Diyanet İşleri
Bel kemiklerini kıran bir felakete uğratılacaklarını anlarlar.
Kıyâmet suresi
Kıyâmet suresi, 25. ayet. تَظُنُّ أَن يُفْعَلَ بِهَا فَاقِرَةٌ
teżunnü ey yüf`ale bihâ fâḳirah.
Bel kemiklerini kıran bir felakete uğratılacaklarını anlarlar.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Dünyayı sevmek; iki tür yüz Kıyâmet 20–25 3
O gün birtakım yüzler aydındır.
Rablerine bakarlar.
O gün birtakım yüzler de asıktır.
Bel kemiklerini kıran bir felakete uğratılacaklarını anlarlar.
(26-30) Hayır, can boğaza dayandığı, "Kimdir (bunu) iyi edecek?" dendiği, (ölmek üzere olanın da) bunun ayrılış olduğunu bildiği, bacakların birbirine dolandığı zaman, işte o gün sevk ediliş, Rabbinedir.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 24–25. ayetler için yazılmıştır.
24. Dünyayı âhirete tercih edenler hakkında da şöyle buyurmaktadır: “O gün birtakım yüzler de vardır ki asıktır” kederli, hor, hakir ve zelildir.
25. “Başlarına çok büyük bir felaket geleceğini anlarlar.” Çok çetin bir şekilde cezalandırılacaklarını, can yakıcı bir azaba uğrayacaklarını anlarlar. İşte bundan dolayı yüzlerinin şekli değişmiş, suratları asılmış olacaktır.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Başlarına çok büyük bir cezanın ve elem verici bir azabın geleceğini kesin olarak bilirler.
Aynı kök: ظنن (69 geçiş) · Aynı kök: فعل (109 geçiş) · Ortak kavram: Zan
Onların çoğu ancak zannın ardından gider. Oysa zan, hak namına hiçbir şeyin yerini tutmaz. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarını hakkıyla…
Aynı kök: ظنن (69 geçiş) · Ortak kavram: Zan
Onlar, Rablerine kavuşacaklarını ve gerçekten O'na döneceklerini çok iyi bilirler.
Aynı kök: ظنن (69 geçiş) · Ortak kavram: Zan
Bunların bir de ümmi takımı vardır; Kitab'ı (Tevrat'ı) bilmezler. Onların bütün bildikleri bir sürü kuruntulardır. Onlar sadece zanda bulunurlar.
Aynı kök: فقر (14 geçiş)
Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size, çirkinliği ve hayasızlığı emreder. Allah ise size kendi katından mağfiret ve bol nimet va'dediyor. Şüphesiz…
Aynı kök: فقر (14 geçiş)
Sadakaları açıktan verirseniz ne güzel! Fakat onları gizleyerek fakirlere verirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır ve günahlarınızdan bir kısmına da…
Aynı kök: فقر (14 geçiş)
(Sadakalar) kendilerini Allah yoluna adayan, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremeyen fakirler içindir. İffetlerinden dolayı (dilenmedikleri için),…
Aynı kök: فعل (109 geçiş)
Eğer, yapamazsanız -ki hiçbir zaman yapamayacaksınız- o halde yakıtı insanlarla taşlar olan ateşten sakının. O ateş kafirler için hazırlanmıştır.
Aynı kök: فعل (109 geçiş)
"Bizim için Rabbine dua et de onun nasıl bir sığır olduğunu bize açıklasın." dediler. Musa şöyle dedi: "Rabbim diyor ki: O, ne yaşlı, ne körpe, ikisi…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
(24, 25) O gün bazı asık yüzler de vardır ki bel kemiklerini kıran bir felakete uğratılacağını anlayacaktır.
başlarına dehşet bir felaketin geldiğine iyice akılları kesecek.
çatırdatan bir felaketin başlarına gelmek üzere olduğunu bilerek.
(O asık yüzlüler) bellerinin kırılacağını hissederler!
Kendisine, beli büken işlerin yapılacağını anlamaktadır.
Kendilerinin, bel kemiklerini kıran bir felâkete uğratılacağını sezeceklerdir.
Belini kıracak bir şey yapılacağını anlamıştır.
- Yüzler vardır o gün, parıltılı, Rabbinden beklenti içindedir ve yüzler vardır o gün, asıktır. Bel kemiklerini kıran bir felakete uğrayacağını anlar.
Belkemiğinin kırılacağının endişesi içindedir.
Belkemiğinin kırılacağının endişesi içindedir.
kendilerine bel kıran belalı bir iş yapılacağını anlar.
Anlar ki kendilerine bel kıran yapılır
Belini bükecek bir felaketle karşı karşıya kaldığını anlar.
Belini bükecek bir felaketle karşı karşıya kaldığını anlar.
Bellerini bükecek bir felaketle karşı karşıya kaldıklarını anlarlar.
Kendisine, beli büken işlerin yapılacağını anlamaktadır.
Anlar ki kendisine bel kemiklerini kıracak çok bela (lı bir iş) yapılacak.
Belkemiğinin kırılacağını anlar.
(20-25) Hayır! Hayır! Bilakis sizler alelacele olanı / kısa süreli olanı seviyorsunuz. (Dünyayı seviyorsunuz) Ve de sonrasını / ahireti bırakıyorsunuz. Yüzler o gün Rablerine doğru bakılı halde parlaktır / ışıltılıdır. Ve yüzler o gün somurtuk / buruş buruş. Ona yapılacak olanının bel kırıcı bir şey olduğunu artık zanneder / artık anlar.
Bel kemiklerini kıran bir felakete uğratılacaklarını anlarlar.
Kendisine bel kemiklerini kıran (bela)nın yapılacağını anlar.
Kendilerine, bellerini kıracak bir şey yapılacağını anlarlar dipnot 1 .
bellerinin kırılacağını sanırlar.
Bellerini bükecek bir felakete uğrayacağını anlayacak.
Bellerini bükecek bir felakete uğrayacağını anlayacak.
Kendisine, bel kıracak bir hesap yöneleceğini sezinler.
Expecting the calamity of the heavy debt to Allah which they will have to pay.
of those who realize that a great calamity is about to befall them.
In the thought that some back-breaking calamity was about to be inflicted on them;
believing that a crushing calamity is about to strike them.
realising that a back-breaking blow has fallen.
Thinking that some calamity is about to fall on them.
knowing that they will be dealt out a punishment breaking the spine.
Because they will realise that a back breaking calamity is about to befall them.
thou mightest think the Calamity has been wreaked on them.
Knowing that a back breaking calamity is waiting for them.
Thou wilt think that a back-breaking calamity has happened to them!
Thinking that a punishment is coming to them.
They shall think that a crushing calamity shall be brought upon them.
Knowing that there will be made to befall them some great calamity.
Expecting that a (back-breaking) calamity is going to be performed upon them.
Thou wilt know that some great disaster is about to fall on them.
Fearing that a great disaster is going to befall them.
knowing that a crushing calamity is about to befall them.
anticipating something devastating to befall them.
Thinking that a punishment is coming to them.
Expecting the worst.
Expecting that there will be done to them [something] backbreaking.
Thinking that a crushing calamity is upon them.)
Expecting a back breaking calamity.
In the fear that some back-breaking unhappy action was about to be started upon them:
realizing that a back-breaking calamity is going to be afflicted on them.
Thinking that a punishment is coming to them.