Diyanet İşleri
(20-21) Hayır! Siz dünyayı seviyorsunuz ve ahireti bırakıyorsunuz.
Kıyâmet suresi · 20–25. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Kıyâmet suresi, 20. ayet. كَلَّا بَلْ تُحِبُّونَ ٱلْعَاجِلَةَ
(20-21) Hayır! Siz dünyayı seviyorsunuz ve ahireti bırakıyorsunuz.
Hayır! Doğrusu siz çabucak geçeni (dünyayı) seviyorsunuz.
Yoo! Bilakis siz hemen şimdi ve burada olanı seviyor
(Çoğunuz) bu geçici hayatı seviyorsunuz,
Hayır! Bilakis siz acileyi (peşin olanı, dünyayı) seversiniz;
Hayır; siz çarçabuk geçmekte olanı (dünyayı) seviyorsunuz.
Hayır! Doğrusu siz, çarçabuk geçeni (dünya hayatını ve nimetlerini) seviyor,
Hayır, asla! Siz, geçici yaşamı seviyorsunuz.
- Hayır! Öyle değil, doğrusu sizler bu dünyayı seviyorsunuz ve ahireti bırakıyorsunuz.
Ne var ki, siz geçici (dünyayı) seviyorsunuz.
Ne var ki, siz geçici (dünyayı) seviyorsunuz.
Hayır, hayır! Siz peşini (geçici dünyayı) seviyorsunuz.
Hayır hayır siz pişini seviyorsunuz
Hayır! İşin doğrusu, siz çabuk geçeni dipnot 1 seviyordunuz.
"Hayır! İşin doğrusu, siz çabuk geçeni dipnot 1 seviyordunuz."
"Hayır! İşin doğrusu, siz çabuk geçeni dipnot 1 seviyordunuz."
Hayır; siz çarçabuk geçmekte olanı (dünyayı) seviyorsunuz.
Yok yok, siz çarçabuk geçen (bu dünyay) i seversiniz.,
Hayır, bilakis siz, çabuk geçeni seversiniz.
(20-25) Hayır! Hayır! Bilakis sizler alelacele olanı / kısa süreli olanı seviyorsunuz. (Dünyayı seviyorsunuz) Ve de sonrasını / ahireti bırakıyorsunuz. Yüzler o gün Rablerine doğru bakılı halde parlaktır / ışıltılıdır. Ve yüzler o gün somurtuk / buruş buruş. Ona yapılacak olanının bel kırıcı bir şey olduğunu artık zanneder / artık anlar.
Hayır! Siz, acil olanı/dünyayı seviyorsunuz.
Hayır, siz çabuk (geçen şu dünyay)ı seviyorsunuz da,
Hayır, hayır! Aslında siz bir an önce elinize geçecek olanı /dünyayı seviyorsunuz dipnot 1 .
Hayır! Bir an önce elinize geçecek şeyler istiyordunuz.
Hayır! Siz, acil olanı/dünyayı seviyorsunuz.
-Hayır, siz, acil olanı /dünyayı seviyorsunuz.
Hayır, hayır! Siz hemencecik geleni seversiniz.
Kıyâmet suresi, 21. ayet. وَتَذَرُونَ ٱلْـَٔاخِرَةَ
(20-21) Hayır! Siz dünyayı seviyorsunuz ve ahireti bırakıyorsunuz.
Ahireti bırakıyorsunuz. dipnot 1
ve öteki dünyayı göz ardı ediyorsunuz.
ama öteki dünyayı (ve Hesap Günü'nü) hiç düşünmüyorsunuz!
Sonsuz gelecek yaşamı bırakırsınız!
Ve ahireti terkedip bırakıyorsunuz.
ahireti bırakıyorsunuz.
Ve sonsuz yaşamı bırakıyorsunuz.
- Hayır! Öyle değil, doğrusu sizler bu dünyayı seviyorsunuz ve ahireti bırakıyorsunuz.
Ahireti ise önemsemiyorsunuz.
Ahireti ise önemsemiyorsunuz.
Ahireti bırakıyorsunuz!
Ve Ahıreti bırakıyorsunuz
"Ahireti de umursamıyordunuz."
"Ahireti de umursamıyordunuz."
"Ahireti de umursamıyordunuz."
Ve ahireti terkedip bırakıyorsunuz.
Ahireti bırakırsınız.
Ve ahireti bırakırsınız.
(20-25) Hayır! Hayır! Bilakis sizler alelacele olanı / kısa süreli olanı seviyorsunuz. (Dünyayı seviyorsunuz) Ve de sonrasını / ahireti bırakıyorsunuz. Yüzler o gün Rablerine doğru bakılı halde parlaktır / ışıltılıdır. Ve yüzler o gün somurtuk / buruş buruş. Ona yapılacak olanının bel kırıcı bir şey olduğunu artık zanneder / artık anlar.
