Diyanet İşleri
Gerçek vaad (kıyametin kopması) yaklaşır, bir de bakarsın inkar edenlerin gözleri açılıp donakalmıştır. "Eyvah bizlere! Doğrusu biz bundan gafildik. Hatta biz zalim kimselermişiz" derler.
Enbiyâ suresi
Enbiyâ suresi, 97. ayet. وَٱقْتَرَبَ ٱلْوَعْدُ ٱلْحَقُّ فَإِذَا هِىَ شَٰخِصَةٌ أَبْصَٰرُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ يَٰوَيْلَنَا قَدْ كُنَّا فِى غَفْلَةٍ مِّنْ هَٰذَا بَلْ كُنَّا ظَٰلِمِينَ
vaḳterabe-lva`dü-lḥaḳḳu feiẕâ hiye şâḫiṣatün ebṣâru-lleẕîne keferû. yâ veylenâ ḳad künnâ fî gafletim min hâẕâ bel künnâ żâlimîn.
Gerçek vaad (kıyametin kopması) yaklaşır, bir de bakarsın inkar edenlerin gözleri açılıp donakalmıştır. "Eyvah bizlere! Doğrusu biz bundan gafildik. Hatta biz zalim kimselermişiz" derler.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Tek ümmet; Ye'cûc ve Me'cûc Enbiyâ 92–97 3
Şu halde, kim mü'min olarak bir salih amel işlerse, çalışması asla inkar edilmez. Şüphesiz biz onu yazmaktayız.
Helak ettiğimiz bir memleket halkının bize dönmemeleri imkansızdır.
Nihayet Ye'cüc ve Me'cüc'ün önü açıldığı zaman her tepeden akın ederler.
Gerçek vaad (kıyametin kopması) yaklaşır, bir de bakarsın inkar edenlerin gözleri açılıp donakalmıştır. "Eyvah bizlere! Doğrusu biz bundan gafildik. Hatta biz zalim kimselermişiz" derler.
Hiç şüphesiz siz ve Allah'tan başka kulluk ettikleriniz cehennem odunusunuz. Siz oraya varacaksınız.
Eğer onlar ilah olsalardı oraya varmazlardı. Halbuki hepsi orada ebedi kalacaklardır.
Onların orada derin bir iç çekişleri vardır! Onlar orada hiçbir şey işitmezler.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
97. “Ve hak vaat” Yani Yüce Allah’ın geleceğini vaat ettiği Kıyamet günü “yaklaşır.” Yüce Allah’ın vaadi haktır, doğrudur. İşte o gün karşı karşıya kalacakları aşırı dehşetli hallerden ve yoğun musibetlerin baskısından, işledikleri günah ve suçlarını bildiklerinden dolayı kâfirlerin gözlerinin dışarı fırladığını göreceksin. O vakit ölüm ve helakin gelip kendilerini kurtarmasını isteyecekler. Geçmişte yaptıkları için pişmanlık duyacaklar ve: “Gerçekten biz bu (günden) gafil idik” diyeceklerdir. Bu büyük günden gaflet içindeydik, ölüm bize gelip de Kıyamet günü ile karşılaşıncaya kadar dünyanın zevki içerisinde oyalanıp duruyorduk. Eğer bir kimsenin pişmanlıktan dolayı ölmesi söz konusu olsaydı hiç şüphesiz onlar o an ölürlerdi. “Hatta (onu inkar eden) zalim kimselerdik” diyerek de zalimliklerini itiraf edeceklerdir. Yüce Allah, onlar hakkında adaletli bir hüküm vermiş olacaktır. O vakit hem onların hem de tapındıkları varlıkların, cehennem ateşine götürülüp atılmaları emrolunacaktır. İşte bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Onların yerlerinden çıkması ile kıyamet yaklaşır, korkusu ve şiddeti daha çok ortaya çıkar. Kıyametin korkusunun şiddetinden kâfirlerin gözleri açılır ve şöyle derler: Eyvah bizlere! Biz dünyada oyun içindeydik ve o büyük gün için hazırlık yapmaktan kendimizi alıkoyduk. Bilakis biz küfür ve günahları işleyerek zalim kimseler olduk.
