Diyanet İşleri
Orada ebedi kalırlar. Orası ne güzel bir durak ve ne güzel bir konaktır!
Furkân suresi
Furkân suresi, 76. ayet. خَٰلِدِينَ فِيهَا حَسُنَتْ مُسْتَقَرًّا وَمُقَامًا
ḫâlidîne fîhâ. ḥasünet müsteḳarrav vemüḳâmâ.
Orada ebedi kalırlar. Orası ne güzel bir durak ve ne güzel bir konaktır!
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Rahmân'ın kullarının vasıfları Furkân 63–77 3
Onlar, kendilerine Rabblerinin ayetleri hatırlatıldığı zaman, onlara kör ve sağır kesilmezler.
Onlar, "Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah'a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle" diyenlerdir.
İşte onlar, sabretmelerine karşılık cennetin yüksek makamlarıyla mükafatlandırılacaklar ve orada esenlik dileği ve selamla karşılanacaklardır.
Orada ebedi kalırlar. Orası ne güzel bir durak ve ne güzel bir konaktır!
(Ey Muhammed!) De ki: "Duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin! Siz yalanladınız. Öyle ise azap yakanızı bırakmayacak."
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 75–76. ayetler için yazılmıştır.
75-76. “İşte onlar sabretmelerinden ötürü cennetin yüksek köşkleri ile mükâfatlandırılacaklar.” Canın çektiği, gözlerin lezzet aldığı her bir şeyi ihtiva eden, son derece yüksek ve mükemmel meskenlerle mükâfatlandırılacaklardır. Bu mükâfatlara sabırları sebebiyle erişeceklerdir. Nitekim Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır: “Melekler de her kapıdan onların yanına gelip: Sabretmenize karşılık selam sizlere. (Dünya) yurdun(un) ne güzel akıbetidir bu! (derler)” (er-Ra’d, 13/23-24) Bundan dolayı Yüce Allah burada da: “Onlar orada esenlik dileği ve selâm ile karşılanırlar.” Rableri ve şerefli melekler onlara selam verecekleri gibi, kendileri de birbirlerine selam vereceklerdir. Ayrıca kederlendirici ve zevklerini bulandırıcı her şeyden yana da esenlikte olacaklardır.
zetle; Yüce Allah, bu salih kullarını ağır başlılıkla, kendisine karşı da kullarına karşıda alçak gönüllülükle, güzel edeple, hoşgörü ve tahammülle, güzel ahlâkla, cahilleri affetmekle, onlardan yüz çevirmekle, kötülüklerine karşı iyilikte bulunmakla, geceleyin ihlâsla namaz kılmakla, Rablerine kendilerini cehennemden korumak için dua etmekle, farz ve müstehap olan harcamaları yerine getirmekle, harcamada orta yolu tutmakla, -normalde ya aşırı gitmenin veya cimri davranmanın söz konusu olduğu harcamalarda orta yollu oldukları için- başka hususlarda haydi haydi orta yolu tutmamakla, büyük günahlardan uzak kalmakla, Allah’a ibadetlerinde ihlâs sahibi olmakla, başkalarının canına ve namusuna zarar vermekten uzak ve iffetli olmakla, bunlardan herhangi birisini işledikleri takdirde tevbe etmekle, kötülüklerin işlendiği, sözlü ve fiilî fâsıklıkların yapıldığı meclislerde hazır bulunmamakla ve onları da asla işlememekle, hayrı bulunmayan seviyez fiillerden ve boş sözlerden uzak kalmakla -ki bu onların erdemliliklerini, insanlıklarını ve kemallerini ifade eder-, sözlü ya da fiili düşük her bir şeyden kendilerini uzak tutmakla, Allah’ın âyetlerini kabul ile karşılamakla, o âyetlerin manalarını iyice anlamakla, bellemekle ve gereklerince amel etmekle, bu âyetlerin hükümlerini uygulamak için olanca gayretlerini harcamakla, Yüce Allah’a hem kendilerinin, hem kendileriyle ilgisi bulunanların, hem de müslümanların faydalanacağı şekilde eşlerinin, yakınlarının ve nesillerinin salih olmalarını isteyerek en güzel duaları yapmakla vasfetmiş bulunmaktadır. Eşlerine ve nesillerine gerekli bilgileri öğretmek, öğüt vermek ve nasihat etmek için çabalamak da bunun gerekleri arasındadır. Çünkü bir şeyi özellikle istemek ve bunun için Allah’a dua etmek için mutlaka onun sebeplerini de yerine getirmek gerekir. Yinre onlar, Allah’a kendileri için mümkün olan en yüksek derecelere erişmek için de dua etmişlerdir ki bu da önderlik ve sıddıklık derecesidir. Allah için gerçekten bunlar, en üstün sıfatlar ve en yüce maksatlardır. Bu maksatlar, ne kadar yüce, bu ruhlar ne kadar temiz, bu kalpler ne kadar duru ve saf, bu önder kimseler ne kadar da takvâlıdırlar! Yüce Allah’ın onlar üzerindeki lütfu, nimeti ve rahmeti de pek büyüktür. O’nun bu lütfu sayesinde de onlar bu üstün mevkilere ulaşmışlardır.