Ahireti ise bırakıyorsunuz.
Ahireti bırakıyorsunuz.
Ahireti ise bırakıyorsunuz dipnot 1 .
Sonrasını düşünmüyordunuz.
Ahireti bırakıyorsunuz.
Ahireti bırakıyorsunuz.
Ve sonradan geleceği terk edersiniz.
Kıyâmet suresi, 22. ayet. وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَّاضِرَةٌ
O gün birtakım yüzler aydındır.
(22, 23) O gün bazı yüzler, Rablerini(n kararını) beklerken ışıl ışıl olacaktır.
O gün bazı yüzler mutluluktan ışıl ışıl olacak;
Bazı yüzler o Gün mutlulukla parlayacak,
O süreçte yüzler ışıl ışıl parlar.
O gün yüzler ışıl ışıl parlar.
Yüzler vardır ki, o gün ışıl ışıl parıldayacaktır.
O gün, kimi yüzler ışıldar.
- Yüzler vardır o gün, parıltılı, Rabbinden beklenti içindedir ve yüzler vardır o gün, asıktır. Bel kemiklerini kıran bir felakete uğrayacağını anlar.
O gün bazı yüzler parlar.
O gün bazı yüzler parlar.
Nice yüzler o gün ışılar, parlar,
Nice yüzler o gün ışılar parlar
Birtakım yüzler O Gün ışıl ışıldır.
Birtakım yüzler İzin Günü dipnot 1 ışıl ışıldır.
Birtakım yüzler İzin Günü ışıl ışıldır.
O gün yüzler ışıl ışıl parlar.
Yüzler (vardır) o gün ter-ü tazedir.
Bir takım yüzler o gün parlayacak,
(20-25) Hayır! Hayır! Bilakis sizler alelacele olanı / kısa süreli olanı seviyorsunuz. (Dünyayı seviyorsunuz) Ve de sonrasını / ahireti bırakıyorsunuz. Yüzler o gün Rablerine doğru bakılı halde parlaktır / ışıltılıdır. Ve yüzler o gün somurtuk / buruş buruş. Ona yapılacak olanının bel kırıcı bir şey olduğunu artık zanneder / artık anlar.
Yüzler vardır ki, o gün ışıl ışıl parıldayacaktır.
Yüzler var ki o gün ışıl ışıl parlar,
O gün /Ahiret günü bazı yüzler ışıl ışıl parlar dipnot 1 .
O gün bir takım yüzler parlaktır,
O gün, parıldayan yüzler vardır.
O gün, parıldayan yüzler olacak.
Yüzler vardır o gün parıltılı,
Kıyâmet suresi, 23. ayet. إِلَىٰ رَبِّهَا نَاظِرَةٌ
Rablerine bakarlar.
(22, 23) O gün bazı yüzler, Rablerini(n kararını) beklerken ışıl ışıl olacaktır.
Rablerine tarifsiz bir biçimde nazar edecek.
Rablerine bakarken;
Rablerine nazırdırlar!
Rablerine bakıp durur.
Rablerine bakacaklardır (O’nu göreceklerdir).
Efendisine bakar.
- Yüzler vardır o gün, parıltılı, Rabbinden beklenti içindedir ve yüzler vardır o gün, asıktır. Bel kemiklerini kıran bir felakete uğrayacağını anlar.
Efendisine bakar.
Rabb'ine bakar.
Rablerine bakarlar!
Rabbına nazır
Rabb'ine bakar dipnot 1 .
Rabb'ine bakar. dipnot 1
Rabb'lerine bakarlar. dipnot 1
Rablerine bakıp durur.
Rablerine bakacakdır.
Rabblarına bakacaklardır.
(20-25) Hayır! Hayır! Bilakis sizler alelacele olanı / kısa süreli olanı seviyorsunuz. (Dünyayı seviyorsunuz) Ve de sonrasını / ahireti bırakıyorsunuz. Yüzler o gün Rablerine doğru bakılı halde parlaktır / ışıltılıdır. Ve yüzler o gün somurtuk / buruş buruş. Ona yapılacak olanının bel kırıcı bir şey olduğunu artık zanneder / artık anlar.
Rabbine bakar. (O'nu göreceklerdir)
Rabbine bakar.
Rablerine bakarlar /Rablerinin vereceği nimetleri beklerler dipnot 1 .
Rablerinin ikramını beklerler.
Rabbine bakar.
Rabbine bakacak..
Rabbine doğru bakan.
Kıyâmet suresi, 24. ayet. وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍۭ بَاسِرَةٌ
O gün birtakım yüzler de asıktır.