Aynı kök: شخص (2 geçiş) · Aynı kök: غفل (35 geçiş)
Sakın, Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor.
Aynı kök: غفل (35 geçiş) · Aynı kök: قرب (96 geçiş)
İnsanların hesaba çekilmeleri yaklaştı. Halbuki onlar gaflet içinde yüz çevirmekteler.
Aynı kök: قرب (96 geçiş) · Ortak kavram: Vaad
Konukları şöyle dedi: "Ey Lut! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla ulaşamayacaklar. Geceleyin bir vakitte aileni al götür. İçinizden kimse…
Aynı kök: قرب (96 geçiş) · Ortak kavram: Vaad
Kendisiyle dağların yürütüleceği veya yeryüzünün parçalanacağı, ya da ölülerin konuşturulacağı bir Kur'an olacak olsaydı (o yine bu kitap olurdu).…
Aynı kök: قرب (96 geçiş) · Ortak kavram: Vaad
Eğer yüz çevirirlerse, de ki: "(Bana emrolunanı, ayırım yapmadan) size eşit olarak bildirdim. Tehdit edildiğiniz şey yakın mı yoksa uzak mı,…
Aynı kök: غفل (35 geçiş)
Sonra bunun ardından kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi, hatta daha katı oldu. Çünkü taş vardır ki, içinden ırmaklar fışkırır. Taş vardır ki…
Aynı kök: غفل (35 geçiş)
Ama siz, birbirinizi öldüren, içinizden bir kesime karşı kötülük ve zulümde yardımlaşarak; size haram olduğu halde onları yurtlarından çıkaran, size…
Ortak kavram: Vaad
Hani, biz Musa ile kırk gece için sözleşmiştik. Sizler ise onun ardından (kendinize) zulmederek bir buzağıyı tanrı edinmiştiniz.
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Ve gerçek vaat (Son Saat) yaklaşınca, kâfir olanların gözleri birdenbire donakalır! (Onlar) "Ah, eyvah, yazıklar olsun bize! Elbette bu durumdan habersizmişiz; hatta biz zalimlermişiz!" (diyeceklerdir).
İmdi, mutlaka gerçekleşecek olan sözün vakti yaklaşmıştır: işte o zaman, küfürde ısrar edenler, gözleri yuvalarından fırlatmış bir halde "Yazıklar olsun bize!" (diyecekler), "Doğrusu biz bu (söze) karşın gaflete dalmışız; dahası (böyle yapmakla) kendi kendimize kıymışız!"
(ki o zaman) başa gelmesi kaçınılmaz olan (kıyamet) söz(ün)ün gerçekleşmesi de yaklaşmış olacaktır. O zaman ki, hakkı inkara şartlanmış olan kimselerin gözleri yerinden oynayacak ve (birbirlerine:) "Vah bize!" (diye yakınacaklar), "Bu (kıyamet sözüne) karşı hep umursamazlık gösterdik! Çünkü, zulüm ve kötülük yap(maya eğilimli ol)an kimselerdik!"
Ölüm yaklaştığında, bir de bakarsın ki hakikat bilgisini inkar edenlerin gözleri dehşetle donar kalır! "Eyvah! Gerçekten biz kozamızda - dünyamızda yaşıyormuşuz (bu gerçeği fark edememişiz)! Hayır, zalimler imişiz. "
Gerçek olan va'd yaklaşmıştır, işte o zaman, inkar edenlerin gözleri yuvalarından fırlayacak: "Eyvahlar bize, biz bundan tam bir gaflet içindeydik, hayır, bizler zalim kimselerdik" (diyecekler).
Gerçek vadolan kıyamet artık yaklaşmıştır, işte o zaman, küfredenlerin gözleri donakalır ve "Yazıklar olsun bize! Biz, bundan gaflet içinde idik; daha zâlimdik" derler.
