perişan eder ve bu hal arka arkaya devam eder.
Aynı kök: بقي (21 geçiş) · Aynı kök: وذر (45 geçiş)
Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve eğer gerçekten iman etmiş kimselerseniz, faizden geriye kalanı bırakın.
Aynı kök: بقي (21 geçiş)
Peygamberleri onlara şöyle dedi: "Onun hükümdarlığının alameti, size o sandığın gelmesidir. Onda Rabbinizden bir güven duygusu ve huzur ile Musa…
Aynı kök: بقي (21 geçiş)
"Eğer inanan kimselerseniz Allah'ın bıraktığı helal kazanç sizin için daha hayırlıdır. Ben sizin başınızda bir bekçi değilim."
Aynı kök: وذر (45 geçiş)
İçinizden ölenlerin geride bıraktıkları eşleri, kendi kendilerine dört ay on gün (iddet) beklerler. Sürelerini bitirince artık kendileri için meşru…
Aynı kök: وذر (45 geçiş)
İçinizden ölüp geriye dul eşler bırakan erkekler, eşleri için, evden çıkarılmaksızın bir yıla kadar geçimlerinin sağlanmasını vasiyet etsinler. Ama…
Aynı kök: وذر (45 geçiş)
Allah, pisi temizden ayırıncaya kadar mü'minleri içinde bulunduğunuz şu durumda bırakacak değildir. Allah, size gaybı bildirecek de değildir. Fakat…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Ne (yakmadık yer) bırakır, ne de terk eder. dipnot 1
O ne (diri) bırakır, ne de (ölüme) terk eder;
O ne yaşatır, ne de (ölüme) terk eder,
(Sakar) hem aynı halde bırakmaz; hem de (kendi haline) terk etmez!
Ne alıkoyar, ne bırakır.
Hem (bütün bedeni helâk eder, hiçbir şey) bırakmaz, hem (eski hale getirip tekrar azap etmekten) vazgeçmez o.
Tüketir; yine de bırakmaz.
- İşte ben onu Sekar'a sokacağım. Sekar'ın ne olduğunu nereden bileceksin? Bırakmayan ve terk etmeyen bir ateştir. İnsanın derisini kavurur; orada ondokuz bekçi vardır.
Ne artar, ne eksilir (tam ve mükemmel), dipnot 1
Ne bırakır, ne de yüklenir (tam ve mükemmel),
Ne bir parça kor, ne bırakır.
Ne bakıyye kor ne bırakır
O bırakmaz ve terk etmez!
O bırakmaz ve terk etmez!
O bırakmaz ve terk etmez!
Ne alıkoyar, ne bırakır.
Hem (bedeninden hiçbir eser) bırakmaz (hepsini helak eder), hem yine (eski haaline getirib aynı azabı yapmakdan) vaz geçmez o,
O, ne geri bırakır, ne de azabdan vazgeçer.
(27-42) Sekar nedir? İdrak edebildin mi? Ne geriye atık kalır ne de bırakır. Beşerleri / derilileri kavurur. Onun üzerinde on dokuz vardır. Biz ateşin sahiplerini / görevlileri ni meleklerden yaptık , Onların sayılarını / adetlerini de kafirler için sınayıp ayrıştırma / fitne yaptık ki kitap verilenler yakinen inansın, iman edenlerin de imanı artsın / ziyadeleşsin, kitap verilenler ve iman edenler kuşkuya / raybeye düşmesinler, kalpleri hastalıklılar ve kafirler de Allah bu örnekle / misalle dileği / muradı nedir? desinler, böylelikle Allah kimi isterse saptırır, kimi isterse yola sokar / hidayet eder, Rabbinin ordularını ancak O bilir. (19 meleği hallederiz diyenler içindir) O, ancak derili için / beşer için bir hatırlatmadır. Hayır, hayır Aya, arkasını dönüp çekip giden geceye, ağaran / aydınlanan sabaha andolsun ki O, büyük bir şeydir. Sizden sunum / takdim veya ertelenme / tehir isteyen beşer için uyarıdır. Her nefis / nefesli / soluklu kazandığının tutsağıdır / rehinidir, Yemin sahipleri / Sağ’ın halkları hariç (onlar sekarda değildirler) onlar, cennetlerdedirler, suçlulara / mücrimlere sizi sekara sokan nedir? diye sorarlar / sual ederler.
O geride bir şey koymaz ve bırakmaz.
(Geride bir şey) Komaz, bırakmaz (her şeyi yakıp yok eder).
O, bırakmaz (ki yaşasın), terk etmez (ki ölsün) dipnot 1 .
O, ne yaşatır ne yok eder dipnot 1 !
Geride bir şey koymaz, bırakmaz.
O, ne geri bırakır ne de vazgeçer.
Ortada bir şey bırakmaz, hiçbir şeyi görmezlik etmez o.
Its fiercely fiery infernal flames simply consume anything coming their way, but the wicked shall neither die nor live therein,
It spares nothing and leaves nothing;
Naught doth it permit to endure, and naught doth it leave alone!-
It spares nothing; it leaves nothing intact; dipnot 1
It does not spare and does not ease up,
It spares not (any sinner), nor does it leave (anything unburnt)!
It neither spares nor leaves [anything].
It spares none. It leaves nothing (unconsumed).
It spares not, neither leaves alone
The Hellfire will not spare any disbeliever.
It will not leave and will not let alone.
It does not spare nor leave anything.
It leaveth not any thing unconsumed, neither doth it suffer any thing to escape:
It leaves naught, it spares naught.
It neither spares (i. e., no survivors remain) nor leaves (anything) behind,
It leaveth naught; it spareth naught
It leaves nothing, nor does it spare;
It does not allow to live, and neither leaves [to die],
It does not let anyone live or die,[1]
It does not spare nor leave anything.
Thorough and comprehensive.
It lets nothing remain and leaves nothing [unburned],
It spares not and leaves not,
A Fire that lets not live and lets not die. (Fire of Regret).
Neither will it permit to tolerate, nor does it leave alone!
It neither spares (anything inside it from burning) nor leaves (any disbeliever outside).
It does not spare nor leave anything.