llah, bu salih kullarının vasıflarını beyan etmekle ve onların hallerini nitelendirip gayretlerinin neye yönelik olduğunu açıklamakla kullarına d abüyük bir lütufta bulunmuştur. Bunların mükâfatlarını da onlara açıklamıştır ki böylelikle onlar, bu salih kulların vasıflarına sahip olmak için özlem duysunlar. Bu uğurda bütün gayretlerini ortaya koysunlar. Bunlara her zaman ve mekanda, her an ve vakitte lütuf ve ihsanlarını sağanak sağanak yağdırandan, bunlara hidâyet verdiği gibi kendilerine de hidâyet vermesini istesinler. Onları himayesine aldığı gibi kendilerini de özel olarak himayesinin altına almasını istesinler.
amdler yalnız sanadır Allah’ım, şikayetimiz de yalnız sanadır, yardımı senden diliyoruz, senden imdat istiyoruz. Sen güç vermedikçe biz güç sahibi olamayız, kendimize bir fayda sağlamayız, gelecek zararları önleyemeyiz. Eğer sen bize bunları kolaylaştırmayacak olursan biz zerre kadar iyilik işleyemeyiz. Şüphesiz bizler zayıfız, her bakımdan âciz kimseleriz. Biz tanıklık ederiz ki Sen, bizi bir göz açıp kapayacak vakit dahi kendimize bırakacak olursan, bizi kendi zaafımızla, kendi acizliğimizle ve kendi günahlarımızla baş başa bıraktın demektir. Rabbimiz! Senin rahmetinden başka bir şeye güvenmiyoruz. O rahmetinle bizi yarattın, bizi rızıklandırıyorsun, görünür görünmez bunca nimetleri bize ihsan ediyorsun, başımızdan pek çok musibeti önlüyorsun. Bize öyle bir rahmet eyle ki bu sayede senden başkalarının rahmetine ihtiyacımız olmasın. Senden dileyen ve rahmetini uman, asla zarar etmez.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Orada ebedî kalırlar. İskan edip yerleştikleri yer ne güzel bir yer ve ikamet ettikleri mekân ne güzel mekândır.
Aynı kök: خلد (87 geçiş) · Ortak kavram: Ebedîlik (huld) · Ortak kavram: İhsan
Dedikleri bu söze karşılık Allah onlara, devamlı kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetleri mükafat olarak verdi. İşte bu, iyilik yapanların…
Aynı kök: خلد (87 geçiş) · Ortak kavram: Ebedîlik (huld) · Ortak kavram: İhsan
İslam'ı ilk önce kabul eden muhacirler ve ensar ile, iyilikle onlara uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş; onlar da O'ndan razı olmuşlardır.…
Aynı kök: خلد (87 geçiş) · Ortak kavram: Ebedîlik (huld) · Ortak kavram: İhsan
Güzel iş yapanlara (karşılık olarak) daha güzeli ve bir de fazlası vardır. Onların yüzlerine ne bir kara bulaşır, ne de bir zillet. İşte onlar…
Aynı kök: قرر (38 geçiş) · Ortak kavram: İhsan
O gün cennetliklerin kalacakları yer daha hayırlı, dinlenecekleri yer daha güzeldir.
Aynı kök: قرر (38 geçiş) · Ortak kavram: İhsan
Allah, yeryüzünü sizin için karar kılma yeri, göğü de bina yapan; size şekil verip de şekillerinizi güzel kılan ve sizi temiz şeylerle…
Aynı kök: قرر (38 geçiş)
Derken, şeytan ayaklarını oradan kaydırdı. Onları içinde bulundukları konumdan çıkardı. Bunun üzerine biz de, "Birbirinize düşman olarak inin. Sizin…
Ortak kavram: İhsan
Hani, "Şu memlekete girin. Orada dilediğiniz gibi, bol bol yiyin. Kapısından eğilerek tevazu ile girin ve "hıtta!" (Ya Rabbi, bizi affet) deyin ki,…
Ortak kavram: İhsan
Hani, biz İsrailoğulları'ndan, "Allah'tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz, herkese…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
İçlerinde ebedî kalacaklardır. Orası ne güzel bir ikamet yeri ve makamdır!
Onlar orada ebedi kalacaklar: o ne güzel bir ikamet mahalli, ne kutlu bir makamdır.
(ve onlar) orada sonsuza kadar yaşayıp gideceklerdir; bu ne güzel bir varış yeri, bu ne üstün bir makam!
(Onlar) orada sonsuza dek kalıcılardır. . . Ne güzel durak ve makamdır!
Orda ebedi olarak kalıcıdırlar; o, ne güzel bir karargah ve ne güzel bir konaklama yeridir.
Orada ebedî kalacaklardır. Orası ne güzel bir yerleşme ve ikamet yeridir.