Zaten sözü verilen gerçek yaklaşmış; nankörlük edenlerin gözleri birden donup kalmıştır: "Vay başımıza gelene! Bundan önce aymazlık içindeydik!" "Hayır! Haksızlık yapanlardan olduk!"
-Nihayet Ye'cuc ve Me'cuc setleri açıldığı ve onlar her tepeden akın ettiği zaman, verilen gerçek söz yaklaştığında inkar edenlerin gözleri donakalır! "Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz, bu durumdan habersizmişiz, hatta biz zalim kimselermişiz" derler.
Hak sözün gerçekleşmesi yaklaşmış ve kafirlerin gözleri korkudan dona kalmıştır: "Vah bize, biz bundan gaflet içinde idik. Biz gerçekten zalimler olduk." dipnot 1
Hak sözün gerçekleşmesi yaklaşmış ve kafirlerin gözleri korkudan dona kalmıştır: 'Vah bize, Biz bundan gaflet içinde idik. Biz gerçekten zalimler olduk.'
ve gerçek va'd yaklaştığı vakit, işte o zaman o küfredenlerin gözleri belerecek (bir noktaya dikilip kalacak): "Eyvah bizlere, biz bundan gaflet ettik! Hayır, kendimize zulmetmiş olduk!" diyecekler.
ve hak va'd yaklaştığı vakıt, o zaman işte o küfredenlerin derhal gözleri belerecek "eyvah bizlere biz bundan gaflet ettik, hayır kendimize zulmetmiş olduk" diyecekler
Uyarıldıkları gerçekle yüz yüze geldiklerinde, Kafirlerin gözleri korku ile büyür. "Eyvah bizlere! Gerçekten biz aldanış içindeymişiz. Aslında biz, kendimize haksızlık etmişiz."
Uyarıldıkları gerçekle yüz yüze geldiklerinde, Kafirlerin gözleri korku ile büyür. "Eyvah bizlere! Gerçekten biz aldanış içindeymişiz. Aslında biz, kendimize haksızlık etmişiz."
Uyarıldıkları gerçekle yüz yüze geldiklerinde, gerçeği yalanlayan nankörlerin gözleri korku ile büyür. "Eyvah bizlere! Gerçekten biz aldanış içindeymişiz. Aslında biz, kendimize haksızlık etmişiz."
(96-97) Yecuc ve Mecuc(un sedleri) açıldığında, onlar her bir tepeden akın ederler. Gerçek olan vaad yaklaşmıştır, işte o zaman, küfredenlerin gözleri yuvalarından fırlayacak: "Eyvahlar bize, biz bundan tam bir gaflet içindeydik hayır, bizler zalim kimselerdik" (diyecekler).
(96-97) Nihayet Ye'cuc ve Me'cuc (un seddi) açılıb da her tepeden saldıracakları ve gerçek va'd olan (kıyamet) yaklaşdığı vakit, işte o zaman o küfr (ve inkar) edenlerin gözleri hemen belirib kalacak, "Eyvah bizlere! Doğrusu biz bundan gaflet içindeydik. Hayır, biz zaalim kimselerdik" (diyecekler).
Ve gerçek vaad yaklaştığı zaman; o küfredenlerin gözleri belerip kalır: Vah bize, bundan önce gaflet içindeydik, biz gerçekten zalimler idik.