(24, 25) O gün bazı asık yüzler de vardır ki bel kemiklerini kıran bir felakete uğratılacağını anlayacaktır.
O gün bazı yüzler umutsuzca donup kalacak;
ve o Gün bazı yüzler ümitsizlikle kararacak,
O süreçte nice yüzler de asıktır!
O gün, öyle yüzler vardır ki kararmış, ekşimiştir.
Yüzler de vardır ki, o gün buruşacaktır;
Ve o gün, kimi yüzler asıktır.
- Yüzler vardır o gün, parıltılı, Rabbinden beklenti içindedir ve yüzler vardır o gün, asıktır. Bel kemiklerini kıran bir felakete uğrayacağını anlar.
O gün bazı yüzler de vardır ki asıktır.
O gün bazı yüzler de var ki asıktır.
Nice yüzler de o gün ekşir, pusarır;
Nice yüzler de o gün ekşir pusarır
Birtakım yüzler O Gün asıktır.
Birtakım yüzler İzin Günü asıktır.
Birtakım yüzler İzin Günü asıktır.
O gün, öyle yüzler vardır ki kararmış, ekşimiştir.
Yüzler (vardır), o gün burtarıkdır.
Bir takım yüzler de asıktır.
(20-25) Hayır! Hayır! Bilakis sizler alelacele olanı / kısa süreli olanı seviyorsunuz. (Dünyayı seviyorsunuz) Ve de sonrasını / ahireti bırakıyorsunuz. Yüzler o gün Rablerine doğru bakılı halde parlaktır / ışıltılıdır. Ve yüzler o gün somurtuk / buruş buruş. Ona yapılacak olanının bel kırıcı bir şey olduğunu artık zanneder / artık anlar.
O gün birtakım yüzler de asıktır.
Yüzler de var ki o gün asıktır.
O gün bazı yüzler de asıktır dipnot 1 .
O gün bazı yüzler de asıktır,
O gün asık yüzler de vardır.
O gün asık yüzler de olacak.
Ve yüzler vardır o gün, asık/buruk,
Kıyâmet suresi, 25. ayet. تَظُنُّ أَن يُفْعَلَ بِهَا فَاقِرَةٌ
Bel kemiklerini kıran bir felakete uğratılacaklarını anlarlar.
(24, 25) O gün bazı asık yüzler de vardır ki bel kemiklerini kıran bir felakete uğratılacağını anlayacaktır.
başlarına dehşet bir felaketin geldiğine iyice akılları kesecek.
çatırdatan bir felaketin başlarına gelmek üzere olduğunu bilerek.
(O asık yüzlüler) bellerinin kırılacağını hissederler!
Kendisine, beli büken işlerin yapılacağını anlamaktadır.
Kendilerinin, bel kemiklerini kıran bir felâkete uğratılacağını sezeceklerdir.
Belini kıracak bir şey yapılacağını anlamıştır.
- Yüzler vardır o gün, parıltılı, Rabbinden beklenti içindedir ve yüzler vardır o gün, asıktır. Bel kemiklerini kıran bir felakete uğrayacağını anlar.
Belkemiğinin kırılacağının endişesi içindedir.
Belkemiğinin kırılacağının endişesi içindedir.
kendilerine bel kıran belalı bir iş yapılacağını anlar.
Anlar ki kendilerine bel kıran yapılır
Belini bükecek bir felaketle karşı karşıya kaldığını anlar.
Belini bükecek bir felaketle karşı karşıya kaldığını anlar.
Bellerini bükecek bir felaketle karşı karşıya kaldıklarını anlarlar.
Kendisine, beli büken işlerin yapılacağını anlamaktadır.
Anlar ki kendisine bel kemiklerini kıracak çok bela (lı bir iş) yapılacak.
Belkemiğinin kırılacağını anlar.
(20-25) Hayır! Hayır! Bilakis sizler alelacele olanı / kısa süreli olanı seviyorsunuz. (Dünyayı seviyorsunuz) Ve de sonrasını / ahireti bırakıyorsunuz. Yüzler o gün Rablerine doğru bakılı halde parlaktır / ışıltılıdır. Ve yüzler o gün somurtuk / buruş buruş. Ona yapılacak olanının bel kırıcı bir şey olduğunu artık zanneder / artık anlar.
Bel kemiklerini kıran bir felakete uğratılacaklarını anlarlar.
Kendisine bel kemiklerini kıran (bela)nın yapılacağını anlar.
Kendilerine, bellerini kıracak bir şey yapılacağını anlarlar dipnot 1 .
bellerinin kırılacağını sanırlar.
Bellerini bükecek bir felakete uğrayacağını anlayacak.
Bellerini bükecek bir felakete uğrayacağını anlayacak.
Kendisine, bel kıracak bir hesap yöneleceğini sezinler.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.