Sürekli orada kalacaklardır. Ne güzel bir durak yeri ve ne güzel bir kalış yeridir.
Çok uzun süreli olarak orada kalacaklardır. Orası ne güzel bir karargah ve ne güzel bir yerdir!
Orada ebedi kalıcıdırlar. Ne güzel bir duraktır, ne güzel bir yerdir.
Orada ebedi kalıcıdırlar. Ne güzel bir duraktır, ne güzel bir yerdir.
Orada ebedi kalacaklar; ne güzel durulacak bir yer, ne güzel bir makam!
Orada ebedi kalacaklar, ne güzel makarr ne güzel makam
Sürekli orada kalacaklardır. Orası ne güzel bir konaklama yeri ve konaktır.
Sürekli orada kalacaklardır. Orası ne güzel bir konaklama yeri ve konaktır.
Sürekli orada kalacaklardır. Orası ne güzel bir konaklama yeri ve konaktır.
Orada ebedi olarak kalıcıdırlar; o, ne güzel bir karargah ve ne güzel bir konaklama yeridir.
Orada ebedi kalıcıdırlar onlar. O, ne güzel bir karargahdır, (ne güzel) bir ikaametgahdır!
Orada temelli kalırlar. Orası ne güzel bir yer ve ne güzel bir duraktır.
(70-77) Ancak, dönüş yapa nı / tövbe ede ni ve iman edip salih amel işle yeni işte Allah, onların kötülüklerini iyiliklerle yer değiştirir / mübadele eder. Allah bağışlayan ve esirgeyendir. Her kim vazgeçerse / tövbe ederse ve salih amel işlerse kesinlikle o tövbesi kabul edilmiş olarak Allaha döner. Sahte ve yalana şahitlik etmezler, boş söz ve gevezelik (oyalayıcı konuşma) ile karşılaştıklarında kibarca geçip giderler. Rablerinin ayetleri kendilerine hatırlatıldığında onlara kör ve de sağır kesilmezler. Rabbimiz bize zevcelerimizden ve soyumuzdan / zürriyetimizden göz aydınlıkları hibe eyle. Bizi sakınanlara lider/ önder / imam eyle d erler. Onlar, sabırları dolayısıyla bir oda ile ödüllendirileceklerdir ve de orada hürmet ve selam ile karşıla nacaklar. Orada kalıcıdırlar, ne güzel durulan yer dir / konumdur ve pozisyondur / makamdır. De ki duanız olmasaydı Rabbim size değer vermezdi. Kesinlikle siz yalanladınız ve ileride de gereken olacak.
Orada ebedî kalırlar. Orası ne güzel bir durak ve ne güzel bir konaktır!
Orada ebedi kalacaklardır. Ne güzel karargah ve ne güzel makamdır orası!
Orada ölümsüzleşeceklerdir. Orası ne güzel yerleşme ve kalma yeridir!
Orada ölümsüzleşeceklerdir; ne güzel kalma yeri, ne güzel yerleşme yeridir o.
Orada ebedi kalacaklar. Orası ne güzel bir yerleşme ve ikamet yeridir.
Orada temellidirler, O ne güzel konut ve ne güzel makam!
Orada sürekli kalacaklardır. Ne güzel konak yeri, ne güzel dinlenme yeri!"
Wherein they will have passed through nature to Eternity. How excellent it is for an abode and how excellent it is for a place to settle in.
There they will stay- a happy home and resting place!
Dwelling therein;- how beautiful an abode and place of rest!
Therein they shall abide for ever: how good an abode, and how good a resting-place!
They will remain in it timelessly, for ever. What an excellent lodging and abode!
Abiding therein - excellent it is as an abode, and as a place to rest in.
to abide in them [forever], an excellent abode and place.
They will abide therein (for ever). How excellent it is as a lodging place (to rest) and how noble as an abode for permanent stay.
Therein they shall dwell forever; fair it is as a lodging-place and an abode.
What an excellent place to live, what an excellent place to rest.
to dwell therein for aye; a good abode and station shall it be!
In it they will abide, what an excellent dwelling and position.
they shall remain in the same for ever: It shall be an excellent abode, and a delightful station.
These shall be rewarded with a high place for that they were steadfast: and they will meet therein with welcome and peace,
Eternally (abiding) therein; fair it is as a repository and a stationing.
Abiding there for ever. Happy is it as abode and station!
And abide there for ever: What an excellent destination and abode!
therein to abide: [and] how goodly an abode and [how high] a station!
staying there forever. What an excellent place to settle and reside!
In it they will abide, what an excellent dwelling and position.
Eternally they abide therein; what a beautiful destiny; what a beautiful abode.
Abiding eternally therein. Good is the settlement and residence.
They abiding eternally therein; good as a dwelling-place and a residence.
Therein to abide. What a goodly destiny! And what a high station!
Living in there— How beautiful a home and place of rest!
living in it (the Paradise) for ever. It is best as an abode and as a place to dwell in.
In it they will abide, what an excellent abode and station.