(95-103) Helak ettiğimiz memleketlere dönmeleri yasaktır / haramdır, onlar kesinlikle oraya Ye’cüc ve Me’cüc açılıp ta her tepecikten / tümsekten çoğalarak yayılıncaya değin geri dönemeyecekler, Allah’ın gerçek vaadi yaklaşmıştır, kafirlerin gözleri hayretten tam açıktır , yazıklar olsun bize ki bundan bunun farkında değildik / gafil idik, bilakis biz zalimlerdik, sizler ve Allah’tan başka taptıklarınız cehennem yakıtısınız , o raya varacaksınız. Onlar eğer ilah olsalardı oraya / cehenneme varmazlardı (demek ki ilah değillermiş) hepsi orada kalıcıdırlar, onlara orada bir nefes iniltisi / bir iç çekiş vardır ve ayrıca orada işitmezler. Bizce güzel olduklarına dair hüküm almışlar / güzellikle sabıkalılar işte onlar ondan / cehennemden uzak kalanlardır , o nun tıslamasını / sesini dahi duymayacaklar , istedikleri / iştah ettikleri her neyse onunla kalıcıdırlar, büyük korkutucu (azap korkusu) onları hüzünlendirmeyecek, onlarla melekler buluşacaktır, işte size vaat edilen günleriniz budur.
Gerçek vaad (kıyametin kopması) yaklaşır, bir de bakarsın kâfirlerin gözleri açılıp donakalmıştır. “Eyvah bizlere! Doğrusu biz bundan gafildik. Hatta biz zalim kimselermişiz.” derler.
Gerçek va'd (yani kıyamet) yaklaşmış olur. İnkar edenlerin gözleri birden donup kalır. "Vah bize, biz bundan gaflet içinde idik (bunun doğru olacağını hiç düşünmüyorduk). Meğer biz zulmediyormuşuz!" (diye mırıldandılar).
tümüyle gerçek olan o vaat (cezalandırma vakti) yaklaşmış olur dipnot 1 . Bir de bakarsın ki (kabirlerinden çıkan bütün) kafirlerin gözleri yuvalarından fırlamış şöyle diyorlar: "Vay halimize, bu konuda umursamazlık içindeydik dipnot 2 , aslında biz yanlışa dalan kimselerdik!"
Artık gerçek tehdidin (cehennemin) vakti yaklaşmıştır. Birde bakarsın ki bu kafirlerin gözleri fal taşı gibi açılmış "Yazık oldu bize, bunu hesaba katmamıştık, aslında yanlış yapıyorduk" diyorlar.
İşte hak olan vaat yaklaşmıştır. İşte o zaman kafirlerin gözleri dehşetten donakalır Eyvah bize! Bundan önce biz gaflet içindeydik. Biz gerçekten zalim kimselerdik (derler).
İşte gerçek vaat yaklaşmıştır. İşte o zaman kafirlerin gözleri dehşetten bakakalır: - Eyvah bize, bundan önce biz gaflet içindeydik. Biz gerçekten zalim kimselerdik.
Hak olan vaat yaklaşmıştır. İnkar edenlerin gözleri birden donup kalmıştır. "Vay başımıza! Biz bundan gafil bulunuyorduk. Hayır, biz zalimlerdik." derler.
And the promised Event approaches, there and then shall the infidels' eyes be wide open gazing fixedly in horror and they express their thoughts in words, thus: "Woe betide us ", they shall say, "we were not only oblivious of this event but We were also wrongful of actions".
when the True Promise draws near, the disbelievers’ eyes will stare in terror, and they will say, ‘Woe to us! We were not aware of this at all. We were wrong.’
Then will the true promise draw nigh (of fulfilment): then behold! the eyes of the Unbelievers will fixedly stare in horror: "Ah! Woe to us! we were indeed heedless of this; nay, we truly did wrong!"
and the time for the fulfilment of the true promise of Allah draws near, dipnot 1 whereupon the eyes of those who disbelieved will stare in fear, and they will say: "Woe to us, we were indeed heedless of this; nay, we were wrongdoers." dipnot 2
and the True Promise is very close, the eyes of those who were kafir will be transfixed: ‘Alas for us! We were unmindful of this! No, rather we were definitely wrongdoers. ’
And the true promise (Day of Resurrection) shall draw near (of fulfillment). Then (when mankind is resurrected from their graves), you shall see the eyes of the disbelievers fixedly staring in horror. (They will say): "Woe to us! We were indeed heedless of this - nay, but we were Zâlimûn (polytheists and wrong-doers)."
and the true promise draws near [to its fulfillment], behold, the faithless will look on with a fixed gaze: ‘Woe to us! We have certainly been oblivious of this! Rather we have been wrongdoers!’
And when the time (of the fulfillment) of the true promise (about the destruction of the forces of falsehood and materialism as represented by Gog and Magog) draws near, behold! the eyes of those who do not believe (in the triumph of truth), will be transfixed (and they will exclaim), `Ah, woe to us! we were really forgetful of this (day), nay, we were of course unjust. '
and nigh has drawn the true promise, and behold, the eyes of the unbelievers staring: 'Alas for us! We were heedless of this; 'nay, we were evildoers. '
Then it will be very close for the true promise of God (the Day of Resurrection) to take place. You will see the horrified eyes of the disbelievers while saying: "Pity on us! We never took this seriously; indeed we were so unjust to ourselves."
And the true promise draws nigh, and lo! they are staring - the eyes of those who misbelieve! O, woe is us! we were heedless of this, nay, we were wrong-doers!
The promise of truth draws near. Then, when it is seen by the eyes of those who rejected: "Woe to us, we have been oblivious to this. Indeed, we were wicked!"
and the certain promise shall draw near to be fulfilled: And behold, the eyes of the infidels shall be fixed with astonishment, and they shall say, alas for us! We were formerly regardless of this day; yea, we were wicked doers.
Until Yagug and Magug (Gog and Magog, Lawless tribes or Lawlessness itself) are let loose (through every barrier), and they hasten out of every mound (rock, nook and cranny).
And the True Promise has drawn near; so, only then, do the beholdings of the ones who disbelieved (keep) glazing (i. e., eyesights) over. "O woe to us! We were already in (a state of) heedlessness of this; no indeed, we were unjust."
And the True Promise draweth nigh; then behold them, staring wide (in terror), the eyes of those who disbelieve! (They say): Alas for us! We (lived) in forgetfulness of this. Ah, but we were wrong-doers!
And the certain promise (of Doom) comes near. Then the eyes of unbelievers will be fixed in horror, (and they will cry:) "Ah, woe betide, we were indeed heedless of this, and were oppressors and unjust."
the while the true promise [of resurrection] draws close [to its fulfillment]. But then, lo! the eyes of those who [in their lifetime] were bent on denying the truth will stare in horror, [and they will exclaim:] "Oh, woe unto us! We were indeed heedless of this [promise of resurrection]! - nay, we were [bent on] doing evil!"
ushering in the True Promise.[1] Then—behold!—the disbelievers will stare ˹in horror, crying,˺ "Oh, woe to us! We have truly been heedless of this. In fact, we have been wrongdoers."
And the promise of truth draws near. Then, when it is seen by the eyes of those who rejected: "Woe to us, we have been oblivious to this. Indeed, we were wicked!"
That is when the inevitable prophecy will come to pass, and the disbelievers will stare in horror: "Woe to us; we have been oblivious. Indeed, we have been wicked."
And [when] the true promise has approached; then suddenly the eyes of those who disbelieved will be staring [in horror, while they say], "O woe to us; we had been unmindful of this; rather, we were wrongdoers. "
And drawn nigh has the true promise; and then the eyes of those who ignore warning will stare: “Woe is us! We had been in heedlessness of this. The truth is, we were wrongdoers.”
The time of the True Promise is coming closer. The eyes of the rejecters will stare in horror, "Oh, woe unto us! We lived in slumber. Nay, we were only hurting our 'Self'."
And the true Promise will draw near (to coming true): Then look! The eyes of the disbelievers will (only) constantly look on with fear: "Oh! Misery to us! Truly, we were careless of this; No, truly we did wrong!"
and the True Promise draws near, then it will so happen that the eyes of the disbelievers shall remain upraised (in terror, and they will say,) "Alas to us! We were in negligence about this; rather we were transgressors."
Andthe promise of truth draws near. Then, when it is seen by the eyes of those who rejected: "Woe to us, we have been oblivious to this. Indeed, we were wicked!"